TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MELAHAT ALTIN VE FİLİZ FREIFRAU VON THERMANN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/11408)
Karar Tarihi: 8/12/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 23/12/2016-29927
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Fatma KARAMAN ODABAŞI
Başvurucular
:
1. Melahat ALTIN
2. Filiz FREIFRAU VON THERMANN
Vekili
:
Av. Niyazi KÖREZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru,malik olunan turistik tesisin çevre duvarının bir kısmının kıyı kenarçizgisinin deniz yönünde kaldığı gerekçesiyle verilen yıkım kararının iptaliistemiyle açılan davanın reddedilmesi ve yapının bedeli ödenmeden yıkılmasınakarar verilmesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 7/7/2014 tarihinde Burhaniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. BirinciBölüm Birinci Komisyonunca 8/7/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. BölümBaşkanı tarafından 5/1/2016 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvurubelgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 3/3/2016 tarihindeAnayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlıktarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 15/3/2016tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşünekarşı beyanlarını 21/3/2016 tarihinde ibrazetmişlerdir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuruformu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıylaerişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8.Başvurucular, Balıkesir ili Burhaniye ilçesi Ören Mahallesi Ayaklı mevkii 253ada 1 parsel sayılı taşınmazda bulunan turistik tesisin ortak malikleridir.
9.Başvuruculara ait taşınmazın ve turistik tesisin bulunduğu alanda BalıkesirValiliğince (Valilik) belirlenen kıyı kenar çizgisi 12/9/1975tarihinde İmar ve İskân Bakanlığınca onaylanmıştır.
10. İmar veİskân Bakanlığınca onaylanan kıyı kenar çizgisine göre başvuruculara aittaşınmazın bir bölümünün kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı, bu kısmın devletinhüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu belirtilerek taşınmazınkıyı kenar çizgisi içinde kalan kısmının tapusunun iptali ve bu kısım üzerindekalan yapıların kali istemiyle Maliye Hazinesineizafeten Mal Müdürlüğü tarafından başvuruculardan Melahat Altın vebaşvurucuların murisi aleyhine 17/7/1992 tarihindeBurhaniye Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmıştır.
11.Mahkemenin 18/7/1995 tarihli ve E.1994/63, K.1995/296sayılı kararıyla davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de hüküm Yargıtay1. Hukuk Dairesinin 11/12/1995 tarihli ilamı ile bozulmuş, Mahkemenin 11/6/1996tarihli ve E.1996/184, K.1996/112 sayılı kararı ile verilen ilk karardadirenilmiştir.
12. Direnmekararının temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 7/4/1999tarihli ve E.1999/1-231, K.1999/186 sayılı ilamıyla uyuşmazlığın kıyı kenarçizgisinin saptanması, yöntem ve kapsamının belirlenmesinden kaynaklandığıbelirtilerek 13/3/1972 tarihli ve 7/4 sayılı Yargıtay İçtihadı BirleştirmeKararı'na uygun işlem ve araştırma yapılarak, ayrıca taraflar arasında dahaönce görülen davalar sonucu verilen kararlar da değerlendirilerek hükümkurulmak üzere direnme kararının bozulmasına karar verilmiştir. Kararıngerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
''... kural olarak mülkiyet hukuku yönünden kıyı kenar çizgisininbelirlenmesi görevinin adli yargı yerine ait olduğu...;ancak 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 9. maddesi uyarınca idare tarafından kıyıkenar çizgisi belirlenmiş ve yazılı bildirime rağmen yasal süresinde idariyargıya başvurulmaması nedeniyle yargı yolunun kapanmış olması veya idari yargıtarafından verilip kesinleşmiş karar bulunması durumlarında, bunlara uygunşekilde kıyı kenar çizgisinin saptanması gerektiği'', aksi halde 3621 sayılıKanun ile 13/3/1972 tarih ve 7/4 sayılı Yargıtay İçtihadı BirleştirmeKararındaki kural ve yöntemler doğrultusunda kıyı kenar çizgisinin mahkemetarafından belirlenmesi 28/10/1997 gün 1996/5 Esas, 1997/3 Karar sayılıİnançları Birleştirme Kararı gereğidir. ''
13.Mahkemece, Hukuk Genel Kurulunun bozma ilamına uyularak yapılan yargılamasonunda 11/4/2000 tarihli ve E.1999/221, K.2000/101sayılı kararıyla 1975 yılında pafta üzerinden geçirilen kıyı kenar çizgisininkesinleşmediği, bu anlamda davacı Maliye Hazinesi lehine üstün bir haksağlamadığı, Mahkemece yapılan keşifte kıyı kenar çizgisinin kesinleşmişMahkeme ilamındaki sınırlara uygun olarak tespit edildiği, bu bakımdan davacıMaliye Hazinesinin davalıların özel mülkiyetinde bulunan yerler konusundahukuken korunan üstün hakkının bulunmadığı gerekçesiyle tapu iptali, tescil vekal davasının reddine karar verilmiştir.
14. Karar,Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 26/9/2000 tarihli ve E.2000/9564, K.2000/10875sayılı ilamı ile onanmış;karardüzeltme istemi ise aynı Dairenin 27/11/2000 tarihli E.2000/14060, K.2000/14879sayılı ilamı ile reddedilerek hüküm 27/11/2000 tarihinde kesinleşmiştir.
15.Burhaniye Belediyesi (Belediye) Encümeninin 24/8/2010tarihli ve 2010/834 sayılı kararı ile başvuruculara ait turistik tesisin çevreduvarının 4.00 metrelik kısmının kıyı kenar çizgisinin deniz yönünde kaldığı,izinsiz ve kaçak olarak yapıldığının tespit edildiği, 19/7/2010 tarihindeduvarın mühürlendiği belirtilerek izinsiz ve kaçak olarak yapılan yapınınyıkılmasına, yıktırılmadığı takdirde Belediyece yıkılarak yıkım masraflarının%20 fazlası ile başvuruculardan tahsiline karar verilmiştir.
16. BaşvuruculardanMelahat Altın, kaçak olduğu iddia edilerek yıkılması istenen ancak turistiktesisin tamamına ait 1964 tarihli ruhsat kapsamında kalan duvarın 1988 yılındanönce yapıldığını, 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı KıyıKanunu'nun geçici maddesi gereğince müktesep haklarının korunması gerektiğinibelirterek 24/8/2010 tarihli kararın iptali istemiyle Belediye aleyhine2/9/2010 tarihinde Balıkesir İdare Mahkemesinde dava açmıştır.
17.Balıkesir İdare Mahkemesinin 22/9/2011 tarihli veE.2010/1255, K.2011/1159 sayılı kararı ile Belediye Encümen Kararının,başvuruculara ait turistik tesisin çevre duvarlarının 4 metrelik bölümünün kıyıalanında kaldığından yıkımına ilişkin kısmı yönünden davanın reddine; davakonusu duvar yıktırılmadığı takdirde Belediyece yıkılarak yıkım masraflarının%20 fazlası ile ilgililerinden tahsiline ilişkin kısmı yönünden ise davanınkabulü ile işlemin iptaline karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgilikısmı şöyledir:
"Uyuşmazlıkta; davacının ortak maliki olduğu taşınmazın etrafınıçevreleyen ve dava konusunu oluşturan sınır duvarlarının ne zaman inşa edildiğinoktasında yapı tatil (tespit) zaptında bir bilgi mevcut olmamasına karşındosya içerisinde yer alan mahkeme ilamında, davacı M.A. ve T.A. tarafındanBurhaniye Asliye Hukuk Mahkemesinin E.1987/427 esas numarasına kayden Hazine ve Burhaniye Belediye Başkanlığına karşıaçılan davada söz konusu duvarların mevcut olduğu hususunun mahkemece yerindeyapılan keşif ve bilirkişi incelemesi ile tespit edildiği, dava konusutaşınmazın bulunduğu alana ilişkin olarak biri 12.09.1975 ve diğeri de12.07.2006 tarihi olmak üzere iki adet kıyı kenar çizgisinin bulunduğu, imaruygulamaları ile ilgili iş ve işlemlerde 12.09.1975 tarihli kıyı kenarçizgisinin geçerli olduğu, davacının maliki olduğu taşınmazın bir kısmı veuyuşmazlık konusu yapının 12.09.1975 tarihinde tespit edilen kıyı kenarçizgisine göre kıyıda kaldığı, davacı tarafından dava konusu duvara ilişkinolarak duvarın 4 m.lik bölümünün kıyı alanındakaldığına dair düzenlenen yapı tespit zaptı ve mühürleme işleminin iptaliistemiyle Mahkememiz nezdinde açmış olduğu davanın Mahkememizin 22/09/2011 tarihli ve E.2010/1195, K.2011/1160 sayılı kararıile reddedildiği görülmektedir.
Her ne kadar, Burhaniye Asliye HukukMahkemesinin E.1987/427 esas numarasına kayden Hazineve Burhaniye Belediye Başkanlığına karşı açılan davada söz konusu duvarlarınmevcut olduğu hususunun mahkemece yerinde yapılan keşif ve bilirkişi incelemesiile tespit edilmişse de, yukarıda yer verilen mevzuat hükmünde sahil şeridi içerisinde yer alan ve 11Temmuz 1992 tarihinden önce yürürlükteki plan ve/veya mevzuatta uygun olarakinşa edilen yapıların ilgilileri açısından müktesep hak teşkil ettiğibelirtildiğinden, 12.09.1975 tarihinde tespit edilen kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kalan yapının belirtilen hükümdenyararlanamayacağı açıktır.
Bu durumda, davaya konu edilen duvarın yapıniteliğinde olduğu, kıyı alanında kaldığı ve kıyıların herkesin eşitlik veserbestlikle yararlanmasına açık olduğu, buralarda hiçbir yapınınyapılamayacağı, duvar, çit,parmaklık, tel örgü, hendek, kazı ve benzeri engeller oluşturulamayacağıdikkate alındığında; dava konusu 24.08.2010 tarihli ve 2010/834 sayılı encümenkararının, davacının ortak maliki olduğu, ... tesis (in) çevre duvarlarının 4 m'lik bölümününkıyı alanında kaldığından yıkımına ilişkin kısmında hukuka aykırılıkbulunmamaktadır."
18. Temyiz üzerine karar, Danıştay OndördüncüDairesinin 18/4/2013 tarihli ve E.2011/16815,K.2013/3062 sayılı ilamı ile onanmıştır.
19. Karar düzeltme istemi ise aynı Dairenin 15/4/2014tarihli ve E.2014/584, K.2014/4692 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.
20. Karar, başvuruculardan Melahat Altın vekiline 9/6/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
21. Mahkemenin 22/9/2011 tarihli kararından sonra başvuruculardanFiliz Von Thermann,Belediyeninyıkım işlemiyle ilgili olarak iki kıyı kenar çizgisi arasında kalan ve özelmülkiyete konu olan alanda müktesep haklarının bulunduğunun ve kamulaştırmayapılmadan uygulama yapılamayacağının bildirilmesi için 12/12/2011 tarihlidilekçeyle Çevre ve Şehircilik Bakanlığına müracaat etmiştir.
22. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 8/6/2012tarihli yazısı ile uyuşmazlığa konu olan alanda imar hukuku yönünden esas olanve 12/9/1975 tarihinde İmar ve İskân Bakanlığınca onaylanan kıyı kenar çizgisiile mülkiyeti ilgilendiren idari işlemler yönünden esas olan ve BurhaniyeAsliye Hukuk Mahkemesinin 11/4/2000 tarihli kararıyla tespit edilen kıyı kenarçizgisinin her ikisinin de gösterildiği paftanın Bayındırlık ve İskânBakanlığınca 12/7/2006 tarihinde onaylandığı ifade edilmiş; iki ayrı kıyı kenarçizgisinin paftasında gösterilmesi işlemine ilişkin açılan idari davalarreddedildiğinden ve Bayındırlık ve İskânBakanlığıncaişlem iptal edilmediğinden 12/9/1975 tarihinde onaylanan kıyı kenar çizgisiningeçerli olduğu belirtilmiştir. Yazının devamında 1/12/1984tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren27/11/1984 tarihli ve 3086 sayılı mülga Kıyı Kanunu'nun geçici 2. maddesinde,1972 yılından önce kıyıda yapılmış özel mülkiyete konu yapılar için Kanun'unyürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuata ve imar planlarına uygun olarakyapılan yapılar hakkında bu Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı hükmü yeralmakla birlikte 17/4/1990 tarihli Resmî Gazete'deyayımlanan 3621 sayılı Kanun'un geçici maddesinde, bu Kanun'un yürürlüğegirdiği tarihten önce mevzuat hükümlerine uygun olarak onanmış ve kısmen veyatamamen yapılaşmış 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının sahil şeritleriyleilgili hükümlerinin geçerli olduğunun düzenlendiği, imar hukuku yönünden İmarve İskân Bakanlığınca onaylanan kıyı kenar çizgisinin dikkate alınmasıdurumunda kıyıda kalan söz konusu yapılar için 3621 sayılı Kanun'a göremüktesep haktan söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Yine 12/9/1975tarihinde onaylanan kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kalan yapıların durumununda buna göre belirlenmesi gerektiği, uygulama yapılırken mülkiyet açısındanBurhaniye Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/4/2000 tarihli kararı ile tespit edilenkıyı kenar çizgisine göre kamulaştırma işlemi gerçekleştirilmeden (mülkiyetsorunu çözülmeden) uygulama yapılamayacağı belirtilerek iki kıyı kenar çizgisiarasında kalan alan ve üzerindeki yapıların 3086 sayılı Kanun dikkatealındığında bedeli ödenmeden kaldırılmasının mümkün gözükmediği belirtilmiştir.
23. Başvurucular 7/7/2014 tarihindebireysel başvuruda bulunmuşlardır.
B. İlgili Hukuk
24. 3621sayılı Kanun'un 4. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Kıyı Kenar çizgisi: Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda, kıyıçizgisinden sonraki kara yönünde su hareketlerinin oluşturulduğu kumluk,çakıllık, kayalık, taşlık, sazlık, bataklık ve benzeri alanların doğalsınırını,
Kıyı: Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alanı,
Sahil şeridi: Kıyı kenar çizgisinden itibaren kara yönünde yatay olarakenaz 100 metre genişliğindeki alanı,
...
ifadeeder.''
25. 3621sayılı Kanun'un 5. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
" Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar,herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır,
Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararıgözetilir.
Kıyıda ve sahil şeridinde planlama ve uygulama yapılabilmesi için kıyıkenar çizgisinin tespiti zorunludur.''
26. 3621sayılı Kanun'un 6. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Kıyı, herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup,buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, telörgü,hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz.''
27. 3621sayılı Kanun'un 14. maddesi şöyledir:
"Bu Kanun kapsamında kalan alanlarda ruhsatsız yapılar ile ruhsatve eklerine aykırı yapılar hakkında 3l94 sayılı İmar Kanununun ilgili hükümleriuygulanır."
28. 3621sayılı Kanun'un geçici maddesi şöyledir:
"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce mevzuat hükümlerineuygun olarak onanmış ve kısmen veya tamamen yapılaşmış 1/1000 ölçekli uygulamaimar planlarının sahil şeritleri ile ilgili hükümleri geçerlidir. Ancak, 8 incimaddenin ikinci fıkra hükümleri saklıdır."
29. 3086sayılı mülga Kanun'un geçici 2. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"1972 yılından önce kıyıda doğmuş özel mülkiyete konu yapılar ilebu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuata ve imar planına uygunolarak yapılan yapılar hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz."
30. 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 32. maddesişöyledir:
"Bu Kanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılarhariç; ruhsat alınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapıyapıldığı ilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangibir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce oandaki inşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.
Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerine asılmasıyla yapı sahibinetebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshasıdamuhtara bırakılır.
Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapı sahibi, yapısını ruhsatauygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyeden veya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.
Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığın giderilmiş olduğu veyaruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu, inceleme sonunda anlaşılırsa,mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır ve inşaatın devamına izin verilir.
Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsata aykırı veya ruhsatsızyapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulu kararını müteakip,belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapı sahibinden tahsiledilir."
31. 3/8/1990 tarihli ve 20594 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan Kıyı Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 5. maddesininilgili bölümü şöyledir:
''Kıyılar ... Devletin hüküm ve tasarrufualtındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır.
Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararıgözetilir.
Kıyı, herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup,buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazıkve benzeri engeller oluşturulamaz.''
32. AynıYönetmelik'in 16. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
''Sahil şeridinde kıyıya geçişi engelleyecek şekilde; duvar, çit,parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz. Moloz,toprak, curuf, çöp gibi çevreyi bozucu etkisi olanatık ve artıklar dökülmez, kazı yapılamaz.
Sahil şeridine 11 Temmuz 1992 tarihinden önce yürürlükteki plan ve/veyamevzuatta uygun olarak yapılmış veya inşaat ruhsatı alınarak en az su basmanseviyesine kadar inşaatı tamamlanmış yapılardaki müktesep haklar saklıdır. Buhüküm, üzerine birden fazla yapı yapılmak üzere ruhsat alınmış parsellerdeki enaz su basman seviyesindeki yapılar içinde geçerlidir.''
33. AynıYönetmelik'in 20. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
''Kıyılarda, ... ve sahil şeritlerinde kanun,plan ve yönetmelik hükümlerine uyulmadan ruhsatsız, ruhsat ve eklerine aykırıyapı yapılması halinde, 3194 sayılı İmar Kanununun 32 ncimaddesi hükümleri uyarınca, aynı kanunda belirlenen yasal süreler içindegerekli işlemler yapılır.''
IV.İNCELEME VE GEREKÇE
34.Mahkemenin 8/12/2016 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
35.Başvurucular, sahibi bulundukları turistik tesisin ve çevre duvarlarının 1964yılından bu yana mevcut olup ruhsatlı bulunduğunu, 1975 yılında Valilikçe kıyıkenar çizgisi belirlenerek tesisin bir kısmının kıyı kenar çizgisinin deniztarafında kaldığı gerekçesiyle tapu iptali tescil davası açılmış ise deBurhaniye Asliye Hukuk Mahkemesince belirlenen kıyı kenar çizgisine göretaşınmazın kıyıda kalmadığı tespit edilerek 27/11/2000tarihinde kesinleşen karar ile tapu iptali, tescil ve kal talebininreddedildiğini, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca 2006 yılında Mahkemece tespitedilen kıyı kenar çizgisinin onaylanarak paftasına işlendiğini, bu durumda 1975yılında belirlenen kıyı kenar çizgisine göre tesisin çevre duvarının birkısmının kaçak yapı olarak değerlendirilerek yıkılmasına karar verilmesininkazanılmış haklara aykırı bulunduğunu, bedeli ödenmeden ve kamulaştırma yapılmadanyıkım kararı alınmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek mülkiyet haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüşler; ihlalin tespitini, yargılamanın yenilenmesinitalep etmişlerdir.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
36.Başvurucuların mülkiyet haklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkinbaşvurusunun, açıkça dayanaktan yoksun olmaması ve kabul edilemezliğine kararverilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmaması nedeniyle kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. MüdahaleninVarlığı ve Türü
37. Başvurucular, maliki bulundukları turistik tesisin çevreduvarlarının bir kısmının 1975 yılında belirlenen kıyı kenar çizgisine görekıyıda kaldığı belirtilerek yıkılmasına karar verilmiş ise de 2000 yılında kesinleşenMahkeme kararı ile belirlenen kıyı kenar çizgisine göre duvarın kıyıda değilmülkiyeti kendilerine ait bulunan alanda kaldığını, kaçak olmayıp 1964 tarihliyapı ruhsatı kapsamında bulunduğunu, kamulaştırma işlemi yapılmadan ve bedeliödenmeden yıkım kararı alınamayacağını belirterek mülkiyet haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
38.Bakanlık görüş yazısında, başvurunun kabul edilebilirliği yönündenbaşvurucuların maliki bulundukları duvarın bir kısmının yıkılmasına ilişkinidari işlem nedeniyle uğradıkları zararın makul bir tazminat ilekarşılanmamasından yakındıkları, bu idari işlem sebebiyle uğranılan zararlarıntazmini için 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı TürkMedeni Kanunu'nun 1007. maddesine dayalı olarak tazminat davası açıldığınailişkin bilgi ve belge sunulmadığı belirtilmiş; başvurunun esası yönünden iseyıkıma ilişkin karar kapsamında başvurucuların mülküne müdahale edildiği, 3621sayılı Kanun kapsamında yapılan müdahalenin kanuni olduğu, müdahalenin meşruamacının bulunduğu ifade edilerek yıkım ile başvurucular üzerine orantısız biryük yüklenip yüklenmediğinin ayrıca gözetilmesi gerektiği bildirilmiştir.
39.Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı verdikleri beyanlarında doğan zararıntazmini için tazminat davası açılabileceğini ancak dava konusu olan idariişlemin bizzat kendisinin ve İdare Mahkemesince verilen kararın hukuka aykırıbulunduğunu, taşınmaz üzerindeki izinli ve ruhsatlı yapılara kamulaştırmayapılmadan müdahale edilemeyeceğini belirtmişlerdir.
40.Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasının ilerisürülebilmesi için mülkiyetin konusu "sahip olunan bir mülk"eihlal sonucunu doğuracak bir müdahalenin bulunması gerekmektedir. (Selçuk Emiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 26).
41.Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı, kapsam itibarıyla 4721sayılı Kanun'da yer alan mülkiyet kavramı ile sınırlı olmamakla birliktetaşınmaz mülkiyetinin Anayasa'nın 35. maddesindeki güvence kapsamına girdiğinekuşku yoktur. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki hakkının ihlal edildiğiniileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak zorundadır. Bunedenle öncelikle başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca korunmayıgerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı noktasındakihukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (İhsanVurucuoğlu, B. No: 2013/539, 16/5/2013, §§ 30, 31).
42. Somutolayda başvurucular Balıkesir ili Burhaniye ilçesi Ören Mahallesi 253 ada 1parsel sayılı taşınmazın ve taşınmaz üzerinde bulunan turistik tesisin ortakmalikleridir. 12/9/1975 tarihinde onaylanan kıyı kenarçizgisine göre başvuruculara ait taşınmazın bir bölümünün kıyı kenar çizgisiiçinde kaldığı belirtilerek bu kısmın tapusunun iptali ve bu kısım üzerindekalan yapıların kali istemiyle başvurucular aleyhinedava açılmış ise de Burhaniye Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/4/2000 tarihlikararı ile yeniden kıyı kenar çizgisi belirlenerek dava konusu alanınbaşvurucuların özel mülkiyetinde bulunduğu tespit edilmiş ve davanın reddinekarar verilmiştir (bkz. §§ 10-13). Tapu iptali, tescil ve kal davasının reddineilişkin karar 27/11/2000 tarihinde kesinleşmiştir. Öteyandan Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 8/6/2012tarihli yazısında, 1975 yılında ve 2000 yılında belirlenen her iki kıyı kenarçizgisinin de gösterildiği paftanın ilgili Bakanlıkça onaylandığı belirtilerekmülkiyeti ilgilendiren idari işlemler yönünden 2000 yılında belirlenen kıyıkenar çizgisinin esas olduğu vurgulanmıştır (bkz. § 22). Buna göre yargısalyollardan geçmek suretiyle kesinleşen Burhaniye Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/4/2000 tarihli kararı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığının8/6/2012 tarihli yazısı dikkate alındığında yıkımına karar verilen turistiktesis çevre duvarının başvurucuların mülkiyetinde bulunan taşınmaz üzerindeolduğu ve başvuruculara ait bulunduğu değerlendirilmiştir.
43.Anayasa’nın 35. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (1)No.lu Protokol’ün 1. maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yervermiştir. Her iki düzenleme de üç kural ihtiva etmektedir. Sözleşme’nin ilkcümlesi herkese mülkünden barışçıl yararlanma hakkı verirken Anayasa daha genişmanada mülkiyet hakkını tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri isekişilerin hangi koşullarda mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilereait mülkiyetin hangi koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altınaalmaktadır (Necmiye Çiftçi ve diğerleri,B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 45).
44. Her ikidüzenlemenin üçüncü cümleleri ise mülkiyetin kullanımının kontrolü ya dadüzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın 35. maddesinin sonfıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağışeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer verirken Sözleşme'ye ek (1) No. luProtokol'ün 1. maddesinin ikinci fıkrası devletlere mülkiyeti kamu yararınadüzenleme ile vergiler ve diğer katkılar ile cezaların tahsili konusundagerekli gördükleri yasaları uygulama konusundaki haklarını saklı tutarak tarafdevletlerin genel yarara uygun olarak “mülkiyetin kullanımını kontrol” yetkisinesahip olduklarını kabul etmektedir. Bununla beraber Anayasa’nın birçokmaddesi ilgili olduğu hususta devlete mülkiyetin kullanımının kontrolü ya damülkiyeti düzenleme yetkisi vermektedir (NecmiyeÇiftçi ve diğerleri, § 46).
45. Başvurukonusu olayda başvurucunun maliki bulundukları taşınmaz üzerinde yer alan vebaşvuruculara ait turistik tesisi çevreleyen duvarın 1975 tarihli kıyı kenarçizgisine göre deniz yönünde kaldığı belirtilen 4.00 metrelik kısmınınmühürlenmesine ve yıkılmasına karar verilmiştir. Bu bakımdan başvurucularınsahip oldukları taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakları devam etmekte olupmülkiyet hakkından yoksun kaldıkları söylenemez. Diğer yandan taşınmazüzerindeki mülk sahipliği devam etmekle birlikte taşınmazın üzerinde bulunan duvaramüdahale edilerek mühürlenmesine ve yıkılmasına karar verildiği bu bakımdanbaşvurucuların taşınmaz üzerinde mülkiyet haklarından doğan bir kısım hak veyetkileri kısıtlanarak mülkiyetin kullanımına birtakım sınırlamalar getirildiğianlaşılmaktadır. Başvurucuların mülkiyet hakkına ilişkintemel şikâyetinin kendilerine ait taşınmaz üzerinde bulunan duvarınmühürlenmesi ve yıkım kararı alınması şeklinde gerçekleşen müdahaleye ilişkinolduğu dikkate alındığında malik olunan taşınmaz yönünden kullanım şekli,muhafaza, yapılabilecek inşai ve fiziki muamele vebenzer yönlerden birtakım kısıtlamaları beraberinde getiren müdahalenin,mülkiyetin kullanımını kontrol/düzenleme suretiyle mülkiyet hakkına müdahaleteşkil ettiği değerlendirilmiştir.
b. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
46.Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerineuygunluğunun denetlenmesi gerekmekte olup bu itibarla müdahalenin hakkın özünedokunmama, Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilensebeplerle ve kanunla sınırlandırma ve ölçülülük ilkesi kapsamındadeğerlendirilmesi gerekmektedir.
i. Kanunilik
47.Anayasa’nın 35. ve 13. maddelerine göre mülkiyet hakkına getirileceksınırlamaların kanunla düzenlenmesi gerekmektedir.
48.Anayasa’nın 43. maddesinde ise kıyıların, devletin hüküm ve tasarrufu altındaolduğu; deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla deniz ve göllerin kıyılarınıçevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararınıngözetileceği, kıyılarla sahil şeritlerinin kullanılış amaçlarına göre derinliğive kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartlarının kanunla düzenleneceğibelirtilmiştir.
49. Somutolayda, mülkiyeti başvuruculara ait bulunan taşınmazın sınırlarını çevreleyenduvarın 4.00 metrelik kısmının 1975 yılında belirlenen kıyı kenar çizgisinegöre deniz yönünde kıyıda kaldığı ve izinsiz olarak yapıldığı gerekçesiyle 3194sayılı Kanun'un 32. maddesi kapsamında mühürlenerek durdurulmasına veyıkılmasına karar verilmiştir.Çevreve Şehircilik Bakanlığının 8/6/2012 tarihli yazısında, 1975 ve 2000 yıllarındaonaylanan her iki kıyı kenar çizgisinin gösterildiği paftanın ilgili Bakanlıkça12/7/2006 tarihinde onaylandığı, bu işleme karşı açılan idari davalarreddedildiğinden ve ilgili Bakanlıkça işlem iptal edilmediğinden 1975 yılında onaylanankıyı kenar çizgisinin geçerli olduğu belirtilmiştir (bkz. § 22).
50. 3621 sayılı Kanun'un 6. maddesinde, kıyıların herkesin eşitve serbest olarak yararlanmasına açık olup buralarda hiçbir yapıyapılamayacağı, duvar ve benzeri engeller oluşturulamayacağı düzenlenmiş; aynıKanun'un 14. maddesinde ise bu Kanun kapsamında kalan alanlarda ruhsatsızyapılar ile ruhsat ve eklerine aykırı yapılar hakkında 3194 sayılı Kanun'unilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesindeise ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak yapılan yapılara ilişkindüzenleme getirilmiş olup ruhsata aykırı yapılarda aykırılığın giderilmemişolması, ruhsatsız yapılarda ise yapının ruhsata bağlanmaması hâlinde ilgili idareceyapının yıktırılacağı düzenlenmiştir.
51. Budurumda başvuru konusu olayda mülkiyetin kullanımını kontrol/düzenleme şeklindegerçekleşen müdahalenin, 1975 tarihinde onaylanan ve geçerliliğini sürdürdüğübelirtilen kıyı kenar çizgisi dikkate alındığında 3621 sayılı Kanun'un 6. ve14. maddeleri ile 3194 sayılı Kanun'un 32. maddesinde hukuki dayanağınınbulunduğu ve başvuruya konu müdahalenin kanunilik unsurunu taşıdığıanlaşılmaktadır.
ii. Meşru Amaç
52. Kamuyararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veya bireysel çıkarlardan ayrı vebunlara üstün olan toplumsal yararı ifade etmektedir. Bütün kamusal işlemler,nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek hedefine yönelmek durumundadır (AYM,E.2010/30, K.2012/7, 19/1/2012).
53.Anayasa'nın 43. maddesinde kıyılardan yararlanma ayrıca düzenlenmiş olupkıyıların özel mülkiyete konu olamayacağı, bu alanların devletin hüküm vetasarrufu altındaki yerlerden olduğu, kıyılardan ve onların tamamlayıcısı olansahil şeritlerinden yararlanmada kamu yararının esas alındığı vurgulanmıştır.
54. Kıyıalanlarının korunması, bu alanların dengeli ve düzenli bir şekildekullanılmasının sağlanması ile kıyılardan ve onun doğal güzelliklerindenyararlanma imkânının ve doğal mirasın gelecek nesillere aktarılması bakımındanson derece önemlidir. Bu kapsamda 1975 yılında onaylanan ve geçerliliğinisürdürdüğü belirtilen kıyı kenar çizgisi dikkate alındığında kıyının korunmasıamacıyla gerçekleştirilen başvuruya konu müdahalenin kamu yararı amacı taşıdığıkabul edilmelidir.
iii. Ölçülülük
55. Nihaiolarak başvurucuların maliki bulundukları turistik tesisin çevre duvarının birkısmının kıyı kenar çizgisinin deniz yönünde kaçak olarak yapıldığıgerekçesiyle yıkılmasına karar verilmesine rağmen duvar bedelinin ödenmemesiveya gerçek zararı karşılayacak bir giderim imkânının sağlanmaması şeklindemülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığı değerlendirilmelidir.
56.Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınmış olanmülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğusınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma vetasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma (başkasına devretme, biçiminideğiştirme, harcama ve tüketme hatta yok etme) olanağı verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:2013/817, 19/12/2013, § 32).
57. Öteyandan Anayasa'nın 35. maddesine göre mülkiyet hakkı ancak kanunla öngörülmüşusullerle ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir. Ayrıca Anayasa'nın 13.maddesinde ifade edilen "ölçülülük ilkesi", temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkatealınması gereken bir güvencedir.
58. AnayasaMahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmaamaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmakistenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracındenetlenmesidir (Adalet Mehtap Buluryer, B. No: 2013/5447, 16/10/2014,§ 106).
59.Ölçülülük ilkesi "elverişlilik", "gereklilik" ve "orantılılık"olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. "Elverişlilik"öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, "gereklilik" ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahaleninzorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasınınmümkün olmamasını, "orantılılık" ise bireyin hakkına yapılan müdahaleile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesigerekliliğini ifade etmektedir (MehmetAkdoğan ve diğerleri, § 38).
60.Anayasa'nın 35. maddesine uygun olarak bir kimsenin mülkiyet hakkına devlettarafından müdahale edilmişse veya mal varlığı üzerindeki hakları kullanılamazhâle getirilmişse bu kişinin hakkının korunması gerekir. Bu da ancak mülkiyetekonu mal varlığının değerinin ödenmesi suretiyle gerçekleştirilebilir. Kuralolarak devlet tarafından el atılan mal varlığının değerini, devletinkendiliğinden ödemesi beklenir (KenanYıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014,§ 62).
61. Somutolayda başvurucuların maliki bulundukları taşınmazın bir kısmının 1975 yılındabelirlenen kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kaldığı iddiasıyla açılan tapuiptali, tescil ve kal davasının Mahkemece yeniden belirlenen kıyı kenar çizgisidikkate alınarak reddine karar verildiği, kararın temyiz ve karar düzeltmeaşamalarından geçmek suretiyle 27/11/2000 tarihindekesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu bakımdan kural olarak başvurucuların malikoldukları taşınmazıdiledikleri şekilde kullanmahakları Anayasa'nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkının kapsamına dâhilolmakla beraber devletin bu kullanımı kontrol/düzenleme yetkisi bulunmaktadır.
62. Öte yandan Anayasa'nın 43. maddesinde kıyıların devletinhüküm ve tasarrufu altında bulunduğu, kıyılardan yararlanmada öncelikle kamuyararının gözetileceği, kıyılardan yararlanma imkân ve şartlarının kanunladüzenleneceği belirtilmiş; 3621 sayılı Kanun'un 6. maddesinde ise kıyılarınherkesin eşitlikle ve serbestlikle yararlanmasına açık olduğu, buralarda hiçbiryapı yapılamayacağı, duvar ve benzeri engeller oluşturulamayacağıdüzenlenmiştir.
63. Budurumda Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 8/6/2012tarihli yazısında 1975 yılında belirlenen kıyı kenar çizgisi ve Mahkemenin11/4/2000 tarihli kararıyla belirlenen kıyı kenar çizgisinin her ikisinin depaftasında gösterildiği ve geçerli olduklarının belirtildiği de dikkatealındığında Mahkemece belirlenen kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kalmayıpbaşvurucuların mülkiyetinde bulunan ancak 1975 yılında belirlenen kıyı kenarçizgisine göre kıyıda kaldığı anlaşılan alan içinde yer alan ve başvurucularaait olduğu anlaşılan duvar yönünden gerçekleşen müdahalenin ortaya çıkardığıdurumun, başvurucuların mülkiyet hakkının korunması ile kamusal menfaatingerekleri arasında sağlanması gereken dengeyi bozup bozmadığının ayrıca değerlendirilmesigerekmektedir.
64.Belediye Encümeninin 24/8/2010 tarihli kararında duvarın izinsiz ve kaçakolarak yapıldığı belirtilmiş;başvuruformunda ise turistik tesisin 1964 yılından bu yana emniyeti sağlayan çevreduvarları ile çevrili olduğu, bu duvarların turistik tesise ait 1964 tarihliruhsatname kapsamında bulunduğu ve kaçak olmadığı ifade edilmiştir. Başvuruformu ekinde, turistik tesise ait 23/12/1963 tarihlive 99 sayılı turizm müessesesi işletme belgesi ve 1964 tarihli inşaatruhsatnamesi sunulmuştur. Balıkesir İdare Mahkemesinin 22/9/2011tarihli kararında, başvuruculara ait taşınmazın etrafını çevreleyen ve davakonusunu oluşturan çevre duvarlarının ne zaman inşa edildiğinin yapı tatilzaptında belirtilmediği ancak başvuruculardan Melahat Altın ve başvurucularınmurisi tarafından Belediye ve Maliye Hazinesi aleyhine açılan Burhaniye AsliyeHukuk Mahkemesinin E.1987/427, K.1988/189 sayılı dosyası kapsamında yapılankeşif ve bilirkişi incelemesinde söz konusu duvarın mevcut olduğunun tespit edildiğibelirtilmiştir. Bu bakımdan uyuşmazlık konusu duvarın yeni olmayıp 1988yılından daha önceki bir tarihte inşa edildiği değerlendirilmiştir.
65. Yinebaşvurucular; uyuşmazlık konusu duvarın tesisi çevreleyen bahçe duvarının birbölümü olduğunu, tesisin emniyetini sağlama işlevine sahip bulunduğunu, kamuyaait kıyıya geçişi engellemediğini, bu bölgede kamu yararına yapılacak herhangibir hizmetin gerçekleştirilmesine engel teşkil etmediğini belirtmişlerdir. 24/8/2010 tarihli encümen kararında ise duvarın kıyı kenarçizgisinin deniz yönünde kaldığı gerekçesine dayanılarak yıkım kararı alındığı,başka bir gerekçeye yer verilmediği görülmüştür. Başvuruformu ekinde sunulmuş olan "Bayındırlık Bakanlığı Onaylı Çifte Kıyı KenarÇizgisini Gösteren Tasdikli Proje" başlıklı belgede 1975 yılında ve 2006yılında onaylanan her iki kıyı kenar çizgisinin gösterildiği, iki kıyı kenarçizgisi arasında kalan uyuşmazlık konusu tesise ait bahçe duvarınınişaretlendiği, duvarın kıyıya ve sahil şeridine dik olacak şekilde konumlanmışolduğu gözlemlenmiştir.
66. Sonolarak başvurucuların müracaatı üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 8/6/2012 tarihli yazısında, başvuruculara ait taşınmazın birbölümü 1975 tarihinde onaylanan kıyı kenar çizgisine göre kıyıda kalırken Mahkemecetespit edilen kıyı kenar çizgisine göre kıyı dışında kaldığından mülkiyetdurumunun başvurucular lehine aynen korunduğu, 1975 yılında belirlenen vehukuki bir değer taşıması sebebiyle bir idari işlem niteliğinde bulunan kıyıkenar çizgisinin planlama, uygulama, imar yıkım, ruhsat ve iskân gibi imaruygulamalarıyla ilgili iş ve işlemler yönünden geçerli olup mülkiyetiilgilendiren idari işlemler yönünden ise Mahkemece belirlenmiş kıyı kenarçizgisinin esas alınması gerektiği, 1/6/1964 tarihinde alınan yapı ruhsatı ile1/12/1984 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarakyürürlüğe giren mülga 3086 sayılı Kanun'un geçici 2. maddesi dikkatealındığında iki kıyı kenar çizgisi arasında kalan alan ve üzerindeki yapılarınbedeli ödenmeden kaldırılmasının mümkün görülmediği bildirilmiştir.
67.Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde 1975 tarihinde onaylanan kıyı kenarçizgisine göre kıyıda kalan, kural olarak devletin hüküm ve tasarrufundabulunan ve 3621 sayılı Kanun uyarınca üzerinde yapı yapılması mümkün gözükmeyenbir alanın aynı zamanda 2006 tarihinde onaylanan kıyı kenar çizgisine göre kıyıdışında kalması ve bunun sonucu olarak başvurucular lehine mülkiyetinin aynenkorunması şeklindeki mevcut durum karşısında, uyuşmazlık konusu duvarın yenibir tarihte inşa edilmediğine ilişkin sunulan bilgi ve belgeler, duvarınyapılış amacı, fonksiyonu, konumu, başvurucular yönünden sağladığı fayda ilemüdahalenin amacı, gerekçesi ve müdahaleden beklenen kamu yararıkarşılaştırıldığında duvarın değeri ödenmeden veya başvurucuların gerçekzararını karşılayacak bir giderim imkânı sağlanmadan müdahalede bulunulmasınınbaşvurucular üzerinde aşırı bir yüke sebep olduğu, yapı bedelinin ödenmesigerektiğine işaret eden Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 8/6/2012tarihli yazısı da dikkate alındığında başvurucuların mülkiyet hakkı ile kamuyararı arasında gözetilmesi gereken adil dengenin başvurucular aleyhinebozulduğu kanaatine ulaşılmıştır.
68.Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altınaalınan mülkiyet haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
70. Başvurucular, ihlalin tespiti ile yeniden yargılamayapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuşlardır.
71. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
72. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan ihlalkararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Balıkesir İdareMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderininbaşvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzereBalıkesir İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREK OLARAK ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE8/12/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.