TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET ERCÜMENT ARI VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/37760)
Karar Tarihi: 4/11/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Selçuk KILIÇ
Başvurucular
:
Mehmet Ercüment ARI ve diğerleri
(bkz. ekli tablonun (B) sütunu)
Başvurucular Vekili
:
Bkz. ekli tablonun (C) sütunu
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, güven ilişkisinin bozulduğu gerekçesinedayalı olarak iş akdine son verilmesi üzerine açılan işe iade davasının esasıincelenmeden reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemehakkı ile yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvurular muhtelif tarihlerde yapılmıştır.
3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Ekli tablonun (A) sütununda numaraları belirtilenbaşvuruların konu yönünden irtibatları nedeniyle 2018/37760 numaralı başvuruile birleştirilmesine ve incelemenin 2018/37760 numaralı başvuru üzerindensürdürülmesine karar verilmiştir.
5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 71.maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın oluştuğu alanailişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenmeden incelenmesine kararverilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Arka PlanBilgisi
9. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbeteşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Devletin yetkili organları tarafındantehdit değerlendirmesi yapılarak demokratik anayasal düzene, bireylerin temelhak ve hürriyetlerine, millî güvenliğe yönelik tehdit oluşturan tüm terörörgütlerine ve illegal yapılanmalara karşı tedbirler alınmasıkararlaştırılmıştır (ayrıntılar için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK],B. No: 2016/22169, 20/6/2017).
10. Anılan tedbirler kapsamında olağanüstü hâl ilanedilmiş ve olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri çıkarılmıştır. Buçerçevede 22/7/2016 tarihinde kararlaştırılan 667 sayılı Olağanüstü HalKapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (667 sayılı KHK)23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğegirmiştir.
11. 667 sayılı KHK'nın 4. maddesinde devletin millîgüvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Millî Güvenlik Kurulunca karar verilenyapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği, mensubiyeti veyailtisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen her türlü kadro,pozisyon ve statüde (işçi dâhil) istihdam edilen personelin kamu görevindençıkarılmaları öngörülmüştür.
12. 667 sayılı KHK, 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılıKanun'un 29/10/2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarakyürürlüğe girmesi sonucunda kanunlaşmıştır.
B. SomutBaşvurulara İlişkin Olay ve Olgular
13. Başvurucular, kamu kurumlarında (İdareler) ve buİdarelere hizmet veren özel şirketlerde (Şirket) işçi olarak çalışmakta ikenyapılan tespitler ve ilgili birimlerce başvurucuların terör örgütü ileiltisaklı olduklarının İdarelere bildirilmesi üzerine başvurucuların işakitleri İdarelerce ve Şirketçe feshedilmiştir.
14. Başvurucular, iş akitlerinin usulüne uygun olarakfeshedilmediğini ve fesih için somut bir olguya dayanılmadığını belirterek işeiade istemiyle Şirket ve İdareler aleyhine dava açmıştır. Davalı İdareler veŞirket cevap dilekçesinde; ilgili birimlerin yazıları ekinde davacınınbilgilerinin de yer aldığı listede bulunan kişilerin terör örgütü yapılanmasıile irtibatı ve iltisakı olduğu tespitine yer verildiğini, başvurucuların işakitlerinin bu kapsamda ve 667 sayılı KHK'nın 4. maddesi gereği feshedildiğinibelirterek davanın reddini savunmuştur.
15. Ekli tablonun (D) sütununda belirtilen ilk derecemahkemelerince davaların kabulüne -bir davada ise karar verilmesine yerolmadığına- karar vermiştir. İlk derece mahkemesi kararlarında; başvurucularınterör örgütleri ile bağlantılı ya da ilişkili olduklarına yönelik somutherhangi bir bilginin sunulmadığı, haklı ve geçerli bir fesih nedenibulunmadığı ve bu nedenle yapılan fesihlerin geçersiz olduğu gerekçesine yerverilmiştir.
16. Anılan kararlara karşı istinaf başvurusu üzerine eklitablonun (E) sütununda belirtilen bölge adliye mahkemesi ilgili dairelerince(Bölge Adliye Mahkemesi) istinaf istemleri kabul edilerek davaların reddinekarar vermiştir. Kararlarda; şüphe feshi kavramı üzerine durulmuş vebaşvurucuların terör örgütü yapılanmalarıyla irtibatlı olduğu şüphesi nedeniyletaraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelediği, iş ilişkisinin olumsuzetkilendiği ve bu durum nedeniyle davalı işveren bakımından iş sözleşmesininartık katlanılamaz derecede bir yük ve sıkıntı teşkil ettiği vurgulanmıştır.
17. Temyiz yolu açık kararlara karşı yapılan temyizbaşvuruları Yargıtay ilgili Hukuk Dairesince (Daire) reddedilmiş ve BölgeAdliye Mahkemesinin kararları kesin olmak üzere onanmıştır.
18. Nihai kararların tebliğinin ardından başvurucularsüresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİHUKUK
19. İlgili hukuk için bakınız Berrin Baran Eker([GK], B. No: 2018/23568, 2/7/2020, §§ 20-35).
V. İNCELEME VEGEREKÇE
20. Mahkemenin 4/11/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. MahkemeHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
21. Başvurucular; işverence iş akdine 667 sayılı KHKgereği son verildiği belirtilmesine rağmen terör örgütü ile irtibatlı veiltisaklı olduğuna dair kesinleşmiş mahkeme kararı bulunmadığını iddiaetmiştir. Başvurucular; İdarelerin iş akdinin 667 sayılı KHK kapsamındafeshedildiği yönündeki beyanı yeterli görülerek ve bu beyana üstünlük tanınarakişe iade davasının derece mahkemelerince reddedildiğini, bu durumun birçokAnayasal haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
22. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenarbaşlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Somut olayda başvurucuların temel iddiası, asıl işveren tarafından terörörgütü ile iltisaklı olarak gösterilmesinin derece mahkemelerince yeterli kabuledilerek esası hakkında herhangi bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan işeiade davasının reddedilmesidir. Bu nedenle başvurucuların iddialarının adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme hakkı yönünden incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan mahkeme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. EsasYönünden
i. Genelİlkeler
25. Anayasa Mahkemesi eldeki başvuruda uygulanacakilkeleri başvuruya benzer olgu ve iddiaları içeren Berrin Baran Ekerkararında belirlemiştir (Berrin Baran Eker §§ 53-60). Anılan karardabelirtildiği üzere demokratik bir toplumda vazgeçilmez bir hak niteliğindekiadil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkeme hakkı; uyuşmazlığınbir mahkeme önüne getirilebilmesini, dava konusu edilen uyuşmazlığa ilişkinesaslı iddia ve savunmaların yargı merciince incelenerek değerlendirilmesini vebir karara bağlanmasını, ayrıca verilen kararın icra edilmesini gerektirir.Buna göre mahkeme hakkı; mahkemeye erişim hakkı, karar hakkı ve kararın icrasıhaklarını içerir (Berrin Baran Eker § 55).
26. Mahkemenin, önündeki uyuşmazlığı karara bağlarkentaraflardan birinin iddia ve savunmasına bağlı kalarak buna karşı diğer tarafınöne sürdüğü esaslı itirazları tartışmadan yargılamayı sonuçlandırması hâlinde-ortada şeklî anlamda bir karar bulunsa bile- gerçek anlamda bir yargılamayapıldığından bahsedilemeyecektir. Bu durumda uyuşmazlığa karşı yargı yolununteorik olarak açık olması pratikte bir anlam ifade etmeyecek, böylece mahkeme hakkıve dolayısıyla adil yargılanma hakkı bir yanılsamadan ibaret kalacaktır (BerrinBaran Eker § 56).
27. Diğer taraftan mahkemelerin, önündeki uyuşmazlığınesasını incelememesi sadece adil yargılanma hakkını zedelemekle kalmaz, aynızamanda davanın konusunu oluşturan medeni hakkın bağlantılı bulunduğu diğer(maddi) hak ve özgürlükler yönünden etkili başvuru hakkının ihlal edilmesine deyol açabilir. Yargısal başvuru yolları, çoğunlukla bir hak veya özgürlüklebağlantılı uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması amacıyla ihdas edilmiştir.Kişiler dava açmak suretiyle mahkemelerden hak ve özgürlükleriyle ilgili olarakyargısal koruma talep etmektedir. Bireylerin yargısal koruma taleplerine cevapvermek, bu bağlamda dava konusu uyuşmazlığın esasını inceleyerek iddia vesavunmaları değerlendirdikten sonra davayı karara bağlamak yargı mercilerininanayasal yükümlülüğüdür (Berrin Baran Eker § 57).
28. Bununla birlikte adil yargılanma hakkı davanınsonucuna yönelik bir güvence içermemekte yargılama sürecinin adil olarakyürütülmesini temin edecek birtakım usul güvenceleri sunmaktadır. Dolayısıylabireysel başvuru incelemelerinde adil yargılanma hakkı kapsamında değerlendirmeyapılırken davanın sonucuna ilişkin bir çıkarım yapılması mümkün değildir.Anayasa Mahkemesinin tarafların öne sürdüğü ve esasa etkili olan iddiaların-mahkeme hakkının gereği olarak- derece mahkemelerince işin mahiyetiningerektirdiği ölçüde incelenip incelenmediğini denetleme görevi bulunmaktadır (BerrinBaran Eker § 58).
29. Öte yandan Anayasa Mahkemesi Berrin Baran Eker kararındavurgulandığı üzere 667 sayılı KHK'da, devletin millî güvenliğine karşıfaaliyette bulunduğuna Millî Güvenlik Kurulunca karar verilen yapı, oluşum veyagruplara ya da terör örgütlerine üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahutbunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen işçilerin iş sözleşmelerininfeshedilmesi öngörülmüş ancak yargı mercilerinin denetim yetkisini kısıtlayanherhangi bir hükme yer verilmemiştir. Bu bakımdan 667 sayılı KHK'nın 4. maddesidayanak gösterilerek iş sözleşmesi feshedilen işçiler tarafından açılan işeiade davalarının esasının incelenmesini önleyen herhangi bir düzenlemebulunmamaktadır (Berrin Baran Eker § 69).
30. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu ve buKanun'u yorumlayan Yargıtay içtihatlarına göre asıl işverenin alt işverendensözleşmenin feshini istemesi, feshi kendiliğinden tek başına geçerli hâlegetirmemektedir. Ayrıca her ne kadar işten çıkarmanın şüphe feshine dayalıolduğu, dolayısıyla niteliği gereği şüphenin veya şüpheye götüren olgularınispatının imkânsız olduğu haklı olarak ileri sürülebilirse de -Yargıtaykararlarında da belirtildiği üzere- derece mahkemelerince işvereni şüpheyegötüren olguların ispat koşulu aranmadan bir bütün olarak değerlendirilmesineengel bir durum yoktur. Aksi takdirde işverenin şüphesine dayanak olgularındeğerlendirilememesi, böylece feshin geçerli nedene dayanıp dayanmadığınınincelenememesi şüphe feshinde yargı yolunun açık olmasını anlamsız kılar.Dolayısıyla derece mahkemelerinin başvurucuların iş sözleşmesinin feshiningeçerli nedene dayanıp dayanmadığını inceleme yükümlülüğünün bulunmadığısonucuna ulaşılmasını gerektirecek herhangi bir neden söz konusu değildir (BerrinBaran Eker § 69).
31. Kısacası 667 sayılı KHK'nın 4. maddesinde belirtilenörgüt, yapı, oluşum veya gruplara üye olunması ya da bunlara mensubiyetin veyailtisakın yahut irtibatın bulunması geçerli bir fesih sebebi olaraköngörülmüştür. Ancak bu düzenleme sözü edilen yapılarla irtibatının bulunduğugerekçesiyle iş sözleşmesi feshedilen bir işçinin açtığı işe iade davasındaderece mahkemelerinin geçerli fesih sebebi olarak gösterilen olguyu, diğer birifadeyle işçinin kuralda belirtilen yapılarla irtibatının bulunupbulunmadığını, iş hukukunun kurallarını da gözeterek araştırma ve ortaya koymayükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır (Berrin Baran Eker § 71).
ii. İlkelerinOlaya Uygulanması
32. Somut olayda da Bölge Adliye Mahkemesi, adilyargılanma hakkının bir unsuru olan mahkeme hakkı gereği asıl işvereninbaşvurucular hakkındaki değerlendirmesinin objektif ve makul dayanakları olupolmadığını, dolayısıyla geçerli feshin koşullarının oluşup oluşmadığınıincelemeden asıl işverenin şüphesine bağlı kalarak sonuca varmıştır. Başka birifadeyle Bölge Adliye Mahkemesi yargısal fonksiyonun esasını oluşturanuyuşmazlığın içinde yer alan maddi ve hukuki sorunların bütünüyle ele alınmasıve karara bağlanması işlevini yerine getirmemiş, gerçek anlamda bir yargısalfaaliyet icra etmemiştir. Dolayısıyla hukuk düzeni tarafından başvurucularatanınan feshe karşı yargı yolunun açık olması teorik olmaktan öteyegeçememiştir. Bu durumda başvurucuların mahkeme hakkının ihlal edildiğisonucuna ulaşılmaktadır. Her ne kadar başvuruya konu kararların bir kısmındabazı başvurucular hakkında adli işlem olduğu belirtilmişse de bu işlemlerinneler olduğu ve şüpheyi haklı kılıp kılmadığı olgusal olarakdeğerlendirilmediğinden anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durumunbulunmadığı anlaşılmaktadır.
33. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan mahkeme hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları
34. Başvurucular, uzun süren yargılama nedeniyle makul süredeyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
35. Anayasa'nın 36. ve 141. maddeleri bağlamında medenihak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanmasıgerektiğine dair temel ilkeler Anayasa Mahkemesince daha önce incelenmiş ve bukonuda kararlar verilmiştir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013; Güher Ergun ve Tosun Tayfun Ergun, B. No: 2012/12, 17/9/2013; NesrinKılıç, B. No: 2013/772, 7/11/2013). Başvuru konusu olayda bu ilkelerdenayrılmayı gerektiren bir husus bulunmamaktadır.
36. Başvuruya konu yargılama süreçleri incelendiğinde;davaların, iki ve üç dereceli yargılama sistemlerinde ekli tablonun (F)sütununda belirtilen 2 yıl 3 ay ila 2 yıl 5 ay arasında sürdüğü ve yargılamasüreçlerinin bütünü dikkate alındığında başvurucuların haklarını ihlal edecekbir gecikme olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
37. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. 6216 SayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
38. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir...
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir.”
39. Başvurucular, yargılamanın yenilenmesine vezararlarının tazminine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
40. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan kararındaihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genelilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer birkararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesininsonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibiilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (AligülAlkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
41. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
42. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veyamahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgilimahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundakibenzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıylayeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderimyolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararınabağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundakiyargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yenidenyargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisibulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasalyükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararınedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarınıgidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).
43. İncelenen başvuruda, derece mahkemelerinin davakonusu uyuşmazlığın esasını incelememeleri sebebiyle adil yargılanma hakkıkapsamındaki mahkeme hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıylaihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.
44. Bu durumda mahkeme hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgüdüzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamdayapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesiniihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelereuygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğininyeniden yargılama yapılmak üzere ekli tablonun (D) sütununda belirtilenmahkemelere gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
45. İhlalin tespiti ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıiçin yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığındantazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
46. Dosyadaki belgelerden tespit edilen ekli tablonun (F)sütununda gösterilen miktarlardaki harcın ve 3.000 TL vekâlet ücretininbaşvuruculara ayrı ayrı ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkeme hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere eklitablonun (D) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. Ekli tablonun (F) sütununda gösterilen harçların ve3.000 TL vekâlet ücretinin başvuruculara AYRI AYRI ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucularınHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihlerinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 4/11/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.