TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET ALİ ŞELLİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/12880)
Karar Tarihi: 4/11/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Duygu KALUKÇU
Başvurucu
:
Mehmet Ali ŞELLİ
Vekili
:
Av. Halil İbrahim ŞAHİN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 13/3/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Başvurucuya ait 2017/20771 başvuru numaralı bireyselbaşvuru dosyasının kişi yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2017/12880 başvurunumaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2017/12880başvuru numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine kararverilmiştir.
5. Komisyonca tutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetidışındaki iddialar yönünden kısmi kabul edilemezlik kararı verilmiş, başvurununtutuklamanın hukukiliğine ilişkin kısmının kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyandabulunmamıştır.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbeteşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülkegenelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl19/7/2018 tarihine kadar birçok kez uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargıorganları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çokuzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı TerörÖrgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilenbir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri[GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülkegenelinde darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiylebağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanısıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardakiyapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafındansoruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklamatedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51; MehmetHasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).
11. Başvurucu en son İstanbul Cumhuriyet Savcısı olarakgörev yapmakta iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesi16/7/2016 tarihinde başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına, HSYK Genel Kuruluise 24/8/2016 tarihinde başvurucunun meslekten ihracına karar vermiştir.
12. Darbe teşebbüsü sonrasında İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında başvurucu 18/7/2016tarihinde gözaltına alınmıştır.
13. Başvurucu 18/7/2016 tarihinde İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasındamüdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle örgüt ile ne özelhayatında ne de meslek hayatında bir temasının olduğunu, okullarına gitmediğini,evlerinde yahut yurtlarında kalmadığını, örgüt tarafından organize edilentoplantı yahut etkinliklere katılmadığı gibi bu yönde bir davet de almadığını,himmet yahut kurban bağışı yapmadığını, hiç kimseden emir ve talimat almadığınıbeyan etmiştir.
14. Başvurucu, Başsavcılık tarafından silahlı terörörgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle 18/7/2016 tarihinde Sulh CezaHâkimliğine sevk edilmiştir. Başvurucu, müdafii huzurunda yaptığı savunmasındaönceki anlatımlarına benzer beyanlarda bulunmuştur.
15. Başvurucu, İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliğince yapılansorgunun ardından 19/7/2016 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma suçundantutuklanmıştır. Tutuklama kararında üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti,mevcut delil durumu ve delillerin henüz toplanmamış olması, atılı suçun yasadaöngörülen cezanın üst sınırı, başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğineilişkin suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin varlığı,başvurucunun kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somutdelillerin bulunması, soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemi gerekçe olarakgösterilmiştir.
16. Başvurucu hakkında devam eden soruşturma sürecindebaşvurucunun tutma hâli ile ilgili olarak Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin7/12/2016, Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 6/1/2017, İstanbul 3. Sulh CezaHâkimliğinin 6/2/2017, İstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin ise 7/3/2017 tarihlikararları ile tutukluluğun devamına karar verilmiştir. Başvurucu 24/10/2016,3/1/2017 ve 8/2/2017 tarihli tahliye talepli itiraz dilekçelerininincelenmediğini ileri sürmüştür. UYAP üzerinden yapılan inceleme neticesindebaşvurucunun ileri sürdüğü şekliyle itiraz dilekçelerinin incelendiğine dairbir bilgi yahut belgeye rastlanmamış ancak tutukluluğun devamına ilişkinİstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 6/2/2017 tarihli kararına karşı başvurucunun20/2/2017 tarihli dilekçe ile yapmış olduğu itirazının incelendiği 28/2/2017tarihli karar ile itirazın kesin olarak reddedildiği anlaşılmıştır.
17. Başvurucu 13/3/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
18. Başvurucu hakkında 2/5/2017 tarihinde yapılantutukluluk incelemesi neticesinde Sulh Ceza Hâkimliğince adli kontroltedbirleri uygulanarak tahliyesine karar verilmiştir.
19. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2/3/2018 tarihliiddianamesiyle başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olmasuçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. İddianamedesuçlamaya esas alınan olgular özetle şöyledir:
i. Başvurucunun HSYK tarafından meslekten çıkarıldığıbelirtilmiştir.
ii. 2013 yılında Antalya'da görev yaptığı dönemdegerçekleştirilen teftiş neticesinde objektif kriterlerden ve yerleşikuygulamalardan uzak bir şekilde örgütsel amaç ve politikalar kapsamındabaşvurucuya 82 puan verildiği ifade edilmiştir.
iii. Başvurucunun 19/9/2007 tarihinde örgütünyönlendirmesi neticesinde Yargıçlar ve Savcılar Birliğine (YARSAV) üye olduğutespit edilmiştir.
iv. Başvurucunun örgütsel motivasyon amacıyla üzerinde 20dolar taşıdığı belirtilmiştir.
v. Örgüt için kritik önemde olan ve terör ile mücadelekapsamında görevlendirilen mahkemelerde (TMK) Cumhuriyet savcısı olarak görevaldığı ifade edilmiştir.
20. İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi 20/3/2018 tarihindeiddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2018/91 sayılı dosya üzerindenkovuşturma aşaması başlamıştır.
21. Başvurucu 25/9/2018 tarihli duruşmada savunmasınıyapmıştır. Başvurucu savunmasında;
i. HSYK tarafından verilen ihraç kararının henüzkesinleşmediğini, ihraç kararına ilişkin yargı sürecinin devam ettiğini, kaldıki ihraç kararında da tarafına yönelik spesifik bir olay yahut olgu isnatedilmediğini, ihraca sebep olan saiklerin neler olduğu hususunun karardananlaşılamadığını, karara gerekçe olan belge ve delillerin tarafına ibrazıtaleplerinin ise reddedildiğini belirtmiştir.
ii. Üzerinde 20 dolar taşıdığı iddiası ile ilgili olarakparanın ailesi ile tatil yaptığı esnada ve bir alışveriş neticesinde elinegeçtiğini, nitekim iddianamede aksi yönde bir bilgi yahut belgeninbulunmadığını, her ne kadar söz konusu banknotun örgütsel motivasyon amacı iletaşındığı iddia edilmiş ise de bu kanaate nasıl varıldığı hususunda herhangibir olgu ortaya konulamadığını belirtmiştir.
iii. YARSAV üyeliği ile ilgili olarak 2007 yılında hiçkimsenin yönlendirmesi olmadan kendi iradesi ile üye olduğunu, buna mukabil2010 yılından itibaren aidatlarını ödemediğini ve herhangi bir toplantısına dakatılmadığını yani 2010 yılından beri fiilen YARSAV üyeliği bulunmakla birliktesadece istifa dilekçesi vermediğini, nitekim iddianamede de somut olarak nasılve ne şekilde, kimin talimatıyla YARSAV'a üye olduğuna ilişkin tespityapılmadığını ifade etmiştir.
iv. Teftiş neticesinde kendisine yüksek not verildiğiiddiasına ilişkin olarak söz konusu tespitin subjektif olduğunu, verilen puanile denetime tabi sürece dair yapılan çalışmanın uyumlu olup olmadığı yönündebir incelemenin yapılmadığını belirtmiştir.
v. TMK savcısı olarak görev yaptığı iddiasına ilişkinolarak ise söz konusu iddianın soyut nitelikte olduğunu, kendisiyle benzerdurumda bulunan diğer hâkim ve savcıların görevlerine devam ettiklerinibelirtmiştir.
22. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarihitibarıyla ilk derece mahkemesinde derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
23. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel, B.No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39; Mustafa Özterzi [GK], B. No:2016/14597, 31/10/2019, §§ 33-48 ve ilgili Yargıtay kararları için bkz. A.L.,B. No: 2016/63999, 9/1/2020, §§ 33-35.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
24. Mahkemenin 4/11/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
25. Başvurucu; kuvvetli suç şüphesi olmaksızın vegörevinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin görevli olmayan birmahkeme tarafından tutuklandığını, olayda tutuklama nedenlerinin bulunmadığını,tutuklamanın orantısız bir tedbir olduğunu ve adli kontrol tedbirinin nedenyetersiz kalacağının değerlendirilmediğini belirterek kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
26. Bakanlık görüşünde, kabul edilebilirlik yönündenbaşvurucunun 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141.maddesindeki tazminat yolunu tüketmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Esasyönünden yapılan değerlendirmede ise tutuklama kararına ve iddianamedekidelillere atıf yapılarak somut olayda suç işlendiğine ilişkin kuvvetli suçşüphesinin bulunduğu belirtilmiştir.
27. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyandabulunmamıştır.
B. Değerlendirme
28. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerinsınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
29. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti vegüvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncüfıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti vegüvenliğine sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veyadeğiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılanve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
30. Başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.
1. UygulanabilirlikYönünden
31. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerinkullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetimveya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâledilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerinkullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasadaöngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlardada, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişininyaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayısuçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ilesaptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
32. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü birdurumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya konutemel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumlabağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarıncayapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).
33. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen vetutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsününarkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. AnayasaMahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarlailgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No:2016/49158, 26/7/2017, § 57).
34. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucununtutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğermaddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin buaykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).
2. KabulEdilebilirlik Yönünden
35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır.
3. Esas Yönünden
a. Genelİlkeler
36. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkatealınacak genel ilkeler için bkz. Mustafa Özterzi, §§ 85-90; ZaferÖzer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45.
b. İlkelerin Olaya Uygulanması
37. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasınınkanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.
38. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmaolduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100.maddesi uyarınca tutuklanmıştır.
39. Diğer taraftan başvurucu 24/2/1983 tarihli ve 2802sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda hâkimlerle ilgili olarak öngörülen usuleilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin yetkili ve görevli olmayanmahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.
40. Anayasa Mahkemesi, Yıldırım Turan ([GK], B. No:2017/10536, 4/6/2020, §§ 102-147) kararında ilgili kanunlar çerçevesinde konuyuetraflıca değerlendirmiş ve Yargıtay içtihatlarına da değinerek terör örgütüneüye olma suçunun kişisel bir suç olduğunu, Yüksek Mahkeme üyelerinden farklıolarak hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevinegiren suçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturmayürütülmesi için izin şartı bulunmadığını belirterek vergi mahkemesi üyesi(hâkim) olan başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının bulunduğu sonucunavarmıştır.
41. Somut olayda anılan karardan ayrılmayı gerektiren birdurum söz konusu değildir. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucununkanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarlabaşvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağıbulunmaktadır.
42. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklamatedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden öncetutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunupbulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
43. İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklamakararında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların bulunduğugenel olarak belirtilmiş ve fakat bunlara ilişkin bir açıklamaya yerverilmemiştir (bkz. § 15).
44. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede isemeslekten ihraç edildiği, üstünde 20 dolar banknotun bulunduğu, sicil puanınınyüksek olması (82), TMK savcısı olarak görevlendirilmiş olması ve YARSAV'a üyeolduğu tespitlerine dayanılmıştır (bkz. § 19).
45. Buna göre Anayasa Mahkemesince tutuklamanınhukukiliği bağlamında başvurucunun suç işlediğine dair kuvvetli belirtininbulunup bulunmadığı yönündeki incelemesinin bu olgular temelindegerçekleştirilmesi gerekmektedir.
46. Başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olansuçlamanın dayanaklarından biri, savcı olarak görev yapmakta olan başvurucununHSYK tarafından önce görevinden uzaklaştırılması, sonrasında ise FETÖ/PDY ilebağlantısı olduğu gerekçesiyle meslekten çıkarılmış olmasıdır.
47. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok karardagörevden uzaklaştırma veya kamu görevinden ya da meslekten çıkarma şeklindekiidari kararların niteliğini dikkate alarak bu kararların verilmesinin kararamuhatap olan kişilerin suç işlediklerine dair kuvvetli belirtinin bulunduğuanlamına gelmediği sonucuna varmıştır (diğerleri arasından bkz. MustafaBaldır, B. No: 2016/29354, 4/4/2018, § 70; Mustafa Açay, B. No:2016/66638, 3/7/2019, § 54; E.A., B. No: 2016/78293, 3/7/2019, § 57; AliAktaş, B. No: 2016/14178, 17/7/2019, § 53; Mustafa Özterzi, § 104; ZaferÖzer, § 58). Bu itibarla başvurucu hakkındaki görevden uzaklaştırma veyameslekten çıkarma tedbirlerine ilişkin kararlarda başvurucuyla ilgili kişiselbir tespit ve değerlendirme bulunmadığından bunların -tek başına- suçişlendiğine dair kuvvetli bir belirti olarak kabulü mümkün değildir.
48. Diğer taraftan soruşturma mercilerince suçlamaya esasalınan olgular arasında başvurucunun YARSAV üyesi olmasının yer aldığıgörülmektedir. Anılan Derneğin hâkim ve savcılara yönelik bir sivil toplumörgütü olarak 2006 yılında kurulduğu bilinmektedir. Ancak kuruluşundan bir süresonra FETÖ/PDY ile bağlantılı bazı yargı mensuplarının bu Derneğe üye olduğu,FETÖ/PDY ile bağlantılı olarak yürütülen birçok soruşturma ve kovuşturmabelgesinde ifade edilmiştir. Öte yandan darbe teşebbüsünden sonra ilan edilenolağanüstü hâl döneminde alınan tedbirler kapsamında 23/7/2016 tarihli ve 29779sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında AlınanTedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesi ile YARSAV "FETÖ/PDY'yeaidiyeti, iltisakı veya irtibatının belirlendiği" gerekçesiylekapatılmıştır. Bununla birlikte YARSAV üyeliğinin örgütsel bir faaliyet olarakdeğerlendirilmesi ancak bunun terör örgütünden alınan bir talimat uyarıncagerçekleştiğinin ortaya konulması hâlinde mümkündür. Aksi durumda farazi birkabulden hareket edilerek kuvvetli suç belirtisi değerlendirmesi yapılması sözkonusu olabilir. Nitekim Yargıtayın konuya ilişkin içtihadı da bu doğrultudadır(Mustafa Özterzi, § 105). Bu bağlamda somut olay incelendiğinde2007 yılında YARSAV'a üye olduğu anlaşılan başvurucu için bu yönde bir tespitinolduğunu söylemek mümkün görünmemektedir.
49. Başvurucu hakkındaki bir diğer tespit ise üstaramasında elde edilen 20 dolardır. İddianamede söz konusu delilin niteliğineilişkin olarak diğer dosyalarda etkin pişmanlık kapsamında ifade veren sanıkbeyanlarına atıf yapılmıştır. Bu kapsamda örgüt içinde üst düzey görevler alanörgüt mensuplarının Amerika'da yaşayan örgüt liderini sık sık ziyaretettikleri, bu ziyaretler esnasında örgüt liderinin kendilerine verdiği 100, 50,20 ABD doları kâğıt paraları bozdurarak (daha çok kişiye dağıtabilmek amacıyladaha ziyade 1 dolar şeklinde bozdurduklarını) alt hiyerarşide yer alanşahıslara dağıttıkları, söz konusu bu paranın örgüt liderinden gelmesimünasebetiyle sembolik bir anlam (bereket ve hatıra) taşıdığı, böylece örgütlideri ile mensupları arasında manevi bir bağ tesis edilmeye çalışıldığıbelirtilmiş ve başvurucunun üst aramasında elde edilen 20 dolar da bu kapsamdaele alınmıştır. Başvurucu savunmasında söz konusu 20 doların ailesiyle birlikteçıktıkları tatilde yapılan alışverişten kalma olduğunu ifade etmiştir.Soruşturma makamlarınca anılan iddiayı destekleyen ve başvurucunun savunmasınınaksini ortaya koyacak somut bir olgu gösterilememiştir. Dolayısıylabaşvurucunun üzerinden elde edildiği belirtilen Amerikan dolarının tek başınabaşvurucu ile örgüt arasında bir bağlantı bulunduğuna dair kuvvetli belirtiolarak kabul edilmesi mümkün değildir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. MehmetHasan Altan (2) [GK], § 146).
50. Öte yandan suç isnadına dayanak olarak başvurucununTMK savcısı olarak görev yaptığı ve 2010 yılında yapılan teftişte tarafına 82sicil notu verildiği hususlarına dayanılmış, bunların örgütsel saiklergüdülerek gerçekleştirildiği tespiti yapılmıştır. Başvurucu savunmasında,FETÖ/PDY mensubu olduğu iddia olunan müfettişlerce korunduğu iddiasını kabuletmediğini ifade etmiştir. Başvurucunun örgüt üyesi olması nedeniylemüfettişler tarafından yüksek notlar verilerek korunduğuna ilişkin iddiayıdestekleyen somut olgular soruşturma makamlarınca yeterince ortayakonulamamıştır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. A.K., B. No: 2017/7858,27/11/2019, § 62).
51. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespitve değerlendirmeler kapsamında somut olayda suç işlendiğine dair kuvvetlibelirtinin yeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.
52. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerininbulunup bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca birinceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
53. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetlibelirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirininuygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağandönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelereaykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
54. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstüdönemlerde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını vesınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olupolmadığının incelenmesi gerekir.
4. Anayasa'nın15. Maddesi Yönünden
55. Somut olayda Anayasa Mahkemesi, soruşturmamakamlarının suç işlendiğine dair belirtileri somut olgularla ortaya koymadanbaşvurucu hakkında tutuklama tedbirine başvurdukları sonucuna varmıştır. Buitibarla olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerinkullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15.maddesinin başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik Anayasa'nın19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelere aykırı bu müdahaleyimeşru kılmadığı değerlendirilmiştir (benzer yönde bkz. Şahin Alpay [GK],B. No: 2016/16092, 11/1/2018, § 110; Mehmet Hasan Altan (2), § 157).
56. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiylebirlikte değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesininüçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
Selahaddin MENTEŞ bu görüşe katılmamıştır.
5. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir."
58. Başvurucu, 1.000.000 TL manevi tazminat talebindebulunmuştur.
59. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararındaihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genelilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer birkararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesininsonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibiilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
60. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
61. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyleAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine kararverilmiştir. 2/5/2017 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar verilmiş vebaşvurucunun tutukluluk hâli sona ermiştir.
62. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesininbaşvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağıaçıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahalenedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesigerekir.
63. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLALEDİLDİĞİNE Selahaddin MENTEŞ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 27. AğırCeza Mahkemesine (E.2018/91) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 4/11/2020 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY
Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No:2012/403, 26/3/2013, § 16).
Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilirolması yanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucununşikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Bir başkasöyleyişle, etkili olduğu kabul edilecek olan başvuru yolunun, Anayasa’daöngörülmüş güvencelere aykırılık nedeniyle hakkın ihlal edildiğini özüitibarıyla tespit etme ve yeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yol olmasıgerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başınayeterli olmayıp uygulamada da etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azındanetkili olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239,2/7/2013, § 29). Bununla birlikte soyut olarak makul bir başarı sunmakapasitesi bulunan bir başvuru yolunun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dairşüphe, o başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz. Özellikle sonradanoluşturulan ve henüz uygulaması olmayan başvuru yollarının bu kapsamdadeğerlendirilmesi gerekir (Ramazan Korkmaz, B. No: 2016/36550, 19/7/2017, §33).
Öte yandan, başvurucuların belirli bir hukuk yolununetkililiği konusunda sadece bir kuşku duyması, kendilerini söz konusu hukukyolunu tüketme girişiminde bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvuruculardan,yorum yetkilerini kullanarak mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek içinyargı organlarına başvurmaları beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatlarıışığında, belirtilen hukuk yolunun gerçekte olumlu sonuçlanması konusunda makulbir ihtimalin bulunmadığı durumlarda ise başvurucunun söz konusu hukuk yolunukullanmamış olması başvuru yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bununlabirlikte bir hukuk yolunun başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum sözkonusu değilse o hukuk yolunun etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsaldavaların bulunmaması tek başına başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketmeyükümlülüğünden kurtarmaz. Zira başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması halindemahkemelerin içtihatlarını başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleriihtimali her zaman vardır.
Somut olayda 19.07.2016 tarihinde tutuklanan ve13.03.2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunan başvurucunun suç isnadına bağlıtutulma durumu, 02.05.2017 tarihinde serbest bırakılmasıyla (tahliyeedilmesiyle) birlikte bu tarihten itibaren sona ermiş bulunmaktadır. AnayasaMahkemesince başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun suç isnadınabağlı olarak hürriyetinden yoksun bırakılması hali sona ermiş bulunduğundan,bireysel başvuru kapsamında tutukluluğun hukuki olmadığı yönünden yapılabilecekolan olası bir ihlal tespiti, başvurucu açısından ancak lehine bir miktartazminata hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir. Bunun dışında muhtemel birihlal kararına bağlı olarak başvurucu açısından (örneğin tahliye edilmek gibi)bir sonuç ortaya çıkmayacaktır.
Hal böyle olunca, belirtilen duruma bağlı olarak,bireysel başvurunun ikincillik niteliği gereğince, olayda, aşama itibarıylabireysel başvuru yolu dışında başvurucuya, tutmanın hukuki olmadığını tespitedecek ve giderim olarak da tazminat ödenmesini sağlayabilecek başka bir hakarama yolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nce, tutuklamanın hukuki olmadığıiddiasına dayalı olarak yapılan tüm başvurularda, tutuklama kararının hukukaaykırı olduğuna ilişkin iddia incelenirken ilk olarak şikâyet konusututuklamanın kanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, ikinci olarak kuvvetli suçşüphesinin mevcut olup olmadığı, üçüncü olarak tutuklamanın meşru bir amacınınbulunup bulunmadığı (tutuklama nedenlerinin var olup olmadığı), son olarak datutuklama tedbirinin ölçülü olup olmadığı incelenmektedir.1
Anayasa Mahkemesince yapılan bu inceleme, 5271 sayılıCeza Muhakemeleri Kanunu'nun 100 ve 101. maddelerde yer alan hükümlerle deuyumlu bir incelemedir. Zira 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin(1) numaralıfıkrasına göre “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin vebir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Yine aynıKanunun 101. maddesinin ikinci fıkrasına göre de “Tutuklamaya, tutuklamanındevamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a)Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklamatedbirinin ölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularlagerekçelendirilerek açıkça gösterilir.”
Öte yandan, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1)numaralı fıkrasına (fıkranın a bendine) göre "Suç soruşturması veyakovuşturması sırasında; kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan,tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, ... kişiler, maddi vemanevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."
Görüldüğü üzere 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (a)bendinde de “tutuklama için kanunda belirtilen koşullara" atıfyapılmaktadır. Dolayısıyla Kanunda (kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedeni,ölçülülük gibi) öngörülen koşullara aykırı olarak tutuklandığını düşünen birkişi için Kanun tazminat isteme ve alma imkânı öngörmektedir.
Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin önceki kararlarında;bireysel başvurunun incelenme tarihi itibarıyla başvurucunun tutukluluk halininsona ermiş olması ve tutuklama tedbirinin ilişkili olduğu kamu davasındaverilen beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş olması şartlarının birarada gerçekleşmiş olması hallerinde, başvurucunun tutuklamanın hukuka aykırıolduğu iddiasına yönelik olarak CMK 141/1-a hükmü kapsamında tazminat davasıaçabileceğini belirtmiş ve mezkûr iddiayı başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez bulmuştur.2Bununla birlikte, başvurucu tahliye edilmiş olsa dahi hakkında açılan kamudavasının devam ediyor olması veya hakkında verilen beraat veya mahkûmiyethükmünün kesinleşmemiş olması hallerinde ise tutuklamanın hukuki olmadığıiddiasına dayalı başvuruları CMK 141/1-a hükmü kapsamı dışında tutmuş ve işinesasını incelemiştir.
Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasınailişkin başvurularda yukarıda belirtildiği şekilde ortaya koyduğu yaklaşımınısonradan kısmen değiştirmiş bulunmaktadır. Mahkemenin güncel yaklaşımında,tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasının CMK 141. madde kapsamında tazminatakonu edilebileceğinin kabul edildiği tek durum, CMK 141/1-e hükmünde düzenlenentazminat nedenine ilişkin durumdur.
Anayasa Mahkemesinin son dönemdeki bir çok kararına göre;başvuruya konu edilen tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada başvurucu hakkındaberaat kararı verilmiş veya başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yer olmadığınadair karar verilmiş ve bu kararlar bireysel başvurunun incelendiği tarihitibarıyla kesinleşmiş ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası, CMK 141/1 a vee hükmünde düzenlenen tazminat yolunun tüketilmediği gerekçesiyle kabuledilemez bulunmaktadır.3Mahkeme, bu içtihadında CMK 141/1-e hükmünün yanı sıra CMK 141/1-a hükmünü dedikkate almakta ve söz konusu hükümlerde öngörülen tazminat yolunu tutuklamanınhukuki olmadığı iddiası yönünden etkili bir kanun yolu olaraknitelendirmektedir.4Tutukluluğun hukuki olmadığı iddiasına dayalı tüm başvurularda, belirtilendurum dışındaki tüm hallerde ise işin esası incelenmektedir.
Öte yandan Anayasa Mahkemesi, CMK 141/1-a hükmünde düzenlenmişolan, kanunlarda belirtilen koşullar dışında tutukluluğun devamına kararverilmesi halini de kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul süredeyargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hükümverilmeyen kişilerin tazminat alabileceğini öngören CMK 141/1-d'de düzenlenentazminat yoluyla beraber değerlendirmektedir. Bir başka söyleyişle Mahkeme,tutukluluğun kanuna aykırı bir şekilde gerekçesiz kararlarla uzatılarak makulsürenin veya kanuni sürenin aşıldığına ilişkin iddiaları, başvuru yollarınıntüketilmemesi gerekçesine dayanarak reddetmekte ve CMK’nın 141. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentlerine birlikte dayanmaktadır.5
Belirtilen durumla birlikte, Mahkemece, gözaltının hukukiolmadığına ilişkin şikâyetlere dayalı başvurularda da CMK’nın 141. maddesindekitazminat yoluna başvurulması gerektiği söylenmektedir. Bir başka söyleyişle,gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde de davanın mahkûmiyetlesonuçlanıp sonuçlanmadığına, davanın devam ediyor olup olmadığına bakılmaksızınbaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararıverilmektedir.6
Anılan kararlarda bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanınesasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündeki Yargıtay kararlarına atıfyapıldığı için gözaltı¬nın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK’nın 141.maddesindeki yolun tartışmasız bir biçimde etkili bir hukuk yolu olduğu iddiaedilebilir ise de; Yargıtay tarafından istikrarlı bir biçimde tersineoluşturulmuş bir uygulama tespit edilmediği sürece, tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına dayalı başvurularda başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemezlik kararı verilirken, bu konuda Yargıtay uygulamasınınvar olup olmadığına bakılmasına gerek olmadığından ve biraz önce değinilen kararlardaatıf yapılan Yargıtay kararları7somut delil olmadan gerçekleştiği iddia edilen bir gözaltına alınmayla ilgiliolmadığından anılan iddiaya itibar edilmesi mümkün değildir.8
Hal böyle olunca, gözaltı ve tutuklama tedbirlerininhukuka aykırı olduğu iddialarının her ikisini de içeren başvurularda, AnayasaMahkemesince, gözaltı tedbirine dair iddia yönünden tazminat yolunabaşvurulması gerektiğine karar verilirken, tahliye edilmiş bir başvurucununtutuklama tedbirine ilişkin iddiasında tazminat yolunun gösterilmemesiçelişkili bir durum oluşturmaktadır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nce, etkili bir başvuruyolunun bulunup bulunmadığının belirlenmesinde başvurulan uygulamaya atıf yapmayaklaşımından B.T. kararıyla vazgeçilmiştir. B.T. kararında, geri göndermemerkezlerindeki tutma koşullarının kötü muamele oluşturduğu iddiasına dayalıbaşvuru, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.Anayasa Mahkemesi, geri gönderme merkezlerindeki koşulların kötü muamele oluşturduğuiddiasını, uygulamada başarıyla sonuçlandığını gösteren herhangi bir örneğinitespit etmemiş olmasına rağmen, tam yargı davasına konu edilebileceğinibelirterek incelememiştir.
İdari gözetim altında tutulma koşullarına karşı etkilibir başvuru yolunun bulunmadığı iddiasına dayalı başvuruda Mahkeme; AİHM'ninTürk hukukunda tutulma koşullarına karşı etkili bir başvuru olmadığına dairkararları bulunduğunu belirttikten sonra, yasal düzenlemeyle oluşturulan vekanunun objektif anlamına bakıldığında var olduğu hususunda bir tereddütuyandırmayan bir hukuksal yolun fiilen denenmemiş veya kullanılmamış olmasınınsöz konusu yolun etkili olmadığı veya bulunmadığı sonucuna ulaşılabilmesibakımından yeterli olmayacağı tespitinde bulunmuş, bu tespit kapsamında da bugüne kadar böyle bir davanın açıldığını ve tazminata hükmedildiğini gösterenherhangi bir mahkeme kararının mevcut olmamasına dayanılarak tazminata ilişkinetkili bir başvuru yolunun bulunmadığının söylenmesinin hatalı olacağını ifadeetmiştir.9
Cafer Yıldız kararında da benzer bir değerlendirmeylekabul edilemezlik kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Cafer Yıldızkararında, tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen kararların tebliğedilmemesi ya da tutukluluğa yapılan itirazın karara bağlanmaması nedeniyletutuklama işlemine karşı başvuru imkanlarından yararlandırılmamaya ilişkiniddiaların CMK’nın 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendi kapsamındaaçılacak davada incelenebileceği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararıvermiştir. Mahkeme, buradaki tazminat yolunun başarıyla uyguladığını gösterenemsal davalar bulunmamasına rağmen böyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısızolacağını iddia edebilmeyi ortaya koyacak bir durum da söz konusu olmadığı içinbu türden şikâyetlere çözüm getirmeye elverişli nitelik taşıyan bu yolaişlerlik kazandırmak ve yasal düzenlemenin kapsamını belirlemek amacıyla derecemahkemelerine başvurulmasında yarar bulunduğunu belirtmiştir.10
Tahliye edilen ve hakkında açılan kamu davası devam edenkişinin CMK 141/1-a kapsamında açacağı tazminat davasında kuvvetli suçşüphesinin ve tutukluluğun diğer kanuni şartlarının bulunmadığına ilişkinyapılacak tespitin devam eden kamu davasını etkileyebilecek olması ve tazminatdavasını yürüten mahkemenin bu tür değerlendirmelerden kaçınabileceği ihtimaliyahut hakkında mahkûmiyet hükmü verilen ve bu hüküm kanun yolu incelemesiaşamasında olan veya kesinleşen kişilerin açacakları tazminat davasındamahkemenin, tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olup olmadığı tespitini kanunyolu merciinin verdiği veya vereceği karara rağmen yapıp yapamayacağı hususlarıda kanun yolunun etkililiği açısından elbette ki büyük önem taşımaktadır.Bununla birlikte, bu bağlamda, kişinin tutuklanması ve tahliye edilmesi ilehakkında beraat veya mahkûmiyet hükmü verilmesi arasında belirleyici ölçüde birbağlantı olmadığını söylemek yerinde olacaktır.
Belirtilen duruma göre, bir kişinin tutuklanması hukukauygun olmakla birlikte bu kişi kamu davasından beraat edebilir ya da tutuklanmasıhukuka aykırılık arz ederken hakkında açılan davada mahkûmiyet sonucunavarılabilir. Bu nedenle CMK 141/1-a kapsamında açılacak bir davada tutukluluğunhukukiliğine ilişkin olarak kişi hakkındaki ceza davasından bağımsız birinceleme yapılmasının mümkün olduğu sonucuna varılmalıdır. (Muzaffer Korkmaz,Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Davaları ve Anayasa Mahkemesine BireyselBaşvuru, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2019, s. 93). Tutukluluğun hukukiliğininincelenmesinde, tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada mahkûmiyet veyaberaat kararı verilmiş olmasının ya da davanın devam ediyor olmasının bir önemiolmamalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesince de, mahkûmiyet kararı verilmesi veyadavanın devam ediyor olması durumunda da tutuklamanın hukukiliği incelenmektedir.11 Eğer bir davanın devam ediyorolması veya davada mahkûmiyet kararı verilmesi tutuklamanın hukukiliğininincelenmesine engel teşkil ediyor olsaydı, Anayasa Mahkemesinin de böyle birinceleme yapamaması gerekirdi. Dolayısıyla bir davada beraat veya takipsizlikkararı verilmesi tutuklamayı kendiliğinden hukuka aykırı hale getirmeyeceğigibi mahkûmiyet kararı verilmesi de kendiliğinden tutuklamanın hukuka uygunolduğunu göstermez. Nitekim Anayasa Mahkemesi Mehmet Özdemir12 başvurusunda beraat kararı verilmişolan başvurucunun tutuklanmasının hukuka uygun olduğuna karar vermiş iken, AliBulaç13başvurusunda hakkında mahkûmiyet kararı verilen başvurucunun tutuklanmasınınhukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.
Esasen CMK 141/1-a hükmünün de, tutuklamanın hukukiliğibağlamında bu hükme dayalı olarak dava açılmasını kişi hakkındaki yargısalsürecin bitmesine ve kesinleşmiş bir kararın varlığına bağlı tutmadığıanlaşılmaktadır.
Konuya ilişkin Yargıtay kararlarında da14 anılan hükümde düzenlenen tazminatnedeninin, yargısal sürecin kesinleşmesine bağlı olarak tazminata konuedilebilecek tazminat nedenleri arasında sayılmadığı görülmektedir. Söz konusukararlara göre, kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonrahaklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlarına karar verilen, yine mahkûmolup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdikleri süreleri, hükümlülük sürelerindenfazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezasıolması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılanlar hakkında, mutlakadavanın esasıyla ilgili olarak verilen kararın kesinleşmesini beklemekzorunluluğu bulunmaktadır.
Hal böyle olunca uygulamada, tutuklama tedbirinin hukukaaykırı olduğu iddiasına yönelik CMK 141/1-a hükmüne dayalı tazminat davasının,tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu ceza davası derdestken açılamayacağınailişkin kesin bir kabulün bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda, yukarıda da belirtildiği üzere tazminatdavasını inceleyecek olan derece mahkemesinin tutuklama şartlarını incelemektenimtina edebileceği şeklindeki bir görüşün kabulünün de mümkün olmadığınıbelirtmek gerekmektedir. Zira CMK 141/1-a hükmü karşısında tazminatmahkemesinin de (ağır ceza mahkemesinin de) tutuklama koşullarının var olupolmadığını inceleyebilmesi gerekmektedir. Anılan hükme göre tutuklamanınkanunda öngörülen şartlara uygun olup olmadığını tespit etmek tazminatmahkemesinin kanundan kaynaklanan görevi durumundadır. Nitekim kovuşturmaaşamasında yargılamayı yürüten herhangi bir ağır ceza mahkemesinin verdiğitutuklama veya tahliye kararı, yapılan itiraz üzerine bir başka ağır cezamahkemesi tarafından, tutuklama şartlarının var olup olmadığı incelenerekkaldırılabilmektedir. Bu konuda herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Böyleolunca da bir ağır ceza mahkemesinin veya sulh ceza hâkimliğinin verdiğitutuklama kararının hukuka aykırı olup olmadığının tazminat mahkemesince tespitedilmesinin önünde de herhangi bir engel bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Suç isnadına bağlı olarak tutukluluk halini içerenlerdışındaki tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK 141/1-a’dakitazminat yolunun tüketilmesinin aranması, Anayasa Mahkemesinin tutuklulukstatüsünün sona ermiş olması kaydıyla tutukluluğun makul süreyi aştığınayönelik iddiaların, CMK’nin 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ile (d)bentlerinde düzenlenen tazminat yoluna konu edilmesi gerektiğine ilişkinyaklaşımıyla da uyumluluk gösterir.15Zira tahliye edilen ve hakkındaki kamu davası devam eden veya aleyhine verilenmahkumiyet hükmü kanun yolu aşamasında olan veya kesinleşen kişinin AnayasaMahkemesi içtihadı doğrultusunda bireysel başvuru öncesi uzun tutukluluk iddiasınailişkin açacağı tazminat davasında ilk derece mahkemesi, tutukluluğun devamınailişkin kararların hukuka uygunluğunu inceleyecek, bu incelemeyi yaparken dekuvvetli suç şüphesinin var olup olmadığını ve diğer tutuklama nedenleriylebirlikte devam edip etmediğini gözetecektir (Muzaffer Korkmaz, a.g.e., s.94)Nitekim Anayasa Mahkemesi’nce de tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkinolup esastan incelenen başvurularda kuvvetli şüphenin var olup olmadığı,tutuklama nedenlerinin devam edip etmediği de incelenmektedir.16 Ayrıca, bu konuya ilişkin olupbaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilenbaşvurularda da, tazminat davasına bakacak olan mahkemenin de kuvvetli suçşüphesinin ve tutuklama nedenlerinin var olup olmadığını değerlendireceğivarsayılmaktadır. Aksinin kabulü halinde bu tür başvurularda kişilerin tazminatdavası yoluna yönlendirilmemesi gerekirdi. Sonuç olarak, eğer tazminat davasınabakacak mahkeme, uzun tutukluluk şikâyetlerinde kuvvetli şüphenin, tutuklama nedenlerininvar olup olmadığını inceleyebiliyorsa, tutuklamanın hukukiliği şikâyetlerindenkaynaklanan davalarda da tutuklamanın hukukiliğini inceleyebilmelidir.
Bu noktada Mustafa Avcı kararına17 da değinmek gerekmektedir. AnayasaMahkemesi, bu başvuruda başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetini, incelemetarihi itibarıyla tahliye edilmiş olması nedeniyle CMK 141’de düzenlenentazminat yolunun tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.18 Başvurucunun, tutuklanmasına nedenolan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeplesiyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak iseAnayasa Mahkemesi; başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetiyle ilgili açacağıtazminat davasında ilk derece mahkemesinin hukuka aykırılığı tespit ve yeterligiderim sağlama hususlarında karar verirken tedbirin kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı dışında siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale teşkil edipetmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almakdurumunda olacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, CMK’nin 141. maddesindeöngörülen tazminat yolunun; gözaltı, yakalama, tutuklama gibi tedbirlerininkişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra diğer temel haklara müdahalesonucunu doğurması hallerinde de etkili bir kanun yolu niteliğini haiz olduğunuifade etmiş ve bu kabulü doğrultusunda siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlaledildiği iddiası yönünden de başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemezlik kararı vermiştir.19Bu olayda başvurucunun, tutuklanmasına neden olan fiillerin tamamının siyasifaaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeple siyasi faaliyette bulunma hakkınınihlal edildiği iddiası zımnen tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasınabenzemektedir. Bu kişinin CMK 141. maddedeki yola başvurması durumunda tazminatmahkemesi ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğini tespit edebiliyorsa,diğer bir deyişle başvurucunun tutuklanmasına konu eylemlerin siyasifaaliyetler kapsamında olup olmadığını tespit edebiliyorsa, tutuklamanın hukukiolup olmadığını da elbette ki tespit edebilir. Zira deliller değerlendirmedentutuklamanın ifade özgürlüğünü ihlal ettiğinin tespit edebilmesi mümkündeğildir.
Yukarıda belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesi beraat veyatakipsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde kişilerin 141.maddenin (e) veya a) bendi uyarınca tazminat alabilmelerinin mümkün olduğunubelirterek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararıvermektedir (Fatma Maden (B. No: 2016/28719, 17/7/2018, Ertuğrul Raşit Benal,B. No:2016/25245, 17/7/2018). Anayasa Mahkemesi bu kararlarında CMK’nın 141/1-abendine de atıf yapmaktadır. Ancak CMK’nın 141. maddenin (1) numaralıfıkrasının (a) bendine başvurulması için, CMK’da, tutuklamayla ilgili/ilişkilidavanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı aranmamaktadır.Tutuklamaya konu davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı141/1-e bendi için geçerlidir. Kanaatimizce beraat veya takipsizlik halinde CMK141/1-e bendindeki hükmün tutuklamanın hukukiliği açısından birincil nitelikteetkili bir yol olmadığını belirtmek gerekir. 141/1-e bendi uyarınca tazminatistenebilmesi için tutuklamanın hukuki olup olmamasının bir önemibulunmamaktadır. Kişi beraat edince bu bent kapsamında tutuklamanın hukuki olupolmadığına ilişkin bir tespit yapılmadan otomatik olarak tazminat ödenmektedir.Oysa bir yolun etkili kabul edilmesi için o yolun hakkın ihlal edildiğinitespit edebilmesi ve ihlali giderebilmesi gerekir.20 AİHM de Mergen ve diğerlerikararında benzer gerekçelerle 141/1-e bendindeki yolun tüketilmesi gerektiğiitirazını reddetmiştir. Dolayısıyla bu bağlamda 141/1- e bendinin değil,141/1-a bendinin etkili bir yol olduğu söylenebilir. Nitekim Anayasa Mahkemeside bu durumu göz önüne alarak bu kararlarında 141/1-a bendine de atıf yapmagereği duymuştur. 141/1-a bendi beraat veya takipsizliğe bağlı olmadığı içintahliye durumunda da bu yolun etkisiz olduğunu söylemek mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğindetutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetlerine dayalı başvurularda, tutuklamanınilgili/ilişkili olduğu dava mahkûmiyetle sonuçlanmış olması veya kişinintahliye edilmiş hallerinde de CMK’nın 141. maddesindeki tazminat yolununtüketilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Tutuklamanın hukukiliği değerlendirilirken, tutuklamanınuygulandığı tarihteki şartlara bakılmalıdır. Darbe teşebbüsü sırasındagerçekleşen vahim olayların toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğubelirtilen FETÖ/PDY’nin örgütlenmesinin karmaşıklığı, Bu yapılanmanın yarattığıgörünür açık tehlike, darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülkegenelinde binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek niteliktekion binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, çoğunluğu kamu görevlisi olan çoksayıda kişi hakkında yürütülen soruşturmalar, olayların arz ettiği vahametdikkate alındığında tutuklama tedbirinin temelsiz ve keyfi olduğu söylenemez.
Açıkladığım gerekçelerle başvurunun başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna, kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiği görüşüyle sayınçoğunluğun görüşüne katılmadım.
Üye
Selahaddin MENTEŞ