TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET BEŞİR ARDA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/15460)
Karar Tarihi: 8/9/2020
R.G. Tarih ve Sayı: 16/10/2020-31276
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Muammer TOPAL
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Umut FIRTINA
Başvurucu
:
Mehmet Beşir ARDA
Vekili
:
Av. Ferhan ARSLAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kamulaştırmasız el atma sebebiyle açılan kısmi davadakesin delil niteliği kazanan olgunun açılan ek davada dikkate alınmamasınedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 13/3/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
A. Uyuşmazlığın ArkaPlanı
8. Başvurucu Mehmet Beşir Arda 1938 doğumlu olup Adıyamanmerkezde ikamet etmektedir.
9. Başvurucunun Adıyaman'ın Merkez ilçe Eskisaray Mahallesi'ndekâin, toplam büyüklüğü 2.184,95 m² olan, 2007 ada 3 parsel numaralı arsaniteliğindeki taşınmazının 1.249,75 m²lik kısmı üzerinden kamulaştırmayapılmadan veya idari irtifak tesis edilmeden1986 yılında enerji nakil hattı geçirilmiştir.
10. Başvurucu 3/8/2012 tarihinde Türkiye Elektrik İletim AnonimŞirketi (TEİAŞ) aleyhine Adıyaman 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme)kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır. Başvurucu; davadilekçesinde taşınmazının ortasından yüksek gerilim enerji nakil hattıgeçtiğini, bu hat nedeniyle taşınmazın işletme bütünlüğünün bozulduğunu,üzerinde çalışma yapılmasının hayati tehlike riskini artırdığını ifadeetmiştir. Dilekçede arıza ve periyodik bakımlar nedeniyle ekili ürüne zararverildiğini, taşınmaz üzerinde güvenli tarım yapılamadığını, bu nedenletaşınmazın tümünde kıymet düşüklüğü meydana geldiğini belirtmiştir. Son olarakkamulaştırma yapılmaksızın taşınmaz üzerinden geçirilen enerji nakil hattınedeniyle pilon yeri bedeli ve irtifak hakkı karşılığı olarak -fazlaya ilişkintalep ve dava hakkı saklı kalmak koşuluyla- 1 TL'nin ödenmesine kararverilmesini talep etmiştir.
11. Başvurucu, Mahkemeye sunduğu 12/2/2013 tarihli dilekçeylefazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak davanın değerini 220.000 TL olarakıslah etmiştir.
12. Davalı idare ise savunmasında davanın usulden reddedilmesigerektiğini, dava konusu taşınmaz üzerinden enerji nakil hattı geçmesinin davakonusu taşınmazın değerinde bir azalmaya yol açmadığını ve kullanımınıetkilemediğini ileri sürmüştür.
13. Mahkemece 11/12/2012 tarihinde bilirkişilerle keşifyapılmıştır. İnşaat ve elektrik mühendisi dört bilirkişi tarafından hazırlananraporda öncelikle emsal alınması gereken satış bedeli tespit edilmeyeçalışılmıştır.
14. Bilirkişi raporunda özetle şu tespitlere yer verilmiştir:
i. Emsal teşkil ettiği değerlendirilen taşınmazın beher m²fiyatı 353,82 TL olarak hesaplanmıştır. Emsal taşınmazın satışının 2/8/2012tarihinde gerçekleştiği, dava tarihinin ise 3/8/2012 olduğu açıklanmıştır.Emsal taşınmazın dava tarihindeki değeri toptan eşya fiyat endeksi kullanılarak353,82 TL/m² olarak hesaplanmıştır.
ii. Emsal taşınmaz ile başvurucunun taşınmazının hâlihazırdabelediyenin altyapı hizmetlerinden yararlandığı vurgulanmıştır. Taşınmazın 2012yılı için m² fiyatının 28,62 TL iken emsal taşınmazın 2012 yılı için m²fiyatının 34,36 TL olduğuna dikkat çekilmiştir. Bu nedenle emsal parselintaşınmazdan 1/3 kat daha değerli olduğu kanaatine varılmıştır. Buna görebaşvurucunun taşınmazının m² fiyatı 235,88 TL olarak açıklanmıştır.
iii. İrtifak nedeniyle taşınmazın değerinin toplamda %57,19oranında azaldığı, irtifak bedelinin ise 293.770,02 TL olduğu sonucunaulaşılmıştır. Ancak yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre arsa vasfındakitaşınmazlar için değer düşüklüğü oranının %50'yi geçemeyeceği dikkatealındığında irtifak bedelinin 257.693 TL olduğu kanaatine varıldığıbelirtilmiştir.
iv. Sonuç olarak toplam 2.184,95 m² büyüklüğündeki taşınmazın1.249,75 m²sine el atılması nedeniyle taşınmazın değerinde meydana gelen azalmadikkate alınmış ve ödenmesi gereken tazminat 257.693 TL olarak belirlenmiştir.
15. Mahkeme 12/2/2013 tarihinde ıslah dilekçesini de gözeterekdavanın kabulü ile bilirkişi raporunu hükme esas almış, 220.000 TL tutarındakimaddi tazminatın davalı idareden alınarak başvurucuya ödenmesine kararvermiştir. Mahkeme ayrıca taşınmazın 1.249,75 m² büyüklüğündeki kısmı yönündenirtifak hakkı tesisine ve bu kısmın idare adına tapuya tesciline hükmetmiştir.Kararda, emsal taşınmaz ile başvurucuya ait taşınmazın dava tarihi itibarıylaemlak rayiç bedelinin birbirine yakın olması nedeniyle bilirkişi raporunundenetime elverişli olduğu sonucuna varıldığı belirtilmiştir. Ayrıca bilirkişiraporunda, tamamı başvurucuya ait olan 2.184,95 m² büyüklüğündeki taşınmazın1.249,75 m²lik kısmı üzerinde TEİAŞ Genel Müdürlüğü adına yüksek gerilim enerjinakil hattı geçirilmesi nedeniyle daimîirtifak hakkı tesisi gerekeceği belirtildiği ifade edilerek ıslah talebidoğrultusunda davanın kabulüne karar verildiği açıklanmıştır.
16. Kararın idarece temyizi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesi(Daire) 3/10/2013 tarihli kararıyla taleple bağlı kalınarak karar verildiğihâlde gerekçe bölümünde kabul edilen tazminat miktarının açıkça belirtilmemesive vekâlet ücretinin maktu olarak hüküm altına alınmaması gerekçeleriyle kararıbozmuştur. Daire aynı kararda; alınan bilirkişi raporunun kanuna uygunolduğunu, arsa niteliğindeki taşınmaza emsal karşılaştırması yapılarak değerbiçilmesinde ve irtifak hakkı bedelinin tespitinde isabetsizlik bulunmadığınıbelirtmiştir.
17. Bozma kararına uyan Mahkeme 20/2/2014 tarihinde kamulaştırmabedeline, ilk kararda olduğu gibi tescile ve maktu vekâlet ücretinehükmetmiştir.
18. İdarenin kararı temyizi üzerine Daire, temyiz nedenlerininbozma ile kesinleşen yönlere ilişkin olduğunu belirterek hükmün onanmasınakarar vermiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi üzerine Daire 14/5/2015tarihli kararında nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterekvekâlet ücreti yönünden hükmü düzelterek onamıştır. Karara karşı idaretarafından karar düzeltme talebinde bulunulmamıştır.
B. Başvuruya Konu EkTazminat Davası Süreci
19. Başvurucu, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulduğunubelirterek açtığı ilk tazminat davasında taleple bağlı kalınarak 220.000 TL'yehükmedildiğini ve anılan yargılama esnasında alınan bilirkişi raporlarındatazminat miktarının 257.693 TL olarak hesaplandığını ifade ederek 37.693 TL'ninilk dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesiistemiyle Adıyaman 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) ek dava açmıştır.Mahkeme 17/11/2016 tarihinde eldeki davanın ilk davanın devamı niteliğindeolduğu, dava konusu taşınmaza yönelik kamulaştırmasız el atma iddiasının ve elatma bedelinin kesinleşmiş hüküm ile ispatlandığı, başvurucunun ilk davadasunduğu ıslah dilekçesinde fazlaya ilişkin talep ve dava hakkını saklı tuttuğugerekçeleriyle davanın kabulüne karar vermiştir.
20. TEİAŞ Genel Müdürlüğü tarafından bu karara karşı istinafyoluna başvurulmuştur. İstinaf dilekçesinde özetle;
i. Bilirkişi raporunda, arsa için tespit edilen 235,88 TL birimm² fiyatının rayiç bedellere göre çok fazla olduğu ifade edilmiştir.
ii. Asıl dava dosyasında taşınmazın değer kaybının %57,19 olarakbelirlenmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu açıklanmıştır.
iii. Asıl dava dosyasında bilirkişi raporunda emsal olarakEskisaray Mahallesi'nden bir taşınmaz alınması gerekirken Yeni SanayiMahallesi'ndeki 900 ada 92 parsel sayılı taşınmazın emsal alınmasının usul veyasaya aykırı olduğu vurgulanmıştır.
iv. Asıl dava dosyasının bilirkişi raporunun hatalıhazırlandığı, bilirkişi raporundaki irtifak değer düşüklüğü hesaplamasınınemsal Yargıtay kararları doğrultusunda yapılması gerektiği belirtilmiştir.
v. Kurumun fiilî el atma tarihinde imar planı bulunmadığındantaşınmazın arsa özelliğini taşımamakta olduğunun, taşınmazın fiilî el atmatarihindeki durumunun dikkate alınması gerektiğinin altı çizilmiştir.
vi. Bilirkişi raporunda irtifak hakkı yerine tamamen zeminkamulaştırma bedelinin hesaplandığı öne sürülmüştür.
vii. Davaya konu taşınmazdan geçirilen enerji nakil hattınınmevzuata uygun olduğuna, başvurucu açısından herhangi bir tazminatı gerektirirzarar bulunmadığına dikkat çekilmiştir.
21. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi 30/1/2017tarihinde istinaf başvurusunun kabulü ile davanın reddine kesin olarak kararvermiştir. Kararın gerekçesinde;
i. Kısmi davadaki bilirkişi raporunda irtifak değer düşüklüğüoranının hatalı olarak belirlendiğine ve hesaplandığına yönelik olarak önesürülen istinaf sebebi dışındaki istinaf itirazlarının kısmi davadaki hükmüntespite ilişkin bölümünün kesin hüküm oluşturduğu gerekçesiyle yerinde olmadığıkanaatine varılmıştır.
ii. Kısmi davadaki bilirkişi raporunda irtifak değer düşüklüğü oranınınhatalı olarak belirlendiğine ve hesaplandığına yönelik olarak öne sürülenistinaf itirazının ise üzerinde durulması gerektiği açıklanmıştır. Buna göretartışılması gereken husus kısmi davada alınan ve kesinleşen hükmün dayanağınıteşkil eden bilirkişi raporunun kısmi dava tutarını aşan bölümünün açılan ekdavada mahkemeyi bağlayacak nitelikte kesin bir delil mahiyetinde olupolmadığıdır.
iii. Her dava, kural olarak tespit ve eda olmak üzere ikikısımdan oluşur. Davanın kısmi nitelikte olması hâlinde önceden açılan davadakesinleşen ilamın tespit kısmı, kalan kısım hakkında açılan ikinci davanıntespit kısmı için kesin hüküm oluşturur ve kuşkusuz bağlayıcıdır. Öğreti veyargısal uygulamada; kısmi davanın retle sonuçlanması hâlinde tüm alacak hakkındakesin hüküm oluşacağı, kısmi dava kısmen kabul kısmen retle sonuçlanırsa heriki bölüm yönünden de kesin hüküm oluşacağı, kısmi dava tümüyle kabul edilirsede kararın tespit bölümünün açılan ek dava için kesin hüküm oluşturacağı kabuledilmiştir.
iv. Eş söyleyişle kısmi dava sonunda örneğin davalının borcuödemeye mahkûm edilmesi ya da kısmi davanın tamamen veya kısmen reddine kararverilmiş olması hâlinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı ya dayokluğu da tespit edilmiş olur ki bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinintümünü kapsar. Bu nedenle kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen kararıntespite ilişkin bölümü sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.Kısacası ikinci davaya bakan mahkeme, kısmi davanın davalının sorumluluğuna ilişkinbu tespit bölümüyle bağlıdır. Burada davalının haksızlığı olgusu artıktartışılamaz hâle gelmiştir. Zira kesin hüküm bulunan bir konuda mahkemenin buyönün doğruluğunu yeniden araştırma ve inceleme konusu yapmasına hukuken olanakbulunmamaktadır. Bu yön kamu düzenine ilişkin olup mahkemeler ve Yargıtaycadoğrudan doğruya (resen) gözönünde tutulmalıdır. Kısmi davada alınan bilirkişi raporlarının açılan ek davayönünden kesin delil olmayacağı gerek öğretide gerek yargısal uygulamada kuralolarak kabul edilmiştir.
v. Bilirkişi raporu takdirî delillerden olup kısmi davadaalacağın dava edilen miktar kadar olduğunu ispat için yeterlidir. Bilirkişiraporunun kazanılmış hak teşkil etmesi verildiği ilk davada hükmedilen miktariçin olup daha önce açılan kısmi davada alınan bilirkişi raporu, sonradanaçılan ek davada hâkimi bağlamaz. Kısmi davanın tespite ilişkin bölümü kesinhüküm oluştururken karara dayanak alınan bilirkişi raporu kesin delil hâlinegelmez. Açılan ikinci davaya konu edilen alacağın miktarının davacı tarafçakanıtlanması gerekir. Bu nedenle ilk davada alınan bilirkişi raporu ikincidavada talep edilen alacağın miktarının ispatı için mutlak olarak yeterlisayılmaz. Kısmi davadaki bilirkişi raporu kesin delil niteliğinde olmadığı içinbu raporun esas alındığı ek davada verilen karara karşı davalı vekilinceyapılan istinaf başvurusunda bilirkişi raporuyla ilgili yapılan itirazlarınincelenmesi imkânı vardır. Bu nedenle de eldeki dosyada davalı vekilinin açıkistinaf sebepleri doğrultusunda ilk davadaki bilirkişi raporunun denetlenmesicihetine gidilmiştir.
vi. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E.2013/7-1728, K.2015/1036sayılı kararında da belirtildiği üzere kısmi davada alınan bilirkişiraporlarının açılan ek dava yönünden kesin delil olmayacağı gerek öğretidegerek yargısal uygulamada genel prensip olarak kabul edilmiştir. Ne var kikısmi davada kesinleşen hükme esas alınan rapor tümüyle inceleme ve itirazkonusu yapılıp tüm yargısal denetim yollarından geçerek toplam alacak miktarınıortaya koyacak şekilde kesinleşmiş ve taraflar yönünden yargısal denetimyolları tüketilerek usulü kazanılmış haklar gerçekleşmişse kesin delil olarakdeğerlendirilmesi gerekeceği de ortadadır. Bu nedenledir ki bilirkişiraporlarının takdirî delil olduğu kural ise de somut olay özelliklerine görekesin delil niteliği alabileceği de gözardı edilmemelidir.
vii. Somut olay bu açıdan da değerlendirildiğinde kısmi davadakesinleşen hükme esas alınan raporun tümüyle inceleme ve itiraz konusu yapılıptüm yargısal denetim yollarından geçerek toplam alacak miktarını ortaya koyacakşekilde kesinleştiğini söylemek de mümkün değildir. Çünkü TEİAŞ GenelMüdürlüğünün istinaf talebinde açıkladığı bilirkişi raporundaki hataları, kısmidavadaki ilk temyiz dilekçesi olan 11/3/2013 tarihli temyiz dilekçesindeayrıntılı olarak belirtmemiş; bu temyiz dilekçesi üzerine bozma kararı farklısebeplerden verilmiştir. Bozma sonrası verilen ikinci karara karşı idareninyaptığı 27/3/2014 tarihli ikinci temyiz başvurusunda bilirkişi raporundaki irtifakdeğer düşüklüğü oranıyla ilgili hataların ayrıntılı olarak belirtildiği Dairekararında davalı idare vekilinin temyiz nedenlerinin bozma ile kesinleşenyönlere ilişkin olduğu belirtilerek yani rapora karşı yaptığı bu ayrıntılıitirazlar ve temyizi incelenmeksizin onama kararı verildiği görülmüştür.Dolayısıyla da kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan raporun tümüyleinceleme ve itiraz konusu yapılamadığı, bu nedenle somut olayın özelliklerinegöre de kesin delil niteliğini kazanmadığı, takdirî delil niteliğindekibilirkişi raporuyla ilgili istinaf itirazlarının değerlendirilebileceği sonuçve kanaatine varılmıştır.
viii. Kısmi davada kesinleşen hükme esas alınan bilirkişi ekraporuyla ilgili yapılan istinaf itirazları incelendiğinde bilirkişi raporundairtifak değer düşüklüğü oranı belirlenirken bir kısım hesap ve değerlendirmehatasının yapıldığı, bu yöne münhasır olarak idarenin istinaf itirazınınyerinde olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
ix. Yargıtay uygulamalarında üzerinde irtifak hakkı kurulmuşolan taşınmazda bu irtifak nedeniyle oluşacak değer düşüklüğünün (taşınmazıncins ve niteliğine uygun kullanımı önemli ölçüde etkileyen özel bir durumyoksa) irtifaktan etkilenen alanın mülkiyet değerinin arazide en fazla %35’ini,arsada ise en fazla %50’sini geçmeyeceği açıklanmıştır.
x. İrtifak alanı 1.249,75 m² olan taşınmazın toplam alanı2.184,95 m² olduğuna göre ayrıca arsa niteliğindeki taşınmazlarda değerdüşüklüğünün en fazla %50 olabileceği dikkate alınıp hesaplama doğru şekildeyapıldığında (1.249,75x%50/2.184,95=) 0.28599 oranına ulaşılmakta yani irtifaknedeniyle değer düşüklüğü oranının en fazla %28,59 olabileceği ortayaçıkmaktadır. İrtifak bedeli, bu değer düşüklüğü oranı üzerinden hesaplandığındaise irtifak bedelinin (%28,59x2.184,95x235,88=) 147.348,85 TL olduğu sonucunavarılmaktadır. Bu durumda başvurucunun kısmi ve ek davada toplam olarak talepedebileceği (irtifak bedeli) miktar 147.348,85 TL'dir. Başvurucu tarafından3/8/2012 tarihinde Adıyaman 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/31 Esas sayılıdosyasında açılan kısmi davada 220.000 TL irtifak bedeli alındığına göre ekdavada davacının hak ettiği bir miktar kalmamakta, dolayısıyla da ek davanınreddine karar verilmesi gerekmektedir.
xi. Ancak ilk derece mahkemesince yanılgılı değerlendirmeylebilirkişi raporundaki hatalı hesaplama esas alınarak ek davanın da kabulünedair karar verilmiştir. İdarenin açıklanan bu yöne münhasır olmak üzerebilirkişi raporuna ve rapor esas alınarak ek davanın kabulüne dair karara karşıitirazları ve istinaf talebi yerindedir.
22. Nihai karar 9/2/2017 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
23. Başvurucu 13/3/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
24. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun “Kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmazmalın idare adına tescili” kenar başlıklı 10. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
“Kamulaştırmanın satın alma usulü ileyapılamaması halinde idare, … asliye hukuk mahkemesine müracaat eder vetaşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, … idare adına tesciline kararverilmesini ister.
Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibarenen geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, … taşınmaz malınmalikine … bildirerek duruşmaya katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye detebliğ olunur.
…
Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedeldeanlaşamamaları halinde hakim, en geç on gün içinde keşif ve otuz gün sonrasıiçin de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddede sayılan bilirkişilermarifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın değerini tespit içinmahallinde keşif yapar…
Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerinbeyanını da dikkate alarak, 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmazmalın değerini belirten raporlarını onbeş gün içinde mahkemeye verirler.Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflara tebliğ eder. Yapılacakduruşmaya hakim, taraflar veya vekillerini ve bilirkişileri çağırır. Buduruşmada tarafların bilirkişi raporlarına varsa itirazları dinlenir vebilirkişilerin bu itirazlara karşı beyanları alınır.
Tarafların bedelde anlaşamamaları halindegerektiğinde hakim tarafından onbeş gün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni birbilirkişi kurulu tayin edilir ve hakim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veyaraporları ile beyanlarından yararlanarak adil ve hakkaniyete uygun birkamulaştırma bedeli tespit eder. Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmazmal, kaynak veya irtifak hakkının kamulaştırılma bedelidir. … İdarece,kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına … dair makbuzun ibrazıhalinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırmabedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine veparanın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup taraflarınbedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.
(Ek fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./6. md)Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içindesonuçlandırılamaması halinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitimindenitibaren kanuni faiz işletilir.
…”
25. 2942 sayılı Kanun’un “Kamulaştırmabedelinin tespiti esasları” kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:
“15 inci madde uyarınca oluşturulacakbilirkişi kurulu, kamulaştırılacak taşınmaz mal veya kaynağın bulunduğu yeremahkeme heyeti ile birlikte giderek, hazır bulunan ilgilileri de dinlediktensonra taşınmaz mal veya kaynağın;
a) Cins ve nevini,
b) Yüzölçümünü,
c) Kıymetini etkileyebilecek bütün nitelik veunsurlarını ve her unsurun ayrı ayrı değerini,
d)Varsa vergi beyanını,
e)Kamulaştırma tarihindeki resmi makamlarcayapılmış kıymet takdirlerini,
f) Arazilerde, taşınmaz mal veya kaynağınkamulaştırma tarihindeki mevkii ve şartlarına göre ve olduğu gibi kullanılmasıhalinde getireceği net gelirini,
g) Arsalarda, kamulaştırılma gününden öncekiözel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değerini,
h) Yapılarda, (…)(2) resmi birim fiyatları veyapı maliyet hesaplarını ve yıpranma payını,
ı) Bedelin tespitinde etkili olacak diğer objektifölçüleri,
Esas tutarak düzenleyecekleri raporda bütün buunsurların cevaplarını ayrı ayrı belirtmek suretiyle ve ilgililerin beyanını dadikkate alarak gerekçeli bir değerlendirme raporuna dayalı olarak taşınmazmalın değerini tespit ederler.
Taşınmaz malın değerinin tespitinde,kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değerartışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kârdikkate alınmaz.
...”
26. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu'nun "Belirsiz alacak ve tespitdavası" kenar başlıklı 107. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
"(1) Davanın açıldığıtarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarakbelirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğuhâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmeksuretiyle belirsiz alacak davası açabilir.
(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikatsonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesininmümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızındavanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir."
27. 6100 sayılı Kanun'un "Kapsamıve sayısı" kenar başlıklı 176. maddesi şöyledir:
“(1) Taraflardan her biri, yapmış olduğu usulişlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebilir.
(2) Aynı davada, taraflar ancak bir kez ıslahyoluna başvurabilir.”
28. 6100 sayılı Kanun'un"Islahın zamanı ve şekli" kenar başlıklı 177. maddesişöyledir:
“(1) Islah, tahkikatın sona ermesine kadaryapılabilir.
(2) Islah, sözlü veya yazılı olarakyapılabilir. Karşı taraf duruşmada hazır değilse veya
ıslah talebi duruşma dışında yapılıyorsa, buyazılı talep veya tutanak örneği, haber vermek
amacıyla karşı tarafa bildirilir".
29. 6100 sayılı Kanun'un"Islahın etkisi" kenar başlıklı 179. maddesi şöyledir:
“(1) Islah, bunu yapan tarafın teşmil edeceğinoktadan itibaren, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunudoğurur.
(2) Ancak ikrar, tanık ifadeleri, bilirkişirapor ve beyanları, keşif ve isticvap tutanakları, yerine getirilmiş olan veyahenüz yerine getirilmemiş olmakla beraber, karşı tarafın yerine getireceğiniıslahtan önce bildirmiş olması koşuluyla, yeminin teklifi, reddi veya iadesi ıslahile geçersiz kılınamaz.
(3) Şu kadar ki, ıslahtan sonra yapılacaktahkikat sonucuna göre, bu işlemlerin göz önünde tutulması gerekmiyorsa, bunlarda yapılmamış sayılır."
2. Yargıtay Kararları
30. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 13/3/2015 tarihli veE.2014/4-840, K.2014/837 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“...Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önünegelen uyuşmazlık; kısmi davada alınan rapor ve verilen kararın eldeki ek davayaetkisinin ne olacağı ve buna göre yeniden bilirkişi incelemesi yapılarak raporalınması gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Hemen burada, kısmi dava ve ek davanın etkisiüzerinde durulmalıdır.
Her dava, kural olarak iki kısımdan; tespit veeda kısımlarından oluşur. Davanın kısmi nitelikte olması halinde önceden açılandavada kesinleşen ilamın tespit kısmı, kalan kısım hakkında açılan ikincidavanın tespit kısmı için kesin hüküm oluşturur ve kuşkusuz bağlayıcıdır.
Öğreti ve yargısal uygulamada; kısmi davanınredle sonuçlanması halindetüm alacak hakkında kesin hüküm oluşacağı kısmi davakısmen kabul kısmen redle sonuçlanırsa her iki bölüm yönünden de kesin hükümoluşacağı, kısmi dava tümüyle kabul edilirse de kararın tespit bölümünün açılanek dava için kesin hüküm oluşturacağı kabul edilmiştir.
Eş söyleyişle; kısmi dava sonunda davalınınborcu ödemeye mahkum edilmesi veya kısmi davanın tamamen veya kısmen reddinekarar verilmiş olması halinde taraflar arasındaki borç ilişkisinin varlığı yada yokluğu da tespit edilmiş olur ki bu tespit zorunlu olarak borç ilişkisinintümünü kapsar. Bu nedenle kısmi dava sonunda verilen ve kesinleşen kararıntespite ilişkin bölümü sonradan açılan ek dava için kesin hüküm oluşturur.
Kısacası ikinci davaya bakan mahkeme, kısmidavanın davalının sorumluluğuna ilişkin bu tespit bölümüyle bağlıdır. Buradadavalının haksızlığı olgusu artık tartışılamaz hale gelmiştir. Zira, kesinhüküm bulunan bir konuda mahkemenin bu yönün doğruluğunu yeniden araştırma veinceleme konusu yapmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Bu yön kamu düzenineilişkin olup mahkemeler ve Yargıtayca doğrudan doğruya (resen) göz önündetutulmalıdır.
Kısmi dava sürerken ek davanın açılmış olmasıhalinde davalı ilk itirazda bulunarak birleştirme istememişse kısmi dava ile ekdava birleştirilemez. Ancak, ek davaya bakan mahkeme kısmi davanınsonuçlanmasını bekletici sorun yapmalıdır. Çünkü, kısmi dava tamamen veyakısmen reddedilecek olursa bu karar ek dava için kesin hüküm teşkil edecek,kısmi dava tamamen kabul edilirse de kararın tespite ilişkin bölümü ek davaiçin kesin hüküm teşkil edecektir.
Açıklanan hususlar Yargıtay Hukuk GenelKurulunun 15.02.1980 gün ve 1980/9-73 E. 1980/186 K., 02.06.1982 gün ve1981/11-1130 Esas 1982/549 Karar ve 09.11.1988 gün ve 1988/15-572 Esas 1988/898K. sayılı kararlarında da açıkça vurgulanmıştır.
Kısmi davada alınan ve kesinleşen hükmündayanağını teşkil eden bilirkişi raporunun kısmi dava tutarını aşan bölümününaçılan ek davada mahkemeyi bağlayacak nitelikte bir kesin delil mahiyetindeolup olmadığı konusundaki uyuşmazlığa gelince;
Kural olarak, kısmi davada alınan bilirkişiraporlarının açılan ek dava yönünden kesin delil olmayacağı gerek öğretidegerek yargısal uygulamada kabul edilmiştir. Ne var ki, kısmi davada kesinleşenhükme esas alınan rapor tümüyle inceleme ve itiraz konusu yapılıp, tüm yargısaldenetim yollarından geçerek toplam alacak miktarını ortaya koyacak şekildekesinleşmiş ve taraflar yönünden yargısal denetim yolları tüketilerek usulükazanılmış haklar gerçekleşmişse kesin delil olarak değerlendirilmesigerekeceği de ortadadır. Bu nedenledir ki, bilirkişi raporlarının takdiri deliloldukları kural ise de somut olay özelliklerine göre kesin delil niteliğialabilecekleri de göz ardı edilmemelidir.
Nitekim, somut olayda da davacı tarafındandavalı aleyhine açılmış bulunan ve yukarıda ayrıntıları ile safahatı açıklanankısmi dava taleple bağlı kalınarak sonuçlanmış; böylece davaya dayanak alınanhukuki ilişkinin varlığı saptanarak, davalının sorumluluğu da kesinleşen buhükümle tespit edilmiştir. Bu kararın tespite ilişkin bölümünün sonradan açılaneldeki ek dava için kesin hüküm oluşturacağında kuşku bulunmamaktadır.
Bu aşamada Mahkemece ilk davada taleple bağlıkalınarak hükmedilen kısımdan arta kalan kısım için açılan ek davada ilk davaaşamasında kesinleşen olgular kararın tespit bölümü yönünden kesin hükümoluştururken, karara dayanak alınan bilirkişi raporunun da kesin delil halinegelip gelmeyeceği hususu açıklığa kavuşturulmalıdır.
Davalının sorumluluğunu tespit eden bu kesinhükmün içeriği, dosya safahati ve özellikle hükmüne uyulan bozma ilamları ilekısmi davada verilen hükmü onayan daire kararının kesinleşen olguların incelemekonusu yapılamayacağı gerekçesi karşısında, kısmi davada hükme dayanak alınanbilirkişi raporundaki tespitler de gerek davacı gerek davalı yönündenkesinleşerek bağlayıcı hal almıştır.
Özellikle, davalı tarafın kısmi davada verilenson kararı temyizinde bilirkişi raporuna yönelik temyiz itirazları, daha öncehükmüne uyulan bozma ilamları içeriğine göre kesinleştiği ifade edilerekreddedilmiş, karar onanmış; böylece kesinleşen kısmi davada hükme esas alınanrapor davalı yönünden kesinleşmiştir. Davacı ise raporlara itiraz etmemekleburada ortaya konan tazminat miktarı ile kendisini bağlamıştır. Taraflaraçısından kesinleşen bu hususların yeniden inceleme konusu yapılması hukukenolanaklı değildir.
Zira kısmi davada alınan raporlar yargısaldenetimler sırasında değerlendirilmiş; sonra açılacak davada halledilecek biryön bırakılmadan raporlarla ilgili ayrıntılı değerlendirmelerle bozma nedenleriortaya konulmuş; bozma ilamına uyularak ve gerekleri yerine getirilerekoluşturulan mahkeme kararı da bu kesinleşme olgusu da ifade edilerekonanmıştır. Kısmi davadaki raporlara davalı itiraz etmiş; bu itirazlarınıtemyiz isteklerine de konu etmişse de bunlar Özel Dairece incelenerek sonuçtahükmüne uyulan ilamlar çerçevesinde ve alacağın tamamının miktarını da ortayakoyan ancak taleple bağlı kalarak verilen mahkemenin kabul kararı onanarakkesin halini almıştır. Kısmi dava için açıklanan şekilde oluşturulan mahkemehükmü ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde toplam alacak miktarının daortaya konulduğu ancak taleple bağlı kalınarak karar verildiği belirgindir.
Görülmektedir ki, somut olayda, kısmi davadaalınan ve kesinleşen hükmün dayanağını teşkil eden bilirkişi raporunun kısmidava tutarını aşan bölümü de açılan eldeki ek dava yönünden hem tarafları hemde mahkemeyi bağlayacak nitelikte kesin bir delil mahiyetini almış; kısmidavada kesinleşen bu rapor içeriği de dayanak alınarak hükme varılmıştır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasındabir kısım üyelerce kısmi davada alınan bilirkişi raporu içeriğinin ve rapordatespit edilen miktarın, kısmi davada bilirkişi raporunun irdelenmemesinedeniyle eldeki ek dava yönünden bağlayıcı kabul edilmesinin mümkün olmadığı;alacak miktarının belirlenmesi için mahkemece yeniden bilirkişi incelemesiyaptırılması gerektiği; kesin hüküm veya kesin delilin ancak ilk davada talepedilen miktar için sözkonusu olabileceği gerekçeleriyle mahkeme kararının ÖzelDaire bozma kararı doğrultusunda bozulması gerektiği görüşünü dile getirilmişise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.
O halde, Mahkemenin kısmi davada tespit edilenolgularla kendisini bağlı kabul etmesi ve ayrıca taraflar açısından dabağlayıcı hale gelen kısmi davadaki rapor içeriğini ve raporda tespit edilenmiktarı hükmüne dayanak alması yukarıda açıklanan nedenlerle usul ve yasayauygun olup, direnme kararının açıklanan nedenlerle onanmasıgerekmiştir..."
B. Uluslararası Hukuk
31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halelgetirmez."
32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Kahyaoğlu ve diğerleri/Türkiye (B. No:37203/05, 31/5/2016, §§ 4-19) kararına konu olayda, başvurucuların taşınmazınınbir bölümü üzerinden kamulaştırma yapılmaksızın veya kamu irtifakı tesisedilmeksizin enerji nakil hattı geçirilmiştir. Başvurucular tarafındankamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan tazminat davasında mahkeme bilirkişigörüşüne başvurmuş ve bilirkişi, taşınmazın bir bölümünün üzerinden enerjinakil hattı geçirilmiş olması dolayısıyla değerinin %9 oranında azaldığınıkabul ederek tazminat hesaplamıştır. Ancak mahkemece, Yargıtay kararlarındakamu irtifakı kurulması nedeniyle taşınmazda oluşacak değer düşüklüğününtaşınmazın toplam değerinin %2'sini geçemeyeceğinin belirtildiği gerekçegösterilerek zararın taşınmaz değerinin %2'siyle sınırlı olduğu sonucunaulaşılmıştır. Mahkeme, bu görüşten yola çıkarak bilirkişi raporundaki tespiterağmen taşınmazın değerinin %7'sine isabet eden tazminat istemi yönünden davayıreddetmiş ve söz konusu karar Yargıtay tarafından onanmıştır.
33. AİHM, bilirkişi raporunda taşınmazda oluşan değer kaybıtaşınmazın gerçek değerinin %9'u olarak tespit edildiği hâlde yerel mahkemeninYargıtay içtihadından hareketle zarar miktarını taşınmaz değerinin %2'si ilesınırlandırdığına işaret ettikten sonra yargı mercilerince bunun gerekçesininaçıklanamadığını vurgulamıştır. AİHM, Yargıtayın farklı durumların gözönündebulundurulmasını dışlayan katı yorumu nedeniyle başvurucuların taşınmazınındeğerinin %7'sine tekabül eden zararlarının karşılanamadığını belirtmiş vebunun da kamu yararı ile bireysel yarar arasındaki adil dengeyi bozduğunu ifadeederek mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (Kahyaoğlu ve diğerleri/Türkiye, §§ 33-40).
34. Kutlu vediğerleri/Türkiye (B. No: 51861/11, 13/12/2016) kararında dakamulaştırılan bir taşınmazın bilirkişi raporunda objektif değer artışının %40oranında belirtilmesine rağmen derece mahkemelerince %25 olarak belirlenmesimülkiyet hakkı bağlamında incelenmiştir. AİHM; derece mahkemelerinin bilirkişiraporundaki sonuçların gözardı edilmesinin nedenlerini somut ve yeterligerekçelerle açıklaması gerektiğini, somut olayda ise gözönünde bulundurulacakölçütlerin basit bir anlatımının mahkemece değer düşüklüğü oranının %25 ilesınırlandırılmasına yol açan kriterlerin neden ve nasıl dikkate alındığıbelirtilmediği için yeterli bir gerekçe olarak kabul edilemeyeceğinibelirtmiştir. AİHM; sonuç olarak tazminat miktarının belirlenme şeklinin sözkonusu miktarın maruz kalınan zarara makul bir şekilde uygun olduğunu belirtmeyeimkân vermediği gerekçesiyle ölçülülük yönünden mülkiyet hakkının ihlaledildiğine karar vermiştir (Kutlu vediğerleri/Türkiye, §§ 62-76).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
35. Mahkemenin 8/9/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
36. Başvurucu, kendisi tarafından açılan kamulaştırmasız elkoymadan kaynaklı tazminat davasının Yargıtay aşamasından geçerekkesinleştiğini dile getirmiştir. Başvurucuya göre kesinleşmiş hüküm vebilirkişi raporu bulunmasına rağmen açılan ek davanın reddedilmesi, usuleilişkin kazanılmış hakkın ortadan kaldırması anlamına gelmektedir. Başvurucu,kesin delilin ve önceki mahkeme kararlarının yok hükmünde sayılmasınınhakkaniyete aykırı olduğunu öne sürmüş; bu gerekçelerle eşitlik ilkesi ile adilyargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
37. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
38. Anayasa'nın "Kamulaştırma"kenar başlıklı 46. maddesi şöyledir:
"Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamuyararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla,özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunlagösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarîirtifaklar kurmaya yetkilidir.
Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlananartırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformununuygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projeleriningerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması veturizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunlagösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirmesüresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.
Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudandoğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir.
İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerdeve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacaklarıiçin öngörülen en yüksek faiz uygulanır. "
39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özünün kamulaştırmabedelinin miktarına ilişkin olduğu gözetildiğinde şikâyetlerin tümünün mülkiyethakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
40. Başvurucunun kamulaştırmasız el atma bedelinin tespitineilişkin şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığından ve başka bir kabuledilemezlik nedeni de bulunmadığından kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı ileMüdahalenin Varlığı ve Türü
41. Başvuru konusu olayda ilgili taşınmaz, başvurucu adınatapuda kayıtlı olduğundan mülkün varlığında bir tereddüt bulunmamaktadır. Butaşınmazın 1.249,75 m² yüz ölçümlük kısmına ise -kamulaştırma yapılmadan enerjinakil hattı geçirilmek suretiyle- idare tarafından el atılmıştır. Dolayısıylamüdahalenin mülkten yoksun bırakmaya ilişkin ikinci kural çerçevesindeincelenmesi gerekir.
b. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
42. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
43. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkenAnayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genelilkeleri düzenleyen 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi içinmüdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülükilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (RecepTarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).
i. Kanunilik
44. Somut olayda başvurucunun taşınmazına kanunda öngörülenusuller çerçevesinde idari irtifak tesis edilmediği derece mahkemelerincetespit edilmiştir. Anayasa Mahkemesi bu tespitten ayrılmayı gerektirir birdurum görmemiştir. Bununla birlikte mevcut başvuru, söz konusu müdahalesebebiyle ödenmesi gereken tazminatın taşınmazın gerçek değerini yansıtıpyansıtmadığı ile ilgilidir. Bu sebeple müdahalenin meşru amacı ile bağlantılıolarak ölçülü olup olmadığı incelenerek sonuca varılacaktır.
ii. Meşru Amaç
45. Başvuruya konu taşınmazdan enerji nakil hattı geçirilmesindekamu yararı amacının bulunduğu açıktır.
iii. Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
46. Ölçülülük ilkesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılıkolmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahaleninulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilikulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amacadaha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık isebireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul birdengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012; E.2012/149,K.2013/63, 22/5/2013; E.2013/32, K.2013/112, 10/10/2013; E.2016/16, K.2016/37,5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 38).
47. Mülkiyet hakkından yoksun bırakma biçimindeki müdahalelerde,hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gerekenadil denge ancak malike tazminat ödenmek suretiyle sağlanabilir. Diğer birifadeyle mülkten yoksun bırakmalarda malike tazminat ödenmesi, müdahaleylemalike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır.Anayasa'nın 46. maddesi uyarınca kamulaştırma yoluyla malikin mülkiyet hakkınınsona erdirildiği hâllerde malike ödenmesi gereken tazminat taşınmazın gerçekbedelidir. Bu itibarla taşınmazın gerçek bedelinin ödenmediği durumlarda somutolayın koşulları da gözetilerek müdahalenin orantılı olmadığı sonucunaulaşılabilir (Cevat Aydın, B. No:2014/13886, 4/10/2017, § 59).
48. Kamulaştırma yoluyla malikin mülkiyet hakkının sonaerdirildiği hâllerde taşınmazın gerçek bedelinin malike ödenmesi orantılılıkilkesinin gereğidir. Taşınmaz bedelinin tespiti teknik ve uzmanlık gerektirenbir konudur. Bu nedenle kamulaştırılan taşınmazın bedelinin tespiti uzmanmahkemelerin ve Yargıtayın bu konudaki uzman dairelerinin yetki vegörevindedir. Anayasa Mahkemesi bu konuda uzmanlaşmış bir mahkeme olmadığı gibiAnayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkı kapsamında yapılan bireysel başvurulardabedel veya değer düşüklüğü karşılığını hesaplamak gibi bir görevi debulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin mülkiyet hakkına yapılan müdahale ileödenen bedel arasındaki ilişki yönünden yapacağı tespit, orantılılıkincelemesinden ibarettir (Mukadder Sağlam vediğerleri, B. No: 2019/2511, 22/1/2015, § 49; Abdülkerim Çakmak ve diğerleri, B. No:2014/1964, 23/2/2017, § 52).
49. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişilerarasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücüolduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının sözkonusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda sağlandığındansöz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili veyeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu zorunlulukdavacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle birliktemülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddiave itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde değerlendirilerekkarşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz veGmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2015/12563,24/5/2018, § 53).
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
50. Başvurucunun kamulaştırmasız el atma nedeniyle açtığıtazminat davasında Mahkeme, maddi tazminatla birlikte taşınmazın 1.249,75 m²büyüklüğündeki kısmı yönünden irtifak hakkı tesisine ve idare adına tapuyatesciline hükmetmiştir.
51. Somut olayda başvurucu tarafından fazlaya ilişkin talep vedava hakkı saklı kalmak koşuluyla açılan ilk dava sürecinde Mahkemece irtifakbedeli belirlenmiştir. Buna göre Mahkeme, irtifak bedelini 257.693 TL olaraktespit etmiş ancak taleple bağlı kalarak 220.000 TL tazminata hükmetmiştir.Anılan hüküm -tazminata ilişkin hüküm aynı kalmak kaydıyla- verilen ilk bozmakararının ardından temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerekkesinleşmiştir.
52. Yukarıda da değinildiği üzere kamulaştırma bedelininbelirlenmesi görevi bu davalarda uzman derece mahkemelerine düşmektedir.Anayasa Mahkemesi, gerekli usul güvencelerinin sağlanması kaydıyla ve keyfîolmadığı veya bariz bir hata içermediği sürece kamulaştırma bedelininhesaplanmasına ve tespitine karışmaz. Nitekim başvurucunun açtığı ilk davada dataraflar arasında yapılan çelişmeli yargılama sonucunda bilirkişi raporunadayalı olarak kamulaştırma bedelinin belirlendiği ve Yargıtayca denetlenerekbir sonuca varıldığı görülmektedir. Başvurucunun da bu davada kararkesinleştikten sonra ek dava açarak raporda belirtilen kalan tazminat tutarınıtalep ettiği anlaşılmaktadır.
53. Ancak ek dava, Bölge Adliye Mahkemesince reddedilmiştir.Bölge Adliye Mahkemesinin yeniden bilirkişi raporunu denetleyerek hatalıbulduğu için ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak davayı reddettiğianlaşılmaktadır. Bölge Adliye Mahkemesi bu sonuca varırken önceki davadakibilirkişi raporuna davalı idare tarafından her yönüyle itiraz edilmediğinevurgu yapmıştır.
54. Bununla birlikte Bölge Adliye Mahkemesinin de açık birbiçimde belirttiği üzere davalı idarenin önceki davada itiraz etmediği hususlarüzerinden zaten ilk derece mahkemesi ile Yargıtay tarafından denetlenmiş veitiraz edilmemiş bir raporun yeniden yargısal denetime tabi tutulduğugörülmektedir. Üstelik ilk davada gerekli itirazlarda bulunmadığı tespit edilendavalı idarenin ek davada da cevap dilekçesinde rapora yönelik açık biritirazının olmadığı, yalnızca istinaf dilekçesinde itirazlarını dile getirdiği anlaşılmaktadır.Bu durumda yargısal denetimden geçtiği ve yukarıda yer verilen Yargıtay HukukGenel Kurulu kararına göre de artık bağlayıcı duruma gelmiş olduğu (bkz. § 30)hâlde daha önce ileri sürülmeyen yeni itirazlarla raporun tartışılabilirkılındığı, bu sonuca varılmasında ise başvurucunun bir kusurunun bulunmayıpnetice itibarıyla idarenin kendi kusurundan yararlanmasına yol açıldığıdeğerlendirilmektedir. Mahkemenin bu uygulaması hukuki belirlilik veöngörülebilirlik ile bağdaşmadığı gibi mülkiyet hakkının korunması içinyargılama usulünde öngörülen güvencelerin sağlanmaması nedeniyle adil dengeyibozmuştur. Ayrıca bu sonucun başvurucunun yargısal denetim amacıyla açtığıdavanın kendi kusuru olmaksızın reddedilmesine yol açtığı söylenebilir.
55. Dolayısıyla somut olay bağlamında kamulaştırma usulleriuygulanmaksızın başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasının gerektirdiği usulgüvencelerinden yoksun bırakıldığı, bu yüzden başvurucuya şahsi olarak aşırı veolağan dışı bir külfet yüklendiğinden söz konusu müdahalenin kamunun yararı ilebaşvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında kurulması gereken adildengeyi başvurucu aleyhine bozduğu sonucuna varılmıştır.
56. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
58. Başvurucu, manevi tazminat ödenmesi ve yeniden yargılamayapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
59. Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucunavarıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkelerbelirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikteihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumunihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlaledilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
60. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§55- 57).
61. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemeninihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın birörneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadankaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruyaözgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesitarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğindeusul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemeninyeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdiryetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşanmahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin AnayasaMahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam edenihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59,66, 67).
62. Somut olay bağlamında kamulaştırma usulleri uygulanmaksızın başvurucunun mülkiyet hakkınınkorunmasının gerektirdiği usul güvencelerinden yoksun bırakılması nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla somutbaşvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
63. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gerekeniş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucunaulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni birkarar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yenidenyargılama yapılmak üzere Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinegönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
64. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebininreddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
65. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.000TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Kararın bir örneğinin Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altınaalınan mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılama yapılmak üzere Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 6. HukukDairesine (E.2017/35) GÖNDERİLMESİNE,
D. Tazminat talebinin REDDİNE,
E. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE8/9/2020 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Olayda başvurucunun toplam büyüklüğü 2.184,95 m² olan arsaniteliğindeki taşınmazının 1.249,75 m²lik kısmının üzerinden kamulaştırmayapılmadan veya idari irtifak tesis edilmeden 1986 yılında enerji nakil hattıgeçirilmiştir. Başvurucu TEİAŞ aleyhine Mahkemede kamulaştırmasız el atmanedeniyle fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle tazminat davasıaçmıştır.
2. Mahkemece yapılan keşif sonucunda düzenlenen bilirkişiraporunda irtifak nedeniyle taşınmazın değerinin toplamda %57,19 oranındaazaldığı, irtifak bedelinin ise 293.770,02 TL olduğu belirtilmiş, ancakyerleşik Yargıtay içtihatlarına göre arsa vasfındaki taşınmazlar için değerdüşüklüğü oranının %50'yi geçemeyeceği dikkate alınarak irtifak bedeli 257.693TL olarak hesaplanmıştır.
3. Mahkeme bilirkişi raporundaki hesaplama yöntemini kabul etmişise de başvurucunun talebini de dikkate alarak 220.000 TL tutarındaki madditazminatın davalı idareden alınarak başvurucuya ödenmesine karar vermiştir.
4. Başvurucu, bilirkişi tarafından tespit edilen 257.693 TL'ninkalan kısmı olan 37.693 TL'nin tazmini istemiyle ek dava açmıştır. Mahkemedavayı kabul ederek 37.693 TL'nin tazminat olarak başvurucuya ödenmesinehükmetmiştir. Davalı idare diğer iddialarının yanında asıl dava dosyasındataşınmazın değer kaybının %57,19 olarak belirlenmesinin usul ve yasaya aykırıolduğunu da ileri sürerek istinaf başvurusunda bulunmuştur. Bölge AdliyeMahkemesi yukarıda belirtildiği üzere (bkz. § 21) detaylı bir biçimde öncekidavaya sunulan bilirkişi raporunun kesin delil teşkil edip etmeyeceğinitartıştıktan sonra somut olayın koşullarında bunun takdiri delil olarak kabulügerektiği sonucuna ulaşmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi bundan sonra bilirkişiraporunda irtifak değer düşüklüğü oranının belirlenmesinde hesap hatalarıyapıldığını tespit etmiştir. Bölge Adliye Mahkemesine göre değer düşüklüğüoranı %57,19 değil, %28,59'dur. Bu oran dikkate alındığında başvurucunun toplamolarak talep edebileceği (irtifak bedeli) tutarı 147.348,85 TL'dir. Dolayısıylada ek davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.
5. Anayasa Mahkemesi çoğunluğu ise Bölge Adliye Mahkemesinin buyaklaşımının mülkiyet hakkının usul güvencelerine aykırı olduğu sonucunaulaşmıştır. Çoğunluk kararı bu değerlendirmeyi Bölge Adliye Mahkemesininbelirlediği tutarın taşınmazın gerçek bedeline tekabül edip etmediğindenbağımsız olarak yapmıştır. Aşağıda açıklayacağım gerekçelerle çoğunluğunulaştığı sonuca katılmıyorum:
6. Çoğunluk kararında "başvurucununmülkiyet hakkının korunmasının gerektirdiği usul güvencelerinden yoksunbırakıldığı" ifade edilmiş ise de hangi anayasal usulgüvencesinin ihlal edildiği açıklanmamıştır. Bilindiği gibi malikin mülkiyethakkına yapılan müdahalenin hukuka aykırılığıyla ilgili iddialarını ilerisürebileceği ve gerekirse uğradığı zararın tazminini isteyebileceği yargısalmekanizmaların oluşturulması, bu yargı sürecinde de malikin tüm esaslıiddialarının titizlikle incelenmesi ve araştırılması, malikin idareninkarşısında dezavantajlı konuma düşürülmemesi ve yargılamanın sonucunda dailgili ve yeterli gerekçe içeren bir karar verilmesi mülkiyet hakkının usulgüvencelerindedir. Ancak mülkiyet hakkının usul güvenceleriyle kastedileninanayasal düzeydeki güvenceler olduğu unutulmamalıdır. Anayasa Mahkemesininyükümlülüğü anayasal düzeydeki güvencelere uyulup uyulmadığını denetlemek olupkanuni düzeydeki güvencelere aykırı davranılıp davranılmadığını inceleme görevibulunmamaktadır.
7. Çoğunluğun gerekçesi gözetildiğinde aslında kapsamı vesınırları yargı kararlarında ve doktrinde dahi tartışmalı olan kanundüzeyindeki bir güvencenin anayasal güvence seviyesine çıkarıldığıgörülmektedir. Çoğunluk kararında, kesindelilin bağlayıcılığı kuralının anayasal bir güvence olduğu kabuledilmiştir. Oysa kesin delilinbağlayıcılığı biçiminde bir ilkeyi Anayasa'dan türetmek mümkün değildir. Hukukdevleti ilkesi de böyle bir ilkenin kaynağı olamaz.
8. Ne tür delillerin kesin delil niteliğinde olduğu datartışmalıdır. Yargıtayda bu hususta bir görüş birliği bulunmamaktadır.Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin bu meseleye müdahil olmaması gerekir. Usulhükümlerinin uygulanması ve yorumlanması derece mahkemelerinin takdirindedir.Anayasa Mahkemesi ancak bariz takdir hatası veya keyfilik bulunması halindebuna müdahale edebilir.
9. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesinin kararına bakıldığındaçok kaliteli bir tartışmanın sonucunda ana yargılamadaki bilirkişi raporunun ekdavada kesin delil teşkil etmediği sonucuna ulaşıldığı görülmektedir. BölgeAdliye Mahkemesinin tespitine göre bilirkişi, değer düşüklüğü oranını sadeceirtifak alanı için değil, tüm taşınmaz için hesaplamış ve bu suretle malikeödenmesi gereken tazminat tutarını olması gerekenden daha yüksek belirlemiştir.Bölge Adliye Mahkemesi bilirkişi tarafından yapılan bu hatanın temyizitirazında ileri sürülmemiş olmasını ve dolayısıyla Yargıtay tarafındantartışılmamış olmasını gözeterek bilirkişi raporunun kesin delil değil, ancaktakdiri delil olabileceği sonucuna ulaşmıştır. Bölge Adliye Mahkemesi bilirkişiraporunun delil niteliği tartışmış gerekçelerini ortaya koyarak neden hükmeesas almadığını belirtmiştir. Bu koşullarda Bölge Adliye Mahkemesinin bilirkişiraporunun takdiri delil olduğu yolundaki yaklaşımının bariz takdir hatası veyakeyfilik içerdiğini söylemek haksızlık olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesininmüdahalesini gerektiren bur durum bulunmamaktadır.
10. Kamulaştırmasız el atma durumunda anayasal yönden sağlanmasıgereken güvence taşınmazın gerçek bedelinin ödenmesidir. Mülkiyet hakkının usulgüvencelerinin temel amacı taşınmazın gerçek bedelinin belirlenmesinisağlamaktır. Taşınmazın gerçek bedeline hükmedildiği tespit edildikten sonrabirtakım usul hükümlerine uyulmamış olması mülkiyet hakkının ihlaline yolaçmaz. Usul güvenceleri taşınmazın gerçek bedelinin tespitine hizmet ettiğiölçüde anayasal öneme sahiptir. Usul güvencelerinin taşınmazın gerçek bedelinintespitinden bağımsız bir anayasal önemi bulunmamaktadır. Bu bağlamda AnayasaMahkemesi yönünden önem taşıyan husus taşınmazın gerçek bedelinin ödenipödenmediğidir. Anayasa Mahkemesince yapılacak inceleme ise taşınmazın gerçekbedelinin ödenip ödenmediğiyle sınırlı olacaktır.
11. Çoğunluk kararında Bölge Adliye Mahkemesinin ek davayıreddetmesinin taşınmazın gerçek bedelinin tespitine etkisi bulunupbulunmadığından bağımsız olarak değerlendirme yapılmıştır. Diğer bir ifadeyleçoğunluk kararında salt önceki bilirkişi raporuyla yapılan tespitin aynen kabuledilmemiş olması sebebiyle ihlal bulunmuş; Bölge Adliye Mahkemesinin ek davadabelirlediği tutarın taşınmazın gerçek değerini yansıtıp yansıtmadığı yönündebir değerlendirme yapılmamıştır. Bu yaklaşım taşınmazın kendisini değil de asıldavada bilirkişi tarafından belirlenen tutarı mülk haline getirmektedir. Oysauyuşmazlığa konu mülk, üzerinden enerji nakil hattı geçirilen taşınmazdır,bilirkişinin hesapladığı tutar değil.
12. Çoğunluk kararındaki yaklaşım kapsamı ve sınırları yargıkararlarında ve doktrinde bile tartışmalı olan kesindelilin bağlayıcılığı ilkesini, anayasal bir güvence olduğuhususunda tereddüt bulunmayan kesin hükmündokunulmazlığı ilkesinin bile ötesine geçirmiştir. Bilindiği gibikesin hükmün dokunulmazlığı ilkesi bile mutlak değildir. İstisnai hallerdekesin hükmün kaldırılmasının Anayasa'ya aykırı olmayabileceği kabuledilmektedir. Çok ağır yargısal hataların yapıldığı hallerde kesinleşmiş birhükmün makul sayılabilecek bir süre içinde başvurulması koşuluylakaldırılmasının Anayasa'yı ihlal etmeyeceği Anayasa Mahkemesi kararlarındakabul edilmektedir. Nitekim yargılamanın yenilenmesi gibi müesseselerin amacıda budur. Yargıtayın özellikle iş uyuşmazlıklarına bakan dairelerinde-hesaplama yanlışlığı gibi- çok bariz hataların yapılması halinde maddi hatadüzeltme yoluyla kesinleşmiş hükümler kaldırılabilmektedir. Bilirkişi raporundatespit edilen tutarın bile -açık hata bulunsa dahi- değiştirilemeyeceğininsavunulması Yargıtayın iş uyuşmazlıklarına bakan dairelerinin tümuygulamalarının Anayasa aykırı olduğunun kabulü anlamına gelecektir.
13. Yukarıda belirtilen gerekçeler birlikte değerlendirildiğindebaşvurucunun sebepsiz zenginleşmesine yol açacak şekilde hatalı bir hesaplamayadayandığı açık olan bir bilirkişi raporunun, kapsamı ve sınırları yargıkararlarında ve doktrinde bile tartışmalı olan ve anayasal bir güvencemahiyetinde olmayan kesin delilinbağlayıcılığı biçimindeki usul hukuku ilkesi gerekçe gösterilerekbaşka bir yargılamada bağlayıcı olduğunun kabulü isabetli değildir. Hakikattesöz konusu bilirkişi raporunun delil değerini takdir etmek derece mahkemesininyetkisindedir. Bölge Adliye Mahkemesinin gerekçesine bakıldığında bu yetkininkullanımında keyfi davranılmadığı gibi bariz bir takdir hatası dayapılmamıştır. Başvurucu lehine hükmedilen 220.000 TL tazminatın taşınmazıngerçek değerini karşılamadığı da tespit edilmediğine göre başvuruya konuyargılamada mülkiyet hakkının anayasal güvencelerini ihlal eden hiçbir yönbulunmamaktadır.
Açıklanan gerekçelerle çoğunluk kararına katılmıyorum.
Üye
Selahaddin MENTEŞ