TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET EMİN KARAMEHMET VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/4902)
Karar Tarihi: 28/1/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Recep KÖMÜRCÜ
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör
:
Akif YILDIRIM
Başvurucular
:
1. Mehmet Emin KARAMEHMET
2. Orhan EMİRDAĞ
3. Osman BERKMEN
Vekili
:
Av. Ahmet MUTLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kanunun suç saymadığı fiillerden dolayı mahkûmiyetkararı verilmesi nedeniyle suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinin; usuleilişkin imkânlar bakımından zayıf duruma düşürülme nedeniyle de çelişmeliyargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 19/1/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
A. Başvurucular Hakkında Dava Açılması Süreci
8. Olayların geçtiği tarihte başvurucu Mehmet Emin Karamehmet,Pamukbank (Banka) Yönetim Kurulu Başkanı; Osman Berkmen Yönetim Kurulu Üyesi veOrhan Emirdağ ise Genel Müdür olarak görev yapmaktadır. Başvurucular aynızamanda Banka kredi tahsis komitesinde görevlidir.
9. Anılan tarihlerde Banka Yönetim Kurulu Başkanı olanbaşvurucu, aynı zamanda Çukurova Grubu şirketlerinin de sahibidir.
10. Banka tarafından 1980’li yıllardan itibaren Çukurova Grubuşirketlerine, C.Ç. ve D.B. gruplarına dâhil birçok şirkete çeşitli miktarlardaTL ve döviz cinsinden krediler kullandırılmıştır.
11. Bu kredilerin vadesinde ödenmediği ve Bankanın malîdurumunun kötüleştiğinin tespiti üzerine Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı Bankave Kambiyo Genel Müdürlüğünce ilki 16/8/1991 tarihinde olmak üzere çeşitlitarihlerde yazı ile Çukurova Grubuna hiçbir surette kredi kullandırılmamasıyönünde Pamukbank Yönetim Kurulu Başkanlığına talimatlar verilmiştir.
12. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK); istenentedbirleri almadığı ve yükümlülüklerinin toplam değerinin varlıklarının toplamdeğerini aştığı, kaynakların Bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeyedüşürecek biçimde, yönetim ve denetimini doğrudan ya da dolaylı olarak tekbaşına veya birlikte elinde bulunduran ortaklarının lehlerine kullandırıldığıgerekçeleriyle 18/6/2002 tarihinde Bankaya elkonulmasına karar vermiştir.
13. Banka daha sonra Türkiye Mevduat ve Sigorta Fonuna (TMSF)devredilmiştir. Bankanın TMSF’ye devredilmesinden sonra başvuruculargörevlerinden alınmıştır.
14. Bankalar Yeminli Murakıplarının 8/11/2002 tarihli raporundaözetle; Banka kaynaklarının Bankanın emin bir şekilde çalışmasını tehlikeyedüşürecek biçimde, C.Ç. ve D.B. gruplarına dâhil muhtelif firmalara tahsisedildiği, karşılığında söz konusu grupların ilgili dönemde sahibi bulunduğu E.Bank A.Ş.den Çukurova Grubuna dâhil şirketlere aynı tutar ve koşullarda kredikullandırıldığı, dolayısıyla karşılıklı (backto back) kredi yöntemiyle Bankanın zarara uğratılmasına sebebiyetverildiği belirtilmiştir.
15. Bu arada E. Bank da TMSF'ye devredilmiştir.
16. Anılan olaylarla ilgili olarak BDDK tarafından 10/1/2003tarihinde Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur. Anılanihbar üzerine Şişli Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan soruşturma sırasındaceza hukuku anlamında bir zararın bulunmadığı gerekçesiyle kamu adınakovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.
17. Anılan karara yapılan itiraz, Beyoğlu 2. Ağır CezaMahkemesince 3/10/2003 tarihinde reddedilmiştir.
18. İtirazın reddine ilişkin bu karar, Bakanlıkça kanun yararınabozma kanun yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 20/1/2004tarihli kararıyla “Pamukbank T.A.Ş. ve[E.]bank A.Ş. sahiplerinin bankalardan kendişirketlerine aktardıkları kredi miktarının bankalar yasasında belirlenenlimitleri aşması ve Hazine Müsteşarlığınca uyarılmaları üzerine, karşılıklıkredi verme yöntemiyle başlangıç ve vade tarihleri ile miktarları aynı olankredileri karşılıklı olarak varlığı ve bilançoları, mal varlıkları, alınankrediyi ödeyip ödemeyecekleri araştırılmadan birbirlerinin şirketlerineverdikleri ... gözetilerek ... iştirak halinde kredi görünümünde bankaparasının zimmete geçirildiğine ilişkin dosyada mevcut delillerin tayin vetakdirinin mahkemeye ait bulunduğu, sonradan kredinin geri ödenmesinin oluşansuçu ortadan kaldırmayacağı[nın]gözetilmemesi” nedeniyle bozulmuştur.
B. Başvurucular Hakkında Açılan Davalar
19. Yargıtay 11. Ceza Dairesinin bozma kararı üzerine İstanbulCumhuriyet Başsavcılığının 11/5/2004 tarihli iddianamesiyle aralarındabaşvurucuların da bulunduğu şüpheliler hakkında banka zimmeti suçundancezalandırılmaları istemiyle İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) kamudavası açılmış ve Mahkemenin E.2004/140 sayılı ana dosyasında yargılamayabaşlanmıştır.
20. Bunun ardından;
- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 24/12/2003 tarihliiddianamesi ile başvurucular hakkında banka zimmeti suçundan cezalandırılmalarıtalebiyle İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesinde,
- Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 8/4/2004 tarihli iddianamesiile başvurucular hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundancezalandırılmaları talebiyle Şişli 6. Asliye Ceza Mahkemesinde,
- Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 15/6/2004 tarihli iddianamesiile başvurucular hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundancezalandırılmaları talebiyle Şişli 6. Asliye Ceza Mahkemesinde,
-Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 16/6/2004 tarihli iddianamesibaşvurucular hakkında güveni kötüye kullanma suçundan cezalandırılmalarıtalebiyle Şişli 9. Asliye Ceza Mahkemesinde
açılan davalar da Mahkemede (E.2004/140) görülen ana davaylabirleştirilmiştir.
21. Başvurucular yargılamada özetle kredi kullandırılanfirmaların kredi yeterliliklerinin bulunduğunu, kredilerin o dönemde şahsiimzaları gerçek anlamda bir teminat değeri taşıyan kişilerin kefaletiyle, gerialınmak amaç ve niyetiyle verilmiş olduğunu, mevzuatta karşılıklı krediyi suç kabuleden ve cezalandıran herhangi bir hüküm bulunmadığını, kredilerin daha sonraödenmesi nedeniyle beraatlerine karar verilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
22. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda 10/2/2010 tarihlikarar ile İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 11/5/2004 ve 24/12/2003 tarihliiddianamelerine konu eylemlerle ilgili olarak açılan kamu davalarının davazamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına ve Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının8/4/2004, 15/6/2004 ve 16/6/2004 tarihli iddianamelerine konu eylemlerle ilgiliolarak başvurucuların zimmet suçundan hapis ve adli para cezaları ilecezalandırılmasına karar verilmiştir.
23. Hükümlerin temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyenYargıtay 7. Ceza Dairesinin 15/6/2011 tarihli kararıyla 11/5/2004 ve 24/12/2003tarihli iddianamelerle açılan davalarla ilgili hükümlerin onanmasına, diğerhükümlerin ise başvuruculara atılı suçun hizmet nedeniyle emniyeti suistimalsuçunu oluşturabileceği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek zimmetsuçundan mahkûmiyet hükmü tesis edildiği gerekçesiyle bozulmasına kararverilmiştir.
24. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Yargıtay 7. CezaDairesinin bu kararına itiraz etmiştir. İtiraznamede;
- Başvurucu Mehmet Emin Karamehmet hakkında 11/5/2004 tarihliiddianame ile açılan kamu davasında yerel mahkemece hizmet nedeniyle emniyetisuistimal suçunu oluşturduğu gerekçesiyle zamanaşımından düşme kararı verileneylemlerin banka zimmeti suçunu,
- Başvurucular hakkındaki 24/12/2003 tarihli iddianameninkonusunu oluşturan ve Mahkemece zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verileneylemlerin banka zimmeti suçunu,
- Başvurucular hakkındaki 8/4/2004, 15/6/2004 ve 16/6/2004tarihli iddianamelerle açılan kamu davalarındaki eylemlerin nitelikli zimmetsuçunu
oluşturduğu iddia edilmiş ve bu hükümlere yönelik Dairekararının kaldırılması talep edilmiştir.
25. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11/1/2011 tarihli kararında;
- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 11/5/2004 tarihliiddianamesine konu eylemlerle ilgili olarak yerel mahkemece hizmet nedeniylegüveni kötüye kullanma suçundan kamu davasının zamanaşımı dolayısıyla ortadankaldırılmasıyla ilgili olarak aşağıdaki değerlendirmeleri yapmış ve onamakararının başvurucu Mehmet Emin Karamehmet yönünden kaldırılmasına kararvermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Uyuşmazlık, Çukurova Grubunun sahibiolduğu Pamukbank tarafından [B.] Grubu firmalarına17.08.1998-10.09.1998 tarihleri arasında kullandırılan krediler ile [B.]Grubunun o dönemde sahibi olduğu [E.]banktarafından Çukurova Grubu firmalarına kullandırılan kredilerin; tarih, tutar,vade ve faiz oranı açısından bire bir örtüştüğü, dolayısıyla back to back(karşılıklı) kredi yöntemiyle Pamukbank ve[E.]bankın zarara uğratıldığı iddiası ile ilgili olupkonuya ilişkin bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda:
...
Kural olarak bankacılık mevzuatına uygunolarak verilen bir kredinin geri dönmemesi suç oluşturmamaktadır. Bununlabirlikte, bankacılık sektöründe kredilerle ilgili olarak karşılaşılan yasalengellerin aşılması amacıyla kimi zaman çeşitli yöntemlere başvurulabilmektedir.Bu yöntemlerden birisi de, iki ayrı banka tarafından cins, tutar, vade, faizoranı, kullanım tarihleri ve teminat şartları yönünden aynı olmak üzere,bankaların sahibi olan firma ve iştiraklerinin karşılıklı olarakkredilendirilmesi şeklinde tanımlanan ve öğretide 'sırt sırta kredi' ya da'karşılıklı kredi' de denilen 'back to back' kredilerdir.
...
Sözcük anlamı, 'uzatma' olan temdit, hukukianlamda, tarafların aralarında yaptıkları bir sözleşme ile asıl sözleşmedekararlaştırılan borcun ödeme zamanını uzatmaları biçiminde, bankacılık hukukuaçısından da kullandırılan kredilerin, ödeme zamanını uzatan yeni bir iradebirliği şeklinde tanımlanabilir.
Kredi verme işlemlerinde suç tarihininsaptanması önem taşımaktadır. Geri ödenmeyeceği bilinerek kredi kullandırmaşeklinde işlenen zimmet suçunda, suçun kredinin açıldığı tarihte, buna karşınaçıldığı tarihte hukuka uygun olarak verilen bir kredinin sonradan hukukaaykırı bir temdit ile ödenmeyecek hale getirilmesi durumunda ise, koşullarınınoluşması halinde zimmet suçu temdit tarihinde oluşacaktır.
Kredi açma eylemi ilk şekliyle zimmet suçunununsurlarını taşıyorsa, vadenin dolması ile teminatlara yönelinmeyip kredilerintahsili cihetine gidilmemiş ve aynı kredinin geri dönmeyeceği bilinerek kaynakaktarımı kasdı ile vadesi uzatılmışsa kuşkusuz bu durumda da başlangıçta suçteşkil eden eylemin devamı ve bir anlamda yenilenmesi niteliğindeki son eylemyani temdit tarihi suç tarihi sayılacaktır.
Temdit işlemi ile kredinin hukuka aykırı halegetirilmesinde göz önüne alınacak ölçü, kredinin niçin temdit edildiğihususudur. Kredi alan firmaların mali yapısının bozulduğu, banka çıkarlarınıdüşünen ve düşünmesi gereken yetkililer tarafından tespit edildiğinde yapılmasıgereken iş yasal yollardan kredilerin tahsili cihetine gidilmesidir. Yasalhükümler ve bankacılık teamülleri gereğince, kredilerin tahsil edilmesi içinuğraşılmamış ve teminatlara da başvurulmayarak temdit yöntemi izlenmişse zimmetkastıyla hareket edilmiş demektir. Buna göre, mali yapısı bozulan firmakredileri ödeyemeyecek durumda olmasına karşın temdit işlemi yapılmışsa zimmetsuçu oluşacaktır.
O halde bankacılık mevzuatı ve teamüllerinegöre kredinin ilk açıldığı andaki koşullar göz önüne alınarak değerlendirmeyapmak ve buna göre de nakit çıkış tarihini esas alarak eylemi nitelendirmek vekredilerde vade uzatımının suç oluşturmayacağını söylemek her zaman doğruolmayacaktır. Eğer kredilerin vadesi uzatılmışsa, bu işlemin de zimmet suçunununsurlarını oluşturup oluşturmayacağı ayrıca incelenmelidir. Kredinin temditedilmesi başlangıçta hukuka uygun olarak açılan bir krediyi hukuka aykırı halegetirebilir ya da başlangıçta da hukuka aykırı olan kredi kullandırma eyleminindevamı ve yenilenmesi niteliğinde olabilir. Bunun belirlenmesi için kredininniçin temdit edildiğinin, kredi kullanan firmanın kredinin açılma tarihiyletemdit tarihi arasındaki mali yapısının ve kredibilitesinin, kredi kullandıranbankanın kredinin açıldığı ve temdit edildiği tarihlerde içinde bulunduğu malidurum gibi hususlar ve bunlara göre faillerin hangi kasıtla hareketettiklerinin saptanması gerekmektedir. Bankanın, ekonomik durumunun kötüyegitmesine ve bu konuda yetkili makamlar tarafından yapılan tespitler sonucundauyarılmasına rağmen, verilen kredilerin tahsil edilmesi yerine temdit etmeyöntemi tercih edilmişse ya da kredi kullanan firmaların mali yapısının bozukolması nedeniyle kredinin ödenmeyeceğinin anlaşılmasına karşın verilenkredilere ait teminatlar kullanılarak kredinin tasfiyesi yerine vadesiuzatılmışsa zimmet kastı ile hareket edildiği ortadadır.
...
Mali durumları bozuk olan iki bankanın HazineMüsteşarlığının uyarı yazılarından dolayı kendi grup firmalarına kredikullandıramamaları nedeniyle karşılıklı olarak birbirlerinin grup firmalarınakredi kullandırmaları, bu kredilerin ilk vadelerinde ödenmemesi üzerine 2 ay 18gün sonra TMSF’ye devredilecek olan banka [E.]bank tarafından kullandırılankredilerin vadelerinin uzatılmasının söz konusu olduğu olayda, kredilerintemdit edildiği 09.08.2000 tarihinin suç tarihi olduğu kabul edilmelidir.
... Back to back (karşılıklı) kredilerinzimmet suçunu oluşturabilmesi için kredi kullandırmanın amacının bankakaynaklarının kredi görünümü altında başkalarına aktarılması gerekmektedir.Kredi veren bankanın içinde bulunduğu mali durum, krediyi alan firmalarınkredibiliteleri ve yeterli teminat alınıp alınmadığı saptanarak kredi vermedekiamaca ulaşılabilir. İnceleme konusu olayda Hazine Müsteşarlığı talimatlarınarağmen hakkında kredibilite çalışması yapılmayan firmalara kredi verilmesi,krediler vadelerinde ödenmediği halde tahsili cihetine gidilmeden vadelerininuzatılması, kredi görünümü altında banka parasının başkalarına aktarılmasısonucunu doğurduğundan, somut olayda eylemlerin zimmet suçunu oluşturduğu kabuledilmelidir.
...
İnceleme konusu olayda, [E.]bank ve Pamukbank yönetim kurulu tarafından hakimhissedarların sahibi olduğu grup firmalarına aynı dönemde back to back yöntemlekredikullandırma suretiyle gerçekleştirilen eylemler bankaların TMSF’yedevredilmesinden sonra basit bir denetimle ortaya çıkarıldığından hilelidavranış niteliğinden yoksun olup eylemin basit zimmet suçunu oluşturduğu kabuledilmelidir.
Bu nedenlerle, [başvurucu] Mehmet Emin Karamehmet ...hakkında (1) noluuyuşmazlık konusunu oluşturan[E.]banktarafından Çukurova Grubu firmaları olan ...kredi kullandırma eylemlerininhizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle 765sayılı TCY’nın 102/4 ve 104/2. maddeleri uyarınca kamu davasının zamanaşımı nedeniyleortadan kaldırılmasına ilişkin yerel mahkeme hükmü ile bu hükmün onanmasınailişkin Özel Daire kararında isabet bulunmamaktadır.
- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 24/12/2003 tarihliiddianamesinin konusunu oluşturan ve Mahkemece talimatlara aykırılık suçunuoluşturduğu gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilen,başvurucuların gayrinakdi kredi kullandırmaeylemlerinin banka zimmeti suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin olarakaşağıdaki değerlendirmeleri yapmış ve onama kararını başvurucular yönündenkaldırmıştır:
"Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının24.12.2003 gün ve 449 sayılı iddianamesine konu beş firmaya nakdi ve gayrınakdi kredi kullandırma ile avans verme suretiyle Pamukbank’ın zararauğratıldığı iddiası ile ilgili olup, yerel mahkemece eylemlerin talimatlaraaykırılık suçunu oluşturduğu kabul edilerek 765 sayılı TCY’nın 102/4 ve 104/2maddeleri uyarınca kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasınakarar verilmiş[tir.]
...
Uyuşmazlık konusu kredilerle ilgili olarak,Hazine Müsteşarlığının Çukurova Grubuna doğrudan veya dolaylı olarak hiçbirşekilde kredi kullandırılmaması yönündeki birden fazla uyarısına rağmen,Pamukbank yönetim kurulu üyesi aynı zamanda banka kredi tahsis komitesindegörevli olan sanıkların, kredibiliteleri bulunmayan beş firma ile ilgili önistihbarat çalışması yapılmadan, mali durum analiz raporu düzenlenmeden, adıgeçen firmalara kredi kullandırma, avans verme ve gayrı nakdi kredi temin etmeşeklinde gerçekleştirdikleri eylemlerin hem 4389 sayılı Yasanın 22. maddesinin2. fıkrasından düzenlenen talimatlara aykırılık suçunu hem de aynı maddenin 3.fıkrasında düzenlenen banka zimmeti suçunu oluşturduğu, 765 sayılı TCY’nın 79ve 5237 sayılı TCY’nın 44. maddesi uyarınca en ağır cezayı gerektiren bankazimmeti suçundan dolayı cezalandırılmaları gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
...
... yapılan açıklamalar uyarınca, sanıklarıneylemlerinin basit bir iç denetimle ortaya çıkarılması nedeniyle hilelidavranış niteliğinden yoksun bulunduğu anlaşıldığından suçun basit zimmetolarak kabulü gerekir.
Bu nedenle ... kamu davasının zamanaşımınedeniyle ortadan kaldırılmasına ilişkin yerel mahkeme hükmü ile bu hükmüonayan Özel Daire kararında isabet bulunmamaktadır."
- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 8/4/2004, 15/6/2004 ve16/6/2004 tarihli iddianamelerle açılan kamu davalarındaki eylemlerinin bankazimmeti suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin olarak aşağıdakideğerlendirmeleri yapmıştır:
"Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının08.04.2004 gün ve 2778 sayılı, 15.06.2004 gün ve 4725 sayılı ve 16.06.2004 günve 4774 sayılı iddianamelerine konu toplam 13 firmaya kredi kullandırmaeylemlerinin banka zimmeti suçunu oluşturduğu yerel mahkemece kabul edilmiş,zincirleme suretiyle banka zimmeti suçundan kurulan mahkûmiyet hükümleri ÖzelDairece güveni kötüye kullanma suçunu oluşturabileceğinden bahisle oyçokluğuile bozulmuş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise eylemlerin nitelikli zimmetsuçunu oluşturacağı görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurmuştur.
...
Bu uyuşmazlıkla ilgili aşağıda yapılacakaçıklamaların (a) bölümünde bahsedilen krediler Çukurova Grubu firmalarına 4389sayılı Yasa yürürlüğe girdikten sonra 2000 ve 2001 yıllarında kullandırılmış,(b) bölümünde bahsedilen krediler Çukurova Grubu firmalarına ve (c) bölümündebahsedilen krediler ise grup dışı firmalara 4389 sayılı Yasa yürürlüğe girmedenönce kullandırıldıktan sonra Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra temditedilmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamaların “a” ve “b”bölümlerinde adı geçen grup firmalarına.../ [k]ullandırılan kredilerde yeterliteminat alınması nedeniyle zimmet suçunun oluşmayacağı düşünülebilirse de; suçkonusu kredilerle ilgili teminatların kredi borçlusu olan diğer grupfirmalarının kefaletleri olduğu, vadelerin dolmasından sonra bu teminatlarabaşvurulmadığı, kredi kullanan ve kredi sözleşmelerinde kefaleti bulunanşirketlerin banka hakim ortağı olan sanık Mehmet Emin Karamehmet’e ait firmalarolduğu, böylece kredi veren, kredi kullanan ve temin edenlerin aynı kişilereait firma ve kurumlar olduğu anlaşıldığından, ödenmeyeceği bilinerekkullandırılmış ve vadeleri uzatılmış krediler için alınan teminatların geçerliolmadığı, kağıt üzerinde formalite olarak kaldığı anlaşılmaktadır. Buitibarla,...[anılan] kredi kullandırma eylemlerinin zimmet suçunu oluşturduğukabul edilmelidir.
Sanıkların eylemlerinin zimmet suçunuoluşturduğunun kabulünün ardından, zimmet suçunun basit mi yoksa niteliklihalinin mi gerçekleştiğine yönelik olarak yapılan değerlendirmede;
Pamukbank yönetim kurulu ve aynı zamanda kreditahsis kurulu başkan ve üyeleri olan sanıkların bankacılık usul ve teamüllerineaykırı olarak, baştan itibaren geri dönmeyeceğini bile bile grup firmalarınakredi kullandırma suretiyle banka kaynaklarının aktarılmasına neden olduklarıolayda, bankanın aldatılmasından, dolayısıyla yapılan işlem ve eylemlerinhileli davranışlar niteliğinde olduğundan söz edilmeyeceği gibi, zimmet vemiktarının Hazine Müsteşarlığı müfettişlerinin olağan denetimi ile,bilirkişilerin banka içi kayıtlar üzerinde yaptıkları inceleme ve araştırmasonucunda, kesin bir biçimde ortaya çıkarılmış olması karşısında, suçun basitzimmet olarak kabulü gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
...
Grup dışı firmalara 4389 sayılı BankalarYasasının yürürlüğe girmesinden önce kullandırılıp Yasanın yürürlüğegirmesinden sonra temdit edilen kredilere gelince;
...
... (c) bölümünde adı geçen ...Film veYapımcılık San. Tic. A.Ş ve ... Holding A.Ş’ye kredi kullandırma eylemlerindenönce, firmaların kredibilitelerinin bulunup bulunmadığının tespitine yönelikolarak ön istihbarat çalışmasının yapılmadığı, mali durum analiz raporlarıdüzenlenmediği, kredilerin vadelerinde ödenmediği halde yasal takibatageçilmediği ve teminatlara yönelinmediği, haklarında çeşitli alacak davaları veicra takipleri olan ve bu suretle kredibiliteleri bulunmayan firmalarakullandırılan kredilerin geri dönmeyeceği bilinerek temdit edildiğianlaşıldığından, eylemlerin zimmet suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.
...
Uyuşmazlığa konu eylemlerin de bankanınTMSF’ye devredilmesinden sonra basit bir iç denetimle ortaya çıkarılmasınedeniyle hileli davranış niteliğinden yoksun bulunduğu anlaşılmakla suçunbasit zimmet olarak kabulü gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Diğer taraftan, (3) nolu uyuşmazlıktakieylemler nedeniyle suçun basit zimmet olarak nitelendirilmesinden sonra, sanıkMehmet Emin Karamehmet yönünden 5411 sayılı Yasanın 160/3. maddesininuygulanmasının isabetli olup olmadığı konusunun da ayrıca ele alınmasıgerekmektedir.
...
Suç ve cezaların yasallığı ilkesi uyarınca5020 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden önceki kredi işlemlerinin 4389 sayılıBankalar Yasasının 22/4. maddesi ve 5411 sayılı Bankacılık Yasasının 160/3.maddesinde düzenlenen ve her iki Yasaya göre de basit zimmet suçundan daha ağıryaptırımlar öngören varsayımsal zimmet suçunu oluşturmayacağı açıktır.
Bu itibarla, Ceza Genel Kurulunda yapılandeğerlendirmeler sonucunda eylemlerin basit zimmet suçunu oluşturduğu kabuledildikten sonra, sanık Mehmet Emin Karamehmet hakkında eylem tarihlerindensonra hukukumuza giren ve suç olarak düzenlenen varsayımsal zimmete ilişkin4389 sayılı Bankalar Yasasının 22. maddesinin 4. fıkrasının ya da 5411 sayılıBankacılık Yasasının 160. maddesinin 3. fıkrasının uygulanma koşullarınınbulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan, birden fazla kredilendirmeeylemlerinin her birinin ayrı zimmet suçunu mu oluşturduğu yoksa zincirleme suçolarak mı kabulünün gerekeceği konusunun da çözümlenmesi gerekmektedir:
...
Bu açıklamalar gözönüne alınarak somut olaydeğerlendirildiğinde;
Banka mevduatının doğrudan ya da usulsüz krediverilmek suretiyle zimmete geçirilmesi şeklinde gerçekleştirilen tüm suçlarınbir suç işleme kararının icrası kapsamında işlendiği anlaşılmaktadır.
... back to back kredilendirme yöntemiylegerçekleştirilen eylemlerin mağdurunun [E]bank olduğu ve bu eylemin ayrı suç oluşturmasıgerektiği düşünülebilirse de; back to back kredilendirme yöntemiylegerçekleştirilen kredi ilişkisinde eylemlerin karşılığını oluşturacak şekildeaynı miktarda Pamukbank tarafından da [B. ve Ç.] grubuna kredi kullandırıldığı ve bu kredilerintemdit edilmediği için itiraz kapsamına dahil edilmediği anlaşıldığından, sanıkMehmet Emin Karamehmet hakkında (1) nolu uyuşmazlık konusunu oluşturan eylemlerde dahil olmak üzere sanıkların tüm eylemlerinin zincirleme biçimde basitzimmet suçunuoluşturduğu kabul edilmelidir.
26. Bozma sonrası 21/11/2012 tarihli celsede başvurucularınbilirkişi incelemesi talebi aşağıdaki gerekçeyle reddedilmiştir:
"[Başvurucu] müdafilerinin,gerek temdit konusu işlemlerle ilgili,gerekse talimatlara aykırılık teşkil eden eylemlerin zimmet oluştupoluşturmadığı yönünden, bilirkişi heyet raporu alınması yönündeki taleplerin,dosyada mevcut bilirkişi raporlarında, gerek temdit gereksetalimatlaraaykırılık teşkil eden kredilendirme, avans gibi işlemler yönünden tespit vedeğerlendirmelerin mevcut olduğu, mahkememizcebilirkişi raporlarındakimadditespitlerin, değerlendirilmesinin yapılacağı gözönünde bulundurularak,sanık müdafilerinindosyanın yeniden bilirkişi heyetine tevdii yönündekitaleplerinin [reddedilmiştir.]"
27. Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucundabaşvurucular 10/5/2013 tarihli karar ile zincirleme biçimde basit zimmetsuçundan hapis cezalarına mahkûm edilmiştir.
28. Anılan hükümlerin başvurucular tarafından temyiz edilmesiüzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesince 23/1/2015 tarihli kararla firmalaragayrinakdi kredi sağlanması fiilleri ile ilgili olarak bu firmalarınkredibilitelerinin bulunup bulunmadığının tespitine yönelik ön istihbaratçalışması yapılmadığı ve malî durum analiz raporları düzenlenmediğigerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
29. Anılan karara Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılanitiraz Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 2/6/2015 tarihli kararla reddedilmiştir.Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Geri dönmeyeceği bilinerek kaynakaktarımı kasdı ile hareket edip etmediklerinin, dolayısıyla banka zimmetisuçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenebilmesi açısından sözkonusuaraştırmanın yapılmasında zorunluk bulunmaktadır.
Sözü edilen firmalara kullandırılan kreditutarları, sanıklar hakkında temel cezanın belirlenmesi ve zincirleme suçhükümlerinin uygulanmasına da etki edeceğinden, bu kredilerin zimmet suçununkonusu olup olmadığının tespitine yönelik olarak araştırmanın tamamlanması vesonucuna göre sanıkların hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksikaraştırma ile hüküm kurulması kanuna aykırıdır."
30. Mahkemece yeniden yapılan yargılamada başvurucular hakkında10/5/2013 tarihli hükümde zimmet miktarına esas alınan, bazı şirket veholdinglere 24/5/2000 tarihinde yapılan avans ödemelerine ilişkin eylemlerinzamanaşımına uğradığı gerekçesiyle bu işlemler zimmet miktarına dâhiledilmeyerek 7/12/2015 tarihinde 8/6/1999 tarihli ve 4389 sayılı mülga BankalarKanunu’nun 22. maddesinin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesi uyarıncahapis cezalarına hükmedilmiştir.
31. Yargılama kapsamında birçok bilirkişiden rapor alınmıştır.Başvurucuların Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında da belirtilen kredibiliteyeyönelik malî durum analiz raporlarının düzenlenmesi hususuyla ilgili bilirkişiincelemesi yapılması talebi Mahkemece aşağıdaki gerekçeyle kabul edilmemiştir:
"Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun2015-7/379 esas 2015/177 karar nolu 02.06.2015 tarihli kararında, firmalarakredi kullandırma öncesinde kredibiliteye yönelik araştırma yapılmadığı, geridönmeyeceği bilinerek kaynak aktarımı kastı ile hareket edip etmediklerinin,dolayısı ile banka zimmeti suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığınınbelirlenebilmesi açısından, kredibiliteye yönelik mali durum analizraporlarının düzenlenip düzenlenmediği konusunda araştırma yapılmadığından,eksik inceleme olduğu kabul edilmiştir. Oysa Başbakanlık Hazine MüsteşarlığıBanka ve Kambiyo Genel Müdürlüğünün 16.08.1991, 23.01.1998, 11.04.2000 tarihliuyarı yazıları, bankanın 30.06.1999 tarihli mali tabloları ile bankalar yeminlibaşmurakıplarının inceleme sonucu düzenledikleri 28.02.2000 gün ve R-2 R-2sayılı mali bünye raporlarına göre, firmaların kredibilitelerinin olmayıp maliverilerinin olumsuz olduğu tereddüt hasıl olmayacak şekilde açıktır. Bu sebeplebu hususların yeniden araştırılması ve zimmet suçunun oluşup oluşmayacağınıntespiti ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine dairYargıtay Ceza Genel Kurulunun 2015-7/379 esas 2015/177 karar nolu 02.06.2015tarihli kararına uyulma[mıştır.]"
32. Kararın gerekçesinde, başvurucuların yönetim vedenetimlerinde bulunan Bankaya ait parayı Çukurova Grubu şirketlerine krediveriyormuş gibi gösterip usulsüz işlemlerle ve karşılıklı kredi verip alarakBankanın hâkim hissedarı olan Çukurova Grubu şirketlerine ve lehlerine menfaattemin ettikleri belirtilmiştir.
33. Mahkemenin 7/12/2015 tarihli bu hükmü de başvuruculartarafından temyiz edilmiştir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı,Mahkemece ilk hükümde yer almayan yeni ve değişik gerekçe ile kararverildiğinden hükmün Özel Daire tarafından incelenmesi gerektiği düşüncesiniiçeren ve onama istekli tebliğname düzenlemiştir. Dosyanın gönderildiğiYargıtay 7. Ceza Dairesince 5/5/2016 tarihinde aşağıdaki şekilde kararverilmiştir.
"Dairemizin 23.01.2015 tarihli 5 ve 6nolu bozma kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığı itirazının reddine ilişkin 02.06.2015 tarihli kararı üzerine,yerel mahkemece verilen 07.12.2015 günlü hüküm Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nunve Dairemizin kararına direnme niteliğinde olup, konuyu inceleme görevininYargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulu'na ait bulun[maktadır.]"
34. Talep Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve Mahkemeninson uygulamasının direnme kararı olmayıp yeni hüküm niteliğinde bulunduğugerekçesiyle dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay 7. Ceza Dairesinegönderilmesine karar verilmiştir. Dosya kendisine gelen Yargıtay 7. CezaDairesi de 30/11/2016 tarihli kararıyla hükmün onanmasına karar vermiştir.
35. Başvurucular nihai karardan 22/12/2016 tarihinde haberdarolmuş ve 19/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
C. Bireysel Başvuru Sonrası Yaşanan Gelişmeler
36. Başvurucular onama kararından sonra Yargıtay 7. CezaDairesinin 30/11/2016 tarihli kararına yönelik olarak itiraz kanun yolunagidilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından talepte bulunmuşlardır.Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, itirazı gerektirir maddi ve hukuki bir sebepbulunmadığı gerekçesiyle itiraz yoluna gitmemiştir.
37. Başvurucular 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı BankacılıkKanunu'na eklenen geçici 32. maddeyle mezkûr eylemin suç olmaktan çıkarıldığınıbelirterek Mahkemeden uyarlama talebinde bulunmuşlardır.
38. Uyarlama talebi, anılan düzenlemenin ulusal ve uluslararasıkonjonktür kaynaklı makroekonomik gelişmeler dolayısıyla ülkemizde yaşananekonomik darboğaz nedeniyle reel sektörde borçlu şirket/firmaların finansal sorunlarınınçözümlenmesi amacıyla şartları taşıyan ve yükümlülükleri yerine getiren borçluşirket/firmalar ile finans kurumlarının yapacağı finansal yeniden yapılandırmasözleşmelerinde uygulanabilme imkânının bulunduğu ve geçmişte yapılan iş veişlemlere ilişkin olarak uygulanma imkânının olmadığı belirtilerekreddedilmiştir.
39. Başvurucular birçok kez yargılamanın yenilenmesi talebindebulunmuş, ancak bu talepleri her defasında reddedilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
40. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun202. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Görevi sebebiyle kendisine tevdi olunanveya muhafaza, denetim veya sorumluluğu altında bulunan para veya para yerinegeçen evrak veya senetleri veya diğer malları zimmetine geçiren memura altı yıldanoniki yıla kadar ağır hapis ve meydana gelen zararın bir misli kadar ağır paracezası verilir.
Yukarıdaki fıkrada gösterilen cürüm, dairesinialdatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyettebulunmak suretiyle işlenmiş ise faile oniki yıldan aşağı olmamak üzere ağırhapis ve meydana gelen zararın üç misli kadar ağır para cezası verilir."
41. 765 sayılı mülga Kanun'un 510. maddesi şöyledir:
"Geçen iki maddede yazılı cürümler meslekve sanat veya ticaret veya hizmet sebebiyle veya emanetçi sıfatiyle veyahutidare etmek için kendisine tevdi olunan veya teminat olarak teslim edilenşeyler üzerinde yapılırsa faili hakkında bir seneden beş seneye kadar hapiscezası tertip olunur ve şikâyetname itasına hacet kalmaksızın takibatyapılır."
42. 4389 sayılı mülga Kanun’un 22. maddesinin (3) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Banka yönetim kurulubaşkan ve üyeleri ile diğer mensupları görevleri dolayısıyla kendilerine tevdiolunan veya muhafazaları, denetim veya sorumlulukları altında bulunan bankayaait para veya sair varlıkları zimmetlerine geçirirlerse altı yıldan on iki yılakadar ağır hapis cezası ile cezalandırılacakları gibi bankanın uğradığı zararıtazmine mahkum edilirler. ... Zararın kovuşturma yapılmadan önce tamamıylaödenmiş olması halinde cezaların yarısı, ödeme hükümden önce gerçekleştirilmişise üçte bir oranında indirilir."
43. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunagöre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenliktedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suçsayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenliktedbiri uygulanamaz.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
44. Mahkemenin 28/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Suçların ve CezalarınKanuniliği İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
45. Başvurucular, mahkûmiyetlerine neden olan kredilerin 4389sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 23/6/1999 tarihinden önceki dönemdeverildiğini ve paranın Bankadan çıkış tarihi yerine kredilerin temdit edildiğitarihin esas alındığını, suçun işlendiği iddia edilen tarihte yürürlükteolmayan bir kanuna göre cezalandırıldıklarını, kanunun öngörülebilir olmayacakşekilde yorumlandığını belirterek suçların ve cezaların kanuniliği ilkesininihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
2. Değerlendirme
46. Anayasa’nın “Suç vecezalara ilişkin esaslar” kenar başlıklı 38. maddesinin birincifıkrası şöyledir:
''Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunankanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçuişlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir cezaverilemez.''
47. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçların ve cezalarınkanuniliği ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillereverilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi,kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir. Kişilerinyasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak veözgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır (AYM, E.2019/9,K.2019/27, 11/4/2019, § 13). Bununla birlikte ne kadar açık ve anlaşılırşekilde düzenlenirse düzenlensin suç ve ceza öngören kurallar için yargıorganlarının yorumuna ihtiyaç duyulabilir. Ancak yargı organlarınca yapılacakyorumun kuralın özüyle çelişmemesi ve öngörülebilir olması gerekir.
48. Suçların ve cezaların kanuniliği ilkesi, temel hak veözgürlüklerin somutlaştırıldığı uluslararası sözleşmelerde de yer almaktadır.Bu ilke Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) “Kanunsuz cezaolmaz” kenar başlıklı 7. maddesinin birinci paragrafında “Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararasıhukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz.Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır birceza verilemez.” şeklinde düzenlenmiştir (AYM, E.2019/9, K.2019/27,11/4/2019, § 14).
49. Hukuki belirliliğin ve hukuk güvenliğinin gereği olarakAnayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “…kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç içinkonulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez” hükmüyle aleyhekanunun geçmişe uygulanması yasaklanmıştır. Ceza normlarının zaman bakımındanuygulanmasını düzenleyici nitelikteki bu kural kanunilik ilkesinin bir altilkesi olan aleyhe kanunun geçmişe uygulanması yasağı olarak ifadeedilmektedir. Bu yasak kişi özgürlüğü lehine kabul edilmiş bir güvenceniteliğindedir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 16).
50. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, başvurucuların iddialarınıdeğerlendirmiş; açıldığı tarihte hukuka uygun olarak verilen bir kredininsonradan hukuka aykırı bir temdit ile ödenmeyecek hâle getirilmesi durumunda-diğer koşulları da varsa- zimmet suçunun temdit tarihinde oluşacağına kararvermiştir. Anılan karara göre kredi açma eylemi ilk şekliyle zimmet suçunununsurlarını taşıyorsa, vadenin dolması ile teminatlara yönelinmeyip kredilerintahsili cihetine gidilmemiş ve aynı kredinin geri dönmeyeceği bilinerek kaynakaktarımı kasdı ile vadesi uzatılmışsa bu durumda da başlangıçta suç teşkil edeneylemin devamı ve bir anlamda yenilenmesi niteliğindeki son eylem yani temdittarihi suç tarihi sayılacaktır. Mahkeme de bu tespitlere uygun şekilde kararvermiştir. Yargıtayın (bkz. § 25) ve Mahkemenin suç tarihini belirlemeyeyönelik anılan uygulamalarıyla, kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilinkapsamının suçların ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olacak şekildegenişletilmediği; yapılan yorumun zimmet suçuna ilişkin kuralın (bkz. § 40)özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.
51. Diğer taraftan belirtilen tarihte 4389 sayılı Kanun'un 22.maddesi yürürlükte bulunduğundan başvurucuların işlendiği zaman yürürlüktebulunan kanunun suç saydığı bir fiilden dolayı cezalandırıldığı ve aleyhekanunun geçmişe uygulanması yasağına aykırı bir durumun söz konusu olmadığıanlaşılmaktadır. Sonuç olarak söz konusu ilkeye yönelik bir ihlalinbulunmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.
52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Çelişmeli Yargılama veSilahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
53. Başvurucular; atılı banka zimmeti suçunun unsurlarınınoluşup oluşmadığının belirlenebilmesi açısından kredi işlemlerinde yeterliteminat alınıp alınmadığı, kredilerin ödenip ödenmediği ile fiilî ödeme veteminatlar dikkate alınarak varsa zimmetin miktarının bilirkişiler yoluylatespiti taleplerinin reddedildiğini, yargılamanın hakkaniyete uygunyürütülmediğini, sadece BDDK ve TMSF tarafından hazırlanan raporlaradayanılarak mahkûmiyet kararı verildiğini belirterek Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
54. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia, savunma ve adil yargılanma hakkına sahiptir.Anayasa'nın anılan maddesinde adil yargılanma hakkından ayrı olarak iddia vesavunma hakkına birlikte yer verilmesi, taraflara iddia vesavunmalarını mahkeme önünde dile getirme fırsatı tanınması gerektiği anlamınıda içermektedir (Mehmet Fidan, B.No: 2014/14673, 20/9/2017, § 37).
55. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "... ile adil yargılanma"ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin tarafı olduğuuluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkınınmadde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi deAnayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil edilen çelişmeli yargılama ve silahlarıneşitliği ilkelerine Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir. Bu itibarla anılan ilkelerin adil yargılanma hakkının kapsam veiçeriğine dâhil olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Anılan ilkelere uygun olarakyürütülmeyen bir yargılamanın hakkaniyete uygun olması mümkün değildir.
56. Ceza davasında ulaşılmak istenen temel amaç, maddi gerçeğinadil yargılanma hakkına uygun olarak ortaya çıkarılmasıdır. Çelişmeli yargılamailkesi, bu amacın gerçekleştirilmesinin en önemli unsurlarındandır. Anılan ilketaraflara dava dosyası hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkınıntanınmasını gerektirmektedir (TahirGökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 25; Cezair Akgül, B. No: 2014/10634,26/10/2016, §§ 27-31).
57. Çelişmeli yargılamanın bir amacı da dosyaya birgörüşün/talebin girmesini sağlamakla sınırlı olmayıp onun mahkemece dikkatealınarak bir sonuca ulaşmasını sağlamaktır. Çelişmeli yargılama ilkesi, sanığınaleyhindeki delillerin çelişmeli bir usul ile mahkemeye sunulmasını ve sadece tanıkbeyanlarının değil diğer delillerin de tartışılmasını gerektirir (Cezair Akgül, § 28).
58. Taraflar arasında hakkaniyete uygun bir dengeninsağlanmasını amaçlayan silahların eşitliği ilkesi ise davanın taraflarınınusule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardanbirinin diğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia vesavunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahipolması anlamına gelir (Yaşasın Aslan,B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 32). Bu usul güvencesi uyuşmazlığın her ikitarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasını(Yüksel Hançer, B. No: 2013/2116,23/1/2014, § 18), iddia makamı tarafından gösterilen ve edinilen maddibilgilerin açıklanmasını, ceza yargılamasında sanığın aleyhine bir hukukidurumun yaratılmamasını da kapsamaktadır (YankıBağcıoğlu ve diğerleri [GK], B. No: 2014/253, 9/1/2015, §§ 63, 64).
59. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesinin görevi, herhangi birdavada bilirkişi raporu veya uzman mütalaasının gerekli olup olmadığına kararvermek değildir (Sencer Başat ve diğerleri[GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 68). Mahkemenin görevi delillerinsunulması da dâhil olmak üzere başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içindeadil olup olmadığının değerlendirilmesidir. Diğer yandan bilirkişilerin duruşmasırasında dinlenilmesine karar verme yetkisi de derece mahkemelerine aittir.Derece mahkemesi, bir davada maddi gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcıolmayacağını değerlendirdiği uzman bilirkişilerin duruşmada dinlenilmesitaleplerini, gerekçelerini ortaya koymak koşuluyla usul ekonomisi ilkesini dedikkate alarak reddedebilir; bilirkişi mütalaasına uymayan bir karar verebilir(Yahya Murat Demirel ve Hüsnü BarbarosOlcay, B. No: 2013/7996, 17/2/2016, § 54).
60. Somut olayda başvurucuların bilirkişi incelemesi talepleri;dosyada mevcut bilirkişi raporlarında gerek temdit gerekse talimatlaraaykırılık teşkil eden kredilendirme, avans gibi işlemler yönünden tespit vedeğerlendirmelerin mevcut olduğu, bilirkişi raporlarındaki maddi tespitlerindeğerlendirilmesinin Mahkemece yapılacağı belirtilerek reddedilmiştir. Malîbünye raporlarına göre firmaların kredibilitelerinin bulunmadığı ve verilerininolumsuz olduğu hususlarında tereddüt olmadığı gerekçesiyle de kredibiliteyeyönelik malî durum analiz raporlarının düzenlenmesine gerek görülmemiştir (bkz.§ 31).
61. Başvuruya konu olayda, uyuşmazlığın çözümü için bilirkişiraporlarının yeterli olup olmadığına ve yeni bir bilirkişi raporu alınmasınıngerekip gerekmediğine ilişkin olarak yapılan değerlendirmelerin açıkça keyfîlikve bariz takdir hatası taşımadığı, başvurucuların yargılamanın sonucunuetkileyecek usule ilişkin imkânlardan mahrum bırakılmadığı, dolayısıylayargılamanın bütünlüğü içinde çelişmeli yargılama ve silahların eşitliğiilkelerine yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.
62. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Bağımsız ve TarafsızMahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
63. Başvurucular; yargılamayı gerçekleştiren hâkimlerden biriile Yargıtay Ceza Genel Kurulunda aleyhe oy kullanan üyelerin Fetullahçı TerörÖrgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanmasına (PDY) üye olduklarıiddiasıyla açığa alınıp gözaltına alındıklarını, bu durumun bağımsız vetarafsız mahkemede yargılanma hakkını zedelediğini, bu hususun da mahkemenintarafsızlığına ve bağımsızlığına zarar verdiğini ileri sürmüşlerdir.
64. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3), 48.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda, kamugücünün neden olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göreözeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlaledildiği, buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014,§§ 19, 20).
65. Somut olayda bu iddianın başvuruya konu yargılamayı yapanmahkemenin bağımsızlığını ve tarafsızlığını ihlal eden hususlara ya dabaşvuruculara isnat edilen ve derece mahkemesince sabit görülen fiilleri, bufiillere dayanılarak yapılan işlemlerin sıhhatini etkilediğine ilişkin somut vehukuken kabul edilebilir herhangi bir açıklama başvurucular tarafındanyapılmamıştır. Bu itibarla başvurucular, ihlal iddiasına ilişkin delillerinisunma, temel hak ve özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmayönündeki yükümlülüklerini yerine getirmemiştir. Dolayısıyla başvuruculartarafından ileri sürülen bu iddianın temellendirilemediği sonucunaulaşılmıştır.
66. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Diğer İhlal İddiaları
67. Başvurucular; Mahkemenin, bozma kararındaki eksikliğigiderecek hiçbir ek inceleme yapmadan tekrar hüküm tesisi yoluna gittiğini,Uzman A.E.nin görüşlerini ve tanık M.B.nin beyanlarını değerlendirmeden kararverdiğini, aynı durumdaki kişilerle ilgili değerlendirmelerle çelişkioluşturacak şekilde tespitlerde bulunulduğunu, TMSF'nin katılma talebindenvazgeçmiş olmasının nazara alınmadığını ve Hazinenin talimatıyla hareket etmişolmaları nedeniyle bu tarz bir yaptırımla karşılaşabilecekleriniöngöremediklerini belirterek adil yargılanma hakkının ve bu hakla bağlantılıolarak eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
68. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde davakonusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusuolamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkileden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bukapsamda değildir (Ahmet Sağlam,B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
69. Bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahaleiddiası içermeyen, yargılama sonucunda verilen kararın hukuka aykırı olduğunailişkin bu şikâyetler yukarıda belirtilen içtihat kapsamında kanun yoluşikâyeti niteliğindedir.
70. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
71. Başvurucular, bireysel başvurularından sonra 11/9/2018 ve19/12/2018 tarihlerinde dilekçeler vererek makul sürede yargılanma ve mülkiyethaklarının da ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
72. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ileAnayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğibireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.
73. Somut olayda nihai karar başvurucular tarafından 22/12/2016tarihinde öğrenilmiş ve 19/1/2017 tarihinde bireysel başvuru yapılmıştır.Öğrenme tarihinden itibaren otuz günlük başvuru süresi geçtikten sonrabaşvurucuların bu kez 11/9/2018 ve 19/12/2018 tarihlerinde ek beyan dilekçesiverdiği anlaşıldığından ek beyan dilekçesinde ileri sürülen iddialarınincelenmesi mümkün değildir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Gerekçe belirtmemeleri nedeniyle başvurucuların gizliliktaleplerinin REDDİNE,
B. 1. Suçların ve cezaların kanuniliği ilkesinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA28/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.