TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MELAHAT SÖNMEZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7528)
Karar Tarihi: 9/9/2015
R.G. Tarih- Sayı: 22/10/2015-29510
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Bülent ALTINSOY
Başvurucu
:
Melahat SÖNMEZ
Vekili
:
Av. Rumi MERCAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, başvurucununAkdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan ameliyat sonrasında göğüslerindeortaya çıkan deformasyon sebebiyle uğradığını ileri sürdüğü zararların tazminiistemiyle açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle vücut bütünlüğünün korunmasıhakkının, anılan davanın makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle ise adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddiaları hakkındadır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 4/10/2013 tarihindeAntalya Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvuruda, Komisyona sunulmasınaengel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 9/9/2015 tarihindeyapılan toplantıda, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığına(Bakanlık), başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş, başvuru belgelerininbir örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlık tarafından 12/3/2015 tarihindebaşvuruya ilişkin Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvurucuya 2/4/2015tarihinde tebliğ edilmiş; başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyandabulunmamıştır.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, AkdenizÜniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde 7/6/2004 tarihinde “meme pitozis onarımı”ameliyatı geçirmiştir.
8. Ameliyatın ardındanbaşvurucunun göğüslerinde deformasyon meydana gelmiştir. BaşvurucununAlmanya’da bir sağlık merkezi tarafından yapılan muayenesi sonrasındahazırlanan 17/8/2004 tarihli raporda, “başvurucunungöğüslerinde, geçirilen ameliyata bağlı normal göğüs şekline uymayan ve deformeolmuş anormal bir fonksiyon bozukluğu olduğu, halihazırdaki deformeliklerindoğru yapılan bir T- kesimi ile düzeltilebileceği” bilgisine yerverilmiştir.
9. Başvurucunun isteği üzerineAdli Tıp Vakfı tarafından düzenlenen 21/7/2005 tarihli mütalaada ise “memelerde oluşan şekil bozukluğunun ameliyatınuygulanışındaki teknik hata sonucu meydana geldiği ve bu tıbbi uygulamahatasının bir beceri kusuru olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatinevarıldığı” belirtilmiştir.
10. Başvurucu ameliyat nedeniyleuğradığını ileri sürdüğü zararlarının tazmini amacıyla 4/10/2005 tarihinde15.000,00 TL maddi, 40.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesi istemiyle AkdenizÜniversitesi Rektörlüğüne karşı Antalya 1. İdare Mahkemesinde tam yargı davasıaçmıştır.
11. Mahkeme, Adli Tıp Kurumundan“başvurucunun geçirdiği ameliyatın ardındangöğüslerinde ortaya çıkan deformede idarenin hizmet kusurunun bulunupbulunmadığı, oluşan zararın tazmini yönünden olayda başvurucunun ve idarenin 1.ve 2. derece kusurlarının oranlarının tespiti” hususlarında rapordüzenlenmesini istemiştir.
12. Adli Tıp Kurumu 3. İhtisasKurulu, 28/3/2007 tarihli raporunda hekime ve idareye atfedilebilecek herhangibir kusur bulunmadığına karar vermiştir. Anılan raporun ilgili kısmı şöyledir:
“…
Kişi hakkındadüzenlenmiş adli ve tıbbi belgelerdeki bilgi ve bulgular ile kişinin ameliyatöncesi ve ameliyat sonrası alan fotoğrafları ve Kurulumuzda yapılanmuayenesinde tespit edilen bulgular birlikte değerlendirildiğinde;
Ameliyatın erkendöneminin normal seyrettiği, yaklaşık bir ay sonra Almanya'da yapılanmuayenesinde dikiş enfeksiyonu tespit edilmiş olduğu, mevcut verilere görememelerde gelişen iz ve deformitenin dikiş alanındagelişen enfeksiyondan ileri geldiği cihetle ameliyatın komplikasyonu olarakdeğerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle hekime ve kuruma atfedilebilecek kusurolmadığı oy birliği ile mütalaa olunur…”
13. Antalya 1. İdare Mahkemesi,29/11/2007 tarihli ve E.2005/1601, K.2007/1707 sayılı kararıyla “Adli Tıp Kurumu Başkanlığı tarafından düzenlenenraporun hükme esas alınacak nitelikte olduğunu, rapora davacı vekili tarafındanyapılan itirazın yerinde bulunmadığını, bu nedenle başvurucunun hastalığınınteşhis ve tedavisinde idarenin ağır hizmet kusurunu gerekli kılacak koşullarbulunmadığını ve dolayısıyla zararlı sonuç nedeniyle davalı idareyi tazminleyükümlü kılmanın mümkün olamayacağını” belirterek davanın reddinekarar vermiştir.
14. Başvurucu tarafından temyizedilen karar, Danıştay Onuncu Dairesinin 28/12/2011 tarihli ve E.2008/2471,K.2011/6000 sayılı kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme istemi de Danıştay Onbeşinci Dairesinin 5/6/2013 tarihli ve E.2013/3226,K.2013/4104 sayılı kararıyla reddedilmiştir.
15. Karar düzeltme talebininreddine ilişkin karar, 5/9/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş olup4/10/2013 tarihli bireysel başvuruda süre aşımı bulunmadığı tespit edilmiştir.
B. İlgili Hukuk
16. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14. maddesinin (3) ve (4)numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası, 27. maddesi, 49.maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 60. maddesi
17. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun41. maddesi şöyledir:
“Gerek kasten gerek ihmal veteseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir zarar ikaeden şahıs, o zararın tazminine mecburdur.
Ahlaka mugayir bir fiil ile başka bir kimseninzarara uğramasına bilerek sebebiyet veren şahıs, kezalik o zararı tazmine mecburdur.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
18. Mahkemenin 9/9/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 4/10/2013 tarihli ve 2013/7528numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu, Akdeniz ÜniversitesiTıp Fakültesi Hastanesinde yapılan “meme pitozis onarımı” ameliyatındaki hekim kusurunedeniyle idareye karşı açtığı davanın, Adli Tıp Kurumu raporuna dayanılarakreddedildiğini oysa Almanya'da bulunan bir sağlık merkezi ve Adli Tıp KurumuVakfı tarafından hazırlanan raporlarda ameliyatta tıbbi hata bulunduğununaçıkça ortaya konulduğunu, yapılan tıbbi müdahale sonrası vücut bütünlüğününzarara uğradığını, ayrıca 2005 yılında açtığı davanın 2013 yılında kararabağlanması nedeniyle makul sürede sonuçlandırılamadığını belirterek Anayasa’nın17. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş,ihlalin tespiti ile sonuçlarının giderilmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Vücut Bütünlüğüne Zarar Verildiği İddiası
20. Bakanlık, görüş yazısındabaşvurucunun iddialarının esas itibarıyla delillerin değerlendirilmesine veyargılamanın sonucuna ilişkin olduğunu belirtip başvurunun adil yargılanmahakkı kapsamında incelenmesi gerektiğini ifade etmiştir.
21. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü ve 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkınAnayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamınada girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak korumaalanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun esasınınincelenmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz,B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
22. Anayasa’nın 17. maddesininbirinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı hallerdışında, kimsenin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel vetıbbi deneylere tabi tutulamaz.”
23. Sözleşme’nin 8. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna veyazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.”
24. Anılan Anayasa ve Sözleşmehükümleri ile kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğü,gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerinmüdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır. Bu çerçevede devletin,egemenlik alanında yaşayan ve kontrolü altında bulunan kişilerin maddi vemanevi varlıklarına yönelen müdahaleleri önleme, önlenememiş olan müdahalelereyönelik olarak da gerekli soruşturma, kovuşturma, failleri tespit edipcezalandırma ve gerektiğinde bundan doğan zararları etkili bir şekilde bizzatkarşılama veya sorumlularına karşılatma yükümlülüğü bulunmaktadır. Kişilerinvücut bütünlüğüne yapılan bir müdahaleden doğan zararlara yönelik etkili birtazminin sağlanamadığı ve bu çerçevede devletin, Anayasa’nın 17. maddesindendoğan koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği durumlarda kişinin vücutbütünlüğünün korunduğundan söz edilemez (ÖzkanŞen, B. No: 2012/791, 7/11/2013,§ 40).
25. Anayasa’nın 17. maddesininamacı esas olarak bireylerin maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafındanyapılabilecek keyfî müdahalelerin önlenmesidir. Ayrıca devletin; vücut veruhsal bütünlüğe yönelik fiziksel ve cinsel saldırılar, tıbbi müdahaleler,şeref ve itibarı etkileyen saldırılar karşısında kişilerin maddi ve manevivarlığını etkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğüde bulunmaktadır (Adnan Oktar (3),B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32).
26. Kişilerin vücut ve ruhsalbütünlükleriyle ilgili konular, onlara sağlanan tıbbi tedavi seçimindeki katılımlarıve bu tedavilere olan rızaları ile ilgili hususlar, Sözleşme’nin 8. maddesininsınırları içerisinde yer almaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye,B. No: 46156/11, 21/5/2013). Bu çerçevede başvurucunun, geçirdiği ameliyatsonrasında göğüs bölgesinde oluşan deformasyon üzerine açtığı tazminatdavasının reddedilmesi nedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğini ilerisürdüğü başvuru, Anayasa’nın 17. ve Sözleşme’nin 8. maddelerinin ortak koruma alanıkapsamında yer almaktadır.
27. Öte yandan 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında, açıkça dayanaktan yoksun bireyselbaşvuruların Anayasa Mahkemesince kabul edilemezliğine karar verilebileceğibelirtilmiştir.
28. Somut olayda başvurucu,Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan ameliyatında tıbbi hatayapıldığının, Almanya'da bulunan bir sağlık merkezi ve Adli Tıp Kurumu Vakfıtarafından hazırlanan raporlarda açıkça ortaya konulmasına rağmen idarealeyhine açtığı tazminat davasının reddedildiği ileri sürmüştür.
29. Başvuru konusu olaya ilişkinuyuşmazlığı inceleyen Antalya 1. İdare Mahkemesinin, davanın reddine ilişkinkararını temel olarak Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu tarafından hazırlananve ameliyatta idarenin ve ameliyatı yapan hekimin kusurlu olup olmadığınıdeğerlendiren rapora dayandırdığı (bkz. § 13) görülmektedir.
30. Söz konusu raporda,Almanya’da bulunan bir sağlık merkezi ve Adli Tıp Kurumu Vakfından alınanraporlardaki değerlendirmeler, başvurucu hakkında tıbbi bilgi ve belgeler,ameliyat yapılan bölgenin ameliyat öncesi ve sonrası fotoğrafları ve Kurumtarafından başvurucunun 9/2/2007 tarihinde yapılan muayenesinde tespit edilenbulgular dikkate alınarak başvurucunun göğüslerinde oluşan iz ve deformasyonundikiş alanında gelişen enfeksiyondan ileri geldiği, bu durumun ameliyatınkomplikasyonu olarak değerlendirilmesi gerektiği, dolayısıyla ameliyatı yapanhekime ve davalı idareye atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı sonucunaulaşılmıştır. Başvuru kapsamında, içlerinde plastik cerrahi, genel cerrahi,göğüs hastalıkları, iç hastalıkları ve enfeksiyon hastalıkları uzmanlarının dabulunduğu toplam 11 hekimden oluşan kurul tarafından oy birliği ile kararabağlanan ve hükme esas teşkil eden raporun objektifliğini etkileyen herhangibir hususa rastlanılmamıştır.
31. Başvuru konusu olayda her nekadar başvurucu, dava kapsamındaki iddialarını desteklemek için Mahkemeye ikiayrı sağlık kuruluşundan aldığı tıbbi raporları sunmuş olsa da Mahkemetarafından, başvurucunun geçirdiği ameliyatta hekime veya idareyeatfedilebilecek bir kusurun bulunup bulunmadığı konusunda Adli Tıp Kurumundanrapor düzenlenmesi istendiği ve alanında uzman hekimlerden oluşan kurultarafından oy birliği ile hazırlanan rapor doğrultusunda davanın reddedildiğianlaşılmıştır. Bu nedenle başvuruda, devletin vücut bütünlüğünü korumakonusundaki yükümlülüğünü yerine getirmediğinden bahsedilemeyecektir.
32. Açıklanan nedenlerlebaşvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan anayasal hakkınayönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. MakulSürede Yargılanma Hakkının İhlali İddiası
33. Başvuru formu ile eklerininincelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. EsasYönünden
34. Başvurucu, 2005 yılındaaçtığı tazminat davasının 2013 yılında karara bağlanması nedeniyle makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
35. Anayasa ve Sözleşmesi’ninortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18) Sözleşme metni ile Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somutgörünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilenadil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafziiçeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanmahakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanmahakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 38-39).
36. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar bir davanın süresinin makul olup olmadığınıntespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).
37. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yeralan mevzuat hükümleri gereğince “kamuhukuku” alanına dâhil olan ancak sonucu itibarıyla özel niteliktekihaklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alandavalar da Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin korumasıkapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilen düzenlemelerde yer verilengüvenceler; başvurucunun, haklarına zarar verdiğini iddia ettiği idari bireylemden doğan zararlarının tazmini amacıyla açtığı tam yargı davalarına dauygulanacaktır (Selahattin Akyıl,B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44). Başvurucunun, Akdeniz Üniversitesi TıpFakültesi Hastanesinde yapılan ameliyat nedeniyle uğradığı zararların tazminiistemiyle açtığı tam yargı davasına ilişkin somut yargılamanın, medeni hak veyükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur
38. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesindesürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olup somut başvuru açısından bu tarih, 4/10/2005 tarihidir.
39. Sürenin bitiş tarihi iseçoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir (Güher Ergun ve diğerleri,§ 52). Bu kapsamda, somutyargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihi, başvurucunun karar düzeltmetalebinin Danıştay Onbeşinci Dairesince reddedildiği5/6/2013 tarihidir.
40. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, 4/10/2005 tarihinde Antalya 1. İdare Mahkemesindeaçılan ve başvurucunun, hatalı yapıldığını iddia ettiği ameliyat nedeniyleuğradığı zararları konu alan davada; Mahkemece, tarafların dilekçeleri vedelillerin toplanması sonucu 29/11/2007 tarihli kararla davanın reddedildiği,kararın temyiz edilmesi sonrasında Danıştay Onuncu Dairesinin 28/12/2011tarihli kararı ile ilk derece mahkemesi kararını onadığı, karar düzeltmetalebinin de Danıştay Onbeşinci Dairesinin 5/6/2013tarihli kararı ile reddedilerek ilk derece mahkemesi kararının kesinleştiği veyargılamanın bu tarih itibarıyla sonlandığı görülmektedir.
41. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin idari yargı makamlarınezdinde sürdüğü görülmekle, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerinetabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhiluyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli usule ilişkingenel hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelif maddelerinin,uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğuanlaşılmaktadır (bkz. § 16).
42. Hukuk sistemimizde idariyargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılamasüresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlalkararında yer verilmiş olup özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlarve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzunyargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bukapsamda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul süredetamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış veAnayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usulhükümleri de göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği yönünde karar verilmiştir (SelahattinAkyıl, §§ 54-60).
43. Başvuruya konu davaya bir bütünolarak bakıldığında 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi biryargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesinigerektirecek bir yön bulunmadığı ve yaklaşık yedi yıl sekiz ay süren yargılamasürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
44. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
45. Başvurucu, Anayasa Mahkemesiİçtüzüğünün 79. maddesi gereği ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasıtalebinde bulunmuştur.
46. 6216 sayılı Kanun'un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
47. Başvuruda her ne kadar uzunsüren yargılama nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmiş ise de başvuru formu ve eklerinde başvurucunun tazminat talebindebulunmadığı anlaşıldığından başvurucu lehine tazminata hükmedilmesi mümkündeğildir.
48. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun;
1. Anayasa’nın17. maddesinde güvence altına alınan kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevivarlığı hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
3.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
C. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikmeolması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süreiçin yasal faiz uygulanmasına,
9/9/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.