TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET KANAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/33904)
Karar Tarihi: 13/10/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
M.Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Basri BAĞCI
Raportör
:
Tuğba TUNA IŞIK
Başvurucu
:
Mehmet KANAR
Vekili
:
Av. Ali TOPÇU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru; iş sözleşmesinde kararlaştırılan cezai şartıntazmini istemi ile açılan davanın Yargıtay daireleri arasındaki görüşfarklılıkları ortadan kaldırılmadan aleyhe sonuçlandırılması nedeniylehakkaniyete uygun yargılanma hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle demakul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 5/9/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar özetle şöyledir:
A. BaşvurucuHakkındaki Yargılamaya İlişkin Süreç
8. Başvurucu 1/9/2010 tarihinde imzalanan hizmetsözleşmesi ile bir tarım kredi kooperatifinde (işveren) çalışmaya başlamıştır.
9. Başvurucu ile işveren arasında imzalanan hizmetsözleşmesinde, sözleşmenin süresinin ilk iki ayı deneme süresi olmak üzere üçyıl olduğu, sözleşme tarihinden itibaren üç yıllık asgari çalışma süresidolmadan taraflardan birinin sözleşmeyi haksız ve geçersiz olarak feshetmesidurumunda karşı tarafa cezai şart ödeyeceği hususlarına yer verilmiştir.
10. Sözleşme ekinde yer alan ve taraflarca imzalanan1/9/2010 tarihli "Taahhütname" başlıklı belgede, sözleşmesüresinin bitiminden önce haklı ve geçerli neden olmadan sözleşmeyi feshedentarafın diğer tarafa fesih tarihindeki ihbar tazminatına esas giydirilmiş aylıkbrüt ücretinin 5 katı tutarında cezai şart ödeyeceği kararlaştırılmıştır.
11. Başvurucu, işverene sunduğu 4/3/2011 tarihli istifadilekçesinde, Maliye Bakanlığı gelir uzman yardımcılığı sınavını kazanmasısebebiyle 7/3/2011 tarihinde işinden istifa etmek istediğini bildirmiş; buşekilde iş sözleşmesini tek taraflı olarak feshetmiştir.
12. İşveren 1/6/2011 tarihinde başvurucu aleyhine açtığıdavada feshin haksız olduğunu iddia etmiş ve hizmet sözleşmesindekararlaştırılan cezai şartın tazminini talep etmiştir.
13. Uşak İş Mahkemesi (Mahkeme), 9/11/2012 tarihindedavanın reddine karar vermiştir. Mahkeme karar gerekçesinde 22/5/2003 tarihlive 4857 sayılı İş Kanunu'nun 11. maddesinde belirtilen şartlar bulunmadığındantaraflar arasında düzenlenen hizmet sözleşmesinin belirsiz süreli sözleşmeniteliğinde olduğunun kabulü gerektiği, sözleşmede düzenlenen cezai şartın işçialeyhine olduğu, davalıya cezai şart uygulanmasının hakkaniyete ve belirsizsüreli iş sözleşmesinin hükümlerine uygun olmadığı ifade edilmiştir.
14. Davalının temyizi üzerine Yargıtay 22. HukukDairesinin (Daire) 27/12/2013 tarihli kararı ile mahkeme kararı bozulmuştur.Bozma kararı gerekçesinde, taraflar arasında düzenlenen hizmet sözleşmesindeher iki taraf yönünden de cezai şart düzenlendiği, davacı işçinin resmî kurumaatanma gerekçesi ile yaptığı tek taraflı feshin haklı nedene dayanmadığı,dolayısıyla iş sözleşmesinde kararlaştırılan cezai şartın koşullarının oluştuğubelirtilmiş; cezai şarta ilişkin talebin olay tarihinde yürürlükte bulunan22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 161. maddesinin üçüncüfıkrasının dikkate alınarak çalışılan süre de gözönünde bulundurulmak suretiylehüküm altına alınması gerektiği ifade edilmiştir.
15. Mahkeme, bozma kararına uymak suretiyle 14/5/2014tarihinde davanın kabulüne, bilirkişi raporu ile hesaplanan 8.250,85 TL cezaişartın istifa tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birliktebaşvurucudan tahsiline karar vermiştir.
16. Anılan karar başvurucunun temyizi üzerine Dairenin31/10/2014 tarihli kararıyla bozulmuştur. Karar gerekçesinde, başvurucununsorumlu olacağı cezai şart miktarının hesabında 818 sayılı mülga Kanun'un 161.maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca çalışılan sürenin de gözönündebulundurulması gerektiği, bu bağlamda hükmüne uyulan bozma ilamının gereğinintam olarak yerine getirilmediği belirtilmiştir.
17. Mahkeme, bozma ilamına uyarak yaptığı yargılamadayeniden bilirkişi raporu almıştır. Bilirkişi, başvurucunun davalı işyerindeçalıştığı ve çalışmayı taahhüt ettiği süreleri oranlamak suretiyle cezai şartmiktarını hesaplamıştır. Mahkeme, bu bilirkişi raporunu esas alarak 1/9/2015tarihinde davanın kısmen kabulü ile 6.810,96 TL cezai şartın istifa tarihindenitibaren işleyecek yasal faizi ile başvurucudan tahsiline karar vermiştir.
18. Söz konusu karar, başvurucu ve davacı tarafındantemyiz edilmiştir. Daire 17/2/2016 tarihli kararıyla, davalının işçi olduğu vealdığı ücret miktarı dikkate alındığında hükmedilen cezai şart miktarının fahişolduğu, Mahkemece belirlenen cezai şart miktarından dava tarihi itibarıylayürürlükte bulunan 818 sayılı mülga Kanun'un 161. maddesinin üçüncü fıkrasıgereğince makul bir indirim yapılarak hüküm kurulmasının hakkaniyete uygunolacağı gerekçeleriyle bozma kararı vermiştir.
19. Mahkeme, anılan bozma kararına uyarak 25/1/2017tarihinde davanın kısmen kabulü ile 5.775,59 TL cezai şartın istifa tarihindenitibaren işleyecek yasal faizi ile başvurucudan tahsiline karar vermiştir.Kararın gerekçesinde 818 sayılı mülga Kanun'un 161. maddesinin üçüncü fıkrasıgereğince çalışılan süre de gözönünde bulundurulmak suretiyle tespit edilencezai şart miktarından takdiren %30 oranında hakkaniyet indirimi yapıldığıifade edilmiştir.
20. Başvurucu ve davacı tarafından temyiz edilen kararDairenin 20/6/2017 tarihli kararı ile onanarak kesinleşmiş ve nihai karar11/8/2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.
21. Başvurucu 5/9/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. Üçüncü KişiF.U. Hakkındaki Yargılamaya İlişkin Süreç
22. F.U. 1/9/2010 tarihinde bir tarım kredi kooperatifi(kooperatif) ile 3 yıllık hizmet sözleşmesi imzalamıştır.
23. Anılan sözleşme devam ederken F.U. 8/3/2011 tarihindeMaliye Bakanlığı gelir uzmanı yardımcılığı sınavını kazandığı gerekçesiyleistifa dilekçesi vermiştir.
24. Kooperatif tarafından hizmet sözleşmesi kapsamındacezai şart düzenlemesinin bulunduğu, sözleşmenin haksız yere feshedildiğigerekçesiyle F.U. aleyhine Uşak İş Mahkemesinde dava açılmıştır.
25. Mahkeme 3/11/2011 tarihinde başvurucunun açtığıdavada vermiş olduğu aynı gerekçeyle (bkz. § 13) davanın reddine kararvermiştir.
26. Söz konusu karar Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 13/3/2014tarihli kararı ile onanmıştır.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgiliMevzuat
27. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi)bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyiüstlenmesinden oluşan sözleşmedir. İş sözleşmesi, Kanunda aksi belirtilmedikçe,özel bir şekle tâbi değildir."
28. 4857 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"İş ilişkisinin bir süreye bağlıolarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreliişlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortayaçıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılışekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir.''
29. 818 sayılı mülga Kanun'un 158. maddesinin birincifıkrası şöyledir:
"Akdin icra edilmemesi veya natamamolarak icrası halinde tediye edilmek üzere cezai şart kabul edilmiş ise,hilafına mukavele olmadıkça, alacaklı ancak ya akdin icrasını veya cezanıntediyesini isteyebilir."
30. 818 sayılı mülga Kanun'un 161. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
"(1) Akitler, cezanın miktarınıtayinde serbesttirler.
...
(3) Hakim, fahiş gördüğü cezaları tenkisile mükelleftir."
31. 1/7/2012 tarihinde yürürlüğe giren 11/1/2011 tarihlive 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 179. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
"Bir sözleşmenin hiç veya gereğigibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmedenanlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir.''
32. 6098 sayılı Kanun'un 182. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
"Taraflar, cezanın miktarınıserbestçe belirleyebilirler."
33. 6098 sayılı Kanun'un ''Ceza koşulu ve ibra''kenar başlıklı 420. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Hizmet sözleşmelerine sadece işçialeyhine konulan ceza koşulu geçersizdir.''
2. YargıtayKararları
34. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 5/5/2009 tarihli veE.2008/31149, K.2009/12756 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Somut olayda, davalı işçi acil durumtıbbi teknisyeni olup, davalıya ait hastanede süreklilik gösteren bir iştegörev yapmıştır. Bu itibarla taraflar arasında belirli süreli iş sözleşmesiyapılmasını gerektiren objektif nedenler bulunmadığı gibi, 1.12.2006 tarihindeyenilenmesi yönünde de yasanın aradığı anlamda esaslı neden söz konusudeğildir. Bu itibarla iş sözleşmesinin belirsiz süreli olarak değerlendirilmesigerekir. Böyle olunca süreye bağlı olarak öngörülen cezai şart yönünden yasalkoşullar oluşmamıştır.
..."
35. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 22/6/2010 tarihli veE.2008/35227, K.2010/21068 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"... Yasada belirli süreli işlerle,belirli bir işin tamamlanması veya belli bir olgunun ortaya çıkması gibiobjektif koşullara bağlı olarak belirli süreli iş sözleşmesi yapılabilecektir.
...
Somut olayda, davalı işçi hemşire olup.davacıya ait hastanede süreklilik gösteren bir işte görev yapmıştır. Buitibarla taraflar arasında belirli süreli iş sözleşmesi yapılmasını gerektirenobjektif nedenler bulunmadığı gibi, 05.06.2006 tarihinde yenilenmesi yönünde deyasanın aradığı anlamda esaslı neden söz konusu değildir. Bu itibarla işsözleşmesinin belirsiz süreli olarak değerlendirilmesi gerekir. Böyle oluncasüreye bağlı olarak öngörülen cezai şart yönünden yasal koşullar oluşmamıştır.Davalı işçinin sözleşme süresinden önce bir feshi söz konusu olmadığına görecezai şart öngören kural geçersizdir. Böyle olunca davacı işverenin açmış olduğucezai şart ödenmesi isteğinin reddi yerine kısmen kabulüne karar verilmesihatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
..."
36. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 6/12/2012 tarihli veE.2012/7662, K.2012/27350 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...
Cezai şart mevzuatımızda 818 sayılıBorçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olup, 4857 sayılı İş Kanununda konuya dair birhükme yer verilmemiştir. Belirsiz süreli sözleşmelerde cezai şartkonulamayacağı yönünde bir düzenleme bulunmamaktadır. Belirsiz süreli bir işsözleşmesinde asgari çalışma süresi kararlaştırılabilir ve bu asgari süreyeriayeti sağlama amacına yönelik cezai şart kararlaştırılabilir. Dolayısıylagerek belirli gerekse belirsiz süreli iş sözleşmelerinde, cezai şart içerenhükümler, karşılıklılık prensibinin bulunması halinde kural olarak geçerlidir.Ancak, belirli süreli olduğu iddia edilen iş sözleşmesinin süresinden öncefeshi şartına bağlı cezai şartın sonuç doğurabilmesi için, öncelikle taraflararasındaki iş sözleşmesinin belirli süreli olup olmadığının tespiti gerekir.4857 sayılı Kanun'un 11. maddesindeki düzenleme karşısında, taraflar arasındakiiş sözleşmesinin belirsiz süreli nitelikte değerlendirilmesi dosya içeriğineuygundur.
Somut olayda, belirsiz süreli işsözleşmesi işverence haklı sebebe dayanılmaksızın feshedilen davacınınsözleşmede kararlaştırılmış olan cezai şartı talep etme hakkı bulunmaktadır.Mahkemece cezai şart talebi kabul edilmeli, ancak bu alacaktan 818 sayılıKanun'un 161/son maddesi gereği ve dosya içeriğine göre kıdemi itibariyleişçinin iş güvencesi hükümlerinden faydalanamadığı dikkate alınarak, dört aylıkiş güvencesi tazminatını aşmayacak şekilde bir indirime gidilmelidir. Yazılıgerekçeyle cezai şart alacağının reddedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
..."
37. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 29/5/2014 tarihli veE.2013/12632, K.2014/15162 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...davacının niteliği ve yaptığıiş itibarıyla, her ne kadar sözleşme süreli olarak yapılmış ise de, 4857 sayılıİş Kanunu'nun 11. maddesi uyarınca sözleşmenin belirli süreli olmasınıgerektiren objektif şartlar bulunmadığından sözleşmenin başından itibarenbelirsiz süreli olarak kabulü gerekir. Ancak, sözleşmenin belirsiz süreliolarak kabul edilmesi, öngörülen cezai şartın geçersizliği sonucunudoğurmamalıdır. Aksi durumda sözleşmede kararlaştırılan tüm hususların geçersizolması gibi bir sonuç ortaya çıkar. Objektif şartların bulunmaması sadecetarafların belirli süreli sözleşme yapma haklarını ortadan kaldırır ve sözleşmebelirsiz hale dönüşür. Sözleşmenin belirsiz süreli olması cezai şartkararlaştırılmasına engel değildir. Bu sebeple objektif şartların yokluğunedeniyle belirsiz süreli sayılan sözleşmedeki cezai şartın geçersiz olduğunukabul etmek mümkün değildir. Başka bir anlatımla belirli süreli olarak yapılansözleşmenin belirsiz süreli olduğu kabul edilse bile sözleşmede öngörülen sürebitmeden haksız olarak sözleşmeyi fesheden taraftan diğer tarafın cezai şarttalep hakkı korunmalıdır. Mahkemece aksi düşünce ile, davacının cezai şartailişkin talebinin reddine karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.
..."
38. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun8/3/2019 tarihli ve E.2017/10, K.2019/1 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"...Taraflarca sözleşmedekararlaştırılan süre boyunca sözleşmenin yalnızca haklı nedenle feshedilebileceği; haklı neden oluşturmayan diğer hallerde sözleşmeye devamedilmesi kabul edilmiştir. Taraflar, bu hususdaki taahhütlerini yerine getirmekamacıyla sözleşmede baskı aracı niteliğinde olan cezai şarta ilişkindüzenlemeye yer vermişlerdir. Belirli süreli iş sözleşmesinin objektifkoşulları bulunmaması nedeniyle belirsiz süreli olarak nitelendirilmesi,tarafların cezai şarta ilişkin sözleşme iradelerinin geçersizliği sonucunudoğurmamalıdır.
Yapılan açıklamalar ışığında, işçi veişverenin belirli süreli iş sözleşmesinde belirledikleri süre boyunca haklıneden olmaksızın sözleşmenin fesh edilmemesini garanti altına almak amacıylasözleşmede öngördükleri cezai şart hükmü, sözleşmenin, belirli süreli işsözleşmesinin objektif koşulları taşımadığından belirsiz süreli iş sözleşmesiolarak kabul edilmesi halinde, kararlaştırılmış olan süre ile sınırlı olmaküzere geçerliliğini koruyacaktır.
Hal böyle olunca belirli süreli olarakyapılmış ancak objektif şartları taşımadığı için belirsiz süreli olarak kabuledilen iş sözleşmesinde kararlaştırılan “süreden önce haksız feshe bağlı cezaişart” hükmünün, kararlaştırılmış olan süre ile sınırlı olmak üzere geçerli olduğusonucuna varılmıştır.
SONUÇ
Belirli süreli olarak yapılmış ancakobjektif şartları taşımadığı için belirsiz süreli olarak kabul eden işsözleşmesinde kararlaştırılan “süreden önce haksız feshe bağlı cezai şart”hükmünün, belirlenen süre ile sınırlı olmak üzere geçerli olduğuna, 08.03.2019tarihli ikinci oturumda üçte ikiyi aşan oy çokluğu ile karar verilmiştir."
B. UluslararasıHukuk
39. Konu hakkındaki ilgili uluslararası hukuk için bkz. YaseminBodur, B. No: 2017/29896, 25/12/2018, §§ 24-32.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
40. Mahkemenin 13/10/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. HakkaniyeteUygun Yargılama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
41. Başvurucu, kendisi ile benzer durumda olan F.U.aleyhine açılan dava ile kendi aleyhine açılan davanın aynı ilk derecemahkemesince aynı gerekçe ile reddedildiğini, ancak dava dosyalarının temyizincelemesi için Yargıtayın farklı dairelerine tevzi edilmesi sebebiyle F.U.hakkında verilen ret kararının Yargıtay 9. Hukuk Dairesince onandığını, kendidavasında verilen ret kararının Yargıtay 22. Hukuk Dairesince bozulduğunu vesonuçta davanın aleyhine sonuçlandığını bildirmiştir. Başvurucu, Yargıtay 9. ve22. Hukuk Daireleri arasındaki yorum farklılıklarının benzer niteliktekidavaların karara bağlanması sürecinde hukuki belirsizliğe yol açtığını, benzerdurumda bulunan kişiler arasında yargısal sistemin işleyişinden kaynaklanannedenlerle farklı hukuki statüler meydana getirilmesinin öngörülebilirliksınırları içinde değerlendirilemeyeceğini, söz konusu durumun hukuka ve yargıyaolan güveni zedelediğini iddia etmiş; daha iyi şartlarda bir işe geçmesininkendisine cezai şart ödettirilmek suretiyle engellenmeye çalışıldığınıbelirterek adil yargılanma hakkının, eşitlik ilkesinin, zorla çalıştırmayasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
42. Anayasa’nın "Hak arama hürriyeti"kanar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
''Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).Başvurucunun şikâyetlerinin özünün hakkında açılan davanın Yargıtay daireleriarasındaki görüş aykırılığı giderilmeden aleyhine sonuçlandırılmasına yönelikolduğu değerlendirilmiş, ihlal iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındakihakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. EsasYönünden
i. Genelİlkeler
45. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında;herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğalsonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36.maddesinin birinci fıkrasına "adil yargılanma" ibaresinineklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikleTürkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvencealtına alınmış olan adil yargılama hakkı metne dahil" edilmiştir.Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesine herkesin adil yargılanma hakkına sahipolduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ndedüzenlenen adil yargılanma hakkının anayasal güvence altına alınması olduğuanlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54).
46. Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıklarınçözümlenmesinde hukuk devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir.Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukukdevleti ilkesi, Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasındagözönünde bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir.
47. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini dehukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010;E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayıamaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin deyasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasınıgerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem deidare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfîuygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM,E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).
48. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veyabirden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisininbenimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. AnayasaMahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardanbirine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukukkurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. AnayasaMahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birdenfazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyipetkilemediğini tespit etmektir (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916,12/1/2017, § 81).
49. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukundinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlamakabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliğisağlaması beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzerdavalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşması,bir kararın belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir dairetarafından ele alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirinezıt sonuçları ortaya çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlikilkelerine ters düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesihâlinde bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenengüven zarar görebilir (Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, §64).
50. Anayasa Mahkemesi bu noktada derece mahkemelerininhukuk kurallarını yorumlamasından kaynaklanan içtihat farkının süregelen birhâl aldığı, başka bir anlatımla kısa sayılamayacak bir zaman dilimi içindeuygulamada birliğin sağlanamadığı durumlarda uygulamadaki tutarsızlıklarıortadan kaldıracak nitelikteki tedbirlerin önemine işaret etmektedir.
51. Yüksek mahkemelerin ya da nihai merci olarak biruyuşmazlığı çözüme bağlayan mahkemelerin aynı konuya ilişkin kararlarındadavaların içeriğinden kaynaklanmayan farklı kabullerin bulunması hâlinde isehareket noktası, derece mahkemelerinin değerlendirme veya yorumlarındanhangisinin doğru olduğu ve tercih edilmesi gerektiğinin tespit edilmesiolmayacaktır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, kararlarda yaşanan değişiminhukuki bir belirsizliğe yol açıp açmadığına ve başvurucu bakımındanöngörülebilir olup olmadığına yönelik bir inceleme yapabilir (Türkan Bal,§ 58).
52. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olangüveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhilmahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadankaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin birşekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük,adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir. (EnginSelek, B. No: 2015/19816, 8/11/2017, § 58).
ii. İlkelerinOlaya Uygulanması
53. Somut olayda başvurucu ile işveren arasında imzalanan1/9/2010 tarihli iş sözleşmesinde sözleşmenin süresi üç yıl olarak belirlenmişve taraflardan birinin süresinden önce haksız veya geçersiz olarak sözleşmeyifeshetmesi durumda sözleşme ekindeki taahhütnameye göre karşı tarafa cezai şartödeyeceği kararlaştırılmıştır. Başvurucu, Maliye Bakanlığı gelir uzmanyardımcılığı sınavını kazandığı gerekçesiyle 7/3/2011 tarihinde iş sözleşmesinifeshetmiştir.
54. Başvurucunun başvuru formunda yer verdiği F.U. dabaşvurucunun işvereni kooperatif ile aynı kooperatifler birliği çatısında yer alanbaşka bir kooperatifte ve başvurucu ile aynı tarihte, aynı şartları haiz işsözleşmesi ile işe başlamıştır. F.U. da başvurucu gibi Maliye Bakanlığınıngelir uzman yardımcılığı sınavını kazanması nedeniyle kooperatifteki işinden8/3/2011 tarihinde istifa etmiş, bu şekilde iş sözleşmesini tek taraflı olarakfeshetmiştir.
55. Başvurucu ve F.U. aleyhine işverenleri tarafındanfeshin haksız olduğu ve sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın tazmini istemiile açılan davalar Uşak İş Mahkemesinde görülmüş, Mahkeme aynı gerekçe iledavaların reddine karar vermiştir. Bu kararlar davacı işverenlerce temyizedilmiştir.
56. Bahsedilen uyuşmazlıkların çözümünde görevli YargıtayDaireleri 9. ve 22. Hukuk Daireleri olup F.U. hakkında görülen davada verilenret kararı Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 13/3/2014 tarihli kararı ile onanmışiken başvurucu hakkında görülen davada verilen ret kararı Yargıtay 22. HukukDairesinin 27/12/2013 tarihli kararı ile bozulmuştur. Neticede başvurucuhakkında açılan dava başvurucunun aleyhine sonuçlanmıştır.
57. Başvurucu, hakkında açılan davanın Yargıtay daireleriarasındaki görüş farklılıkları ortadan kaldırılmadan aleyhine sonuçlanmasındanşikâyet etmektedir.
58. Uygulamadaki birlikteliği sağlaması beklenen yüksekmahkemelerin aynı olay ve hukuksal sorunlar anlamında birbirinden farklı kararvermesi durumunda çelişkinin adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil edipetmediğinin ölçülebilmesi için içtihat farklılığının derin ve süregelen birnitelik taşıyıp taşımadığının, kararlar arasındaki çelişkiyi çözecek birmekanizmanın bulunup bulunmadığının, varsa somut olayda uygulanıpuygulanmadığının öncelikle belirlenmesi, bu bağlamda Yargıtay daireleriarasındaki yorum farklılıklarının başvurucu yönünden hukuki belirlilik veöngörülebilirliği etkileyip etkilemediğinin tespit edilmesi gerekmektedir.
(1) Kararlar Arasında Çelişkinin Varlığı
59. Yargıtay 9. ve 22. Hukuk Daireleri, somut olaydayaptıkları temyiz incelemelerinde davaların tarafları arasında belirli süreliolarak imzalanan iş sözleşmelerinin 4857 sayılı Kanun'un 11. maddesindeöngörülen objektif koşulları sağlamaması nedeni ile belirsiz süreli işsözleşmesi olarak nitelendirmesi konusunda hemfikir olmakla birliktesözleşmelerde yer alan süreye bağlı cezai şart hükmünün geçerliliği konusundakigörüş ayrılıkları nedeni ile farklı sonuçlara ulaşmışlardır.
60. Her iki Daire arasındaki görüş ayrılığının Yargıtayİçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunca verilen 8/3/2019 tarihli içtihadıbirleştirme kararı ile giderildiği anlaşılmakla birlikte içtihadı birleştirmekararı öncesinde Yargıtay dairelerinin uygulamalarının ne yönde olduğununortaya konulması gerekmektedir.
61. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin bahsedilen içtihadıbirleştirme kararının verildiği tarihe kadar geçen süredeki uygulamalarıincelendiğinde belirli süreli yapılmış olmasına rağmen kanunda öngörülenobjektif şartları sağlamaması nedeniyle belirsiz süreli olarak nitelendirileniş sözleşmelerinde yer alan süreye bağlı cezai şart hükmünün geçersiz olacağıyönündeki içtihadını istikrarlı bir şekilde uyguladığı görülmektedir.
62. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, dava tarihinden sonrakisürede 14/2/2011 tarihli ve 6110 sayılı Kanun ile 4/2/1983 tarihli ve 2797sayılı Yargıtay Kanunu'nun 7. maddesinde yapılan değişiklik ile kurulmuş veardından Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 12/5/2011 tarihli kararı ile Yargıtay9. Hukuk Dairesi ile benzer uyuşmazlıkların çözümünde görev almaya başlamıştır.Yargıtay 22. Hukuk Dairesi göreve başladığı tarihten bu yana objektif şartlarbulunmadığı için belirsiz hâle gelen iş sözleşmelerindeki süreye bağlı cezaişart hükümlerinin karşılıklılık ve denklik unsurlarını sağlaması durumundageçerli sayılması gerektiği görüşünde olmuştur. 22. Hukuk Dairesi verdiğikararlarda 9. Hukuk Dairesinin uygulamalarından hangi nedenlerle ayrıldığınıngerekçelerini başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarakanlaşılmasına imkân verecek şekilde açıklamıştır.
63. Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 21/1/2013 tarihlikararı ile dava konusu ile benzer uyuşmazlıkların çözümünde Yargıtay 9. ve 22.Hukuk Dairelerinin yanı sıra görev almaya başlayan Yargıtay 7. Hukuk Dairesi debir süre Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin savunduğu görüşü benimsemiş iken(Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, 13/3/2014, E.2013/9069, K.2014/6022) daha sonra somutolaya benzer uyuşmazlıklarda Yargıtay 22. Hukuk Dairesi gibi süreye bağlı cezaişart hükmünün geçerli olacağı sonucuna varmıştır (Yargıtay 7. Hukuk Dairesi,30/6/2015, E.2015/19958, K.2015/13335). Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, YargıtayBirinci Başkanlık Kurulunun 22/12/2016 tarihli kararıyla 1/1/2017 tarihiitibarıyla kapatılmıştır.
(2) İçtihat Uyumunu Sağlayan Mekanizmanınİşletilmesi Süreci
64. Başvurucunun davasının kesinleştiği 20/6/2017tarihinden sonraki sürede Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu 28/9/2017 tarihlikararı ile Yargıtay 9. ve 22. Hukuk Daireleri arasında oluşan görüş ayrılığınınYargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunca içtihatlarınbirleştirilmesi yoluyla giderilebileceğine karar vermiştir.
65. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulu8/3/2019 tarihli içtihadı birleştirme kararı ile belirli süreli olarak yapılmışancak objektif şartları taşımadığı için belirsiz süreli olarak kabul edilen işsözleşmesinde kararlaştırılan süreden önce haksız feshe bağlı cezai şarthükmünün belirlenen süre ile sınırlı olmak üzere geçerli olduğu sonucunaulaşmıştır.
(3) HukukiBelirlilik ve Öngörülebilirlik İlkesi Yönünden Yapılan Değerlendirme
66. Başvurucunun davasının yargılamasının yapıldığıtarihlerde dava konusu uyuşmazlık ile benzer uyuşmazlıkların çözümünde görevalan Yargıtay daireleri arasında aynı hukuki olgu ile ilgili olarak birbirindenfarklı iki yorum benimsenmiş durumdadır. Başvurucunun davası ise Yargıtay 22.Hukuk Dairesinin kendi içinde istikrarlı olarak uyguladığı içtihadıdoğrultusunda çözümlenmiştir. Yargısal makamların aynı hukuki olgu ile ilgilifarklı yorumlar benimsemesinin tek başına hukuki güvenlik ilkesine aykırılıkoluşturmayacağı, yargısal kararlardaki değişikliklerin hukukun dinamizmini vemahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetleriniyansıtması açısından pek çok zaman olumlu görülebileceği, başvurucunundavasının kesin olarak karara bağlandığı tarihten sonra da olsa Yargıtaydaireleri arasındaki içtihat farklılığını giderecek mekanizmaların etkiliolarak işletildiği ve içtihat birliğinin sağlandığı, üstelik başvurucunundavasında uygulanan Yargıtay 22. Hukuk Dairesince getirilen yaklaşımın içtihadıbirleştirme kararında da benimsenmiş olduğu hususları gözönündebulundurulduğunda başvurucunun davasında varılan sonucun başvurucu içinöngörülemez olduğunu ve yargılamanın bütünü içinde hakkaniyeti zedelediğinisöylemek mümkün değildir.
67. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyeteuygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
68. Başvurucu, davanın açıldığı 1/6/2011 tarihindenYargıtayın nihai kararını verdiği 20/6/2017 tarihine kadar devam eden yargılamasüresi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmektedir.
2. Değerlendirme
69. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra yürürlüğe giren25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı BaşvurularınTazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.
70. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Bakanlık İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (TazminatKomisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
71. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §26) kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığıya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediğiiddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurularailişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkinyolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlamakapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğinitartışmıştır.
72. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuruyolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlamasınedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarınamakul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminatödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafiolanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlamaimkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (FeratYüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilkbakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma veyeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuruyolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincilniteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (FeratYüksel, §§ 35, 36).
73. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusukarardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
74. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLALEDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerindeBIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 13/10/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.