TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET HARMAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/34154)
Karar Tarihi: 3/7/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 2/8/2019-30850
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Umut FIRTINA
Başvurucu
:
Mehmet HARMAN
Vekili
:
Av. Erhan AYTEKİN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, deprem sebebiyle hak sahipliğinden yararlandırılmasıyönündeki talebin reddedilmesi nedeniyle eşitlik ilkesi ile adil yargılanma vemülkiyet haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 31/8/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
A. Hak Sahipliği Süreci
8. Diyarbakır ve çevresinde 6/9/1975 tarihinde meydana gelendepremde Lice ilçesi Boyunlu köyünde bulunan başvurucuya ait ev yıkılmıştır.
9. Deprem nedeniyle evi hasar görenler 15/5/1959 tarihli ve 7269sayılı Umumi Hayatlara Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle YapılacakYardımlara Dair Kanun hükümleri uyarınca hak sahibi kabul edilmişlerdir.
10. Buna göre söz konusu depremde ağır hasar ve yıkık binalardandolayı 8.159 aile hak sahibi olarak kabul edilmiştir. Ayrıca 1975 ve 1976yıllarında Hani, Kulp ve Lice ilçeleri ile köylerinde geçici ve kalıcınitelikte toplam 7.115 konut tamamlanıp hak sahiplerine teslim edilmiştir.
11. Boyunlu köyünde talep ve taahhütname veren afetzedelerinadı, soyadı, doğum tarihi ve baba adları belirtilmek suretiyle hak sahipliğilistesi hazırlanmıştır. Buna göre köy merkezinde 81 ve Varlı mezrasında 18kişinin hak sahibi olduğu tespit edilmiştir. Hak sahipliğinin belirlenmesindensonra 102 konut ihale suretiyle yaptırılmıştır.
12. Diyarbakır Valiliğince (İdare) oluşturulan komisyoncahazırlanan hak sahibi olarak kabul edilenlere ait isim listesinde başvurucununda ismi yer almaktadır. Başvurucu, 7269 sayılı Kanun uyarınca hak sahibiolduğunu belirterek adına konut veya kredi verilmesi istemiyle 21/3/2016tarihinde İdareye başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun talebine İdarece herhangibir cevap verilmemiştir.
B. Dava Süreci
13. Başvurucu; tesis edilen idari işlemin hukuka aykırıolduğunu, İdarece hak sahibi olduğunun kabul edildiğini, bugüne kadar kendisineherhangi bir konut teslimi yapılmadığını öne sürerek Diyarbakır 2. İdareMahkemesinde (Mahkeme) idari işlemin iptali istemiyle 15/7/2016 tarihinde davaaçmıştır.
14. Mahkeme 29/11/2016 tarihinde dava konusu işlemin iptalinekarar vermiştir. Kararın gerekçesinde; Hak sahiplerinin borçlanmalarınıyapmaları ve bilahare konutlarını teslim almaları için herhangi bir ilan veduyuru yapıldığı yolunda İdarenin dava dosyasına bilgi ve belge sunamadığıhususuna değinilmiştir. Kararda 7269 sayılı Kanun'a göre hak sahibi olduğu anlaşılan,süresi içinde talep ve taahhütname vermediği yönünde de herhangi bir iddiadabulunulmayan başvurucunun hak sahipliğinin devam ettiği belirtilmiştir. Mahkemebaşvurucunun hak ettiği konutun verilmesi için gerekli işlemlerin yapılmasıtalebinin zımnen reddine dair işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı kanaatinevarmıştır.
15. Davalı İdarenin istinaf talebini inceleyen Gaziantep Bölgeİdare Mahkemesi 2. İdare Dava Dairesi (Daire) 31/3/2017 tarihinde hükmünkaldırılmasına ve davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. Bu kararıngerekçesinde;
i. Deprem olayının üzerinden kırk yıl geçtiği, davalı idareninyönetmelik hükümleri uyarınca verilen talep ve taahhütnameleri gözönünde bulundurup hak sahiplerini belirleyerek ilanettiği, ilan edilen bu listeler çerçevesinde ihaleler yapılmak suretiyle Hani,Kulp, Hazro ve Lice ilçelerinde birçok hak sahibine geçici ve kalıcı niteliktekonut teslimi yapıldığı hususlarına vurgu yapılmıştır.
ii. Boyunlu köyü için talep ve taahhütname vermesi nedeniylebelirlenen hak sahipleri listesinde ismi yer alan başvurucunun ise gerek kendiköyünde gerekse civar ilçe ve köylerde bu konutların teslim edilmesinden sonraherhangi bir başvurusunun olmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun talep vetaahhütname vermesi sebebiyle hak sahibi listesinde isminin yer almasına veteslim edilen konutların olduğunu bilmesine rağmenkendisine neden konut teslimi yapılmadığına ilişkin yapılmış herhangi birbaşvurusunun da bulunmadığına dikkat çekilmiştir.
iii. Gelinen süreçte genel olarak hak sahipleri listesindebelirlenen birçok kişiye konut teslimi yapıldığı dikkate alındığında haksahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilahare konutlarını teslim almalarıiçin davalı İdarenin herhangi bir ilan ve duyuru yapmadığındanbahsedilemeyeceği hususuna değinilmiştir.
iv. 15/6/1988 tarihli ve 19816 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan Devlet Arşiv Hizmetleri Hakkında Yönetmelik'in (Arşiv Yönetmeliği)5. maddesine göre kurum arşivlerinde en fazla 10-14 yıl süre saklanması gerekenbelgelerin ibraz edilemediğinden hareketle hak sahiplerinin borçlanmalarınıyapmaları ve bilahare konutlarını teslim almaları için ilan yapılmadığışeklinde idarenin sorumlu olduğu sonucunun çıkarılmasının hakkaniyete uygunolmadığına işaret edilmiş ve ispat yükü başvurucuya yöneltilmiştir.
v. Başvurucunun süresi içinde borçlanma başvurusu yaptığı veborçlanmasını tamamladığına dair herhangi bir bilgi ve belge ibraz edemediği gözönüne alınmıştır.
16. Nihai karar 7/8/2017 tarihinde başvurucu vekiline tebliğedilmiştir.
17. Başvurucu 31/8/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunulmuştur.
C. Başvurucunun EmsalOlarak Bildirdiği Dava Dosyaları
18. Başvurucu, Danıştay OndördüncüDairesinin 17/5/2017 tarihinde vermiş olduğu kararda İstinaf Mahkemesi kararınadayanak olarak esas alınan Arşiv Yönetmeliği'ne ilişkin hususa itibaredilemeyeceğine hükmedildiğini ifade etmiştir. Başvurucu aynı Daire tarafındanbu konuda verilen birçok emsal karar bulunduğuna dikkat çekerek bu kararınİstinaf Mahkemesi kararından sonra verilen güncel bir karar olması nedeniyleönem taşıdığı hususuna vurgu yapmıştır.
19. Boyunlu köyündeki bazı hak sahipleri tarafından açılandavalarda Daire, afetin meydana geldiği yerde borçlandırma ilanı ve duyuruyapıldığı yolunda davalı İdarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamadığınaişaret ederek davacıların hak sahipleri olarak kabul edilmesi gerektiğinibelirtmiştir (Dairenin 17/5/2017 tarihli ve E.2015/5849, K.2017/3362 sayılıkararı).
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Mevzuat Hükümleri
20. 7269 sayılı Kanun’un 13. maddesinin (a) bendi şöyledir:
“a) Yapılacak işlemlere esas olmak üzere İmar ve İskanBakanlığınca kurulacak fen kurulları tarafından, afetin meydana geldiğiarazinin durumu ile bütün yapılar ve kamu tesisleri incelenerek, hasar tespitraporu düzenlenir.”
21. 7269 sayılı Kanun'un 28. maddesinin birinci fıkrasının olay tarihindeyürürlükte bulunan hâli şöyledir:
“Bukanundan faydalanmak suretiyle kendileri için bina yaptırılmasını istiyenlerin ilân tarihinden itibaren bir ay içindemahallin en büyük mülkiye âmirine yazılı müracaatta bulunmaları ve taahhütnamevermeleri mecburidir.”
22. 7269 sayılı Kanun’un 29. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Yıkılan,yanan veya ağır hasara uğrayan veya uğraması muhtemel olan binalarla imarplanları gereğince kamulaştırılmasında zorunluluk bulunan yerlerdeki binalardaoturan ailelere hak sahibi olmak şartıyla konut yaptırılır veya kredi verilir”
23. 7269 sayılı Kanun'un 40. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“BuKanuna göre arsa olarak dağıtılan veya üzerinde bina inşa edilen taşınmazmallar, hak sahiplerine borçlandırma senetleri imza ettirilmek sureti ileverilir. Bayındırlık ve İskan Bakanlığınca o yerdeborçlandırmanın ilanı tarihinden itibaren Bakanlıkça kabul edilebilir mazeretidışında 2 ay içerisinde borçlanmalarını yapmayanlarla, borçlanmasını yapmışolmasına rağmen binayı Bakanlıkça mahallinde yaptırılacak duyurudan itibaren 45gün içinde teslim almayanların hak sahipliği kendiliğinden sona erer.”
24. 28/8/1968 tarihli ve 12988 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan Afet Sebebiyle Hak Sahibi Olanların Tespiti Hakkında Yönetmelik'in(Yönetmelik) 2. maddesi şöyledir:
“Afetsebebiyle, kendilerine bina yapılacak veya inşaat kredisi verilecek malik vehissedarlarla, ebeveyni ile birlikte oturan evli kişilerin hak sahipliğiyönünden tayin ve tespitleri bu Yönetmelik esaslarına göre yapılır.”
25. Yönetmelik'in 3. maddesi öyledir:
“BuYönetmelikte yer alan “Hak sahibi” deyimi, afetzedelerin, yıkılan veya ağırhasar gören binalarla olan mülkiyet ilişkilerini ve yeniden yapılacakbinalardan veya verilecek inşaat kredisinden yararlanabilme durumlarını ifadeeder.”
26. Yönetmelik'in 4. maddesinin a fıkrası şöyledir:
“Afetsebebiyle, kendilerine ait bulunan konutları yıkılan, yanan veya oturulamayacakderecede ağır hasar gören afetzede aileler, hak sahibi sayılırlar ve buailelere yeniden konut yapılır veya konut kredisi verilir.”
27. Yönetmelik'in 16. maddesi şöyledir:
“BuYönetmelikte belirtilen esaslara ve kıstaslara göre hak sahibi niteliğinitaşıyanların, talep ve taahhütname vermelerini sağlamak üzere durum mahallindeilan olunur. İlanın şekli ve süresi mahallin şartlarına ve imkanlarına göreilgili mülkiye amirlerince tespit ve takdir olunur. İlan metninde, yapılacakinşaat yardımının amacı, mahiyeti, şekli, şartları, kimlerin hak sahibiolabilecekleri, talep ve taahhütname verme süresi ve benzer hususlarbelirtilir. İlanın yapıldığı, bir tutanakla belg“Bu Yönetmelikte belirtilen esaslara vekıstaslara göre hak sahibi niteliğini taşıyanların, talep ve taahhütnamevermelerini sağlamak üzere durum mahallinde ilan olunur. İlanın şekli ve süresimahallin şartlarına ve imkanlarına göre ilgili mülkiye amirlerince tespit vetakdir olunur. İlan metninde, yapılacak inşaat yardımının amacı, mahiyeti,şekli, şartları, kimlerin hak sahibi olabilecekleri, talep ve taahhütname vermesüresi ve benzer hususlar belirtilir. İlanın yapıldığı, bir tutanaklabelgelendirilir.”
28. Yönetmelik'in 17. maddesi şöyledir:
“Haksahibi durumunda olanlardan, inşaat kredisi verilmesini yadabina yaptırılmasını isteyenlerin16 ncı maddedebelirtilen ilanın yapıldığı günden itibaren iki aylık süre içinde mahallin enbüyük mülkiye amirine yazılı olarak talep ve taahhütname vermeleri şarttır.Afet gören yerlerin bitişiğinde veya yakınında, üzerinde bina yaptırılmak üzeretespit edilip imar planına dahil edilen kısımlar içinde binalarıkamulaştırılanlar için bu süre, kamulaştırma kararının kendilerinebildirilmesinden veya bu durumun ilanından itibaren hesaplanır. Hastalık,askerlik ve benzer sebeplerle, süresinde talep ve taahhütname verme imkanı bulamayanların durumları İmar ve İskan Bakanlığıncatakdir edilir.”
29. Yönetmelik'in 18. maddesi şöyledir:
“Talepve taahhütname metninde: Afet yerinin il, ilçe, bucak, mahalle ve köyitibariyle adı, hak sahibinin kimliği ve adresi, olmuş veya muhtemel afetintürü, talebin mahiyeti ve konusu, kanundan ve ilgili yönetmelikten doğanyükümlülük ve şartlarla İmar ve İskan Bakanlığıncauygulama metodu, yapı tipleri, yapı kısımları ve boyutları, yerleşme yeri,inşaat süresi, borçlandırma şekil ve süresi ve diğer konularda tespit edilecekşartlara ve esaslara uyulacağı belirtilir. Talep ve taahhütname bir tek metinhalinde düzenlendikten sonra hak sahibi tarafından imza edilir ve ilgilimahalle ve köy muhtarlığınca tasdik olunur.”
30. Yönetmelik'in 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Talepve taahhütnameler, ilgili mülkiye amirinin veya tevkil edeceği bir memurunbaşkanlığında:
a) İmar ve İskanBakanlığı mahalli kuruluşundan bir,
b) Mahalli tapu dairesinden bir,
c) Belediye teşkilatı olan yerlerde Belediyeencümeninden bir, köylerden ise ihtiyar kurulundan bir temsilcinin katılmasıylakurulacak bir komisyon tarafından incelenerek değerlendirilir.”
31. Yönetmelik'in 21. maddesi şöyledir:
“Komisyon,talep ve taahhütnameleri en kısa zamanda inceleyip değerlendirerek haksahipleri listesini düzenler. İnceleme sırasında, hasar tespit, jeolog ve DSİraporlarından da yararlanılır. Hak sahipleri listesinde afetzedelerin adı,soyadı, doğum tarihi ve baba adları belirtilir. Talep ve taahhütname verenlerarasında, bu Yönetmelikte tespit olunan esaslara ve kıstaslara göre hak sahibiniteliğini taşımayanlar varsa, bunlar gerekçeleriyle birlikte ayrı bir listedegösterilir. Listeler düzenlendikten sonra, komisyon üyeleri tarafındanimzalanır ve durum ayrıca bir tutanakla belgelendirilir. Hak sahipleri listesiile tutanaktan birer nüsha İmar ve İskan Bakanlığınagönderilir.”
32. Yönetmelik'in 22. maddesi şöyledir:
“Haksahibi olmadıkları anlaşılanlara durum yazılı olarak tebliğ olunur. Butebligattan itibaren 15 günlük süre içinde ilgililer itirazda bulunabilirler.İtiraz komisyonca incelenerek karara bağlanır. Hak sahipleri ve itirazkonusunda nihai karar İmar ve İskan Bakanlığıncaverilir.”
33. Arşiv Yönetmeliği'nin5. maddesi şöyledir:
“Mükellefler,belirli bir süre saklayacakları arşivlik malzeme için “Birim Arşivleri”, dahauzun bir süre saklayacakları arşiv malzemesi veya arşivlik malzeme için “Kurum Arşivleri”ni kurarlar. Mükellefler elinde bulunan arşivlik malzemebirim arşivlerinde 1-5 yıl süre ile; arşiv malzemesi ise, kurum arşivlerinde10-14 yıl süre ile saklanır.”
34. 7/7/1993 tarihli ve 21630 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan Arşiv Hizmetleri Hakkında Yönetmelik'in5. maddesinin (a) bendişöyledir:
“Kurum,arşiv malzemesi ve arşivlik malzemenin korunması ile ilgili olarak;
a) Yangın, hırsızlık, rutubet, su baskını, tozve her türlü hayvan ve haşeratın tahriplerine karşı gerekli tedbirlerinalınmasından sorumludur”
35. Aynı Yönetmelik'in 29. maddesi şöyledir:
“Cariişlemlerde fiilen rolü bulunan, saklanmalara belli sürelerde kanun ve diğermevzuatla tayin olunanlar (özel mevzuat hükümlerine göre lüzumlu görülenler) 30uncu maddede sayılan malzeme içerisinde yer almış dahi olsalar, Mevzuatın tayinettiği zaman sınırı veya malzemede belirtilen süre içerisinde ayıklama ve imhaişlemine tabi tutulamazlar.”
2. Danıştay İçtihadı
36. Danıştay Ondördüncü Dairesinin26/12/2016 tarihli ve E.2016/7135, K.2016/7972 sayılı kararının ilgilikısımları şöyledir:
"Dava; Diyarbakır İli, Lice İlçesi veçevresinde 06.09.1975 tarihinde meydana gelen depremde Lice İlçesi, MuradiyeMahallesinde bulunan davacıların murisine ait konutun hasar görmesi nedeniyle7269 sayılı Kanun uyarınca hak sahibi kabul edildiğinden bahisle davacılarvekili tarafından konut tahsis edilmesi için Diyarbakır Valiliği İl Afet AcilDurum Müdürlüğüne yapılanbaşvurunun zımnen reddineilişkin işlemin iptali istemiyle açılmış, İdare Mahkemesince; hak sahibi isimlistesinde davacıların murisinin isminin yer aldığı, depremden hak sahibi oluphalen konutlarda oturanlar bulunduğu, hak sahibi olup borçlanmasını yapanbirçok kişiye ev teslimi yapıldığı, bu genel ve özel niteliklibilgilerile davalı idarenin ilana ilişkin bilgi ve belgelerinin kurum arşivlerinde enfazla 10-14 yıl süre ile saklayabileceği ve deprem olayının üzerinden 40 yılgeçtiği hususları birlikte değerlendirildiğinde, hak sahibi listesindeki birçokkişiye ev teslimi yapılmış olması durumunun, hak sahiplerinin borçlanmalarınıyapmaları ve bilahare konutlarını teslim almaları için ilanyapıldığınıngöstergesi olduğu, davacılar murisinin 7269 sayılı Kanun kapsamında borçlanmabaşvurusunu yapmadığı ve boçlanmasını tamamlamadığı,bu nedenle davacıların başvurusunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukukaaykırılık bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, bu karar,davacılardan birisi tarafından temyiz edilmiştir.
7269 sayılı Umumi Hayatlara Müessir AfetlerDolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun13.maddesinin (a) bendinde, yapılacak işlemlere esas olmak üzere Bakanlıkçakurulacak fen kurulları tarafından afetin meydana geldiği arazinin durumu ilebütün yapılar ve kamu tesislerinin incelenerek hasar tespit raporunundüzenleneceği, (d) bendinde, afete uğrayanların bulundukları yerlerde veyabaşka yerlerde geçici olarak barınmalarınısağlamak üzere, baraka vb. konutların inşaaettirilebileceği ve bu bend uyarınca yapılacak harcamalaın borçlandırmaya tabi tutulamayacağı, 28.maddesinin birinci fıkrasında da,bu Kanundanfaydalanmak suretiyle inşaat kredisi verilmesini ya da bina yaptırılmasınıisteyenlerin İmar ve İskân Bakanlığınca yapılacak yardıma dair o yerde yapılanilandan itibaren iki ay içinde mahallin en büyük mülki amirine yazılımüracaatta bulunmaları ve taahhütname vermelerinin mecburi olduğubelirtilmiştir.
Aynı Kanunun 40. maddesinin birinci fıkrasındaise, “Bu Kanuna göre arsa olarak dağıtılan veya üzerinde bina inşa edilentaşınmaz mallar, hak sahiplerine borçlandırma senetleri imza ettirilmek suretiile verilir. Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca o yerde borçlandırmanın ilanıtarihinden itibaren Bakanlıkça kabul edilebilir mazereti dışında 2 ayiçerisinde borçlanmalarını yapmayanlarla, borçlanmasını yapmış olmasına rağmenbinayı Bakanlıkça mahallinde yaptırılacak duyurudan itibaren 45 gün içindeteslim almayanların hak sahipliği kendiliğinden sona erer. Bu taşınmaz mallar üzerine, Türkiye Emlak KrediBankasının isteği ile, bu banka lehine, tapu dairelerince borçlandırmasenetlerine dayanılarak, kanuni ipotek tesis olunur.” hükmü yeralmaktadır.
Afet Sebebiyle Hak Sahibi Olanların TespitiHakkında Yönetmeliğin 16.maddesinde, bu yönetmelikte belirtilen esaslara vekurallara göre hak sahibi niteliğini taşıyanların, talep ve taahhütnamevermelerini sağlamak üzere durumun mahallinde ilan olunacağı, 17. maddesinde,hak sahibi durumunda olanlardan inşaat kredisi verilmesini ya da bina yaptırılmasınıisteyenlerin 16.maddede belirtilen ilanın yapıldığı günden itibaren iki aylıksüre içerisinde mahallin en büyük mülki amirine yazılı olarak talep vetaahhütname vermelerinin şart olduğu, afet gören yerlerin bitişiğinde veyayakınında, üzerinde bina yaptırılmak üzere tespit edilip imar planına dâhiledilen kısımlar içinde binaları kamulaştırılanlar için bu sürenin, kamulaştırmakararının kendilerine bildirilmesinden veya bu durumun ilanından itibarenhesaplanacağı, hastalık, askerlik ve benzer sebeplerle, süresinde talep vetaahhütname verme imkânı bulamayanların durumlarının İmar ve İskân Bakanlığıncatakdir edileceği, 21. maddesinde ise hak sahipliği inceleme komisyonlarınıntalep ve taahhütnameleri en kısa zamanda inceleyip değerlendirerek haksahipliği listelerini düzenleyeceği kurala bağlanmıştır.
Yukarıda aktarılan hükümlerin temel amacının,binaların yıkılması, yanması veya oturulamayacak derecede ağır hasara uğramasısebebiyle afete maruz kalanları hak sahibi olarak yapılacak yardımlardanfaydalandırmak olduğu tartışmasız olup, 7269 sayılı Yasa uyarınca hak sahibikabul edilebilmek için 28. madde gereğince yapılan ilandan itibaren iki ayiçinde mahallin en büyük mülki amirine yazılı müracaatta bulunarak taahhütnameverilmesinin gerekmesi yanında, aynı Yasanın 40. maddesi uyarınca taşınmazmalların hak sahiplerine borçlandırma senetleri imza ettirilmek suretiyleverilmesi, Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca o yerde borçlandırmanın ilanıcihetine gidilmesi ve ilan tarihinden itibaren hak sahiplerinin kabuledilebilir mazeretler dışında 2 ay içerisinde borçlanmalarını yapmaları, binayıda Bakanlıkça mahallinde yaptırılacak duyurudan itibaren 45 gün içinde teslimalmaları gerektiği açıktır.
Ayrıca Arşiv Hizmetleri Yönetmeliğinin 5.maddesinde 'Kurum, arşiv malzemesi ve arşivlik malzemenin korunması ile ilgiliolarak; a) Yangın, hırsızlık, rutubet, su baskını, toz ve her türlü hayvan vehaşeratın tahriplerine karşı gerekli tedbirlerin alınmasından, ... sorumludur've kurum arşivlerinde bulunan belgelerin imhasına ilişkin 29. maddesinde 'Cariişlemlerde fiilen rolü bulunan, saklanmalara belli sürelerde kanun ve diğermevzuatla tayin olunanlar (özel mevzuat hükümlerine göre lüzumlu görülenler) 30uncu maddede sayılan malzeme içerisinde yer almış dahi olsalar, Mevzuatın tayinettiği zaman sınırı veya malzemede belirtilen süre içerisinde ayıklama ve imhaişlemine tabi tutulamazlar.' hükmüne yer verildiği, bu düzenleme uyarınca halenyürürlükte olan, işlemleri tamamlanmamış, sonuçları beklenen, ilgilileriaçısında kesinleşmemiş işlemler, yani cari işlemler yönünden belgelerin imhaedilemeyeceğinin belirtildiği ve bu belgelerin yangın, hırsızlık rutubet vb.olaylardan koruma yükümlülüğünün de idareye ait olduğu dikkate alındığında,davalı idarenin, Arşiv Hizmetleri Yönetmeliği uyarınca belgelerin 10-14 yılsüreyle saklama yükümlülüğünün olduğu ve 1982 yılında meydana gelen yangınnedeniyle arşiv belgelerinin tahrip olduğu, dolayısıyla ilan belgelerinindosyaya sunulamamasından sorumluluğunun bulunmadığı yolundaki iddiasına itibaredilmemiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden; Diyarbakırİli ve çevresinde 06.09.1975 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle Liceİlçesi, Muradiye Mahallesinde evi hasar görenlerin 7269 sayılı Kanun hükümlerigereğince hak sahibi kabul edildiği, “Hak Sahibi Kabul Edilenlere Ait İsimListesinde” evi hasar gören davacıların murisinin isminin de bulunduğu, haksahibi kabul edilmesine rağmen davacıların murisine konutunun bugüne kadarteslim edilmediğinden bahisle Diyarbakır Valiliği Afet ve Acil Durum YönetimMüdürlüğü’ne başvuran davacıların, hak ettiği konutun verilmesi veya konutyardımı yapılmasını talep ettiği, anılan başvurunundavakonusu işlemle reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
7269 sayılı Kanunun 40.maddesinin1.fıkrasındaki açık düzenleme gereğince ancak Bayındırlık ve İskânBakanlığı’nca o yerde borçlandırmanın ilanı tarihinden itibaren Bakanlıkçakabul edilebilir mazereti dışında 2 ay içerisinde borçlanmalarını yapmayanlarınhak sahipliği kendiliğinden sona erecektir.
Öte yandan, borçlanmaların yapılması içinherhangi bir duyuru yapıldığı ya da davacılar murisinin borçlanmasını yapmasınarağmen konutunu teslim almadığı yolunda idarece dava dosyasına her hangi bir bilgi ve belge sunulamadığı gibi benzerdavalarda yapılan ara kararlarına alınan cevaplarda dailgililerinborçlanmasını yapması ve konutunu teslim alması için ilanların yapıldığına dairherhangi bir belge de sunulamamıştır.
Uyuşmazlıkta, 7269 sayılı Kanunun40.maddesinin birinci fıkrasında yer alan amir hüküm gereği, Bayındırlık veİskân Bakanlığınca afetin meydana geldiği yerde borçlandırmanın ilanı cihetinegidilmesi ve ilan tarihinden itibaren hak sahiplerinin kabul edilebilirmazeretler dışında 2 ay içerisinde borçlanmalarını yapabilmelerinin sağlanması,binayı teslim almaları için de ayrıca mahallinde duyuru yapılması gerektiğindenve olayda, hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilahare konutlarınıteslim almaları için herhangi bir ilan ve duyuru yapıldığı yolunda davalıidarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamadığından, Yasanın anılanhükmünden söz edilerek hak sahibi olduğu anlaşılan ve süresi içinde talep vetaahhütname vermediği yönünde herhangi bir iddiada da bulunulmayan davacılarınhak sahipliğinin devam ettiği hususu açıktır.
Bu durumda; borçlanmaların yapılması içinherhangi bir duyuru yapıldığı ya da davacıların murisinin borçlanmasınıyapmasına rağmen konutunu teslim almadığı yolunda idarece dava dosyasına bilgive belge sunulamadığından, hak sahipliği devam eden davacı tarafın, hak ettiğikonutun verilmesi veya bedelinin karşılanması için gerekli işlemlerin yapılmasıistemiyle yaptığı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık,aksi yöndeki İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; Diyarbakır 2. İdareMahkemesinin 21/03/2016 günlü, E:2015/1294, K:2016/453 sayılı kararınınBOZULMASINA [karar verildi.] "
37. Danıştay Ondördüncü Dairesinceverilen 7/6/2017 tarihli ve E.2016/7195, K.2017/3942 sayılı ;16/11/2017 tarihli ve E.2015/7803, K.2017/6163 sayılı kararlar aynı yöndedir.
38. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun (İDDK) 9/2/2017tarihli ve E.2016/3029, K.2017/538 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"Dava; Diyarbakır İli Lice İlçesi veçevresinde 06/09/1975 tarihinde meydana gelen depremde Hazro İlçesi, Kavaklıboğaz Köyü'nde bulunan konutunun hasar görmesinedeniyle 7269 sayılı Kanun hükümleri gereğince hak sahibi kabul edilendavacının, hak sahibi olduğu konutun yapılması ya da kredi verilmesi suretiylemağduriyetinin giderilmesi için yaptığı başvuru üzerine Diyarbakır Valiliği İlAfet ve Acil Durum Müdürlüğü'nce tesis edilen 11/09/2013 günlü 2647 sayılıişlemin iptali istemiyle açılmıştır.
Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi'nin24/04/2014günlü, E: 2013/2636, K:2014/539 sayılı kararıyla; Diyarbakır ili ve çevresinde06/09/1975 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle Hazro İlçesi, Kavaklıboğaz Köyü'nde evi hasar görenlerin 7269 sayılıUmumi Hayata Müessir Afetler Dolayısiyle AlınacakTedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanun'un hükümleri gereğince hak sahibikabul edildiği, “Hak Sahibi Kabul Edilenlere Ait İsim Listesinde” evi hasargörenlerin isimlerinin belirlendiği, söz konusu listede davacının ismiyazıldığından davacının hak sahibi olduğu sonucuna varıldığı, 7269 sayılıKanunun 40.maddesinin birinci fıkrasında yer alan amir hüküm gereği,Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca afetin meydana geldiği yerde borçlandırmanınilanı cihetine gidilmesi ve ilan tarihinden itibaren hak sahiplerinin kabuledilebilir mazeretler dışında 2 ay içerisinde borçlanmalarını yapabilmelerininsağlanması, binayı teslim almaları için de ayrıca mahallinde duyuru yapılmasıgerektiği, uyuşmazlıkta hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilaharekonutlarını teslim almaları için herhangi bir ilan ve duyuru yapıldığı yolundadavalı idarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamadığı, ancak; davalı idaretarafından sunulan belgelerden 06/09/1975 döneminde Hazro İlçesi, Kavaklıboğaz Köyü'nde borçlanılmak suretiyle yaptırılankonutlarda oturanlara ait isim listesinde, davacı adına kayıtlı konut tespitiyapıldığının görüldüğü, bu durumda, Diyarbakır İli ve çevresinde 06/09/1975tarihinde meydana gelen depremde Hazro İlçesi, KavaklıboğazKöyü'nde bulunan davacıya deprem konutunun teslim edildiğinin anlaşıldığı, busebeple, davacı tarafından evinin hasar görmesi nedeniyle 7269 sayılı Kanunhükümleri gereğince hak sahibi kabul edildiğinden bahisle adına konut verilmesiya da konut yardımı yapılması istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin davakonusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine kararverilmiştir.
Anılan karar Danıştay OndördüncüDairesi'nin 03/06/2015 günlü, E: 2014/7624, K: 2015/4763 sayılı kararıyla;borçlanmaların yapılması için bir duyuru yapıldığı ya da davacınınborçlanmasını yapmasına rağmen, konutunu teslim almadığı yolunda idarece, davadosyasına her hangi bir bilgi ve belge sunulamadığı gibi benzer davalardayapılan ara kararlarına alınan cevaplarda da,ilgililerinborçlanmasını yapması ve konutunu teslim alması için ilanların yapıldığına dairher hangi bir belge sunulamadığı, 7269 sayılı yasa gereği hak sahibi olduğuanlaşılan ve süresi içinde talep ve taahhütname vermediği yönünde herhangi birbilgi ve belge de bulunmayan davacının hak sahipliğinin devam ettiği sonucunaulaşıldığı, idarece dosyayasunulan bilgi vebelgelerde Hazro İlçesi, Kavaklıboğaz Köyü'nde davacıadına konut tahsisiyapıldığının belirtildiği, budurumda; afet sebebiyle borçlanmalarını yapan hak sahiplerine yapılacakkonutların kalıcı (betonarme, kargir) konut olması gerektiği,adına kayıtlı olduğu iddia edilenafetkonutunun kalıcı konut olması halinde buna ilişkin bilgi, belge ve tapukayıtlarının istenildikten sonra incelenerek karar verilmesi gerektiği, eksikincelemeyle verilen davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararında hukukiisabet görülmediği gerekçesiyle bozulmuşise de; İdare Mahkemesince, bozma kararına uyulmayarak, dava konusu işlemintesisine dayanak alınan mezkur Kanunda, afet sebebiyle borçlanmaları yapılanhak sahiplerine yapılacak konutların betonarme-kargirolması gerektiği yolunda bir düzenleme bulunmadığı gerekçesinin de eklenmesisuretiyle davanın reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir.
Davacı, Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi'nin15/02/2016 günlü, E:2016/54, K:2016/129 sayılı ısrar kararını temyiz etmekte vebozulmasını istemektedir.
Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden;Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi'nce verilen kararın usul ve hukuka uygunbulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasınıgerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, davacının temyiz istemininreddine, Diyarbakır 3. İdare Mahkemesi'nin 15/02/2016 günlü, E:2016/54,K:2016/129 sayılı ısrar kararının ONANMASINA, kararın tebliğ tarihini izleyen15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmaküzere09/02/2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi. "
39. Danıştay Ondördüncü Dairesinin6/11/2018 tarihli ve E.2017/4121, K.2018/6468 sayılı kararının ilgili kısımlarışöyledir:
"Hüküm veren Danıştay OndördüncüDairesince; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. maddesinin 1.fıkrasının (c) bendine göredavacının 7269 sayılıKanun hükümlerine göre hak sahibi olduğunu belirttiği Recep Kayanınmirasçılarından olduğuna ilişkin mirasçılıkbelgesini karar düzeltme dilekçesi ekinde sunduğu görülmekle kararındüzeltilmesi istemi yerinde görüldüğünden Danıştay OndördüncüDairesiningünlü, 29/06/2017günlü, E:2016/7199,K:2017/4370 sayılı kararı kaldırılarak işin esası yeniden incelendi:
Dava; Diyarbakır İli ve çevresinde 06.09.1975tarihinde meydana gelen depremde Hani İlçesi, Gürbüz Köyünde bulunan davacınınmurisi Recep Kayanın evinin hasar görmesi nedeniyle 7269 sayılı Umumi HayatlaraMüessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara DairKanun hükümleri gereğince hak sahibi kabul edildiğinden bahisle konut tahsisedilmesi için yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyleaçılmış, İdare Mahkemesince; hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları vekonutlarını teslim almaları için herhangi bir ilan ve duyuru yapıldığı yolundadavalı idarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamadığından murisinhak sahipliğinin devam ettiği ve mirasçı sıfatıyladavacının konut tahsis edilmesi istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkinişlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, bu karar, davalıidare vekili tarafından temyiz edilmiştir.
7269 sayılı Umumi Hayatlara Müessir AfetlerDolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanunun 02/07/1968tarihli, 1051 sayılı Kanunun 1. maddesiyle değişiklik yapılan; 13. maddesinin (a) bendinde, yapılacakişlemlere esas olmak üzere Bakanlıkça kurulacak fen kurulları tarafından afetinmeydana geldiği arazinin durumu ile bütün yapılar ve kamu tesislerininincelenerek hasar tespit raporunun düzenleneceği, 28. maddesinin birinci fıkrasında bu Kanundan faydalanmaksuretiyle inşaat kredisi verilmesini ya da bina yaptırılmasını isteyenlerinBakanlıkça yapılacak yardıma dair o yerdeyapılan ilandan itibaren iki ay içindemahallin en büyük mülki amirine yazılı müracaatta bulunmaları ve taahhütnamevermelerinin mecburi olduğu, 40.maddesinde bu Kanuna göre arsa olarak dağıtılan veya üzerinde binainşa edilen taşınmaz malların hak sahiplerine borçlandırma senetleri imzaettirilmek sureti ile verileceği, bu taşınmaz malların üzerine Türkiye EmlakKredi Bankasının isteği ile bu banka lehine tapu dairelerince borçlandırmasenetlerine dayanılarak kanuni ipotek tesis olunacağı hükmü yer almaktadır.
Afet Sebebiyle Hak SahibiOlanların Tespiti Hakkında Yönetmeliğin 16. maddesinde, bu yönetmelikte belirtilen esaslara ve kurallara göre hak sahibiniteliğini taşıyanların, talep ve taahhütname vermelerini sağlamak üzeredurumun mahallinde ilan olunacağı, 17.maddesinde, hak sahibi durumunda olanlardan inşaat kredisiverilmesini ya da bina yaptırılmasını isteyenlerin 16.maddede belirtilen ilanınyapıldığı günden itibaren iki aylık süreiçerisinde mahallin en büyük mülki amirine yazılı olarak talep ve taahhütnamevermelerinin şart olduğu, afet gören yerlerin bitişiğinde veya yakınında,üzerinde bina yaptırılmak üzere tespit edilip imar planına dâhil edilenkısımlar içinde binaları kamulaştırılanlar için bu sürenin, kamulaştırmakararının kendilerine bildirilmesinden veya bu durumun ilanından itibarenhesaplanacağı, hastalık, askerlik ve benzer sebeplerle, süresinde talep vetaahhütname verme imkânı bulamayanların durumlarının İmar ve İskân Bakanlığıncatakdir edileceği, 21. maddesindeise hak sahipliği inceleme komisyonlarının talep ve taahhütnameleri en kısazamanda inceleyip değerlendirerek hak sahipliği listelerini düzenleyeceğikurala bağlanmıştır.
Yukarıda aktarılan hükümlerin temel amacının,binaların yıkılması, yanması veya oturulamayacak derecede ağır hasara uğramasısebebiyle afete maruz kalanları hak sahibi olarak yapılacak yardımlardanfaydalandırmak olduğu tartışmasız olup, 7269 sayılı Yasa uyarınca hak sahibikabul edilebilmek için 28. madde gereğince yapılan ilandan itibaren iki ayiçinde mahallin en büyük mülki amirine yazılı müracaatta bulunarak taahhütnameverilmesinin gerekmesi yanında, aynı Yasanın 40. maddesi uyarınca taşınmazmalların hak sahiplerine borçlandırma senetleri imza ettirilmek suretiyleborçlanmalarının yapılarak Bayındırlık ve İskân Bakanlığınca mahallindeyaptırılacak duyurudan itibaren konutlarının hak sahiplerince teslim alınmasıgerektiği açıktır.
Dosyanın incelenmesinden; Diyarbakır İli veçevresinde 06.09.1975 tarihinde meydana gelen depremde Hani İlçesi, GürbüzKöyünde bulunan davacının murisi Recep Kayanın evinin hasar görmesi nedeniyle7269 sayılı Kanun hükümleri gereğince hak sahibi kabul edildiğinden bahislekonut tahsis edilmesi için yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemin iptaliistemiyle bakılan davanın açıldığı, İdare Mahkemesince hak sahiplerininborçlanmalarını yapmaları ve konutlarını teslim almaları için herhangi bir ilanve duyuru yapıldığı yolunda davalı idarece dava dosyasına bilgi ve belgesunulamadığından murisinhak sahipliğinin devam ettiğive mirasçı sıfatıyla davacının konut tahsis edilmesi istemiyle yaptığıbaşvurunun reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçesiyle davakonusu işlemin iptaline karar verildiği, davadilekçesinde ve davalı idare savunmasında ise deprem nedeniyle konutlaryapıldığının ve bazı hak sahiplerine bunların teslim edildiğinin belirtildiği anlaşılmıştır.
Olayda, her ne kadar 7269 sayılı Kanunun 40.maddesinin birinci fıkrasında yer alan amir hüküm gereği, Bakanlıkça afetinmeydana geldiği yerde hak sahiplerinin borçlanmalarını yapabilmelerininsağlanması, binayı teslim almaları için de ayrıca mahallinde duyuru yapılmasıgerektiği, ancak hak sahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilaharekonutlarını teslim almaları için herhangi bir ilan ve duyuru yapıldığı yolundadavalı idarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamamış ise de dava dilekçesi,idare savunması ve dava konusu olayla benzer nitelikteki dosyaların birlikteincelenmesinden; 1975 yılında Lice İlçesi merkezli olarak meydana gelendepremde 8159 ailenin ağır hasar ve yıkık binalardan dolayı hak sahibi olarakkabul edildiği, 1975 yılında ihale usulü ile Lice merkezinde 1625 konut,köylerinde 1415 konut yapıldığı, aynı dönemde Hani,Kulp ve Lice ilçeleri ve köylerinde 1369 konut yapıldığı, 1976 yılında ilçe veköylerde toplam 2706 konut yapıldığı, toplamda 7115 konutun tamamlanıp haksahiplerine teslim edildiği, Lice ve Hani ilçe merkezlerinde yapılan konutlarıntamamının hak sahiplerine teslim edildiği, hak sahibi olup borçlanmayan veborçlanma işlemlerini tamamlayıp halen konutlarda oturanların olduğu, 2013yılında yapılan tespitlerde konutlarda hak sahipleri veya murislerininoturduğu, bubilgiler vedepremolayının üzerinden 40 yıl geçtiği dikkate alındığında, davacının da dilekçesinde deprem nedeniyle konutlaryapıldığını murisi dışındaki bazı hak sahiplerine bunların teslim edildiğiyönündeki açıklamaları birlikte değerlendirildiğinde, hak sahibilistesindeki birçok kişiye ev teslimi yapılmış olması durumunun, haksahiplerinin borçlanmalarını yapmaları ve bilahare konutlarını teslim almalarıiçin ilan ve duyuru yapıldığının kabulünü gerektirdiği, aynı yörede birçokaileye konut yardımı yapılırken ilan ve duyuru yapılmadığının kabul edilmesinindavacının murisinin yapılan konut teslimlerinden haberdar olmamasının hayatınolağan akışına aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.
Bu durumda, davacının murisi hak sahibilistesinde yer almasına ve aynı yörede birçok kişiye konut yardımı yapılmasınakarşın, hak sahibinin 7269 sayılı Kanun hükümleri uyarınca ilgili idarelerekonut yardımı için süresinde başvuruda bulunup taahhütname verdiğine veborçlandırıldığına dair belgelerin dosyada yer almadığı anlaşıldığından, davakonusu işlemde hukuka aykırılık aksi yöndeki Mahkeme kararında ise hukukiisabet görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle; Diyarbakır 3. İdareMahkemesinin 31/03/2016 günlü, E:2015/1201, K:2016/340 sayılı kararının BOZULMASINA,"
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi
40. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenarbaşlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halelgetirmez."
2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı
41. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) adil yargılanmahakkının hukukun üstünlüğünün sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunubelirten Sözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğinibelirtmektedir. Hukukun üstünlüğünün temel unsurlarından biri, hukukidurumlarda belirli bir istikrarı garanti altına alan ve kamuoyunun mahkemelereolan güvenine katkıda bulunan hukuki güvenlik ilkesidir. Toplumun yargısalsisteme olan güveni hukuk devletinin esaslı unsurlarından biri olmasına rağmenbirbirinden farklı yargı kararlarının devamlılık arz etmesi, bu güveniazaltacak nitelikte bir hukuki belirsizlik durumu yaratabilecektir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B.No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).
42. Diğer yandan bireylerin makul güvenlerinin korunması vehukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hakbahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, §74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58).Mahkemelerin yorumlarında dinamik ve evrilen biryaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden kararlardakideğişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez (Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B.No: 36815/03, 14/1/2010, § 38).
43. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargıkararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununlabirlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazıhâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağıaçıktır (Zielinski ve Pradal ve Gonzalez ve Diğerleri/Fransa [BD], B. No:24846/94..., 34173/96, 28/10/1999, § 59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti(k.k.), B. No: 42162/02, 2/12/2008).
44. AİHM, açık bir keyfîlik bulunandurumlar hariç ulusal mahkemelerin iç hukuku yorumlama şeklini sorgulamanınkendi görevi olmadığına dikkat çekmektedir. Benzer şekilde bu konuda -görünüşegöre benzer davalarda verilmiş olsalar bile- ulusal mahkemelerin farklıkararlarını karşılaştırmak da prensipte AİHM'ingörevi değildir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 50).
45. AİHM, mahkeme kararlarının çatışma ihtimalinin her birikendi yargı alanında yetkili olan yargılama ve temyiz mahkemeleri ağına dayalıyargı sistemlerinin doğal bir özelliği olduğunu kabul etmiştir. Bu tipuyuşmazlıklar aynı mahkeme içinde de ortaya çıkabilmektedir. Bu durum, kendiiçinde Sözleşme'ye aykırı olarak değerlendirilemez (Santos Pinto /Portekiz,B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03, 24/3/2009, § 29;Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 51).
46. AİHM, bu konuda hüküm verirken değerlendirmesinin dayandığıkriterleri açıklamıştır. Söz konusu kriterler yüksek mahkemenin içtihadında derin ve süregelen farklılıklar olupolmadığı, iç hukukta bu tutarsızlıkların üstesinden gelmek için bir mekanizmabulunup bulunmadığı, bu mekanizmanın uygulanıp uygulanmadığı ve uygulandıysa neile sonuçlandığının tespitine dayanmaktadır (Beian/Romanya (No.1), B.No: 30658/05, 6/12/2007, §§ 37, 39; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 53).
47. AİHM, bu bağlamda mahkemelerin uygulamalarında tutarlılığınve içtihatlarında yeknesaklığın sağlanması için mekanizmalar oluşturulmasınınönemini birçok defa hatırlatmış; yargı sistemlerini birbirine zıt kararlarverilmesini önleyecek şekilde yapılandırmanın devletlerin sorumluluğundaolduğunu ifade etmiştir. Ne var ki bu ilkelerin AİHM'inincelemek durumunda kaldığı çelişen yorumların bir yüksek mahkemeninbirleştirici yetkisini uygulayabileceği yasal hükümlerle bağlantılı olarakyargı sisteminin aynı dalında meydana gelen davalar için öngörüldüğübelirtilmelidir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §§ 55,80).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
48. Mahkemenin 3/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım TalebiYönünden
49. Anayasa Mahkemesinin MehmetŞerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkelerdikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılamagiderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkçadayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesigerekir.
B. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
50. Başvurucu, depremden sonra kendisine geçici veya kalıcınitelikte konut teslimi yapılmadığından yakınmıştır. Diğer taraftan başvurucu;İdarenin iddiasını ispatlayamadığını, buna rağmen İstinaf Mahkemesinin soyutgerekçelerle davanın reddine karar verdiğini belirtmiştir. Konuya ilişkin emsaldava dosyaları sunan başvurucu, İstinaf Mahkemesinin kararından sonra Danıştay Ondördüncü Dairesince verilen kararlarda İstinaf Mahkemesikararına dayanak teşkil eden Arşiv Yönetmeliği hükümlerine itibar edilmediğiniifade etmiştir. Başvurucu, aynı köyde yaşayan diğer hak sahipleri tarafındanaçılan davalarda Danıştayın bozma kararı üzerineidari işlemin iptaline ilişkin hükümler tesis edildiğinin altını çizmiştir.Başvurucu, bazı hak sahiplerince açılan davalarda ise ilk derece mahkemesinceverilen idari işlemin iptaline ilişkin kararların onandığını vurgulamıştır. Hâlböyle iken aynı durumda olan bazı hak sahiplerine kesinleşen kararlarneticesinde konut teslimatlarının yapılırken kendisinin verilen kararneticesinde hakkına kavuşamadığını öne süren başvurucu, aynı mağduriyetiyaşayan hak sahipleri arasında yasal dayanağı olmayan, hukuka aykırı bir durumyaratıldığını ifade ederek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
51. Bakanlık,görüş bildirmemiştir.
2. Değerlendirme
52. Anayasa'nın "Hakarama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
53. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine kararverilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyeteuygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
54. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde davakonusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındakihak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,§ 42).
55. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında; herkesinyargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un, Anayasa'nın 36. maddesinin birincifıkrasına adil yargılanma hakkıibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre değişiklikleTürkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvencealtına alınmış olan adil yargılanma hakkı metne dâhil edilmiştir. DolayısıylaAnayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu ibaresinineklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adilyargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017,§ 53).
56. Adil yargılanma hakkı uyuşmazlıkların çözümlenmesinde hukukdevleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir. Anayasa'nın 2. maddesindeCumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, Anayasa'nın tümmaddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında gözönündebulundurulması zorunlu olan bir ilkedir.
57. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukukgüvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 veE.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayıamaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin deyasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasınıgerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem deidare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfîuygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM,E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).
58. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya birdenfazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisininbenimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. AnayasaMahkemesinin, bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardanbirine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukukkurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. AnayasaMahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birdenfazla yorumunun hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip etkilemediğinitespit etmektir(MehmetArif Madenci, B. No: 2014/13916, 12/1/2017, § 81).
59. Yargı yetkisini kullanan mahkemeler, aynı mahiyettekidavalarda uyuşmazlığın çözümü için gerekli olan bir yasa hükmünü uygularken birhukuki müesseseyi değerlendirirken ya da uyuşmazlığın çözümünde takip edilecekusulü belirlerken birbirinden farklı ilke ve yorumlar benimseyebilir; bunundoğal sonucu olarak da farklı bir içtihat geliştirebilirler. İçtihat farklılığındansöz edilebilmesinin ön koşulu, dava konusu edilen uyuşmazlıkların özüitibarıyla aynı mahiyette olmasıdır. Dolayısıyla uyuşmazlıkların içeriğinin veniteliğinin örtüşmediği, esaslı noktalarda ayrıldığı durumlarda verilenkararlar arasındaki farklılık da içtihat farklılığı olarak değerlendirilemez (Engin Selek, B. No: 2015/19816, 8/11/2017,§ 54).
60. İçtihat farklılığı, aynı yargı kolu içine dâhil mahkemelerarasında oluşabileceği gibi birbirinden tamamen bağımsız, aralarında yargısalanlamda bir hiyerarşi ilişkisi olmayan birden fazla yargı koluna dâhilmahkemeler arasında da oluşabilir (EnginSelek, § 55).
61. Birbiriyle çelişen kararlar, belirli bir yargı kolundaki tekYüksek Mahkemenin farklı daireleri tarafından ya da yine aynı yargı kolu içindefakat son derece mahkemesi sıfatını haiz, nihai hüküm veren çeşitli mahkemelertarafından verilebilir (Engin Selek,§ 56).
62. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini vemahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetleriniyansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği sağlamalarıbeklenen Yüksek Mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatminedici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşmaları, bir kararınbelirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire tarafından elealındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine zıt sonuçlarıortaya çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine tersdüşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi hâlinde bireylerinyargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen güven zarar görebilir(Türkan Bal [GK], B. No:2013/6932, 6/1/2015, § 64).
63. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan bugüveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhilmahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadankaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin birşekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük,adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir.(EnginSelek, § 58).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
64. Somut başvurunun konusu, İstinaf Mahkemesi kararları ileDanıştay Ondördüncü Dairesi içtihatları arasındauyumsuzluk olduğu iddiasıdır. Bu bağlamda aynı yargı kollarına dâhilmahkemelerin aynı tip uyuşmazlıkların çözümünde uyguladıkları aynı kanunhükmünü farklı şekilde yorumlamasından kaynaklanan bir tutarsızlıktan sözedilmektedir.
65. Başvurucunun yukarıda yer verilen iddialarının (bkz. § 50) mahiyetiitibarıyla Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası anlamında bir kanunyolu şikâyetinin ilerisine geçtiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla somut başvurudaöncelikle derin ve süre gelen bir içtihat farklılığının varlığı, içtihatfarklılığı nedeniyle meydana gelen tutarsızlıkların üstesinden gelmek için birmekanizmanın bulunup bulunmadığı, böyle bir mekanizma var ise bu mekanizmanınuygulanıp uygulanmadığı, uygulandıysa ne ile sonuçlandığı incelenmelidir.
66. Başvurucu,idari işlemin iptali istemiyle açılan davalarda 7269 sayılı Kanun'unuygulanması ve bu bağlamda hak sahipliği noktasında İstinaf Mahkemesininaleyhine sonuç doğuracak şekilde Danıştay OndördüncüDairesinin benimsediği yaklaşımdan farklı bir yaklaşım benimsemesinden şikâyetetmektedir.
67.Öncelikle belirtmek gerekir ki içtihat farklılığından sözedilebilmesi için gerekli olan uyuşmazlıklarınözü itibarıyla aynı mahiyette olması ön koşulunun somut başvuruyönünden gerçekleştiği görülmektedir (EnginSelek, § 63). Zira içtihat farklılığına konu uyuşmazlıklarda ortaktemel olgu, başvurucunun hak sahipliğinin devam edip etmemesidir. Çelişki,başvurucu ve İdarenin hak sahipliği için kanunda öngörülen süreçleri usulüneuygun olarak yerine getirip getirmedikleri hususunda ortaya çıkmaktadır. Buçelişkinin sebeplerinden biri 1975 yılında meydana gelen depremle ilgili olarakhak sahipliğinin devam edip etmediğinin tespit edilmesi noktasında İdareninsorumluluğunun devamı hakkında ArşivYönetmeliği'neilişkin olarak yapılan yorum ve değerlendirmelerin farklılığıdır. Diğer nedenise 1975 ve 1976 yıllarında tamamlanarak hak sahiplerine teslim edilenkonutların geçici konut mu, kalıcı konut mu niteliğinde olduğunun net olarakortaya konulmamasından kaynaklanmaktadır.
68. İstinaf Mahkemesi kararı, depremin üzerinden kırk yılgeçtiği, deprem nedeniyle 8.159 ailenin hak sahibi kabul edildiği, toplamda7.115 konutun tamamlanıp teslim edildiği, Arşiv Yönetmeliği'nin ilgilimaddesine istinaden olayla ilgili arşiv kayıtlarının ibraz edilememesinedeniyle İdareye atfedilebilecek bir sorumluluğun bulunmadığı, somut olay gözönünde bulundurularak normal ve mutat olmayan birdurumun iddia olunması hâlinde ispat külfetinin bunu iddia eden tarafa aitolacağı, başvurucunun ise borçlanma başvurusu yaptığına ve borçlanmasınıtamamladığına ilişkin bilgi ve belge sunamadığı ana fikrine dayanmaktadır (bkz.§ 15). İDDK 9/2/2017 tarihinde ilk derece mahkemesinin ısrar kararını onamaksuretiyle bu yorumu desteklemiştir.
69. Danıştay Ondördüncü Dairesi iseuzunca bir süre deprem sebebiyle hak sahipliğinden yararlandırılması yönündekitalebi içeren uyuşmazlıklarda İstinaf Mahkemesi ile aksi yönde bir uygulamabenimsemiştir. Bu bağlamda Daire, ilk derece mahkemelerince verilen idariişlemin iptaline ilişkin kararların onanmasına hükmederken davanın reddineilişkin hükümlerin ise bozulmasına hükmetmiştir.
70. Daire, bozma kararlarında Arşiv Yönetmeliği'ni yorumlamış;Yönetmelik'te yürürlükte olan, işlemleri tamamlanmamış, sonuçları beklenen,ilgilileri açısından kesinleşmemiş işlemler yani cari işlemler yönündenbelgelerin imha edilemeyeceğinin belirtildiğini vurgulamıştır. Daire ayrıca bubelgeleri yangın, hırsızlık rutubet vb. olaylardan koruma yükümlülüğünün deİdareye ait olduğunu belirterek olayla ilgili arşiv kayıtlarının ibrazedilememesi nedeniyle İdareye atfedilebilecek bir sorumluluğun bulunmadığıyolundaki iddiaya itibar edilemeyeceğini ifade etmiştir. Yine bozmakararlarında Daire; borçlanmaların yapılması için herhangi bir duyuru yapıldığıya da başvurucunun borçlanmasını yapmasına rağmen konutunu teslim almadığıyolunda idarece dava dosyasına bilgi ve belge sunulamadığını, hâl böyle ikenhak sahipliği devam eden başvurucunun hak ettiği konutun verilmesi veyabedelinin karşılanması için gerekli işlemlerin yapılması istemiyle yaptığıbaşvurunun zımnen reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığını tespitetmiş ve ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına hükmetmiştir (bkz. § 19).
71. Danıştay Ondördüncü Dairesininiçtihadı bu yönde iken daha sonra önüne gelen aynı konudaki başka biruyuşmazlıkta istinaf mahkemeleri ve İDDK'nınuygulamalarını esas alarak 6/11/2018 tarihli kararı ile önceki içtihadındandönmüştür (bkz. § 39).
72. Somut olayda başvurucu hakkında aynı konuda istinafmahkemeleri ve Danıştay Ondördüncü Dairesi tarafındanverilen farklı karar bulunmakla birlikte bu durum, istinaf mahkemelerininDanıştay Ondördüncü Dairesinin kökleşmiş içtihadındanayrılarak İDDK'nın yaklaşımını benimsemesindenkaynaklanmıştır. Sonuç olarak Danıştay OndördüncüDairesi sonradan önüne gelen bir uyuşmazlıkla ilgili olarak başvurucu lehineolan bu yaklaşımı terk ederek istinaf mahkemeleri ve İDDK içtihatlarıyla uyumlukarar vermiştir (bkz. § 39).
73. Hâl böyle iken İstinaf Mahkemesinde neticelenen davalar ileDanıştay Ondördüncü Dairesinde neticelenen davalararasında farklılıklar giderilmiş, içtihat istikrar kazanmıştır. Yukarıda dadeğinildiği üzere yargı mercileri arasındaki bölgesel veya görevsel yetkifarklılıkları sebebiyle içtihat farklılığına yol açılabilmesi kaçınılmaz birsonuç olarak görülmelidir. Bu bağlamda yargılamanın hakkaniyete uygunolabilmesi kapsamında hukuk devleti ile hukuk güvenliği ilkelerine uyulduğundansöz edilebilmesi için öncelikli olan, ilgili yargısal süreçte oluşabilecekiçtihat farklılığının giderilmesidir.
74. Somut olayda ise ilk defa 2011 yılında başlayan süreçteDanıştay Ondördüncü Dairesinin içtihadıyla davalarınkabulüne karar verilmiş olmakla birlikte ilk derece mahkemesinin davanınreddine ilişkin ısrar kararı üzerine İDDK tarafından verilen onama kararıdoğrultusunda Dairece 6/11/2018 tarihinde karar verilmiştir. Böyleliklebaşvurucunun şikâyet ettiği içtihat farklılığının yargısal süreçte çözümlendiğigörülmektedir. Bu durumda çözüme kavuşturulan sonucun ise başvurucunun lehineolmadığı dikkate alındığında söz konusu içtihat farklılığı nedeniyleyargılamanın hakkaniyete aykırı olduğu söylenemez.
75. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36.maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir.
C. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkinİddia
1. Başvurucunun İddiaları
76. Başvurucu 1975 yılında Lice'de yaşanan deprem sebebiyle haksahibi kabul edildiğini ancak kendisine başvurusuna rağmen konut tahsisiyapılmadığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
77. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimseönce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:2013/1178, 5/11/2015, § 54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın 35.maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olupolmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §26; İhsan Vurucuoğlu,B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).
78. Mülkiyet hakkı, özel hukukta veya idari yargıda kabul edilenmülkiyet hakkı kavramlarından farklı bir anlam ve kapsama sahip olup bualanlarda kabul edilen mülkiyet hakkı, yasal düzenlemeler ile yargıiçtihatlarından bağımsız olarak özerk bir yorumla ele alınmalıdır (Hüseyin Remzi Polge,B. No: 2013/2166, 25/6/2015, § 31; MustafaAteşoğlu ve diğerleri, § 51).
79. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcutmal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibiolmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaati nekadar güçlü olursa olsun- Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.Bu bağlamda belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi soyut bir temeledayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil mülkiyet hakkınıgüvence altına almaktadır. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alanmülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (KemalYeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37; Mehmet Şentürk [GK], B. No: 2014/13478,25/7/2017, §§ 41, 53; Mustafa Ateşoğlu vediğerleri, §§ 52-54).
80. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıpbelirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunugösteren yerleşik bir yargı içtihadına ya da aynı menfaatle ilgili hukuki birişleme dayanan yeterli derecede, somut nitelikteki bir beklentidir (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660,20/3/2014, § 28; Mehmet Şentürk,§ 42). Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamında olan meşrubeklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddiaedilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tespit, mevzuat hükümlerive yargı kararlarıyla yapılmaktadır (ÜçgenNakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37).Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ilerisürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir(Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi,§ 37).
81. Somut olayda başvurucu deprem sebebiyle hak kazandığı hâldekendisine konut tahsisi yapılmadığından yakınmaktadır. Başvurucunun adına birkonut tahsisi yapılmadığına göre bir mülkünün olmadığı tartışmasızdır. Bununlabirlikte başvurucunun şikâyetine konu konutun mülkiyetini edinme yönünde meşrubir beklentisinin olup olmadığı tartışılmalıdır.
82. Meşru bir beklentinin varlığından söz edilebilmesi için bubeklentinin dayandığı koşulların gerçekleştiğinin somut bir temele dayalıolarak ispat edilmesi gerekir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mehmet Şentürk, § 48). Diğer bir deyişlesomut olay bağlamında konut yardımı yapılanlar yönünden hak sahipliğininkonutun mülkiyetinin kazanılacağı yolunda meşru beklenti doğurabilmesi için haksahipliği yönünden başvurucunun ilgili mevzuatta aranan koşulları taşımasıgerekmektedir.
83. Buna göre olayda derece mahkemeleri, deprem nedeniyle konuttahsisi yapılabilmesi için başvurucunun hak sahibi kabul edilmesi yanında 7269sayılı Kanun'un 40. maddesine göre ayrıca borçlandırmanın ilanı tarihindenitibaren iki ay içinde borçlandırma yapmasının zorunluluğuna işaret etmiştir.Başvurucu açtığı davada, hâlen hak sahibi olduğunu öne sürmüştür. Ancak derecemahkemeleri her ne kadar ilan yapıldığına ilişkin İdare tarafından bir belgesunulmamış olsa da 1975 yılından İdareye başvuruda bulunulan 2016 yılına kadargeçen sürede başvurucunun ikamet ettiği yörede çok sayıda kalıcı konuttahsisinin yapılmış olduğuna işaret ederek söz konusu ilanın yapıldığını kabuletmiş ve başvurucunun da bunun hak sahipliği koşullarının devam ettiğini ispateden bir belge sunamadığını belirtmiştir.
84. Meşru beklentinin varlığını gösterir ilgili koşullarınmevcut olup olmadığını değerlendirme konusundaki takdir yetkisi -kural olarak-yargılamada sunulan delillere ilk elden ulaşma imkânı olan derece mahkemelerineaittir. Somut olayda ise derece mahkemelerinin yukarıda değinilengerekçelerinin tarafların delilleri ve ilgili hukuk kurallarının yorumunailişkin olup açıkça keyfî olduğu veya bariz bir takdir hatası içerdiği desöylenemez.
85. Diğer taraftan adil yargılanma hakkı bağlamında dilegetirildiği üzere başvurucunun şikâyet ettiği yargısal içtihat farklılığının dagiderilmiş olduğu dikkate alınmalıdır. Söz konusu içtihat farklılığı isebaşvurucunun meşru bir beklentisinin kabul edilmesine imkân vermeyecek şekildesonuçlanmıştır.
86. Bu durumda başvurucu; deprem sebebiyle kendisine konuttahsis edilmesi yönünde meşru bir beklentiye sahip olduğunu gösterir kanunhükmü, yerleşik bir yargısal içtihat veya idari uygulama ortaya koyamamıştır.Sonuç olarak Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkıkapsamında başvurucunun mevcut bir mülkü bulunmadığı gibi somut olaydabaşvurucunun deprem sebebiyle konut edinme hususunda yeterli bir hukuki temeledayalı meşru bir beklentisi de bulunmamaktadır.
87. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Mülkiyet HakkıBağlamında Ayrımcılık Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
88. Başvurucu, deprem sebebiyle konut tahsis edilmesine ilişkinolarak verilen kararlar neticesinde bazı hak sahiplerine konut teslimiyapılırken kendisinin bu haktan yararlandırılmaması nedeniyle mülkiyet hakkıbağlamında ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
89. Başvurucunun söz konusu iddiaları mülkiyet hakkı kapsamındaincelenmiş ve meşru bir beklentisinin olmadığı sonucuna varılmıştır.Başvurucunun içtihat farklılığına yönelik şikâyeti de adil yargılanma hakkıkapsamında incelenerek bir ihlalin olmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Dolayısıylamülkiyet hakkı bağlamında ayrımcılık yasağı çerçevesinde ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek görülmemiştir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Mülkiyet hakkı bağlamında ayrımcılık yasağının ihlaledildiğine ilişkin iddianın İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,
C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesimağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemektenTAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE3/7/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.