TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET GÜNAY VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/30109)
Karar Tarihi: 16/9/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Muammer TOPAL
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Eser AKINCI
Başvurucular
:
1. Mehmet GÜNAY
2. Mustafa YATKIN
3. Muzaffer GÜNAY
4. Nurhayat GÜNAY
5. Yarkın YATKIN
Başvurucular Vekili
:
Av. Mustafa Sait AKSU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru tıbbi ihmal sonucu bir ölümün meydana gelmesiile bu ölümden kaynaklanan zararların karşılanmaması nedeniyle yaşam hakkınınihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 28/7/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgeleregöre ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucuların yakını M.Y. 11/12/2014 tarihinde boğazağrısı, ateş ve öksürük şikayetiyle D. Aile Sağlığı Merkezine başvurmuştur.Burada görevli Dr M.Y. tarafından muayene edilerek akut bronşit teşhisi konmuşve Multisef 750 Mg Im adlı ilaç reçete edilmiştir. Bu ilacın,aynı yerde görevli aile sağlığı elemanı M.Ö tarafından enjeksiyon yoluylauygulanması sırasında anaflaktik şok gelişmiştir. Başvurucuların yakını,Dr. M.Y. ile Dr. A.O.K. tarafından yapılan müdahalenin ardından 112 ekibiyleAnkara'da bir kamu hastanesine nakledilmesine rağmen hayatını kaybetmiştir.
9. Olayla ilgili olarak başlatılan ceza soruşturması,Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca anılan sağlık kuruluşunda görevli doktor vehemşire hakkında idareden 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu GörevlilerininYargılanması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca talep edilen soruşturma iznininverilmemesi üzerine 11/6/2015 tarihinde işlemden kaldırılmıştır. Soruşturmakapsamında Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunca düzenlenen 18/3/2015 tarihliraporda, yapılan ilaca bağlı gelişen anaflaktik reaksiyonun ilacınyapılma şekli ve miktarıyla ilgisi olmadığı, ilaç reaksiyonunun öngörülemez veengellenemez bir klinik olduğu dikkate alındığında ilacı reçete eden veuygulayan sağlık personeline kusur atfedilemeyeceği sonucuna varılmıştır.
10. Soruşturma izninin verilmemesine ilişkin kararabaşvurucular tarafından itiraz edilmemiştir.
11. Başvurucular, idarece tazminat taleplerininreddedilmesinin ardından Ankara 14. İdare Mahkemesine (Mahkeme) toplam 450 TLmaddi ve manevi tazminat istemiyle tam yargı davası açmışlar, 18/1/2016 tarihlidava dilekçesiyle birlikte, talepleri üzerine emekli bir adli tıp uzmanıncadüzenlenen bilimsel mütalaayı da sunmuşlardır. Bilimsel mütalaada;
i. İncelenen belgelere göre ilaca bağlı gelişenanaflaktik şok nedeniyle ölen M.Y.nin ilaç alerjisi olduğunun sağlıkgörevlilerince önceden bilindiği,
ii. Olayın gerçekleştiği aile sağlığı merkezinde,7/4/2011 tarihli ve 27898 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Ayakta Teşhis veTedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelikte DeğişiklikYapılmasına Dair Yönetmelik'in 1. maddesiyle anılan Yönetmelik'in 12/Dmaddesine eklenen (k) bendine göre, içinde ambu, laringoskop ve endotrakealtüp bulunan acil müdahaleler için gerekli acil setininbulundurulması gerektiği,
iii. Ölüme neden olan olay sırasında ilaçlı müdahaleninyanında, anaflaktik şok nedeniyle gırtlak ve yutak bölgesindeki şişmeyüzünden laringoskop ve endotrakeal tüp ile solunum desteğigerekli olduğu halde böyle bir müdahalenin yapılmadığı, geleneksel oksijenmaskesi ve ambu ile solunum desteği verilmeye çalışıldığıbelirtilmiştir.
12. Başvurucular dilekçelerinde M.Y.nin hayatınıkaybetmesine tıbbi teşhis ve tedavi hatalarının, yapılan enjeksiyondan sonragelişen sağlık sorununa etkin ve doğru biçimde müdahale edilmemiş olmasının veayrıca sağlık hizmetlerindeki organizasyon kusurlarının neden olduğunu önesürerek Mahkemeden;
i. M.Y.nin alerjik astım hastası olduğunu belirttiği vekendisini muayene eden doktorun bu hastalıkla ilgili ilaç kullandığını SGKkayıtlarından gördüğü halde Multisef adlı ilacın verilmesinin doğru olupolmadığının bilirkişi raporuyla açıklığa kavuşturulmasını,
ii. Anaflaktik şok gelişmesi yüzünden birkaç kezdenenmesine rağmen M.Y.nin damar yolunun açılamadığı, bu nedenle kas içine adrenalinenjekte edildiği ancak zamanında damar yoluyla verilmediği için bunun etkiliolmadığı, ilacın alerjik reaksiyona sebep olabileceği dikkate alınarakverilmesinden önce damar yolunun açılmamış olması nedeniyle sağlıkgörevlilerinin kusurları olup olmadığının araştırılmasını, M.Y.nin ölümündensonra söz konusu aile sağlığı merkezinde, enjeksiyon yapılacak hastalara damaryolu açılacağına dair ilan asıldığını gören tanıklarının bilgisinebaşvurulmasını,
iii. Anılan bilimsel mütalaada belirtilen acil setininolayın gerçekleştiği aile sağlığı merkezinde bulunup bulunmadığının veanaflaktik şok sırasında bu setin ihtiva ettiği tıbbi cihaz ve malzemelerlemüdahalede bulunulmamış olmasının M.Y.nin ölümünde etkili olup olmadığınınyeniden yaptırılacak bilirkişi incelemesiyle araştırılmasını istemişlerdir.
13. Mahkemece herhangi bir gerekçe gösterilmeden buiddialara ilişkin olarak yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmamış, anılan18/3/2015 tarihli rapora (bkz. § 9) dayanılarak, olaydahizmet kusurununbulunmadığı gerekçesiyle 21/4/2017 tarihinde davanın kesin olarak reddine kararverilmiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:
"...
Dava dosyasının incelenmesinden,davacıların murisi M.Y.nin, 11.12.2014 tarihinde rahatsızlığı nedeniyle Ankara... Aile Sağlığı Merkezi'ne müracaat ettiği, Dr. M.Y. tarafından muayenesineticesinde akut bronşit, myalji teşhisi konulduğu, herhangi bir alerjisininolmadığını astım hastası olduğunu, gebeliğinin olmadığını, çocuk emzirmediğinibeyan etmesi üzerine Dr. M.Y.nin SGK sorgulamasında ilaç kullanım raporunukontrol ettiği, teşhise uygun olacak şekilde "Multisef 750 Mgim"ilacın reçete edildiği, Aile Sağlığı Merkezi'nde görev yapmakta olan aile sağlığıelamanı M.Ö. tarafından reçete ve ilacı kontrol edildikten sonra enjeksiyonişlemi yapıldığı, kontrol için müdahale odasında bir süre beklemesiniistendiği, bir süre sonra hastanın fenalaştığını söylemesi üzerine 112 AcilKomuta Merkezi'nin arandığı, Dr. M.Y. ve Dr. A.O.K.nın müdahalede bulundukları,sonrasında hastanın Ankara ... Hastanesi Acil Servisi'ne nakledildiği, hastanıniki saatlik yoğun müdahaleye rağmen vefat ettiği, Ankara CumhuriyetBaşsavcılığı'nın Sor.No: 2014/168579 sayılı dosyasında alınan Adli Tıp Kurumuİstanbul Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulu'nca hazırlanan 18.03.2015 tarih veK:1102 sayılı Raporunda "kişide yapılan ilaca bağlı gelişen anaflaktikreaksiyonun, ilacın yapılma şekli, yapılma miktarıyla ilgisi olmadığı, ilaçreaksiyonunun öngörülemez ve engellenemez bir klinik olduğu da dikkatealındığında, kişinin ölümü nedeniyle ilacı reçete eden ve yapan sağlıkpersoneline kusur atfedilemeyeceği" kanaatine varıldığının belirtildiği,davacılar tarafından 28.09.2015 tarihli dilekçe ile davalı idareye başvurularakhizmet kusuru dolayısıyla murislerinin ölümü nedeniyle uğranıldığı ilerisürülen maddi ve manevi zararın tazmini için gereken tutarın ödenmesininistenildiği, isteğin davalı idarece zımnen reddi üzerine de bakılan davanınaçıldığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, dosyada bulunan bilgi vebelgeler ile Adli Tıp raporu bir bütün olarak incelenip değerlendirildiğinde,davacıların murisinin, davalı idareye ait hastanede yapılan tedavi sonrasıvefat etmesi olayında sağlık hizmetinin kusurlu olmadığı, dolayısıyla olaydadavalı idarenin hizmet kusuru bulunmadığı gibi ortada davalı idarenin kusursuzsorumluluğunu gerektiren hallerden birinin de mevcut olmadığı açık olup; bunedenle davacıların maddi ve manevi tazminat ödenmesi isteminin karşılanmasınaolanak bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; davanınreddine..."
14. Mahkeme kararı başvuruculara 29/6/2017 tarihindetebliğ edilmiş, başvurucular 28/7/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
15. 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık HizmetleriTemel Kanunu’nun "Temel esaslar" başlıklı 3. maddesininbirinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Sağlık hizmetleriyle ilgili temelesaslar şunlardır:
a) Sağlık kurum ve kuruluşları yurtsathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve SosyalYardım Bakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak planlanır,koordine edilir, mali yönden desteklenir ve geliştirilir.
c) Bütün sağlık kurum ve kuruluşları ilesağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılmasıesastır. Sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesi bu esasiçerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenlenir. Bu düzenleme ilgiliBakanlığın görüşü alınarak yapılır. Gerek görüldüğünde özel sağlıkkuruluşlarının her türlü ücret tarifeleri Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığıncaonaylanır. Kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık kuruluşları veya sağlıkişletmelerinde verilen her türlü hizmetin fiyatları Sağlık ve Sosyal YardımBakanlığınca tespit ve ilan edilir.
g) Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı;sağlık ve yardımcı sağlık personelinin yurt düzeyinde dengeli dağılımınısağlamak üzere istihdam planlaması yapar, ülke ihtiyacına uygun niteliklisağlık personeli yetiştirilmesi amacıyla hizmet öncesi ya da kamukuruluşlarında mesleklerini icra eden sağlık ve yardımcı sağlık personelinehizmetiçi eğitim yaptırır. Bunu sağlamak amacıyla üniversitelerin, kamu kurumuniteliğindeki meslek kuruluşları ile kamu kurum ve kuruluşlarının imkanlarındanda yararlanır. Hizmetiçi eğitim programını ne şekilde ve hangi sürelerleyapılacağı Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca çıkartılacak yönetmeliktetespit edilir.
i) Sağlık hizmetlerinin yurt çapındaistenilen seviyeye ulaştırılması amacıyla; bakanlıklar seviyesinden en uçtakihizmet birimine kadar kamu ve özel sağlık kuruluşları ile kamu kurumuniteliğindeki meslek kuruluşları arasında koordinasyon ve işbirliği yapılır.Sağlık kurum ve kuruluşları coğrafik ve fonksiyonel hizmet alanları,verecekleri hizmetler, yönetim, hizmet ilişki ve bağlantıları gibi konulardatespit edilen esaslara uymak ve verilen görevleri yapmakla yükümlüdürler.Çağdaş tıbbi bilgi ve teknolojinin ülkeye getirilmesi ve teşviki sağlanır.”
16. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı 13. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlaledilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerineveya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylemtarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerinegetirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddihalinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istekhakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”
B. UluslararasıHukuk
17. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşamhakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birincicümlesi şöyledir:
"Herkesin yaşam hakkı yasaylakorunur."
18. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşamhakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükler -ister özel hastane isterdevlet hastanesi olsun- hastaların yaşamlarının korunmasını teminat altına almazorunluluğu getiren düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasını gerekli kılar (AsiyeGenç/Türkiye, B. No: 24109/07, 27/1/2015, § 67).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Mahkemenin 16/9/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
20. Başvurucular, ölen yakınlarına uygulanan tıbbimüdahalenin mevzuata ve tıp kurallarına uygun olmadığını, Mahkemeceiddialarının incelenmediğini, iddialarına dair bir değerlendirme içermeyenyetersiz ATK raporuna dayanılarak, eksik incelemeyle tam yargı davasınınreddedildiğini belirterek adil yargılanma, etkili başvuru, mülkiyet haklarıylaeşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
B. Değerlendirme
21. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikincifıkraları şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevîvarlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılıhaller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimselve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”
22. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, ...kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriylebağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engellerikaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamaya çalışmaktır.”
1. ŞikâyetlerinNitelendirilmesi ve İncelemenin Kapsamı Yönünden
23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16).
24. Başvurucular temel olarak yakınlarının, kamugörevlisi olan doktor tarafından verilen ilaca karşı gösterdiği alerjikreaksiyon nedeniyle öldüğünü, olayda hizmet kusuru bulunmasına rağmen açtıklarıtam yargı davasının reddedildiğini iddia etmektedirler. Bu sebeplebaşvurucuların diğer haklarla bağlantı kurarak ileri sürdükleri iddialarının daAnayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutukapsamında incelenmesi gerektiği, olayın gerçekleşme koşulları henüz tam olarakbelirlenemediğinden anılan hakkın maddi boyutu yönünden bu aşamada incelemeyapılamayacağı değerlendirilmiştir.
2. Kabul Edilebilirlik Yönünden
25. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamınıkaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayınedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvuru konusuolayda müteveffa, başvuruculardan Mustafa Yatkın'ın eşi, Yarkın Yatkın'ınannesi, Mehmet Günay'ın kardeşi, Muzaffer Günay ile Nurhayat Günay'ın kızlarıolduğundan, başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.
26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan başvurucuların yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkiniddialarının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Esas Yönünden
27. Mağdurların kendi inisiyatifleri ilebaşvurabilecekleri tazminat yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterliolmayıp bu yolların uygulamada da etkili olması gerekir. Bir başvuru yolununancak hak ihlalini önleyebilmesi, ihlal devam etmekteyse bunu sonlandırabilmesiveya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi, bunun için uygun birgiderim sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (TahirCanan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 39).
28. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkıkapsamında yürütülecek ceza soruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğuortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarında damakul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi gerekmektedir.Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda,Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle birinceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da AnayasaMahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleritarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminindaha sonra ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesindesahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil Danışman,B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 110; Filiz Aka, § 33).
29. Başvurunun incelenmesi neticesinde Mahkeme tarafındangörülen tam yargı davasında, ilgili aile sağlığı merkezinden ve hastanedenmüteveffaya yapılan tahlil ve tetkikleri içeren tıbbi evrakların istendiği vedaha önce Cumhuriyet Başsavcılığının talebiyle Adli Tıp Kurumu 1. İhtisasKurulunca düzenlenen 18/3/2015 tarihli raporun taraflara tebliğ edildiği anlaşılmıştır.
30. Başvuruya konu olayda, M.Y.ye söz konusu ilacınuygulanmasının ardından birkaç dakika içinde alerjik reaksiyon gelişmesiüzerine acil set kullanılmadan geleneksel oksijen maskesi ve ambuile solunum desteği verilmeye çalışıldığı, defalarca denenmesine rağmen damaryolunun açılamadığı, uyluk bölgesinden adrenalin verildiği ancak bununetkili olmadığı, çağrı üzerine gelen 112 ekibinin müdahalesinin de olumlu sonuçvermediği ve M.Y.nin Multisef 750 mg enjeksiyonuna bağlı olarak gelişenanaflaksi sonucu hayatını kaybettiği hususunda bir tartışmabulunmamaktadır.
31. Anılan ATK raporunda sadece, sağlık merkezinemüracaat eden müteveffanın şikayetleri doğrultusunda konan tanı, reçete edilenve uygulanan ilaçla sınırlı olarak değerlendirme yapıldığı ve ilacı reçeteedenle uygulayanın kusurunun bulunmadığının mütalaa edildiği anlaşılmaktadır.Raporda başvurucuların özellikle müteveffanın geçirdiği anaflaktik şoknedeniyle yapılan tıbbi müdahalenin mevzuat ile tıp kurallarına uygunolmadığına ve hizmet kusuru bulunduğuna dair iddiaları hakkında herhangi birdeğerlendirme bulunmamaktadır.
32. Başvurucuların bahse konu iddialarının (bkz. § 12)tam yargı davasındaki uyuşmazlığın çözümü için esaslı olmadığını söylemekmümkün değildir. Mahkemece başvurucuların, sağlık hizmetlerinin organizasyonuve yerine getirilmesi aşamalarında herhangi bir hizmet kusuru bulunupbulunmadığının aydınlatılması açısından, ilgili mevzuata göre aile sağlığımerkezinde asgari olarak bulundurulması zorunlu tıbbi cihaz ve malzemelerdenolan acil setinin olay sırasında mevcut olup olmadığının araştırılmasıve bu set kullanılarak tıbbi müdahalede bulunulmamış olmasının ölüme etkisikonularına temas eden esaslı iddialarına ilişkin herhangi bir bilirkişiincelemesi yapılmaması ve hangi gerekçeyle inceleme yapılmadığının dabelirtilmemesi nedenleriyle, dava konusu olayın Anayasa’nın 17. maddesiningerektirdiği seviyede derinlik ve özenle incelendiği söylenemeyecektir.
33. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesindegüvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
4. 6216 sayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
35. Başvurucular, ihlalin tespiti ve yeniden yargılamatalebinde bulunmuşlardır.
36. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararındaihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genelilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer birkararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesininsonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibiilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).
37. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
38. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlardaAnayasa Mahkemesi 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ileİçtüzük'ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalinve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzerekararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasaldüzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlaliortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruyaözgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesitarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğindeusul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgilimahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi birtakdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla kendisine böyle bir karar ulaşanmahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin AnayasaMahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam edenihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (MehmetDoğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).
39. Mevcut başvuruda, ölüm olayı hakkında açılan tamyargı davasında başvurucuların esasa etkili itirazları bilirkişi raporunda vemahkeme kararında karşılanmadan davanın reddine karar verilmesi nedeniyleAnayasa’nın 17. maddesi kapsamında yaşam hakkının usul boyutunun ihlaledildiğine karar verilmiştir. Buna göre ihlalin mahkeme kararındankaynaklandığı anlaşılmaktadır.
40. Bu durumda yaşam hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 14. İdare Mahkemesine gönderilmesinekarar verilmesi gerekmektedir.
41. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın birörneğinin Ankara 14. İdare Mahkemesine (E.2016/230) GÖNDERİLMESİNE,
D. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucularınHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 16/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.