TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MELİK YAYAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/14743)
Karar Tarihi: 3/12/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Muammer TOPAL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Volkan ÇAKMAK
Başvurucu
:
Melik YAYAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, yargı kararının uygulanmaması nedeniylekararın icrası hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 1/9/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için AdaletBakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) bünyesinde şubemüdürü olarak görev yapmakta iken yurt dışı teşkilatta görevlendirilmek içinaçılan sınava katılmış ve yazılı aşamasında başarılı olmuştur. Mülakataşamasında 55 puanla değerlendirilen başvurucu başarısız sayılmıştır.
9. Başvurucu mülakat aşamasında başarısız sayılmasınailişkin işleme karşı Ankara 6. İdare Mahkemesi nezdinde iptal davası açmıştır.Ankara 6. İdare Mahkemesi 29/4/2005 tarihli kararı ile mülakat sınavınınobjektif kriterlere uygun yapıldığının ortaya konulamadığı gerekçesine yervererek başarısız sayılma işlemini iptal etmiştir. İptal kararı kanun yoluincelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
10. İptal kararı gereği yerine getirilerek yenidenyapılan mülakat sınavında 72 puan alarak başarılı olan başvurucu 28/7/2006tarihinde yurt dışı teşkilatta görevlendirmesinin yapılması için MEB'ebaşvuruda bulunmuştur. Başvuruda bulunurken Vaşington ve Londra eğitimmüşavirliği kadrolarına yönelik isteğini de dile getirmiştir.
11. 25/9/2006 tarihli ve 8459 sayılı müşterek kararnameile başvurucu, Tiflis Büyükelçiliği eğitim müşavirliğine atanmıştır.
12. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerindenyapılan inceleme sonucu, başvurucunun puanının yetmesine rağmen Londra ya daWashington eğitim müşavirliği kadrosuna atanmayarak Tiflis eğitim müşavirliğineatanmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla 25/9/2006 tarihli müşterekkararnamenin ve 24/2/2004 tarihli ve 25383 sayılı Resmî Gazete'de yayımlananMillî Eğitim Bakanlığı Yurt Dışı Teşkilatına Sürekli Görevle AtanacakPersonelin Seçimine İlişkin Yönetmelik'in (Yönetmelik) 7. maddesi ile 14.maddesinin iptali için Danıştay İkinci Dairesi nezdinde dava açtığıanlaşılmıştır. Davanın 2006 yılı içinde açıldığı görülmektedir.
13. Danıştay İkinci Dairesi 18/12/2006 tarihli kararıyladilekçe ret kararı vermiştir. Gerekçede; Yönetmelik hükümlerinin mülakatsınavının usulüne dair belirleme içerdiği, mülakatta başarılı olan başvurucununTiflis'e atanma işlemi ile arasında maddi hukuki bağ bulunmadığı ve bu nedenleatama işlemine karşı Ankara idare mahkemesi nezdinde, Yönetmelik için iseDanıştay nezdinde iki ayrı dilekçe ile dava açılması gerektiği ifadeedilmiştir.
14. Başvurucu dilekçe ret kararı üzerine 25/5/2007tarihinde Ankara 14. İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde müşterek kararnameniniptali için dava açmıştır.
15. Mahkeme ilk etapta 9/8/2007 tarihli kararı ile davayısüre aşımı yönünden reddetmiştir. Ret gerekçesinde müşterek kararnamenin10/10/2006 tarihinde tebliğ edilmesinden itibaren süresi içinde dava açılmadığıifade edilmiştir.
16. Süre ret kararı Danıştay İkinci Dairesi tarafından11/3/2008 tarihli kararla bozulmuştur. Bozma kararında, müşterek kararnamenintebliğinden itibaren süresi içinde ilk olarak Danıştay nezdinde dava açıldığıve Danıştay tarafından verilen dilekçe ret kararı üzerine dilekçeninyenilenmesi suretiyle otuz günlük süre dâhilinde müşterek kararnamenin iptaliiçin davanın açıldığı belirtilmiştir.
17. Bu yargısal süreç devam ederken başvurucu, müşterekkararname uyarınca Tiflis'e gitmiş ve üç yıllık süre boyunca eğitim müşavirliğigörevini ifa ederek 2009 yılında yurda dönmüştür.
18. Mahkeme, bozma kararı üzerine 16/7/2009 tarihindeyeniden kayıt açarak işin esasına geçmiş ve 12/5/2010 tarihli kararıylamüşterek kararnameyi iptal etmiştir.
19. İptal gerekçesinde öncelikle millî eğitim mevzuatıuyarınca yeterlilik ve mülakat sınavlarında alınan puan dâhilinde yapılacakbaşarı sıralamasına göre boş kadro imkânları mucibince eğitim müşavirliklerineatama yapılacağı hatırlatılmıştır. Londra eğitim müşavirliğine atanan kişinin82,5; Washington eğitim müşavirliğine atanan kişinin 73,6 ve başvurucunun 81puana sahip olduğu vurgulanmıştır. Bu bağlamda görevlendirilen diğer kişilerile başvurucunun puanı kıyaslanarak ve Londra ile Washington eğitimmüşavirliklerinin vekâleten yürütüldüğü de dikkate alınarak başvurucunun Tifliseğitim müşavirliğine atanmasında hukuka uyarlık bulunmadığı sonucunavarılmıştır.
20. İptal hükmü Danıştay İkinci Dairesinin 2/10/2014tarihli kararı ile onanmış ve karar düzeltme istemi aynı Dairenin 2/7/2015tarihli kararı ile reddedilmiştir.
21. UYAP üzerinden yapılan inceleme sonucu, başvurucununlehine verilen 12/5/2010 tarihli iptal kararının uygulanmadığını belirterekşikâyet ettiği MEB bürokratlarına soruşturma izni verilmemesine dair 30/4/2012tarihli işleme Danıştay nezdinde itiraz ettiği, Danıştay Birinci Dairesinin1/10/2012 tarihli kararı ile itirazı reddettiği görülmektedir. Ret gerekçesinde"şikayetçinin atama işleminin iptali istemiyle açtığı davanın TiflisBüyükelçiliği Eğitim Müşavirliği görevinin tamamlanmasından sonra Ankara 14.İdare Mahkemesince 12.5.2010 tarih ve E:2009/825, K:2010/687 sayılı kararıylasonuçlandırıldığı ve bu kararla dava konusu işlemin iptal edildiği, ancak atamaişleminin iptaline hükmedilmeden önce şikayetçinin söz konusugörevitamamladığı, dolayısıyla Mahkeme kararının uygulanmasının fiilen mümkünolmadığı, ...bu nedenlerle ilgililere isnat edilen eylemin, haklarındasoruşturma yapılmasını gerektirecek nitelikte bulunmadığı" ifadeedilmiştir.
22. Diğer taraftan başvurucu 22/10/2010 tarihinde deLondra eğitim müşaviri olarak atanmak için MEB'e başvurmuş ancak talebininreddi üzerine bu işlemin iptali için Ankara 2. İdare Mahkemesi nezdinde davaaçmıştır.
23. Ankara 2. İdare Mahkemesi 13/3/2013 tarihli kararıyladavayı reddetmiştir.
24. Ret gerekçesinde; başvurucunun Tiflis eğitimmüşavirliğine atanarak göreve başladığı üç yıllık yurt dışı görev süresinitamamlayarak 2009 yılında yurda döndüğü, Londra eğitim müşavirliğine atanmakiçin tekrar sınava girip başarılı olması gerektiği ifade edilerek atanmatalebinin reddinin hukuka uygun olduğu belirtilmiştir. Ret kararı Danıştayincelemesinden geçerek kesinleşmiştir.
25. Başvurucu müşterek kararnamenin iptal edildiğiyargılama sürecine ilişkin nihai hükmü 13/8/2015 tarihinde tebellüğ etmesininardından 1/9/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
26. Anayasa Mahkemesince başvurucunun uygulanmadığınıileri sürdüğü kararın gereklerinin yerine getirilip getirilmediği ve başvurucuhakkında konuya ilişkin olarak bir işlem yapılıp yapılmadığı hususlarındaMEB'den bilgi istenmiştir. MEB tarafından gönderilen 6/12/2018 tarihli yazı veeklerinde yukarıda aktarılan olay silsilesine yer verilmiş ve bu yapılırkenAnkara 2. İdare Mahkemesinin 13/3/2013 tarihli kararında belirtilen başvurucununyurt dışı eğitim müşavirliğine atanmak için tekrar sınava girip başarılı olmasıgerektiği noktasına vurgu yapılmıştır. Nihai olarak başvurucu hakkındakonuya ilişkin olarak bir işlem tesis edilmediği bildirilmiştir.
IV. İLGİLİHUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgilimevzuat
27. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun "Kararların sonuçları" kenar başlıklı 28.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"1. Danıştay, bölge idaremahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasınailişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeyeveya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareyetebliğinden başlayarak otuz günü geçemez.
...
3. Danıştay, bölge idare mahkemeleri,idare ve vergi mahkemeleri kararlarına göre işlem tesis edilmeyen veya eylemdebulunulmayan hallerde idare aleyhine Danıştay ve ilgili idari mahkemede maddive manevi tazminat davası açılabilir."
28. Yönetmelik'in müşterek kararnamenin tesis edildiğitarihte yürürlükte bulunan hâlinin 7. maddesi ile 15. maddesinin ilk cümlelerisırasıyla şöyledir:
"Bakanlığın yurt dışı teşkilatıkadrolarına sürekli görevle atanacaklar hizmetin gerektirdiği meslekî bilgi veyeterliklerinin tespiti için yazılı veya sözlü olarak yapılacak MeslekîYeterlik Sınavına tâbi tutulurlar.
Sınavlar sonucunda başarılı olanlar, enyüksek puan alandan başlanılarak atanmak istedikleri kadrolara boş kadroimkânları ölçüsünde başarı sıralamasına göre atanırlar."
29. Yönetmelik'in gerek daha sonra yürürlüğe girengerekse mevcut hâlinde yukarıda yer alan hükümlere koşut düzenlemelere yerverilmiştir.
2. Yargı Kararları
30. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun yargıkararının uygulanmaması nedeniyle açılan tazminat davasının reddi yönündeverilen ısrar kararının bozulmasına ilişkin 22/4/2014 tarihli ve E.2011/1088,K.2014/1787 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Anayasadave Yasada yer alan emredici kurallar karşısında idarenin, maddi ve hukukikoşullara göre uygulanabilir nitelikte olan bir yargı kararını aynen ve gecikmeksizinuygulamaktan kaçınmasının, 'ağır hizmet kusuru' oluşturacağı açıkbulunduğundan, idari işlemin tarafı olan kişinin hizmet kusuru nedeniyleduyduğu her türlü sıkıntı ve üzüntüden kaynaklanan manevi zararının giderilmesigerekmektedir.
İncelenen olayda; davacının 2006 yılısicil raporunun 'orta' olarak düzenlenmesine ilişkin işlemin yargı kararı ileiptal edilmesi üzerine, aynı yıl sicil raporunun yine aynı başarı düzeyinekarşılık gelecek not seviyesinde (71 notla yine orta olarak) düzenlenmiştir.Ayrıca davacının hakkındaki soruşturma ve iddiaların sadece bununla ilgilisicil hanelerinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiği yönündekiiptal kararının gerekçesi dikkate alınmamış ve yeniden düzenlenen 2006 yılısicil raporunda hakkındaki soruşturma ve iddialarla ilgili olmayan sicilhaneleri aynı şekilde olumsuz değerlendirilmiş ve bunun sonucunda davacının2006 yılı sicili yine 71 notla orta olarak düzenlenmiştir.
Belirtilen durum karşısında, idareninmevcut Anayasal ve yasal hükümleri gözardı etmek suretiyle yargı kararınınuygulanmaması kastı ile hareket ettiği ve bunun sonucunda davacının maneviolarak zarara uğradığı kabul edilmelidir.
Bu itibarla; olayda manevi tazminatödenmesini gerektirecek koşullar oluştuğundan, davacı hakkındaki yargı kararınıuygulamadığı saptanan davalı idarenin, olaydaki kusurunun niteliği veağırlığının dikkate alınarak Mahkemece takdir edilecek miktarda manevitazminatın davacıya ödenmesine hükmedilmesi gerekmektedir. "
31. Danıştay Üçüncü Dairesinin özelleştirme ihalesi veişletme hakkı verilmesi işlemlerinin yargı kararı ile iptal edilmesine rağmenhukuki ve fiilî imkânsızlık gerekçe gösterilerek iptal kararının uygulanmamasısonucu işçi akitlerinin feshedilmesinden kaynaklı olarak uğranılan zararıntazmini için açılan davada verilen hükme yönelik 6/11/2006 tarihli veE.2006/2939, K.2006/4217 sayılı bozma kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Yargı kararları gereğinin yerinegetirilmesi yukarıda yer verilen Anayasa ve İdari Yargılama Usulü Kanunuuyarınca zorunlu olmasına karşın, davalı idarenin, ... özelleştirilmesiişlemlerinin iptal edilmesine ilişkin yargı kararlarının gereğini yerinegetirmediği, bu nedenle de işyerinde çalışan işçilerin iş akitlerininfeshedildiği sonucuna ulaşıldığından...
Öte yandan, iptal kararlarınıngereklerinin hukuki veya fiili imkânsızlık nedeniyle yerine getirilmemişolması, ilgililerin bu nedenle ortaya çıkan zararlarının ödenmemesine engelteşkil etmemekte, aksine hukuka aykırılığı yargı kararı ile tespit edilen birişlem nedeniyle uğranılan zararların, bu iptal kararının uygulanmamasınedeniyle telafisi olanağı ortadan kalktığı için tazmin yükümlülüğü ortayaçıkmaktadır.
İptal edilen işlem nedeniyle doğanzarar, bu iptal kararının uygulanmaması nedeniyle telafi edilemediğine göre,... doğan zararın muhtemel zarar olarak nitelendirilmesi mümkün değildir..."
32. Danıştay Beşinci Dairesinin muvafakat verilmemesiişleminin yargı kararı ile iptali üzerine açılan tam yargı davasında verilen hükmeyönelik 20/11/2009 tarihli ve E.2007/6374, K.2009/6756 sayılı kısmen bozmakararının ilgili kısmı şöyledir:
"Davacının O.S.E. Enstitüsü'ndeöğrenim görmesini sağlayacak kurumlar arası naklen atama işlemine muvafakatverilmemesinin hukuka aykırı bulunarak iptal edilmesi ve bu yargı kararınınuygulanması aşamasında Enstitüye 2004 yılında öğrenci alınmadığı gerekçegösterilerek hukuki ve fiili imkansızlık nedeniyle davacının Enstitüde öğrenimebaşlatılmaması karşısında, davalı idare tarafından 2001 yılında kurulanmuvafakat vermeme işleminin davacının O.S.E. Enstitüsü'ne kayıt yaptırmasına veböylece yüksek öğrenimle bilgi ve yeteneklerini artırarak kendisini geliştiripmesleğinde ilerlemesine engel oluşturduğu açık olduğundan, davacının bu nedenleduyduğu elem ve acının kısmen de olsa manevi tazminatla giderilmesi ve davalıidarenin hizmet kusurunun ağırlık derecesine göre 10.000.-TL manevi tazminatisteminin tamamının kabul edilmesi gerekirken, manevi tazminat isteminin7.000.-liralık kısmının reddine karar verilmesinde hukuki isabetgörülmemiştir."
33. Danıştay Beşinci Dairesi 19/11/1996 tarihli veE.1994/4362, K.1996/3530 sayılı kararı ile "yurt dışı görevden yurt içiasli göreve döndürülmeye ilişkin işlemin iptali için açılan davada verileniptal kararının hukuki ve fiili imkansızlık nedeniyle uygulanamadığı anlaşılsada, davalı idarenin, yargı kararı ile iptal edilen işlemiyle hizmet kusuru işlediği"sonucuna ulaşılarak Ankara 4. İdare Mahkemesi tarafından verilen 16/11/1993tarihli ve E.1991/636, K.1993/1418 sayılı tazminat hükmünü onamıştır.
B. UluslararasıHukuk
1. Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi
34. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkesdavasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezaialanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan,yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açıkolarak ve makul bir süre içinde, görülmesini isteme hakkına sahiptir."
2. Avrupa İnsanHakları Mahkemesi İçtihadı
35. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.maddesinde kararların icrasından açıkça bahsedilmemekle birlikte Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye erişim hakkından yola çıkarak yargıkararlarının icra edilmesi hakkını adil yargılanma hakkının unsurlarından biriolarak kabul etmektedir. AİHM'e göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığımahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasınıisteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılamasürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur.Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan,B. No: 18357/91, 19/3/1997, § 40).
36. AİHM'e göre herhangi bir mahkeme tarafından verilenbir kararın icrası, 6. maddenin amaçları bağlamında davanın ayrılmaz birparçası olarak düşünülmelidir (Hornsby/Yunanistan, § 40; Scordino/İtalya(No. 1) [BD], B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 196). Kamu otoriteleri, nihaiyargı kararına uymak için gerekli önlemleri almada başarısız olduğu takdirde6/1. maddenin hükümlerini tüm yararlı etkilerinden mahrum bırakmış olur. (Burdov/Rusya,§ 37).
37. AİHM, yukarıdaki prensiplerin -sonuçları davacınınmedeni hakları üzerinde belirleyici olan idari uyuşmazlıklara ilişkinyargılamalar bağlamında- daha büyük bir öneme sahip olduğunu ifade etmektedir.Gerçekte davacı, devletin en üst idari mahkemesi önünde iptal başvurusunda bulunmaksuretiyle yalnızca hakkında itirazda bulunulan kararın iptalini değil aynızamanda ve her şeyden önce söz konusu kararın neticelerinin ortadankaldırılmasını talep etmektedir. Dolayısıyla davacının etkili bir şekildekorunması ve hukuka uygunluğun yeniden sağlanması idari makamların kararı icraetme yükümlülüğünün olmasını gerektirir (Hornsby/Yunanistan, § 41; Kyrtatos/Yunanistan,B. No: 41666/98, 22/5/2003, §§ 31, 32).
38. AİHM, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararınınlehine karar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumundaSözleşme'nin 6. maddesinin teminat altına aldığı mahkemeye erişim hakkının biranlam ifade etmeyeceğini vurgulamaktadır. Hangi yargı makamı verirse versin biryargı kararının veya hükmünün infaz edilmesi, 6. madde anlamında davanıntamamlayıcı unsuru olarak değerlendirilmelidir (Burdov/Rusya, B. No:59498/00, 7/5/2002, § 34).
39. AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında bir yargıyerine ulaşma hakkının sadece teorik olarak bu hakkın tanınmasını değil aynızamanda o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik meşru birbeklentiyi de koruduğunu kabul etmiştir (Apostol/Gürcistan, B. No:40765/02, 28/2/2007, § 54).
40. Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye (B. No:6334/05, 23/10/2012, §§ 73-75) kararında 2577 sayılı Kanun'a göre açılabilecektazminat davalarının yargı kararının icra edilmemesi şikâyetleri bakımındanetkili bir iç hukuk yolu olup olmadığı tartışılmıştır. AİHM bir kararın uygulanmabiçiminin ilgilinin uğradığı maddi veya manevi zararın tazminedilmesi hususuyla karıştırılmaması gerektiğini vurgulamıştır. AİHM tam yargıdavalarında bir yargı kararını uygulamamanın genellikle hizmet kusuruolarak değerlendirildiği doğru olsa dahi bu durumun bundan dolayı ortaya çıkanzararın tazminini sağlamak için yeterli olmadığını belirtmiştir.
41. AİHM 2577 sayılı Kanun'un özel hüküm (lexspecialis) niteliğindeki hükümleri kapsamında öngörülen hukuk yolunun-mevcut davada olduğu gibi- yargı kararlarının uygulanmamasına dayandırılanşikâyetler bakımından uygun tazminat yolu oluşturmadığını belirtmiştir. AİHMaynı kararda, genel hüküm niteliğindeki tam yargı davası hükümlerinin idaretarafından yargı kararlarının icra edilmemesi konusunda uygulanabileceğivarsayılsa dahi hem teorik hem de pratik olarak bu tarz bir davada etkinlik veerişebilirlik şartlarının oluştuğunun ispatlanamadığını vurgulamıştır. AİHM bubağlamda, Türk hukukuna göre yargı kararlarının aynen icrasının önünde aşılamazbir engelin varlığı saptanmışsa idarenin başvuranlara mevcut durumunözelliklerine uygun olarak eski hâle getirmeye (restitutio in integrum)denk düşecek en uygun alternatif çözümü teklif etme yükümlüğünün olduğunuhatırlatmıştır. AİHM'e göre başvurucuların lehine herhangi bir sonuç doğuracağıvarsayılsa dahi tam yargı davasından elde edecekleri sonuç, iptal davalarındaelde ettiklerinden farklı olmayacaktır (Süzer ve Eksen Holding A.Ş./Türkiye,§§ 95-98).
42. Reisner/Türkiye (B. No: 46815/09, 21/7/2015,§§ 48-50) kararına konu olayda ise bir bankaya elkonulması işleminin yargıkararıyla iptal edilmesine rağmen bu bankanın üçüncü bir kişiye satışınedeniyle söz konusu yargı kararının uygulanmaması söz konusudur. AİHMbaşvurucunun dava açabilmekle birlikte iptal kararının icrasının mümkünolamadığına dikkati çekmiştir. AİHM'e göre yerel icra usulünün karmaşıklığıveya devletin bütçe sistemi, Sözleşme uyarınca bağlayıcı ve icra edilebiliryargısal kararların makul bir süre içinde icra edilmesini herkes için sağlamayükümlülüğünden devleti muaf tutamaz.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
43. Mahkemenin 3/12/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
44. Başvurucu; Tiflis'e atanmasına dair kararnameyi iptaleden yargı kararının kesinleştiğini ancak kesinleşmesine rağmenuygulanmadığını, liyakatına, aldığı puana uygun, hak ettiği bir yerdeçalışmasına engel olunduğunu ve bu durumun anayasal haklarını ihlal ettiğiniileri sürmektedir.
B. Değerlendirme
45. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenarbaşlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
46. Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrası şöyledir:
"Yasama ve yürütme organları ileidare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkemekararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesinigeciktiremez."
47. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Bu çerçevede başvurucunun yukarıda yer verilen şikâyetlerinin özününkesinleşmiş yargı kararının uygulanmadığı hususuna ilişkin olduğu görüldüğündenbelirtilen ihlal iddiası niteliği gereği kararın icrası hakkı bağlamındaincelenmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
48. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu Erol Aksoy([GK], B. No: 2016/11026, 12/12/2019) kararında; 2577 sayılı Kanun'un 28.maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen tazminat yolunun idarenin mahkemekararlarını uygulama yönündeki anayasal yükümlülüklerini ortadankaldırmadığını, bu tazminat hükümlerinin kararın uygulanmamasının alternatifbir yolu olarak kabul edilemeyeceğini ve idareyi kararı uygulamaktanalıkoymaması gerektiğini ifade etmiştir. Ayrıca idarenin hukuki veya fiilîimkânsızlıklar olsa dahi her durumda kararı uygulamak için elinden gelen hergayreti gösterdiğini ve ilgiliye eski hâle getirme ilkesine göre en uygunalternatif çözümü önererek yargı kararına uyma iradesini haiz olduğunu ortayakoyması gerektiği belirtilmiştir. Bu doğrultuda kesinleşmiş bulunan yargıkararlarının uygulanmadığı durumlarda kararın icrası hakkından şikâyetedebilmek adına başvurucuların başka bir yolu tüketmeye, tazminat davası açmayazorlanamayacağı tespit edilmiştir (Erol Aksoy, §§ 47-58).
49. Somut başvuruda, kesinleşmiş bir iptal hükmünün icraedilmediği yönünde ihlal iddiasında bulunulduğundan başvurucunun ayrıca başkabir yolu tüketmesine gerek bulunmamaktadır. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığıve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden debulunmadığı anlaşılan kararın icrası hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genelİlkeler
50. Hukukgüvenliği ve hukukun üstünlüğünün sağlanabilmesi için devletin her türlü işlemve eyleminin yargı denetimine açık olması gerekir. Nitekim Anayasa’nın 125.maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde “İdarenin her türlü eylem veişlemlerine karşı yargı yolu açıktır.” denilmek suretiyle bu husus anayasalgüvenceye kavuşturulmuştur. Ancak hukuk güvenliğinin ve hukukun üstünlüğününsağlanması için devletin işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açıktutulması yeterli olmayıp yargı mercileri tarafından verilen kararlarıngecikmeksizin uygulanması da gerekir. Yapılan yargısal denetim neticesinde birişlemin hukuka aykırı olduğu tespit edilmesine rağmen işlemin iptali yönündekikararın uygulanmaması, devletin işlem ve eylemlerine karşı yargı yolunun açıktutulmasını anlamsız hâle getirir. Zira hukuk güvenliği ve hukukun üstünlüğüsadece hukuka aykırılıkların tespit edilmesiyle değil bunların tüm sonuçlarıylaortadan kaldırılmasıyla sağlanabilir (AYM, E.2012/73, K.2013/107, 3/10/2013).
51. Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasına göreyasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Buhükümde mahkeme kararlarına uyma ve bu kararları değiştirmeksizin yerinegetirme hususunda yasama ve yürütme organları ile idare lehine herhangi biristisnaya yer verilmemiştir. Yargı kararlarının ilgili kamu makamlarıncazamanında yerine getirilmediği bir devlette, bireylerin yargı kararıylakendilerine sağlanan hak ve özgürlükleri tam anlamıyla kullanabilmeleri mümkünolmaz. Dolayısıyla devlet, yargı kararlarının zamanında icra edilmesinisağlayarak bireyler aleyhine oluşabilecek hak kayıplarını engellemekle ve buyolla bireylerin kamu otoriteleri ile hukuk sistemine olan güven ve saygılarınıkorumakla yükümlüdür. Bu sebeple Anayasa'nın 2. maddesinde öngörülen hukukdevleti ilkesinin bir gereği olarak bireylerin kamu otoritesi ve hukuksistemine olan güven ve saygılarını koruma adına vazgeçilemez bir görev ifaeden yargı kararlarının zamanında icra edilmeyerek sonuçsuz bırakılması kabuledilemez (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Arman Mazman, B. No: 2013/1752,26/6/2014, § 61).
52. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,herkesin yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunundoğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı,kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak veözgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayanen etkili güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa'nın yasama ve yürütmeorganları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkemekararlarının değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifadeeden 138. maddesinin de adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesindegözetilmesi gerektiği açıktır (Arman Mazman, § 57).
53. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak aramaözgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı vedavalı olarak iddia ve savunmada bulunma hakkını değil yargılama sonunda hakkı olanıelde etmeyi de kapsayan bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010). Bubağlamda mahkemeye erişim hakkı mahkemece verilen kararın uygulanmasını istemehaklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması yargılamanın dışındaolmakla birlikte onu tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan birunsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır. Bunedenle yargı kararlarının uygulanması mahkemeye erişim hakkı kapsamındadeğerlendirilmektedir. Buna göre yargılama sonucunda mahkemenin bir kararvermiş olması yeterli değildir, ayrıca bu kararın etkili bir şekildeuygulanması da gerekir. Hukuk sisteminde, nihai mahkeme kararlarını taraflardanbirinin aleyhine sonuç doğuracak şekilde uygulanamaz hâle getiren düzenlemelerbulunması veya mahkeme kararlarının icrasının herhangi bir şekilde engellenmesihâllerinde mahkemeye erişim hakkı da anlamını yitirecektir (AhmetYıldırım, B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 28).
54. Anayasa'nın 138. maddesinin son fıkrasında düzenlenenyargı kararlarının geciktirilmeksizin uygulanması yükümlülüğü, hukukun genelilkelerinden biri olarak da kabul edilen kesin hükme saygı ilkesinin de birgereğidir. Çünkü bir hukuk sisteminde yargının verdiği ve bağlayıcı olan kesinhüküm, zarar gören taraflardan biri açısından işlevsiz duruma getirilmişse adilyargılanma hakkının sağladığı güvencelerin bir anlamı kalmayacaktır (ArmanMazman, § 65).
55. Kararın icrası hakkı; uyuşmazlığın mahiyeti, icraedilecek kararın niteliği, yargılama sırasında veya sonrasında meydana gelenmaddi ve hukuki koşulların olası etkileri nedeniyle yargı kararının mutlakanlamda aynen uygulanmasının sağlanması yönünde bir güvenceyi içermemektedir.Bunun yanında bir iptal kararını icra etmenin fiilen veya hukuken imkânsızolduğu olağanüstü koşullarda dahi idarenin uygulama yükümlülüğü ortadankalkmamaktadır. Aynen icranın hukuken veya fiilen imkânsız olduğu hâllerdeifanın şeklinde değişikliğe gidilmesi mümkün görülmelidir. Aynen icranın önündeengellerin mevcut olduğu durumlarda icra biçiminde değişikliğe gidilmesi mümkünolsa da bunun ilgilinin yeniden yargıya başvurmasına gerek kalmayacak şekildeyapılmasına ve alternatif tedbirin kişiye sağlayacağı tatminin aynen icrayanazaran bariz bir nispetsizlik içinde olmamasına özen gösterilmelidir. İdare,hukuki veya fiilî imkânsızlıklar olsa dahi her durumda kararı uygulamak içinelinden gelen her gayreti gösterdiğini ve kararı uygulama önündeki engellerinaşılamaz olduğunu ispatlamak zorundadır. Bu gibi hâllerde idare, ilgiliye eskihâle getirme ilkesine göre en uygun alternatif çözümü önererek söz konusukarara uyma iradesinde olduğunu açıkça ortaya koymalıdır (Erol Aksoy, §53).
b. İlkelerinOlaya Uygulanması
56. Başvurucu, Tiflis'e atanmasının ardından puanınınLondra ve Vaşington gibi şehirlerin müşavirliklerine atanmaya yettiği veTiflis'e atanmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla 2006 yılında iptal davasıaçmıştır. Bu yargısal süreçte iptal kararı 12/5/2010 tarihinde verilmiştir.İptal kararında başvurucunun puanı ile atanmak istediği şehirlerdegörevlendirilen kişilerin puanları karşılaştırılmış ve bu şehirlere atanankişilerin görevi vekâleten yürüttüğü hususlarına da dikkat çekilerek yüksekpuan ortalaması bulunan başvurucunun Tiflis'te görevlendirilmesinin hukukaaykırı olduğu ifade edilmiştir. Dolayısıyla iptal hükmü yetki ve şekilunsurlarına ilişkin bir eksikliğe değil doğrudan esasa ilişkindir vebaşvurucunun puanının talep ettiği şehirlerde görevlendirilen kişilerinpuanları dikkate alındığında bu şehirlere atanmaya yettiğini ifade etmektedir.İptal kararı 2/10/2014 tarihinde onanmış ve 2/7/2015 tarihinde de karardüzeltme istemi reddedilerek kesinleşmiştir. Başvurucu, idareye başvurarakiptal kararının uygulanmasını istemiş; talebi reddedilince dava açmış ancak budava da reddedilmiştir. Somut başvuruya temel olan süreçte esasa ilişkin olarakverilen, kesinleşmiş ve fakat uygulanmamış olan bir yargı kararının varlığıhususunda tereddüt bulunmamaktadır.
57. Anayasa'nın 11. maddesine göre Anayasa hükümleri;yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, diğer kuruluş vekişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kamu makamlarının yargı kararlarınauyma zorunluluğunun dayanağı ise Anayasa'nın emredici nitelikteki 138.maddesinin dördüncü fıkrası hükmüdür. Bu bağlamda Anayasa'nın anılan hükümleriuyarınca devletin yargı kararlarına uyulmasını sağlayacak tedbirleri sağlamasıve gerekli mekanizmaları oluşturması zorunludur.
58. İdari yargı kolunda açılan davalar (idarisözleşmelerden kaynaklanan bazı davalar hariç), idari fonksiyonun eylem ya daişlem şeklinde tezahür etmesi üzerine idari fonksiyonu icra eden kamu makamınakarşı açılan iptal ve tam yargı davalarıdır. Dolayısıyla iptal ya da kabulhükmünün muhatabı, organik olanı da kapsayacak şekilde fonksiyonel anlamdaidare makamları olmaktadır. Bununla birlikte idarenin yargı kararını icraetmemesi/edememesi hâli salt kendi iradesinden kaynaklanmayabilir. Lehine kararverilen kişinin ölmesi, mirasçısının bulunmaması, statüsünün değişmesi,uyuşmazlık konusu hukuki durumun ortadan kalkması gibi örneklerinçoğaltılabileceği hâllerde kamu gücünün herhangi bir dahli bulunmadan idareniniptal ya da kabul hükmünü uygulaması fiilen mümkün olmaktan çıkabilecektir. Bugibi hâllerde kararın icrası hakkına yönelik olarak kamu gücü tarafındangerçekleştirilen bir ihlalin varlığından söz edilemeyebilir. Bunun yanındaidarenin yargı kararını icra etmemesi/edememesi hâli kamu gücünü kullananfarklı mercilerin edimlerinden, müdahalelerinden de kaynaklanabilir. Budurumlarda doğrudan iptal ya da kabul kararının muhatabı olmasa dahi kamugücünü kullanan bir kamu makamının müdahalesinden/etkisinden söz etmek ve buetkiyi hakkın ihlal edilip edilmediği bağlamında değerlendirmek mümkündür.
59. Somut olayda iptal kararının uygulanmama sebebi,gerek MEB'den alınan bilgiden gerek Londra'ya atanma talebini reddeden işlemekarşı açılan davada verilen karardan gerekse de Danıştay Birinci Dairesinin1/10/2012 tarihli kararından anlaşıldığı üzere başvurucunun Tiflis'te yurt dışıgörevini ifa edip yurda dönmesi nedeniyle tekrar görevlendirilebilmek içinyeniden sınava girip başarılı olma koşulunu yerine getirmesi yönündekigerekliliktir. Zira iptal hükmü başvurucunun hâlihazırda (yargılama devamederken) zaten yerine getirmiş olduğu yurt dışı görevine, bu görev süresincehangi ülkede/şehirde bulunacağına ilişkindir. Bu bağlamda idare makamları veyargı organları, yerine getirilmiş bir göreve dair iptal kararınınuygulanmasının fiilen mümkün olmadığını tespit etmişlerdir. Bu tespit isebelirtildiği üzere 2006 yılında açılan davada, iptal kararı verilene değinbaşvurucunun üç yıllık yurt dışı görev süresini tamamlayarak yurda dönmüşolmasından ileri gelmektedir. Bu durum aynı zamanda işlemin sadece üç yıllıkbir süre için belirleme içermesinden ve bu süre sonunda yurt dışı görevin sonaerip işlemin etkilerini yitirecek olmasından, bir başka ifadeyle somutuyuşmazlığın özelliğinden de ileri gelmektedir. Başvurucunun yeniden yurt dışıgöreve gidebilmesi adına da yukarıda anılan mevzuat gereği (bkz. § 28) yenidensınav sürecine dâhil olması gerektiği açıktır. Sonuç olarak yerinegetirilmiş ve her seferinde sınav şartı gerektiren belirli süreli yurt dışıgörevine dair bir işleme ilişkin olmasının da etkisiyle verildiği tarihitibarıyla fiilen ve hukuken uygulanması mümkün olmayan bir iptal hükmünün sözkonusu olduğu idari ve yargısal makamlarca tespit edilmiş bulunmaktadır.
60. Anayasa Mahkemesi, yargılama süresinin makullüğüneilişkin ölçüt ve ilkeleri istikrar kazanmış içtihadı (Selahattin Akyıl,B. No: 2012/1198, 7/11/2013), yineleyen çok sayıda kararı ile tespit etmişbulunmaktadır. Buna göre medeni hak ve yükümlülüklere yönelik, idari yargıalanındaki karmaşık olmayan iki dereceli uyuşmazlıklar için kanun yolu(temyizve karar düzeltme aşamaları) dâhil olmak üzere dört yılın üzerine çıkanyargılama süreçleri makul sürede tamamlanmış olarak kabul edilmemektedir. Somutbaşvuruya konu yargılama sürecinde uyuşmazlık, görevlendirme işlemindendoğmaktadır ve işlemin karmaşık bir uyuşmazlığa vücut vermediği görülmektedir.Somut olayda başvurucunun ilk etapta düzenleyici işlemlerle birlikte atamaişlemini dava konusu ettiği ve düzenleyici işlemin atama işlemi ile maddihukuki bağı bulunmadığından dilekçe ret kararı verildiği görülmektedir. Budilekçe ret kararı nedeniyle başvurucunun atama işlemine karşı doğru davayıişlemin üzerinden yaklaşık 8 ay geçtikten sonra açtığı, davayı açarken deyürütmenin durdurulması isteminde bulunduğu ancak davanın yürütmenindurdurulması istemi hakkında bir karar verilmeden süre aşımından reddedildiğianlaşılmaktadır. Bütün olarak yargılama süreci kanun yolu dâhil toplam sekizyıldan fazla bir zaman diliminde tüketilmiştir. Salt derece mahkemesi süreci,ilk etapta başvurucunun ilgisiz düzenleyici işlemleri dava konusu etmesiardından süre ret kararı verilmesi ve Danıştayın bozma kararı üzerine esasageçilmesi nedeniyle üç yıllık bir zaman dilimine yayılmıştır. Danıştayın süreret kararını bozması üzerine işin esasına geçilmesinin ardından idaremahkemesince uyuşmazlığın bir yıldan kısa bir sürede sonuca bağlanarakiptal kararı verildiği görülmektedir (bkz. §§ 12-20).
61. Başvurucunun ilk etapta davayı açarken dilekçesiniyanlış kurgulaması söz konusu ise de salt bu durum nedeniyle kararınuygulanamadığını, başvurucunun icra edilememede salt bu nedenle kusurluolduğunu söylemek, yurt dışı görevinin henüz ilk yılı dolmadan dava açılmışolması karşısında mümkün görünmemektedir. Diğer taraftan yargılama süreci,bütün olarak ele alındığında makul süreyi aşmıştır. Ancak yargılama makulsürede (dört yıl içinde, 2006-2010) sonuçlanmış olsa dahi iptal hükmünün aynenifanın kesin olarak gerçekleşeceğini söylemek mümkün değildir. Zira işlemeilişkin iptal kararının aynen ifa edilmesi ancak üç yıllık görev süresidolmadan verilecek bir iptal kararı ile mümkün olup bu karar da sadece görevsüresinin geri kalan kısmı için bir etki yaratacak/geçerli olacaktır. Buminvalde olaya bakıldığında başvurucunun yanında idarenin de hatta yargısalsüreçteki göreli gecikme nedeniyle yargı organının da iptal hükmünün icraedilememesi noktasında net/açık ve tek başına sebep teşkil edecek bir kusurununbulunduğu söylenemez.
62. İdareye bu noktada atfedilebilecek tek kusur yargıkararı ile iptal edilmiş olan hukuka aykırı bir işlemin tesis edilmesidir.Ancak bu husus da işlem nedeniyle açılacak tazminat davasının konusu olup,başvurucunun ne dava dilekçesinde ne de bireysel başvuru dilekçesinde birtazminat talebi söz konusudur. Diğer yandan somut olayda; lehine karar verilenkişinin ölmesi, mirasçısının bulunmaması, statüsünün değişmesi gibi kararınicrasını herhangi bir ihlale vücut vermeden imkânsız kılan bir durum da sözkonusu değildir. Zira başvurucu halen MEB bünyesinde çalışmaktadır.
63. Bu bağlamda hatalı bir işlem tesis eden ve bu işlemeilişkin verilen muhatabı olduğu iptal kararı -somut sürecin özellikleri(işlemin/görevin niteliği, görev sona erdikten sonra iptal kararı verilmesi)nedeniyle- uygulanamaz hâle gelen idarenin başvurucuya eski hâle getirmeilkesine göre en uygun alternatif çözümü önererek iptal kararına uymairadesinde olduğunu ortaya koyması gerekmektedir. Dosya içinde bulunan veidarece sunulan belgelere bakıldığında idarenin somut olayda böyle biralternatif çözüm önerdiği ve/veya pasif bir tutum sergilemediği söylenemez.
64. Bu hâle göre başvurucu lehine verilen kesinleşmiş biriptal kararının var olduğu ve uygulanamadığı, bu uygulanamama hâline net/açıkolarak herhangi bir kamusal müdahalenin tek başına sebep olmadığı, başvurucudankaynaklanmayan farklı etkenlerin bir araya gelmesi ile kararın uygulanamaz hâlegeldiği ve fakat bununla beraber herhangi bir ihlale vücut verilmedenuygulamayı imkânsız kılan(ölüm, statü değişikliği) bir durumun da söz konusuolmadığı, ayrıca idarenin de iptal hükmünün uygulanmasını sağlamak adına eskihâle getirme ilkesine göre en uygun alternatif çözümü önermek noktasında birgirişimde bulunmadığı anlaşıldığından başvurucunun kararın icrası hakkınınihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.
65. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında kararınicrası hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
66. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda,başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlalkararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir."
67. Başvurucu, ihlalin tespiti talebinde bulunmuştur,tazminat istemi söz konusu değildir.
68. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak vehürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğuncaeski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmenin sağlanmasıdır.Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararınveya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsaihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamdauygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan [GK],B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).
69. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesigerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veyayasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygungiderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan,§ 57).
70. İhlalin idari eylem ve işlemden kaynaklandığıdurumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarıncaAnayasa Mahkemesi her somut olayın koşullarını dikkate alarak yapılmasıgerekenlere hükmeder (Ali Kayan, B. No: 2015/9814, 20/3/2019, § 86).
71. İlgili mahkemenin tespit edilen ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırma imkânının bulunmadığı durumlarda ihlali ve sonuçlarını ortadankaldırmak için kararın bir örneğinin ilgili idareye gönderilmesi gerekebilir.Bu bağlamda idarece öncelikle yapılması gereken iş, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararı doğrultusunda bir temel hak ve hürriyetin ihlaline yol açan idari eylemveya işlemin ortadan kaldırılarak tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermekiçin gereken işlemlerin yapılmasıdır. Bu çerçevede ihlal, yerine getirilmeyenusule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsa söz konusu işlemin hak ihlalineyol açmayacak şekilde yeniden (veya daha önce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılmasıicap etmektedir (Ali Kayan, § 87).
72. Anayasa Mahkemesi kesinleşmiş yargı kararınınuygulanamaması nedeniyle başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varmıştır. Somut başvuruda ihlal sonucuna ulaşılmış ise de iptalkararının fiilen ve hukuken uygulanamayacak durumda olması nedeniyle eskihâle getirme kuralına göre kararın idareye gönderilmesinde hukuki yararbulunmamaktadır. Başvurucunun tazminat talebinin de olmadığı dikkatealındığında ihlalin tespitiyle yetinilmesine karar verilmesi gerektiğikanaatine ulaşılmıştır.
73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harcınbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde hüküm altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamında kararın icrası hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin bilgi için Millî EğitimBakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
D. 226,90 TL harçtan oluşan yargılama giderininbaşvurucuya ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucununHazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE 3/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.