TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
MEHMET OSMAN KAVALA BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2020/13893)
Karar Tarihi: 29/12/2020
R.G. Tarih ve Sayı: 23/3/2021-31432
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Zühtü ARSLAN
Başkanvekili
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Başkanvekili
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Engin YILDIRIM
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Selahaddin MENTEŞ
Basri BAĞCI
Raportör
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
:
Mehmet Osman KAVALA
Vekili
:
Av. Ahmet Köksal BAYRAKTAR
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru; tutuklama tedbirinin hukuki olmaması,soruşturma aşaması için kanunda öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılmasıve tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 4/5/2020 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca tutuklamanın hukuki olmadığı vetutukluluğun makul süreyi aştığı dışındaki iddialar yönünden kabul edilemezlikkararı verilmiş, anılan şikâyetlerin kabul edilebilirlik incelemesinin iseBölüm tarafından yapılması kararlaştırılmıştır.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
7. Birinci Bölüm tarafından niteliği itibarıyla GenelKurul tarafından karara bağlanması gerekli görüldüğünden başvurunun AnayasaMahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca GenelKurula sevkine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. BaşvurucuHakkındaki İlk Soruşturma ve Tutuklama Süreci
9. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen2017/96115 sayılı soruşturma kapsamında başvurucu 18/10/2017 tarihindegözaltına alınmıştır.
10. Başvurucu, Gezi Parkı olaylarına ilişkin olarakhükûmeti ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme(26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 312. maddesi kapsamında)ve 15 Temmuz darbe teşebbüsüne ilişkin olarak anayasal düzeni ortadankaldırmaya teşebbüs etme (5237 sayılı Kanun'un 309. maddesi kapsamında)suçlarından İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 1/11/2017 tarihindetutuklanmıştır. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Soruşturma dosyasında bulunanarama ve elkoyma tutanakları, iletişim tespit tutanakları, fiziki takiptutanakları, dijital inceleme tutanakları, fotoğraflar, şüpheli savunması, açıkkaynak tespitleri, şüpheli hakkındaki ifadeler, yakalama tutanağı, şüphelisavunmaları ve diğer belgeler incelendiğinde, [başvurucunun] Türkiye CumhuriyetiDevleti ve Hükûmetini ortadan kaldırmaya ve görevini yapmasını engellemeye yönelikbir ayaklanma olan ve tüm terör örgütlerinin ... (FETÖ/PDY, PKK/KCK, DHKPC,MLKP'nin) aktif olarak katıldığı ve destek verdikleri kamuoyunda 'Geziolayları' olarak bilinen eylemlerin yöneticisi ve organizatörü olduğu, eylemekatılan şahıslara maddi yardımda bulunduğu, 15/7/2016 tarihinde ülkemizdegerçekleştirilmeye çalışılan darbe girişimi ile ilgili 15-16 Temmuz 2016tarihinde Büyükada S. Otelde yapılan darbe teşebbüsü sürecinde darbeninorganizatörlerinden olan H.J.B. ile yabancı uyruklu kişilerle irtibatkurarak darbe teşebbüsüne katılmak suretiyle anayasal düzeni cebir şiddetyöntemleri ile değiştirmek suçlarını işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesininvarlığını gösteren somut deliller bulunduğu, yüklenen suçların yasada öngörülenceza miktarı, işlendiği iddia edilen suçların önemli ve ciddi sayılan katalogsuçlardan olması nedeniyle tutuklama nedeninin kanun gereğince varsayıldığı,nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve 6352 sayılı Yasa iledeğişik 5271 sayılı CMK'nın 100. ve devam eden maddeleri uyarınca şüphelinintutuklanmasına engel bir halinin (tutuklama yasağı ve yargılama engelibulunmaması hali gibi) bulunmadığı, alması muhtemel ceza göz önüne alındığındakaçma şüphesinin bulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmaması nedeniyleşüphelinin delilleri yok etme, gizleme, tanık ve mağdurlar üzerinde baskıoluşturma şüphesinin bulunduğu, işin önemi, verilmesi beklenen ceza veyagüvenlik önlemi değerlendirildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 13.maddesinde ifade olunan ölçülülük ilkesi uyarınca daha hafif koruma önlemi olanadli kontrol tedbiri uygulamasının bu aşamada soruşturmaya konu suç ve buşüpheli açısından yetersiz kalacağı ve amaca hizmet etmeyeceği kanaatinevarılarak şüpheli ve müdafisinin serbest bırakılma istemlerinin reddi ileşüphelinin üzerine atılı olan Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme,Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçlarından5271 sayılı CMK'nın 100. ve devamı maddeleri uyarınca tutuklanmasına... [kararverildi.]"
11. Başsavcılık, hem Gezi Parkı olaylarıyla hem de 15Temmuz darbe teşebbüsüyle ilgili iddiaların yer aldığı 2017/96115 sayılısoruşturma dosyasında 14/12/2018 tarihinde tefrik işlemi gerçekleştirmiştir. Bukapsamda başvuruya yönelik olarak Gezi Parkı olayları kapsamında yöneltilensuçlamalara ilişkin soruşturmanın bir başka dosya (2018/210299 sayılı)üzerinden yürütülmesi kararlaştırılmıştır.
12. Gezi Parkı olaylarıyla ilgili olarak 2018/210299sayılı dosya üzerinden yürütülen soruşturma sonunda Başsavcılık tarafından9/2/2019 tarihinde aralarında başvurucunun da olduğu on beş şüpheli hakkındaiddianame tanzim edilmiştir. İddianamede; şüphelilerin Gezi Parkı olaylarıkapsamında hükûmeti ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeyeteşebbüs etme, kamu malına zarar verme, ibadethanelere ve mezarlıklara saygısızdavranma, zararlı maddeleri kanuna aykırı bir şekilde bulundurma, yağma gibiçeşitli suçlar işledikleri iddia edilmiştir.
13. İddianame, İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesitarafından 4/3/2019 tarihinde kabul edilmiş ve E.2019/74 sayılı dosya üzerindenkovuşturmaya başlanmıştır.
14. Mahkeme 18/2/2020 tarihinde, başvurucunun Gezi Parkıolayları bağlamında işlediği ileri sürülen tüm suçlardan beraatine vetahliyesine (başka suçtan tutuklu veya hükümlü değilse serbest bırakılmasına)karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, suçlamaya ilişkin olarak dayanılaniletişimin tespiti (telefon dinleme) kayıtlarının hukuka uygun delilniteliğinde olmadığı değerlendirmesine yer verilmiş; ayrıca başvurucunun GeziParkı olaylarını finanse ettiğini gösteren delillerin bulunmadığı, yinebaşvurucunun temininde rol aldığı ileri sürülen materyallerin şiddeteylemlerinde kullanıldığını gösteren kanıtların da olmadığı ifade edilmiştir.Mahkeme sonuç olarak başvurucunun da aralarında olduğu sanıklar yönünden "kamudüzeninin işleyişine karşı vahim nitelikte şiddet ve cebir içeren eylemlerdebulunan 'marjinal grupları' ve 'yasadışı sol örgütleri' yöneterek,yönlendirerek veya azmettirerek Hükûmetin icra kabiliyetini engelleyecekdüzeyde bir girişimde bulunduklarına dair, mahkumiyetlerine yeter derecedehukuka uygun, somut ve kesin delil elde edilemediği" kanaatineulaşmıştır.
15. Başsavcılık, başvurucunun üzerine atılı suçlarıişlediğinin sabit olduğu ve bu nedenle cezalandırılması gerektiği düşüncesiyleberaat kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Bireysel başvurununkarara bağlandığı tarih itibarıyla istinaf incelemesi devam etmektedir.
B. AnayasaMahkemesine Bireysel Başvuru Süreci
16. Başvurucu 1/11/2017 tarihindeki tutuklama kararı ileilgili olarak Anayasa Mahkemesine 29/12/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur. Başvurucu; tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, soruşturmadosyasına erişimin kısıtlanması ve tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkemeönüne çıkarılmaksızın yapılması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
17. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu başvuruyu 22/5/2019tarihinde karara bağlamıştır. Bu kapsamda tutukluluk incelemelerininhâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığı ve soruşturma dosyasına erişiminkısıtlandığı iddialarının kabul edilemez olduğuna, tutuklamanın hukuki olmadığıiddiasına ilişkin olarak ise Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasıbağlamında ki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine kararverilmiştir (Mehmet Osman Kavala [GK], B. No: 2018/1073, 22/5/2019).
18. Anayasa Mahkemesi tutuklamanın hukukiliği kapsamındayaptığı incelemede başvurucunun suç işlediğine dair kuvvetli belirtilerinmevcut olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu bağlamda yapılan değerlendirmelerşöyledir:
"70. Geziolayları sırasında birtakım şiddet olaylarının gerçekleştiği, kamu mallarınınzarar gördüğü, çok sayıda kişinin yaralandığı, güvenlik görevlisi vesivillerden ölenlerin olduğu ve söz konusu olaylara ilişkin olarak birçok kişihakkında çeşitli suçlardan soruşturma başlatıldığı ve kamu davalarının açıldığıbilinmektedir. Bu bağlamda yaşanan şiddet olayları neticesinde güvenlikgörevlisi ve sivillerden yaralanan ve ölenler olmuş, olaylar İstanbul dışındabirçok ile yayılmış ve şiddet olayları da yaygınlaşmıştır. Dolayısıyla GeziParkı olaylarında yaygın şiddet hareketlerinin meydana geldiği, kamu düzenininciddi bir şekilde bozulduğu açıktır. Başvurucu; sosyal statüsü, ulusal veuluslararası bağlantıları gözönüne alındığında olayların süreç içinde şiddeteevrildiğini ve sonuçlarını öngörebilecek konumdadır. Başvurucunun şiddetolaylarının devam ettiği süreçte H.H.G. ile yaptığı görüşmede H.H.G.nin Geziolaylarının ivmesinin düşmesinden, hareketin toparlanması, genişletilipderinleştirilmesi için daha geniş bir kitleyle buluşulmasından, Gezi olaylarınıAnadolu'ya yaymak gibi fikirlerin olduğundan söz etmesi, başvurucunun da buhususları tasdikleyici sözler söylemesi ve bu doğrultuda toplantılar için mekânkonusunda yardımcı olmaya çalışması, bir başka görüşmede gaz maskesi, gözlükvesair malzeme teminine yardımcı olacağını belirtmesi, diğer bir görüşmede iseGezi olaylarının siyasi durumu nasıl değiştireceğinden bahsetmesi, Geziolaylarının yaşandığı süreç içinde Gezi olaylarıyla ilgili bir kısımtoplantılar düzenlemesi veya düzenlenen toplantılara katılması ve eylemleridestekleyen bir kısım kişilerle görüş alışverişinde bulunarak ulusal veuluslararası kamuoyu oluşturmaya çalışması hususları (bkz. § 24) birliktedeğerlendirildiğinde başvurucunun Gezi olaylarında yaşanan şiddet olaylarındanve elde edilmek istenen suçlama konusu yapılan siyasi sonuçtan (Soruşturmamakamları olayların nihai olarak Hükûmeti düşürmeyi hedeflediğini iddiaetmiştir.) sorumlu olduğuna yönelik soruşturma makamlarınca yer verilen buhususların tutuklama için gerekli olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtiolarak kabul edilmesinin keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez."
19. Anayasa Mahkemesi, anılan kararda tutuklamaya konusuçlardan biri olan Gezi Parkı olaylarıyla bağlantılı olarak kuvvetli suçbelirtisinin bulunduğu sonucuna vardığından tutuklamaya konu diğer suç olan 15Temmuz darbe teşebbüsüyle bağlantılı suçlama bakımından ayrıca birdeğerlendirme yapmaya gerek görmemiştir.
C. Avrupa İnsanHakları Mahkemesine Bireysel Başvuru Süreci
20. Başvurucu 1/11/2017 tarihli tutuklama kararıylailgili olarak 8/6/2018 tarihinde bu kez Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM)bireysel başvuruda bulunmuştur.
21. AİHM 10/12/2019 tarihinde başvurucunun suç işlediğinedair makul şüphenin bulunmaması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin(Sözleşme) 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlal edildiği sonucunavarmıştır. AİHM ayrıca tutuklamanın -Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (c) bendinde belirtildiği üzere- kişinin suç işlediğine dair makulbir şüphe nedeniyle yetkili bir adli makam önüne çıkarılmanın dışında biramaçla uygulandığı gerekçesiyle 5. madde ile bağlantılı olarak Sözleşme'nin 18.maddesinin de ihlal edildiğine karar vermiştir (Kavala/Türkiye, B. No:28749/18, 10/12/2019).
22. AİHM, başvurucunun Gezi Parkı olaylarına ilişkinolarak hükûmeti ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüsetme (5237 sayılı Kanun'un 312. maddesi kapsamında) ve 15 Temmuz darbeteşebbüsüne ilişkin olarak anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme(5237 sayılı Kanun'un 309. maddesi kapsamında) olmak üzere iki ayrı suçişlediğine dair kuvvetli şüphe olması sebebiyle tutuklandığını tespit etmiş veher iki suçlamaya dair olguları ayrı ayrı incelemiştir. Bu bağlamda AİHM heriki suçlama yönünden de makul şüphenin bulunmadığı sonucuna varmıştır. AİHM 15Temmuz darbe teşebbüsü ile ilgili suçtan verilen tutuklama kararı yönünden şudeğerlendirmelerde bulunmuştur:
"154. Mahkeme, 15 Temmuz 2016tarihli darbe teşebbüsüne ilişkin suçlamalarla ilgili olarak, bu suçlamalarıngenel olarak başvuran ile -Hükümete göre, darbe teşebbüsünün organizeedilmesinde yer aldığı suçlaması kapsamında ceza soruşturmasına konu olan-H.J.B. arasındaki 'yoğun temasların' varlığına dayandırıldığınıgözlemlemektedir. Ancak Mahkemeye göre, dava dosyasındaki deliller bu şüpheyihaklı kılmak açısından yetersizdir. Savcılık, başvuranın yabancı vatandaşlarlailişkiler yürütmesi ve başvuranın cep telefonunun ve H.J.B.’nin cep telefonununaynı baz istasyonundan sinyal göndermesi hususlarına dayanmıştır. Ayrıca, davadosyasından, başvuranın ve H.J.B.’nin darbe girişimi sonrasında 18 Temmuz 2016tarihinde bir restoranda karşılaştıkları ve kısa bir şekilde selamlaştıklarıanlaşılmaktadır. Mahkemeye göre, dosyaya dayanılarak, başvuranın ve söz konusuşahsın yoğun temasları bulunduğu tespit edilemez. Ayrıca, diğer ilgili veyeterli koşulların bulunmadığı dikkate alındığında, başvuranın şüpheli birkişiyle veya yabancı vatandaşlarla temaslarının bulunması, tarafsız birgözlemciyi, başvuranın anayasal düzeni ortadan kaldırma teşebbüsündebulunduğuna ikna etmeye yeterli bir delil olarak değerlendirilemez...
155. Mahkemeye göre, cebir ve şiddet kullanarakanayasal düzeni ortadan kaldırma teşebbüsünde bulunma şüphesinin, söz konususuçun niteliği göz önünde bulundurulduğunda, somut ve doğrulanabilir olaylarlaveya delillerle desteklenmesi gerektiği oldukça açıktır. Buna karşın,başvuranın başlangıçta tutuklanmasına ve tutukluluk halinin devamına yönelikmahkeme kararlarından veya iddianameden, başvuranın hürriyetinden yoksunbırakılmasının, itham edildiği suçları işlediği yönünde makul bir şüpheyedayandırıldığı görülmemektedir.
(v) Sonuç
156. Mahkeme, yukarıda belirtilengerekçelerle, kendisine sunulan delillerin, başvuranın ilk tutuklandığı zamanhakkında makul bir şüphe bulunduğu sonucunu desteklemek açısından yetersizolduğu kanısındadır. Ayrıca, başvuranın yakalanması sonrasında ve bu dava kapsamınagiren devam eden tutukluluk süresi boyunca dava dosyasına eklenen delillerin,başvuranın ilk tutuklanmasını ve tutukluluk halinin devamını haklı kılacak birşüphe doğuran olaylar veya bilgiler olduğu ortaya konulamamıştır. Dolayısıyla,başvuranın bir suç işlediği yönünde 'makul bir şüpheye' dayanılarakhürriyetinden yoksun bırakıldığı yeterli bir şekilde ispat edilmemiştir."
23. AİHM, ihlal kararının giderimi kapsamındabaşvurucunun tutukluluğunun sona erdirilmesi ve bir an önce serbest bırakılmasıiçin Hükûmetin tüm önlemleri alması gerektiğine karar vermiştir (Kavala/Türkiye,§§ 217-219).
24. AİHM Büyük Dairesi Paneli 12/5/2020 tarihinde,Hükûmetin davanın Büyük Daireye taşınması talebini reddetmiş ve karar böylecekesinleşmiştir. Kararın kesinleşmesini müteakip kararların icra organı olanAvrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 3/9/2020 tarihinde aldığı kararda -Türkmakamlarının başvurucunun 9/3/2020 tarihinden itibaren başka bir soruşturmakapsamında tutuklu olduğunu beyan etmelerine rağmen- eldeki bilgilerinbaşvurucunun devam eden tutukluluğunun AİHM kararında tespit edilen ihlallerindevamı olduğuna dair güçlü bir kanı oluşturduğunu belirtmiştir. Komite ayrıcayetkili mercileri mümkün olan en kısa zaman içinde AİHM'in tespitleriçerçevesinde gerekli önlemleri almaya davet etmiş ve başvurucunun derhâlserbest bırakılması konusunda çağrı yapmıştır. Komite daha sonra da aynı yöndekararlar almıştır.
D. SomutBaşvuruya Konu Tutuklama Süreci
25. Başvurucu hakkında İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığının 2017/96115 sayılı soruşturma dosyası üzerinden yürütülensoruşturmada, 15 Temmuz darbe teşebbüsüyle bağlantılı olarak anayasal düzeniortadan kaldırmaya teşebbüs etme (5237 sayılı Kanun'un 309. maddesi kapsamında)suçundan sürdürülen tutuklulukla ilgili olarak 11/10/2019 tarihinde resentahliye kararı verilmiştir. Başsavcılığın tahliye kararında, başvurucunun GeziParkı olaylarıyla ilgili suçlamalardan yargılandığı davada tutuklu olmasına ve "mevcutdelil durumu göz önüne alınarak tutuklama tedbirinin devamının artık ölçülüolmayacağı" değerlendirmesine dayanılmıştır.
26. Başsavcılık 18/2/2020 tarihinde, 2017/96115 sayılıdosya üzerinden yürütülen soruşturma kapsamında -anayasal düzeni ortadankaldırmaya teşebbüs etme suçu yönünden- başvurucunun yeniden gözaltına alınmasınakarar vermiştir. Başvurucu, gözaltı sürecinin sonunda anayasal düzeni ortadankaldırmaya teşebbüs etme suçundan tutuklanması istemiyle İstanbul 8. Sulh CezaHâkimliğine sevk edilmiştir. Tutuklamaya sevk yazısının ilgili kısmı şöyledir:
"Hakkında CumhuriyetBaşsavcılığımızca Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasal düzenini değiştirmeyeteşebbüs suçundan soruşturma yürütülüp yakalama kararı ile aranmakta olanşüpheli H.J.B.nin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün Amerika Birleşik Devletleriülkesindeki, onursal başkanlığını Fetullahçı terör örgütü lideri FetullahGülen'in yaptığı Rumi Forum Vakfı'nın organizasyon komitesinde görev yaptığı,örgüt liderinin çalışmalarını tanıtmak için lobi faaliyeti yürüttüğü, 15/7/2016tarihli darbe girişiminin sabahında yurt dışından İstanbul'a geldiği vedoğrudan Büyükada S. otele yerleştiği, 18/7/2016 tarihinde ülkemizdenayrıldığı, şüpheli Mehmet Osman Kavala'nın H.J.B. ile 18/7/2016 tarihindeKaraköy semtinde bir restorantta buluştukları, bunun yanında yapılan iletişimanalizlerinden de anlaşılacağı üzere; darbe girişimi öncesi ve sonrasında yoğunirtibatlarının bulunduğu, yine iletişim analizine göre şüpheli Mehmet OsmanKavala'nın diğer şüpheli H.J.B. ile darbe girişimi öncesi 27/6/2016 tarihindeönce Şişli ilçesinde şüpheli Mehmet Osman Kavala'ya ait Menka anonim şirketiadlı iş yerinde devamında da 30/6/2016 tarihinde Diyarbakır ilinde bir arayagelerek PKK Terör Örgütü irtibatlı kişilerle buluştuklarının tespit edildiği,15/7/2016 tarihinde FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarıncagerçekleştirilen darbe teşebbüsü sürecinde şüpheli H.J.B. ile şüpheli MehmetOsman Kavala'nın suç tarihlerindeki irtibatları, şüpheli H.J.B.'nin FETÖ/PDYile olan irtibatları dikkate alındığında, şüpheli Mehmet Osman Kavala'nın15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün karar sürecinekatıldığına dair bulgulara ulaşıldığı, 26/7/2016 tarihinde başlatılan busoruşturma kapsamında başka suçtan tahliyesine müteakip kaçma şüphesi gözönünde bulundurularak 18/2/2020 tarihinde gözaltı kararı verildiği, hakkındaTürkiye Cumhuriyeti hükümetini cebir, şiddet kullanarak çalışamaz hale getirmeksuçu yönünden kovuşturma bulunan Mehmet Osman Kavala'ya, Türkiye Cumhuriyetidevletinin anayasal düzenini cebir, şiddet kullanarak değiştirmeye teşebbüs(darbe teşebbüsü) suçunun niteliği, mevcut delil durumu, şüphelinin kaçmaihtimalinin bulunması, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz olduğu dikkatealınarak, şüpheli Mehmet Osman KAVALA'nın atılı Türkiye Cumhuriyeti devletininanayasal düzenini cebir, şiddet kullanarak değiştirmeye teşebbüs (darbeteşebbüsü) suçu yönünden CMK 100 maddesi gereğince sorgusu yapılaraktutuklanmasına karar verilmesi kamu adına talep olunur."
27. Başvurucunun Hâkimlikteki sorgusu sırasında ikimüdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu; Hâkimlik önündeki sorgusunda yaklaşık2 yıl 4 aydır hukuksuz bir şekilde tutuklu olduğunu, AİHM kararında açıkçatespit edilen hak ihlalinin yeni gözaltı kararı ve tutuklamaya sevk yazısıyladevam ettirilmeye çalışıldığını, 15 Temmuz darbe girişimine destek olmaklailgili tüm iddiaların asılsız olduğunu ifade etmiştir. Başvurucunun müdafileride H.J.B. isimli kişi ile müvekkillerinin hiçbir şekilde telefonlagörüşmediğini belirtmiş ve bu hususa ilişkin HTS analiz raporunu sunmuştur.Başvurucu müdafileri ayrıca aynı suç kapsamında 11/10/2019 tarihindebaşvurucunun resen tahliyesine karar verildiğini, dolayısıyla aynı suçtantekrar tutuklamaya sevk durumunun söz konusu olduğunu, AİHM'in busoruşturmadaki tutuklamanın hukuka aykırı olduğuna karar verdiğini, bu dosyakapsamında soruşturma aşamasında tutuklu olarak geçirilecek azami iki yıllıksürenin de dolduğunu dile getirmiştir.
28. Hâkimlik 19/2/2020 tarihinde başvurucunun anayasaldüzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan tutuklanmasına kararvermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Şüphelinin üzerine atılı AnayasalDüzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme suçunu işlediği iddiasıyla tutuklamayasevk edilmiş olup, soruşturma dosyası kapsamında bulunan arama ve el koymatutanakları, diğer kolluk tutanakları, dijital inceleme tutanakları,fotoğraflar, açık kaynak tespitleri incelendiğinde, şüphelinin 15 Temmuz 2016tarihinde ülkemizde gerçekleştirilmeye çalışılan darbe girişimi ile ilgili15-16 Temmuz 2016 tarihinde Büyükada S. otelde yapılan toplantı sürecindedarbenin organizatörlerinden olan H.J.B. ve diğer yabancı uyruklu kişi vekişilerle irtibatlı olarak darbe teşebbüsüne katıldığına dair tespitler, yineiletişim analizine göre şüpheli Mehmet Osman KAVALA'nın diğer şüpheli H.J.B.ile darbe girişimi öncesi 27 Haziran 2016 tarihinde önce Şişli ilçesindeşüpheli Mehmet Osman Kavala'ya ait Menka Anonim Şirketi adlı iş yerindedevamında da 30/6/2016 tarihinde Diyarbakır ilinde bir araya gelerek PKK TerörÖrgütü irtibatlı kişilerle buluştuklarının tespit edildiği, yine H.J.B.ninFETÖ/PDY ile olan irtibatları dikkate alındığında ve şüpheli ile ceptelefonlarının aynı zaman diliminde aynı baz istasyonundan gelen sinyalleriyayınladığı olgusu birlikte değerlendirildiğinde şüpheli Mehmet Osman Kavala'nın15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün karar sürecinekatılmış olabileceğine dair kuvvetli suç şüphesini gösterir somut delilniteliğinde olduğu, her ne kadar şüpheli hakkında bu soruşturma kapsamında11/10/2019 tarihinde re'sen tahliye kararı verilmiş ise de, kamuoyunda geziparkı davası olarak bilinen dosyadan verilen tahliye kararı nedeniyle atılısuçun ağırlığı ve önemi dikkate alındığında şüphelinin kaçma şüphesininbulunduğu, atılı suçun CMK'nın 100. maddesinde sayılan suçlardan olmasınedeniyle tutuklama sebeplerinin var kabul edilmesi gerekliliği, soruşturmakonusu suçun ağırlığı ve önemi dikkate alındığında adli kontrol hükümlerininyetersiz kalacağından CMK'nın 100. ve devamı maddeleri gereğince şüphelinin tutuklanmasına... [karar verildi.]"
29. Başvurucunun bu tutuklama kararına yaptığı itiraz25/2/2020 tarihinde İstanbul 9. Sulh Ceza Hâkimliğince reddedilmiştir.
30. Öte yandan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 9/3/2020tarihinde başvurucuyu bu kez devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasalveya askerî casusluk amacıyla temin etme suçundan tutuklanması istemiyleİstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Anılan sevk yazısının ilgilikısmı şöyledir:
"H.J.B. hakkında yapılan ekaraştırmada; adı geçenin yabancı devletler adına istihbari görevler alarakfaaliyetler yürüttüğüne dair bulgulara erişildiği, şüphelinin 15/7/2016tarihinde darbe girişiminde bulunan FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün AmerikaBirleşik Devletleri ülkesinde olan ve onursal başkanlığını örgüt lideriFetullah Gülen'in yaptığı Rumi Forum Vakfı'nın organizasyon komitesinde görevyaptığı, örgüt liderinin çalışmalarını tanıtmak için lobi faaliyetlerindebulunduğu, 15/7/2016 günü Büyükada S. Otel'de darbe teşebbüsünün devam ettiğisaatlerde şüpheli H.J.B.nin kendi faaliyetlerini kamufle etmek amacıylauluslararası toplantıya katılıyormuş görünümü altında ülkemize geldiği, içeriğiOrtadoğu'daki güncel meseleler olduğu katılımcılar tarafından belirtilentoplantıya şüphelinin bizzat katıldığı, toplantının devam ettiği süreçteFETÖ/PDY silahlı terör örgütünün darbe teşebbüsü girişimini başlattıkları,şüpheli H.J.B.nin bu toplantıya katılma amacının desteklediği, gözetim altındabulundurduğu ve yönlendirdiği, FETÖ/PDY mensuplarınca gerçekleştirilen darbeteşebbüsü ile irtibatının gizlenmesi maksadıyla olduğu, yürütülen soruşturmadaotel görevlilerinden olup bilgisine başvurulan tanığın ifadesinde debelirtildiği üzere, şüpheli H.J.B.nin normalin ötesinde tedirgin ve gerginolduğu, tanığa ülkemize her gelişinde olağanüstü olayların vuku bulduğunu,önceki gelişlerinde İstanbul'daki ... bankasındaki patlama sonrasında da GeziOlayları ve en sonunda da 15/7/2016 tarihinde darbe teşebbüsünde bulunulduğunubeyan ettiği, hatta kendisine darbe teşebbüsünün nereye varacağını sorduğunda; 'bubir oyun bu bir düzmece böyle bir şeyin olacağına ihtimal vermiyorum.' şeklindekendisini gizlemeye ve olayla irtibatının ortaya çıkmasını engellemeye yöneliksözler söylediği, iletişim tespitlerine ilişkin tanzim edilen analiz raporundanda anlaşılacağı üzere; şüpheli H.J.B. ile şüpheli Mehmet Osman Kavala arasındairtibat bulunduğu ancak bu irtibatın çoğunlukla yüz yüze görüşme şeklindegerçekleştirildiği, şüpheli H.J.B. ile şüpheli Mehmet Osman Kavala arasındagerek şüpheli Osman Kavala adına kayıtlı hatlar ile gerekse şüpheli OsmanKavala'nın yöneticisi olduğu ... Vakfı arasında birçok irtibatının tespitedildiği, bu irtibatların detayına ilişkin inceleme ve araştırmaların devamettiği, şüpheliler H.J.B. ile Mehmet Osman Kavala'nın ortak baz verileri gözönüne alındığında, 27/11/2014, 1/6/2015, 03/6/2015, 5/6/2015, 7/3/2016,9/3/2016, 28/6/2016,29/6/2016, 18/7/2016tarihlerinde baz ortaklıklarınıngörüldüğü, bu suretle de bir araya gelmek suretiyle görüşmelergerçekleştirdikleri, soruşturma dosyasındaki ifadelerinden anlaşılacağı üzere18/7/2016 günü Karaköy'deki bir lokantada karşılaştıklarının anlaşıldığı, izahedildiği üzere yasadışı istihbari faaliyetlerde bulunan şüpheli H.J.B. ileşüpheli Mehmet Osman Kavala arasında gerek tanık beyanı gerekse iletişimtespitlerinden elde edilen veriler dikkate alındığında irtibat bulunduğu, buirtibatlara ilişkin araştırmaların devam etmekte olduğu, bu itibarla şüpheliMehmet Osman Kavala'nın atılı Türkiye Cumhuriyeti Devletinin anayasal düzeninicebir şiddet kullanarak değiştirme suçu ile birlikte ayrıca devletin güvenliğiveya dış siyasal yararlar bakımından niteliği itibari ile gizli kalması gerekenbilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmek suçunu daişlediğine dair bulgulara ulaşıldığı, atılı suçun niteliği, mevcut delil durumudikkate alındığında, adli kontrol tedbirleri uygulanmasının yetersiz olacağı,şüphelinin kaçma ihtimali yanında delillere etki etme ihtimalinin bulunduğuanlaşılmakla, halen cezaevinde tutuklu bulunan şüpheli Mehmet Osman Kavala'nınSEGBİS sistemi kullanılarak sorgusu yapılarak, atılı devletin güvenliği veyadış siyasal yararlar bakımından niteliği itibari ile gizli kalması gerekenbilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmek suçundan 5271sayılı CMK’nın 100. vd. maddeleri uyarınca tutuklanmasına, karar verilmesi kamuadına talep olunur."
31. Başvurucunun sorgusu aynı tarihte yapılmış ve busırada başvurucunun iki müdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu; Hâkimlikönündeki savunmasında H.J.B. ile telefon görüşmesi yapmadığının HTSkayıtlarıyla ortaya çıktığını, çalışma ofisinin Taksim'de -otellerin olduğuçevrenin ortasında- bulunduğunu, bu nedenle aynı baz istasyonununkullanılmasının oldukça doğal olduğunu, bunun casusluk suçlaması ile birilgisinin bulunmadığını, atılı suçu işlemediğini ifade etmiştir. Başvurucuayrıca H.J.B. ile takriben dört yıl önce bir konferansta tanıştığını, bunundışında bir tanışıklığının olmadığını, konferansın konusunun Türkiye'nin veOrta Doğu'nun siyasi durumu ile ilgili olduğunu, bu kişinin Türkiye ve OrtaDoğu üzerine araştırmalar yapan bir kurumun yöneticisi olduğunu belirtmiştir.Başvurucu bunların yanı sıra H.J.B.nin 15 Temmuz darbe girişimi ileilişkilendirilmesinin sebebinin muhtemelen ... Üniversitesinde (S. Otel'de)düzenlenen ortak bir akademik toplantı olduğunu ancak bu toplantıya davetedilmediğini ve katılmadığını, katıldığı toplantıların hiçbirinin gizliolmadığını, bazı devlet görevlilerinin de bu toplantılara katıldığını dilegetirmiştir. Başvurucu son olarak darbe girişimine destek olma suçlamasının ikisene sonra casusluk suçlamasına evrilmesinin adli sürecin doğal akışına aykırıolduğunu vurgulamıştır.
32. Başvurucunun müdafileri ise H.J.B. ile ilgilihususlar haricinde başvurucuya herhangi bir suç isnadının bulunmadığını,suçlamaların baz istasyonu kayıtlarına dayandığını, bu hususun yeni bir şeyolmadığını, bunların soruşturmanın başından beri var olduğunu belirtmiştir.Ayrıca başvurucu müdafileri hangi gizli bilgilerin temin edildiğine ilişkin biribare ya da delil bulunmadığını, başvurucunun 15 Temmuz darbe girişiminiorganize ettiğine ilişkin de bir delilin olmadığını, sevk yazısında atıfyapılan tanığın başvurucuyla ilgili bir beyanının olmadığını, AİHM kararınınkesinleşmesinin söz konusu olması nedeniyle AİHM kararını etkisiz kılmak içinyeni bir suç üretilmeye çalışıldığını ileri sürmüştür.
33. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunundevletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casuslukamacıyla temin etme suçundan (5237 sayılı Kanun'un 328. maddesikapsamında) 9/3/2020 tarihinde tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgilikısmı şöyledir:
"Şüphelinin üzerine atılı devletingizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla teminetme suçundan tutuklanması talep edilmekle; dosya içerisinde mevcut HTS bazanaliz raporları, dijital inceleme tutanakları, tanık beyanına dair bilgi almatutanakları ile şüphelinin, gerek FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne gerek PKKsilahlı terör örgütü ile irtibatlı kişiler ile görüşen, bu terör örgütleriadına ve yabancı devletler adına istihbari görevler alarak faaliyetler yürütenH.J.B. ile irtibatlarına dair dosya içerisinde mevcut 27/11/2014, 1/6/2015,3/6/2015, 5/6/2015, 7/3/2016, 9/3/2016, 28/6/2016, 29/6/2016,18/7/2016tarihlerinde periyodik ve 11/2014-7/2016 tarihleri arasında süreklilikarz eder şekilde ortak baz kayıtları, yine 18/7/2016 tarihinde bir lokantadabirlikte görünmeleri, şüphelinin H.J.B. ile Türkiye ve Orta Doğu meseleleriningörüştüğü konferanslarda görüştüklerine dair beyanları birliktedeğerlendirildiğinde; şüphelinin üzerine atılı suçu işlediği hususunda kuvvetlisuç şüphesinin bulunduğu, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, kanunda öngörülencezasının alt ve üst sınırı göz önüne alındığında tutuklamanın ölçülü olduğukanaatine varılarak CMK'nın 100 ve devamı maddeleri gereğince, şüphelinindevletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casuslukamacıyla temin etme suçundan tutuklanmasına ... [karar verildi.]"
34. Başvurucunun tutuklama kararına yaptığı itiraz,İstanbul 11. Sulh Ceza Hâkimliğince 1/4/2020 tarihinde kesin olarakreddedilmiştir.
35. Anılan karar 6/4/2020 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiş, başvurucu 4/5/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
36. Diğer taraftan Başsavcılık 20/3/2020 tarihinde 5237sayılı Kanun'un 309. maddesi kapsamında anayasal düzeni ortadan kaldırmayateşebbüs etme suçundan yürütülen soruşturmada başvurucunun "tutukluluksüresi üzerinden 2 yıl geçtiği" gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 102. maddesinin (4) numaralı fıkrasıgereğinde bu suç yönünden tahliyesine karar verilmesi yönünde İstanbul 3. SulhCeza Hâkimliğine görüş bildirmiştir. Hâkimlik aynı tarihte, başvurucununanayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan tahliye edilmesinekarar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Dosyada mevcut tutanaklar,şüphelinin savunmaları, tanık anlatımları, adli raporlar ve tüm dosyakapsamından şüphelinin üzerine atılı Anayasal Düzeni Ortadan KaldırmayaTeşebbüs Etme suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterirdeliller bulunduğu, ancak şüphelinin müsnet suç yönünden 2 yıldan fazla süredirtutuklu olduğu CMK 102/4 maddesi gereğince müsnet suç için azami tutukluluksüresinin 2 yıl olduğu, şüphelinin başka suçtan da tutuklu olduğu, delillerintoplanmış olduğu, delil karartma ihtimali bulunmadığı, şüphelinin tutukluluktageçirdiği süre göz önünde bulundurulduğunda tutuklama tedbirinin ağır olacağıgöze...[tilmiştir.]"
37. Başvurucunun devletin gizli kalması gerekenbilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçundansürdürülen tutukluluk durumu İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğince 6/5/2020tarihinde incelenmiş ve "atılı suçun vasıf ve mahiyeti, şüphelinin ifadeve savunması ile hazırlık dosyası kapsamındaki tüm bilgi ve belgeler birliktedeğerlendirildiğinde şüphelinin üzerine atılı suç bakımından kuvvetli suçşüphesi altında bulunduğu anlaşılmış olup, atılı suçun kanun maddesindebelirtilen hürriyeti bağlayıcı cezanın alt ve üst hadleri ile şüphelininsuçunun sabit olması halinde verilebilecek ceza miktarı ile şüphelinintutuklulukta geçirdiği süre nazara alındığında tutukluluk halininsonlandırmasını gerektiren bir neden bulunmadığı, şüphelinin tutuklama gerekçelerindebelirtilen nedenlerin ortadan kalkmaması ve adli kontrol tedbirininuygulanmasının yeterli olmayacağı" gerekçeleriyle başvurucunun tutuklulukhâlinin devamına karar verilmiştir.
38. Başvurucu 20/5/2020 tarihinde tahliye talebindebulunmuş ancak İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği 28/5/2020 tarihinde "atılısuçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüz toplanmamışolması, şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine ilişkin kuvvetli suçşüphesinin varlığını gösteren somut delillerin oluşu, soruşturma konusu suçunağırlığı ve önemi dikkate alındığında, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasınınyetersiz kalacağı, suçun sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veyagüvenlik tedbirleriyle tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, tutuklamanedenlerinin ortadan kalkmadığı" gerekçesiyle tahliye talebininreddine ve tutukluluğun devam ettirilmesine karar vermiştir.
39. İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğince 4/6/2020 tarihindebaşvurucunun tutukluluğunun devamına karar verilirken de"atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin henüztoplanmamış olması, atılı suçun yasada ön görülen cezasının üst sınırı,şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine ilişkin suç şüphesinin varlığınıgösteren somut delillerin varlığı ve bu kuvvetli şüphenin halen devam ettiği,şüphelinin kaçması, saklanması, veya kaçacağı şüphesini uyandıran somutdelillerin bulunması, soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemi dikkatealındığında, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, suçunsabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbirleriyletutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu suretle şüphelinin tutukluluk halininsonlandırılmasını gerektirecek nitelikte yeni bir delilin bulunmadığı,tutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı" gerekçelerinedayanılmıştır.
40. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerinebaşvurucunun tutukluluk durumu İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından29/7/2020 tarihinde değerlendirilmiş ve "soruşturma dosyasının yapılanincelenmesi sonucunda şüphelinin üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti mevcutdelil durumu ve delillerin henüz toplanmamış olması, atılı suçun yasadaöngörülen cezasının üst sınırı, soruşturma konusu suçun ağırlığı ve önemidikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının bu aşamadayetersiz kalacağı, suçun sabit görülmesi halinde verilmesi muhtemel ceza veyagüvenlik tedbirleri ile tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu, bu suretle adıgeçen şüphelinin tutukluluk halinin sonlandırılmasını gerektirecek nitelikteyeni bir delinin bulunmadığı..." gerekçesiyle tutukluluk hâlinindevamına karar verilmiştir.
41. Başvurucunun 17/8/2020 tarihli tahliye talebiİstanbul 7. Sulh Ceza Hâkimliğince 28/8/2020 tarihinde "atılı suçunyasada ön görülen cezasının alt ve üst sınırı, şüphelinin üzerine atılı suçuişlediğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerinoluşu, şüphelinin tutukluluk halini ortadan kaldırmaya yeterli somut birdelilin bulunmaması, şüphelinin kaçma ve saklanma şüphesinin bulunması, adlikontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı, suçun sabit görülmesihalinde verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbirleriyle tutuklamatedbirinin ölçülü olduğu, bu suretle şüphelinin tutukluluk halininsonlandırılmasını gerektirecek nitelikte yeni bir delilin bulunmadığı,tutuklama nedenlerinin ortadan kalkmadığı" gerekçesiylereddedilmiştir.
42. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 28/9/2020 tarihliiddianamesiyle başvurucu ve -diğer şüpheli- H.J.B. hakkında anayasal düzeniortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve devletin gizli kalması gereken bilgilerinisiyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçlarından cezalandırılmalarıistemiyle kamu davası açılmıştır. İddianamede suçlamalara ilişkin yapılandeğerlendirmeler özetle şöyledir:
i. İstihbarat faaliyetlerinin yalnızca bilgi toplama veanaliz etmenin ötesinde diğer devletlere karşı ekonomik, kültürel, ideolojik,askerî baskı oluşturmak için aktif ve eylemsel olarak kullanılmaya başlandığı,birçok ülke istihbarat biriminin faaliyetlerini icra ederken sivil toplumkuruluşlarının rahat hareket edebilme özelliklerinden istifade ederek buyapıları istihbarat faaliyetlerinde aktif olarak kullandıkları ve özelliklesivil toplum kuruluşlarının yurt dışı kaynaklı fonlarla yürüttüklerifaaliyetlerle bir toplum mühendisliği çalışması ortaya koydukları ilerisürülmüştür.
ii. Başsavcılığa göre birçok ülke istihbarat birimindegörev alan üst yöneticiler emekli olduktan sonra diğer ülkelerle ilgilitoplumsal, kültürel, siyasal araştırmalar yapacak olmaları dolayısıyla kendiülkelerinde kurulmuş olan sivil toplum kuruluşlarında görev almakta; bukuruluşlarda yürüttükleri çalışmaları da raporlaştırarak kendi istihbaratbirimlerine sunmaktadır. Bu kapsamda iddianamede; İkinci Dünya Savaşı sonrasıistihbarat faaliyetlerinde, istihbarat birimlerinden emekli olmuş veya ayrılmışkişiler tarafından kurulan sivil toplum kuruluşlarının saha araştırmalarıylaelde ettikleri bilgilerin ve yine saha çalışmalarıyla kurdukları ilişkilerinönemli bir yer tuttuğu ifade edilmiştir.
iii. Bu çerçevede G.S. tarafından kurulan ...Enstitüsünün temsilciliğini Türkiye'de ilk açan ve Türkiye'deki ... Vakfınınkuruculuğunu da yapan başvurucunun 2002 yılında ... A.Ş.yi kurduğu veTürkiye'deki faaliyetlerinin büyük bir bölümünü kâr amacı gütmeyen bu Şirketüzerinden kontrol ettiği belirtilmiştir. Bunun yanı sıra -... Vakfına yönelikVakıflar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan 16/10/2018 tarihli denetimraporunun ilgili bölümüne atıf yapılarak- başvurucunun G.S.nin finanse ettiği... Vakfından aldığı fonlarla ... A.Ş. üzerinden Türk toplumunun sosyal ve kültürelözelliklerini istihbari amaçla analiz ederek Türk vatandaşlarını dil, ırk, din,mezhep, bölge ve benzeri farklılıkları gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik edenprojeler yürüttüğü iddia edilmiştir.
iv. ... Vakfının -bazı devletlerde olduğu gibi- ülkemizdesosyal ve demografik yapıdaki farklılıkları öne çıkararak ayrıştırma vetoplumsal bölünmeleri teşvik ederek ülke yönetimini değiştirmeyi hedeflediğiöne sürülmüştür. Bu bağlamda başvurucunun da gerek ... A.Ş. gerekse kurucusu veyöneticisi olduğu diğer sivil toplum kuruluşları ve şirketler aracılığıyla Türkhalkının kültürel ve sosyal durumuna ilişkin araştırmalar yaparak detaylı veönemli bilgilere ulaştığı, anılan kuruluşlar aracılığıyla ayrımcılığı amaçlayanfaaliyetlerde bulunduğu iddia edilmiştir. Başsavcılığa göre başvurucu biryandan ülke içindeki kurum ve kuruluşlar üzerinde yetki ve inisiyatifkullanarak yönlendirmeler yapmakta, diğer taraftan da yabancı ülke yetkililerive uluslararası kurum ve sivil toplum örgütleriyle irtibat kurarak ilişkileriyönlendirmektedir.
v. İddianamede toplumsal alanda yapılan bazıfaaliyetlerle ilgili olarak da değerlendirmelerde bulunulmuştur. Buna göregörünüşte demokratik özgürlükleri geliştirip toplumsal tabana yayma söylemi ileyapılan bu faaliyetlerin asıl amacı demokratik meşru hükûmeti işlevsiz hâlegetirmek, toplum içinde ayrımcılığı körüklemek, vatandaşların devlet vemilletle olan birlik ve beraberliğini -ülke menfaatleri aleyhine, yabancıdevletler ve istihbarat örgütlerinin lehine- zayıflatarak buna zarar vermektir.Başsavcılık bu çerçevede başvurucunun kadın hakları, çocuk istismarı, kadınaşiddet, azınlıkların asimilasyonu, ifade özgürlüğü, çevre duyarlılığı gibi sonderece masumane konularda toplumun çeşitli kesimlerinde direnç noktalarıoluşturarak bu projeler için bir araya gelecek insanlara ortam hazırladığı,birbirinden bağımsız bu toplulukları istediği her yönetime karşıkışkırtabildiği ve böylelikle amaçlarına engel gördüğü tüm yönetimleri kitleselkalkışmalarla saf dışı bırakmayı denediği görüşündedir.
vi. Başvurucunun ... A.Ş. aracılığıyla özellikle Kürt,Ermeni, Rum, Hristiyan, Yahudi, Süryani, Ezidi kökenli vatandaşlara yönelikayrıştırıcı projeleri finanse ederek toplumsal ayrışmayı tetikleyicifaaliyetler yürüttüğü, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde ikamet eden Kürtkökenli vatandaşların Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından öldürüldüğü veyaağır insan hakları ihlallerine maruz bırakıldığı algısını oluşturan, PKK terörörgütü ve uzantılarını topluma şirin göstermeye çalışan dizi, film, belgesel,araştırma, analiz faaliyetlerini destekleme amacıyla finansman sağladığı ilerisürülmüştür. Bu kapsamda;
- Başvurucudan ele geçirilen bir flash bellekteki videodaPKK terör örgütünün Kadın Savunma Birliklerinde (YPJ) yer aldığı anlaşılankadın teröristlerle röportaj yapılarak hazırlanmış, içeriğinde Drama İstanbulFilm Atölyesi tarafından hazırlandığı belirtilen, 5 dakika 58 saniyelik "Rojava'nınIşıkları-Kadın Devrimi" isimli belgeselin bulunduğu, belgeseliçeriğindeki konuşmalarda açık bir şekilde "Kürt kadınlarınınözgürlükleri için dağa çıkmalarının" özendirildiğinden bahsedildiğibelirtilmiştir.
- Yine flash bellekte "Küçük KaraBalıklar-Güneydoğu'da Çocuk Olmak" isimli belgesel filmin bulunduğu,film içeriğinde "Türkiye Cumhuriyeti'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ndeyaşayan Kürt kökenli vatandaşları öldürdüğü" algısı oluşturananlatımlar bulunduğu ifade edilmiştir.
- Başvurucuya ait cep telefonu üzerinde yapılan incelemeneticesinde Dersim'de köylerin yakıldığı ve halkın zorla göç ettirildiği algısıoluşturduğu iddia edilen "1994" isimli belgesel filminihazırlamak için başvurucunun yönetmen D.T.ye maddi kaynak gönderdiği tespitedilmiştir.
- Başsavcılığa göre ilk bakışta sanatsal çalışmalarolarak değerlendirilebilecek söz konusu belgeseller aslında Kürt kökenlivatandaşların Türkiye Cumhuriyeti devletine duydukları aidiyeti yok etmeyeyönelik provokatif çalışmalardır. Anılan çalışmaların Kürt kökenli vatandaşlarıTürkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından ayrıştırmayı, vatandaşlığından uzaklaştırmayıamaçlayan provokatif faaliyetler olarak gerçekleştiği ileri sürülmüştür.
- Başvurucunun aynı şekilde Ermeni kökenli vatandaşlarayönelik olarak 1915 olaylarını sürekli gündemde tutarak, bu olayları soykırımşeklinde nitelendirip bu konuda lobi faaliyeti yürüterek Ermeni kökenlivatandaşların Türkiye Cumhuriyeti devletine karşı olumsuz tutum içindeolmalarına zemin hazırladığı belirtilmiştir. Bu kapsamda başvurucunun ... A.Ş.tarafından 22/4/2015 tarihinde "1915 yılında ölüme gönderilen Ermeniaydınları anısına" İstanbul'da düzenlenen "İn Memoriam24Nisan" isimli konser ve bunun gibi birçok organizasyon ile Ermenisoykırımı iddialarını dillendirerek uluslararası alanda Türkiye karşıtı lobifaaliyeti yürüttüğü belirtilmiştir.
vii. Mali Suçları Araştırma Kurulu tarafından hazırlananraporda ... A.Ş. hesaplarından, 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında ilanedilen olağanüstü hâl döneminde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerlekapatılan kurum ve kuruluşların çalışanları ile hakkında silahlı terör örgütüneüye olma suçundan işlem yapılan çok sayıda kişiye para gönderildiğibelirlenmiştir.
viii. İddianamede, başvurucunun üzerine atılı suçlarındaha iyi anlaşılabilmesi için Gezi Parkı olayları sürecine de bakılmasıgerektiği ifade edilmiştir. Başsavcılık bu kapsamda Gezi Parkı olaylarının ...Vakfının kurucu üyesi olan başvurucu tarafından koordine edildiği görüşündedir.Buna göre başvurucu özellikle Taksim Platformu, Taksim Dayanışması vekalkışmanın ilerleyen süreçlerinde yaygın hâle getirilen forumların koordinasyonuüzerinde büyük etki sahibidir. Başvurucunun anılan organizasyonlarda resmîolarak üyeliği bulunmasa da buradaki tüm kararlar başvurucuya danışılarakalınmıştır. Gezi Parkı olaylarıyla ilgili tüm uluslararası girişimler debaşvurucu üzerinden yapılmış, Gezi Parkı olaylarına katılan eylemcilerinihtiyaçları başvurucuya iletilerek giderilmiştir. Yine gerek Türkiye'de gerekseyurt dışında kalkışmaya (Gezi Parkı olayları) olan ilgiyi ve TürkiyeCumhuriyeti devletine yönelik baskıları artırmak maksadıyla belgesel, film,sergi gibi her türlü görsel yayın yöntemlerinin kullanılması ile yeni medyayapılanması kurulması çalışmaları başvurucu tarafından gerçekleştirilmiştir.
ix. Başvurucunun cep telefonunda yapılan incelemedecasusluk suçundan hüküm giyen firari C.D. ile WhatsApp programı üzerindenyaptığı görüşmelerin yer aldığı belirlenmiş, bu görüşme içeriklerindenbaşvurucunun Avrupa'ya seyahat ettiği dönemlerde Almanya'da bulunan bu kişiylesık sık yüz yüze görüştüğü sonucuna ulaşılmıştır.
x. Başvurucunun 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin olarakhazırlık sürecinde de etkili olduğu iddia edilmiştir. Bu kapsamda;
- Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının(FETÖ/PDY) yayın organı olduğu gerekçesiyle kapatılan Zaman gazetesi tarafındandarbe girişiminden yaklaşık 9 ay önce 5/10/2015'te yayımlanan "GülenBebek" reklam filminden kısa bir süre sonra G.S.nin 6/11/2015tarihinde Türkiye'ye geldiği, o tarihte yurt dışında olan başvurucununTürkiye'ye döndüğü ve aynı gün akşam G.S. ve İ.A. (2016 yılında vefat eden işadamı) ile bir davete katıldıkları, başvurucunun kendi telefonundan G.S. veİ.A.nın fotoğraflarını çektiği tespit edilmiştir.
- İ.A.nın başvurucu ile uzun yıllardır sıkı ilişkisiolduğu, ... Enstitüsünün Türkiye temsilciliğini yaptığı ve Türkiye'deki ...Vakfını başvurucu ile birlikte kurduğu belirtilmiştir. İddianamede bir tanıkifadesine ve daha önce hazırlanan Gezi Parkı olayları iddianamesinde yerverilen bir telefon görüşmesine atıf yapılarak İ.A.nın FETÖ/PDY lideri FetullahGülen'in Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) oturum izni alabilmesi içintavsiye mektubu veren eski büyükelçi ile FETÖ/PDY'nin bağlantısını sağlayankişi olduğu ileri sürülmüştür.
- G.S.nin Türkiye'ye gelmesi ve başvurucu ilegörüşmesinden kısa bir süre sonra başvurucunun 11/11/2015 tarihinde Almanya'yagittiği ve 11/11/2015-14/11/2015 tarihleri arasında bu ülkede bulunduğu, darbegirişimini yöneten firari sanık A.Ö.nün de 14/11/2015 tarihinde darbehazırlıkları kapsamında FETÖ/PDY lideri Fetullah Gülen ile görüşmek üzereABD'ye gittiği belirtilmiştir.
- Başvurucunun 27/1/2016-29/1/2016 tarihleri arasındaAvrupa Birliği'nin merkezi Brüksel'e gittiği (devam eden süreçte 4/3/2016tarihinde FETÖ/PDY'ye ait Zaman gazetesine kayyım atandığı), H.J.B.nin 7/3/2016tarihinde Türkiye'ye geldiği ve 7-8-9/3/2016 tarihlerinde İstanbul'dabulunduğu, bu süre içinde H.J.B. tarafından kullanılan telefon ile başvurucutarafından kullanılan telefonun birçok defa aynı zaman diliminde aynı bölgedensinyal aldığı ve 7-8-9/3/2016 tarihlerinde aynı mahalde bulundukları, H.J.B.ninİstanbul'da bir müddet kaldıktan sonra 10/3/2016 günü Adana'ya, aynı günbaşvurucunun da Fransa'ya gittiği 10-11/3/2016 tarihlerinde Fransa'da bulunduğuve çeşitli görüşmeler yaptığı tespit edilmiştir.
- H.J.B.nin 26/6/2016-29/6/2016 tarihleri arasındaİstanbul'da bulunduğu, 30/6/2016 tarihinde Diyarbakır'a giderek Yenişehir,Bağlar, Sur ve Kayapınar ilçelerinde çeşitli görüşmeler yaptığı ve aynı günakşam İstanbul'a döndüğü, 3/7/2016 tarihine kadar İstanbul'da bulunduğu,başvurucunun ise H.J.B.nin İstanbul'a gelişinden bir gün sonra 27/6/2016tarihinde Diyarbakır'a gittiği, burada çeşitli görüşmeler yaptıktan sonra aynıgün İstanbul'a döndüğü belirlenmiştir.
- H.J.B.nin 3/7/2016 tarihinde Türkiye'den çıkış yaptığıve 15 Temmuz 2016 tarihinde sabah saatlerinde darbe girişimini takip etmekamacıyla Türkiye'ye tekrar giriş yaptığı, başvurucunun ise H.J.B.nin Türkiye'denayrılmasından sonra 6/7/2016 tarihinde Fransa'ya gittiği, 6/7/2016-10/7/2016tarihleri arasında Fransa'da bulunduğu ifade edilmiştir.
- Başsavcılık başvurucu ile H.J.B.nin 15 Temmuz darbegirişimi öncesindeki bu faaliyetlerinin hayatın olağan akışına aykırı birşekilde darbe girişimi hazırlıkları ile kesiştiğini, bu durumun her ikişüphelinin de 15 Temmuz darbe girişiminden önceden haberdar oldukları ve darbegirişiminin altyapısını oluşturmak için yurt içi ve yurt dışı bir dizi bağlantıkurdukları anlamına geldiğini iddia etmiştir.
xi. İddianamede başvurucu ile diğer şüpheli H.J.B.arasındaki bağlantıya dair de bazı tespitlerde bulunulmuştur. Bu çerçevede;
- HTS kayıtlarına atıf yapılarak başvurucu ile H.J.B.nin8/10/2016 tarihinde saat 12.18'de 28 saniye, saat 16.06'da 36 saniye, saat16.10'da ise 193 saniye görüşme yaptığı belirtilmiştir.
-Başvurucu ile H.J.B.nin kullandığı cep telefonuhatlarının 300 saniye 500 metre aralığında ortak baz verdikleri noktalarıntespitine yönelik olarak Başsavcılık tarafından inceleme yapılmış; bu kapsamdaH.J.B.nin Gezi Parkı olaylarının gerçekleştiği 2013 yılı içinde toplam yedi kezTürkiye'ye geldiği, bu süre içinde 23/7/2013 tarihinde H.B.J. ile başvurucununtelefonlarının aynı bölgeden (Şişli) baz sinyali verdiği, bu tarihte başvurucuve H.J.B.nin bir araya gelerek aynı mahalde bulundukları belirlenmiştir.
- H.J.B.nin 2014 yılı içinde toplam iki kez Türkiye'yegeldiği 31/5/2014-8/6/2014 ve 26/11/2014-30/11/2014 tarihleri arasındaTürkiye'de bulunduğu, bu süre içinde 31/5/2014, 2/6/2014, 27/11/2014tarihlerinde başvurucu ile bu kişinin telefonlarının aynı bölgeden (Şişli) bazsinyali verdiği, bu tarihlerde başvurucu ve H.J.B.nin bir araya gelerek aynımahalde bulundukları ileri sürülmüştür.
- H.J.B.nin 2015 yılı içinde toplam iki kez Türkiye'yegeldiği, 31/5/2015-8/6/2015 tarihleri arasında Türkiye'de bulunduğu, bu süreiçinde 1/6/2015 tarihinde iki farklı ilçede (Şişli, Fatih) telefonlarının aynıbölgeden (Şişli) baz sinyali verdiği, bu tarihte başvurucu ve H.J.B.nin biraraya gelerek aynı mahalde bulundukları iddia edilmiştir. Öte yandaniddianamede 2015 yılında 3/6/2015, 4/6/2015, 5/6/2015, 6/6/2015 tarihlerinde detelefonlarının aynı bölgeden (Şişli, Beyoğlu) baz sinyali verdiği, butarihlerde de başvurucu ve H.J.B.nin bir araya gelerek aynı mahaldebulundukları yönünde bir tespite de yer verilmiştir.
- H.J.B.nin 2016 yılı içinde toplam dört kez Türkiye'yegeldiği, ilk olarak 7/3/2016-13/3/2016 tarihleri arasında Türkiye'de bulunduğu(7/3/2016-10/3/2016 tarihlerinde İstanbul'da) bu süre içinde 7/3/2016,8/3/2016, 9/3/2016 tarihlerinde başvurucu ile H.J.B.nin telefonlarının aynıbölgeden (Şişli, Beyoğlu) sinyal verdiği, bu tarihlerde başvurucu ve H.J.B.ninbir araya gelerek aynı mahalde bulundukları ileri sürülmüştür.
- Başvurucunun darbe girişiminden hemen sonra 18/7/2016tarihinde H.J.B. ve Büyükada'daki toplantıya katılan S.T., M.D. ile Beyoğluilçesindeki bir lokantada akşam yemeğinde görüştükleri, sonrasında H.J.B.ninyurt dışına çıktığı belirtilmiştir.
xii. İddianamede; başvurucunun Hendek olayları olarakbilinen PKK/KCK terör örgütünün özerklik ilan ettiği, aynı zamanda 7/6/2015tarihli seçimlerin gerçekleştiği dönemde iki buçuk aylığına farklı bir telefonkullandığı, sonrasında 15 Temmuz darbe girişiminden kısa bir süre önce (12Mayıs) tekrar telefonunu değiştirerek yine seçim sürecinde kullandığı telefonukullanmaya başladığı, söz konusu telefonu bu kez gözaltına alınmadan bir ayönce (2/9/2017) kullanmayı bıraktığı ve bu telefonunun aramalarda elegeçirilemediği belirtilerek bunların dikkat çekici olduğu ifade edilmiştir.Başsavcılığa göre başvurucunun cep telefonunu 2015 seçimleri ve 15 Temmuz 2016darbe girişimi süreçlerindeki faaliyetlerinin deşifre olmaması amacıylaözellikle imha etmiş olması muhtemeldir. Başvurucunun bunların yanı sıraAlmanya'da kayıtlı cep telefonu hatları kullandığına da vurgu yapılmıştır.
xiii. Başsavcılığa göre H.J.B.nin kısıtlı dönemdeTürkiye'ye gelmesine ve başvurucuyla ortak iletişimleri olmasına rağmenaralarında doğrudan iletişimin az olması H.J.B.nin istihbari taktik ve usulleribilmesinden ve uygulamasından, bu hususta başvurucuyla birlikte özel bir gayretgöstermesinden kaynaklanmıştır.
xiv. Başvurucunun H.J.B. ile birlikte Büyükada'dakitoplantıya katılan A.V. isimli kişiyle irtibatlı olduğu belirtilmiştir. Buirtibata ilişkin olarak başvurucu ile A.V. arasında 15 Temmuz darbegirişiminden önce içeriği tespit edilemeyen mailleşmelerin olduğu ilerisürülmüştür. Başsavcılığa göre A.V., ... Group'ta İran ve Orta Doğu uzmanı olarakgörevlidir. Resmî internet sitesinde misyonunu "daha barışçıl birdünyayı İnşa edecek politikaları şekillendirmek ve savaşları önlemek"olarak belirten ... Grubu, dünyanın birçok bölgesinde politik araştırmalar veanalizler yaparak uluslararası politikaları yönlendiren, belirleyen, merkeziBrüksel’de olan ve New York, Washington ve Londra yönelim birimleri bulunan birdüşünce kuruluşudur. Söz konusu ... grubunun kurucuları arasında ... VakfıEnstitüsü kurucusu G.S. ve FETÖ/PDY lideri Fetullah Gülen'in ABD'de ikametetmesi amacıyla Green Card alması için tavsiye mektubu sunan eskibüyükelçi de bulunmaktadır.
xv. Başvurucunun 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde diğeryıllara oranla daha fazla yurt dışına çıkış yaptığı belirtilmiştir. Buna görebaşvurucu 2016 yılında 15 Temmuz darbe girişimine kadar olan süreç içindeBelçika'da (27-29/1/2016), Portekiz'de (11-5/2/2016), Fransa'da (10-11/3/2016),tespit edilemeyen bir ülkede (27-31/3/2016), Almanya'da (7-12/4/2016), tespitedilemeyen bir ülkede (22-25/4/2016), Yunanistan'da (27-29/4/2016), Almanya'da(1-5/5/2016), günübirlik olarak Almanya'da (31/5/2016), tespit edilemeyen birülkede (1-6/6/2016) ve Fransa'da (6-10/7/2016) bulunmuştur.
43. İddianamede yukarıda belirtilen tespitlerle ilgilihukuki değerlendirmelere de yer verilmiştir. Bu kapsamda yapılan açıklamalarözetle şöyledir:
i. Başsavcılık; başvurucu ve H.J.B.nin ülkeninsosyolojik, ekonomik ve siyasal tabanının analiz edilmesi, toplumun siniruçlarının tespiti ve gerektiğinde bunların harekete geçirilebilmesi maksadıylalegal görünümlü ancak illegal amaca hizmet eden sivil toplum kuruluşlarıkurduklarını ve bunların desteklenmesini sağladıklarını, bu sayede toplumdakiayrışmaların ortaya çıkarılmasında ve bunların derinleştirilmesinde araç olarakkullandıkları kurumlardan uygun şartlar altında faydalandıklarınıdeğerlendirmektedir.
ii. Bu bağlamda başvurucu ve H.J.B.nin Gezi Parkı olaylarınınyaşandığı dönemde bu hücreleri harekete geçirdikleri, toplumda kısmen mevcutolan ve kendileri tarafından derinleştirilen ayrışmaları kullandıkları ve soyutkavramlar etrafında toplumun farklı kesimlerini bir araya getirdikleri, bununneticesinde her ideolojiden ve özellikle de Marksist-Leninist ideolojiyibenimseyen terör örgütlerinin sahada mevcut bulunan potansiyel militan gücündenyararlandıkları, bu şekilde de terör örgütlerine eylemselliğe geçmelerimaksadıyla uygun ortam sağladıkları ileri sürülmüştür.
iii. İddianamede; başvurucu ve H.J.B.nin kamuoyunda GeziParkı olaylarının yaşandığı dönemde açığa çıkmaya başlayan eylemleri ileTürkiye Cumhuriyeti Hükûmetine yönelik faaliyetlerde bulundukları, uzunyıllardır Türkiye'de örgütledikleri ve maddi olarak destekledikleri siviltoplum kuruluşları aracılığıyla elde etmiş oldukları sosyolojik, ekonomik vesiyasal içeriği olan, devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarıbakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin ederekamaçları doğrultusunda yabancı devletler lehine ve Türkiye aleyhinekullandıkları da iddia edilmiştir.
iv. Başsavcılığa göre H.J.B.nin doğrudan yabancı devletistihbarat örgütleri ile organik bağ içinde bulunuyor olması ve bu kapsamdaTürkiye aleyhine faaliyetlerde bulunması nedeniyle eylemleri, doğrudan devletingizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla teminetme suçunu oluşturmaktadır. Başvurucunun da H.J.B.nin Türkiye'deki kolu veyerel iş birlikçisi olarak faaliyet yürüttüğü ve onun eylemlerinin de aynı suçavücut verdiği öne sürülmüştür.
v. Başvurucu ve H.J.B.nin darbe girişimi öncesinde bugirişimi FETÖ/PDY adına sevk ve idare eden örgütün mahrem sorumluları ilebirbirine paralel bir kısım faaliyet ve irtibatlarda bulunarak darbe girişiminehazırlık hareketlerinde yer aldıklarınıdeğerlendiren Başsavcılık, bu kapsamdabaşvurucu ile diğer şüphelinin yurt içinde ve yurt dışına yoğun seyahatleryapmalarına ve -örgütün mahrem sorumlularının yaptığı gibi- birbirlerini takip ederşekilde seyahat ve görüşmeler gerçekleştirdiklerine vurgu yapmıştır.
vi. Başsavcılığa göre H.J.B. darbe girişimine teşebbüsedildiği gün Türkiye'ye gelmiş, bu kapsamda faaliyetini gizlemek maksadıyla birtoplantı tertip etmiş, bu toplantının tarihini makul olmayan bahanelerle darbegirişimi gününe kadar ötelemiş, darbe girişimi günü de Adalar ilçesinde güvenlibir mesafeden bu darbe sürecini yönetmiştir. H.J.B.nin yerel iş birlikçisi olanbaşvurucu da darbe girişimi öncesinde FETÖ/PDY adına darbe girişimini sevk veidare eden örgütün mahrem sorumluları ile birbirine paralel bazı irtibatlargerçekleştirerek darbe girişimine hazırlık hareketlerinde bulunmuş, bukapsamdaki eylemlere katılmıştır.
vii. Başsavcılık; başvurucu ve H.J.B.nin bu faaliyetleridolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaveya bu düzen yerine başka bir düzen getirme ya da bu düzenin fiilenuygulanmasını önleme, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veyatamamen yapmasını engelleme ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaveya görevlerini yapmasını tamamen engelleme suçlarını da işlediğinideğerlendirmiştir.
44. İddianame, İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesitarafından 8/10/2020 tarihinde kabul edilmiş ve E.2020/298 sayılı dosyaüzerinden kovuşturma başlatılmıştır. Mahkemece aynı tarihte yapılan tensip incelemesiylebirlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.
45. Başvurucu 5/11/2020 tarihinde tahliye talebindebulunmuş, Mahkeme "mevcut delil durumu dikkate alındığında üzerineatılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somutolguların bulunduğu, suçun kanundaki ceza miktarı göz önüne alındığında sanığın,delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme yada kaçma şüphesini uyandıranolgular bulunduğundan tutuklama nedenlerin somut olarak oluştuğu, adli kontrolhükümlerinin de yeterli olmayacağı" gerekçeleriyle 6/11/2020 tarihindetalebin reddine karar vermiştir.
46. Başvurucunun anılan karara yönelik itirazı daİstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 23/11/2020 tarihinde verilen birkararla "sanığın atılı devletin gizli kalması gereken bilgilerinisiyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçu yönünden dosya kapsamındatutuklu olduğu, tutuklama tedbirine İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği'nin9/3/2020 tarihli kararıyla hükmedildiği, tensip zaptı içeriğine göre duruşmanın18.12.2020 tarihine bırakıldığı ve sanığın henüz savunmasının alınmamış olduğu,ayrıca mahkemece C.F.B, İ.M.A, S.T., A.U, S.L.A.U, A.T., P.S. ve B.S.nin tanıkolarak dinlenilmelerine karar verildiği, mevcut delil durumu ile sanığın üzerineatılı suçun vasıf ve mahiyeti de göz önüne alındığında bu hali ile mahkemenintutukluluk halinin devamına dair kararının usul ve yasaya uygun olduğu, buaşamada kararda bir isabetsizliğin bulunmadığı, yapılan itirazın izah edilennedenlerle yerinde olmadığı" gerekçeleriyle reddedilmiştir.
47. Başvurucu hakkındaki davaya bakan İstanbul 36. AğırCeza Mahkemesi 18/12/2020 tarihinde yaptığı ilk duruşmada başvurucununsavunmasını almış ve bazı tanıkları dinlemiştir. Mahkeme duruşma sonunda "atılısuçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olgularınbulunduğu, delillerin tam olarak toplanmadığı, bir kısım tanıklarındinlenemediği, suçun kanundaki ceza miktarı göz önüne alındığında sanığın,delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme yada kaçma şüphesini uyandıranolgular bulunduğundan tutuklama nedenlerin somut olarak oluştuğu, adli kontrolhükümlerinin de yeterli olmayacağı" gerekçesiyle başvurucununtutukluluğunun devamına karar vermiştir.
48. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarihitibarıyla ilk derece mahkemesinde derdesttir ve başvurucunun tutukluluk durumudevam etmektedir.
IV. İLGİLİHUKUK
49. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklamanedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
"Kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheliveya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesibeklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklamakararı verilemez.
Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedenivar sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması,saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerindebaskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüpheoluşturuyorsa."
50. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama kararı"kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"Soruşturma evresinde şüphelinintutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimitarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlakagerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirtenhukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veyabu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularlagerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığasözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerineverilir ve bu husus kararda belirtilir."
51. 5271 sayılı Kanun'un 102. maddesinin-27/10/2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle eklenen- (4)numaralı fıkrası şöyledir:
"Soruşturma evresinde tutukluluksüresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler bakımından altı ayı,ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise bir yılı geçemez.Ancak, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci,Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunukapsamına giren suçlar ve toplu olarak işlenen suçlar bakımından bu süre en çokbir yıl altı ay olup, gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir."
52. 5271 sayılı Kanun'un "Cumhuriyet savcısınıntutuklama kararının geri alınmasını istemesi" kenar başlıklı 103.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Soruşturma evresinde Cumhuriyetsavcısı adlî kontrol veya tutuklamanın artık gereksiz olduğu kanısına varacakolursa, şüpheliyi re'sen serbest bırakır. Kovuşturmaya yer olmadığı kararıverildiğinde şüpheli serbest kalır."
53. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemi"kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Suç soruşturması veya kovuşturmasısırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullardışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
...
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığıhâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içindehakkında hüküm verilmeyen,
Kişiler, maddî ve manevî her türlüzararlarını, Devletten isteyebilirler."
54. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat istemininkoşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
"Karar veya hükümlerinkesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veyahükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat istemindebulunulabilir."
55. 5237 sayılı Kanun'un "Anayasayı ihlal"kenar başlıklı 309. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Cebir ve şiddet kullanarak,Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya budüzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasınıönlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ilecezalandırılırlar."
56. 5237 sayılı Kanun'un "Hükûmete karşı suç"kenar başlıklı 312. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Cebir ve şiddet kullanarak TürkiyeCumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmenveya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapiscezası verilir."
57. 5237 sayılı Kanun'un "Siyasal veya askericasusluk" kenar başlıklı 328. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
"Devletin güvenliği veya iç veyadış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gerekenbilgileri, siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeşyıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir."
V. İNCELEME VEGEREKÇE
58. Mahkemenin 29/12/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. TutuklamanınHukuki Olmadığına İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
59. Başvurucu; tutuklanmasına dayanak kabul edilenolguların kuvvetli suç belirtisi oluşturmadığını, üzerine atılı casusluksuçunun unsurlarının hiçbir şekilde oluşmadığını, olayda tutuklama nedenlerininbulunduğundan söz edilemeyeceğini, aynı soruşturma kapsamında tutuklukalmasının ölçülü olmayacağı gerekçesiyle 11/10/2019 tarihinde resentahliye edilmesine karşın daha önce suçlama konusu yapılan olgulara dayanılarakyeniden tutuklandığını, bu durumun ölçülü olmadığını belirterek kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
60. Başvurucu ayrıca AİHM'in verdiği ihlal kararındaH.J.B. adlı kişiyle olan irtibatlarının incelendiğini ve bu irtibatların suçoluşturmayacağının tespit edildiğini, AİHM tarafından yapılan bu tespite rağmenfarklı bir suçlamayla da olsa aynı delillerle yeniden tutuklandığını iddiaetmiştir. Başvurucu ayrıca AİHM'in derhâl tahliye kararına rağmen aynısoruşturma, aynı eylem ve gerekçelerle verilen bu tutuklama kararıyla AİHM'inbelirlediği hak ihlali durumunun devam ettirildiğini, bu suretle de Anayasa'nın90. maddesinin ihlal edildiğini dile getirmiştir.
61. Bakanlık görüşünde; somut olaydaki tutukluluğailişkin olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 15 Temmuz darbeteşebbüsü ile ilgili soruşturmanın ilerleyen aşamalarında başvurucu hakkındayeni deliller elde edildiği, bu kapsamda H.J.B.nin yabancı devletler adınaistihbari görevler alarak faaliyetler yürüttüğüne dair bulgulara erişildiğibelirtilmiştir. Bakanlık, Başsavcılığın yasa dışı istihbari faaliyetlerdebulunan şüpheli H.J.B. ile başvurucu arasındaki yakın iş birliği ve tanıkbeyanı ile iletişim tespitlerinden elde edilen verileri birliktedeğerlendirerek casusluk suçunu işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesibulunduğundan bahisle başvurucunun tutuklanmasını talep ettiğine vurguyapmıştır.
62. Bakanlık; başvurucu hakkında mevcut tutuklamakararına konu suç ve bu suçun işlendiği yönündeki deliller ile başvurucuhakkında verilen ve AİHM kararına konu 1/11/2017 tarihli tutuklama kararındabelirtilen suç ve delillerin birbirinden farklı olduğunu, dolayısıyla başvurucununmevcut tutukluluk hâlinin daha önce tutuklandığı suça ilişkin olmadığını, süreçiçinde elde edilen yeni delillere bağlı olarak başka bir suç nedeniyletutuklandığını, AİHM kararına konu tutukluluğun sona erdiğini, başvurucununaynı olaylar ve suçlar kapsamında tekrar tutuklandığı iddiasının herhangi birtemelinin bulunmadığını da ifade etmiştir.
63. Bakanlık sonuç olarak başvurucunun tutuklanmasınınkanuni dayanağının olduğu, tutuklama kararında atıf yapılan delillerin kuvvetlisuç şüphesi oluşturduğu, başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının bulunduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğu görüşündedir.
64. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında BakanlarKomitesinin 3/9/2020 tarihinde derhâl serbest bırakılması yönünde çağrıda bulunduğunaişaret etmiş; daha önce Anayasa Mahkemesine ve AİHM'e yaptığı başvurulardaayrıntılı açıklamalar yaptığını, bu nedenle Bakanlık görüşüne karşı cevaphakkından vazgeçtiğini belirtmiştir.
2. Değerlendirme
65. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerinsınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
66. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti vegüvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncüfıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti vegüvenliğine sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veyadeğiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılanve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
67. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının özü, daha öncesinden tahliyesinekarar verilen bir soruşturma dosyasında AİHM tarafından makul suç şüphesioluşturmadığı değerlendirilen bir olguya dayanılarak yeniden tutuklanmasınınhukuka aykırı olduğuna yöneliktir. Bu durumda başvurucunun anılanşikâyetlerinin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişihürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
68. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan bu iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. EsasYönünden
i. Genelİlkeler
69. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında,herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortayakonduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanundagösterilmek koşuluyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlarsınırlı olarak sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137,2/7/2013, § 42).
70. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik birmüdahale olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklamatedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nınilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasınadayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017,§§ 53, 54).
71. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göretutuklama ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerbakımından mümkündür. Bir başka anlatımla tutuklamanın ön koşulu, kişininsuçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin bulunmasıdır. Bunun için suçlamanınkuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir (MustafaAli Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72). Diğer taraftan şüpheli veyasanığa isnat edilen eylemlerin ifade, basın ve sendika özgürlükleri ile siyasifaaliyette bulunma hakkı gibi demokratik toplum düzeni bakımından vazgeçilmeztemel hak ve özgürlükler kapsamında olduğu hususunda ciddi iddiaların bulunduğuveya bu durumun somut olayın koşullarından anlaşılabildiği hâllerde tutuklamayakarar veren yargı mercilerinin kuvvetli suç şüphesini belirlerken daha özenlidavranmaları gerekir. Buradaki özen yükümlülüğüne riayet edilip edilmediğiAnayasa Mahkemesinin denetimine tabidir (Gülser Yıldırım (2) [GK], B.No: 2016/40170, 16/11/2017, § 116).
72. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncüfıkrasında, tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesiniveya değiştirilmesini önleme amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271sayılı Kanun'un 100. maddesine göre şüpheli ya da sanığın kaçması, saklanmasıveya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli ya da sanığındavranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur yada başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetlişüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıcaişlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedenininvarsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan,§§ 58, 59).
73. Bir suçun niteliği veya bu suça ilişkin olarakverilebilecek cezanın ağırlığı her zaman kaçma tehlikesinin bulunduğunu ortayakoyan bir durum olarak kabul edilemez. Bir ceza soruşturması veya kovuşturmasıbağlamında uygulanan tutuklama tedbirleri bakımından kaçma şüphesinin bulunupbulunmadığının veya devam edip etmediğinin belirlenmesinde -suçun ya da cezanınniteliğine ilişkin olanların yanı sıra- şüphelinin veya sanığın durumunun daözellikle dikkate alınması gerekmektedir. Bu bağlamda şüpheli veya sanığınsabit bir yerleşim yerinin olup olmadığı, mesleği, mal varlığı, ailesinden veyaişinden kaynaklanan bağlantıları, yakalanma şekli, süreç içindeki tavır vedavranışları, başka bir ülkeye gitmesini veya orada barınmasını kolaylaştıranbazı özel koşulların bulunup bulunmadığı, kişilik özelliklerini ortaya koyanolgular, ahlaki durumunu gösteren tutum ve eylemleri gibi kişisel (subjektif)unsurlar birlikte değerlendirilerek bir kanaate ulaşılmalıdır (Eren Erdem,B. No: 2019/9120, 9/6/2020, § 135).
74. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hakve özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük ilkesine aykırıolamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda dikkate alınacak hususlardan biritutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak yaptırımınağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).
75. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçunişlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerininbulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikleanılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla vedelillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesinekıyasla daha iyi konumdadır. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilenhususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetiminetabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşullarıdikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararınıngerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Gülser Yıldırım (2), §§ 123, 124).
ii. İlkelerinOlaya Uygulanması
76. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasınınkanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Eldeki bireyselbaşvurunun konusu 9/3/2020 tarihinde uygulanan tutuklama tedbiridir. Başvurucu,devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casuslukamacıyla temin etme suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarıncatutuklanmıştır. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirininkanuni dayanağı bulunmaktadır.
77. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklamatedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden öncetutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtibulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
78. Başvurucu hakkında devletin gizli kalması gerekenbilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçundan tutuklamatedbiri uygulanmasına ilişkin olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının talepyazısında, başvurucunun daha önceden tutuklama tedbiri uygulanan anayasaldüzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunun yanı sıra talep konusu suçyönünden de kuvvetli suç şüphesinin mevcut olduğu ifade edilmiştir. Başsavcılıkilk olarak diğer şüpheli H.J.B. hakkında yapılan ek araştırmada, adı geçeninyabancı devletler adına istihbari görevler alarak faaliyetler yürüttüğüne dairbulgulara erişildiğini belirtmiştir. Bu kapsamda H.J.B.nin -15 Temmuz darbegirişiminin arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY'nin kurucusu ve lideri olupABD'de ikamet eden- Fetullah Gülen'in onursal başkanı olduğu Rumi ForumVakfının organizasyon komitesinde görev yaptığı ve örgüt liderininçalışmalarını tanıtmak için lobi faaliyetlerinde bulunduğu, ayrıca darbeteşebbüsünün yaşandığı gün kendi faaliyetlerini kamufle etmek için birtoplantıya katılma görüntüsü altında Türkiye'ye geldiği ve bunu FETÖ/PDYmensuplarınca gerçekleştirilen darbe teşebbüsüyle irtibatını gizlemekmaksadıyla yaptığı vurgulanmıştır.
79. Tutuklama talep yazısında başvurucuyla ilgili olarakise özellikle iletişimin tespitine dair analiz raporlarına değinilerek H.J.B.ile başvurucu arasında bağlantı bulunduğu ifade edilmiştir. Başsavcılık buirtibatın çoğu zaman yüz yüze gerçekleştiğine dikkat çekmiştir. Ayrıcabaşvurucu ile H.J.B.nin kullandıkları cep telefonlarının 2014-2016 yıllarıarasında dokuz ayrı tarihte aynı baz istasyonundan sinyal bilgisi aldıklarınıntespit edildiğini belirtmiştir. Bunun yanı sıra Başsavcılık; başvurucu ileH.J.B.nin 18/7/2016 tarihinde Karaköy'deki bir lokantada karşılaştıklarınavurgu yapmış, başvurucu ile -yasa dışı istihbari faaliyetlerde bulunan şüpheli-H.J.B. arasındaki irtibata yönelik araştırmaların devam ettiğinin de altınıçizmiştir.
80. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklamakararında da başvurucu yönünden devletin gizli kalması gereken bilgilerinisiyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme bakımından kuvvetli suçşüphesinin bulunduğu belirtilmiştir. Hâkimlik buna ilişkin olarak HTS bazanaliz raporları, dijital inceleme tutanakları, tanık beyanı, H.J.B. ileirtibatına dair periyodik olarak süreklilik arz eden baz kayıtları,başvurucunun 18/7/2016 tarihinde H.J.B. ile bir lokantada birlikte görünmesi veyine bu kişiyle, konusu Türkiye ve Orta Doğu meseleleri olan konferanslardagörüştüklerine dair beyanda bulunması gibi olgulara değinmiş ve -bunlarbirlikte değerlendirildiğinde- kuvvetli suç şüphesinin mevcut olduğu sonucunaulaşmıştır.
81. İddianamede ise başvurucuya isnat edilen suçlardanbiri olan devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerîcasusluk amacıyla temin etme suçu yönünden dayanılan olguların genel olarakH.J.B. ile olan bağlantısı, sahibi veya yöneticisi olduğu kurum ve kuruluşlararacılığıyla yürüttüğü kimi faaliyetler ve başvurucudan ele geçirilen bir flashbellek ile cep telefonunda tespit edilen kayıtlar olduğu görülmektedir.
82. Başvurucunun -hakkında aynı suçlardan dava açılandiğer şüpheli- H.J.B ile bağlantısına ilişkin olarak iddianamede ayrıntılıtespitlere yer verilmiş ve bununla ilgili değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bukapsamda başvurucunun cep telefonu ile H.J.B.nin cep telefonunun 2013 ve 2016yılları arasında İstanbul'da aynı baz istasyonundan birçok kez sinyal aldığı,başvurucu ve H.J.B.nin 18/7/2016 tarihinde bir restoranda görüştükleri ve8/10/2016 tarihinde de telefonla görüştüklerine dair kayıtların bulunduğubelirtilmiştir.
83. Soruşturma mercilerinin tespit ve değerlendirmelerinegöre başvurucunun irtibatının bulunduğu H.J.B. Türkiye aleyhine casusluk yapanbir kişidir. Bu bağlamda soruşturma mercilerince ABD vatandaşı bir akademisyenolup bu ülkede faaliyet gösteren bir düşünce kuruluşunda Orta Doğu analisti veuzmanı olarak çalışan H.J.B.nin Türkiye'nin sosyal, siyasal ve demografikyapısını çok iyi bildiği, bir taraftan PKK/KCK, PYD, diğer yandan da FETÖ/PDYile irtibatının yoğun ve derin olduğu, bu terör örgütlerinin eylem stratejileriüzerinde inisiyatif kullanabilecek bir konumda bulunduğu ileri sürülmüştür. Adıgeçen kişinin FETÖ/PDY liderinin onursal başkanlığını yaptığı bir vakfınorganizasyon komitesinde görev aldığı da ifade edilmiştir. Dahası bu kişinin 15Temmuz darbe teşebbüsünün gerçekleştiği gün girişimi takip etmek, gerektiğindeyönlendirmek ve özellikle girişimin başarılı olması sonrasında darbeninuluslararası destekçileri ile koordinasyonu sağlamak üzere Türkiye'ye geldiğive teşebbüsün yaşandığı gece gelişmeleri takip ederek uluslararası irtibatlarısağladığı iddia edilmiştir.
84. Başvurucu ile aynı suçlardan cezalandırılmasıistemiyle hakkında dava açılan ve kaçak konumda olması nedeniyle yakalamaemriyle aranan H.J.B.ye soruşturma mercilerince isnat edilen olgularındeğerlendirilmesi elbette eldeki başvuruda Anayasa Mahkemesince yapılacakincelemenin kapsamında değildir. Bununla birlikte başvurucuya yöneltilendevletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casuslukamacıyla temin etme suçu yönünden dayanılan temel olguların başında bu kişiyleolan bağlantısının yer alması dolayısıyla başvurucu bakımından yapılacak olandeğerlendirmede bu kişiyle ilgili tespitlerin de dikkate alınmasıgerekmektedir.
85. Bu bağlamda başvurucunun -soruşturma mercilerinintespitlerine göre- FETÖ/PDY ile bağlantısı olan bir vakıfta görev alan, kısabir süre önce ayrılmasına rağmen 15 Temmuz darbe teşebbüsünün yaşandığı günTürkiye'ye gelen, teşebbüs sürecini İstanbul Büyükada'daki bir otelde izleyenve teşebbüsün engellenmesinden hemen sonra Türkiye'den ayrılan, yabancı uyruklubir akademisyen olan H.J.B. ile bağlantısının bulunması söz konusu suçlamabakımından gözardı edilmemesi gereken bir durumdur. Başvurucu, H.J.B.yi tanıdığınıfakat kendisiyle özel bir irtibatının bulunmadığını ifade etmektedir. Bununlabirlikte başvurucu, bu kişiyle bazı konferanslarda bir araya geldiğini ve yinedarbe teşebbüsünün engellenmesinden iki gün sonra İstanbul'da bir lokantadakarşılaştığını, burada konuştuklarını söylemektedir.
86. Öte yandan soruşturma mercileri H.J.B.nin 2011 ve2016 yılları arasında toplamda on yedi kez Türkiye'ye gelip Türkiye'den döndüğüfakat darbe teşebbüsü sonrasında ayrıldığı 19/7/2016 tarihinden beri Türkiye'yegiriş kaydının bulunmadığını belirlemiştir. Buna göre adı geçen kişi26/10/2011-4/11/2011 tarihleri arasında, 9/10/2012-13/10/2012 tarihleriarasında, 15/3/2013 tarihinde, 11/4/2013-21/4/2013 tarihleri arasında,18/5/2013-27/5/2013 tarihleri arasında, 17/7/2013-25/7/2013 tarihleri arasında,28/7/2013-31/7/2013 tarihleri arasında, 3/10/2013-7/10/2013 tarihleri arasında,31/5/2014-8/6/2014 tarihleri arasında, 26/11/2014-30/11/2014 tarihleriarasında, 15/1/2015-22/1/2015 tarihleri arasında, 31/5/2015-8/6/2015 tarihleriarasında, 7/3/2016-13/3/2016 tarihleri arasında, 19/3/2016 tarihinde,26/6/2016-3/7/2016 tarihleri arasında ve 15/7/2016-19/7/2016 tarihleri arasındaTürkiye'de bulunmuştur.
87. Başvurucunun ve H.J.B.nin kullandığı ceptelefonlarının birçok farklı tarihte İstanbul'da aynı baz istasyonundan sinyalbilgisi aldığı tespit edilmiştir. Bu kapsamda H.J.B.nin Türkiye'de olduğu23/7/2013, 31/5/2014, 2/6/2014, 27/11/2014, 1/6/2015, 3/6/2015, 4/6/2015,5/6/2015, 6/6/2015, 7/3/2016, 8/3/2016 ve 9/3/2016 tarihlerinde cep telefonununbaşvurucunun cep telefonuyla aynı baz istasyonundan sinyal bilgisi aldığıbelirlenmiştir.
88. Diğer taraftan soruşturma mercileri başvurucununişlediği ileri sürülen casusluk suçuyla bağlantılı olarak kimi projelere destekolduğunu ve finansman sağladığını iddia etmiş ve bununla ilgili olarak bazıolgulara değinmiştir. Bu kapsamda başvurucudan ele geçirilen bir flashbellekteki videoda PKK terör örgütünün YPJ'de yer aldığı anlaşılan kadınteröristlerle röportaj yapılarak hazırlanmış bir belgeselin bulunduğu,belgeseldeki konuşmalarda açık bir şekilde "Kürt kadınlarınınözgürlükleri için dağa çıkmalarının" özendirildiğinden bahsedildiğibelirtilmiştir. Yine flash bellekteki bir başka belgesel filmde "TürkiyeCumhuriyeti'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde yaşayan Kürt kökenli vatandaşlarıöldürdüğü" algısı oluşturan anlatımlar bulunduğu ifade edilmiştir.Bunların yanı sıra başvurucuya ait cep telefonu üzerinde yapılan incelemeneticesinde Dersim'de köylerin yakıldığı ve halkın zorla göç ettirildiği algısıoluşturduğu iddia edilen "1994" isimli belgesel filminihazırlamak için başvurucunun yönetmen D.T.ye maddi kaynak gönderdiği tespitedilmiştir.
89. Anayasa Mahkemesince birçok kararda vurgulandığıüzere tutmanın bir amacı da kişi hakkındaki şüpheleri teyit etmek veya çürütmeksuretiyle ceza soruşturmasını ve/veya kovuşturmasını ilerletmektir (DursunÇiçek, B. No: 2012/1108, 16/7/2014, § 87; Halas Aslan, § 76).Bu nedenle yakalama veya tutuklama anında tüm delillerin yeterli düzeydetoplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Bu bakımdan suç isnadına vedolayısıyla tutuklamaya esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgularile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyetegerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (MustafaAli Balbay, § 73).
90. Ayrıca başvurucuya isnat edilen eylemlerin hangisuçun konusunu oluşturduğunu veya ilgili suçlar bakımından kanunlarda öngörülenunsurların bulunup bulunmadığını tespit etmek Anayasa Mahkemesinin bireyselbaşvurularda yaptığı incelemenin kapsamında değildir. Bu bağlamda başvurucuyaisnat edilen ve yukarıda açıklanan eylemlerin ve bununla ilgili olaraksoruşturma mercilerince dayanılan olguların hangi suç kapsamında olduğunu, busuçla ilgili kanuni unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini ve başvurucununisnat konusu suçları işleyip işlemediğini bir bütünlük içinde belirleme görevi,yapılacak yargılama sonucunda toplanan delillere göre yargılama süreçleriniyürüten adli mercilere aittir. Yine bu belirlemeye göre varılacak sonucunhukuka uygun olup olmadığı kanun yolu incelemesi ile tespit edilebilir (MehmetHaberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, § 77).
91. Buna göre Anayasa Mahkemesince yapılacak incelemeninsınırı, soruşturma mercilerince ortaya konulan ve tutuklamaya esas alınanolguların başvurucu yönünden kuvvetli suç belirtisi niteliğini taşıyıptaşımadığının belirlenmesidir. Bu belirleme yapılırken somut olayın kendiözelliklerinin yanı sıra tutuklamaya konu olan suçun niteliğinin de dikkatealınması gerekmektedir. Zira bireysel başvuruya konu tutuklama tedbiri devletingizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla teminetme suçu yönünden uygulanmıştır. Anılan suçun düzenlendiği 5237 sayılıKanun'un 328. maddesinin (1) numaralı fıkrasında devletin güvenliği ya da içveya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gerekenbilgilerin siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin edilmesi yaptırımabağlanmıştır. Buna göre suçun konusu özünde devlet sırrı olan bilgi vebelgelerdir. Ayrıca bunların temininin siyasal veya askerî casusluk amacıylayapılması anılan suçun unsurudur. Bu bakımdan söz konusu suçun temelözelliklerinden birinin gizlilik olduğu söylenebilir.
92. Doğası gereği gizlilik içinde işlenen casusluk türüsuçların ortaya çıkarılmasında, bunlara dair delil ve olguların belirlenmesindesoruşturma mercilerinin diğer suçlara göre oldukça zor bir konumda olduklarıhatırda tutulmalıdır. Dahası bu tür suçların konusunu oluşturan eylemlerin çoğukez diğer ülkelerin istihbarat örgütleriyle iş birliği içinde icra edilmesi vesuçların faillerinin eylemlerini gizleme konusunda diğer şüphelilere göre dahafazla kabiliyet sahibi olması gibi olgular, bunlarla ilgili en azındansoruşturmanın başlangıcında veya tutuklama gibi koruma tedbirlerininuygulandığı aşamada aranan delil türü ve düzeyiyle ilgili kısmen farklıölçütler benimsenmesini zorunlu kılabilir.
93. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olaydeğerlendirildiğinde başvurucu yönünden soruşturma mercilerince dayanılan veSulh Ceza Hâkimliği tarafından tutuklamaya esas alınan -Türkiye aleyhinecasusluk yaptığı, ayrıca 15 Temmuz darbe teşebbüsüyle ve teşebbüsün arkasındakiyapılanma olan FETÖ/PDY ile irtibatı olduğu ileri sürülen- H.J.B. ile bağlantısınadair "teşebbüsten hemen sonra bir lokantada görüşme, birçok farklıtarihte aynı mahalde bulunmaya işaret eden telefon sinyal bilgilerininkesişmesi, bazı konferanslarda yüz yüze görüşme, aynı gün içinde birkaç keztelefonla konuşma" gibi olguların ve bunların yanı sıra casusluksuçuyla bağlantılı olarak -PKK terör örgütünün ideolojisiyle ve iddialarıylaözdeşleştirilebilecek- bazı projelere destek verdiği veya finansman sağladığıiddiasıyla ilgili olarak "başvurucudan ele geçirilen bir flash bellektekive cep telefonundaki tespitlerin" -isnat konusu suçun niteliği veözellikleri de dikkate alındığında- bütünüyle kuvvetli suç belirtisi olarakkabul edilebileceği değerlendirilmiştir.
94. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan vekuvvetli suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön şartı yerine gelmiş olantutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesigerekir.
95. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının tutuklama talepyazısında atılı suçun niteliğine ve mevcut delil durumuna dikkat çekilmiş; bunagöre adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağı, başvurucunun kaçma ve bununyanında delillere etki etme ihtimalinin bulunduğu değerlendirmesine yerverilmiştir. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında da "atılısuçun vasıf ve mahiyeti, kanunda öngörülen cezasının alt ve üst sınırı gözönüne alındığında tutuklamanın ölçülü olduğu kanaatine varıldığı"ifade edilmiştir.
96. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen devletingizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla teminetme suçu Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar öngörülen suçtipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülencezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir (aynı yöndekideğerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, §61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).
97. Bunun yanı sıra başvurucunun yabancı uyruklu birkişiyle birlikte Türkiye aleyhine casusluk yaptığı ileri sürülmektedir. Ayrıcasoruşturma dosyasındaki bilgilerden başvurucunun yurt dışında bulunan birçokkişi, kurum ve kuruluşla bağlantısının olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda isnatedilen suçun niteliği ve başvurucunun yurt dışı bağlantısı dikkate alındığındaserbest bırakıldığı takdirde bir başka ülkeye kaçma ve burada yaşamını sürdürmeimkânının diğer kişilere göre daha fazla olduğu söylenebilir. Yine tutuklamayakonu casusluk suçunun niteliği ve bu suçla ilişkili kişilerin imkân vekabiliyetleri delillere etki edilmesi ihtimalini artıran bir faktör olarakkabul edilebilir.
98. Dolayısıyla soruşturma mercilerinin ve tutuklamayakarar veren Sulh Ceza Hâkimliğinin suçun niteliğine de vurgu yaparakbaşvurucuyla ilgili olarak delilleri etkileme tehlikesi ile kaçma şüphesininbulunduğuna yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temelinin olmadığısöylenemez.
99. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olupolmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tümözellikleri dikkate alınmalıdır.
100. Yukarıda da değinildiği üzere başvurucuya isnatedilen ve tutuklamaya konu olan devletin gizli kalması gereken bilgilerinisiyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçu, soruşturulması kamumakamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakan bir niteliğe sahiptir.Ayrıca anılan suç ile "devletin güvenliği veya iç veya dış siyasalyararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri"ningüvenliğinin korunması hedeflenmiştir. Buna göre suçun koruduğu hukuki değerile millî güvenlik arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Dolayısıyla bunitelikteki bir suç bakımından tutuklama dışındaki diğer koruma tedbirlerininyetersiz kalması söz konusu olabilir. Bu itibarla somut olayın koşullarındatutuklamaya konu suçun niteliği ve önemi ile suç için kanunda öngörülenyaptırımın ağırlığı gözönünde bulundurulduğunda başvurucu hakkında uygulanantutuklama tedbirlerinin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.
101. Öte yandan başvurucu hakkında anayasal düzeniortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu yönünden 19/2/2020 tarihinde uygulanantutuklama tedbirinin henüz sürdürüldüğü aşamada (9/3/2020 tarihinde) soruşturmamercilerinin başvurucunun ayrıca devletin gizli kalması gereken bilgilerinisiyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçu bakımından datutuklanması yoluna gittiği görülmektedir. Başsavcılığın tutuklama talepyazısında bireysel başvuruya konu bu suç yönünden neden ayrıca tutuklamatedbirine başvurulmasının istendiği ifade edilmiştir. Anılan yazıda diğerşüpheli H.J.B. yönünden yapılan ek (yeni) araştırmalarda bu kişinin diğerülkeler adına istihbari faaliyetler yürüttüğüne dair bulgulara erişildiğibelirtilmiş ve bununla ilgili bazı hususlara dikkat çekilmiştir. Başsavcılık,başvurucunun bu kişiyle bağlantısına ilişkin tespit ve olgulara değinipbunlarla ilgili araştırmanın devam ettiğine de vurgu yaparak başvurucu hakkındadevletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casuslukamacıyla temin etme suçu bakımından da tutuklama tedbirinin uygulanmasıgerektiği yönünde bir değerlendirmede bulunmuştur. Sulh Ceza Hâkimliğinceanılan suçtan verilen tutuklama kararının da esas olarak aynı hususlaradayandığı görülmektedir. Buna göre tutuklama tedbirinin süreç yönünden ölçülüolduğunun kabulü mümkün görünmektedir.
102. Açıklanan gerekçelerle tutuklama tedbirininhukukiliğine ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasıbağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine kararverilmesi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, HicabiDURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, M. Emin KUZ ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşekatılmamışlardır.
B. TutuklulukSüresinin Soruşturma Aşaması İçin Kanunda Öngörülen Azami Sınırı Aştığına veMakul Olmadığına İlişkin İddialar
1. Başvurucununİddiaları ve Bakanlık Görüşü
103. Başvurucu; ilgili ve yeterli olmayan delil vegerekçelerle uzun süredir tutuklu bulunduğunu, iki buçuk yılı aşkın bir süredirdevam eden tutuklulukta yargılamaya engel olunabileceğinin, kaçabileceğinin,delilleri karartabileceğinin söylenemeyeceğini, bu hususlara ilişkin birgerekçe sunulmadan ve savunmalarına cevap verilmeden tutukluluğunun devamettirildiğini, tutukluluğunun makul süreyi aştığını belirterek kişi hürriyetive güvenliği hakkının, adil yargılanma hakkının ve gerekçeli karar hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
104. Bakanlık görüşünde, başvurucu hakkındakitutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçelerinin hürriyetten yoksunbırakılmanın meşru nedenlerinin belirtilmesi bakımından ilgili ve yeterliolduğu, kanunda öngörülen sürelere uygun olduğu ve soruşturma sürecininyürütülmesinde bir özensizliğin bulunmadığı belirtilmiş; tutukluluk süresininmakul olduğu değerlendirilmiştir.
105. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuruformundaki iddialarının dışında ayrı bir açıklamaya yer vermemiştir.
2. Değerlendirme
106. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti vegüvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin ikinci fıkrasının ilk ibaresiile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi ve yedinci fıkrası şöyledir:
"Şekil ve şartları kanunda gösterilen:
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veyadeğiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılanve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.
...
"Tutuklanan kişilerin, makul süreiçinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayıisteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresinceduruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için birgüvenceye bağlanabilir."
107. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Bu itibarla somutolayda başvurucunun iddialarının özü, tutukluluğun süresinin kanuna uygunluğunave makullüğüne ilişkindir. Bu nedenle başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerininAnayasa'nın 19. maddesinin -ikinci fıkrası da gözetilerek- üçüncü ve yedincifıkraları bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesigerektiği değerlendirilmiştir.
a. KabulEdilebilirlik Yönünden
i. SoruşturmaAşamasında Tutukluluk Süresinin Kanuna Uygunluğu Bakımından
108. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereğiAnayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağankanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).
109. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülenazami süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından bireyselbaşvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş veya hükümlühâle gelmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarınaatıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davasıaçma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır(Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§ 48-62; İrfanGerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45; Ahmet Kubilay Tezcan,B. No: 2014/3473, 25/1/2018, § 26).
110. 7188 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle 5271 sayılıKanun'un 102. maddesine (4) numaralı fıkra eklenmiştir. Bu düzenlemeylesoruşturma aşaması için azami tutukluluk süreleri öngörülmüştür. Bu itibarlasomut olayda başvurucu hakkındaki tutukluluğun soruşturma aşaması için kanundaöngörülen azami süreyi aşıp aşmadığıyla ilgili bir belirlemenin yapılması sözkonusu olabilir. Bununla birlikte soruşturma dönemi için kanunda öngörülenazami tutukluluk süresinin aşıldığı yönünde Anayasa Mahkemesince yapılacak birtespitin ve verilecek ihlal kararının başvurucunun serbest bırakılmasına imkânsağlayacağı söylenemez. Zira bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihitibarıyla başvurucu hakkındaki iddianame kabul edilmiş ve kovuşturma aşamasınageçilmiş hatta ilk duruşma yapılmıştır. Bu durumda Anayasa Mahkemesinceincelemeye devam edilmesinin ihlalin tespiti ve talep edilmesi koşuluylatazminata hükmedilmesi dışında bir sonucu bulunmamaktadır.
111. Dolayısıyla başvurucu yönünden soruşturma aşamasıiçin kanunda öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılıp aşılmadığı hususu 5271sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu maddekapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun soruşturmaaşaması için öngörülen azami süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemecebaşvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Yargıtayın da anılaniddianın ceza davası devam ederken tazminat istemine konu edilemeyeceği yönündebir içtihadı olduğu tespit edilmemiştir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesinde belirtilen dava yolu başvurucunun durumuna uygun, telafikabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yoludur. Bu nedenle tutukluluk süresininsoruşturma aşaması için kanuna uygunluğu bakımından öncelikle bu başvuruyolunun tüketilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
112. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN, M. Emin KUZve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamışlardır.
ii. TutuklulukSüresinin Makullüğü Bakımından
113. Anayasa Mahkemesince, bireysel başvurunun kararabağlandığı tarih itibarıyla yargılamasına tutuklu olarak devam edilen başvurucuhakkındaki soruşturma ve kovuşturma süreçlerindeki tutukluluğun bir bütünolarak makul süreyi aştığının tespit edilmesi ve bu nedenle Anayasa'nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi hâlinde giderimolarak başvurucunun tahliyesi söz konusu olacaktır. Buna karşılık 5271 sayılıKanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası tutukluluğu devam eden başvurucularyönünden tahliyeye imkân sağlamamaktadır. Dolayısıyla anılan başvuru yolununtutukluluğu devam eden kişiler bakımından ileri sürülen tutukluluk süresininmakullüğüyle ilgili şikâyetler bakımından bireysel başvuru öncesindetüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu söylenemeyecektir.
114. Nitekim Anayasa Mahkemesi tutukluluğun makul süreyiaştığı iddiası bakımından anılan tazminat yolunun yalnızca başvurucununtahliyesine veya ilk derece mahkemesince mahkûmiyetine karar verildiğidurumlarda, bir başka ifadeyle suç isnadına bağlı tutmanın sona erdiği hâllerdebireysel başvuru öncesinde tüketilmesi gereken etkili bir hak arama yoluolduğunu kabul etmektedir (İrfan Gerçek, §§ 33-45; Ekrem Atıcı,B. No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).
115. Somut olayda başvurucunun tutukluluk durumunun devametmesi nedeniyle tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiası yönünden 5271sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma yolununtüketilmesi gerekli değildir. Başvurucu, tutukluluğa ilişkin olağan başvuruyolu olan itiraz kanun yolunu tükettikten sonra bireysel başvuruda bulunmuştur.Bu itibarla anılan iddia bakımından başvuru yollarının tüketildiği sonucunavarılmıştır.
116. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
b. EsasYönünden
i. Genelİlkeler
117. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında birceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı vesoruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahipolduğu belirtilmiştir (Murat Narman, § 60; Halas Aslan, §66).
118. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan serbestbırakılmayı isteme hakkı uyarınca, bir ceza soruşturması veya kovuşturmasıkapsamında tutuklu olan kişiler ilgili yargı mercilerinden serbestbırakılmalarına karar verilmesini talep edebilir. Yargı organlarıncatutukluluğun her aşamasında gerek kişinin serbest bırakılma talebi üzerinegerekse resen yapılan incelemelerde tutulmanın meşru nedenlerinin açıklanmasıAnayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının bir gereğidir (Halas Aslan,§ 67).
119. Anılan maddede ayrıca tutuklanan kişilerin makulsürede yargılanmayı isteme hakkına sahip olduğu ifade edilmiştir. Hürriyetikısıtlanarak yargılanan kişinin yargılamanın makul sürede bitirilmesindekimenfaati, işin doğası gereği diğerlerine göre daha fazladır. Buna göre baştasavcılıklar ve mahkemeler olmak üzere tüm kamu organları, tutuklu olaraksürdürülen soruşturma/kovuşturma süreçlerinin -adil yargılanma hakkınınsağladığı güvencelere riayet edilmek koşuluyla- süratli bir şekildesonuçlandırılması için özenli davranmalıdırlar (Halas Aslan, §§68-71).
120. Öte yandan tutukluluk süresinin makul olup olmadığıkonusunun genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Birkişinin tutuklu kaldığı sürenin makul olup olmadığı her davanın kendiözelliklerine göre değerlendirilmelidir (Murat Narman, § 61). Suçisnadına bağlı tutulma süresinin makul olup olmadığının hesaplanmasında süreninbaşlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda butarih; doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklanma tarihidir. Sürenin sonuise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesincehüküm verildiği tarihtir (Murat Narman, § 66).
121. Bir ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamındasürdürülen tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığı öncelikle tutukluluğailişkin kararların gerekçeleri üzerinden tespit edilebilir. Tutukluluğa ilişkinkararların gerekçelerinde tutuklamanın ön şartı olan kişinin suçluluğu hakkındakuvvetli belirti bulunduğunun, tutuklama nedenlerinin ve tutuklamanın nedenölçülü olduğunun ortaya konulması gerekmektedir (Halas Aslan, §§74, 75).
122. Başlangıçtaki bir tutuklama için kuvvetli suçşüphesinin bulunduğunun tüm delilleriyle birlikte ortaya konulması her zamanmümkün olmasa da belirli bir süre geçtikten sonraki tutukluluğun devamınailişkin kararlarda kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunun somut olgularlabirlikte açıklanması gerekir (Halas Aslan, § 76). Ayrıca belirlibir süreyi aşan tutukluluğa ilişkin devam kararlarında tutuklama nedenlerininsoyut olarak belirtilmesi yeterli değildir (Hanefi Avcı, B. No:2013/2814, 18/6/2014, § 70). Son olarak tutukluluğun devamına ilişkinkararlarda tutuklamanın ölçülü olduğuna ilişkin olguların, özellikletutuklamaya göre temel hak ve özgürlüklere daha hafif etkide bulunan adlikontrol tedbirlerinin neden yetersiz kaldığının ortaya konulması gerekir (HalasAslan, § 78).
123. Tutukluluğun uzun sürdüğü veya makul süreyi aştığışikâyetiyle yapılan bireysel başvurularda, tutukluluğa ilişkin gerekçelerinilgili ve yeterli olmadığı veya tutuklu olarak sürdürülen soruşturma/kovuşturmasüreçlerinin kamu organlarının özen yükümlülüğü ile bağdaşmayan tutumlarınedeniyle tamamlanmadığı kanaatine varılırsa tutukluğun makul süreyi aştığısonucuna ulaşılacaktır (Halas Aslan, §§ 82, 83).
ii. İlkelerinOlaya Uygulanması
124. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından yürütülen 2017/96115 sayılı soruşturma kapsamında 18/10/2017tarihinde gözaltına alınmıştır. Anılan soruşturma kapsamında 1/11/2017tarihinde başvurucunun 15 Temmuz darbe teşebbüsüne ilişkin olarak anayasal düzeniortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve Gezi Parkı olaylarına ilişkin olarak isehükûmeti ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etmesuçları yönünden tutuklanması yoluna gidilmiştir.
125. Sonrasında başvurucu hakkında Gezi Parkı olaylarıkapsamında hükûmeti ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasınıengellemeye teşebbüs etme suçuyla ilgili soruşturmanın tefrik edilerek birbaşka dosya üzerinden yürütülmesi kararlaştırılmış ve bu olayla ilgiliiddianame tanzim edilmiştir.
126. Diğer taraftan 2017/96115 sayılı soruşturmadosyasında 15 Temmuz darbe teşebbüsüne ilişkin olarak anayasal düzeni ortadankaldırmaya teşebbüs etme suçu yönünden soruşturmaya 11/10/2019 tarihine kadarbaşvurucu tutuklu olarak devam edilmiştir. Anılan tarihte Başsavcılıktarafından resen başvurucunun tahliyesine karar verildiği görülmektedir. Öteyandan başvurucu hakkındaki ceza infaz kurumu kayıtlarından başvurucunun1/11/2017-11/10/2019 tarihleri arasındaki tutulmasının 15 Temmuz darbeteşebbüsüne ilişkin olarak anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmesuçundan verilen tutuklama kararı uyarınca gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bunagöre tefrik edilen hükûmeti ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasınıengellemeye teşebbüs etme suçu yönünden verilen tutuklama kararı11/10/2019-18/2/2020 tarihleri arasında infaz görmüştür.
127. Başvurucu aynı (2017/96115 sayılı) soruşturmada18/2/2020 tarihinde yeniden gözaltına alınmış ve 19/2/2020 tarihinde anayasaldüzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan tekrar tutuklanmıştır. Bununyanı sıra 9/3/2020 tarihinde başvurucunun bu kez devletin gizli kalması gerekenbilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçundantutuklanması söz konusu olmuştur. Öte yandan 20/3/2020 tarihinde anayasaldüzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçu yönünden uygulanan tutukluluk sonaerdirilmişse de aynı dosyada devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasalveya askerî casusluk amacıyla temin etme suçu yönünden tutukluluğun devamettirildiği görülmektedir.
128. Anayasa Mahkemesi kişiler hakkındaki birden fazlasuça ilişkin soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden yürütülmesi veyabir dosyada birleştirilmiş olması hâlinde -bu soruşturma ve kovuşturmalarınbelli bir bütünlük içinde yürütüleceğini gözönüne alarak- uygulanan birtutuklama tedbirinin soruşturma ve kovuşturmaların tamamı açısından sonuçdoğuracağına vurgu yapmış; bu itibarla da kanunda öngörülen azami tutukluluksüresinin veya suç isnadına bağlı tutulma süresinin her bir suç için ayrı ayrıdeğil tüm suçlar için tek bir süre olarak kabul edilmesi gerektiğine kararvermiştir (Burak Döner, B. No: 2012/521, 2/7/2013, §§ 46-48; AbdullahÜnal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 41).
129. Buna göre eldeki bireysel başvuruya konusoruşturma/kovuşturma dosyası bakımından başvurucunun 18/10/2017-11/10/2019tarihleri arasında ve yine 18/2/2020 tarihinden itibaren suç isnadına bağlıolarak özgürlüğünden yoksun kaldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bireyselbaşvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla başvurucunun suç isnadına bağlıolarak tutulduğu toplam süre yaklaşık 2 yıl 10 aydır.
130. Başvurucunun isnat edilen suçlar yönünden kuvvetlisuç şüphesi altında bulunduğu, ilk tutuklama kararı da dâhil olmak üzeretutukluluğa ilişkin tüm kararlarda vurgulanmıştır. Başvurucu hakkında verilen9/3/2020 tarihli tutuklama kararı yönünden kuvvetli suç şüphesinin olduğuAnayasa Mahkemesi tarafından da kabul edilmiştir. Buna göre başvurucuhakkındaki tutukluluğa ilişkin kararlarda atıf yapılan delillerin özellikle deH.J.B. ile bağlantısına ilişkin olguların isnat konusu suçlar bakımındankuvvetli suç belirtisi niteliğinde olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıylaanılan kararların tutukluluğun ön koşulu olan kuvvetli suç belirtisininbulunması bağlamında ilgili ve yeterli ölçüde açıklayıcı olduğu söylenebilir.
131. Öte yandan sulh ceza hâkimliklerinin ve ağır cezamahkemelerinin tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinde yer alantutuklama nedenlerine ve ölçülülüğe ilişkin açıklamalar incelendiğinde kaçmaşüphesine, delillerin karartılması ihtimalinin bulunmasına, delillerin henüztoplanmamış olduğuna, suçun ağırlığına, suçun sabit olması hâlindeverilebilecek ceza miktarına, isnat edilen suça göre tutuklama tedbirininölçülü/orantılı olmasına, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağınadayanıldığı görülmektedir.
132. Başvurucu hakkında bireysel başvuruya konusoruşturma/kovuşturma dosyası bakımından 15 Temmuz darbe teşebbüsüylebağlantılı olarak anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve ayrıcadevletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casuslukamacıyla temin etme suçlarından tutuklama tedbirinin uygulanması yolunagidilmiştir. Anılan suçlar doğrudan millî güvenliği hedef alan niteliktedir vehukuk sistemindeki en ağır suçlar arasında yer almaktadır.
133. Diğer taraftan 15 Temmuz darbe teşebbüsü gibikapsamlı bir kalkışmayla ilgili delillerin toplanmasının ve olaylarınaydınlatılmasının başta soruşturma mercileri olmak üzere kamu makamlarını nedenli büyük zorluklarla karşı karşıya bıraktığı gözardı edilmemelidir. Dahasısomut olayda olduğu gibi darbe teşebbüsünün uluslararası boyuta yöneldiğidurumlarda soruşturmanın zorluğunun daha da arttığı açıktır. Ayrıca aynı olaylabağlantılı olarak casusluk suçlamasının da söz konusu olmasının soruşturma veyakovuşturma süreçlerinin tutuklu olarak sürdürülmesi ihtiyacını büyüttüğüsöylenebilir.
134. Bu itibarla başvurucuya isnat edilen suçlamalarınniteliği ile suça konu edilen olay ve eylemlerin özellikleri birlikte dikkatealındığında başvurucu hakkındaki tutukluluğun sürdürülmesine yönelik kararlardayargı mercilerince ifade edilen gerekçelerin tutukluluğun devamının hukukauygunluğunu ve tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olduğu,dolayısıyla tutukluluk hâlinin devamına ilişkin bu açıklamaların 2 yıl 10 aylıktutukluluk süresi bakımından ilgili ve yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.
135. Diğer taraftan başvurucu hakkında anayasal düzeniortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve ayrıca devletin gizli kalması gerekenbilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçlarındanyürütülen soruşturmanın diğer suçlara ilişkin soruşturmalara göre zorluğu vekarmaşıklığı ortadadır. Soruşturma konusu olaylara ilişkin olarak başvurucu ilediğer şüpheli arasındaki bağlantıya dair olguların tespiti amacıyla yurda girişve yurttan çıkış kayıtlarının tespiti, telefon sinyal bilgilerinin belirlenmesive eşleştirilmesi, başvurucunun ilgili olduğu kurum ve kuruluşlarla ilgiliaraştırmalar yapılması gibi karmaşık işlemlerin yapıldığı bu süre içindeulaşılan her bir yeni bulgunun başka birtakım araştırma ve incelemeler yapmaihtiyacını ortaya çıkarması da söz konusu olabilmektedir. Bu bakımdandelillerin toplanmasındaki güçlük de dikkate alındığında soruşturma sürecibakımından bir özensizlik bulunduğunu söylemek mümkün görünmemektedir.Başvurucu hakkında iddianamenin kabulünden kısa bir süre sonra duruşma açılmasıve yargılamaya başlanması karşısında kovuşturma aşaması için farklı birdeğerlendirme yapılmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
136. Bu bağlamda başvurucu hakkındaki tutukluluğundevamına ilişkin kararların gerekçelerinin hürriyetten yoksun bırakılmanınmeşru nedenlerinin belirtilmesi bakımından ilgili ve yeterli olması, isnatkonusu suçlara yönelik soruşturma/kovuşturma sürecinin yürütülmesinde birözensizliğin tespit edilmemiş olması dikkate alındığında yaklaşık 2 yıl 10aylık tutukluluk süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
137. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesininyedinci fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledilmediğine karar verilmesi gerekir.
Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, HicabiDURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, M. Emin KUZ ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşekatılmamışlardır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Tutukluluk süresinin soruşturma aşaması için kanundaöngörülen azami süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Zühtü ARSLAN, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN,M. Emin KUZ ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
3. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. 1. Tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkinolarak Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, M. Emin KUZ ve Yusuf ŞevkiHAKYEMEZ'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkinolarak Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, EnginYILDIRIM, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, M. Emin KUZ ve Yusuf ŞevkiHAKYEMEZ'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerindeBIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 29/12/2020 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Mahkememiz çoğunluğu başvurucunun, devletin gizlikalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin etmesuçundan dolayı tutuklanmasının hukuki olmadığı ve tutukluluğun makul süreyiaştığı şikayetleri yönünden ihlal bulmamış, soruşturma aşamasındaki tutukluluksüresinin kanunda öngörülen azami sınırı aştığı şikayetinin ise kabul edilemezolduğuna karar vermiştir.
2. Somut başvuruya konu tutuklama kararınıdeğerlendirmeden önce başvurucu hakkında 2017 yılından itibaren yürütülen soruşturmave kovuşturma süreçlerine kısaca değinmek gerekmektedir. İlk olarak İstanbulCumhuriyet Başsavcılığının 2017/96115 sayılı soruşturma dosyasında -mevcutbulgulardan hareketle- başvurucuya (a) Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadankaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, (b) anayasaldüzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve (c) devletin gizli kalması gerekenbilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme şeklinde üç farklısuç isnadında bulunulmuştur. Başvurucunun sorgusunda anılan suçlara dayanakolarak gösterilen olay ve olgulara, özellikle de somut başvuruya konu tutuklamakararının temel gerekçesi olan yabancı uyruklu H.J.B. ile ilişkisine dairsorular sorulmuştur.
3. İstanbul 1. Sulh Ceza Hakimliği, 1/11/2017 tarihindeGezi olaylarıyla ilişkili olarak Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 312. maddesi ve 15Temmuz darbe teşebbüsüyle bağlantısının bulunduğu iddiasıyla da TCK’nın 309.maddesi kapsamında başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir. Gerektutuklamaya sevk yazısında gerekse tutuklama kararında başvurucunun “15-16Temmuz 2016 tarihinde Büyükada S. Otelde yapılan darbe teşebbüsü sürecindedarbenin organizatörlerinden olan H.J.B ile yabancı kişi ve kişilerle olağanınötesinde yoğun irtibat kurarak darbe teşebbüsüne katılmak suretiyle anayasaldüzeni cebir şiddet yöntemleri ile değiştirmek suçunu işlediğine dair kuvvetlisuç şüphesini gösteren somut deliller bulunduğu” ifade edilmiştir.
4. Başvurucu hakkında Gezi olaylarına ilişkin yürütülensoruşturma 14/12/2018 tarihinde tefrik edilerek soruşturmaya 2018/210299 sayılıdosya üzerinden devam edilmiş, bu kapsamda iddianame hazırlanmış ve yargılamaİstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesinde başlamıştır. Bu süreçte savcılık,2017/96115 sayılı soruşturma dosyası üzerinden yürütülen 15 Temmuz darbeteşebbüsüyle ilgili soruşturmada verilen tutuklama kararı bakımından 11/10/2019tarihinde başvurucunun resen tahliyesine karar vermiştir.
5. Başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığına dairbireysel başvurusu Anayasa Mahkemesi tarafından başvuruda hak ihlali olmadığışeklinde karara bağlanmıştır. Gezi olaylarıyla ilgili tutuklama kararı yönündenkuvvetli suç belirtisinin bulunduğunu tespit eden Anayasa Mahkemesi 15 Temmuzdarbe teşebbüsüyle bağlantılı tutuklama yönünden ayrı bir değerlendirmeyapmamıştır (Mehmet Osman Kavala [GK], B. No: 2018/1073, 22/5/2019).
6. Buna karşılık Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)başvurucunun suç işlediğine dair makul şüphe bulunmadığı, dolayısıyla Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlaledildiği sonucuna ulaşmıştır. AİHM’e göre “diğer ilgili ve yeterlikoşulların bulunmadığı dikkate alındığında, başvuranın şüpheli bir kişiyle veyayabancı vatandaşlarla temaslarının bulunması, tarafsız bir gözlemciyi,başvuranın anayasal düzeni ortadan kaldırma teşebbüsünde bulunduğuna iknaetmeye yeterli bir delil olarak değerlendirilemez” (Kavala/Türkiye,B.No: 28749/18, 10/12/2019, § 148)
7. Başvurucu hakkındaki Gezi olaylarının yöneticisi veorganizatörü olduğu iddiasıyla başlayan yargılama sonunda İstanbul 30. AğırCeza Mahkemesi 18/2/2020 tarihinde beraat ve tahliye kararı vermiştir. Bukararı müteakip başvurucu 19/2/2020 tarihinde daha önce tahliye kararı verilen15 Temmuz darbe teşebbüsüne ilişkin suçlamadan dolayı sulh ceza hakimliğincetekrar tutuklanmıştır.
8. Başvurucu ayrıca 9/3/2020 tarihinde somut başvuruyakonu olan devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerîcasusluk amacıyla temin etme suçundan da tutuklanmıştır. Tutuklama kararında,suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphenin bulunduğu ifade edilirken başvurucununH.J.B. ile irtibatlarına dair bilgilere yer verilmiştir.
9. Bu karardan on bir gün sonra ise başvurucunun 15Temmuz darbe teşebbüsüne ilişkin olarak anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüsetme suçu yönünden kanunda öngörülen iki yıllık azami süreden fazla tutuklukaldığı gerekçesiyle anılan suç yönünden tahliyesine karar verilmiştir.
10. Başvurucu hakkında 28/9/2020 tarihinde anayasaldüzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve devletin gizli kalması gerekenbilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçlarındancezalandırılması talebiyle dava açılmıştır. İddianamede esas itibarıylabaşvurucunun muhtelif tarihlerde diğer sanık H.J.B. ile mahiyeti bilinmeyentelefon görüşmeleri yaptığı, bu kişiyle telefonlarının aynı baz istasyonundansinyal aldığı, 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra bir lokantada akşamyemeğinde görüştükleri, darbe teşebbüsünden önce diğer yıllara oranla çok dahafazla sayıda yurtdışına çıkış yaptığı, toplumun sinir uçlarının hareketegeçirilmesi için legal görünümlü ancak illegal amaca hizmet eden Sivil ToplumKuruluşları (STK) kurduğu ve bunları desteklediği, doğrudan yabancı devletistihbarat örgütleriyle organik bağı olan H.J.B.nin Türkiye’deki kolu ve yerliişbirlikçisi olduğu ileri sürülmüştür.
11. Olay ve olguları bu şekilde özetledikten sonra mevcutbireysel başvuruya konu şikayetlerin incelenmesine geçebiliriz.
A. TutuklamanınHukukiliği
a. Kuvvetlisuç şüphesinin varlığı
12. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, bireylerin keyfiolarak özgürlüklerinden mahrum edilmemesini güvenceye alan bir anayasal haktır.Bu temel hak hukukun üstünlüğüyle bağlı olan bütün siyasal sistemlerinmerkezinde yer alan en önemli güvenceler arasındadır. Bireylerin özgürlüklerineyönelik müdahalenin keyfî olmaması, sadece olağan dönemlerde değil olağanüstüyönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de uygulanması gereken temel birgüvencedir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B.No: 2016/22169, 20/6/2017,§§ 347, 348).
13. Ayrıca Anayasa ve kanunlarda öngörülen şartlarbulunmadan tutuklama tedbirinin keyfi bir şekilde uygulanması Anayasa’nın 38.maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz”şeklinde ifadesini bulan masumiyet karinesini de zedeler. Anayasa Mahkemesininvurguladığı gibi “masumiyet karinesi, yargılama süresince kişininhürriyetinin esas, tutukluluğun ise istisna olmasını gerektirmektedir” (MustafaAli Balbay, B.No: 2012/1272, 4/12/2013, § 103).
14. Tutuklama tedbiri kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınayönelik ağır bir sınırlamadır. Bu nedenle tutuklamaya ancak zorunlu durumlardave kanuni şartları bulunduğunda başvurulabilir. Aksi takdirde tutuklama,kişinin kaçmasını ya da delilleri karartmasını engellemeye yönelik bir tedbirolmaktan çıkıp cezalandırma aracına dönüşebilir.
15. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası uyarıncatutuklama ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerbakımından uygulanabilir. Suç işlendiğine dair kuvvetli belirti, tutuklamatedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın kuvvetlisayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir (Mustafa AliBalbay, § 72).
16. Somut başvuruya konu tutuklama kararında suçlamanıntemel dayanağı, başka bir ifadeyle suç işlendiğine dair kuvvetli belirti olarakgösterilen olgu başvurucunun H.J.B. ile olan irtibatıdır. Amerikan vatandaşıbir akademisyen olan ve bir düşünce kuruluşunda Orta Doğu analisti ve uzmanıolarak çalışan H.J.B., soruşturma mercilerine göre, PKK/KCK ve FETÖ/PDY terörörgütleriyle yoğun ve derin bağlantıları bulunan biridir. H.J.B.nin 5 Temmuz2016 günü Büyükada’da bir otelde düzenlenen göstermelik bir toplantıyakatılarak buradan darbe teşebbüsünü takip ettiği, gerekli tüm uluslararasıirtibatları sağladığı, 18 Temmuz 2016 tarihinde de bir lokantada başvurucuylagörüştüğü ve sonrasında Türkiye’den ayrıldığı ileri sürülmüştür.
17. Başvurucu ise H.J.B.yi 2000 yılından itibarentanıdığını, bazı uluslararası konferanslarda bir araya geldiğini, bukonferansların hiçbirinin gizli olmadığını, hatta bir kısmına bazı kamugörevlilerinin de katıldığını, çalışma ofisinin olduğu yerde çok sayıda otelbulunduğundan telefonlarının aynı baz istasyonundan sinyal vermesininanlaşılabilir bir durum olduğunu, bu kişiyle Karaköy’deki lokantadabuluşmadığını, sadece karşılaştığını belirtmiştir.
18. Soruşturma mercileri, başvurucunun H.J.B. ilebağlantısıyla ilgili olarak bu ifadelerin aksini gösteren somut veriler ortayakoyamamışlardır. Gerek tutuklama kararında gerekse iddianamede birtakımvarsayımlardan hareketle bazı çıkarımlar yapılarak yöneltilen soyut iddialaratılı suçun işlendiğine dair olgular olarak ifade edilmiştir. Bunun ötesindebaşvurucunun H.J.B. ile telefonla veya yüz yüze yaptığı belirtilengörüşmelerinin içeriğine ilişkin somut hiçbir bilgiye yer verilmemiştir.
19. Başvurucunun H.J.B. ile ilişkisine dair en somutiddia 15 Temmuz darbe girişiminden birkaç gün sonra Karaköy’de bir lokantadabuluştukları ve görüştükleridir. Başvurucu ısrarla böyle bir buluşma ve görüşmeolmadığını, kültürel miras alanında uzman iki kişiyle gittiği lokantadakendisiyle karşılaştığını, H.J.B.nin başka bir grupla lokantaya gelerek ayrıbir masaya oturduğunu söylemiştir. Büyükada’daki toplantıya katılanakademisyenlerden birinin ifadesinde de başvurucunun H.J.B. ile aynı masayaoturmadığı ve birlikte olduğu bir grupla lokantadan ayrıldığı belirtilmiştir.
20. Soruşturma belgelerinde başvurucunun savunmasının vetanık ifadesinin aksine bir belirti ortaya konabilmiş değildir. Dahası bir aniçin böyle bir görüşmenin gerçekleştiği kabul edilse bile, bu görüşmeniniçeriğine dair herhangi bir iddia bulunmamaktadır. Bu nedenle yapıldığıvarsayılan böyle bir görüşmenin başvurucunun üzerine atılı casusluk suçunuişlediğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi mümkün görünmemektedir.
21. Diğer yandan HTS ve baz istasyonu kayıtlarındanhareketle başvurucunun muhtelif tarihlerde H.J.B. ile görüşmeler yaptığı ilerisürülmüştür. Aynı şekilde bir an için tüm bu görüşmelerin gerçekleştiğivarsayılsa bile bunların içeriklerine dair hiçbir bilgi, dahası iddia dahibulunmamaktadır. İstanbul’da doğup büyüyen ve Türkiye üzerine akademikçalışmaları bulunan H.J.B. ile telefon görüşmesi yapıldığı yönündeki kayıtlar,devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casuslukamacıyla temin etme suçu bakımından kuvvetli belirti kabul edildiği takdirde,yıllar içinde bu kişiyle bir şekilde telefonla görüşmüş olan herkesin casusluksuçu bakımından kuvvetli şüphe altında olduğu ve dolayısıyla da tutuklanabileceğigibi hukuken hiçbir şekilde izah edilemeyecek bir durum ortaya çıkacaktır.Dolayısıyla, yabancı istihbarat servislerine çalıştığı ileri sürülen birakademisyenin görüştüğü kişilerin, görüşmelerin içeriğine dair herhangi birtespit olmadan, salt bu görüşmeler nedeniyle casusluk suçunu işlediklerininileri sürülmesi ancak varsayıma dayanan ve soyut değerlendirmelerle mümkünolabilir.
22. Bu bağlamda, somut başvuruyla ilgili en önemli meselebaşvurucunun tutuklandığı siyasal veya askerî casusluk suçunun varlığına dairkuvvetli belirti bir yana basit şüphenin dahi ortaya konulamamış olmasıdır.TCK’nın “Siyasal veya askerî casusluk” kenar başlıklı 328. maddesinin(1) numaralı fıkrasına göre “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasalyararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri,siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmiyıla kadar hapis cezası verilir.” Madde gerekçesine göre “temin edilenbilgilerin Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği gizlikalmasının zorunlu”, yani “sır niteliğinde” olması gerekmektedir.
23. Siyasal veya askerî casusluk suçunun unsuru “gizlikalması gereken bilgileri (devlet sırrını) siyasi veya askerî casusluk amacıylatemin etmektir” (O. Yaşar, H.T. Gökcan, M. Artuç, Yorumlu-UygulamalıTürk Ceza Kanunu, 2. Baskı, Cilt 6, Ankara: Adalet Yayınevi, 2014, s.9074). Suçun konusu ise maddede “niteliği itibarıyla gizli kalması gereken”,başka bir ifadeyle “devlet sırrı” mahiyetinde olan bilgilerdir (M.Balcı, Siyasal veya Askerî Casusluk Suçu, Ankara: Adalet Yayınevi, 2018,s.98; “devlet sırrı” konusunda ayrıca bkz. İ.Özgenç, Suç Örgütleri, 12.Bası, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2019, ss.348-372).
24. Casusluk suçuna ilişkin bu bilgiler kapsamında somutolaya bakıldığında kuvvetli suç şüphesinin varlığını tespit etmeye yöneliktemel soru şudur: “Başvurucu devletin gizli kalması gereken hangibilgilerini temin etmiştir?” Bu sorunun cevabı ne tutuklama kararında ne deiddianamede bulunmaktadır. Daha da önemlisi başvurucunun hangi gizli bilgilerikimden, nasıl ve nerede temin ettiğine dair herhangi bir açıklama olmadığıgibi, kendisiyle “yoğun irtibatı” olduğu varsayılan H.J.B.nin hangi gizli bilgileresahip olduğu ve bunları nasıl temin ettiği de soruşturma belgelerindenanlaşılamamaktadır.
25. Başvurucunun kurduğu ve desteklediği STK’larvasıtasıyla devletin güvenliği ve siyasi yararları bakımından niteliği gereğigizli kalması gereken bilgileri elde ettiği, bunları Türkiye aleyhine veyabancı devletlerin lehine kullandığı ileri sürülmüştür. Belirtmek gerekir kisivil toplum örgütlerinin en önemli görevi ülkenin sosyo-ekonomik ve politikmeseleleri üzerine araştırmalarda bulunmak, analizler yapmak, raporlarhazırlamak ve öneriler üretmektir. Kuşkusuz STK’lar da casusluk amacıylakullanılabilir. Ancak bir STK’nın casusluk olarak nitelendirilebilecekfaaliyetler yürüttüğünün veya bu tür faaliyetlerin örtülmesi amacıylakullanıldığının soyut ve genel suçlamalarla değil, somut bilgi, belge veolgulara dayanılarak gösterilmesi gerekir. Aksi takdirde her STK, benzersuçlamalarla etkisiz ve işlevsiz hale getirilebilir. Somut başvuruya konusoruşturma belgelerinde başvurucunun ilişkili olduğu STK’ların hangi gizlibilgileri elde ettikleri, Türkiye’nin aleyhine olacak şekilde bunları nasılkullandıkları ve hangi ülkelere verdikleri açıklanmış değildir.
26. Diğer yandan, başvurucuda ele geçirilenbelgesellerin, belgesel çekimine destek olmasının, “Ermeni olayları”üzerine toplantı organize etmesinin atılı suçla nasıl bir bağlantısının olduğugösterilememiştir. Başvurucunun 15 Temmuz 2016 öncesinde diğer yıllara oranladaha sık yurtdışına çıkması da delil olarak gösterilmiş, ancak bu seyahatleriniçeriğine, buralarda yapılan temaslara ve en önemlisi isnat edilen suçlarlabağlantısına ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir. Dolayısıyla bu vebenzeri iddiaların, başvurucunun casusluk suçunu işlediğine dair kuvvetlibelirti olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
27. Bu noktada çoğunluğun casusluk suçunun temelözelliklerinden birinin gizlilik olduğu, bu nedenle “soruşturmanınbaşlangıcında veya tutuklama gibi koruma tedbirlerinin uygulandığı aşamadaaranan delil türü ve düzeyiyle ilgili kısmen farklı ölçütler benimsenmesi”(§§ 91, 92) gerektiği şeklindeki görüşü üzerinde durulmalıdır. Burada “deliltürü ve düzeyiyle ilgili” hangi farklı ölçütlerin benimsendiği çoğunlukkararında açıklanmamaktadır. Bununla birlikte bir bütün olarak karardancasusluk suçundan dolayı tutuklamada kuvvetli belirtiye esnekyaklaşılması gerektiği görüşünün savunulduğu anlaşılmaktadır.
28. Öncelikle belirtmek gerekir ki tutuklamanınhukukiliğini incelerken Anayasa Mahkemesinin görevi, çoğunluğun da vurguladığıüzere, “başvurucuya isnat edilen eylemlerin hangi suçun konusunuoluşturduğunu” tespit etmek değil, “soruşturma mercilerince ortayakonulan ve tutuklamaya esas alınan olguların başvurucu yönünden kuvvetli suçbelirtisi niteliğini taşıyıp taşımadığının belirlenmesidir” (§§ 90, 91). Bunedenle odaklanılması gereken nokta, tutuklama kararında belirtilen delilleringerçekten bir suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphe olarak kabul edilipedilemeyeceğidir.
29. Soruşturma belgelerinde gösterilen delillerin isnatedilen suç bakımından kuvvetli belirti oluşturup oluşturmadığı elbette hersomut olayın şartları dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu çerçevede isnat edilensuçun özellikleri de belli ölçüde göz önünde bulundurulabilir. Ayrıca casusluktürü suçlarda soruşturma mercilerinin suça ilişkin delilleri tespit etmekbakımından diğer pek çok suça göre daha zor bir konumda oldukları da kabuledilebilir.
30. Ne var ki tüm bu kabuller, hangi suçtan olursa olsuntutuklama kararı verilebilmesi için mutlaka kuvvetli şüphenin bulunmasızorunluluğunu ortadan kaldırmamaktadır. Dolayısıyla casusluk suçunun temelözelliğinin gizlilik olduğu tespitinden hareketle varsayımlara dayanan, soyutve genel açıklamaların suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabuledilmesi, son tahlilde Anayasa’nın ve kanunların kişi hürriyeti ve güvenliğibakımından sağladığı güvenceyi anlamsız ve işlevsiz kılabilecektir.
31. Öte yandan bir an için diğer suçlardan farklı olarakcasusluk suçuyla ilgili olarak soruşturmanın başlangıcında veya tutuklamatedbirinin uygulandığı aşamada kuvvetli suç belirtisine ilişkin delil türüve düzeyinin farklılaşması gerektiği kabul edilse bile eldeki başvuruda sonuçdeğişmemektedir. Zira Anayasa Mahkemesinin başvuruyu karara bağladığı andadeliller toplanmış, kovuşturmaya başlanmış ve ilk duruşma yapılmış durumdadır.Başka bir ifadeyle Mahkeme, tutuklamanın hukukiliğini incelerken sadecesoruşturmanın başlangıcında sunulan delilleri değil iddianamede başvurucuyaisnat edilen tüm fiilleri de değerlendirme imkânına sahiptir. Buna karşın somutolayda sunulan delillerin başvurucuya isnat edilen casusluk suçunun işlendiğinedair hangi yönleriyle kuvvetli, makul veya basit şüphe oluşturduğu ortayakonulamamıştır.
32. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun siyasal veyaaskerî casusluk suçundan dolayı tutuklanması için ön şart olan suçunişlendiğine dair kuvvetli belirtinin ortaya konulamadığı anlaşılmaktadır. Bunedenle başvurucu hakkında anılan suçtan uygulanan tutuklama tedbirinin hukukaaykırı olduğu kanaatindeyim.
b. TutuklamanınÖlçülülüğü
33. Diğer yandan, çoğunluğun tutuklamanın ölçülü olduğunadair değerlendirmesine de katılmak mümkün değildir. Tutuklama tedbirinin hukukiolabilmesi için suç işlendiğini gösteren kuvvetli belirtinin bulunması yeterlideğildir. Tutuklamanın aynı zamanda ölçülü olması gerekir. Bu nedenle somutolayın şartlarında ölçülülüğün unsuru olan gereklilik bakımından birdeğerlendirme yapılması zorunluluğu vardır. Tutuklamanın gerekliliği yönündenbirbiriyle ilişkili iki hususun ele alınması gerekmektedir. Birincisi başvurucunun,kendisine isnat edilen suçun işlendiği ileri sürülen tarihten ne kadar sonratutuklandığı ve bu sürede soruşturma mercilerinin hareketsiz kalıp kalmadıklarıdeğerlendirilmelidir. İkinci olarak, başvurucunun aynı delillere dayalı olarakdaha önce tutuklanıp tutuklanmadığı ve tutuklandıysa ikinci tutuklamanın öncekisuçlamayla bağlantılı olup olmadığı incelenmelidir.
34. Anayasa Mahkemesi başvuruculara ilişkin soruşturmanınbaşladığı tarih ile tutuklama tarihi arasında önemli zaman diliminin bulunduğudurumlarda tutuklamanın gerekliliğini incelemiştir. Soruşturmanın başlamasındanitibaren uzun süre hareketsiz kalındıktan sonra tutuklama tedbirinebaşvurulması durumunda, soruşturma makamlarının tutuklamanın neden gerekliolduğunu gösterme yükümlülüğü bulunmaktadır. Mahkeme bir kişinin tutuklamayakonu suçun gerçekleştiği ileri sürülen tarihten dört yıl kadar sonra, yasamadokunulmazlığına istisna getiren Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girmesindenise yaklaşık iki yıl sonra tutuklanmasını ölçüsüz bulmuştur (Eren Erdem,B.No: 2019/9120, 9/6/2020, § 176). Anayasa Mahkemesi aynı şekilde bir kişininhakkında soruşturma başlatılmasından yaklaşık iki yıl sonra soruşturmamercilerince suça ilişkin yeni bir olgu ortaya konulmaksızın tutuklanmasınınölçülü olmadığına karar vermiştir (A.C., B.No: 2016/64868, 27/2/2020, §74).
35. Başvurucunun H.J.B. ile gerçekleştiği iddia edilengörüşmeleri 2013-2016 yıllarına ilişkindir. Yukarıda belirtildiği gibi (bkz. §§2, 3), bu bilgilerin sürecin başlangıcından itibaren soruşturma makamlarınınelinde olduğu bilinmektedir. Başvurucunun 9/3/2020 tarihinde casusluk suçundantutuklanmasına delil olarak gösterilen irtibata dair bilgiler genel hatlarıylaüç yılı aşkın bir süreden beri soruşturma dosyasında mevcuttur. Bu süre içindebir de casusluk suçundan tutuklamayı haklı kılacak, söz konusu irtibatıniçeriğine dair yeni bir olgu ortaya konabilmiş değildir. Bu nedenle H.J.B. ileirtibatın tespitinin üzerinden üç yılı aşkın bir süre geçtikten sonrabaşvurucunun casusluk suçundan tutuklanmasının neden gerekli olduğu soruşturmamakamları tarafından gösterilmemiştir.
36. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi birçok kararındatutuklu olarak yargılandıkları davalarda tahliyelerine karar verilen kişilerin,bazı farklı olgu ve delillere dayalı olarak başlatılan yeni soruşturmalarkapsamında ikinci kez tutuklanmaları halinde soruşturma mercilerinin bututuklamanın neden gerekli ve ölçülü olduğunu göstermek zorunda olduklarınıvurgulamıştır. Mahkemeye göre başvurucu ilk tutuklama tedbirine konu suçlailgili yargılamada tahliye edildiği halde birtakım yeni delillere ulaşılsa bile“ikinci tutuklama tedbirine konu suçlama ilk tutuklama tedbirine konu suçile temelde aynı olgulara dayanmakta” ise ikinci tutuklamanın gerekli veölçülü olduğu söylenemez (bkz. Abdullah Kılıç, B.No: 2016/25356,8/1/2020, §§ 84, 85; Cihan Acar, B.No: 2017/26110, 27/2/2020, §§ 74, 75;Yetkin Yıldız, B.No: 2018/3292, 23/6/2020, §§ 68, 69).
37. Başvurucu hakkında son üç yıl içinde temelde aynıdelillere dayalı olarak üç kez tutuklama, üç kez tahliye, bir kez de beraatkararı verilmiştir. Başvurucunun H.J.B. ile ilişkisi baştan itibaren tümtutuklama kararlarında yer almıştır. Bu ilişkiye dair hususlar başvurucuhakkındaki ilk tutuklama kararında 15 Temmuz darbe teşebbüsüne ilişkin suçlamabakımından kuvvetli suç şüphesini gösteren olgu olarak kabul edilmiştir. Busuçlamayla ilgili olarak başvurucu hakkında tahliye kararı verilmiş olmasınarağmen, Gezi olaylarıyla ilgili davada beraatına ve tahliyesine karar verilmesiüzerine başvurucu aynı suçtan dolayı ikinci kez yeniden tutuklanmıştır. Buikinci tutuklama kararında da kuvvetli suç şüphesi bakımından esas olarakH.J.B. ile olan ilişkiye dayanıldığı görülmektedir. Aynı şekilde bu ikincitutuklamadan kısa bir süre sonra siyasal veya askerî casusluk suçundan dolayıbaşvurucunun üçüncü kez tutuklanması da H.J.B. ile ilişkisine dayandırılmıştır.
38. Başvurucunun ikinci ve üçüncü kez tutuklanmasınakarar verilirken H.J.B. ile ilişkinin mahiyetine ve içeriğine dair herhangiyeni bir bulgu ortaya konulamamıştır. Bu durumda hakkında resen tahliye kararıverilen başvurucunun temelde aynı olguya dayanılarak, üstelik öncesindeanayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan ikinci keztutuklanmış olmasına rağmen bir de casusluk suçundan yeniden tutuklanmasınınneden gerekli olduğunun soruşturma belgelerinde gösterildiğini söylemek mümkündeğildir.
39. Sonuç olarak (a) başvurucunun H.J.B. ile ilişkisinedair bilgilere soruşturma mercileri tarafından üç yılı aşkın bir süre önce erişilmesine,(b) bu ilişkinin niteliğine veya kapsamına dair (yeni) tespitler bulunmamasına,(c) aynı deliller nedeniyle daha önce iki kez tutuklama kararı verilmesine ve(d) en önemlisi bunlardan birinde resen tahliye uygulanmasına karşın, aynıdelillerin bu kez bireysel başvuruya konu siyasal veya askerî casusluk suçubakımından tutuklamaya dayanak olarak kabul edilmesi tutuklama tedbirininölçüsüz olduğunu ortaya koymaktadır.
B. Tutukluluğunsoruşturma aşamasında kanunda öngörülen azami süreyi aşması
40. Soruşturma evresinde tutukluluğun belli bir süreyiaşmaması 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) “Tutuklulukta geçeceksüre” başlıklı 102. maddesinin (4) numaralı fıkrasında 17/10/2019 tarihlive 7188 sayılı Kanun’un 18. maddesiyle yapılan değişiklikle getirilen önemlibir güvencedir. Başvuruya konu suç bakımından bu süre azami “bir yıl altı ayolup, gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir”. Bu nedenletutukluluk süresi soruşturma evresinde iki yılı aşamaz.
41. Öte yandan Anayasa Mahkemesi bir kişi hakkında birdenfazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmanın aynı dosya üzerinden yürütüldüğüdurumlarda azami tutukluluk süresinin her bir suç için ayrı ayrı değil tümsuçlar için tek bir süre olarak hesaplanması gerektiğine hükmetmiştir. Mahkemeyegöre “Tutuklama tedbiri, bir yaptırım olmadığından aynı dosya kapsamındakiher bir suç için azami tutukluluk süresinin ayrı ayrı hesaplanması kabuledilemez” (bkz. Burak Döner, B.No: 2012/521, 2/7/2013, § 48; AbdullahÜnal, B.No: 2012/1094, 7/3/2014, § 41). Bu içtihat gereğince başvurucununilk tutuklama tarihinden itibaren soruşturma evresinde geçirdiği süreler tümsuçlar bakımından tek bir süre olarak hesaplanmalıdır.
42. Somut olayda 1/11/2017-11/10/2019 tarihleri arasındaanayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen tutuklamakararı uyarınca da tutulan başvurucu, 19/2/2020 tarihinde yine bu suçtan,9/3/2020 tarihinde ise -aynı soruşturma dosyası kapsamında- bu kez siyasal veyaaskerî casusluk suçundan tutuklanmıştır. Bilahare anayasal düzeni ortadankaldırmaya teşebbüs etme suçundan uygulanan tutuklama tedbiri sona erdirilmişsede casusluk suçundan tutukluluk devam ettirilmiştir. Bu durumda iddianameninkabul edildiği 8/10/2020 tarihine kadar başvurucunun soruşturma aşamasındaki tutukluluğununtoplam süresi 1 yıl 18 ay 29 gündür. Dolayısıyla soruşturma evresi için kanundaöngörülen azami iki yıllık tutukluluk süresi aşılmış durumdadır. Nitekimİstanbul 3. Sulh Ceza Hakimliği, 20/3/2020 tarihinde başvurucunun müsnet suçyönünden iki yıldan fazla süredir tutuklu kaldığı, dolayısıyla kanundaöngörülen azami tutukluluk süresinin aşıldığı gerekçesiyle anayasal düzeniortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan tahliye kararı vermiştir.
43. Diğer taraftan 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesindeöngörülen tazminat davası açma imkânının bu aşamada etkili bir yol olduğunusöylemek zordur. Evvela, soruşturma dönemi için azami bir tutukluluk süresiöngörülmesi güvencesi yeni getirildiği için yargılama sona ermeden bu yolabaşvurulabileceğine dair açık bir düzenleme veya yargı içtihadıbulunmamaktadır.
44. Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın makul süreyi veyakanunda öngörülen azami süreyi aştığı iddiasıyla yapılan başvurulardabaşvurunun incelendiği tarihte başvurucu tahliye edilmişse, Yargıtay’ınasıl davanın sonuçlanması ya da bu davada verilecek kararın kesinleşmesibeklenmeden tazminat talep edilebileceğine dair yerleşik hale geleniçtihatlarına atıf yapmak suretiyle, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesindeöngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir yololduğuna karar vermiştir (bkz. Erkam Abdurrahman Ak, B.No: 2014/8515,28/9/2016, §§ 58, 61; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 41,44). Buna karşılık somut olayda başvurucunun tutukluluğu devam ettiği gibi,soruşturma evresinde tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi aşmasıdurumunda yargılama sona ermeden tazminat talebinde bulunulabileceğine dairYargıtay kararları da mevcut değildir. Bu nedenle bu aşamada soruşturmaevresinde tutukluluğun kanunda öngörülen süreyi aştığı iddiaları bakımındanCMK’nın 141. maddesinde öngörülen yolun mutlaka tüketilmesi gereken etkili birbaşvuru yolu olduğu söylenemez.
45. Açıklanan sebeplerle başvurucunun söz konusu şikâyetiyönünden başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemezlik kararıverilmesi yerine şikâyetin kabul edilebilir bulunması ve ihlal kararı verilmesigerektiğini düşünmekteyim.
C. Tutukluluğunmakul süreyi aşması
46. Başvurucu, aynı eylemler nedeniyle uzun süredirtutuklu olduğunu, tutukluluğunun makul süreyi aştığını ileri sürmüş, çoğunlukbu şikâyet yönünden de ihlal bulmamıştır. Anayasa’nın 19. maddesinin yedincifıkrası tutuklanan kişilerin yargılamanın makul sürede bitirilmesini vesoruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarınıgüvenceye bağlamıştır.
47. Anayasa Mahkemesine göre “makul sürede yargılanmayı”ve “serbest bırakılmayı isteme” haklarının birbirinin alternatifi değiltamamlayıcısı olarak değerlendirilmesi gerekir. Burada ifade edilen serbestbırakılmayı isteme hakkı uyarınca, bir ceza soruşturması veya kovuşturmasıkapsamında tutuklu olanlar ilgili yargı mercilerinden serbest bırakılmalarınakarar verilmesini talep edebilirler. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasıtutukluluğun her aşamasında yargı organlarınca gerek resen gerekse kişininserbest bırakılma talebi üzerine yapılan incelemelerde tutulmanın meşrunedenlerinin açıklanmasını gerektirmektedir (Halas Aslan, B.No:2014/4994, 16/2/2017, §§ 66, 67).
48. Bu bağlamda tutukluluğun devamına ilişkin mahkemekararlarının gerekçeleri belirleyici olmaktadır. Tutuklulukta makul süreninaşılıp aşılmadığı belirlenirken tahliye taleplerinin reddine ilişkin ve bunlarakarşı itiraz üzerine verilen kararların gerekçelerine bakılmalı, bu gerekçelerintutuklamanın sürdürülmesini haklı kılmak için ilgili ve yeterli olup olmadığıdeğerlendirilmelidir. Tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçelerindetutuklamanın ön şartı olan “kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerininvarlığını ve tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren deliller somutolgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilecektir” (Halas Aslan,§ 75).
49. Somut olayda, çoğunluk kararında da belirtildiğiüzere, ilk olarak 18/10/2017 tarihinde gözaltına alınıp 1/11/2017 tarihinde tutuklananbaşvurucu bireysel başvurunun karara bağlandığı gün itibarıyla bireyselbaşvuruya konu dava dosyası bakımından suç isnadına bağlı olarak yaklaşık 2 yıl10 aydır tutulu bulunmaktadır (§ 129). Başvurucunun suç işlediğine dairkuvvetli belirti oluşturmayan aynı delillere dayalı olarak bu kadar uzunsüredir devam ettirilen tutukluluğun makul olduğu kabul edilemez. Esasenkuvvetli suç belirtisi tutuklamanın her aşamasında bulunması gerektiğindenhukuka aykırı tutukluluğun devam ettirilmesi her durumda Anayasa’nın 19.maddesinin yedinci fıkrasına aykırı olacaktır.
50. Bir an için çoğunluğun somut olayda ilk tutuklamabakımından kuvvetli suç belirtisi ve tutuklama nedenlerinin bulunduğu görüşükabul edilse bile yine de başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığınakarar verilmesi gerekmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kuvvetli suçbelirtisinin ve tutuklama nedenlerinin bulunduğunu tespit ettiği bazıbaşvurularda aynı hususların tekrarı niteliğinde, ilgili ve yeterli olmayangerekçelerle bir suç isnadına bağlı olarak kişilerin iki yılın üzerinde tutuklukalmasını makul olarak değerlendirmemiştir (Hanefi Avcı, B.No:2013/2814, 18/6/2014, § 85).
51. Başvurucu hakkında soruşturma aşamasında muhtelifsulh ceza hakimliklerince yapılan 6/5/2020, 20/5/2020, 4/6/2020, 3/7/2020,29/7/2020, 17/8/2020 ve 11/9/2020 tarihli tutukluluk incelemelerinde atılısuçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve delillerin tamamınıntoplanmamış olması, şüphelinin üzerine atılı suçu işlediğine ilişkin kuvvetlisuç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması, atılı suçunkanunda gösterilen cezasının üst sınırı, şüphelinin kaçma ve saklanmaşüphesinin bulunması, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacakolması ve tutuklama tedbirinin ölçülü olması hususlarına genel ve soyut olarakdeğinilmiştir. Kovuşturma aşamasında ise tutukluluğun devamına ilişkin olarakverilen 6/11/2020, 23/11/2020, 4/12/2020 ve 18/12/2020 tarihli kararlardayukarıdaki gerekçelere ilave olarak başvurucunun henüz savunmasının alınmadığı,bazı tanıkların henüz dinlenmediği ve delilleri yok etme, gizleme ve değiştirmeşüphesini uyandıran olgular olduğu belirtilmek suretiyle başvurucunun tahliyetalepleri ve bunların reddine karşı yaptığı itirazlar kabul edilmemiştir.
52. Soruşturma ve kovuşturma mercilerinin tutukluluğundevamına ve bunlara itiraza dair kararlarındaki gerekçelerin tutukluluğun üçyıla yakın süre boyunca sürdürülmesini haklı kılacak özen ve içerikte olmadığı,aynı hususların tekrarı niteliğindeki matbu ifadelerden ibaret olduğugörülmektedir. Tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda başvurucunun casusluksuçunu işlediğine dair kuvvetli şüphenin varlığına dair herhangi bir somutolgudan bahsedilmediği gibi, soruşturma ve yargılamanın neden tutuklu olarakdevam etmesi gerektiği de açıklanmamıştır. Halbuki başvurucu hakkındakitutuklamaya konu suçlama bakımından delil olarak gösterilen bilgilerin önemliölçüde toplandığı ve bunların toplandığı tarihten yıllar sonra tutuklamatedbirine başvurulduğu, en önemlisi bu süre içerisinde soruşturma mercilerincede ifade edildiği üzere başvurucunun birçok kez yurt dışına çıkmış olmasınarağmen kaçmadığı ve her seferinde Türkiye’ye döndüğü dikkate alındığında“kaçma” veya “delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme” gerekçelerinin tümüylesoyut kaldığı, inandırıcı somut olgularla desteklenmediği görülmektedir.
53. Diğer yandan, başvurucu hakkındaki tutuklamanındevamına ilişkin kararların gerekçelerinde tutuklamaya alternatif olarak 5271sayılı Kanun'un 109. maddesinde yer alan adli kontrol tedbirlerinin nedenyeterli görülmediği de dayanaklarıyla birlikte tartışılmış değildir.Gerekçelerde sadece isnat edilen suçların niteliğinden veya bunlara ilişkinkanunda öngörülen yaptırımın ağırlığından hareketle adli kontrolün yeterli olmayacağıkanaati ifade edilmiş ancak başvurucunun durumuyla ilgili bir kişiselleştirmeyapılmamıştır.
54. Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere başvurucununtutukluluğunun devamına ilişkin kararlarda kuvvetli suç şüphesini, tutuklamanedenlerinin varlığını ve tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu gösterendeliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilebilmiş değildir.Dolayısıyla anılan gerekçelerin somut olayın şartlarında üç yıla yaklaşantutukluluk süresini haklı kılmak için yeterli olduğu söylenemez.
55. Yukarıda açıklanan gerekçelerle, başvurucu hakkındauygulanan tutuklama tedbirinin hukuka aykırı olması, tutukluluğun makul süreyive kanunda soruşturma evresi için öngörülen azami süreyi aşması nedenleriyleAnayasa’nın 19. maddesinin üçüncü ve yedinci fıkraları kapsamında kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini düşündüğümden, çoğunluğun aksiyöndeki kararına katılmıyorum.
Başkan
Zühtü ARSLAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurunun konusunu, önceki suçlamalar vetutuklamalardan bağımsız olarak, başvurucunun 9.3.2020 tarihinde siyasal veyaaskeri casusluk isnadıyla tutuklanması nedeniyle, tutuklamanın hukuki olmadığıve uzun süredir tutuklu kaldığı iddiaları oluşturmaktadır. Başvurudan sonrakisüreçte başvurucu hakkında siyasal veya askeri casusluk suçundan (TCK m. 328)iddianame düzenlenmiş, kovuşturma evresi başlamıştır.
2. Tutuklama işlemi kişi özgürlüğüne ağır birmüdahaledir. Bu müdahalenin meşru sayılabilmesi, kanuni temelinin bulunması veanayasal güvencelere uygun olmasına bağlıdır. Anayasanın 19/3. maddesi uyarıncasuçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler ancak; kaçmalarını,delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla ve kanundabelirtilebilecek tutuklamayı zorunlu kılan diğer bir nedenle hakim kararıylatutuklanabilir. Ayrıca Anayasanın 13. maddesi gereği tutuklamanın somut olaybağlamında demokratik toplum bakımından zorunlu bir ihtiyaca karşılık gelmesive ölçülü olması gerekir. 5271 sayılı CMK’nın tutuklamayla ilgili 100-102.maddelerinde ise; kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delilinbulunması şartıyla, kaçma veya delilleri karartma (tutuklama) nedenlerininvarlığı halinde ve somut olay bakımından tutuklamanın ölçülü olması (aynı amacadaha hafif bir tedbirle ulaşılamaması) durumunda tutuklama kararıverilebileceği belirtilmektedir.
3. Belirtilen Anayasal ve yasal güvenceler karşısında;suç şüphesiyle tutuklamanın hak ihlali sonucunu doğurmaması için kanuna uygunyapılması, meşru amacının bulunması ve ölçülü olması gerekmektedir. Tutuklamaişlemi ile kamu gücü/erki, bireyin eyleminin suç oluşturduğunu ilerisürdüğünden, sanığın bu suçu işlediğine ilişkin makul şüphe oluşturan delillerigöstermelidir. Tutuklunun bu işleme karşı etkili başvuru yolunu kullanabilmesiiçin tutuklama kararı ve itirazın reddine ilişkin kararlarda tutuklamanedenlerinin ve delillerin gösterilmesi anayasal bir zorunluluktur.Tutukluluğun hukuki olmadığı iddiaları karşısında Anayasa Mahkemesinin (AYM)görevi, belirtilen üç anayasal kriter açısından değerlendirme yapmaktır.Bireysel başvurudaki bu inceleme suç unsurlarının bütünüyle değerlendirilmesinigerektirmez ise de gösterilen deliller ile suç tipi arasında mantıksal vehukuki bir bağın varlığının incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Sözgelimi isnatedilen suç yönünden hukuken delil değeri bulunmayan bir olguya dayanılarak veyakuvvetli belirti oluşturmak bakımından yeterli bulunmayan emarelerle tutuklamakararı verildiği saptandığında tutuklamanın kanuni temelinin olmadığı kabuledilmelidir. Kanuni temeli bulunmayan bir tutuklama ise tutuklama mercileriyönünden keyfiliğe işaret etmektedir. Keyfiliğin bulunduğu yerde bireyler içinhukuk güvenliği de tartışılır hale gelir. Öte yandan böylesi bir incelemeyikapsamadığı takdirde bireysel başvuruda özgürlük hakkının etkili biçimdekorunduğu söylenemez.
4. Çoğunluk görüşüyle yazılan karar gerekçesinde; iddiamakamlarınca casus olduğu belirtilen HJB adlı ABD vatandaşı ile başvurucunun(telefonla, lokantada ve konferanslarda) görüşmeler yapması, bazı sivil toplumkuruluşlarının faaliyetlerinin desteklenmesi ve flash bellek ve ceptelefonundaki bilgilerin siyasal ve askeri casusluk suçu nedeniyle tutuklamaiçin kuvvetli suç belirtisini oluşturduğu ve ayrıca suçun niteliği,önemi ve ağırlığı gerekçeleriyle tutuklamanın ölçülü olduğu kabuledilmiştir (par. 93, 100). Bununla birlikte iddianameye göre flash bellek vecep telefonunda bulunan bilgiler; kadın teröristlerle ilgili “Rojova’nınIşıkları-Kadın Devrimi” adlı belgesel ile Güneydoğu’da Çocuk Olmak adlıbelgesel filmin bulunduğu, ayrıca Dersim olaylarının konu edildiği “1994”isimli belgesel filmin hazırlanması için yönetmen D.T.ye maddi kaynakgönderdiği, şeklindedir.
5. Başvurunun incelenmesinde hangi aşamada dosyaya girendelillerin esas alınacağı tartışması bir tarafa, tutuklama kararı vetutuklamaya itirazın reddine ilişkin gerekçelerde ve sonraki soruşturmaişlemleri ile iddianamede gösterilen tek olgu, başvurucunun adı geçen ABDvatandaşıyla bazı görüşmelerinin bulunduğu ve Türk hukukuna göre kurulupfaaliyet gösteren bazı sivil toplum kuruluşlarını desteklediği yönündekiemarelerdir. Mahkememiz çoğunluk kararında da delil olarak bu olgu temelalınmıştır. Bununla birlikte tutuklamaya temel alınan bu emareler içerisindebaşvurucunun yaptığı görüşmenin içeriğine dair bir bilgi veya emareye yerverilmemektedir. Öte yandan Kanundaki suç tanımı karşısında somut bir devletsırrıyla bağlantısı kurulamadığı sürece içeriği yukarıda açıklanan flash bellekve cep telefonundaki belgesel filmlerin casusluk suçuyla bağlantılı olmadığıise izah gerektirmeyen açıklıktadır.
6. Başvurucunun işlediği iddia edilen ve tutuklamayatemel alınan siyasal veya askeri casusluk suçu TCK’nın 328. maddesindeşöyle düzenlenmiştir: “Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarıbakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri,siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldanyirmi yıla kadar hapis cezası verilir.”
7. Tutuklamaya temel olan casusluk suçunun konusunu,“Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliğiitibarıyla gizli kalması gereken bilgiler oluşturmaktadır. Başkadeyişle suçun konusu “devlet sırrı”dır. Sır, ilgili olmayanlarcabilinmeyen, bilinmemesi gereken ve sır sahibinin yararları bakımından gizliliğikorunması gereken bilgidir. Bir gerçek kişinin özel hayatının en dar alanınagiren veya bir şirketin ticari bilgilerine ilişkin sırlarda olduğu gibi, açıkkaynaklardan görülebilen, ilgili ilgisiz çoğu kimsenin bilebildiği veya zamanzaman alenileşen bilgilerin sır olduğu söylenemez. Konu devlet sırrı olunca,bunların da her türlü gizli bilgi olmayıp, özünde gizli (ilgisi olmayanlarınbilgisine kapalı) olup Devletin güvenliği veya siyasal yararları gereğigizli kalması gerekli görülen bilgiler olduğu söylenebilir. Ayrıca ilgilisır bilginin bu nitelikte gizli kalması gereken bilgiler olduğunun ilgiliDevlet kurumu tarafından bir iradeyle ortaya konulması da gerekir. Dolayısıyla‘Devlet sırrı’ olarak da adlandırılan bu tür bilgilerin ilgili bir devletkurumunda veya görevlisinde muhafaza altına alınıp gizliliğinin korunmasıgereken sırlar olduğu ifade edilmelidir. Bu durumda isnat edilen suçtan sözedilebilmesi için; öncelikle devlet sırrı olarak kabul edilen ve failtarafından casusluk amacıyla elde edilmeye çalışılan (hedef alınan) belli birkonuya ilişkin ve ilgili bir Devlet kurumu/görevlisi nezdinde gizlilik kaydıylatutulan somut bir sırrın varolması gerekir. Böylesibir suçlama için ilgili merci, hangi Devlet kurumuyla ilgili hangi konuyuiçeren devlet sırrının hedef alındığını gösterebilmelidir. Gösterilmelidir kisanık da o bilgilerin niteliğine ve devlet sırrı olup olmadığına ilişkinsavunmasını yapabilsin.
8. Şu halde tutuklama kararında hangi gizli bilgilerinsuçun konusunu oluşturduğu gösterilememişse, bu takdirde ortada suçun maddikonusunun bulunmadığı sonucuna varılmalıdır. Her ne kadar iddianamede (bkz.karar metni, par. 43-iii) sanık tarafından temin edilmeye çalışılan sırların;sanığın desteklediği sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri aracılığıylatoplumsal kesimlere, etnik farklılıklara vb. hususlara ilişkin siyasal, sosyal,ekonomik alandaki bilgileri kapsadığı ve bu yöntemle elde edilen bilgileriyabancı devletler lehine kullandığı ileri sürülmekte ve çoğunluk görüşünde buisnat temel alınmakta ise de bu soyut değerlendirmelerin Kanunun 328.maddesinde belirtilen suçun konusunu veya ceza hukuku anlamında bir fiilisnadını oluşturamayacağı açıktır. Bu şekildeki yaklaşımlarla kişilerin kenditoplumları veya başka toplumlar üzerindeki sosyolojik, antropolojik, tıbbi veyahukuksal alanlardaki bilimsel veya kültürel çalışmaları hakkında da toplumunsinir uçlarının araştırıldığı ve toplumsal-kültürel sırların yabancılarla paylaşıldığıgibi isnatlarda bulunulması mümkün olabilir. Böyle bir yaklaşımlasuçlanamayacak kimse kalmayacağı gibi bu mantık benimsendiğinde, söz konususivil toplum faaliyetlerine katılanlar hakkında da suça iştirak isnadındabulunulması gerekir. Bununla birlikte Ceza Kanunumuzdaki devlet sırlarına vecasusluk suçlarına ilişkin düzenlemelerde (TCK m. 327 vd.) böylesi bir mantığınveya yaklaşımın kabul edilmediğini açıkça ifade etmek gerekir. Nitekimdoktrinde Devlet sırrını tanımlamaya yönelik çabaların veya maddi-şekli kriterbiçimindeki tasniflerin hiçbirinde açık kaynaklardan elde edilen ve sıradankişilerce de bilinebilen bazı bilgilerin veya kimi sosyal veya toplumsalözelliklerin sır olarak tanımlandığına rastlanamamaktadır. (Örneğin gizlikalması gereken bilgiler ve Devlet sırrı kavramları için bkz. Doç. Dr. MuratBalcı, Siyasal veya Askeri Casusluk Suçu, 2018, s. 17 vd.; Dr. Mehmet Yayla,Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk, s. 49 vd.; Prof. Dr. İzzet Özgenç,Suç Örgütleri, 11.B. 2018, s. 335 vd.; Doç. Dr. Seydi Kaymaz, Ceza MuhakemesiHukukunda Devlet Sırrı, 2.B. 2020, s. 44 vd.; Dr. Hacı Sarıgüzel, DevletSırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk Suçları, 2016, s. 39 vd., 268). Sonuç olarakifade edelim ki incelenen tutuklama kararı, itirazın reddi kararı veya diğerbelgelerde suç tanımında sözü edilen nitelikte gizli kalması gereken birbilginin suçun konusunu oluşturduğu, failin bunu temin ettiği veya temineçalıştığı gösterilememektedir.
9. Kanunda siyasal ve askeri casusluk suçunun hareketöğesi devlet sırrının temin edilmesi olarakbelirlenmiştir. Devlet sırrını temin amacıyla yabancı bir devlet görevlisiyletemas kurulması veya sırrın bu kişiye verilmesi suç unsuru olarakdüzenlenmemiştir. Kanundaki tanıma göre devlet sırrı fail tarafından teminedildiği takdirde suç tamamlanır. Elbette devlet sırrının başkasına veya bircasusa verildiğinin tespiti suçu kanıtlayan bir olgu olur. Fakat ortada teminedilmiş bir devlet sırrı yokken failin yabancı bir devlet görevlisiylegörüşmesi, hatta suç amacıyla bağlantı yapması suçun unsuru olmadığı gibi,sırrı ele geçirmeye teşebbüs hareketinin icrasına başlanmadığı sürece böyle birolgu (istihbarat faaliyeti kapsamında izlemeyi gerektirmekle birlikte) casusluksuçu yönünden bir suçlamanın konusunu oluşturamaz. Ceza Kanunundaki teşebbüsedair kural (TCK m. 35) uyarınca, işlenmesine kastedilen suçun elverişlihareketlerle doğrudan icrasına başlanılmadan önceki her türlü hareket cezahukukunun konusunu oluşturmayan ve cezalandırılamayan hazırlık hareketleridir.Bunun istisnası, kalkışma suçlarıdır.
10. Başvurana yönelik suçlamada başvuranın teminettiği bir devlet sırrından söz edilmemektedir. Görüştüğü ileri sürülenkişiye (HJB) somut bir sırrın teslim edildiği de iddia edilmemektedir. Yanitamamlanmış bir fiil yoktur. O halde suçlamada bulunulabilmesi için hiç olmazsasomut ve “belli bir devlet sırrını” ele geçirmeye teşebbüs ettiğinin(icra başlangıcı oluşturan hareketinin) gösterilmesi gerekir. Dosyada böyle birbilgi de görülememektedir. Suçun konusunun ve icra başlangıcına ilişkinhareketin gösterilemediği bir yerde suç isnadında bulunulması suç teorisine demantığa da uygun düşmemektedir. Başka deyişle, suçlamaya konu olup failtarafından elde edilmesi amaçlanan devlet sırrının hangi konuda, hangi kurum nezdindekihangi gizli bilgiler olduğu ve bu bilgileri elde etmek için hangi icrahareketinde bulunulduğu hususunda tutuklama kararı veya diğer soruşturmabelgelerinde herhangi bir iddia, bilgi, belge veya emare yer almamaktadır.
11. Esasen suçun konusu yoksa sonraki unsurlarınaraştırılmasına gerek yoktur. Örneğin, hırsızlık mallarını satın aldığı bilinenbir esnafla failin görüştüğü belirlense dahi, çalınması söz konusu bir malınvarlığı ve çalmaya yönelik icra başlangıcı (örneğin malın bulunduğu işyerinin kapısınıaçmaya çalıştığı veya penceresine tırmandığı) gösterilemiyorsa hırsızlıksuçlaması yapılamaz. Bu anlamda “hangi devlet sırrı nereden elde edildi veyaelde edilecekti?” sorusunun makul bir cevabının olmadığı yerde suçun hareketunsuruna ilişkin delillerin araştırılması gerekli olmadığı gibi mantıken mümkünde değildir. Buna rağmen incelenen dosyada tutuklama kararı veya sonrakiişlemlerde; sanığın hangi kurum nezdindeki gizli kalması gereken bilgiyi(Devlet Sırrını) elde etmeye yönelik olarak elverişli davranışla icrahareketine ne zaman ve ne şekilde başlandığına ilişkin bir delil veya emareninbulunduğu gösterilememiştir. Hatta soruşturma belgelerinde, somut bir devletsırrının muhafaza edildiği yerden veya kişiden ele geçirilmeye çalışıldığına yönelikolarak bir iddia da yer almamaktadır.
12. Suça dair gösterilen tek olgu/emare casus olduğuileri sürülen kişiyle görüşme iddiasıdır. Peki bu olgunun hiçbir anlamı yokmudur? Olayda somut bir devlet sırrının sanık tarafından temin edildiğine veyabaşkasına teslim edildiğine yönelik bir iddia veya kanıt bulunmamaktadır. Budurumda iddiaya konu yabancı şahısla görüşme olgusunun fiilden önceki aşamayailişkin olduğu anlaşılmaktadır. Devlet sırrını temin fiilinden önce casuslagörüşme olgusunun ancak, failin belli bir kurum nezdindeki gizli bilgiyi teminiçin icraya başladığına veya temin ettiği gizli bilgiye dair bir iddianın vedelilin bulunduğu bir örnekte delil değerinin olduğu söylenebilir. Bununlabirlikte suç konusu gizli bilginin ne olduğunun bilinmediği ve temin amacıylahenüz icra hareketine başlanmadığı bir olayda casusla görüşme olgusu sabit olsadahi hazırlık hareketleri kapsamında ve ceza hukukunun ilgi alanıdışında kalan böyle bir olgu suç delili olarak nitelenemez. Dolayısıyla başvurukonusu olayda, işlendiği ileri sürülen suça dair makul bir şüphe oluşturacakbir belirti veya delilin gösterilemediği anlaşılmaktadır. Bu durumdatutuklamanın kanuni temelinin bulunmadığı tespitinin yapılması gerekmektedir.
13. Öte yandan tutuklama için delilin bulunmadığıbelirlendiğinde ölçülülük incelemesi gerekmiyorsa da çoğunluk gerekçesindedeğerlendirme yapıldığı için bu hususa da değinmekte yarar olabilir.Başvurucunun önceki suçlamalar dolayısıyla ilk ifadesinin alındığı tarihte HJBadlı kişiyle ilişkilerinin de sorulduğu görülmektedir. Soruşturma belgelerindesonraki aşamada elde edilen yeni bir olgu veya delilin bulunmadığıgözetildiğinde, soruşturma makamlarının aynı bilgilere baştan itibarensahipken, sonradan başka bir delile de ulaşılamadığı halde buna ilişkin suçlamave tutuklama işlemi için neden dört yıl beklendiği anlaşılamamaktadır. Budurumda dört yıl sonra yapılan suçlama dolayısıyla tutuklamanın demokratiktoplumda acil ve zorunlu bir ihtiyaç (soruşturma-kovuşturmanın selametineilişkin kamusal yararın gerektirmesi) olarak kabul edilmesi gerektiği ve ölçülüolduğu sonucuna ulaşmak mümkün görünmemektedir.
14. Başvurucu tutuklamanın uzun sürmesinden deşikayetçidir. Başvurucuya atılı suçlama ve tutuklama için gösterilen olgunundelil niteliğinde olmadığı ve tutuklamanın kanuni temelinin bulunmadığıgörüşünde olduğumdan, dosyadaki sözü edilen bilgiler ve anılan kişiyle görüşmeolgusuna ilişkin emarelere dayalı olarak aynı soruşturma dosyası kapsamında 2yıl 10 aydır tutuklu kaldığı gözetildiğinde, tutukluluğun makul olmayan birsüredir devam ettiği sonucuna da ulaşmak gerekmektedir.
15. Açıkladığım nedenlerle, başvuruya konu dosyadatutuklamanın hukuki bulunmadığı, ayrıca bu koşullarda aynı soruşturma dosyasıkapsamında 2 yıl 10 ayı aşan tutukluluğun sürdürülmesi nedenleriylebaşvurucunun özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiği vicdani kanaatıylakarşı oy kullandım.
Başkanvekili
Hasan Tahsin GÖKCAN
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığıncayürütülen 2017/96115 sayılı soruşturma kapsamında 18/10/2017 tarihindegözaltına alınmış ve İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğince cebir ve şiddetkullanarak Hükûmeti ortadan kaldırmaya teşebbüs etme (5237 sayılı Türk CezaKanunu'nun 312. maddesi kapsamında Gezi olaylarına ilişkin) ve anayasal düzeniortadan kaldırmaya teşebbüs etme (5237 sayılı Kanun'un 309. maddesi kapsamında15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsüne ilişkin) suçlarından 1/11/2017tarihinde tutuklanmıştır. Savcılık, başvurucunun tutuklandığı soruşturmanınbaşvurucuya ilişkin kısmını Kanun'un 312. maddesindeki suç yönünden (Gezi parkıolaylarına ilişkin) 14/12/2018 tarihinde tefrik etmiştir.
2. Başvurucunun 1/11/2017 tarihinde verilen tutuklama kararıile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvuruda kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlal edilmediğine oyçokluğuyla karar verilmiştir (MehmetOsman Kavala, [GK], B. No: 2018/1073, Karar Tarihi: 22/5/2019).
3. İç hukuk yollarını tüketen başvurucu Avrupa İnsanHakları Mahkemesi’ne (AİHM) bireysel başvuruda bulunmuştur. AİHM, 10/12/2019tarihinde başvurucunun suç işlediğine dair makul şüphenin bulunmadığıgerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 5. maddesinin (1)numaralı fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Strazburg Mahkemesi,ayrıca tutuklamanın Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c)bendinde belirtildiği üzere kişinin suç işlediğine dair makul bir şüphenedeniyle yetkili bir adli makam önüne çıkarılmaktan başka bir amaç ileuygulandığı gerekçesiyle 5. madde ile birlikte Sözleşme'nin 18. maddesinin deihlal edildiğine karar vermiştir (Kavala/Türkiye, B. No. 28749/18, 10 Aralık2019).
4. Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c)bendi ile ilgili AİHM içtihadına göre, ilk tutuklama için yeterli görülen makulşüphenin varlığı olaylara dışarıdan bakan, tamamen objektif bir gözlemciyi iknaedecek yeterlilikte olmalıdır. Makul şüphe, suçlanan kişinin üzerine atılı suçuişlemiş olabileceğine dair objektif bir gözlemciyi ikna etmeye yeterli olay,olgu veya bilginin varlığını gerektirmektedir (O'Hara/Birleşik Krallık, B. No:37555/97, 16/10/2001, § 34). AİHM, ilk tutuklama kararından itibaren suçunişlendiğine ilişkin makul şüpheye ek olarak tutuklamaya ilişkin nedenlerinvarlığının ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konması gerektiğini yakıntarihli bir kararında belirtmiştir (Buzadjı/Moldova Cumhuriyeti [BD], B. No:23755/07, 5/7/2016, § 87).
5. 5237 sayılı Kanun'un 309. maddesinden verilentutuklama kararı yönünden 11/10/2019 tarihinde başvurucunun resen tahliyesinekarar verilmiş ancak başvurucu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığıncayeni bir gözaltı kararı olduğundan İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucununanayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan tutuklanmasına19/2/2020 tarihinde karar vermiştir.
6. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 9/3/2020 tarihindebaşvurucuyu bu defa da devletin güvenliği veya dış siyasal yararlar bakımındanniteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askerîcasusluk maksadıyla temin etme suçlarından tutuklanması talebiyle sulh cezahâkimliğine sevk etmiştir. Başvurucu aynı tarihte İstanbul 10. Sulh CezaHâkimliği tarafından bu suçtan (5237 sayılı Kanun'un 328. maddesi)tutuklanmıştır.
7. Bütün bu gelişmeler yaşanırken, İstanbul 3. Sulh CezaHâkimliği 20/3/2020 tarihinde, başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmayateşebbüs etme suçundan (5237 sayılı Kanun'un 309. maddesi) tahliyesine kararvermiştir.
8. Önümüzdeki olayda, başvurucu, yargılandığı davadanberaat ederek tahliye edilmesine rağmen aynı delillerle ama farklı birsuçlamayla yeniden tutuklandığını, tutuklanması için gerekli kuvvetli belirtive makul şüphenin bulunmadığını, yetersiz delil ve gerekçeyle uzun süredirtutuklu bulunduğunu ve tutukluluğunun makul süreyi aştığını öne sürerek kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğinden yakınmaktadır.
9. Burada incelenecek temel mesele başvurucunun,“devletin güvenliği veya dış siyasal yararlar bakımından niteliği itibari ilegizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askerî casusluk maksadıyla teminetme” suçundan 9/3/2020 tarihinde tutuklanmasının anayasal ilke ve güvencelereuygun düşüp, düşmediğidir.
10. Anayasa'nın “Kişi hürriyeti ve güvenliği” hakkınıdüzenleyen 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesişöyledir:
“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir…Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını,delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlargibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkimkararıyla tutuklanabilir.”
11. Anayasanın temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasınıdüzenleyen 13. maddesine göre:
Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesineaykırı olamaz."
12. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik birmüdahale olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklamatedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nınilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasınadayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).
13. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklamaancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler bakımından mümkündür.Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerledesteklenmesi gerekir (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).Diğer taraftan, Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında, tutuklamakararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemeamacıyla verilebileceği belirtilmekle beraber, bir suçun niteliği veya bu suçailişkin olarak verilebilecek cezanın ağırlığı her zaman kaçma tehlikesineişaret eden belirtiler olarak değerlendirilmemelidir. Tutuklama tedbirininisnat edilen suç ve uygulanacak yaptırımı karşısında ölçülü olması daAnayasa'nın 13. maddesinin bir gereğidir (Halas Aslan, § 72).
14. Mahkememizin yerleşik içtihadına göre tutuklamanınhukukiliği dört aşamalı bir testle incelenmektedir. Bu testin aşamalarışunlardır:
a) tutuklamanın kanuni bir temelinin olup olmadığı,
b) suç işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunupbulunmadığı,
c) tutuklama nedenlerinin var olup olmadığı,
d) tutuklamanın ölçülülüğü
15. Yukarıdaki aşamalar çerçevesinde ilk olarakbaşvurucunun maruz kaldığı tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı olupolmadığının incelenmesi gerekmektedir. Başvurucu anayasal düzeni ortadankaldırmaya teşebbüs etme suçundan 18/10/2017 tarihinde gözaltına alınarak1/11/2017 tarihinde tutuklanmıştır. Bu dosya kapsamındaki suçla bağlantılıolarak Savcılık, 11/10/2019 tarihinde tutuklamayı sonlandırmış ancak başvurucuaynı suçtan 19/2/2020 tarihinde tekrar tutuklanmıştır. Buna ek olarak,başvurucu Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerîcasusluk amacıyla temin etme suçundan 9/3//2020 tarihinde bir kez dahatutuklanmıştır.
16. 27/10/2019 tarihli ve 7188 Kanun’un 18. maddesiyle5271 sayılı Kanun'un 102. maddesine eklenen dördüncü fıkrada soruşturma aşamasıiçin azami tutukluluk süreleri düzenlenmiştir. Bu kurala göre başvurucuya isnatedilen ve tutuklanmasına neden olan suçlar yönünden azami tutukluluk süresi ikiyıldır. Başka bir ifadeyle soruşturma aşamasında iki yılı aşan süre söz konusuolduğunda uygulanan tutuklama tedbiri kanuni bir temelden yoksun olacaktır.
17. Önümüzdeki olayda derece mahkemesi darbe teşebbüsüsuçu yönünden soruşturma aşamasındaki azami tutukluluk süresi dolduğundan başvurucuyutahliye etmiş ama aynı soruşturma evrakı kapsamında casusluk suçundanbaşvurucunun tutukluluğunu sürdürmüştür. Burada, derece mahkemelerinin aynısoruşturma dosyası kapsamında her bir suç bakımından ayrı azami tutukluluksüresi tatbik ettikleri görülmektedir. Anayasa Mahkemesi ise birden fazla suçayönelik soruşturma ve kovuşturmaların bir dosya üzerinden yürütülmesi durumundauygulanan kanunda öngörülen azami tutukluluk süresinin her bir suç için ayrıayrı değil tüm suçlar için tek bir süre olarak kabul edilmesini ilke olarakbenimsemiştir (Burak Döner, B. No: 2012/521, 2/7/2013, §§ 46-48; Abdullah Ünal,B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 41). Dolayısıyla başvurucu hakkında 2017/96115sayılı dosya kapsamında gerçekleştirilen soruşturmada anayasal düzeni ortadankaldırmaya teşebbüs etme ve devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasalveya askerî casusluk amacıyla temin etme suçları bakımından azami tutukluluksüresinin 7188 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında iki yıl olduğuaçıktır.
18. Suç isnadına bağlı tutma süresinin hesabındabaşvurucunun gözaltına alındığı tarihi başlangıç tarihi olarak kabul etmekgerekir. Her ne kadar gözaltı ve tutuklamanın iki ayrı tedbir olup, farklıazami sürelere sahip oldukları hukuk sistemimiz de geçerli olsa da butedbirlerin kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması yönünden aynı sonucudoğurduklarının kabulü gerekir. Anayasa’nın 19. maddesine baktığımızdahürriyetten yoksun bırakılmanın esaslarının düzenlendiği görülmektedir. Bubakımdan hürriyetten yoksun bırakılmanın tutuklama veya başka bir tutmatedbirinden kaynaklanması ikincil derecede bir öneme sahiptir. Önemli olankişinin özgürlük hakkından mahrum bırakılmasıdır. Bu açıdan değerlendirmeyaptığımızda başvurucunun kişi özgürlüğü ve güvenli hakkından yoksun kaldığısürenin hesaplanmasında gözaltı tarihinin başlangıç olarak alınmasının gerekliolduğu anlaşılmaktadır.
19. Somut olayda başvurucu 18/10/2017 tarihinde gözaltınaalınmış, 1/11/2017 tarihinde anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmesuçundan tutuklanmış ve bu tutuklama 11/10/2019 tarihinde sona erdirilmiştir.Bu tarihler arasında başvurucu toplam 1 yıl 11 ay 23 gün tutuklu kalmıştır.Başvurucu, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan 19/2/2020tarihinde yeniden tutuklanmıştır ve bu suçtan uygulanan tutuklama tedbiri20/3/2020 tarihinde -soruşturma aşaması için kanunda öngörülen azami iki yıllıktutukluluk süresinin dolduğu gerekçesiyle- sonlandırılmıştır. Başvurucu aynısoruşturma dosyası kapsamında devletin gizli kalması gereken bilgilerinisiyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçundan 9/3/2020 tarihindeyeniden tutuklanmıştır. Dolayısıyla, 19/2/2020’den 9/3/2020’e kadar başvurucu19 gün daha tutuklu kalarak hürriyetinden yoksun bırakıldığından 9/3/2020 tarihiitibarıyla toplam tutukluluk süresinin 2 yıl 12 gün (1 yıl 11 ay 23 gün+19 gün)olduğu görülmektedir. Bu durumda 9/3/2020 tarihi itibarıyla soruşturma aşamasıiçin kanunda öngörülen azami iki yıllık tutukluluk süresi aşıldığından aynıtarihte verilen tutuklama kararının kanuni bir temeli bulunmamaktadır.
20. Başvurucuya uygulanan tutuklama tedbirinin kanunidayanağı olmadığının tespit edilmesine rağmen somut başvuruyla ilgilideğerlendirmenin sürdürülmesinde hukuki ve kamusal yarar görüldüğünden birsonraki aşama olan tutuklamanın ön şartı olan kuvvetli suç belirtisinin bulunupbulunmadığının incelenmesi gerekmektedir.
21. Başvurucu 1/11/2017 tarihinde Gezi Parkı olaylarıbağlamında cebir ve şiddet kullanarak Hükûmeti ortadan kaldırmaya teşebbüs etme(5237 sayılı Kanun'un 312. maddesi) suçundan, 15 Temmuz darbe girişimi ileilgili olarak da anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme (5237 sayılıKanun'un 309. maddesi) suçundan tutuklanmıştır. Kanun'un 309. maddesindekisuçtan başvurucunun 11/10/2019 tarihinde resen tahliyesine karar verilirken,312. maddesindeki suç ile ilgili soruşturmada ve takip eden yargılamadabaşvurucunun beraatına ve bu suçtan tahliyesine hükmedilmiştir.
22. Başvurucunun beraatına ve tahliyesine karar verildiğigün başvurucu hakkında yeniden 5237 sayılı Kanun'un 309. maddesindeki suçtangözaltı kararı verilmiş ve akabinde başvurucu, bu suçtan 19/2/2020 tarihindeyeniden tutuklanmıştır. Bu tutuklama ağırlıklı olarak başvurucu ile Amerikalıbir akademisyen olan H.J.B. adlı kişi arasındaki ilişki ve irtibatlaradayanmaktadır. Başvurucunun, 9/3/2020 tarihinde bu kez devletin gizli kalmasıgereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçundantutuklanmasının da temelinde bu kişi ile olan temasları yatmaktadır.
23. Soruşturma makamlarının yargılamaya konu olan her ikisuç (“anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme” ve “devletin gizlikalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme”)bakımından hem tutuklama kararlarında hem de iddianamede ortaya koyduklarıaçıklamalar göz önüne alındığında bu iki suçla ilgili olguların büyük ölçüdeörtüştüğü görülmektedir. Bununla birlikte, somut başvurunun konusunu oluşturantutuklama tedbirine “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veaskeri casusluk amacıyla temin etme” suçundan dolayı başvurulmuştur.
24. Tutuklama kararında Başvurucu ile H.J.B. arasındaki27/11/2014, 1/6/2015, 3/6/2015, 5/6/2015, 7/3/2016, 9/3/2016, 28/6/2016,29/6/2016 ve 18/7/2016 tarihlerinde süreklilik arz eden ortak baz kayıtları,yine 18/7/2016 tarihinde bir lokantada birlikte görülmeleri, başvurucununH.J.B. ile Türkiye ve Orta Doğu meselelerine ilişkin konferanslardagörüştüklerine dair beyanı esas alınmıştır. İddianamede de başvurucunun ceptelefonu ile H.J.B.'nin cep telefonunun 2013 ve 2016 yılları arasındaİstanbul'da aynı baz istasyonundan sinyal aldığı, başvurucu ve H.J.B.'nin18/7/2016'da bir restoranda görüştükleri ve 8/10/2016'da 36 saniye ve 193saniye süren iki telefon görüşmesi yaptıkları verilerine yer verilmiştir.Başvurucunun Büyükada'da düzenlenen ve darbe girişiminin organize edildiğiiddia edilen toplantıya katıldığı veya bu toplantıyı düzenlediğine ilişkin biriddia öne sürülmemiştir.
25. Başvurucu; H.J.B.’yi 2000 yılından beri tanıdığını,H.J.B.nin akademisyen ve Türkiye üzerine çalışan bir düşünce kuruluşununyöneticisi olduğunu, İstanbul'da düzenlenen bazı uluslararası toplantılarda biraraya gelmeleri haricinde bu kişi ile bir ilişkisinin olmadığını ifadeetmiştir. 18/7/2016 tarihinde İstanbul Karaköy’de bir lokantada H.J.B. ile biraraya geldikleri iddiasına ilişkin olarak başvurucu, kültürel miras alanındauzman iki kişiyle yemek için oraya gittiğini, H.J.B. ile tesadüfenkarşılaştığını ve onunla buluşmadığını, H.J.B.nin de o sırada başka bir gruplaayrı bir masada yemekte olduğunu ifade etmiştir. Başvurucunun H.J.B. ileKaraköy'deki bir lokantada görüştüğüne ilişkin iddianın dayanağı olan ifadede(Büyükada'daki toplantıya katılan akademisyenlerden S.T.nin ifadesi)başvurucuile H.J.B.nin aynı masaya oturmadığı, başvurucunun restorandan birlikte olduğugrupla ayrıldığı, H.J.B.nin başka birisiyle buluştuğu belirtilmiştir. Aynı bazistasyonundan çeşitli tarihlerde sinyal alınmasına ilişkin olarak başvurucu,işyerinin bulunduğu yerde çok sayıda otel olması nedeniyle telefonunun buotellerde kalan bir kişiyle ortak baz istasyonundan sinyal almış olabileceğinisavunmuştur. H.J.B. ile Türkiye ve Orta Doğu sorunlarını ele alankonferanslarda görüştüklerine ve katıldığı toplantıların hiçbirinin gizliolmadığını, bazı devlet görevlilerinin de bu toplantılara katıldığınıbelirtmiştir.
26. Başvurucu ile H.J.B. arasında Karaköy’de birlokantada geçtiği iddia edilen görüşmenin içeriğine dair hiçbir veri hattaiddia bulunmamaktadır. Bu görüşmenin başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğiyönünde kuvvetli belirti oluşturduğunu söylemek mümkün değildir. İddianamedeileri sürülen 8/10/2016 tarihli iki telefon görüşmesinin de içeriğine ilişkinbir tespit bulunmamaktadır.
27. Başvurucunun telefonunun ve H.J.B.nin cep telefonununaynı baz istasyonundan sinyal göndermesinin ayrıntılı delillerin yokluğundacasusluk suçlamasının bir kanıtı olarak sunulması insan hakları açısından kaygıverici durumların ortaya çıkmasına neden olabilir. Bilindiği üzere bir bazistasyonunun kapsam alanına aynı anda çok sayıda cep telefonu girdiğindennüfusu kalabalık olan yerleşim bölgelerinde eş anlı olarak pek çok cep telefonuaynı baz istasyonundan sinyal verebilmektedir. Dolayısıyla farklı kişilertarafından kullanılan cep telefonlarının aynı baz istasyonunun kapsama alanındabulunması ve sinyal vermesi tek başına o kişilerin bir araya geldikleri veyabuluştukları şeklinde değerlendirilemez. Somut olayda başvurucu da ofisininbulunduğu yerin merkezî bir yer olduğunu, burada çok sayıda otelin bulunduğunu,telefonunun bu otellerde kalan bir kişiyle ortak baz istasyonundan sinyal almışolabileceğini belirtmiştir. Başvurucu ile H.J.B.’nin cep telefonlarının zamanzaman aynı baz istasyonu kapsamında sinyal vermesi casusluk suçuna yönelik kuvvetlibir şüphenin delili olarak nitelendirilemez.
28. Savcılık, iddiasıyla ilgili olarak 18/7/2016tarihinde başvurucunun H.J.B. ile bir restoranda karşılaşmaları dışındaözellikle bir araya geldiklerine dair herhangi bir delil sunmamıştır. Zaten,Savcılık başvurucu ile H.J.B. arasında çok az doğrudan temas gerçekleştiğinikabul etmektedir ama başvurucu ile H.J.B. nin bir araya geldiğine veya doğrudaniletişime geçtiğine yönelik gerçek bir delilin mevcut olmayışını H.J.B.nin“istihbari taktik ve usulleri bilmesinden ve uygulamasından, bu hususta özelgayret göstermesinden kaynaklandığı” ile açıklamaya çalışmıştır. Ancakbaşvurucunun bu konuda özel gayret gösterdiğine ilişkin herhangi bir veriortaya konamamıştır. Böyle bir durumun başvurucu üzerinde aksi ispat edilemeztürden bir karine oluşturacağı da göz ardı edilmemelidir. Son olarak, başvurucuile H.J.B. arasında olduğu öne sürülen cep telefonu görüşmelerinin sinyalbilgisi içeriğinde herhangi bir casusluk faaliyetini ortaya koyan bir veribulunmamaktadır.
29. H.J.B. ile başvurucunun Türkiye ve Orta Doğumeselelerine dair konferanslarda görüştükleri bilgisini başvurucu ifadesindeyer vermiştir. Başvurucunun bu konferanslara ilişkin verdiği bilgiler haricindesuç unsuru bulunduğuna yönelik bir bilgi veya bulgu da soruşturma otoriteleritarafından ortaya konulamamıştır.
30. AİHM başvurucuyla ilgili verdiği ihlal kararındabaşvurucunun H.J.B. ile irtibatına ilişkin aşağıdaki değerlendirmelerdebulunmuştur:
“Mahkeme, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsüne ilişkinsuçlamalarla ilgili olarak, bu suçlamaların genel olarak başvuran ile -Hükümetegöre, darbe teşebbüsünün organize edilmesinde yer aldığı suçlaması kapsamındaceza soruşturmasına konu olan- H.J.B. arasındaki 'yoğun temasların' varlığınadayandırıldığını gözlemlemektedir. Ancak Mahkemeye göre, dava dosyasındakideliller bu şüpheyi haklı kılmak açısından yetersizdir. Savcılık, başvuranınyabancı vatandaşlarla ilişkiler yürütmesi ve başvuranın cep telefonunun veH.J.B.’nin cep telefonunun aynı baz istasyonundan sinyal göndermesi hususlarınadayanmıştır. Ayrıca, dava dosyasından, başvuranın ve H.J.B.’nin darbe girişimisonrasında 18 Temmuz 2016 tarihinde bir restoranda karşılaştıkları ve kısa birşekilde selamlaştıkları anlaşılmaktadır. Mahkemeye göre, dosyaya dayanılarak,başvuranın ve söz konusu şahsın yoğun temasları bulunduğu tespit edilemez.Ayrıca, diğer ilgili ve yeterli koşulların bulunmadığı dikkate alındığında,başvuranın şüpheli bir kişiyle veya yabancı vatandaşlarla temaslarınınbulunması, tarafsız bir gözlemciyi, başvuranın anayasal düzeni ortadan kaldırmateşebbüsünde bulunduğuna ikna etmeye yeterli bir delil olarakdeğerlendirilemez... (§ 154).
31. AİHM kararından sonra yeni bir delil olarakdeğerlendirilebilecek tanık ifadesinin de başvurucuyla bir ilgisi yoktur.Tutuklama kararında başvurucunun hangi gizli bilgileri temin ettiğine dairhiçbir açıklama bulunmadığı gibi iddianamede de başvurucunun H.J.B. ile olanirtibatının casusluk kapsamında değerlendirilebilmesini mümkün kılan herhangi birbulgu veya bilgi yer almamaktadır. Başvurucunun yabancı bir kişiyle iddiamakamınca içeriği ve kapsamı ortaya konulmayan temaslarının bulunmasının,üzerine atılı devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askericasusluk amacıyla temin etme gibi oldukça ağır bir suç yönünden kuvvetlibelirti olarak kabul edilmesi mümkün değildir.
32. Savcılık başvurucunun kurduğu ve desteklediği SivilToplum Kuruluşları (STK) aracılığıyla elde etmiş olduğu sosyolojik, ekonomik,siyasal içeriği olan ve devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarıbakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri temin ederekamaçları doğrultusunda yabancı devletler lehine ve Türkiye aleyhinekullandığını ileri sürmüştür. Savcılık bu kapsamda başvurucunun… A.Şkapsamındaki faaliyetlerini “delil” olarak sunmuştur. Her şeyden önce …Vakfınınkendi kararıyla faaliyetlerini sonlandırdığı tarihe kadar, …A.Ş.nin isehâlihazırda faaliyetlerini serbestçe yürüten yasal kuruluşlar olduklarınıdikkate almak gerekmektedir. Yasal olarak kurulan, faaliyetlerini yasalarçerçevesinde sürdüren ve bunun aksi yönünde yargısal bir uygulamaya maruzkalmayan STK’ların ülkeyle ilgili sosyolojik, ekonomik ve politik konularüzerinde çalışmasının, bu konularla ilgili bilgi ve veri toplamasının vebunlardan hareketle çeşitli analizler yapmasının nasıl devletin güvenliği veyaiç ya da dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalmasıgereken bilgiler niteliğinde olduğu veya suç teşkil ettiği soruşturmamakamlarınca açıklanmamıştır. Bu tarz bir yaklaşım benzer konularda çalışmalaryürüten STK’ların çalışmalarının da kolaylıkla casusluk faaliyeti olaraknitelendirilmesine yol açabilir. Son olarak, başvurucunun bu tür faaliyetleridesteklemesiyle ilgili olarak şüphe uyandıracak herhangi bir olgu da ilerisürülmemiştir.
33. Devletle birey arasında bir konumda bulunan STK’larınfaaliyetleri ülke sorunlarının tartışılması ve araştırılmasında yurttaşkatılımcılığına teşvik ederek toplumsal düzeyde demokrasi bilinciningelişmesine ve demokratik toplum düzenin oluşması ve sürdürülmesine katkıyapmaktadır. Kuvvetli suç şüphesi teşkil etmeyen, somut olgulardan ziyadezanlara dayanan isnat ve ithamlarla STK faaliyetleri hakkında kuşkuoluşturulması, bu kuruluşlar üzerinde caydırıcı bir etkiye neden olacaktır. Budurumun da demokratik düzen açısından olumsuz etkilere yol açacağı şüphesizdir.
34. Başvurucudan elde edilen belgesellerin, başvurucununbir belgesel çekimine maddi destek sunmasının, Ermeni olayları ile ilgili birorganizasyon tertip etmesinin casusluk suçuyla bağlantısı anlaşılamamıştır. Öteyandan söz konusu belgesellerin ve organizasyonun yasa dışı olduğu ve bunlarayönelik bir işlem yapıldığı da iddia edilmemiştir.
35. Yukarıda ifade edilen gerekçelerle başvurucununtutuklanmasına neden olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin ortayakonulamadığı tespit edilmiştir. Başvurucuya uygulanan tutuklama tedbirininhukukiliğinin tespitinde sonraki aşamalar olan tutuklama nedenleri ve ölçülülükbakımından da incelememizi sürdürmemizde daha önce de değindiğimiz gibi somutolay bağlamında hukuki ve kamusal yarar bulunmaktadır.
36. Bu bağlamda tutuklamanın ölçülü olup olmadığınınbelirlenmesinde başta soruşturma süreci olmak üzere somut olayın tümözelliklerinin dikkate alınması gerekmektedir.
37. Başvurucunun tutuklanmasına konu olan temel eylemyukarıda belirtildiği üzere H.J.B. adlı kişiyle olan irtibatıdır. Başvurucu2016 yılı Temmuz ayında H.J.B. ile bir görüşmesinin olduğu, 2014, 2015, 2016yıllarında başvurucunun cep telefonu ile H.J.B.nin cep telefonunun aynı bazistasyonundan sinyal gönderdiği iddiasıyla 2020 yılında casusluk suçundantutuklanmıştır. Söz konusu olayların meydana geldiği ve dolayısıyla suçunişlendiği iddia edilen tarihten uzunca bir süre sonra tutuklama tedbirinebaşvurulması nedeniyle somut olayda ayrıca soruşturma süreci bakımındantutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olan gerekli olup olmadığının daincelenmesi gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer durumdaki (suç tarihi iletutuklama tarihi arasında önemli zaman diliminin bulunduğu) bazı olaylarailişkin başvurularda tutuklamanın gerekliliğine dair incelemelerde bulunmuştur.
38. Anayasa Mahkemesi, Erdem Gül ve Can Dündar ([GK], B.No: 2015/18567, 25/2/2016) kararında, başvurucular hakkında soruşturmabaşlatılmasından sonra tutuklama tedbirinin uygulandığı tarihe kadar geçenyaklaşık altı aylık sürede soruşturma makamlarının suça konu edilen haberlerdışında hangi delile ulaştığının, dolayısıyla tutuklama tedbirininuygulanmasının neden gerekli olduğunun somut olayın özelliklerinden vetutuklama kararının gerekçelerinden anlaşılmamasını başvurucuların kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmada dikkate alınanolgulardan biri olmuştur (Erdem Gül ve Can Dündar, §§ 79-81). Benzer şekilde,Eren Erdem (B. No: 2019/9120, 9/6/2020)kararında da başvurucunun suça konuolayların yaşandığı tarihten dört yıl kadar sonra -yeni bir olguya ulaşılmadan-tutuklanması ölçüsüz bulunmuş ve tutuklamanın hukuki olmadığı sonucunavarılmıştır.
39. Somut olayda başvurucu H.J.B. adlı kişiyle olanirtibatı konusunda 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında31/10/2017 tarihinde sorgulanmış ve 1/11/2017 tarihinde verilen tutuklamakararında bu noktaya dayanılmıştır. Başvurucunun H.J.B. ile olan irtibatınailişkin delillerin bu ilk tutuklamaya konu soruşturmanın başladığı andanitibaren Savcılığın elinde olduğu görülmektedir. Bu irtibat konusunda yenideliller elde edildiğine dair bir bulgu da soruşturma otoritelerince ortayakonulamamıştır. Buna ek olarak suç olarak nitelendirilen görüşme ve bağlantınınkapsamı ve içeriğine ilişkin bir bilgi de mevcut değildir. Dolayısıylabaşvurucunun adı geçen irtibatlarından hareketle dört yıl sonra tutuklanmasınınneden gerekli olduğu tutuklama kararındaki bilgi ve gerekçelerdenanlaşılamamaktadır. Bu gerekçeler makul bir gözlemciyi tutuklamanın hukukiliğikonusunda tatmin edici bir şekilde ikna etmede son derece yetersiz kalmaktadır.
40. Anayasa Mahkemesi başvurucuların tutuklu olarakyargılandıkları davalarda tahliyelerine karar verildiği gün, yargılama konusuolan suçla ilgili bazı farklı olgulara dayalı olarak başlatılan yeni birsoruşturma kapsamında ikinci kez tutuklanmalarıyla ilgili incelemelerindetutuklama tedbirinin uygulanmasını zorunlu kılan gerekçelerin neler olduğununve neden tutuklama tedbirinin ölçülü görüldüğünün tutuklamaya ilişkinkararlarda yeterince ifade edilmediği ve bunların somut olayın özelliklerindende anlaşılmadığı durumlarda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğinitespit etmiştir (Cihan Acar (B. No: 2017/26110, 27/2/2020, §§ 74, 75) YetkinYıldız (B. No: 2018/3292, 23/6/2020, §§ 68, 69).
41. Somut olayda başvurucu 1/11/2017 tarihinde 5237sayılı Kanun'un 309.maddesinde yer alan suçtan tutuklanmış, 11/10/2019 tarihindebaşvurucunun bu suçtan resen tahliyesine karar verilmiş ancak aynı delillerle19/2/2020 tarihinde aynı suçtan tekrar tutuklanmıştır. Başvurucu 11/10/2019tarihinde resen tahliyesine karar verilen ve 19/2/2020 tarihinde tekrartutuklandığı suçtan 20/3/2020 tarihinde azami tutukluluk süresi dolduğugerekçesiyle tekrar tahliye edilmiştir. Ancak başvurucu daha öncesinde 9/3/2020tarihinde aynı delillerle, bu kez devletin gizli kalması gereken bilgilerinisiyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçundan tutuklanmıştır.Başvurucuya yöneltilen her iki suçlama da aynı olgulara ve gerekçeyedayanmaktadır. Tutuklama kararlarında ve İddianamede başvurucunun bu iki suçuişlediği sonucuna ulaşılırken temel olarak başvurucunun H.J.B ile iddia olunantemaslarına odaklanılmaktadır. Suça konu edilen başvurucu ile H.J.B arasındakigörüşme ve bağlantının kapsamı ve içeriğine dair herhangi bir bilgi ve kanıtsoruşturma makamlarınca sunulmamıştır. Bu nedenle başvurucu hakkındaki 9/3/2020tarihli tutuklama tedbirinin uygulanmasının hangi ihtiyaçtan kaynaklandığı,böyle bir tutuklamanın neden gerekli olduğu somut olayın özelliklerinden vetutuklama kararının gerekçelerinden anlaşılamamıştır.
42. Tutuklama tedbirinin ölçülü olabilmesi içintutuklamaya alternatif diğer koruma tedbirlerinin neden yeterli görülmediğininde tutuklama kararında ikna edici bir şekilde somut olarak açıklanmasıgerekmektedir. İlgili mevzuatta geçen ifadelerin somut olayla ilgili herhangibir değerlendirme yapılmadan tekrar edilmesi bu konuyla ilgili yeterligerekçelerin sunulduğu anlamına gelmez.
43. Kafka’nın Dava romanında Josef K. kendisini anidenbir hukuk sarmalının ve labirentinin içinde bulmuştu: “Josef K. bir hukukdevletinde yaşıyordu… bütün kanunlar sapasağlam yürürlükteydi…”1 Somut olayımızda başvurucununneredeyse aynı olguya dayalı suçlamalarla ve kuvvetli şüphe uyandıracak önemliyeni deliller ortaya konulmadan iki kez tahliye edilip üç kez tutuklanması daKafkaesk bir hukuk sarmalına benzemektedir.
44. Açıklanan gerekçelerle başvurucu hakkında uygulanantutuklama tedbirinin hukuka aykırı olması nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesininüçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiği sonucuna ulaştığımdan çoğunluk kararına katılmadım.
Üye
Engin YILDIRIM
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucu, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması vetutukluluğun süresinin uzunluğu nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.Çoğunluk kararında tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarakbaşvuru kabul edilebilir bulunduktan sonra, başvurucunun Anayasa'nın 19.maddesinin üçüncü fıkrası ile güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edilmediğine karar verilmiştir. Çoğunluk kararında ayrıca tutukluluksüresinin soruşturma aşaması için kanunda öngörülen azami süreyi aşmasıdolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna vetutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak Anayasa'nın 19.maddesinin yedinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edilmediğine karar verilmiştir.
2. Değişik sivil toplum kuruluşlarında kurucu üye,yönetim kurulu üyesi veya danışma kurulu üyesi olarak yer alan bir iş adamıolan başvurucu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/96115 soruşturma sayılısoruşturma dosyası kapsamında Gezi olayları bağlamında cebir ve şiddetkullanarak Hükûmeti ortadan kaldırmaya teşebbüs etme (5271 sayılı Kanun’un 312.maddesi) ve 15 Temmuz darbe teşebbüsü bağlamında anayasal düzeni ortadankaldırmaya teşebbüs etme (5271 sayılı Kanun’un 309. maddesi) suçlarından18/10/2017 tarihinde gözaltına alınmış ve 1/11/2017 tarihinde tutuklanmıştır.
3. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmanınbaşvurucuya ilişkin Gezi Parkı olaylarıyla ilgili kısmını tefrik ederek2018/210299 sayılı dosya üzerinden sürdürmüştür. Öte yandan başvurucu ileilgili 2017/96115 sayılı soruşturma dosyası üzerinden yürütülen soruşturmada5237 sayılı Kanun'un 309. maddesinden verilen tutuklama kararı yönündenSavcılık 11/10/2019 tarihinde başvurucunun resen tahliyesine karar vermiştir.
4. Başvurucu hakkında Gezi parkı olayları bağlamındayürütülen soruşturma kapsamında başvurucunun cebir ve şiddet kullanarakHükûmeti ortadan kaldırmaya teşebbüs etme de dahil olmak üzere bir kısımsuçları işlediği iddiasıyla açılan davada İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi18/2/2020 tarihinde başvurucunun isnat edilen tüm suçlardan beraatine, başkasuçtan tutuklu veya hükümlü değil ise derhâl tahliyesine karar vermiştir (§14).
5. Buna karşılık başvurucu hakkında İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığınca yeni bir gözaltı kararı olduğu belirtilmiş ve hakkında 15Temmuz darbe girişimine ilişkin Başsavcılıkça yürütülen soruşturma kapsamında19/02/2020 tarihinde Sulh Ceza Hakimliğinin önüne çıkarılan başvurucununTCK'nın 309. maddesi uyarınca anayasal düzeni bozmaya teşebbüs suçundanİstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliğince tutuklanmasına karar verilmiştir.
6. Son olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığıbaşvurucuyu bu kez devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasi veyaaskerî casusluk amacıyla temin etme suçundan tutuklanması istemiyle 9/03/2020tarihinde İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiş ve başvurucu bu suçtanda tutuklanmıştır. Akabinde tutukluluğa yapılan itiraz reddedilince başvurucu4/05/2020 tarihinde bu tutuklama kararı ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesinebireysel başvuruda bulunmuştur.Bu arada İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğince20/3/2020 tarihinde başvurucunun 5237 sayılı Kanun'un 309. maddesi kapsamındakianayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan tahliyesine kararverilmiştir.
7. Dolayısıyla burada başvurucu hakkında uygulanantutuklama tedbirlerinden en sonuncusu ve bu bireysel başvuruya konu yapılmışolan “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasi veya askerî casuslukamacıyla temin etme suçu” kapsamında 9/3/2020 tarihli tutuklama kararındanhareketle tutuklamanın hukukiliği bağlamında özellikle kuvvetli suç belirtisininbulunup bulunmadığı ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığı değerlendirilmiştir. Yinetutukluluğun süresiyle ilgili iddialar da inceleme konusu yapılmıştır.
8. Buna göre eldeki bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesiçoğunluk kararında yer alan tutuklamanın hukukiliğine ilişkin olarak-tutuklamaya konu devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasi veya askerîcasusluk amacıyla temin etme suçu yönünden- kuvvetli suç belirtisinin bulunduğuve tutuklamanın ölçülü olduğu, tutukluluğun soruşturma aşaması için kanundaöngörülen azami süreyi aşmasıyla ilgili olarak başvuru yollarının tüketilmediğive son olarak tutukluluğun makul süreyi aşmadığı yönündeki kanaate aşağıdakigerekçelerle katılmamaktayız.
A. TutuklamanınHukukiliğine İlişkin
1. Suçİşlendiğine Dair Kuvvetli Belirti Bulunmaması
9. Başvurucunun tutuklanmasının hukukiliği bağlamındayapılan denetimde Sulh Ceza Hakimliğinin tutuklama kararında başvurucununüzerine atılı devletin gizli kalması gereken bilgileri siyasi veya askericasusluk amacıyla temin etme suçundan tutuklanması için gerekli olan suçişlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğuna ilişkin Anayasa Mahkemesiçoğunluk kararındaki kanaate katılmak mümkün değildir.
10. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 9/3/2020tarihinde başvurucuyu bahse konu suçtan dolayı tutuklanması istemiyle sulh cezahâkimliğine sevk yazısında ilk olarak H.J.B. hakkında yapılan; bu kişinin yabancıdevletler adına istihbari görevler alarak faaliyetler yürüttüğüne dairbulgulara erişildiği, 15/7/2016 tarihinde darbe girişiminde bulunan FETÖ/PDYsilahlı terör örgütünün Amerika Birleşik Devletleri ülkesinde olan ve onursalbaşkanlığını örgüt lideri Fetullah Gülen'in yaptığı Rumi Forum Vakfı'nınorganizasyon komitesinde görev yaptığı, örgüt liderinin çalışmalarını tanıtmakiçin lobi faaliyetlerinde bulunduğu, 15/7/2016 günü Büyükada S. Otel'de darbeteşebbüsünün devam ettiği saatlerde şüpheli H.J.B.nin kendi faaliyetlerinikamufle etmek amacıyla uluslararası toplantıya katılıyormuş görünümü altındaTürkiye’ye geldiği şeklindeki değerlendirmelere yer verilmiştir.
11. Aynı sevk yazısında şüpheli H.J.B. ile başvurucuarasında irtibat bulunduğu ancak bu irtibatın çoğunlukla yüz yüze görüşmeşeklinde gerçekleştirildiği, şüpheli H.J.B. ile başvurucu arasında her ikisininde yöneticisi olduğu Açık Toplum Vakfı arasında birçok irtibatın tespitedildiği, bu irtibatların detayına ilişkin inceleme ve araştırmaların devamettiği, H.J.B. ile başvurucunun ortak baz verileri göz önüne alındığında,27/11/2014, 1/6/2015, 03/6/2015, 5/6/2015, 7/3/2016, 9/3/2016,28/6/2016,29/6/2016, 18/7/2016tarihlerinde baz ortaklıklarının görüldüğü, busuretle de bir araya gelmek suretiyle görüşmeler gerçekleştirdikleri, 18/7/2016günü Karaköy'deki bir lokantada karşılaştıklarının anlaşıldığı ve bunlardanhareketle yasadışı istihbari faaliyetlerde bulunan H.J.B. ile başvurucuarasında gerek tanık beyanı gerekse iletişim tespitlerinden elde edilen verilerdikkate alındığında irtibat bulunduğu, bu irtibatlara ilişkin araştırmalarındevam etmekte olduğu, bu itibarla başvurucunun atılı Türkiye CumhuriyetiDevletinin anayasal düzenini cebir - şiddet kullanarak değiştirme suçu ilebirlikte ayrıca devletin güvenliği veya dış siyasi yararlar bakımından niteliğiitibari ile gizli kalması gereken bilgileri siyasi veya askeri casuslukmaksadıyla temin etmek suçunu da işlediğine dair bulgulara ulaşıldığıgerekçesiyle devletin güvenliği veya dış siyasi yararlar bakımından niteliğiitibari ile gizli kalması gereken bilgileri siyasi veya askeri casuslukmaksadıyla temin etmek suçundan 5271 sayılı CMK’nın 100. vd. maddeleri uyarıncatutuklanması talep edilmiştir.
12. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği ise 9/3/2020tarihinde başvurucunun 5237 sayılı Kanun'un 328. maddesi kapsamında devletingizli kalması gereken bilgilerini siyasi veya askerî casusluk amacıyla teminetme suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Hakimliğin tutuklama gerekçesinde“dosya içerisinde mevcut HTS baz analiz raporları, dijital incelemetutanakları, tanık beyanına dair bilgi alma tutanakları ile şüphelinin, gerekFETÖ/PDY silahlı terör örgütüne gerek PKK silahlı terör örgütü ile irtibatlıkişiler ile görüşen, bu terör örgütleri adına ve yabancı devletler adınaistihbari görevler alarak faaliyetler yürüten H.J.B. ile irtibatlarına dairdosya içerisinde mevcut 27/11/2014, 1/6/2015, 3/6/2015, 5/6/2015, 7/3/2016,9/3/2016, 28/6/2016, 29/6/2016, 18/7/2016tarihlerinde periyodik ve11/2014-7/2016 tarihleri arasında süreklilik arz eder şekilde ortak bazkayıtları, yine 18/7/2016 tarihinde bir lokantada birlikte görünmeleri,şüphelinin H.J.B. ile Türkiye ve Orta Doğu meselelerinin görüştüğükonferanslarda görüştüklerine dair beyanları birlikte değerlendirildiğinde;şüphelinin üzerine atılı suçu işlediği hususunda kuvvetli suç şüphesininbulunduğu” (§ 33) değerlendirmesine yer verilmiştir.
13. Bu başvuru kapsamındaki soruşturma belgelerinde yeralan tespit ve değerlendirmeler esas alınarak somut olayda tutuklama içingerekli olan suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğuna dairMahkememiz çoğunluğunun ulaştığı kanaat Anayasa Mahkemesinin bu konudakiyerleşik içtihadındaki yaklaşımı bağlamında kabul edilemez. Zira gerekSavcılığın tutuklama sevk yazısında ve gerekse Hakimliğin tutuklama kararındakigerekçeye bakıldığında soruşturma belgelerinde yer alan tespit vedeğerlendirmelerle ve mevcut delillerle bir kişinin bu şekilde tutuklanmasınınAnayasa’nın 19. maddesi kapsamında güvence altına alınan kişi hürriyeti vegüvenliği hakkını anlamsız hale sokacağını ifade etmek gerekmektedir.
14. Elbette ki casusluk suçu bağlamında suç işlendiğinedair kuvvetli belirtinin ve hukuka uygun bir tutuklama için aranan diğerkoşulların varlığı halinde bir kişi hakkında tutuklama tedbirine başvurulmasımümkündür. Ancak somut başvuruda mevcut delil durumuna bakıldığında bu delillerlebir kişinin suç işlediğine dair bir kuvvetli belirti bulunduğu gerekçesiyleAnayasa’nın 19. maddesine uygun biçimde tutuklandığını söylemek mümkündeğildir. Zira bir kişinin casusluk suçu kapsamında tutuklanabilmesi içinöncelikle casusluk suçu kapsamında devlet sırrı niteliğinde bir bilgininbulunması gerekmektedir. Dolayısıyla öncelikle casusluk bağlamında soruşturmayakonu olan niteliği itibariyle devletin gizli kalması gereken bir bilgisi veyabelgesi olmalıdır. İkinci olarak ise gizli kalması gereken bu bilginin teminedildiğine ya da açıklandığına ilişkin birtakım verilerin dosya kapsamındaortaya konulması gerekmektedir.
15. Bu ölçütler çerçevesinde somut olaya bakıldığındadosya kapsamında başvurucu yönünden yapılan değerlendirmelerde ciddi sorunlarbulunduğu aşikardır. Zira öncelikle Savcılık makamı suç ile ilgili delilleritoplayıp tutuklama talebinde bulunacağı zaman bu suç kapsamındaki delillerideğerlendirip böylelikle tutuklamayı talep etmelidir. Ardından da Sulh CezaHakimliğinin bu suçla ilgili olarak tutuklanmak için bir kuvvetli belirtibulunduğu kanaatine yine dosya kapsamında sunulan delillere bakarak karar vermesigerekmektedir. Oysa bireysel başvuruya konu bu dosyada casusluk suçu bağlamındaDevletin gizli kalması gereken hangi bilgi veya belgesinin soruşturmaya konuedildiği, somut olarak bu bilginin nasıl temin edildiği ve nereye aktarıldığınadair hiçbir delil yer almamaktadır. Hatta Savcılık tarafından buna ilişkin biriddia da ortaya konulabilmiş değildir. Dolayısıyla Sulh Ceza HakimliğininSavcılığın talebi doğrultusunda suç sayılan hususlarla ilgili oldukça yüzeyselve genel değerlendirmelerden hareketle tutuklama kararı vermiş olması tutuklamakararını sorunlu hale sokmaktadır.
16. Bu bağlamda çoğunluk kararındaki şu gerekçe kuvvetlisuç belirtisi yönüyle Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemelerindeoluşturduğu standart açısından sorunludur:
“Doğası gereği gizlilik içinde işlenen casusluk türüsuçların ortaya çıkarılmasında, bunlara dair delil ve olguların belirlenmesindesoruşturma mercilerinin diğer suçlara göre oldukça zor bir konumda olduklarıhatırda tutulmalıdır. Dahası bu tür suçların konusunu oluşturan eylemlerin çoğukez diğer ülkelerin istihbarat örgütleriyle iş birliği içinde icra edilmesi vesuçların faillerinin eylemlerini gizleme konusunda diğer şüphelilere göre dahafazla kabiliyet sahibi olması gibi olgular, bunlarla ilgili en azındansoruşturmanın başlangıcında veya tutuklama gibi koruma tedbirlerininuygulandığı aşamada aranan delil türü ve düzeyiyle ilgili kısmen farklıölçütler benimsenmesini zorunlu kılabilir” (§92).
17. Elbette ki casusluk suçu bağlamında, niteliği gereğibu biçimdeki bir suçun işlenmesi sürecinde gizlilik önemli olmakla birlikte,tutuklama tedbirinin uygulanması aşamasında suçlamanın kuvvetli sayılabilecekinandırıcı delillerle desteklenmesi Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadındada olmazsa olmaz bir şart olarak aranmaktadır (Örnek olarak bkz.: Mustafa AliBalbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 71).Dolayısıyla bu eşiğin altında kalandelillerin tutuklama tedbirinde kabulü kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ileilgili anayasal güvenceleri anlamsız hale sokabilecektir.
18. Bireysel başvuruya konu tutuklama tedbirinin casusluksuçu kapsamında olmasından hareketle çoğunluk kararında bu nitelikteki bir suçkapsamında tutuklama tedbirinin uygulanmasında aranan “delil türü ve düzeyiyleilgili kısmen farklı ölçütler benimsenmesi”nin zorunlu olabileceği ifade edilsedahi bu zorunluluktan dolayı casusluk suçu kapsamında delil olarak kabuledilebilecek herhangi bir bilgi veya belge ortaya konulmadan tutuklamatedbirine başvurulması mümkün olmamalıdır. Aksi yöndeki yaklaşım belirli suçtürleri bakımından uygulanan tutuklama tedbirlerinin Anayasa’daki güvencelerindışında kaldığı gibi bir sonucu ortaya çıkarır.
19. Oysa mevcut bireysel başvuruda tek başına hiçbirşekilde suç oluşturmadığı açık olan bazı durumlar casusluk suçu bağlamındabirer delil olarak kabul edilmiştir. Sulh Ceza Hakimliğinin tutuklamakararındaki şekliyle ifade etmek gerekirse “dosya içerisinde mevcut HTS bazanaliz raporları, dijital inceleme tutanakları, tanık beyanına dair bilgi almatutanakları” ile başvurucunun “gerek FETÖ/PDY silahlı terör örgütü(…) gerek PKKsilahlı terör örgütü ile irtibatlı kişiler ile” görüşmesi, “bu terör örgütleriadına ve yabancı devletler adına istihbari görevler alarak faaliyetler yürütenH.J.B. ile irtibatlarına dair dosya içerisinde mevcut 27/11/2014, 1/6/2015,3/6/2015, 5/6/2015, 7/3/2016, 9/3/2016, 28/6/2016, 29/6/2016, 18/7/2016tarihlerinde periyodik ve 11/2014-7/2016 tarihleri arasında süreklilik arz ederşekilde ortak baz kayıtları”nın bulunması”, “18/7/2016 tarihinde bir lokantadabirlikte görünmeleri” ve başvurucunun “H.J.B. ile Türkiye ve Orta Doğumeselelerinin görüştüğü konferanslarda görüştüklerine dair beyanları” birliktedeğerlendirilmiş olup bunlardan hareketle başvurucunun üzerine atılı suçuişlediği hususunda kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu kanaatine ulaşılmıştır.
20. Başvurucunun FETÖ/PDY veya PKK ya da başka bir terörörgütü veya herhangi bir suç örgütü ile irtibatlı kişiler ile görüşmüşolmasının, içeriği ortaya konulmadığı sürece, tek başına suç işlenmesi için birkuvvetli belirti olarak kabulü ne şekilde mümkün olabilecektir? Bu bağlamdaSavcılığın öncelikle bu görüşmeyi terör örgütü üyelerinden kiminle ve hangiamaçla yaptığını somut olgulara dayalı olarak ortaya koyması ve bu görüşmeniniçeriği ile ilgili hususları tespit etmesi ve bu içerikle ilgili bilgilerdenhareketle Sulh Ceza Hakimliğinin suç işlendiğine dair kuvvetli belirtikanaatine ulaşması gerekmektedir. Aksi bir yaklaşımın kabulü halinde çok kolaybiçimde birçok kişinin birçok görüşme ve temasından hareketle bu kişilerintutuklanması yoluna gitmek mümkün olabilecektir. Soruşturma makamlarının bubağlamda bir ceza soruşturmasındaki temel görevinin de terör örgütü veya birsuç örgütü ile irtibatlı kişilerle gerçekleştirilen görüşmelerde suç işlendiğinedair kuvvetli belirti olarak kabul edilebilecek bilgi ve belgeleri temin edereksoruşturmayı yürütmek olduğu unutulmamalıdır.
21. Burada ayrıca başvurucunun H.J.B. ile irtibatı, aynımekânda birlikte görünmeleri ve benzeri hususların da neden suç işlendiğinedair kuvvetli bir belirti olarak kabul edilemeyeceğini izah etmek gerekir.Öncelikle Başsavcılığın başvurucunun tutuklanması ile ilgili sevk yazısındakişekliyle H.J.B. ile ilgili ifade edilen “adı geçenin yabancı devletler adınaistihbari görevler alarak faaliyetler yürüttüğüne dair bulgulara erişildiği,şüphelinin 15/7/2016 tarihinde darbe girişiminde bulunan FETÖ/PDY silahlı terörörgütünün Amerika Birleşik Devletleri ülkesinde olan ve onursal başkanlığınıörgüt lideri Fetullah Gülen'in yaptığı Rumi Forum Vakfı'nın organizasyonkomitesinde görev yaptığı, örgüt liderinin çalışmalarını tanıtmak için lobifaaliyetlerinde bulunduğu” olgusundan hareketle bu kişinin 15/7/2016 tarihindeFETÖ/PDY terör örgütü mensuplarınca gerçekleştirilen darbe teşebbüsününyaşandığı gün Büyükada’da S. Otel'de darbe teşebbüsünün devam ettiği saatlerdekendi faaliyetlerini kamufle etmek amacıyla uluslararası toplantıyakatılıyormuş görünümü altında ülkemize gelmesi hususunun ilk bakışta en azındanbir şüphe uyandırması ihtimal dahilinde görülebilir. Ancak bu şüphedenhareketle bu kişi ile başvurucu arasındaki temasların başvurucunun casusluksuçu kapsamında tutuklanması amacıyla kuvvetli bir belirti olarak kabuledilebilmesi için bunların içeriğinin ve bağlamına ilişkin somut delillerinmutlaka ortaya konulması gerekmektedir.
22. Oysa dosya kapsamındaki soruşturma belgelerinde vetutuklama kararında bu delillendirme yapılamamıştır. Bu bağlamda sadecebaşvurucu ile H.J.B. arasında “27/11/2014, 1/6/2015, 3/6/2015, 5/6/2015,7/3/2016, 9/3/2016, 28/6/2016, 29/6/2016, 18/7/2016 tarihlerinde periyodik ve11/2014-7/2016 tarihleri arasında süreklilik arz eder şekilde ortak bazkayıtları”nın bulunması, “18/7/2016 tarihinde bir lokantada birliktegörünmeleri” ve başvurucunun “H.J.B. ile Türkiye ve Orta Doğu meseleleriningörüştüğü konferanslarda görüştüklerine dair beyanları”na yer verilmiş olupbunlar tutuklamaya karar veren Hakimlikçe delil olarak kabul edilmiştir.
23. Bunlardan özellikle başvurucu ile H.J.B.’nintelefonlarının ortak baz kaydının varlığı ve bir lokantada birlikte görünmelerive bir konferansta birlikte görüştüklerine dair beyanlar bu şekliyle tek başınadelil olamayacak rastlantısal durumlar olarak görülebilir. Eğer bunlarrastlantısal olmanın ötesinde bir anlam taşıyacak ve bu nedenle de hukuki değergörecek ise bir suç soruşturmasında Savcılıkça bunun detayına ilişkinhususların mutlaka ortaya konulması ve Hakimlikçe yapılan tutuklamada bunlarınancak bu şekilde kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi mümkün olabilecektir.
24. Başvurucu bu kapsamda yaptığı açıklamasında H.J.B.’yi2000 yılından beri daha ziyade katıldığı uluslararası konferanslar dolayısıylatanıdığını, H.J.B.nin akademisyen ve Türkiye üzerine çalışan bir düşüncekuruluşunun yöneticisi olduğunu, İstanbul'da düzenlenen bazı uluslararasıtoplantılarda bir araya gelmeleri haricinde bu kişi ile bir ilişkisininolmadığını, 18/7/2016 tarihinde İstanbul'da Karaköy semtindeki bir lokantadaH.J.B. ile bir araya geldikleri iddiasına ilişkin olarak ise kültürel mirasalanında uzman iki kişiyle yemek için gittiği bir restoranda H.J.B. ilekarşılaştığını, H.J.B. ile buluşmadığını, H.J.B.nin de o sırada başka birgrupla yemekte olduğunu ve başka bir masaya oturduğunu, Türkiye ve Orta Doğumeselelerine ilişkin konferanslarda görüştüklerine ilişkin olarak ise katıldığıtoplantıların hiçbirinin gizli olmadığını, bazı devlet görevlilerinin de butoplantılara katıldığını ifade etmiştir.
25. Başvurucu ile H.J.B. arasında gerek bir lokantadakikarşılaşma ve gerekse birlikte katıldıkları konferans bağlamında bahse konucasusluk suçu kapsamında tutuklama için kuvvetli bir belirti sayılabilecek birdelil ortaya konulamamış olup, gerek Savcılığın bilgi ve belgelerinde vegerekse İstanbul 10. Sulh Ceza Hakimliğinin 9/03/2020 tarihli tutuklamakararında sadece lokantadaki bahse konu karşılaşmaya ve birlikte katıldıklarıkonferansta birbirleriyle görüşmelerine yer verilmiştir. Dolayısıyla budüzeydeki olgulardan hareket edildiği içindir ki esasında casusluk suçubağlamında dosyada hiçbir delile yer verilmediği sonucuna ulaşmakgerekmektedir.
26. Yine bu bağlamda H.J.B. ile başvurucununtelefonlarındaki ortak baz kaydının varlığı ile ilgili olarak başvurucu kendiişyerinin bulunduğu yerde çok sayıda otel olması nedeniyle telefonunun buotellerden herhangi birinde kalan bir kişiyle ortak baz istasyonundan sinyalalmış olabileceğini ifade etmiştir. Gerçekten yoğun nüfusun olduğu kalabalıkşehirlerde ve özellikle de otel ve işyerlerinin yoğun olduğu semtlerde aynı bazistasyonundan çok sayıda kişinin aynı anda faydalanması nedeniyle ortak bazkaydının varlığı birçok kişi açısından olağan bir durum olarak kabuledilmelidir. Dolayısıyla İstanbul’un en yoğun nüfus yerleşimi ve hareketliliğiolduğu yerlerden bir semtteki bu biçimdeki ortak baz kaydının varlığı başkadetay bir bilgi olmadığı durumlarda başvurucu aleyhine delil olarakkullanılmamalıdır2.Aksi yöndeki bir hukuki kabul ise genel olarak kişiler açısından fevkaladegüvencesiz ve hukuken sakıncalı sonuçlar doğurabilecektir.
27. Somut başvuruda casusluk suçundan verilen tutuklamakararı bakımından tutuklamanın ön koşulu olan kuvvetli suç belirtisibağlamındaki en önemli eksiklik başvurucu ile H.J.B. arasındaki herhangi birkonuşma veya görüşmenin içeriğine dair hiçbir somut bilgi ya da belgeyedayanılmadan varsayımsal bir değerlendirmeyle hareket edilmesidir. Savcılıkçabu biçimdeki bir görüşme içeriğine veya başka bir somut bilgiye yerverilememiş, sadece değişik zamanlarda telefonların ortak baz istasyonundansinyal vermesi, lokantada karşılaşma ve aynı konferansa katılma hususları birerdelil olarak sunulmuş ve Hakimlikçe de bunlardan hareketle başvurucununtutuklanmasına karar verilmiştir.
28. Spekülatif olmanın ötesine geçtiği ortaya konulamayanbu şekildeki bir hukuksal yaklaşımın benimsenmesi sonucu verilen bir tutuklamakararının gerek Anayasa’nın 19. maddesindeki boyutuyla ve gerekse AnayasaMahkemesinin bugüne kadarki yerleşik içtihadında kabul ettiği haliyletutuklamanın hukukiliği bağlamında ortaya konulan hukuki standardıkarşılamasının mümkün olmadığını özellikle ifade etmek gerekir.
29. Nitekim Anayasa Mahkemesi bireysel başvuruincelemelerine bakmaya başladığı ilk zamanlardaki kararlarından itibaren,Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklamanın ancak suçluluğuhakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler bakımından mümkün olduğunu vetutuklamanın ön koşulu olarak bir kişinin suçluluğu hakkında kuvvetlibelirtinin mutlaka bulunması gerektiğini ifade etmektedir. Bunun için desuçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesigerekmektedir (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 71).
30. Oysa somut bireysel başvuruda ise casusluk suçu ileilgili iddia kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmemiş,kuvvetli belirtinin varlığı temellendirilememiş, casusluk suçu ile ilgiliolarak dosyadaki delillerden hareketle şüpheliler arasındaki hiçbir telefongörüşmesi içeriği, toplantı konuşma dökümü veya başka bir somut veri ortayakonulamamıştır.
31. Dolayısıyla yukarıda sıralanan nedenlerle bireyselbaşvuruya konu dosyada yer verilenlerden hareketle suç işlediğine dair kuvvetlibelirti ortaya konulmadan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirininkişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin güvencelerin yer aldığı Anayasa’nın19. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal ettiği kanaatindeyiz.
2. TutuklamanınÖlçülü Olmaması
32. Mahkememiz çoğunluk kararındaki bir diğer sorunlualan ise başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülülüğü hususundaortaya çıkmaktadır. Bu noktada iki önemli sorun olduğu gerekçesiyle AnayasaMahkemesi çoğunluk kararında ulaşılan kanaate katılmamaktayız.
33. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirininniçin gerekli olduğu çoğunluğun kararında şu şekilde ifade edilmektedir:
“Bunun yanı sıra başvurucunun yabancı uyruklu birkişiyle birlikte Türkiye aleyhine casusluk yaptığı ileri sürülmektedir. Ayrıcasoruşturma dosyasındaki bilgilerden başvurucunun yurt dışında bulunan birçokkişi, kurum ve kuruluşla bağlantısının olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda isnatedilen suçun niteliği ve başvurucunun yurt dışı bağlantısı dikkate alındığındaserbest bırakıldığı takdirde bir başka ülkeye kaçma ve burada yaşamını sürdürmeimkânının diğer kişilere göre daha fazla olduğu söylenebilir. Yine tutuklamayakonu casusluk suçunun niteliği ve bu suçla ilişkili kişilerin imkân vekabiliyetleri delillere etki edilmesi ihtimalini artıran bir faktör olarakkabul edilebilir” (§ 97).
34. İlk olarak ifade etek gerekir ki çoğunluk kararındatutuklama tedbirinin gerekliliği ile ilgili dayanılan bu argüman sorunludur.Zira başvurucunun İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğince devletin gizli kalmasıgereken bilgilerini siyasi veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçundan9/3/2020 tarihinde verilen tutuklama kararında yer verilen delillerin hiçbirisi2016 yılı sonrasında elde edilmiş değildir. Bu delillerden en yenisi 8/10/2016tarihli olup bireysel başvurudaki tutuklamaya konu suçla ilgili başlatılansoruşturma üzerine verilen tutuklama kararı ise 9/3/2020 tarihlidir.
35. Arada geçen üç yıl beş aydan daha uzun bir süreboyunca bahse konu suç iddiası ile ilgili hiçbir yeni delil elde edilmediğigibi bu suçla ilgili daha önceki tarihlerde başlatılacak bir soruşturmadabaşvurucuya ulaşılamaması gibi bir durum da ortaya konulamamıştır. Aksinebaşvurucu 18/10/2017 tarihinde zaten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığıncahakkında başlatılan bir soruşturma kapsamında gözaltına alınmış olup akabindetutuklanmış ve o tarihten bu yana zaten cezaevinde bulunmaktadır.
36. Bunun içindir ki Anayasa Mahkemesi çoğunluk kararındatutuklamanın hukukiliği bağlamında yapılan incelemede, tutuklanmak için gerekliolan suç işlendiğine dair kuvvetli belirti olduğu kanaatine ulaşıldıktan sonrabaşvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin niçin gerekli olduğukonusunda ortaya konulan dayanaklar tatmin edici olmaktan uzaktır.
37. Elbette ki suçun işlendiği tarih ile tutuklamatedbirine başvurulan tarih arasında geçen sürede soruşturma işlemlerininsürdüğü ve dolayısıyla soruşturma makamlarının hareketsiz kalmadığı durumlarolabilir. Anayasa Mahkemesinin böyle bir durumda yapılan bireysel başvurulardabaşvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçüsüzlüğünden hareketleihlal kararı vermesi söz konusu edilemez. (Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin bugerekçeye dayalı biçimde tutuklamanın ölçülülüğünden dolayı ihlal kararıvermediği karar örnekleri için bkz.: Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231,K.T.: 17/5/2016, §§ 139-141; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No:2015/9756, K.T.: 16/11/2016, §§ 228-232). Bu gibi durumlarda tutuklamatedbirinin suç tarihinden çok daha sonra uygulanmasının neden gerekli olduğuzaten somut başvurudaki bilgi ve belgelerden rahatlıkla anlaşılabilmektedir.
38. Oysa somut başvuruda başvurucu tutuklanmaya konu suçtarihinden itibaren Türkiye’de yaşamaya devam etmektedir. Bahse konu suç iddiasıise ancak suç tarihinden üç yıl beş ay geçtikten sonra ilk defa tutuklamayakonu yapılmıştır.
39. Anayasa Mahkemesi yakın dönemde verdiği Eren Erdem(B. No: 2019/9120, K.T.: 9/6/2020) kararında başvurucunun suça konu olaylarınyaşandığı tarihten dört yıl kadar sonra -yeni bir olguya ulaşılmadan-tutuklanması ölçüsüz bulunmuş ve tutuklamanın hukuki olmadığı sonucunavarılmıştır. Öte yandan bir mülki idare amiri hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin hukukiliğinin incelendiği A.C. (B. No: 2016/64868, K.T.: 27/2/2020)kararında başvurucunun hakkında soruşturma başlatılmasından yaklaşık iki yılsonra tutuklanması ölçüsüz bulunmuştur. Anılan kararda ayrıca soruşturmasürecinde yaklaşık iki yıl boyunca soruşturma mercilerince başvurucununtutuklanmasına gerek görülmediği, yine soruşturmanın başlaması ile tutuklamatedbirinin uygulanması arasındaki iki yıllık dönemde suça ilişkin yeni birolgunun tespit edildiğinin soruşturma mercilerince ortaya konulmadığıbelirtilmiş, buna göre başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin süreçyönünden ölçülü olmadığı değerlendirilmiştir.
40. Kaldı ki başvurucu 18/10/2017 tarihindeki ilkgözaltıdan itibaren Savcılık tarafından cebir ve şiddet kullanarak Hükûmetiortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüsetme suçlarından cezai takibata tabi tutulmakta olup bu soruşturma süreciboyunca da zaten casusluk suçu ile ilgili tutuklamada kullanılan delillersoruşturma makamlarının elinde bulunmaktadır.
41. Öte yandan somut başvuruda başvurucununyakalanamaması gibi bir ihtimalin bulunmadığı ve daha sonraki tarihlerde busuçla ilgili yeni bir delilin de elde edilmediği not edilmelidir. Tüm busıralananlardan hareketle başvurucu hakkında casusluk suçundan dolayı delillereulaşıldığı tarihten itibaren üç yıl beş ay geçtikten sonra tutuklama tedbirinebaşvurulmuş olduğu dikkate alındığında, uygulanan bu tedbirin niçin gerekliolduğunun tutuklama kararı gerekçelerinden anlaşılamadığı ifade edilmelidir.
42. Somut başvuruda tutuklamanın ölçülülüğü noktasındakiikinci önemli sorun ise aynı delillerle başvurucu hakkında yeniden tutuklamakararı verilmiş olmasıdır. Başvurucu hakkında anayasal düzeni ortadankaldırmaya teşebbüs etme suçu yönünden 19/2/2020 tarihinde uygulanan tutuklamatedbiri devam ederken 9/3/2020 tarihinde soruşturma mercilerince başvurucununayrıca devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasi veya askerî casuslukamacıyla temin etme suçu bakımından da tutuklanması yoluna başvurulmasınınölçülü olduğu ile ilgili olarak çoğunluk kararında şu gerekçeye yerverilmiştir:
“Başsavcılığın tutuklama talep yazısında bireyselbaşvuruya konu bu suç yönünden neden ayrıca tutuklama tedbirine başvurulmasınınistendiği ifade edilmiştir. Anılan yazıda diğer şüpheli H.J.B. yönünden yapılanek (yeni) araştırmalarda bu kişinin diğer ülkeler adına istihbari faaliyetleryürüttüğüne dair bulgulara erişildiği belirtilmiş ve bununla ilgili bazıhususlara dikkat çekilmiştir. Başsavcılık, başvurucunun bu kişiyle bağlantısınailişkin tespit ve olgulara değinip bunlarla ilgili araştırmanın devam ettiğinede vurgu yaparak başvurucu hakkında devletin gizli kalması gereken bilgilerinisiyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçu bakımından da tutuklamatedbirinin uygulanması gerektiği yönünde bir değerlendirmede bulunmuştur. SulhCeza Hâkimliğince anılan suçtan verilen tutuklama kararının da esas olarak aynıhususlara dayandığı görülmektedir. Buna göre tutuklama tedbirinin süreçyönünden ölçülü olduğunun kabulü mümkün görünmektedir.” (§ 101).
43. Somut başvuruda tutuklamanın hukukiliğindekiölçülülük bağlamında ihlal tam da bu konuda ortaya çıkmaktadır. Zira başvurucuhakkında devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasi veya askerî casuslukamacıyla temin etme suçundan verilen tutuklama kararında daha önceki ikitutuklamaya konu soruşturma dosyasında yer alan deliller dışında yeni hiçbirdelil yer almamaktadır. Aynı delillerin yer aldığı ve delillerin en yenisinin8/10/2016 tarihli olduğu soruşturma dosyasında başvurucu ile ilgili iki tahliyeve üç tutuklama kararı verilmiştir. Başvurucunun bu bireysel başvuru dosyasınakonu tutuklama kararında önceki soruşturma dosyasındaki delillerin dışındahiçbir yeni delil gösterilememiştir.
44. Çoğunluk kararında henüz dosyada bulunmayan,başvurucu ile ilgili de olmayıp başvurucu ile irtibatlı olduğu ileri sürülenşüpheli H.J.B. ile ilgili olarak yapılan ek (yeni) araştırmalarda bu kişinindiğer ülkeler adına istihbari faaliyetler yürüttüğüne dair bulgulara erişildiğişeklindeki soruşturma makamlarınca zikredilen bir husus göze çarpmaktadır (§101). Bununla birlikte bu bulguların neler olduğu soruşturma belgelerindeortaya konulmadan bununla ilgili araştırmanın devam ettiğine vurgu yapılarak buhusus devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasi veya askerî casuslukamacıyla temin etme suçu bakımından başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin süreç yönünden ölçülü olduğu noktasında dayanak olarakkullanılmaktadır. Çoğunluk kararındaki bu yaklaşımla tutuklanan kişi ile değilonunla irtibatlı olduğu ifade edilen bir kişi ile ilgili olan ve bu irtibatlıkişi ile ilgili de henüz somut delil değeri olduğu ifade edilebilecek düzeydebir veri elde bulunmasa dahi buradan hareketle tutuklama şeklindeki bir tedbirölçülü olarak kabul edilmek durumunda olacaktır. Bu yaklaşımın başvurucuhakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülülüğü açısından fevkalade sorunluolduğu ise aşikardır.
45. Öte yandan bu aşamadaki temel bir sorun ise tutukluolarak yargılandığı davalarda tahliyesine karar verildikten sonra aynıdelillere dayalı olarak başvurucunun başka suçlardan dolayı yenidentutuklanması yoluna başvurulmuş olmasıdır. Bu durum hem anayasal düzeni ortadankaldırmaya teşebbüs etme suçundan tutuklama kararı hem de bu bireysel başvuruyakonu olan casusluk amacıyla gerçekleştirilen tutuklama kararı için degeçerlidir. Soruşturma makamları ve Sulh Ceza Hakimliği başvurucunun aynıdelillere dayalı olarak daha önce bir kez tahliye de edilmiş olmasına rağmenüçüncü kez tutuklanmasının neden gerekli olduğunu somut olarak tutuklama sevkyazısında ve Hakimliğin tutuklama kararında gösterebilmiş değillerdir.
46. Nitekim Anayasa Mahkemesinin bu konu ile ilgiliyerleşik içtihadındaki yaklaşımı ile çoğunluğun kararı çelişmektedir. AnayasaMahkemesinin yerleşik içtihadına göre, devam eden yargılaması kapsamındatahliyesine karar verilen bir kişinin genel olarak aynı olgulardan hareketleyeniden tutuklanması durumunda, bu kişi hakkında ikinci kez uygulanan tutuklamatedbirinde kuvvetli suç şüphesi bulunsa ve böylece tutuklamanın ön koşulusağlanmış olsa dahi Anayasa Mahkemesi ikinci tutuklama kararının neden gerekliolduğunun bu tutuklama kararında yeterince ifade edilmesini şart koşmaktadır.Bu konuda olması gerektiği ölçüde bir açıklama yapıldığı kanaatine ulaşamadığıdurumlarda ise Anayasa Mahkemesi tutuklamanın ölçülülüğü boyutundan ihlalsonucuna ulaşmaktadır.
47. Anayasa Mahkemesinin bu konudaki yaklaşımı ilk olarak2020 yılının Ocak ayında verilen bir kararda şu şekilde ifade edilmektedir:
“Buna karşın başvurucunun tahliyesine karar verildiğigün Başsavcılık tarafından başlatılan yeni bir soruşturma kapsamında yukarıdada değinildiği üzere genel olarak aynı olgulardan hareketle yeniden tutuklamatedbiri uygulanmıştır. Başvurucu tahliye edildiği gün gözaltına alınmış vesonrasında isnat edilen suçların katalog suçlar arasında yer aldığı ve suçlarailişkin yaptırımın alt sınırları dikkate alındığında adli kontrol hükümlerininyetersiz kalacağı gerekçesiyle tutuklanmıştır. Esasen, ilk derece mahkemesininkarar ve değerlendirmelerinden de anlaşılacağı üzere ikinci tutuklama tedbirinekonu suçlama ilk tutuklama tedbirine konu suç ile temelde aynı olgularadayanmaktadır. Buna göre gerçekte her iki tutuklama tedbiri aynı suçailişkindir.
Bu durumda -yargılandığı davada tahliye edilmiş olan-başvurucu bakımından temelde aynı suça ilişkin olgulardan hareketle başlatılanbir soruşturma kapsamında yeniden tutuklama tedbirinin uygulanmasını zorunlukılan tutuklama nedenlerinin neler olduğunun ve neden tutuklama tedbirininölçülü görüldüğünün tutuklamaya ilişkin kararlarda yeterince ifade edildiğiniveya somut olayın özelliklerinden anlaşıldığını söylemek mümkün değildir.
Açıklanan gerekçelerle başvurucu hakkında uygulananikinci tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yeralan güvencelere aykırı olduğu sonucuna varılmıştır”. (Bkz.: Abdullah Kılıç, B. No: 2016/25356, K.T.:8/01/2020, §§ 84-86).
48. Anayasa Mahkemesi daha sonraki zamanlarda da önünegelen benzer başvurularda aynı yaklaşımla bireysel başvuruları incelemiş olup,bu başvurularda da yargılanmakta olduğu önceki davada tahliyesine karar verilenbaşvurucuların aynı olgulardan hareketle başlatılan yeni bir cezasoruşturmasında ikinci kez tutuklama tedbirine başvurulmasının neden gerekli olduğununizah edilmediği durumlarda tutuklamanın ölçülü olmamasından hareketlebaşvurucuların ikinci tutuklama kararı yönünden Anayasa'nın 19. maddesindegüvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği haklarının ihlal edildiği biçimindekarar vermeyi sürdürmüştür. (Bu konuyla ilgili Anayasa Mahkemesinin iki ayrıihlal kararı için bkz.: Cihan Acar, B. No: 2017/26110, K.T.: 27/2/2020, §§74-76; Yetkin Yıldız, B. No: 2018/3292, K.T.: 23/6/2020, §§ 68-70).
49. Dolayısıyla somut başvuruya konu tutuklamada daAnayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadını ifade eden bu kararlardakinden farklıbir durum olmadığını belirtmek gerekir. Hatta kanaatimizce bu başvuruya konututuklama kararında tutuklamanın hukukiliği bağlamında suç işlendiğine dair kuvvetlibelirti bile bulunmamaktadır. Oysa Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadıbağlamında yukarıda değinilen ikinci tutuklamanın hukukiliği bağlamındakuvvetli suç belirtisi bulunmasına rağmen Mahkeme, sırf aynı olgulara dayalısuçlamalarla yeniden tutuklama tedbirine başvurulmasının neden gerekliolduğunun yeterince ortaya konulamamasını ihlal sebebi olarak kabul etmiştir.Ek olarak ifade etmek gerekir ki bu bireysel başvuruya konu tutuklama AnayasaMahkemesinin yerleşik içtihadındaki yukarıda zikredilen kararlardan farklıolarak aynı delillere dayalı olarak başvurulan ikinci değil üçüncü tutuklamakararı olup bu durumda tutuklama tedbirinin neden gerekli olduğunun ortayakonulması daha da önemli hale gelmektedir.
50. Sonuç olarak somut bireysel başvuruda başvurucu ileilgili uygulanan üçüncü tutuklama kararında aynı delillere dayalı olarakgerçekleştirilen yeni tutuklamanın neden gerekli olduğuna ilişkin hususlaryeterince ortaya konulmadığından başvurulan tutuklama tedbirinin ölçülüolmadığı aşikardır. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi çoğunluk kararında bukonudaki Mahkememizin yerleşik içtihadından ayrılıp somut başvuruda neden ihlalolmadığına karar verildiğine ilişkin gerekçenin ortaya konulmamış olması iseönemli bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır.
B. TutukluluktaGeçirilen Süre
51. Tutuklulukta geçirilen süre ile ilgili iddialarkonusunda Anayasa Mahkemesi çoğunluk görüşünde ulaşılan iki kanaate de katılmakmümkün değildir.
52. İlk olarak 7188 sayılı Kanun'un 18. maddesiyle 5271sayılı Kanun'un 102. maddesine eklenen dördüncü fıkraya göre tutukluluktasoruşturma aşaması için öngörülen azami iki yıllık sürenin aşılmış olduğukonusunda şüphe bulunmamaktadır.
53. Somut olayda başvurucunun tekraren tutuklandığı9/3/2020 tarihine kadar soruşturma evresinde tutuklulukta geçen süre 1 yıl 11ay 29 gündür. Başka bir ifadeyle başvurucu kanunda tutukluluk için öngörülenazami sürenin dolmasına bir gün kala casusluk suçlamasıyla tutuklanmıştır.Bununla birlikte 1/11/2017-11/10/2019 tarihleri arasında anayasal düzeniortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan verilen tutuklama kararı uyarınca datutulan başvurucu 19/2/2020 tarihinde aynı suçtan, 9/3/2020 tarihinde ise -aynısoruşturma dosyası kapsamında- bu kez siyasi veya askerî casusluk suçundantutuklanmıştır. Bilahare anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etmesuçundan uygulanan tutuklama tedbiri sona erdirilmişse de casusluk suçundantutukluluk devam ettirilmiştir. Bu durumda iddianamenin kabul edildiği8/10/2020 tarihine kadar başvurucunun soruşturma aşamasındaki tutukluluğununtoplam süresi 2 yıl 6 ayı geçmiştir. Dolayısıyla soruşturma evresi için kanundaöngörülen azami iki yıllık tutukluluk süresi aşılmış durumdadır.
54. Nitekim bu yönü ile bir ihlal olabileceğini esasenİstanbul 3. Sulh Ceza Mahkemesi de kabul ettiği içindir ki başvurucunun19/02/2020 tarihinde yeniden tutuklanmış olduğu anayasal düzeni ortadankaldırmaya teşebbüs etme suçundan soruşturma evresindeki iki yıllık azamitutukluluk süresi dolduğu gerekçesiyle 20/03/2020 tarihinde tekrar tahliyesinekarar verilmiştir. Bununla birlikte kovuşturma aşamasına geçildiği tarihitibariyle toplam tutukluluk süresi soruşturma aşaması için kanunda öngörülenazami bu iki yıllık süreyi geçmiştir.
55. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında da kanundaöngörülen azami tutukluluk süresinin hesaplanmasında her bir suçun tutukluluksüresinin ayrı ayrı değil tüm suçlar için toplam tutukluluk süresinin tek birsüre olarak kabul edilmesi esası benimsenmektedir. (Bkz.: Burak Döner, B. No:2012/521, K.T.: 2/7/2013, §§ 46-48).
56. Dolayısıyla buradaki ihlal aslında soruşturmaaşamasındaki 7188 sayılı Kanunda öngörülen azami tutukluluk süresinin aşılmışolmasından kaynaklanmaktadır. Bu ihlal durumuyla ilgili olarak AnayasaMahkemesi çoğunluk kararındaki başvuru yollarının tüketilmemesi şeklindekikanaate katılmak mümkün değildir.
57. Çoğunluk kararında soruşturma aşaması için kanundaöngörülen azami tutukluluk süresinin aşılması hususunda Yargıtay'ın da anılaniddianın ceza davası devam ederken tazminat istemine konu edilemeyeceği yönündebir içtihadı olduğu tespit edilemediğinden hareketle 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesinde belirtilen dava yolu başvurucunun durumuna uygun, telafikabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu nedenle de tutukluluksüresinin soruşturma aşaması için Kanun'a uygunluğu bakımından öncelikle bubaşvuru yolunun tüketilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır (§ 111) .
58. Bu görüşe katılmak zordur. Zira bireysel başvurudatüketilmesi gereken iç hukuk yolunun etkili olması için başvurucununmağduriyetini gidermeye uygun kararlar elde etmeye müsait ve etkili yol olduğukabul edilen bir niteliği haiz olması gerekmektedir.
59. Anayasa Mahkemesine göre, “başvuru yollarınıntüketilmesi gereğinden söz edilebilmesi için öncelikle hukuk sistemindehakkının ihlal edildiğini iddia eden kişinin başvurabileceği idari veyayargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olması gerekmektedir. Ayrıca bu hukukiyolun iddia edilen ihlali tespit ederek ihlalin sonuçlarını giderici, etkili vebaşvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir nitelikte olması ve sadecekâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahip bulunması gerekmektedir(Fatma Yıldırım, B. No: 2014/6577, K.T.: 16/2/2017, § 39).
60. Bu bağlamda somut iddia ile ilgili olarak çoğunlukkararında belirtildiği şekilde Yargıtay'ın anılan iddianın ceza davası devamederken tazminat istemine konu edilemeyeceği yönünde bir içtihadı olduğu tespitedilememesi şeklindeki yaklaşımdan ziyade bu konuda Yargıtay'ın anılan iddianınceza davası devam ederken tazminat istemine konu edilebileceğine dair biriçtihadının varlığı gerekmektedir.
61. Dolayısıyla soruşturma aşaması için kanunda öngörülenazami tutukluluk süresinin aşıldığı bu biçimdeki yeni bir durumun varlığıhalinde Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki 141. maddede belirtilen yolun etkiliolduğu noktasında bir örnek uygulama mevcut olmadığından etkili bir iç hukukyolunun varlığı ile ilgili net bir kanaate ulaşmak kolay olmayacaktır.
62. Ayrıca tutuklamanın makul süreyi aşması hususunda daçoğunluk kararında ulaşılan kanaate katılmak mümkün değildir.
63. İlk olarak başvurucu hakkında hem anayasal düzeniortadan kaldırmaya teşebbüs etme hem de devletin gizli kalması gerekenbilgilerini siyasi veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçlarından verilentutukluluğun devamına veya tahliye taleplerinin ya da tutukluluğa itirazlarınreddine ilişkin kararlarda gerek kuvvetli suç şüphesinin varlığı gerektutuklama nedenlerinin mevcut olduğu ve devam ettiği gerekse tutukluluğundevamının ölçülü olduğu hususlarında genel olarak matbu gerekçelere yerverilmiştir. Başvurucu yönünden yaklaşık 2 yıl 10 ay boyunca sürdürülentutukluluk bakımından kaçma şüphesinin hangi olgulara dayalı olduğu anılankararlarda ortaya konulmuş değildir. Bu çerçevede önemle vurgulamak gerekir kibir suçun niteliği veya bu suça ilişkin olarak verilebilecek cezanın ağırlığıher zaman kaçma tehlikesinin bulunduğunu ortaya koyan bir durum olarak kabuledilemez. Bir ceza soruşturması veya kovuşturması bağlamında uygulanantutuklama tedbirleri bakımından kaçma şüphesinin bulunup bulunmadığının veyadevam edip etmediğinin belirlenmesinde -suçun ya da cezanın niteliğine ilişkinolanların yanı sıra- şüphelinin veya sanığın durumunun da özellikle dikkatealınması gerekmektedir. Bu bağlamda şüpheli veya sanığın sabit bir yerleşimyerinin olup olmadığı, mesleği, mal varlığı, ailesinden veya işinden kaynaklıbağlantıları, yakalanma şekli, süreç içindeki tavır ve davranışları, başka birülkeye gitmesini veya orada barınmasını kolaylaştıran bazı özel koşullarınbulunup bulunmadığı, kişilik özelliklerini ortaya koyan olgular, ahlakidurumunu gösteren tutum ve eylemleri gibi kişisel unsurlar birliktedeğerlendirilerek bir kanaate ulaşılmalıdır (Bkz.: Eren Erdem, § 135). Yinesoruşturmanın başından beri soruşturma mercilerinin uhdesine bulunan delillerebaşvurucu tarafından etkide bulunulabileceği yönünde bir açıklamaya yerverilmemiştir. Dahası anılan kararlarda tutuklamaya alternatif olan adlikontrol nedenlerinin yetersiz kalma nedenleri bakımından da bir açıklamabulunmamaktadır.
64. İkinci olarak tutuklu şekilde sürdürülen soruşturmave kovuşturma süreçlerinin yürütülmesinde adli makamlar başta olmak üzere kamumakamlarının özenli davranma yükümlülüklerine somut olayda riayet edildiğinisöylemek mümkün değildir. Başvurucu hakkındaki soruşturmanın başlangıcındatespit edilen hususlarla ilgili yeni birtakım olgulara erişilmediği haldesoruşturma üç yıla yakın bir süre tutuklu olarak sürdürülmüştür. Anılan busüreçte soruşturmaya tutuklu olarak devam edilmesini gerekli kılan hanginedenlerin bulunduğu ve yine hangi araştırma veya incelemenin yapılmasıdolaysısıyla tutukluluğun gerekli görüldüğü soruşturma belgelerinde veyatutukluluğa ilişkin kararlarda tartışılmamıştır.
65. Buna göre yaklaşık 2 yıl 10 aylık tutukluluk süresibakımından tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinin ilgili ve yeterliolduğunu kabul etmek ve ayrıca başta soruşturma mercileri olmak üzere kamumakamlarının özenli davrandıklarını söylemek mümkün görülmemiştir.
66. Sonuç olarak yukarıda sıralanan gerekçelerlebaşvurucu hakkındaki tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarakAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiği, tutukluluk süresinin soruşturma aşaması içinkanunda öngörülen azami süreyi aşması dolayısıyla Anayasa'nın 19. maddesininüçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğive tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak Anayasa'nın 19.maddesinin yedinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiği kanaatinde olduğumuz için çoğunluk kararına katılmadık.
Üye
Hicabi DURSUN
Üye
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
KARŞI OY GEREKÇESİ
1. Başvurucu; tutuklanmasına dayanak kabul edilenolguların kuvvetli suç belirtisi oluşturmadığını, üzerine atılı casusluksuçunun unsurlarının hiçbir şekilde oluşmadığını, olayda tutuklama nedenlerininbulunduğundan söz edilemeyeceğini, aynı soruşturma kapsamında tutuklukalmasının ölçülü olmayacağı gerekçesiyle 11/10/2019 tarihinde resentahliye edilmesine karşın daha önce suçlama konusu yapılan olgulara dayanılarakyeniden tutuklandığını, bu durumun ölçülü olmadığını belirterek kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Anayasa Mahkemesi bireysel başvurularda tutukluluğunhukukiliği yönünden dört aşamalı bir inceleme yapmaktadır. Bunlar;
-Tutuklamanın kanuni bir temelinin (dayanağının) olupolmadığı
-Suç işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunupbulunmadığı
-Tutuklama nedenlerinin mevcut olup olmadığı
-Tutuklamanın ölçülü olup olmadığı
3. AİHM ise tutukluluğu meşru kılan makul dört temelneden belirlemiştir. Bunlar sanığın duruşmaya çıkmama (kaçma) tehlikesi(Stögmüller/Avusturya, B. No: 1602/62, 10/11/1969, hukuki gerekçe bölümü § 15),sanığın serbest bırakıldıktan sonra adaletin iyi idaresine zarar verecek tarzdaönlemler alabilecek olma (özellikle delillerin yok edilme) tehlikesi(Wemhoff/Almanya, B. No: 2122/64, 27/6/1968, hukuki gerekçe bölümü § 14),tekrar suç işleme tehlikesi (Matznetter/Avusturya, B. No: 2178/64, 10/11/1969,hukuki gerekçe bölümü § 7) ve kamu düzenini bozma tehlikesidir(Letellier/Fransa, B. No: 12369/86, 26/6/1991, § 51).
4. AİHM'e göre ilk tutuklama için yeterli görülen makulşüphenin varlığı -elde edilen deliller ve somut olayın kendine özgü koşullarıda dikkate alındığında- olaylara dışarıdan bakan, tamamen objektif birgözlemciyi ikna edecek yeterlilikte olmalıdır. Toplanan deliller, objektif birgözlemciye sunulduğunda şüpheli ya da sanığın atılı suçu işlemiş olabileceğiyönünde gözlemcide kanaat oluşturmaya yeterli ise somut olayda makul şüphevardır. Diğer bir ifade ile inandırıcı neden ya da makul şüphe, suçlanankişinin üzerine atılı suçu işlemiş olabileceğine dair objektif bir gözlemciyiikna etmeye yeterli olay, olgu veya bilginin varlığını gerektirmektedir.Bununla birlikte neyin makul sayılacağı olayın tüm koşullarına bağlı olarakbelirlenmelidir (Fox, Campbell ve Hartley/Birleşik Krallık, B. No: 12244/86..., 30/8/1990, § 32; O'Hara/Birleşik Krallık, B. No: 37555/97, 16/10/2001, §34).
5. Başvurucu yönünden bireysel başvuruya konu, devletingizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla teminetme suçu bakımından kuvvetli suç şüphesinin oluşup oluşmadığının belirlenmesigerekir. Başvurucuya yöneltilen devletin gizli kalması gereken bilgilerinisiyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçuyla ilgili olgular, sahibive yöneticisi olduğu kuruluşlar vesilesiyle sivil toplum alanındakifaaliyetlerine ve diğer şüpheli H.J.B. ile olan ilişkisine dayanmaktadır.
6. Soruşturma mercilerince tutukluluğa ilişkin belgelerdeveya iddianamede bu suç yönünden kuvvetli belirti niteliğinde kabuledilebilecek olgu ve delillerin ortaya konulduğunu söylemek güçtür. Bu kapsamdabaşvurucunun STK’lar eliyle ya da sivil alandaki faaliyetleri ile devletingizli kalması gereken hangi bilgilerini temin ettiği, bu bilgilerin “gizlilik”unsurunun ve kaynağının ne olduğu hususunda bir açıklama bulunulmamaktadır. Busuç yönünden yapılan değerlendirmelerin soyut ve genel açıklamalardan öteyegeçtiğini söylemek mümkün olamamıştır.
7. Yine başvurucunun casusluk yaptığı ileri sürülen diğerşüpheli H.J.B. ile irtibatının da devletin gizli kalması gereken bilgilerinisiyasal ya da askeri casusluk amacıyla temin etme suçu bakımından kuvvetli birbelirti olarak değerlendirmek mümkün görünmemektedir. Başvurucu ile anılankişinin darbe teşebbüsünden iki gün sonra bir lokantada görüştükleribelirtilmiş ise de, bu görüşmenin içeriği ile ilgili bir tespit ve iddia bulunmamaktadır.Aynı durum başvurucu ile bu kişinin bir konferanstaki görüşmeleri için degeçerlidir. Başvurucu ile H.J.B.’nin cep telefonlarının zaman zaman aynı bazistasyonundan sinyal alması konusu ise bu ilişkinin casusluk boyutu bir yanavarlığını ispatlamak bakımından bile yeterli değildir. Alınan ortak sinyalbilgisinin İstanbul’un merkezindeki baz istasyonlarından alındığı iddiaedilmektedir. Başvurucu ile adı geçen sanığın aynı dönemde veya yakıntarihlerde yurtdışına çıkmaları veya Türkiye’de aynı veya yakın yerlerdebulunmaları da casusluk eylemini ispata yeterli bir durum değildir.
8. Savcılık, başvurucunun kurduğu ve desteklediği STK’lararacılığı ile elde ettiği sosyolojik, ekonomik ve siyasal içeriği olan devletingüvenliği, iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizlikalması gereken bilgileri temin ederek amaçları doğrultusunda yabancı devletlerlehine ve Türkiye aleyhine kullandığını ileri sürmüştür. Savcılık bu kapsamdabaşvurucunun ... Vakfı ve ... A.Ş. kapsamındaki faaliyetlerine dayanmıştır.Öncelikle, ... Vakfı’nın kendi kararı ile faaliyetlerini sonlandırdığı tarihekadar, ... A.Ş.’nin ise, halihazırda faaliyetlerini serbestçe yürüten yasalkuruluşlar olduğu anlaşılmaktadır. Sivil toplum örgütlerince ülkenin sosyolojik,ekonomik ve politik konuları üzerinde çalışmanın ve bu konularda fikirüretilmesinin nasıl devletin güvenliği, iç ya da dış siyasal yararlarıbakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgiler olduğu, darbeteşebbüsü ile ne tür bir ilgisinin bulunduğu veya suç teşkil ettiğiaçıklanamamıştır. Bu tür bir iddia benzer konularda çalışmalar yapan tüm siviltoplum kuruluşlarının faaliyetlerini de kolaylıkla casusluk faaliyeti olarakdeğerlendirilmesine yol açabilecek niteliktedir. Sosyolojik, ekonomik vesiyasal konularla ilgili bilgi toplanması ve bu bilgi ve bulguların kamuoyunaaçıklanması sivil toplum örgütlerinin temel amaç ve faaliyetleri arasındadır.Başvurucunun bu faaliyetlerinin iddia edilen suçlama kapsamında olduğuşüphesini uyandıracak herhangi bir olgu da ortaya konulamamıştır.
9. Başvurucudan elde edilen belgelerin, başvurucunun birbelgesel çekimine maddi destek sağlamasının, Ermeni olayları ile ilgiliorganizasyon tertip etmesinin, üzerine atılı darbeye teşebbüs ve casusluksuçları ile bağlantısını anlamak güçtür. Ayrıca, söz konusu belgesellerin veorganizasyonun yasadışı olduğu, bunlara yönelik yasal bir işlem yapıldığı daiddia edilmemiştir.
10. Başvurucunun bir takım kişilerle (G.S., İ.A., A.V.,C.D.) irtibatta bulunmuş olmasının da suçlama konusu yapıldığı görülmektedir.Bu irtibatların içeriğine ilişkin bir bilgi ve belge sunulmadan kuvvetli suçbelirtisi olarak kabulü mümkün değildir. Söz konusu irtibatların müsnet suçlarailişkin bir ifade, bilgi, bulgu içerdiği de iddia edilmemiştir. Bu yüzden sözkonusu irtibatların tek başına atılı suçların işlendiği yönünde kuvvetli suçşüphesi oluşturduğu söylenemeyecektir.
11. Somut olayda başvurucu, 18/10/2017 tarihindegözaltına alınıp 1/11/2017 tarihinde 5237 sayılı Kanun’un 309. Maddesinde yeralan suçtan tutuklanmış, 11/10/2019 tarihinde bu suçtan tahliyesine kararverilmiş, aynı delillerle 19/2/2020 tarihinde bu suçtan tekrar tutuklanmıştır.Başvurucu, 20/3/2020 tarihinde azami tutukluluk süresi (iki yıl) dolduğugerekçesiyle ikinci kez tahliye edilmiştir. Ancak, başvurucu daha öncesinde9/3/2020 tarihinde aynı delillerle, bu kez devletin gizli kalması gerekenbilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etmek suçundantutuklanmıştır. Başvurucuya yöneltilen her iki suçlama da aynı olgulara vegerekçeye dayanmaktadır. Tutuklama kararlarında ve iddianamede başvurucunun buiki suçu işlediği sonucuna ulaşılırken ağırlıklı olarak H.J.B. ile iddia olunantemaslarına dayanılmaktadır. Bu nedenle soruşturma makamlarınca başvurucu hakkındaki9/3/2020 tarihli tutuklama tedbirinin hangi ihtiyaca binaen gerçekleştirildiği,bu tutuklamanın neden gerekli olduğu olayın özelliklerinden ve tutuklamakararının gerekçelerinden ne yazık ki anlaşılamamaktadır.
12. Açıklanan nedenlerle; tutuklama tedbirinin hukukaaykırı olarak uygulanması nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncüfıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiği kanısındayım.
13. Başvurucunun tutuklu olarak sürdürülen soruşturma vekovuşturma süreçlerinin yürütülmesinde adli makamlar başta olmak üzere kamumakamlarının özenli davranma yükümlülüklerine somut olayda riayet edildiğinisöylemek mümkün değildir. Başvurucu hakkındaki soruşturmanın başlangıcındatespit edilen hususlarla ilgili yeni birtakım olgulara erişilmediği haldesoruşturma üç yıla yakın bir süre tutuklu olarak sürdürülmüştür. Anılan busüreçte soruşturmaya tutuklu olarak devam edilmesini gerekli kılan nedenlerinne olduğu, soruşturmada hangi delillerin temini ile incelemelerin yapılmasıiçin tutukluluğun lüzumlu ve gerekli görüldüğü soruşturma belgelerinde veyatutukluluğa ilişkin kararlarda tartışılmamıştır.
14. Bu durumda yaklaşık 2 yıl 10 aylık tutukluluk süresiyönünden tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinin ilgili ve yeterliolduğunu kabul etmek ve ayrıca başta soruşturma mercileri olmak üzere kamumakamlarının özenli davrandıklarını söylemek mümkün görülmemiştir.
15. Sonuç olarak yukarıda belirtilen gerekçelerlebaşvurucu hakkındaki tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarakAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiği, tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasınailişkin olarak da Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası bağlamında kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği kanaatinde olduğumdan çoğunlukkararına katılmadım.
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
KARŞIOY GEREKÇESİ
Tutuklama tedbirinin hukukî olmaması, soruşturma safhasıiçin azamî tutukluluk süresinin aşılması ve tutukluluğun makul süreyi aşmasısebebiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkinbaşvurunun, soruşturma safhasında öngörülen kanunî tutukluluk süresinin ihlaledildiği iddiasına ilişkin kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi sebebiylekabul edilemez olduğuna; diğer iddiaların ise kabul edilebilir olduğuna, ancakbaşvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine kararverilmiştir.
1. Soruşturma aşaması için Kanunda öngörülen azamîtutukluluk süresinin aşıldığında tartışma bulunmamakla birlikte çoğunluk, bunailişkin şikayetin, başvuru yollarının tüketilmemesinden dolayı kabul edilemezolduğu sonucuna ulaşmıştır.
Çoğunluğun bu kararının gerekçesinde, tutukluluğunkanundaki azamî süreyi aştığı iddiasıyla yapılan başvurularda, başvurununincelendiği tarih itibariyle başvurucu tahliye edilmiş veya hükümlü hâle gelmişise 5271 sayılı Kanunun 141. maddesinde öngörülen dava yolunun tüketilmesigereken etkili bir hukuk yolu olduğuna karar verildiği hatırlatılarak bazıkararlarımıza atıf yapılmışsa da, somut olayda başvurucunun durumunun anılaniçtihadımızdaki tahliye edilme veya hükümlü hâle gelme durumundan tamamenfarklı olduğu ve devam eden davada tutuklu olarak yargılanmasına devam edildiğiaçıktır.
Bu itibarla, incelenen başvuruda, 141. maddedeki tazminatdavası yolunun etkili bir yol olduğu söylenemeyeceğinden, bu ihlal iddiasıbakımından da incelemeye devam edilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun kabuledilemezlik kararına katılmıyorum.
2. Esas yönünden varılan sonuca da aşağıdaki sebeplerlekarşıyım:
a) Başvurucu 1/11/2017 tarihinde Gezi Parkı olayları ve15 Temmuz darbe teşebbüsü ile ilgili olarak TCK’nun 312. ve 309. maddelerindeöngörülen suçlardan tutuklanmıştır. TCK’nun 309. maddesinde belirtilen suçtanyapılan tutuklama, darbe teşebbüsünün organize edilmesinde yer aldığı suçlamasıkapsamında şüpheli olan yabancı uyruklu bir kişi ile başvurucu arasındakiirtibatı gösterdiği iddia edilen olgulara dayandırılmış, ancak 11/10/2019tarihinde başvurucunun bu suçtan tahliyesine karar verilmiştir. TCK’nun 312.maddesindeki suçla ilgili olarak açılan kamu davası ise, başvurucunun beraatineve tahliyesine karar verilmesiyle sonuçlanmıştır. Ancak bu kararın verildiğigün başvurucu hakkında TCK’nun -daha önce tahliye kararı verilen- 309.maddesinde öngörülen suçtan gözaltı kararı ve bir gün sonra tutuklama kararıverilmiştir. Bu tutuklama kararında da esas olarak başvurucunun aynı kişi ileirtibatına dayanılmıştır. Başvurucu 9/3/2020 tarihinde ise, yine aynı dosyakapsamında, aynı delillere yani aynı kişi ile irtibatını gösterdiği iddiaedilen olgulara dayanılarak TCK’nun 328. maddesinde düzenlenen suçtantutuklanmıştır.
Dolayısıyla, başvurucunun incelenen başvuruya konututuklama kararı da, daha önceki tutuklama kararlarında olduğu gibi, esasolarak aynı kişi ile irtibatını gösterdiği ileri sürülen olgularadayandırılmış; ancak -tutuklama kararında dayanılan- cep telefonunun farklıtarihlerde aynı baz istasyonundan sinyal vermesi, aynı lokantada görüldükleri,bazı konferanslarda görüştükleri ve 2016 yılında iki kısa telefon görüşmesiyaptıkları yönündeki veriler ile iddianamede belirtilen olgulara ilişkinsavunmalarının aksi ortaya konulamamış, hatta başvurucu ile söz konusu kişiarasında yapıldığı ileri sürülen görüşmelerin içeriğine dair bir iddiada dabulunulmamıştır.
Aslında Savcılık da, başvurucu ile anılan kişi arasındaaz sayıda doğrudan temas gerçekleştiğini kabul ederek bunun özel gayretgösterilmesinden kaynaklandığını belirtmiş; buna rağmen bu hususta da herhangibir delil göstermemiştir. Bu tür kabullerin tutuklanan kişilerle ilgili olarakaksi kanıtlanamayacak karineler oluşturacağı ve bunun gözardı edilmesinin, kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine dair başvurularınincelenmesini neredeyse imkânsız hâle getireceği açıktır.
AİHM de başvurucu ile ilgili ihlal kararında, söz konusuirtibat iddialarına ilişkin değerlendirmelerde bulunmuş ve bu verileredayanılarak tutuklama kararı verilmesinin anılan hakkı ihlal ettiği sonucunaulaşmıştır. İncelenen başvuruda tutuklama kararına esas olan suç farklı ise de,aynı delillere dayanılarak tutuklama kararı verildiğinden, bu suç yönünden deAİHM’in mezkûr kararından ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu değildir.Ayrıca bu karardan sonra yeni delil olarak değerlendirilebilecek tanıkifadesinin başvurucu ile bir ilgisi bulunmadığı gibi yeni suçlama bakımındanyeni bir delil de ortaya konulamamıştır. Dolayısıyla, söz konusu olgular,anılan suçlar açısından kuvvetli belirti olarak kabul edilemez.
Diğer taraftan, başvurucunun sivil toplum faaliyetleri,bazı irtibatları, seyahatleri ve belgesel çekimlerine destek vermesi gibiolgular ile telefonunu imha etmiş olabileceği gibi değerlendirmelerin,tutuklamaya konu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtiler olarakgörülmesi de mümkün değildir.
Bu sebeplerle, soruşturma mercilerinin başvuruya konututuklama kararı bakımından kuvvetli suç belirtisinin bulunduğunu yeterinceortaya koydukları söylenemez.
b) İncelenen başvuruya konu tutuklamada, hukukîliğinönşartı olan kuvvetli suç belirtisi ortaya konulamadığı gibi tutuklamasebepleri ile ölçülülük bağlamında da sorun bulunmaktadır. Tutuklama kararında,atılı suçun vasfı ile Kanunda öngörülen cezanın alt ve üst sınırları dikkatealınarak tutuklamanın ölçülü olduğu belirtilmişse de, tutuklama sebepleribakımından bir değerlendirme yapılmamıştır. Oysa tutuklamanın ölçülülüğününtespitinde somut olayın bütün özelliklerinin gözönünde bulundurulması gerekir.
Yukarıda belirtildiği gibi, incelenen başvuruda başvurucuesas olarak yabancı uyruklu bir kişi ile irtibatına dayanılarak tutuklanmış vetutuklama kararında başvurucu ile bu kişinin cep telefonlarının 2014 ile 2016yılları arasında on ayrı tarihte aynı baz istasyonundan sinyal vermesine, 2016yılında bir lokantada karşılaşmalarına (veya birlikte görülmelerine) ve aynıyıl toplam olarak dört dakikadan kısa süren iki telefon görüşmesi yapmalarınadayanılmıştır. Başvurucunun, bu olgulara dayanılarak casusluktan 2020 yılındatutuklandığı dikkate alındığında, söz konusu olguların tespit edilmesininüzerinden uzun bir süre (dört ilâ altı yıl) geçmesine ve aynı olgulara dayalıolarak verilen tutuklama kararlarından sonra iki defa tahliyesine kararverilmesine rağmen üçüncü defa tutuklanmasının gerekli ve bu çerçevede ölçülü olupolmadığının da incelenmesi gerekir.
Bu bağlamda ilk olarak, başvurucunun, tutuklamaya konucasusluk suçunun işlendiği iddia edilen tarihten uzun bir süre sonratutuklandığı belirtilmelidir. Somut olayın özelliklerinden ve tutuklamakararının gerekçesinden, başvurucunun anılan suçun işlendiği iddia edilentarihten dört yılı aşkın bir süre sonra tutuklanmasının neden gerekli görüldüğüanlaşılamamaktadır. Mahkememiz benzer nitelikteki başvurularda, soruşturmanınbaşlatılmasından tutuklama tedbirinin uygulandığı tarihe kadar geçen süredehangi delillere ulaşılması sebebiyle bu tedbirin gerekli görüldüğünün somutolayın özelliklerinden ve tutuklama kararının gerekçelerindenanlaşılamamasından dolayı tutuklamanın ölçüsüz olduğuna karar vermektedir (örn.olarak bkz. Eren Erdem, B.No: 2019/9120, 9/6/2020; A.C., B. No:2016/64868, 27/2/2020, Yiğit Aksakoğlu, B. No: 2019/7132, 3/12/2020).
Başvurucunun 1/11/2017 tarihinde verilen tutuklama kararıüzerine yaptığı başvuruda Mahkememizce verilen red kararına ilişkin karşıoygerekçemde de; 2013 yılında başlatılan soruşturmaya şüpheli sıfatıyla dahiledilen başvurucu hakkındaki tutuklama kararı ile iddianamedeki delillerin büyükbir kısmının 2013 yılında başlatılan soruşturmanın başlarında toplanmasına vesoruşturma makamlarının elinde olmasına rağmen başvurucunun dört yıldan dahauzun bir süre geçtikten sonra 1/11/2017 tarihinde tutuklanması sebebiylegerekli (ve bundan dolayı ölçülü) olmadığını ifade ederek çoğunluğun redkararına katılmamıştım (bkz. Osman Mehmet Kavala [GK], B. No: 2018/1073,22/5/2019).
Bunun yanında, başvurucunun temelde aynı olgularadayanılarak daha önce de tutuklanmış olması sebebiyle de tutuklamanın ölçülüolup olmadığı değerlendirilmelidir.
Mahkememiz; başvurucuların tutuklu olarak yargılandıklarıdavalarda tahliyelerine karar verilmesinin hemen ardından, temelde yargılamakonusu olan suçla ilgili bazı farklı olgulara dayanılarak başlatılan yeni birsoruşturma kapsamında ikinci defa tutuklanmaları konusunda, yeni tutuklamatedbirini gerekli kılan tutuklama sebeplerinin neler olduğunun ve bu tedbirinneden ölçülü görüldüğünün tutuklama kararlarında yeterince belirtilmediği vesomut olayın özelliklerinden de anlaşılamadığı gerekçesiyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine karar vermektedir (örn. olarak bkz. AbdullahKılıç, B. No: 2016/25356, 8/1/2020; Cihan Acar, B. No: 2017/26110,27/2/2020).
İncelenen başvuruya konu somut olayda da başvurucununaynı olgulara dayalı suçlamalarla iki defa tutuklanıp serbest bırakıldığı,ancak soruşturma makamlarının başvuru konusu üçüncü tutuklamanın ölçülüolduğuna dair gerekçelerinde bunun sebeplerinin yeterli ve tutarlı bir şekildeortaya konulamadığı görülmektedir.
c) Başvurucunun tutukluluk süresinin makul olmadığınailişkin iddiası bakımından yapılan incelemede de, bu başvuruya konu soruşturmave kovuşturma dosyası bakımından suç isnadına bağlı olarak tutulduğu iki yıl onaylık sürenin makul olduğuna karar verilmiştir.
Kararda da belirtildiği üzere, tutuklu kalınan süreninmakul olup olmadığı her davanın özelliklerine göre değerlendirilmeli vetutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığı öncelikle tutukluluğa ilişkinkararların gerekçeleri üzerinden tespit edilmelidir. Buna göre, gerekçelerdekişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunduğu, tutuklama nedenlerininve tutuklamanın neden ölçülü olduğu ortaya konulmalıdır. Bu kapsamda, kararda“Genel İlkeler” başlığı altında açıklanan ilkelere tamamen katılmakla birlikte,yukarıdaki sebeplerle, anılan ilkeler olaya uygulanırken yapılandeğerlendirmelere ve başvurucunun tutukluluk süresinin makul olduğu yönündeulaşılan sonuca da katılmıyorum.
Sonuç olarak, yukarıda üç bölümde açıklamaya çalıştığımgerekçelerle başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğidüşüncesiyle, çoğunluğun ihlal bulunmadığına ilişkin kararına karşıyım.
Üye
M. Emin KUZ