TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MENDUH KISKANÇ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/9776)
Karar Tarihi: 20/7/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Recai AKYEL
Raportör Yrd.
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
:
Menduh KISKANÇ
Vekili
:
Av. Kadir ÖZKAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi ve kanunda öngörülen azamisüreyi aşması, tutukluluğun hukuka aykırı olması nedenleriyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının; yargılamanın uzun süredir devam etmesi nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 12/6/2014 tarihinde Karabük Ağır Ceza Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 24/9/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4.Bölüm Başkanı tarafından 16/10/2014 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 17/11/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş24/11/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlıkgörüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılansoruşturma kapsamında 27/12/2009 tarihinde gözaltına alınmış; Van 2. Sulh CezaMahkemesinin 29/12/2009 tarihli ve 2009/219 Sorgu sayılı kararıyla kasten adamöldürme ve kasten adam öldürmeye teşebbüs suçlarından tutuklanmıştır.
9. Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucu ile birlikte17 şüpheli hakkında 13/6/2010 tarihli ve 2010/3239 Soruşturma sayılı iddianamedüzenlenmiş, başvurucunun kasten adam öldürme ve kasten öldürmeye teşebbüssuçlarından cezalandırılması talep edilmiştir.
10. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 11/8/2010 tarihli veE.2010/7838, K.2010/6343 sayılı ilamı ile dosyanın Zonguldak 2. Ağır CezaMahkemesine nakline karar verilmiştir.
11. 7/4/2014 tarihli duruşmada başvurucunun tahliye talebininreddi ile tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.
12. Başvurucunun tutuklamanın devamına dair karara yasal süresiiçinde itirazı üzerine itirazı inceleyen Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesi24/4/2014 tarihli ve 2014/353 Değişik İş sayılı kararıyla itirazın reddinekesin olmak üzere karar vermiştir. Bu karar 13/5/2014 tarihinde başvurucuyatebliğ edilmiştir.
13. Başvurucu 12/6/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
14. Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesi 26/12/2014 tarihindebaşvurucunun tahliyesine karar vermiştir.
15. Devam eden yargılamada Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesi18/5/2015 tarihli ve E.2010/180, K.2015/76 sayılı kararıyla başvurucununtasarlayarak kan gütme saikiyle adam öldürme vetasarlayarak kan gütme saikiyle adam öldürmeyeteşebbüs suçlarından üç kez ağırlaşmış müeebet, üçkez 18 yıl ve üç kez 13 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hakkındayakalama emri çıkarılmasına karar vermiştir.
16. İlk Derece Mahkemesinin kararı temyiz edilmiş olup temyizincelemesi Yargıtay 1. Ceza Dairesinde devam etmektedir.
IV. İLGİLİ HUKUK
17. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tazminat istemi" kenar başlıklı141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
"Suç soruşturması veya kovuşturmasısırasında;
a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışındayakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,
...
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâldemakul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkındahüküm verilmeyen,
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlüzararlarını, Devletten isteyebilirler."
18. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminatisteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Karar veya hükümlerinkesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve herhâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içindetazminat isteminde bulunulabilir.
(2) İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağırceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır ceza mahkemesi tazminat konusu işlemleilişkili ise ve aynı yerde başka bir ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağırceza mahkemesinde karara bağlanır."
19.5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veyasanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenenceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararıverilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedenivar sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanmasıveya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskıyapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin 20/7/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiği İddiası
1. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddiaYönünden
a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
21. Başvurucu; tutuklanmasını gerektirecek kuvvetli suçşüphesini gösteren somut delillerin bulunmamasına rağmen tutuklandığını, sabitbir ikametgâhının bulunmasına, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla delillerintoplanmış olmasına rağmen tutukluluğunun devam ettiğini, uzun bir süredirtutuklu olduğunu, tutukluluğunun kanunda öngörülen azami süreyi aştığını,yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 19., 36.ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
22. Bakanlık görüşünde, başvurucunun somut delillere dayalıolarak tutuklandığı ve tutukluluğunun devamına karar verildiği belirtilmiştir.
b. Değerlendirme
23.Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncüfıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesiniönlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanundagösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, uygulanantutuklama tedbirinin hukuka uygun olmadığına ilişkin olduğundan başvurunun bubölümünün Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.
25. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan sonra ikincive üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerinözgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıylakişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılanmaddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde sözkonusu olabilir (Murat Narman, B.No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).
26. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında suçluluğuhakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin ancak kaçmalarını, delilleri yoketmelerini veya değiştirmelerini önlemek maksadıyla veya bunlar gibitutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde hâkim kararıylatutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinintutuklanabilmesi, öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirtibulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur.Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerledesteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerinniteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,4/12/2013, § 72).
27. Ancak bu nitelemeye bağlı olarak kişinin suçla ithamedilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeydetoplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Zira tutukluluğun amacı, yürütülensoruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini oluşturanşüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli süreci dahasağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göre suç isnadına esas teşkil edecekşüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonrakiaşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olgularınaynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (MustafaAli Balbay, § 73).
28. Tutukluluk, 5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerindedüzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi ancak hakkında suç işlediğine dairkuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedenininbulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama nedenlerinin neler olduğuda belirtilmiştir. Buna göre (a) şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veyakaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa (b) şüpheli veya sanığındavranışları 1) delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme 2) tanık, mağdurveya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarındakuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıcaişlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması hâlinde tutuklama nedenininvarsayılabileceği suçlar bir liste hâlinde belirtilmiştir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, §46)
29. Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediğisürece derece mahkemelerinin kararlarındaki kanunun yorumuna, maddi veya hukukihatalara dair hususlar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutuklulukkonusundaki kanun hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derecemahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya barizşekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açık bir keyfîlikhâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireyselbaşvuruda incelenmesi gerekir (AbdullahÜnal, § 39).
30. İlk tutuklamaya ilişkin yargısal denetimde kişinin bir suçişlemiş olabileceğine dair inandırıcı nedenlerin bulunup bulunmadığı veözgürlükten yoksun bırakmanın bu bağlamda hukukiliğiyle sınırlı bir incelemeyapılmaktadır. Bu kapsamda bir suçun işlenmiş olabileceğine ilişkin ciddibelirtilerin varlığı ilk tutma bakımından yeterli olabilir (Hikmet Kopar ve diğerleri, B. No:2014/14061, 8/4/2015, § 84).
31. Somut olayda Van Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen13/6/2010 tarihli iddianame ile başvurucunun kan gütme saikiile ve tasarlayarak üç kişiyi öldürmek, altı kişiyi öldürmeye teşebbüs etmekeylemlerinden cezalandırılması istenmiştir. Başvurucu da üzerine atılı busuçları işlediği şüphesiyle tutuklanmıştır. Başvurucuya isnat edilen suçlailgili deliller iddianamede; otopsi raporu, olay yeri inceleme raporu, el svapları, kriminal laboratuvarraporları, müşteki beyanları olarak belirtilmiştir. Dava dosyası, iddianame ilebaşvurucuya isnat edilen eylemler ve başvurucu hakkında verilen tutuklamakararındaki gerekçeler birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden suçişlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi için inandırıcı delillerin bulunduğusonucuna varılmıştır.
32. Açıklanan nedenlerle tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasınailişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Tutukluluğun MakulSüreyi ve Kanunda Öngörülen Azami Süreyi Aştığına İlişkin İddia Yönünden
a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
33.Başvurucu; sabit bir ikametgâhının bulunmasına, yargılamanıngeldiği aşama itibarıyla delillerin toplanmış olmasına rağmen tutukluluğunundevam ettiğini, uzun bir süredir tutuklu olduğunu, tutukluluğun kanundaöngörülen azami süreyi aştığını ileri sürmüştür.
34.Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bukapsamda sunulan görüşlerine atfen başvurunun bu kısmı hakkında görüş sunmayagerek olmadığını bildirmiştir.
b. Değerlendirme
35. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmekiçin olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak veözgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önündeileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözümekavuşturulması esastır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddiaedilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlindebaşvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolununikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmekiçin öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).
36. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilirolması yanında telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiğinde başvurucununşikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıylamevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada daetkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamışolması gerekir (Ramazan Aras, B.No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).
37. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre kanunlarda belirtilen koşullar dışındayakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilenler ile kanunauygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzurunaçıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin maddi vemanevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerinbu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir. Bununla birlikteaynı Kanun'un tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1)numaralı fıkrasında karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisinetebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veyahükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat istemindebulunulabileceği belirtilmektedir.
38. Anayasa Mahkemesince son dönemde verilen kararlardatutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıylayapılan bireysel başvurularda, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıylabaşvurucu tahliye edilmiş veya ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûmiyetinekarar verilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkilibir hukuk yolu olduğu belirtilmiştir (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016,§§ 48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500,29/9/2016, §§ 33-45).
39. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 26/12/2014tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğun Kanun'daöngörülen azami süreyi ve makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılıKanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada da incelenebilir. NitekimAnayasa Mahkemesi içtihatları, bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanınesasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacakdava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun Kanun'da öngörülen azami süreyive/veya makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvuruculehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafikabiliyetini haiz etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolutüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun"ikincil niteliği" ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
40. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluğun makul süreyive kanunda öngörülen azami süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısalbaşvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
B. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
41.Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
42. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bukapsamda sunulan görüşlerine atfen başvurunun bu kısmı hakkında görüş sunmayagerek olmadığını bildirmiştir.
2. Değerlendirme
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
43.Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
44. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bukapsamda sunulan görüşlerine atfen başvurunun bu kısmı hakkında görüş sunmayagerek olmadığını bildirmiştir.
45.Ceza yargılaması süresinin tespitinde kişiye suç işlediğiiddiasının yetkili makamlar tarafından bildirildiği veya isnattan ilk olaraketkilendiği arama ve gözaltı gibi tedbirlerin uygulandığı tarih ile suçisnadına ilişkin nihai karar tarihi (bireysel başvuruya konu devam edenyargılamalar yönünden Anayasa Mahkemesinin inceleme tarihi) arasında geçen süreesas alınır (B.E., B. No:2012/625, 9/1/2014, § 34).
46. Ceza yargılamasının süresinin makul olup olmadığıdeğerlendirilirken yargılamanın karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, taraflarınve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanınsüratle sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır(B.E., § 29).
47. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurulardaverdiği kararlar dikkate alındığında somut olaydaki 7 yılı aşkın yargılamasüresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.
48. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
49.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
50. Başvurucu, tazminat talebinde bulunmamıştır.
51. Başvuruda, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır.
52. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutukluluğun makul süreyi ve kanunda öngörülen azami süreyiaştığına ilişkin iddianın başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Yargıtay 1. Ceza Dairesine(E.2017/1570) GÖNDERİLMESİNE,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 20/7/2017tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.