TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET TAŞKIN DAL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/18236)
Karar Tarihi: 29/9/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Muammer TOPAL
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Zeynep KARAKOÇ DOĞANOĞLU
Başvurucu
:
Mehmet Taşkın DAL
Vekili
:
Av. Kürşat GÜVENÇ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, idari eylemden doğan zararın tazminiistemiyle açılan tam yargı davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniylemahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 17/2/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, sol böbrek ağrıları sebebiyle Ordu DevletHastanesinde (Hastane) muayene olmuştur. Muayene ve yapılan tahlil sonuçlarınagöre böbreğinde tespit edilen taşın cerrahi operasyonla alınması gerektiğibaşvurucuya söylenmiştir.
9. Başvurucunun beyanına göre ameliyattan önce hiçbirrahatsızlığı bulunmamaktadır. Hazırlık tetkiklerinde de olumsuz bir bulguyarastlanmamıştır. 12/3/2012 tarihinde yapılan operasyondan sonra göğüsbölgesinden aşağısını hissedememiştir. Durumunun fark edilmesi üzerine tahlilve tetkiklere başlanmış, Hastanenin Üroloji Servisinde sekiz gün yatmıştır.Başvurucunun felç geçirdiği anlaşılmış ancak felç geçirmesinin nedenlerihakkında bir açıklama yapılamamış, başvurucuya herhangi bir bilgi ve belgeverilmemiştir.
10. Başvurucu 20/3/2012 tarihinde ambulans ile SamsunOndokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesine sevk edilmiştir. Nöroloji Servisindeyer bulunmaması nedeniyle özel odada ücretli olarak kalmıştır. Başvurucuyaanjiyo yapılmış ve kendisine ana arterlerin sağlam olduğu bilgisi verilmiştir.Ayrıca üroloji uzmanlarınca enfeksiyon ve kanama tedavisi uygulanmıştır. Felçgeçirmesinin nedenleri ve tedavisi ile ilgili kesin ve net bir açıklamayapılmadan başvurucu hakkında 30/3/2012 tarihinde "Acilen fiziktedavisi ve rehabilitasyon uygundur." yazısıyla taburcu işlemleriyapılmıştır. Başvurucu aynı gün ambulansla Özel Samsun Romatem Fizik Tedavi veRehabilitasyon Merkezine sevk edilmiştir.
11. Başvurucu, Ankara Gülhane Eğitim ve AraştırmaHastanesine (GATA) sivil hasta olarak kabul edilmesi için girişimlerdebulunmuştur. Yaklaşık on üç ay sonra kendisine sıra gelmesiyle tedavisinebaşlanmıştır. Bu sırada başvurucunun hastane enfeksiyonuna bağlı hastalıklarınedeniyle kontrolleri devam etmiştir.
12. Başvurucu, sorumluların cezalandırılması istemi ileOrdu Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) suç duyurusunda bulunmuştur.Savcılığın E.2015/949 sayılı dosyasında yürütülen soruşturma sonucunda29/4/2015 tarihli kararla, Ordu Valiliği İl İdare Kurulunun 30/3/2015 tarihlikararıyla inceleme yapılanlar hakkında soruşturma izni verilmediği belirtilereksoruşturma dosyası işlemden kaldırılmıştır.
13. Başvurucu, Ordu 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde (HukukMahkemesi) 25/6/2014 tarihinde Sağlık Bakanlığına karşı maddi ve manevitazminat davası açmıştır. Başvurucu ameliyat sonucunda felç geçirmesi nedeniyleuğradığı 5.000 TL maddi ve 250.000 TL manevi zararın 12/3/2012 tarihindenişletilecek yasal faiziyle birlikte tazminini istemiştir. Hukuk Mahkemesi9/10/2014 tarihli kararıyla davayı görev yönünden reddetmiştir.
14. Tarafların temyiz etmemesi üzerine 31/12/2014tarihinde karar kesinleşmiştir. Başvurucu süresi içinde 14/1/2015 tarihindeOrdu İdare Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmıştır. Mahkeme 7/5/2015tarihli kararıyla davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararıngerekçesinde, zararın öğrenilmesinden (12/3/2012) itibaren bir yıl içindedoğrudan adli yargı yerinde dava açılması gerekirken bu sürenin geçirilmesindensonra 25/6/2014 tarihinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle esasınınincelenme imkânı bulunmadığı belirtilmiştir.
15. Başvurucunun temyiz istemi Danıştay OnbeşinciDairesinin (Daire) 3/11/2015 tarihli kararıyla reddedilerek mahkeme kararıonanmıştır. Karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 17/11/2016 tarihli kararıylareddedilmiştir.
16. Onama ve karar düzeltme isteminin reddine ilişkinkararların karşıoy görüşünde ise idareye başvuru süresinin idari eylemlerdenzarar gören kişilerin eylemi öğrendiği tarihten itibaren başlayacağı, başvurmasüresinin başlangıcının yalnızca eylem tarihi ve zararlı sonucun doğduğu tarihiesas almanın zararın henüz ortaya çıkmadığı veya çıksa bile zararın çıkışsebebinin öğrenilemediği durumlarda dava açma süresinin çok kısalmasına yolaçacağı ya da dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama özgürlüğüylebağdaşmayacağı belirtilmiştir. 12/3/2012 tarihinde yapılan ameliyat sonucundafelç kalması nedeniyle sorumluların cezalandırılması istemi ile başvurucutarafından Ordu Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu veSavcılığın E.2015/949 Esas sayılı dosya üzerinden soruşturmanın devam ettiğininanlaşıldığı, ayrıca Hastaneden alınan 23/10/2014 tarihli rapor ile başvurucunun%78 oranında kalıcı engelli olduğu hususunun tespit edildiği ifade edilmiştir.Bu hususların araştırılarak dava konusu zararın öğrenildiği tarihin ortayakonulması ve dava açma süresinin buna göre hesaplanması gerektiği sonucunavarıldığı belirtilmiştir.
17. Nihai karar 26/1/2017 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
18. Başvurucu 17/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Kanun
19. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 9. maddesinin "Görevli olmayan yerlere başvurma"kenar başlıklı 9. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"1.Çözümlenmesi Danıştayın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiğihalde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görevnoktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyengünden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabilir. Görevsizyargı merciine başvurma tarihi, Danıştaya, idare ve vergi mahkemelerinebaşvurma tarihi olarak kabul edilir."
20. 2577 sayılı Kanun'un "İptal ve tam yargıdavaları" kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:
"İlgililer haklarını ihlal eden biridari işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi mahkemelerine doğrudandoğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikteaçabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanmasıüzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halindeverilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardandolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davasıaçabilirler. Bu halde de ilgililerin 11 nci madde uyarınca idareye başvurmahakları saklıdır."
21. 2577 sayılı Kanun'un "Doğrudan doğruya tamyargı davası açılması" kenar başlıklı 13. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"1. İdari eylemlerden haklarıihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirimüzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her haldeeylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarınınyerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamenreddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istekhakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir."
2. Danıştayİçtihadı
22. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli veE.2008/7182, K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:
"Bir eylemin idariliği vedoğurduğu zarar bazı durumlarda eylemin gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişikaraştırma ve incelemelerden, hatta ceza davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.
Özelikle, kamu görevlilerinin idaritasarrufta bulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniylekendilerine izafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte, resmi yetkilerinkullanımı sırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görevkusurlarından doğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarındaeylemin idariliği, zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundan mı, görevkusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucunda belirlenmesiyle ortayaçıkabilmektedir.
Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin ve doğurduğuzararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun,dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini olumsuzetkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tam yargıdavalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik olmasısebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortayaçıkması zorunludur."
23. Aynı Dairenin 28/3/2018 tarihli ve E.2016/15634,K.2018/1334 sayılı kararı şöyledir:
"2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" başlıklı 13.maddesinde idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadanönce eylemin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylemtarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerinegetirilmesini istemeleri gerektiği öngörülmüş olup; bu sürelerin, kişilerinhaklarını ihlal eden eylemlerin, idare ile illiyet bağının kurulduğu, başka birifadeyle eylemin idariliğinin öğrenildiği tarihten itibaren başlatılacağıkuşkusuzdur.
Tam yargı davaları, idari eylemnedeniyle uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargıdavasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortayaçıkması zorunludur.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasındabir hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar veişlemle ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari kararveya işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir.
Söz konusu eylemlerin idariliği vedoğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen deçok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılamaları sonucuortaya çıkabilmektedir.
Özellikle kamu görevlilerinin idari birtasarruf yaparken; mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural,usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta vebiçimde, ancak yine de resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onlarıkullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasınıönleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazminiistemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, bazen cezadavalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu yoksa görev kusuru sonucu muzararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 13. maddesindeöngörülen bir ve beş yıllık sürelerin, eylemin idariliğinin ortaya çıktığıtarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zarara yol açaneylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açmahakkını ortadan kaldıracağı, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."
24. Aynı Dairenin 17/1/2017 tarihli ve E.2016/2637,K.2017/180 sayılı kararı şöyledir:
"Tam yargı davaları idari eylemnedeniyle uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle tam yargıdavasının açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortayaçıkması zorunludur.
(...)
Söz konusu eylemin idariliği vedoğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken, bazen deçok sonra, değişik araştırma, inceleme ve hatta ceza yargılaması sonucu ortayaçıkabilmektedir.
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanunun 13.maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin ortayaçıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun zarara yol açaneylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla kullanılması mümkün olan dava açmahakkını ortadan kaldıracağı, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır.
Uyuşmazlıkta tazmini istenilen zarar,idarenin hizmet kusuru nedeniyle uğranılan zarar olduğuna göre, davacılarınkardeşinin Şanlıurfa Kapalı Cezaevi'nde meydana gelen olaylar sonucunda16/06/2012 tarihinde çıkan yangında hayatını kaybetmesinde davalı idareyeyüklenebilecek hizmet kusurunun varlığı, idarenin bir kusurunun bulunupbulunmadığının belirlenmesine bağlıdır.
Dava dosyası ile Dairemizin E:2015/1145sayılı dosyası içerisinde yer alan Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığının06/06/2013 tarih ve … sayılı "Kovuşturmaya Yer Olmadığına DairKararı"ndan; davacılar yakınının diğer 12 hükümlü ve tutuklu ile beraberŞanlıurfa Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun C-15 koğuşunda 16/06/2012 saat 23:00sıralarında çıkan yangında yaşamını yitirdiği, cezaevinden sorumlu CumhuriyetSavcısının nezaretinde elektrik ve inşaat mühendisi, iş ve sosyal güvenlikuzmanı, kimya uzmanı, itfaiyeciler ve olay yeri inceleme ekibi tarafındanyapılan incelemede, 13 kişinin koğuşun üst katında kol kola ve sıralı birşekilde yanarak yaşamlarını yitirdikleri, koğuş kapısının dolap ve ranzalarlakapatıldığı, yangına katılmak istemeyen 5 mahkumun diğer hükümlü ve tutuklulartarafından tuvalete kilitli vaziyette bırakıldıkları ve bu kişilerinkurtarıldığı, cezaevi kamera kayıtlarına göre yangının 22:40 sıralarındabaşladığı, infaz koruma memurlarının yangından 22:41 sıralarında haberdaroldukları, ilk itfaiye aracının 22:47'de, ilk ambulansın da 22:51'de cezaevinegiriş yaptığı ve yangının 23:13 sıralarında tamamen söndürüldüğü, olayla ilgiliyapılan disiplin soruşturması neticesinde görevli personel hakkında disiplincezası verilmesine yer olmadığına karar verildiği ve yine olayla ilgiliŞanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturmaya yer olmadığına dairkarara karşı yapılan itirazın da Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... sayılıkararıyla reddedildiği anlaşılmaktadır.
(…)
Dolayısıyla davacıların yakınınınhayatını kaybetmesinde eylemin idariliğinin bulunup bulunmadığı, ŞanlıurfaCumhuriyet Başsavcılığınca verilen Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair karar ilekesinlik kazanmıştır.
Bu durumda, olayda eylemin idariliğininkesin olarak ortaya çıktığı tarihin, …'Kovuşturmaya Yer Olmadığına DairKarar'ın verildiği tarih olması nedeniyle bir yıllık sürenin de bu tarihtenitibaren başlayacağı açıktır."
25. Danıştay Onbeşinci Dairesinin 28/4/2016 tarihli veE.2016/3471, K.2016/3026 sayılı kararı şöyledir:
"Dava, davacının tedavi içingittiği Eskişehir Devlet Hastanesinde 18/04/2011 tarihinde yapılan enjeksiyonsonucu sakat kaldığından bahisle [uğradığı] zararın yasal faiziyle birlikte tazminine kararverilmesi istemiyle açılmıştır.
İdare Mahkemesince, davacının,rahatsızlığı nedeniyle 18/04/2011 tarihinde Eskişehir Devlet Hastanesinegittiği burada yapılan iğne sonucu sakat kaldığından bahisle ilgililer hakkındasavcılığa suç duyurusunda bulunduğu, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığınınsoruşturma … sayılı dosyasında yürütülen soruşturmada, konuyla ilgili alınanİstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Üçüncü Adli Tıp İhtisas Kurulunun02/08/2013 tarihli raporu dikkate alınarak 'kovuşturmaya yer olmadığına' kararıverildiği, bu karara yapılan itirazın Bilecik Ağır Ceza Mahkemesinin 18/12/2013tarihli … kararı ile reddedildiği ve kararın 03/03/2014 tarihinde ilgiliyetebliğ edildiği, uyuşmazlık konusu eylemin idariliğinin davacı açısından en geçBilecik Ağır Ceza Mahkemesi kararının tebliğ tarihi olan 03/03/2014 tarihindekesinleştiği ve bu tarihten itibaren davacının 60 gün içerisinde idareyebaşvuruda bulunması gerekirken bu süre geçtikten çok sonra 15/12/2014 tarihindebaşvuruda bulunduğu anlaşıldığından, yasal süresi geçtikten sonra yapılanbaşvuru üzerine açılan davanın esastan incelenmesine olanak bulunmadığıgerekçesiyle süre aşımı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
(…) tam yargı davasının açılabilmesiiçin eylemin idariliğinin ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur. Sözkonusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıylabirlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme vehatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.
Özellikle kamu görevlilerinin idari birtasarruf yaparken, mevzuatın, üstlendiği ödevin ve yürüttüğü hizmetin kural,usul ve gereklerine aykırı olarak, kendisine izafe edilebilecek boyutta vebiçimde, ve fakat resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak, onlarıkullanarak hareket ettiği, bu nedenle de idaresinden tamamen ayrılmasınıönleyen ve engelleyen görev kusurları nedeniyle doğan zararların tazminiistemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, bazen cezadavalarıyla personelin şahsi kusuru sonucu mu, yoksa görev kusuru sonucu muzararın ortaya çıktığının belirlenmesinden sonra saptanabilmektedir.
Olayda ise, uyuşmazlık konusu eyleminidariliğinin davacı açısından en geç Bilecik Ağır Ceza Mahkemesi kararınıntebliğ tarihi olan 03/03/2014 tarihinde kesinleştiği ve bu tarihten itibarendavacının 1 yıllık süre içinde 15/12/2014 tarihinde idareye başvuruda bulunduğuanlaşıldığından, yasal süresi içinde yapılan başvuru üzerine açılan davanınesastan incelenmesi gerekirken süre aşımı yolunda verilen kararda hukuki isabetbulunmamaktadır."
B. UluslararasıHukuk
1. Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi
26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes davasının, medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan, ...bir mahkeme tarafından, ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..."
2. Avrupa İnsanHakları Mahkemesi İçtihadı
27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sefer Yılmazve Meryem Yılmaz/Türkiye (B. No: 611/12, 17/11/2015) başvurusunda askerdeölüm olayıyla ilgili yürütülen ceza soruşturmasının takipsizliklesonuçlanmasının ardından Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) açılan tamyargı davasının süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin başvurudabaşvurucuların mahkemeye erişim hakkının ihlal edilip edilmediği hususunudeğerlendirmiştir. Söz konusu olayda başvurucuların oğlu M.Y. 9/9/2008tarihinde nöbet kulübesinde el bombasının patlaması sonucu vefat etmiştir.Yapılan soruşturmanın ardından 15/12/2009 tarihinde Askerî Savcılık; ölümolayının meydana gelmesinde kimsenin kusur ya da kastının bulunmadığı, M.Y.ninel bombasıyla intihar ettiği sonucuna varmıştır. Askerî Savcılığın bu sonucavarmasında olay yeri inceleme raporu, olay yeri krokisi, otopsi raporları vetanıkların M.Y.nin ailevi ve maddi çeşitli sıkıntılara bağlı olarak psikolojiksorunlarının olduğuna dair ifadeleri etkili olmuştur. Söz konusu kararınardından başvurucular 28/8/2010 tarihinde tazminat istemiyle İçişleriBakanlığına başvuruda bulunmuş, istemin zımnen reddi üzerine 2/11/2010tarihinde AYİM'de tam yargı davası açmıştır. AYİM 4/7/1972 tarihli ve 1602sayılı mülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 43. maddesinde öngörülenbir yıllık süreyi ölüm tarihinden başlatarak davayı süre aşımı gerekçesiylereddetmiştir. AYİM kararında, yürütülen soruşturma sonucunda ölüm olayınındavacıların yakınının intihar kastıyla el bombasını patlatması şeklindegerçekleştiği ve bu durumun davacılar tarafından da önceden bilinen ölümsebebinde herhangi bir değişiklik yapmadığı kanaatine varıldığı da ayrıcabelirtilmiştir.
28. AİHM, davanın temelinde yer alan konunun bir yıllıksüre sınırının M.Y.nin ölüm tarihinden itibaren başlatılması olduğunubelirtmiş; başvuranların oğullarının 9/9/2008 tarihinde hayatını kaybettiğiniöğrendiklerini ancak kesin ölüm nedenini bilmediklerini, bu bağlamdatakipsizlik kararı tebliğ edilinceye kadar söz konusu olayın kaza, cinayet veyaintihar olduğunu kesin olarak bilemediklerini, bu durumun AYİM'e başvuruyapılması için belirleyici bir etkiye sahip olduğunu vurgulamıştır. AİHM; olaytarihinde başvurucuların elinde idarenin kusur veya ihmaliyle ilgili kıstaslarbulunmadığını, kovuşturmaya yer olmadığına dair karardan haberleri olduğutarihten itibaren tam olarak soruşturma unsurlarına erişebildiklerini, idareninolası bir hatası veya ihmalinden haberleri olduğunu, anılan kararın tebliğininüzerinden bir yıl geçmeden idareye başvuru yapıldığı, bu koşullardabaşvurucuların ihmalkâr davrandıkları ya da hatalı oldukları yönündesuçlanamayacaklarını belirterek AYİM kararının başvuranları mahkemeye erişimhaklarından mahrum bıraktığı sonucuna varmıştır (Sefer Yılmaz ve MeryemYılmaz/Türkiye, §§ 65-73).
29. AİHM; askerde ölüm olayıyla ilgili kusursuzsorumluluğa dayalı olarak açılan tam yargı davalarında ise takipsizlik kararındanhaberdar olmaya ihtiyaç duyulmadığını, dolayısıyla kusursuz sorumluluk esasınagöre açılan davalarda bir yıllık dava açma süresinin ölüm tarihinden itibarenbaşlatılmasının makul olduğunu belirtmektedir (Canan Eyilmez vediğerleri/Türkiye (k.k.), B. No:74704/11, 1/7/2014, §§ 24-34). AİHM, CananEyilmez ve diğerleri/Türkiye kararında başvurucuların yakınlarının zorunluaskerlik hizmetini yerine getirdiği sırada ölümcül kazanın meydana gelmesinedeniyle idarenin kusursuz sorumluluk ilkesine dayanarak kendilerine tazminatödemeye mahkûm edilmesi gerektiğini savunduklarına dikkat çekerek idareninolası kusurundan bilgi sahibi olmaya ihtiyaç duyulmadığı, bu nedenle dava açmasüresinin olay tarihinden itibaren başlatılmasının hakkaniyetsizlik olarak ya dakendi özünde başvuranların mahkemeye erişim haklarına zarar verecek niteliktegörülmediği gerekçesiyle başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
30. Mahkemenin 29/9/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
31. Başvurucu, tazminat davası açılması için gereklibilgi ve belgelere cerrahi operasyonun yapıldığı tarih itibarıyla sahipolmadıklarını belirtmektedir. Ceza soruşturmasının ve tedavisinin devamettiğini, %78 oranında kalıcı engelli olduğu yolunda raporun 23/10/2014tarihinde düzenlendiğini ifade eden başvurucu, olayda hizmet kusuru bulunduğusonucuna bu tarih itibarıyla ulaştığına dikkat çekmekte süresi içinde davaaçtıklarını iddia etmektedir. Başvurucu, Danıştayın aynı niteliktekiuyuşmazlıklarda davanın süresinde olduğunu kabul ederek işin esasınınincelenmesi gerektiği yönünde verdiği kararlar olduğunu hatırlatmaktadır.Mahkemenin dava açma süresini ameliyatın gerçekleştiği tarihten başlatarakdavayı süre aşımından reddetmesi nedeniyle adil yargılanma ve etkili başvuruhaklarının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, yeniden yargılama vetazminat talep etmektedir.
B. Değerlendirme
32. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü, Mahkemenin dava açma süresininbaşlangıcını tespit etme noktasında hukuk kurallarını hatalı değerlendirmesi veuygulaması neticesinde uyuşmazlığın esasının incelenememesidir. Bu nedenlebelirtilen ihlal iddialarının tümü mahkemeye erişim hakkı kapsamındaincelenmiştir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
34. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. HakkınKapsamı ve Müdahalenin Varlığı
35. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma vesavunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişimhakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğününbir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adilyargılanma" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nintaraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adilyargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yiyorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeyeerişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).
36. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakarama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak veözgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayanen etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafındangörülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerdenfaydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânınıntanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkınınsağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B.No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).
37. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No:2012/791, 7/11/2013, § 52).
38. Somut olayda maddi ve manevi tazminat istemiyleaçılan davanın süre aşımından reddedilerek uyuşmazlığın esasının incelenmemesinedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahaleninbulunduğu görülmektedir.
b. Müdahaleninİhlal Oluşturup Oluşturmadığı
39. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, ...yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırıolamaz."
40. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü içinherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbirşekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özelsınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırlarının bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddedeherhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başkamaddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması damümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkinbir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırlarıortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancakbu sınırlamalar, Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz(Özkan Şen, § 58; Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, §39; İbrahim Can Kişi, B. No: 2012/1052, 23/7/2014, § 33).
41. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan vesınırlandırılabilen mahkemeye erişim hakkına ilişkin müdahalenin Anayasa’nın13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafındanöngörülme, haklı bir sebebe dayanma (meşru amaç) ve ölçülülük ilkesine aykırıolmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
42. Başvurucu geçirdiği ameliyat sonrasında felçkalmasından dolayı uğradığı zararın tazmini istemiyle açtığı davanın süre aşımıgerekçesiyle reddedilmesine ilişkin mahkeme kararının 2577 sayılı Kanun'un 13.maddesine dayandığı görülmektedir. Dolayısıyla somut olayda başvurucununmahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğuanlaşılmıştır.
ii. Meşru Amaç
43. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacınınne olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafındanmüteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlemya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genelifadesiyle Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin birgereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğunaişaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım,B. No: 2014/5, 25/10/2017, §§ 54, 55; Fatma Altuner, B. No: 2014/17714,26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilikİnşaat Turizm Sanayii ve Ticaret Limitet Şirketi, B. No: 2014/12354,9/11/2017, § 52).
iii. Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
44. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kapsamındayaptığı değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veyamahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararınıönemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlaledebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen, § 52).
45. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularkenyargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilciliktenkaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadankalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (KamilKoç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65). Bu kapsamda mevzuatta öngörülendava açma süresine ilişkin kuralların hukuka açıkça aykırı olarak yanlışuygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle kişilerin davaaçma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunmasımahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., § 38).
46. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı anda mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyükönem taşımaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66).Dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek ve mevzuatı buyönüyle yorumlamak görevi esasen derece mahkemelerine aittir. Bireyselbaşvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin başlatılacağı tarihinbelirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır.Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangitarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili derece mahkemelerininyorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığındaincelemektir (Ahmet Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bukapsamda dava açma süresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundanhaberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünühaklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkınınvarlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (YaşarÇoban, § 66).
(2) İlkelerin Olaya Uygulanması
47. Başvurucu, dava açma süresinin başlangıç tarihiolarak ameliyat tarihin esas alınmasının mahkemeye erişim hakkını ihlalettiğinden şikâyet etmektedir.
48. Yukarıda yer verilen (bkz. §§ 22-25) Danıştayiçtihadında ortaya konulduğu üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararıntazmini istemiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlütutulabilmesi için ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idarieylem arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Söz konusu eylemlerin idariliği vedoğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla birlikte ortaya çıkarken bazen deçok sonra değişik araştırma, inceleme hatta ceza yargılamaları sonucu ortayaçıkabilmektedir. Bu çerçevede eylemin idariliğinin, yol açtığı zararın ya daarasındaki illiyet bağının eylemden çok sonra anlaşıldığı veya ortayakonulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu tarihlerden sonra başlayacağıkabul edilmektedir (Hasan Oğuz ve diğerleri, B. No: 2015/2700, 7/2/2018,§ 48).
49. Bu bağlamda özellikle geçirdiği ameliyat sonucumeydana gelen ve ilk etapta mahiyeti bilinemeyen bedensel zararların kesinsebebi ve bu neticeye idarenin bir ihmalinin yol açıp açmadığı yapılan adlive/veya idari soruşturma sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu tip durumlardailgililerin kesin bedensel zarar nedenini ve olay sürecini bilmeleri takipedecekleri usul ve başvuracakları idari ve adli mercilerin belirlenmesinde önemarz etmektedir. Bu husus ayrıca, ilgililerin tam yargı davası açma iradeleriüzerinde de belirleyici bir etkiye sahiptir (benzer yöndeki değerlendirmeleriçin bkz. Mehmet Menendiz ve diğerleri, B. No: 2014/5235, 6/7/2017, §58; Hasan Oğuz ve diğerleri, § 49).
50. Söz konusu soruşturmalar kamu makamlarınca resenyürütüldüğünden ilgililerin soruşturma süresinin uzunluğu üzerinde genelliklebir etkisi olmadığı gibi soruşturma sonucunu beklemekten başka seçenekleri debulunmamaktadır. Bu durum özellikle tam yargı davasının kusur veya ihmalinvarlığına dayandırıldığı durumlarda önem arz eder. Bu bağlamda yürütülensoruşturma sonucu kesin bedensel zarar nedeni, zararın meydana gelmesinde kusurveya ihmalin varlığı ya da sürece ilişkin diğer ayrıntılar tespit edildiğindeilgililerin tam yargı davası açılması için gerekli olan koşulların oluştuğundanhaberdar olduğunun veya haberdar olması gerektiğinin ve dava açma süresinin debu andan itibaren başladığının kabulü gerekir (Hasan Oğuz ve diğerleri,§ 50, benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mehmet Menendiz ve diğerleri,§§ 58, 59).
51. Bireysel başvuruya dayanak kararda Mahkemenin davaaçma süresinin başlangıcında cerrahi müdahalenin gerçekleştiği tarihi esasaldığı ancak başvurucu tarafından eylemin idariliğinin ne zaman öğrenildiği yada öğrenilmesi gerektiğine dair herhangi bir değerlendirme yapmadığıgörülmektedir. Bu hususun onama ve karar düzeltme isteminin reddine ilişkinkararların karşı oylarında da vurgulandığı görülmektedir (bkz. § 16). Somut olaydabaşvurucunun felç geçirmesinin kesin sebebine, sağlık durumuna dair verilere vebu süreçte idarenin olası hata ya da ihmali bulunduğu iddiasına dayanakalınabilecek bilgilere, bir başka ifadeyle eylemin idarilik niteliğinin bulunupbulunmadığının tespitinde esas alınabilecek unsurlara ameliyat tarihiitibarıyla vakıf olmadığı açıktır. Öte yandan söz konusu bilgilere sahipolunmasının idari yargıda dava açılıp açılmaması yönündeki iradenin oluşmasınoktasında belirleyici bir etkisinin olduğu da yadsınamaz.
52. Buna göre Mahkemenin başvurucunun eylemin idariliğiniöğrenmesine ve değerlendirmesine imkân tanımayan olay tarihini (cerrahioperasyon) esas alarak dava açma sürelerini belirlemesine ilişkin yorumununbaşvurucunun dava açmasını aşırı derecede zorlaştırdığı değerlendirilmiştir.Dolayısıyla bu yorumdan hareketle davanın süre aşımından reddedilmesi suretiylebaşvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçüsüz olduğusonucuna varılmıştır.
53. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
55. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesini istemiş vetazminat talebinde bulunmuştur.
56. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararındaihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genelilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer birkararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesininsonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibiilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).
57. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
58. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veyamahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgilimahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundakibenzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıylayeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderimyolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararınabağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundakiyargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yenidenyargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisibulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasalyükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararınedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarınıgidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).
59. İncelenen başvuruda başvurucunun davasının süreaşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğisonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığıanlaşılmaktadır.
60. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılmasıgereken iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlalsonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygunyeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere Ordu İdare Mahkemesine gönderilmesine kararverilmesi gerekmektedir.
61. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
62. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Ordu İdare Mahkemesine (Anılan Mahkemenin 7/5/2015 tarihli ve E.2015/479,K.2015/741 sayılı kararına ait dava dosyası ile ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Danıştay OnbeşinciDairesine GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 29/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.