TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET GÜÇLÜ VE RAMAZAN ERDEM BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/7942)
Karar Tarihi: 28/5/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 5/7/2019-30822
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Raportörler
:
Ayhan KILIÇ
Tuğba TUNA IŞIK
Başvurucular
:
1. Mehmet GÜÇLÜ
2. Ramazan ERDEM
Vekili
:
Av. Nurullah GÜLER
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, yöneticilik görevinden kanunla alınmanedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 6/5/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Konu yönünden tespit edilen hukuki irtibat nedeniyle2015/7948 numaralı bireysel başvurunun 2015/7942 numaralı bireysel başvuru ilebirleştirilerek incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucular, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kadroluöğretmen olup olay tarihinde başvuruculardan Mehmet Güçlü aynı zamanda eğitimmerkezi müdürlüğü, Ramazan Erdem de okul müdürlüğü görevini yürütmektedir.
10. Olay tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göreyöneticilik görevlerinin yürütülebilmesi yönünden herhangi bir üst sınıröngörülmemekte, disiplin veya yetersizlik gibi haklı sebeplerle görevden alınmadurumu hariç yöneticilik görevinin emeklilik tarihine kadar sürdürülmesi mümkünolmaktadır.
11. Ancak 14/3/2014 tarihinde yürürlüğe giren kanunideğişiklikle Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okul ve kurum müdürlüklerine atamayapılmasına ilişkin usul esaslar değiştirilmiştir. 14/9/2011 tarihli ve 28054sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat veGörevleri hakkında 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 37. maddesininsekizinci fıkrasında okul ve kurum yöneticiliği görev süresi dört yıl olaraköngörülmüştür. Öte yandan 1/3/2014 tarihli ve 6528 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle652 sayılı KHK'ya eklenen geçici 10. maddenin (8) numaralı fıkrasıyla da bu anakuralın mevcut yöneticilere uygulanması sağlanmış ve dört yıldan fazla sürediryöneticilik yapanların bu görevlerine son verilmiştir.
12. Başvurucuların müdürlük görevi, Kanun'un yürürlüğegirdiği tarihte dört yıllık süreyi doldurmuş olmaları sebebiyle Kanun gereğincekendiliğinden sona ermiştir. Başvurucuların müdürlük görevinin sona ermesisebebiyle ek ders ücreti ve maaş farkı gibi mali haklarında azalma meydana gelmiştir.
13. Başvurucular müdürlük görevlerinden alınmalarınaneden olan işlemin iptali istemiyle Malatya İdare Mahkemesinde (Mahkeme) davaaçmışlardır. Başvurucular dava dilekçelerinde kanun koyucunun yetki gaspıyaparak idarenin görev alanında olan atama işlemini kanun hükmüyle yaptığını vekuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı davrandığını ileri sürmüşlerdir.Başvurucular ayrıca kanun ile yöneticilik görevine son verilmesi suretiyle hakarama hürriyetinin ihlal edildiğini belirtmiş, son olarak özlük ve malihaklarının da kısıtlandığını ifade etmişlerdir. Başvurucular bu gerekçelerlesöz konusu yasal düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olduğunu iddia etmiş ve AnayasaMahkemesine başvurulmasını derece mahkemesinden talep etmişlerdir.
14. Mahkeme, esasını incelemeksizin davayı reddetmiştir.Mahkeme, davacıların görevine son verilmesinin doğrudan kanun ilegerçekleştirildiğini vurgulamış ve ortada idari davaya konu olabilecek birişlemin bulunmadığını ifade etmiştir.
15. Başvurucular bu karara karşı Malatya Bölge İdareMahkemesinde (Bölge İdare Mahkemesi) itiraz yoluna başvurmuşlardır. Bölge İdareMahkemesi, mahkeme kararını onamıştır. Başvurucuların karar düzeltme istemiBölge İdare Mahkemesinin 4/3/2015 tarihli kararlarıyla reddedilmiştir. Nihaikarar 6/4/2015 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir.
16. Başvurucular 6/5/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
17. 652 sayılı KHK'nın 37. maddesinin (8) numaralıfıkrasının olay tarihinde yürürlükte bulunan hâli şöyledir:
"...
(8) Okul ve kurum müdürleri; yazılıve/veya sözlü olarak yapılacak okul veya kurum müdürlüğü sınavında başarılıolmak kaydıyla, hizmet süreleri, performans ve yeterlikleri dikkate alınarak ilmillî eğitim müdürünün teklifi üzerine vali tarafından atanır. Bu fıkranınuygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.
..."
18. 6528 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle değiştirilen 652sayılı KHK'nın 37. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
"...
(8) Okul ve Kurum Müdürleri, İl MillîEğitim Müdürünün teklifi üzerine, Müdür Başyardımcısı ve Yardımcıları ise Okulveya Kurum Müdürünün inhası ve İl Millî Eğitim Müdürünün teklifi üzerine Valitarafından dört yıllığına görevlendirilir. Bu görevlendirmelerin süretamamlanmadan sonlandırılması, süresi dolanların yeniden görevlendirilmesi ilebu fıkranın uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikledüzenlenir. Bu fıkra kapsamındaki görevlendirmeler özlük hakları, atama veterfi yönünden kazanılmış hak doğurmaz.”
..."
19. 6528 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle eklenen 652sayılı KHK'nın geçici 10. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
"(8) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla halen Okul veKurum Müdürü, Müdür Başyardımcısı ve Yardımcısı olarak görev yapanlardan görevsüresi dört yıl ve daha fazla olanların görevi, 2013-2014 ders yılının bitimiitibarıyla başka bir işleme gerek kalmaksızın sona erer. Görev süreleri dörtyıldan daha az olanların görevi ise bu sürenin tamamlanmasını takip eden ilkders yılının bitimi itibarıyla başka bir işleme gerek kalmaksızın sonaerer."
B. UluslararasıHukuk
20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının medenihak ve uyuşmazlıklar kolunun uygulanabilirliğine ilişkin içtihadını Regner/ÇekCumhuriyeti ([BD], B. No: 35289/11, 19/9/2017, § 99-112) kararındatoparlamıştır. Kararın ilgili kısımları şöyledir:
"99. AİHM 'medeni' kol bağlamında6. maddenin uygulanabilir olması için Sözleşme'de korunup korunmadığındanbağımsız olarak ulusal hukukta tanınan -en azından savunulabilir bir temelibulunan- bir 'hak' ile ilgili bir 'uyuşmazlık' olması gerektiğini tekrarlar.Uyuşmazlık samimi ve ciddi olmalıdır. Uyuşmazlık sadece bir hakkın gerçek varlığıyladeğil, hakkın kapsamı ve uygulanma şekliyle de ilgili olabilir. Son olarakyargılamanın sonucu söz konusu hak için doğrudan belirleyici olmalıdır. Ancakhafif bağlantılar ya da uzak sonuçlar 6. maddenin devreye girebilmesi içinyeterli olmaz .
100.AİHM hakkın varlığıylailgili olarak, ulusal hukukun ilgili hükümlerinin ve ulusal mahkemelerinbunlara ilişkin yorumlarının başlangıç noktası olması gerektiğini tekrarlar. 6.maddenin (1) numaralı fıkrası 'hak ve yükümlülükler' için taraf devletin maddihukukunda herhangi bir somut içerik garanti etmez. AİHM taraf devletin ulusalhukukunda yasal bir temeli bulunmayan maddi bir hakkı 6. maddenin (1) numaralıfıkrasının yorumu yoluyla türetmeyebilir.
101. Bu çerçevede AİHM ulusal kanunkoyucu tarafından ihdas edilen hakların maddi veya usule ilişkin ya daalternatifli olarak bu ikisinin bir kombinasyonu da olabileceğini gözlemler.
102. Ulusal hukukta tanınan vemahkemeler kanalıyla icra ettirilebilme usul güvencesiyle desteklenmiş birmaddi hakkın bulunduğu hallerde 6. maddenin (1) numaralı fıkrası bağlamındahakkın var olduğu hususunda şüphe yoktur. Kanun hükmünün lafzının [otoritelere] takdir yetkisibahşetmesi tek başına hakkın varlığını dışlayan bir unsur olarak görülemez.Gerçekte 6. madde başvurucunun hakkına müdahale sonucunu doğuran takdiryetkisine dayalı kararlara ilişkin davalara da uygulanır.
103. Ancak 6. madde ulusal kanun koyucutarafından -herhangi bir hak bahşetmeksizin- mahkemelerde ileri sürülmesimümkün olmayan belli avantajlar sağladığı hallerde uygulanmaz. Aynı durum birkimsenin ulusal mevzuattaki haklarının, bunların tanınacağına dair basit birumut ile sınırlı olduğu ve hakkın tanınmasının bütünüyle otoritelerin takdirineve keyfiyetine bağlı bulunduğu haller yönünden de geçerlidir.
104. Ulusal mevzuatın bir kişinin maddibir hakkını tanıdığı fakat şu veya bu sebeple bu hakkın mahkemeler aracılığıylatespitini veya icra edilmesini temin edecek yasal araçlar öngörmediği haller deolabilmektedir. Bu durum -örneğin- ulusal hukukta yargısal muafiyet öngörüldüğühallerde söz konusu olur. Buradaki muafiyet maddi hakkı güçlendirmekten ziyadeulusal mahkemelerin hakkın tespiti yetkisine yönelik getirilen prosedürel birkısıtlama olarak görülmektedir.
105. Bazı durumlarda ulusal hukukbireyin öznel bir hakkını tanımamasına karşın işlemin keyfi olduğu veya yetkiaşımı içerdiği ya da usul hataları bulunduğu yolundaki iddialarını inceletmekiçin dava açma hakkı bahşetmektedir. Bu durum, kamu otoritelerinin bir avantajıveya ayrıcalığı tanımak veya buna ilişkin isteği reddetmek hususunda mutlaktakdir yetkisini haiz olduğu ve kanunun kişiye bu hakla ilgili olarak tanıdığı,mahkemelere başvuru hakkının kullanımı üzerine mahkemelerin bu işlemi hukukaaykırı bularak iptal edebildiği hallerde önem taşır. Böyle bir durumda 6.maddenin (1) numaralı fıkrası avantaj ya da ayrıcalığın bir kere tanınmaklamedeni bir hakka vücut vermesi koşuluyla uygulanabilir.
106. İlgili hakkın 'medeni' karakteriile ilgili olarak AİHM öncelikle işçi ve işveren arasında akdedilen işsözleşmesine dayalı alelade [özel] hukuk kapsamındaki istihdam ilişkilerinin her ikitaraf -sırasıyla, sözleşmede kararlaştırılan hizmeti sunan ve bu hizmet alımıkarşılığında sözleşmede kararlaştırılan ücreti ödeyen taraflar-açısından 'medeni'hak doğurduğunu gözlemler.
Devlet dahil kamu tüzel kişisi ilekamuda çalışanı arasındaki istihdam ilişkisi de yürürlükteki ulusal mevzuatagöre özel kişiler ile kamu hizmeti yürüten bir kamu kurumu arasındaki ilişkiyidüzenleyen iş hukuku hükümlerine dayalı olabilir. Öte yandan özel sektöreuygulanabilir iş hukuku hükümleri ile kamu hizmetine uygulanabilir bellihükümlerin bileşiminden oluşan karma sistemler de bulunabilir.
107. Vilho Eskelinen ve diğerleriiçtihadında üretilen kriterlere göre, kamu hizmetlerinde istihdam edilen kamuçalışanlarıyla ilgili olarak iki koşul gerçekleşmedikçe taraf devlet AİHMönünde başvurucuyu 6. maddede yer alan korumanın kapsamı dışına çıkarmakbakımından başvurucunun kamu görevlisi statüsüne dayanamaz. Birincisi, devletkendi ulusal hukukunda söz konusu görev veya kamu çalışanı kategorisi için davayolunu kapalı tuttuğunu açık bir biçimde düzenlemelidir. İkincisi, dava yolununkapalı hale getirilmesi objektif temele dayalı bir devlet yararı ilehaklılaştırılmalıdır. Dava yolunun kapalı tutulmasının haklılaştırılabilmesiiçin bir işveren olarak devletin, ilgili kamu görevlisinin kamu gücününkullanımına katıldıklarını veya kamu görevlisi ile devlet arasında özel birgüven veya sadakat bağının var olduğunu ileri sürmesi yetmez. Devletin aynızamanda söz konusu somut uyuşmazlığın konusunun kamu gücünün kullanımınailişkin olduğunu veya özel bağı tartışmaya açtığını gösterme yükümlülüğübulunmaktadır. Bu yüzden devlet ile kamu görevlisi arasındaki ilişkininözelliği, olağan iş uyuşmazlıklarının -aylık, ikramiye ve diğer özlük haklarınailişkin ihtilaflar gibi- 6. maddenin garantilerinin dışında bırakılmasıbakımından kural olarak haklı bir temel olarak görülemez. Esasında 6. maddeninuygulanacağı yönünde bir karinenin varlığı kabul edilmelidir. Ulusal hukukagöre kamu görevlisinin dava açma hakkının bulunmadığını ve kamu görevlisinin 6.maddenin kapsamının dışında tutulmasının haklı bir temelinin bulunduğunugöstermek taraf devletin yükümlülüğündedir.
108. AİHM Vilho Eskelinen ve diğerlerikararında ortaya konulan kriterler kamu görevlileriyle ilgili olarak kamuhizmetine alınma ya da atama, derece veya terfi, naklen atanma, göreve sonverme dahil olmak üzere oldukça farklı türde uyuşmazlığa uygulanageldiğinivurgulamaktadır. AİHM kamu çalışanı icra memurunun disiplin soruşturması sonucukamu görevinden ihraç edilmesine ilişkin başvuruyu incelediği Bayer/Almanyakararında (B. No: 8453/04, 16/7/2009, § 38) daha açık bir şekilde, 'aylık,ikramiye ve diğer özlük hakları' ile ilgili uyuşmazlıkların, 'olağan işuyuşmazlıklarının' Eskelinen testi kapsamında 6. maddenin uygulanması gerekentadadi örneklerinden ibaret olduğuna karar vermiştir. AİHM Olujićkararında (Olujić/Hırvatistan, B. No: 22330/05, 5/2/2009, § 34) Eskelininkararındaki 6. maddenin uygulanabilirliği karinesinin kamu görevindençıkarılmaya ilişkin davalarda da uygulanacağına karar vermiştir.
...
111. AİHM bir mahkeme başkanının atamaişleminin yargısal denetimi ile ilgili bir davada da 6. maddenin uygulanabilir olduğunakarar vermiştir (Tsanova-Gecheva/Bulgaristan, B. No: 43800/12, 15/9/2015, §§84-85). AİHM 6. maddenin yükselmeyi veya bir kadroda bulunmayı garantietmediğini kabul etmekle birlikte atama ve yükselme süreçlerinde adalet vehakaniyetin gözetilmesi ve kamu hizmetine girmede eşit muamele görme hakkının,ulusal mahkemeler bunların varlığını tanıdığı ve başvurucu tarafından bubağlamda ileri sürülen hususları incelediği sürece ulusal hukukta tanınan birhak olarak görülebileceğini belirtmektedir.
..."
V. İNCELEME VEGEREKÇE
21. Mahkemenin 28/5/2019 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
22. Başvurucular müdürlük görevlerine son verilmesineilişkin işlemin iptali talebiyle açtıkları davanın idari davaya konu olabilecekbir işlemin varlığından söz edilemeyeceği ve davanın esasının incelenme olanağıbulunmadığı gerekçesiyle incelenmeksizin reddine karar verilmesi nedeniyleeşitlik ilkesinin, adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
23. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanakalınacak "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanmahakkına sahiptir."
24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucuların diğer haklarla bağlantı kurarak ileri sürdüğü iddialarınadil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmesigerektiği değerlendirilmiştir.
1. UygulanabilirlikYönünden
25. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre AnayasaMahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamugücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ekprotokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa veSözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içerenbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (OnurhanSolmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
26. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında;herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğalsonucu olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvencealtına alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36.maddesinin birinci fıkrasına adil yargılanma ibaresinin eklenmesineilişkin 14. maddesinin gerekçesinde "değişiklikle TürkiyeCumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altınaalınmış olan adil yargılama hakkı[nın] metne dahil" edildiğibelirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesine söz konusu ibarenineklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasalgüvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No:2014/6673, 25/7/2017, § 54). Bu itibarla Anayasa'da güvence altına alınan adilyargılanma hakkının kapsam ve içeriği belirlenirken Sözleşme'nin "Adilyargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin ve buna ilişkin AİHMiçtihadının da gözönünde bulundurulması gerekir (Onurhan Solmaz,§ 22).
27. Sözleşme, bir kişinin sahip olduğunu ilerisürebileceği tüm hak ve yükümlülükler bakımından adil yargılanma hakkınıgüvenceye almamaktadır. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin medeni hak veyükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların ve bir suç isnadınınesasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamıbu konularla sınırlandırılmıştır. Hak arama hürriyetinin ihlal edildiğigerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için ya başvurucunun medeni hak veyükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuyayönelik bir suç isnadının esası hakkında karar verilmiş olması gerektiğianlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanmahakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve Sözleşme'nin ortakkoruma alanı kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz (OnurhanSolmaz, § 23).
28. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı suç isnadına bağlı yargılamaların yanında bir kimsenin medenihak ve yükümlülüklerinin karara bağlanmasıyla ilgili yargılamalarda dauygulanır. Anayasa'nın 36. maddesinin (1) numaralı fıkrasının medeni meselelerdeuygulanabilmesi için ortada hukuk düzeni tarafından kişiye tanınmış veya enazından savunulabilir temeli bulunan bir hakkın bulunması gerekir. Buhakkın Anayasa'da doğrudan veya dolaylı olarak tanımlanan ve güvence altınaalınan bir hakka ilişkin olması zorunlu değildir. Bu bakımdan kanunla kişileretanınan hak ve ayrıcalıklar da -mahkemelerde ileri sürülebilmesi koşuluyla-Anayasa'nın 36. maddesi bağlamında hak kavramına dâhildir. İkinci olarak buhakla ilgili olarak ilgili kişinin menfaatini etkileyen bir uyuşmazlık mevcutolmalıdır. Öte yandan bu uyuşmazlık ihtilaf konusu hakkın tespiti ve bu haktanyararlanılması bakımından belirleyici bir nitelik arz etmelidir.
29. Bir hakkın bulunup bulunmadığının tespitinde hakkıntanınması hususunda yetkili otoritelere takdir yetkisi verilip verilmediği debüyük önem taşımaktadır. Bir hakkın kişiye tanınıp tanınmaması hususundayetkili otoritelere mutlak takdir yetkisi tanınmış ise Anayasa'nın 36. maddesibağlamında adil yargılanma hakkının kapsamına giren bir hakkın varlığından sözedilemeyecektir. Buna karşılık ilgili hakkın bahşedilmesi hususunda kamuotoritelerine tanınan takdir yetkisi mutlak nitelikte değilse sırf takdiryetkisinin varlığına dayanarak hak sahibi olduğunu iddia eden kişinin bu hakkıelde etmek için başlattığı uyuşmazlık, adil yargılanma hakkının kapsamı dışındatutulamaz. Öte yandan idarenin takdir yetkisinin geniş olduğu hâllerde deidarenin takdirini kullanması sonucu yaptığı tasarrufun yargı mercilerinceiptal edilmesi mümkün ise hakkın varlığı kabul edilmelidir.
30. Bununla birlikte davaya konu edilmesine imkânbulunmayacak derecede önemsiz birtakım hak ve menfaatlerin Anayasa'nın 36.maddesi bağlamında hak olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.
31. İşçi ile işveren arasındaki iş sözleşmesinden doğanhak ve menfaatlerin medeni hak olarak değerlendirilmesi gerektiğihususunda kuşku bulunmamaktadır. Buna karşılık kamu hukuku kurallarına göreistihdam edilen kamu çalışanları ile devlet arasındaki ilişkinin her zamanmedeni hak niteliği taşıdığı söylenemeyecektir. Kamu çalışanları ile devletarasındaki ilişkinin medeni hak kapsamı dışında kalan boyutları da bulunabilir.Bununla birlikte kamu çalışanlarına tanınan hak ve ayrıcalıkların da kuralolarak medeni niteliğinde olduğu vurgulanmalıdır. Ne var ki istisnai de olsakamu çalışanlarına tanınan hak ve ayrıcalıkların medeni hak kapsamındadeğerlendirilmemesi mümkündür. Bu bağlamda kamu çalışanlarına statü hukukuylatanınan hak ve ayrıcalıkların medeni karakterde olmadığının kabul edilebilmesiiçin iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir.
32. Birincisi, kamu çalışanlarına bahşedilen hakkınmahkemelerde dava konusu edilemez nitelikte olması gerekir. Diğer bir ifadeylebu hakla ilgili uyuşmazlıklara karşı dava yolunun kapalı tutulması gerekir. Şuhâlde kamu çalışanları ile ilgili olarak dava konusu edilebilir her türlü hakve menfaatin medeni hak niteliğinde olduğu ifade edilebilir. İkincisi sözkonusu hak ve menfaate ilişkin uyuşmazlığa karşı dava yolunun kapatılmasınınhaklı bir nedene dayanması gerekir. Haklı nedenin varlığından söz edilebilmesiiçin dava yolu kapatılan uyuşmazlığın kamu gücünün kullanımıyla ilgili olmasıve kamu görevlisi ile devlet arasındaki güven ve sadakat ilişkisini tartışmayaaçtığının gösterilmesi lazımdır. Bu itibarla salt ilgilinin kamu gücü kullananbir kamu görevlisi olması ve bu kişinin devlet ile özel bir güven ve sadakatilişkisi içinde bulunması bu kişiyle ilgili her türlü uyuşmazlığa karşı davayolunun kapalı tutulmasını haklı hâle getirmez. Bu noktada önem taşıyan husus,ihtilaf konusu uyuşmazlığın kendisinin kamu gücünün kullanımıyla ilgiliolmasıdır.
33. Somut olay açısından başvuruya konu şikâyetin medenihak ve yükümlülükler ile ilgili bir uyuşmazlık olup olmadığı adil yargılanmahakkının kapsamının tespiti açısından önem taşımaktadır.
34. Başvurucuların müdür olarak görevlendirildikleridönemde yürürlükte olan mevzuat, disiplin ve görevde yetersizlik gibi nedenlerhariç emekli olacakları tarihe kadar müdürlük görevini yürütmelerine imkântanımaktadır. Emeklilik tarihine kadar müdürlük görevini yürütebilmelerininbaşvuruculara mevzuatla tanınan maddi bir hak olduğunun kabulü gerekir. Öteyandan başvurucuların müdürlük görevinden dolayı maaş ve ek ders ödemeleriyönünden birtakım avantajlara sahip oldukları not edilmelidir. Bu parasalavantajların da mevzuatla tanınan bir hak olarak görülmesi gerektiğideğerlendirilmiştir. Sonuç olarak başvuruculara mevzuatla tanınan bir hakkınbulunduğu kanaatine varılmıştır.
35. Bundan sonraki aşamada bu hakkın dava konusuedilebilir olup olmadığı incelenmelidir. Türk hukuk sisteminde müdürlükten almaişlemine karşı idari yargıda iptal davası açılabileceği hususunda bir kuşkubulunmamaktadır. Dolayısıyla müdürlükten alınma işleminden kaynaklananuyuşmazlığın medeni hak ve yükümlülük kapsamında değerlendirilmesigerektiği anlaşılmaktadır.
36. Bu noktada Anayasa Mahkemesi somut olayda medenihakkın varlığına ilişkin tespitte bulunurken başvurucuların kanunlagörevden alınmış olmalarını ve kanuna karşı derece mahkemelerinde davaaçılamamasını dikkate almayacaktır. Zira medeni hakkın varlığı, ilgiliuyuşmazlığın doğduğu tarihteki koşullara göre belirlenmelidir.
2. KabulEdilebilirlik Yönünden
37. Somut olayda başvurucuların müdürlük görevi 652sayılı KHK'ya eklenen geçici 10. maddenin (8) numaralı fıkrası gereğincekendiliğinden sona ermiştir. Dolayısıyla somut olayda kanuna karşı bireyselbaşvuruda bulunulamayacağı kuralı ile çelişen bir yön bulunup bulunmadığıincelenmelidir.
38. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (3) numaralıfıkrasında, yasama işlemlerinin doğrudan bireysel başvuru konusu yapılamayacağıdüzenlenmiştir. Bir yasama işleminin temel hak ve özgürlüğün ihlaline nedenolması durumunda doğrudan yasama işlemi aleyhine değil ancak yasama işlemininuygulanması mahiyetindeki işlem, eylem ve ihmallere karşı bireysel başvuruyapılabilir (Süleyman Erte, B. No: 2013/469, 16/4/2013, § 17; SerkanAcar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 37).
39. Kanuna karşı doğrudan bireysel başvuruda bulunulmasımümkün olmamakla birlikte kanunun uygulanması üzerine uygulama işlemi veyaeylemine karşı bireysel başvuruda bulunulmasına herhangi bir engelbulunmamaktadır. Ayrıca kanunun uygulanması üzerine yapılacak bireyselbaşvuruda ihlalin kanundan kaynaklandığının ileri sürülmesine ve AnayasaMahkemesinin bu kanunun hak ihlaline yol açıp açmadığını incelemesinin önündebir mâni yoktur. Dahası söz konusu kanun maddesinin başvurucunun ileri sürdüğüşikâyet bağlamında ihlale neden olup olmadığını incelemek Anayasa Mahkemesininanayasal görevi ve yükümlülüğüdür.
40. Bu durumda somut olayda doğrudan kanuna karşı mıyoksa kanunun uygulanmasına karşı mı bireysel başvuruda bulunulduğunun tespitigerekmektedir. 652 sayılı KHK'ya eklenen geçici 10. maddenin (8) numaralıfıkrası, yürürlüğe girdiği anda başvurucuların da dâhil olduğu yöneticilerin bugörevlerinin kendiliğinden sona ermesini öngörmektedir. Dolayısıyla bu Kanunyürürlüğe girmekle etkisini göstermekte, diğer bir ifadeyle yürürlüğe girdiğianda uygulanmış olmaktadır. Şu hâlde başvurucular tarafından yapılan bireyselbaşvurunun kanunun uygulanmasına yönelik olduğu açıktır.
41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. EsasYönünden
a. HakkınKapsamı ve Müdahalenin Varlığı
42. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma vesavunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişimhakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğününbir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanmaibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metninedâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğinibelirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B.No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).
43. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakarama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak veözgürlüklerden gereken şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan enetkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafındangörülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerdenfaydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânınıntanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkınınsağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B.No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).
44. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen, B. No: 2012/791,7/11/2013, § 52).
45. Başvurucuların müdürlük görevlerine 6528 sayılıKanun'un 25. maddesiyle 652 sayılı KHK'ya eklenen geçici 10. maddenin (8)numaralı fıkrasıyla son verilmiştir. Türk hukuk sisteminde müdürlükten alınmayailişkin idari işleme karşı dava açılabileceği hususunda bir tereddütbulunmamaktadır. Ancak somut olayda doğrudan müdürlük görevine kanunla sonverilmesi sebebiyle başvurucuların görevlerine son verilmesine ilişkintasarrufun hukukiliğini idari yargı önünde denetlettirme imkânları kalmamıştır.Dolayısıyla başvurucuların mahkemeye erişim haklarına müdahalede bulunulduğusonucuna ulaşılmaktadır.
b. Müdahaleninİhlal Oluşturup Oluşturmadığı
46. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, ...yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırıolamaz."
47. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesini ihlaledecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somutbaşvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma,ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
48. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklîmanada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye BüyükMillet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanunadı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlükleremüdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılandüzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartınabağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmününbulunmaması hak ve özgürlükler alanına yapılan müdahaleyi anayasal temeldenyoksun bırakır (Ali Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510,18/10/2017, § 56).
49. Bununla beraber Anayasa Mahkemesinin daha öncekikararlarında da belirtildiği üzere kanunla düzenleme zorunluluğu, hakkayapılacak müdahalenin uygulamasının kanunun çerçevesini aşmayacak şekildetüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelge gibi yürütme organının çıkaracağı ikincildüzenlemelerle yapılmasına mâni değildir (Tahsin Erdoğan, B. No:2012/1246, 6/2/2014, § 60). Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasınailişkin konularda temel esaslar, ilkeler ve genel çerçeve kanunlabelirlendikten sonra uzmanlığa ve idare tekniğine ilişkin hususların yürütmeorganınca çıkarılacak düzenleyici işlemlerle tanzim edilmesi mümkündür (AYM,E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015).
50. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahalenindayanağını oluşturan kanunun hukuk devleti ilkesinin gereklerine de uygunolması gerekir. Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyet'in nitelikleri arasındasayılan hukuk devleti, Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanması veuygulanmasında gözönünde bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir. Hukuk devletiilkesi kanunların genel ve soyut olmasını gerektirmektedir. Bu bağlamdabireysel ve subjektif işlemlerin kanunla yapılması hukuk devleti ilkesinizedeleyebilir.
51. Başvurucuların yöneticilik görevlerine sonverilmesini idari yargıda dava konusu edememelerinin sebebi göreve son vermeninkanuni düzenlemenin (6528 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle 652 sayılı KHK'yaeklenen geçici 10. maddenin (8) numaralı fıkrasının) doğrudan bir sonucuolmasıdır. Dolayısıyla başvurucuların mahkemeye erişim haklarına doğrudan birkanun hükmüyle müdahale edilmiştir. Bu durumda bu kanunun hukuk devletiilkesinin bir gereği olan kanunların genelliği ilkesine aykırı olup olmadığınınincelenmesi gerekir.
52. Anayasa Mahkemesi norm denetimi kapsamında verdiğibirçok kararında bazı kamu görevlilerinin naklen atanması veya yöneticilikgörevine son verilmesi sonucunu doğuran kanuni düzenlemeleri kanunlarıngenelliği ilkesi yönünden incelemiştir.
53. Anayasa Mahkemesi, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ileÇevre ve Orman Bakanlığının Çevre ve Şehircilik Bakanlığına devredilenbirimlerinde görev yapan bazı üst düzey kamu görevlilerinin bu görevlerininsona ermesini öngören düzenlemeyi kanunların genelliği ilkesine aykırıbulmamıştır. Anayasa Mahkemesi anılan kararda şunları vurgulamıştır (AYM,E.2011/100, K.2012/191, 29/11/2012):
"...dava konusu kuralla tek birkişi hakkında bireysel nitelikte bir yürütme işlemi tesis edilmeyip, aksinegenel ve soyut bir kural getirilmektedir. Soyut bir kuralın gerçekte tek birkişiyi ya da sınırlı sayıda kişiyi ilgilendiriyor olması onun soyut niteliğiniortadan kaldırmaz. Bireysel nitelikte bir işlemden söz edilebilmesi için somutolarak bir kişinin hukuki durumunda değişiklik yapan bir irade açıklamasınınbulunması gerekir. Dava konusu kuralla doğrudan somut bazı kişilerin hukukidurumunda değişiklik yapılmasına yönelik bir irade açıklamasındabulunulmadığından bireysel işlemin varlığından söz edilemez. Kuralda belirtilenkadrolarda görev yapan kişilerin hukuki durumlarının düzenlemenin sonucundanetkilenmiş olması, bu sonucu değiştirmez."
54. Anayasa Mahkemesi benzer birçok düzenlemeyi aynıgerekçelerle kanunların genelliği ilkesine aykırı bulmamıştır (AYM, E.2008/105,K.2010/123, 30/12/2010; AYM, E.2011/100, K.2012/191, 22/2/2013; AYM, E.2008/72,K.2011/59, 30/3/2011; AYM, E.2014/57, K.2014/81, 10/4/2014). AnayasaMahkemesinin anılan kararları gözetildiğinde yöneticilik görevine son vermesonucunu doğuran yasal düzenlemenin yapılması tek başına kanunların genelliğiilkesine aykırılık teşkil etmez. Bir kanunun sınırlı sayıda kişiye uygulanmasıonun soyut olma özelliğini ortadan kaldırmaz. Nitekim somut olayda uygulanan652 sayılı KHK'nın geçici 10. maddenin (8) numaralı fıkrası iptal davasıyoluyla Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiş ve anılan kuralın hukuk devletiilkesine aykırı olmadığı saptanmıştır (AYM, E.2014/88, K.2015/68, 13/7/2015).
55. Sonuç olarak başvurucuların mahkemeye erişimhaklarına yapılan müdahalenin hukuk devleti ilkesinin gerektirdiği niteliklerihaiz bir kanuni dayanağının bulunduğu kanaatine ulaşılmaktadır.
ii. Meşru Amaç
56. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü içinherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbirşekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez.Anayasa Mahkemesi kararlarında, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak veözgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemişhak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM,E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012; E.2012/108, K.2013/64, 22/5/2013; E.2013/95, K.2014/176,13/11/2014; E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015; Hüseyin Dayan, B. No:2013/5033, 13/4/2016, § 46).
57. 6528 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle değiştirilen 652sayılı KHK'nın 37. maddesiyle ikinci görev niteliğindeki eğitim kurumuyöneticiliği görevlendirmelerine ilişkin usul ve esaslarda değişiklikleryapılmıştır. Kuralda, okul ve kurum yöneticiliği görev süresi dört yıl olaraköngörülmüştür. Anılan Kanun'un başvuruya konu müdahalenin kaynağını oluşturan25. maddesiyle 652 sayılı KHK'ya eklenen geçici 10. maddenin (8) numaralıfıkrasıyla da bu ana kuralın mevcut yöneticilere uygulanmasını sağlamakta vedört yıllık görev süresini dolduranların müdürlük görevinin sona ermesidüzenlenmektedir.
58. Dolayısıyla başvurucuların görevine kanun ile son verilmesininamacının getirilen yeni sistemin mevcut yöneticilere de uygulanmasını sağlamakolduğu anlaşılmaktadır.
59. Anayasa'nın 128. maddesinde de "Devletin,kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idareesaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiğiaslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev veyetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerikanunla düzenlenir." denilmektedir.
60. Belirtilen kuralda memurlar ve diğer kamugörevlilerinin nitelik ve atamalarının kanunla düzenlenmesi öngörülmekle kanunkoyucuya geniş takdir yetkisi tanınmaktadır. Kanun koyucuya tanınan bu takdiryetkisinin özünde bir sınırlama yetkisi de içerdiği anlaşılmaktadır.Dolayısıyla kanun koyucu kamu idaresinin güncel ihtiyaçlarını gözeterek eğitimkurumlarında yöneticilik görevine ilişkin usul ve esaslarda değişiklik ile budoğrultuda kamu görevlilerinin birtakım hak ve özgürlüklerinde bazısınırlamalar yapabilir.
61. Somut olayda mahkemeye erişim hakkına yönelik birmüdahale söz konusu olsa da bunun Anayasa'nın 128. maddesinde kanun koyucuyatanınan, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin nitelik ve atanma usullerinibelirleme hususundaki takdir yetkisinden bağımsız olarak düşünülmesi mümkündeğildir. Bu durumda Anayasa'nın 128. maddesine dayanılarak yapılan sistemdeğişikliğinin mevcut yöneticilere uygulanması amacıyla başvurucuların mahkemeyeerişim haklarına yapılan müdahalenin anayasal açıdan meşru bir amaç taşıdığısonucuna ulaşılmaktadır.
iii. Ölçülülük
(1) Genelİlkeler
62. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukukdevleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerinsınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumungerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazlasınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamınageleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,13/11/2014).
63. Ölçülülük ilkesi, elverişlilik, gereklilik veorantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülenmüdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yaniaynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaçarasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16,K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013,§ 38).
64. Müdahale için seçilen aracın gerekliliğinindeğerlendirilmesi öncelikli olarak ilgili kamu makamlarının yetkisindedir.Müdahale ile ulaşılmak istenen somut kamu yararı amacının gerçekleştirilmesiyetkili idarelerin sorumluluğunda olup amaca ulaşılmasında ne tür bir aracındaha etkili ve verimli sonuçlar doğuracağı hususunda sorumlu ve yetkiliotoriteler, en isabetli kararı verebilecek konumdadır. Bu nedenle hangi aracınseçileceği konusunda idarelerin belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Nevar ki seçilen aracın gerekliliğine ilişkin olarak idarelerin sahip olduğutakdir yetkisi sınırsız değildir. Tercih edilen aracın müdahaleyi ulaşılmakistenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağırlaştırması durumunda AnayasaMahkemesince müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılması mümkündür. AncakAnayasa Mahkemesinin bu kapsamda yapacağı denetim seçilen aracın isabetderecesine yönelik olmayıp hak ve özgürlükler üzerinde oluşturduğu müdahaleninağırlığına dönüktür (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546,2/2/2017, § 70).
65. Orantılılık, kamu yararının korunması ile bireyin hakve özgürlükleri arasında adil bir dengenin sağlanmasını gerektirmektedir.Öngörülen tedbirin bireyi olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumundamüdahalenin orantılı, dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu itibarlauygulanan tedbirle başvuruculara aşırı ve orantısız bir yük yüklenip yüklenmediğinintespiti gerekmektedir (Ali Diren, B. No: 2015/13108, 18/4/2018, § 61)
(2)İlkelerin Olaya Uygulanması
66. Başvurucuların mahkemeye erişim haklarına yapılanmüdahaleyi oluşturan yasal düzenlemenin amacının Millî Eğitim Bakanlığına bağlıokul ve kurumların yöneticilerinin görevlendirilmelerine ilişkin olarakgetirilen yeni sistemin mevcut yöneticilere de uygulanmasını sağlamak olduğuyukarıda belirtilmiştir (bkz. § 61). Kanun koyucu Millî Eğitim Bakanlığınabağlı okul ve kurumların yöneticilerinin görev sürelerini dört yıl olaraksınırlamış ve buna bağlı olarak da kanuni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihitibarıyla yönetici olarak görev yapanlardan görev süresi dört yıl ve dahafazla olanların görevinin 2013-2014 ders yılının bitimi itibarıyla başka birişleme gerek kalmaksızın sona ermesini öngörmüştür.
67. Anayasa Mahkemesi norm denetimi kapsamında verdiğibirçok kararında bazı kamu görevlilerinin naklen atanması veya yöneticilikgörevine son verilmesi sonucunu doğuran kanuni düzenlemeleri Anayasa'nın 36.maddesi bağlamında ele almıştır. Anayasa Mahkemesi yukarıda atıfta bulunulan(bkz. § 53) ve Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Çevre ve Orman BakanlığınınÇevre ve Şehircilik Bakanlığına devredilen birimlerinde görev yapan bazı üstdüzey kamu görevlilerinin bu görevlerinin sona ermesini öngören düzenlemeyiAnayasa'nın 36. maddesine aykırı bulmadığı kararında şu tespitleri yapmıştır:
"...Ayrıca dava konusu kuralla,kaldırılan Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlığının bazıkadrolarında görev yapan kamu görevlilerinin bakanlık müşaviri ve araştırmacıkadrolarına atanmış sayılmalarının öngörülmesi, anılan bakanlıklarınkaldırılması sonucu ortaya çıkan hukuki ve fiilî zorunluluklar nedeniyledir.Buna göre söz konusu işlemin sebep unsuru, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ileÇevre ve Orman Bakanlığının kaldırılması olup yürürlükte bulunan kanunlaradayanılarak ve kamu görevlisinin öznel durumu dikkate alınarak idarece tesisedilen naklen atama işlemlerinden tamamen farklıdır. Söz konusu hukuki ve fiilizorunluluklar nedeniyle kazanılmış haklar korunarak başka kadrolara atamayapılması, kanun koyucunun takdir alanı içindedir."
68. Anayasa Mahkemesi, Maliye Bakanlığında muhasebatkontrolörü, millî emlak kontrolörü, devlet bütçe uzmanı, mali suçları araştırmauzmanı, devlet muhasebe uzmanı, devlet gelir politikaları uzmanı ve devletmalları uzmanlarının maliye uzmanlığı kadrolarına; muhasebe denetmeni, millîemlak denetmeni, muhasebe uzmanı ve millî emlak uzmanlarının ise defterdarlıkuzmanlığı kadrolarına atanmalarını öngören kanuni düzenlemeyi incelediği iptalbaşvurusunda ise şu gerekçeyle normu Anayasa'nın 36. maddesine aykırıbulmamıştır (AYM, E.2011/145, K.2013/70, 6/6/2013):
"Anayasa'nın hak arama hürriyetinidüzenleyen 36. maddesinin birinci fıkrasında, 'Herkes, meşru vasıta veyollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.' denilerek yargımercilerine davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarakda iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Davakonusu kurallarla, Maliye Bakanlığının anılan kadrolarında yapılandeğişiklikler, söz konusu unvanların kaldırılması sonucu ortaya çıkan hukukî vefiili zorunluluklar nedeniyledir. Buna göre söz konusu işlemin sebep unsuru,Maliye Bakanlığındaki bazı kadroların kaldırılması olup yürürlükte bulunankanunlara dayanılarak ve kamu görevlisinin öznel durumu dikkate alınarakidarece tesis edilen naklen atama işlemlerinden farklıdır. Genel nitelikteolduğu sonucuna ulaşılan yasal düzenlemeyle oluşturulan bu durumun, sebepunsuru yönünden hukuka uygun olup olmadığının tespitinin anayasal bir sorunolduğu ve bu yöndeki denetimin Anayasa Mahkemesince yapılması gerektiği açıktır.Anılan atama işleminin doğrudan kanunla değil, idari işlemle yapılmasınınöngörülmesi durumunda dahi kanunlara uygunluk denetimi yapmakla sınırlı biryetkiye haiz olan idari yargı yerlerinin, işlemin sebep unsurunun Anayasa'yauygun olup olmadığını tartışması ve bu yönde bir denetim yapması mümkünolmadığından bu işlemin doğrudan kanun hükmünde kararnameyle yapılmasının hakarama hürriyetini sınırladığı söylenemez."
69. Anayasa Mahkemesi buna karşılık Gençlik ve SporBakanlığı Merkez Teşkilatı ile Spor Genel Müdürlüğünde yönetici kadrolarındabulunanların görevlerinin hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona ermesini öngörendüzenlemeyi ise hukuk devleti ilkesine aykırı bularak iptal etmiştir. AnayasaMahkemesinin gerekçesi şöyledir (AYM, E.2015/61, K.2016/172, 2/11/2016, § 110):
"110. 6639 sayılı Kanun’un 22.maddesiyle 638 sayılı KHK’ya eklenen geçici 12. maddede, Gençlik ve SporBakanlığının bağlı kuruluşu olan Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu GenelMüdürlüğüne ait Bölge Müdürlüklerinin kapatılması ve kapatılan BölgeMüdürlüklerinin kullanımında olan her türlü taşınır ile taşıt, araç, gereç vemalzeme, varsa her türlü borç ve alacaklar, yazılı ve elektronik ortamdaki hertürlü kayıtlar ve diğer dokümanlar ile personelin Kredi ve Yurtlar İl Müdürlüklerinedevredilmesi öngörülmüş, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Spor Genel Müdürlüğününteşkilat yapısına ilişkin herhangi bir değişikliğe gidilmemiştir. YüksekÖğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü teşkilatında yapılandeğişiklikler ise Gençlik ve Spor Bakanlığı merkez teşkilatı ile Spor GenelMüdürlüğünün merkez ve taşra teşkilatında yer alan bazı kadrolarda bulunanlarıngörevlerinin sona ermesini gerektiren hukukî ve fiilî zorunluluk olarakdeğerlendirilemez."
70. Anayasa Mahkemesinin anılan kararlarından -kanunlarıngenelliği ilkesine aykırı olmasa bile- kanunla göreve son verilmesine ilişkinyasal düzenlemelerin hak arama hürriyetine ve hukuk devleti ilkesine aykırıolmaması için göreve son vermenin kanunla yapılmasını gerektiren zorlayıcı nedenlerinbulunması ve göreve son vermenin ilgililerin subjektif durumlarından ziyadeobjektif nitelik taşıyan bu zorlayıcı nedene dayanması gerektiğianlaşılmaktadır.
71. Somut olayda kanunla başvurucuların görevine sonverilmesinin nedeni Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okul ve kurum yöneticiliğigörevinin dört yıl ile sınırlandırılmış olmasını öngören bir sistemdeğişikliğine gidilmiş olmasıdır. Yapılan sistem değişikliğinin mevcutyöneticilere uygulanmasını sağlamak amacıyla geçiş hükmü niteliğinde birdüzenleme yapılmış ve mevcut yöneticilerden dört yılını dolduranların görevsüresinin sona ermesi öngörülmüştür. Dolayısıyla kanunla göreve son verilmesinigerektiren zorlayıcı bir nedenin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarlamahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin gereklilik ve elverişlilikkriterini taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.
72. Son olarak müdahalenin orantılı olup olmadığı hususuincelenmelidir. Müdahalenin orantılı olup olmadığının değerlendirilmesindemahkemeye erişimin kısıtlandığı maddi hakkın niteliği ve dava açılabilmesidurumunda mahkemenin yapacağı incelemenin niteliği de gözönündebulundurulmalıdır.
73. Başvurucuların görevlerine son verilmesinin subjektifdurumları dikkate alınarak yapılan bir tasarruf olmadığının altı çizilmelidir.Diğer bir ifadeyle başvurucuların görevlerine disipline aykırı bir fiil veyaliyakatsizlik gibi kendi kişisel durumlarından kaynaklanan bir nedenle değilsistem değişikliği sonucu oluşan hukuki ve fiilî zorunluluklar sebebiyle sonverilmiştir. İdare tarafından tesis edilen yöneticilik görevine son vermeişleminde işlemin muhatabı olan kişinin şahsiyeti büyük önem taşımakta ve sırfilgili kişinin hukuk dünyasında değişiklik yapılması amaçlanmaktadır. Oysabaşvuruya konu olayda başvurucuların görevine kanunla son verilirkenbaşvurucuların şahsi özellikleri dikkate alınmadığı gibi onların hukuk dünyasındadeğişiklik yapılması da amaçlanmamaktadır. Düzenlemenin bir sonucu olarakbaşvurucuların hukuk dünyasında değişiklik meydana gelmekle birlikte asıl amaçbu değildir.
74. İdare tarafından kişilerin subjektif durumlarıdikkate alınarak tesis edilen yöneticilik görevine son verilmesi işleminin davakonusu edilebilmesi, ilgili kişinin hak ve menfaatlerinin korunması bakımındanbüyük önem taşımaktadır. Zira yöneticilik görevine son verilen kişi, görevdenalınmasının haklı bir sebebe dayanmadığını veya idarenin gösterdiği sebebingerçeği yansıtmadığını ispatlamak suretiyle işlemin iptalini temin edebilir.Ancak somut olayda başvurucuların kişisel durumları dikkate alınarakgörevlerine son verilmesi söz konusu olmadığından bu işleme karşı dava açma imkânıgetirilmesinin de bir anlamı bulunmamaktadır. Çünkü dava konusu işlem yönündenbaşvurucuların mahkemede tartıştıracakları husus, değinilen sistemdeğişikliğinin hukuka aykırı olup olmadığıdır. Söz konusu sistem değişikliğikanunla yapıldığından bunun hukukiliği de artık anayasal bir sorunadönüşmüştür. Diğer bir ifadeyle Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okul ve kurumyöneticilerinin görev süresinin dört yıl ile sınırlanmasını ve bunun mevcutyöneticilere de uygulanmasını öngören değişiklikler kanunla yapıldığındanbunların (alelade) hukuktan ziyade Anayasa'ya uygun olup olmadığınıdenetlenmesi gerekecektir. Bu denetimin de idari yargı yerlerince değil AnayasaMahkemesince yapılacağı açıktır.
75. Bu durumda başvurucular tarafından idare mahkemesindeaçılacak bir davanın başarısızlıkla sonuçlanacağı aşikardır. Başarısızlıklasonuçlanacağı açık olan bir dava yolunun kapalı tutulması başvurucuya aşırı birkülfet yükleyen orantısız bir tedbir olmaz. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi13/7/2015 tarihli ve E.2014/88, K.2015/68 sayılı kararıyla başvurucularınaralarında bulunduğu yöneticilerin görevlerinin sona ermesini öngören kuralıincelemiş ve Anayasa'ya uygun bulmuştur.
76. Sonuç olarak başvurucuların yöneticilik görevlerinekanunla son verilmesi suretiyle mahkemeye erişim haklarına yapılan müdahaleninaçılacak muhtemel bir davada tartışılacak meselenin sıradan bir hukuka uygunlukkonusu olmayıp anayasal bir konu olduğu gözetildiğinde başvuruculara orantısızbir külfet yüklemediği ve kamu menfaatleri ile bireysel yarar arasındakurulması gereken adil dengeyi zedelemediği sonucuna ulaşılmaktadır.
77. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediğine kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerindeBIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 28/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.