TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MESUDE YAŞAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2738)
Karar Tarihi: 16/7/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucu
:
Mesude YAŞAR
Vekili
:
Av. Saim Bozkurt
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu 5233 sayılı Terörve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamındayaptığı talebin reddedildiğini, bu işleme karşı açmış olduğu davaya ilişkinyargılama işlemlerinin adil olmadığını, işlemlerin makul süredesonuçlandırılmadığını ve mülkiyet hakkından yoksun bırakıldığını belirterek,Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalintespitiyle uğradığı maddi zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 29/4/2013tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan önincelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm BirinciKomisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzeredosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 25/11/2013 tarihli yazısı2/12/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekilitarafından 6/12/2013 tarihinde Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyan dilekçesiibraz edilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu 3/1/2006tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyleBatman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna başvurmuştur.
8. Başvuru kapsamında teminedilen 15/7/2010 tarihli inşaat bilirkişisi raporundabaşvurucunun 15.781,22 TL, 20/7/2010 tarihli ziraat bilirkişisi raporunda ise 22.364,00TL zararı olduğu tespit edilmiştir.
9. 27/8/2010 tarih ve 2010/1-45 sayılı ZararTespit Komisyonu Kararında, dosyada yer alan bilgi ve belgeler uyarınca Sasonilçesi Erdemli köyünün boşalmadığı, kişiye yönelik tehdit ve saldırı olmadığı,köyün Sason ilçe merkezine bağlı bir mahalle olduğu ve köyde korucu aileleridışında ailelerin ikamet ettiği belirtilerek talebin reddine karar verilmiştir.
10. Başvurucu tarafındanbelirtilen işlem aleyhine 24/3/2011 tarihindeDiyarbakır 3. İdare Mahkemesinde açılan dava, yetkisizlik kararıyla Batmanİdare Mahkemesine devredilmiştir.
11. Batman İdare Mahkemesinin25/11/2011 tarih ve E.2011/45, K.2011/1331 sayılı kararı ile,başvurucunun ikamet ettiği köyün tamamen boşalmadığı, anılan yerleşim yerindenesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olduğu ve başvurucuya yönelik bir terörtehdidi ya da saldırısının bulunmadığından bahisle davanın reddine kararverilmiştir.
12. Kararın temyiz edilmesiüzerine, Danıştay 15. Dairesinin 13/6/2012 tarih veE.2012/1779, K.2012/4575 sayılı kararı ile temyiz isteminin reddine kararverilmiştir.
13. Karar düzeltme istemiDanıştay 15. Dairesinin 25/12/2012 tarih veE.2012/10867, K.2012/14757 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
14. Ret kararının 2/4/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edildiği ve29/4/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır.
B. İlgiliHukuk
15. 5233 sayılı Kanun’un “Amaç” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun amacı,terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlernedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasınailişkin esas ve usulleri belirlemektir.”
16. Aynı Kanun’un “Kapsam” kenar başlıklı 2. maddesişöyledir:
“Aşağıda belirtilenzararlar bu Kanunun kapsamı dışındadır:
…
d) Terör dışındakiekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışındakendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıklarızararlar.”
17. Aynı Kanun’un “Zarar tespit komisyonları” kenar başlıklı4. maddesi şöyledir:
“Zarartespit komisyonları illerde; bu Kanun kapsamında yapılacak başvurular üzerineon gün içinde kurulur. Komisyon, bir başkan ve altı üyeden oluşur. Valiningörevlendireceği vali yardımcısı komisyonun başkanı; maliye, bayındırlık veiskân, tarım ve köyişleri, sağlık, sanayi ve ticaretkonularında uzman ve o ilde görev yapan kamu görevlilerinden vali tarafındanbelirlenecek birer kişi ile baro yönetim kurulunca baroya kayıtlı olanlararasından görevlendirilecek bir avukat komisyonun üyesidir. Komisyonun başkanve üyeleri her yıl ocak ayının ilk haftasında yeniden belirlenir. Eski üyeleryeniden görevlendirilebilirler. İş yoğunluğuna göre aynı ilde birden fazlakomisyon kurulabilir.”
18. Aynı Kanun’un “Başvurunun süresi, şekli, incelenmesi vesonuçlandırılması” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:
“(Değişik: 28/12/2005- 5442/3 md.) Zarar gören veya mirasçılarının veyayetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış güniçinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararıngerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğinebaşvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonra yapılacakbaşvurular kabul edilmez.
…”
19. Aynı Kanun’un “Karşılanacak Zararlar” kenar başlıklı 7.maddesi şöyledir:
“Bu Kanun hükümlerinegöre sulh yoluyla karşılanabilecek zararlar şunlardır:
a) Hayvanlara, ağaçlara,ürünlere ve diğer taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.
b) Yaralanma, engellihâle gelme ve ölüm hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenazegiderleri.
c) Terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarınaulaşamamalarından
kaynaklananmaddî zararlar.”
20. Aynı Kanun’un “Zararın Tespiti” kenar başlıklı 8. maddesişöyledir:
“7 nci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı,adlî, idarî ve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularakolayın oluş şekli ve zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsakusur veya ihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete vegünün ekonomik koşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruyaveya bilirkişi aracılığı ile belirlenir.”
21. Aynı Kanun’un geçici 1.maddesi şöyledir:
“BuKanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili valilik vekaymakamlıklara başvurmaları hâlinde, 19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğegirdiği tarih arasında işlenen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasındaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçekkişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanunhükümleri uygulanır.
Bu maddeye göreyapılan başvurular, başvuru tarihinden itibaren iki yıl içindesonuçlandırılır.”
22. Aynı Kanun’un geçici 3.maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun geçici 1inci maddesi ve bu Kanuna 28/12/2005 tarihli ve 5442sayılı Kanunla eklenen geçici 1 inci madde gereğince yapılan başvurularınsonuçlandırılma süresi, maddelerde öngörülen sonuçlandırılma süresininbitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır. Bu sürenin de bitmesi ve başvurularınsonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi her defasında biryılı aşmamak üzere uzatabilir.”
23. Aynı Kanun’un geçici 4.maddesi şöyledir:
“(Ek: 24/5/2007-5666/1md.) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibarenbir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları halinde,19/7/1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamınagiren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzelkişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvurutarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin de bitmesi vebaşvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi herdefasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”
24. 5233 sayılı Kanun’un geçici4. maddesi gereğince yapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013 tarih ve 28713 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan 24/6/2013 tarih ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı EkiKararın 1. maddesiyle, 2/4/2012 tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar KuruluKararı ile uzatılan sürenin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.
25. Danıştay 10. Dairesinin30.12.2008 tarih ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı şöyledir:
“…Öte yandan; kişilerin malvarlıklarına ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları zararların5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini; köyün, idarece veya köy halkı tarafındantamamen boşaltılması halinde mümkün olabileceğinden; Mahkemece bozmakararı üzerine davacının ikamet ettiği köyün boşaltılıp boşaltılmadığınınaraştırılmasından sonra bir karar verilmesi gerektiği tabiidir.
…”
26. Danıştay 10. Dairesinin 31/12/2008 tarih ve E.2008/5548, K.2008/9733sayılı kararışöyledir:
“…5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinin değerlendirilmesinden;kişilerin malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın 5233 sayılıYasa uyarınca tazmininin, terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlersonucu meydana gelmesi şartına bağlı bulunduğu; başka bir ifadeyle, köyün, idarece veya köy halkı tarafından tamamenboşaltılması halinde söz konusu zararların tazmini yoluna gidilebileceği;güvenlik kaygısına dayansa dahi, terör olayları sonucu köyü terk edenlerinmalvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın, sadece köyün idareceveya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması halinde ve köyünboşaltılmasından köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçle sınırlıolarak tazmininin mümkün olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Zira,boşaltılan bir köye dönüşün başlaması, o köyde güvenli bir şekilde yaşayabilmeolanaklarına kavuşulduğu anlamına gelmektedir. Köye dönüş için sağlanmasızorunlu olan asgari güvenlik düzeyi ölçütünün ise objektif olması gerektiği;başka bir anlatımla, köye geri dönen ve dönmeyen kişilere göre değişmemesi gerektiğide tabiidir.
Bu kabule göre,uyuşmazlığa konu olayda, davacının terör olayları sonucu terk ettiği Yoncalıbayır Köyü'nde bulunan malvarlığına ulaşamamasındankaynaklanan zararının; sadece köyün boşaltılmasından, köye dönüşün başladığıtarihe kadar geçen süreçle sınırlı kalmak kaydıyla tazmini olanaklıbulunduğundan, davalı idarece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 1 yıllıksüre üzerinden hesaplanan miktarın ödenmesi yolundaki dava konusu işlemdehukuka aykırılık bulunmamaktadır.
…”
27. Danıştay 10. Dairesinin20.2.2009 tarih ve E.2008/6679, K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir:
“…Dava konusu olayda;komisyonca düzenlenen tutanaklarda da belirtildiği üzere, AlluçKöyü'nde herhangi bir terör olayının meydana gelmediği; bununla birlikte, 1993yılında bölgede yaşanan terör olayları nedeniyle köye geçici köy koruculuğusisteminin getirildiği, koruculuğu kabul edenlerin köyde ikamet etmeye devamettiği, diğerlerinin ise koruculuğu kabul etmedikleri için ve yaşanan terörolayları sonucu duydukları güvenlik kaygısı nedeniyle köyden göç ettiklerihususlarında çekişme bulunmamaktadır.
Buna göre, sadece geçici köy korucularının yaşadığı köyün,güvenli bir yerleşim yeri olduğundan bahsedilemeyeceği açık olup; güvenlikkaygısı nedeniyle köyü terk eden davacının 5233 sayılı Yasakapsamında uğradığı bir zararı olup olmadığının tespiti ve saptanan zararınıntazmini gerekirken, başvurusunun reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemdehukuka uyarlık bulunmamakta ise de; bu husus, temyize konu kararın bozulmasınıgerektirecek nitelikte görülmemektedir.
…”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
28. Mahkemenin 16/7/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun29/4/2013 tarih ve 2013/2738 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
29. Başvurucu, 5233 Kanunkapsamında yaptığı talebin ve akabinde açtığı davanın reddedildiğini, dosyadakizarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenlik nedeniyle köyün boşaltılmışolduğunu belirten belgeler nazara alınmaksızın ve oğlunun terör örgütümensuplarınca öldürülmesine dair öznel durumu göz önünde bulundurulmadan köyüntamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesine dayanılarak, tarafından sunulanbelgeler değerlendirilmeksizin idare tarafından sunulan belgeler nazaraalınarak ve sunulan bu belgeler kendisine tebliğ edilmek suretiyle savunmayapma imkanı tanınmadan verilen kararın adil olmadığını, kararların yeterligerekçe ihtiva etmediğini, sunduğu belgeler dikkate alınmaksızın idarecesunulan belgelere dayalı olarak karar veren mahkemenin tarafsız olmadığını,benzer başvurularda tazminata hükmedilmesine rağmen başvurusu reddedilmeksuretiyle eşitlik ilkesine aykırı davranıldığını, idarenin can ve malgüvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyet hakkındanyoksun kaldığını ve derece mahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirmenedeniyle zararının tazmin edilmediğini, ayrıca yaptığı başvuru hakkındayürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek, Anayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve 141. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
30. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı olmayıp, başvurucununiddialarının incelenmesi neticesinde, iddialarının özünün adil yargılanma vemülkiyet hakları ile eşitlik ilkesinin ihlaline ilişkin olduğu anlaşılmakla,söz konusu iddiaların belirtilen kapsamda değerlendirmeye tabi tutulması uygungörülmüştür.
B. Değerlendirme
1. Adli Yardım TalebiYönünden
31. Başvurucu adli yardımtalebinde bulunmuş olup, Anayasa Mahkemesinin daha önce aldığı kararlardoğrultusunda, adli yardım talebinin kabul edilebilmesi için başvurucununkendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gerekenyargılama giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olmasının yanısıra, bireysel başvuru kapsamında ileri sürdüğü taleplerinin dayanaksızolmaması gerekmektedir (B. No: 2012/1181, 7/11/2013, §23).
32. Adli yardıma konu talebindayanaksız olmaması, bireysel başvurulara ilişkin olarak 6216 sayılı Kanun’un48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında belirtilen “Mahkemenin açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğinekarar verebileceği” şeklindeki kuralda belirtilen “açıkça dayanaktan yoksunluktan” farklı biranlam ifade etmekte olup, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunundayanaksız olması bu kapsamda yapılacak incelemeyle sınırlı bir anlam taşımaktave zorunlu olarak adli yardıma konu başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmasısonucunu doğurmamaktadır. Öte yandan adli yardım talep edilen başvuru konusunun dayanaksızolmamasının, bireysel başvurunun kabul edilebilirliği hususunda belirleyiciolmayacağı açıktır (B. No: 2012/1181, 7/11/2013, §24).
33. Adli yardım talebiyleyapılan başvurularda, öncelikle başvurucunun adli yardım kapsamında bireyselbaşvuru harcından geçici olarak muafiyetine karar verilmesi, bundan sonrabaşvurunun kabul edilebilirliğine ilişkin incelemenin yapılması gerekmektedir.Bu aşamada adli yardım talebinin dayanaksız olup olmadığı, kabul edilebilirlikincelemesinden önce ve bağımsız olarak incelenmelidir (B. No: 2012/1181, 7/11/2013, § 26).
34. Başvurucu 29/4/2013tarihli başvuru dilekçesinde adli yardım talebinde bulunmuş ve yargılamagiderlerini ödeme gücünden yoksun olduğuna dair fakirlik kağıdı kapsamındaDiyarbakır 3. İdare Mahkemesince verilen adli yardım talebinin kabulüne dair28/3/2011 tarihli ara karar başvuru formu ekinde ibraz edilmiştir. Bu belge vekarar kapsamında geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılamagiderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun, adli yardımtalebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
2. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkı ve MakulSürede Yargılanma Hakkının İhlali İddiası
35. Başvuru formu ile eklerininincelenmesi sonucunda, açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
b.Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlali İddiası
36. Başvurucu, idare tarafındansunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenintarafsız olmadığını iddia etmiştir.
37. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıhakkında görüş bildirilmemiştir.
38. Sözleşmenin 6. maddesindeaçıkça, adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak, davanın tarafsız birmahkemede görülmesini isteme hakkından söz edilmiştir. Anayasa’nın 36.maddesinde mahkemelerin tarafsızlığından açıkça bahsedilmemekle beraber,Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca, bu hak da adil yargılanma hakkının zımnibir unsurudur (AYM, E. 2002/170, K. 2004/54, K.T. 5/5/2004).Ayrıca, mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini tamamlayan ikiunsur olduğu nazara alındığında, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,Anayasanın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsızbir mahkemede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önündebulundurulması gerektiği açıktır (AYM, E. 2005/55, K. 2006/4, K.T. 5/1/2006; E.1992/39, K. 1993/19, K.T. 29/4/1993).
39. Genel olarak tarafsızlık,davanın çözümünü etkileyecek bir önyargı, tarafgirlik ve menfaate sahipolunmaması ve davanın tarafları karşısında ve onların leh ve aleyhlerinde birdüşünce veya menfaate sahip olunmamasını ifade eder.
40. Tarafsızlığın öznel venesnel olmak üzere iki boyutu olup, bu kapsamda hâkimin birey olarak, mevcutdavadaki kişisel tarafsızlığının yanı sıra, kurum olarak mahkemenin kişidebıraktığı izlenimin de dikkate alınması gerekmektedir (AYM, E. 2005/55, K.2006/4, K.T.5/1/2006).Yargılamayı yürüten mahkemeüyelerinin taraflardan biriyle veya anlaşmazlık konusu ile maddi veya maneviyakın bir bağının bulunması veya yargılama sürecinde sarf ettiği ifadeleri iletarafsız olamayacağı yönünde meşru bir kanaat uyandırması, bunun yanı sıradavadan önce dava ile doğrudan bağlantılı bir konumda bulunması da tarafsızlığıihlal edebilir. Ancak, belirli bir uyuşmazlıkta yargılamayı yürüten hâkimintaraflardan birine yönelik önyargılı ve taraflı bir tutumunun, kişisel birkanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir delil bulunmadığı ve bu husus kanıtlanmadığımüddetçe, tarafsız olduğunun bir karine olarak varsayılması zorunludur. Bununyanı sıra, yargılama makamının tarafsızlığına ilişkin herhangi bir meşru kaygıveya korkuyu bertaraf edecek yeterli güvenceleri sunması da gerekmekte olup, buhusus tarafsızlığın nesnel boyutuna işaret etmektedir (Benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. Gregory/Birleşik Krallık, B. No. 22299/93, 25/02/1997, §§ 43–49; Fey/Avusturya,B. No. 14396/88, 24/2/1993, §§ 28–36; Hauschildt/Danimarka, B. No. 10486/83, 24/5/1989, §§46–48; McGonnell/Birleşik Krallık, B. No.28488/95,08/2/2000, §§ 55–57).
41. Başvuruya konu yargılamada,başvurucunun talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceğinoktasında derece mahkemelerinin Danıştay tarafından ihdas edilen nesnelgüvenlik kaygısı ölçütünden hareket ettikleri ve bu hususun saptanması içinidare ile başvurucu tarafından sunulan belgeleri değerlendirmek suretiyle sözkonusu yerleşim yerinde nesnel güvenlik kaygısının oluşmadığından hareketlebaşvurucunun talebinin reddine karar verildiği, bu kapsamda başvuruya konuyargılama faaliyeti açısından, ilgili usul hükümleri uyarınca yargılamafaaliyetini devam ettiren yargılama makamlarının tarafların adil yargılanmayailişkin meşru beklentileri üzerinde menfi etkide bulunacak bir izlenime sahipolmadığı gibi, hâkimin tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracakşekilde, yargılamayı yürüten hâkimin taraflardan birine yönelik önyargılı vetaraflı bir tutumunun, kişisel bir kanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamdakişisel bir taraflılığının söz konusu olduğunu ortaya koyan bir bulgu dasaptanmadığı anlaşılmakla, başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Eşitlik İlkesinin İhlali İddiası
42. Başvurucu, 5233 sayılı Kanunkapsamında yaptığı giderim talebinin, mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamışolması gerekçesiyle reddedildiğini ancak, belirtilen köyde yaşayan bir kısımmüracaat sahibine bahse konu Kanun kapsamında ödemede bulunulduğunu belirterek,Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
43. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanıdışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,§ 18) Bu nedenle, bireysel başvuru kapsamındaki hakların içeriğinin tespitedilmesinde Anayasa ve Sözleşme hükümlerinin birlikte değerlendirilmesi veortak koruma alanının tespit edilmesi gerekir.
44. Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” kenar başlıklı 10.maddesinin birinci ve beşinci fıkraları şöyledir:
“Herkes, dil, ırk, renk,cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerleayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
…
Devlet organları ve idare makamları bütünişlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmekzorundadırlar.”
45. Sözleşme’nin “Ayrımcılık yasağı” kenar başlıklı 14.maddesi şöyledir:
“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma,cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veyatoplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzereherhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.”
46. Yukarıda yer verilenhükümler göz önünde bulundurulduğunda, başvurucunun ayrımcılık yasağıkapsamında incelenmesi gereken iddiasının, soyut olarak değerlendirilmesimümkün olmayıp, Anayasa ve AİHS kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerlebağlantılı olarak ele alınması gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,§ 33).
47. Bununla birlikte, bireyselbaşvuru incelemesinde ayrımcılık yasağının bağımsız bir koruma işlevininolmaması, bu yasağın genişletici bir yoruma tabi tutulmasına engel teşkiletmemektedir. Anayasal bir hakkın ihlal edildiği iddiası tek başınaincelendiğinde o hakkın ihlal edilmediği kanaatine varılabilirse de bu durum, ohakka ilişkin ayrımcı bir uygulamanın incelenmesine engel değildir. Buçerçevede, ilgili temel hak ve özgürlük ihlal edilmemiş olsa da o hakla ilgilibir konuda sergilenen ayrımcı tutumun, Anayasa’nın 10. maddesini ihlal ettiğisonucuna ulaşılabilir (B. No: 2012/606, 20/2/2014, §48).
48. Ayrımcılık yasağının ihlaledilip edilmediğinin tartışılabilmesi için, kural olarak kişinin hangi temelhak ve özgürlüğü konusunda, ayrıca hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruzkaldığının tespiti gerekir. Ayırımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi içinbaşvurucunun, kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ilekendisine yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ifade etmesiyeterli olmayıp, ayrıca bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk,cinsiyet, din, dil vb. bir ayrımcılık temeline dayandığını makul delillerle ortayakoyması gerekir. Somut olayda başvurucu tarafından, 5233sayılı Kanun kapsamında yapılmış olan benzer bazı müracaatlarda tazminatödenmesine hükmedildiğinden bahisle kendisinin ayırımcılığa maruz kaldığıbelirtilmiş olmakla beraber, kendisine hangi temele dayalı olarak ayırımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadığı gibi, belirtilen iddiasınıtemellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış olduğuanlaşılmakla, başvurunun bu kısmının “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
3. Esas Yönünden
49. Başvurucunun, başvuruya konuköyün tamamen boşalmış olup olmadığı hususunda tespitler içeren ve idarecesunulan belgelerin kendisine tebliğ edilmeksizin yargılamada kullanıldığı, Mahkemekararlarının yeterli gerekçe ihtiva etmediği, başvurusuna ilişkin idari süreçile yargılama prosedürünün makul süredesonuçlandırılmadığı ve 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun, oğlununterör örgütü mensuplarınca öldürüldüğü olgusu göz ardı edilerek, Mahkemecemukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki hatalı kabuldenhareketle reddedildiği yönündeki iddiaları nazara alınarak, başvurucunun adilyargılanma hakkı kapsamındaki iddialarının, makul sürede yargılanma hakkı ve yargılamanınhakkaniyete uygunluğu açısından değerlendirilmesi uygun görülmüştür.
a. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlaliİddiası
50. Başvurucu, 5233 sayılı Kanunkapsamında ileri sürdüğü giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idarisüreç ve yargılama prosedürünün makul süredesonuçlandırılmaması nedeniyle, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
51. Adalet Bakanlığı görüşünde,AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihadında yer alan makul sürede yargılanma hakkınailişkin kriterlere atıfta bulunularak, somut başvurusürecinin yaklaşık dört yıl yedi aylık kısmının komisyon nezdinde, bir yıldokuz aylık bölümünün ise yargılama makamları önünde geçtiğinin ve özellikle5233 sayılı Kanun kapsamında ilgili Komisyonlara yapılan başvuru yoğunluğununnazara alınması gerektiği bildirilmiştir.
52. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanıdışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,§ 18).
53. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
54. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
55. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul birsüre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemehakkına sahiptir.”
56. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’ninlafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
57. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).
58. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletingerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 40).
59. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
60. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tekbaşına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarınınayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).
61. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesigereklidir.
62. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yeralan mevzuat hükümleri gereğince “kamuhukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel niteliktekihaklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alandavalar da, Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesinin korumasıkapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilen düzenlemelerde yer verilengüvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği iddia edilen idari bir kararaleyhine açılan davalara da uygulanacaktır. Başvuruya konu sürecin, 5233 sayılıKanun kapsamında ileri sürülen bir tazmin talebine ilişkin olduğu görülmekle,medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılamanın söz konusu olduğundakuşku yoktur (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).
63. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önündetutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihiolarak kabul edilebilmektedir Somut başvuru açısından benzer bir durum sözkonusu olup, makul süre değerlendirmesinde nazara alınacak zaman dilimininbaşlangıç tarihi, başvurucu tarafından 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminattalebinin Komisyona iletildiği 3/1/2006 tarihidir (B.No: 2012/1198, 7/11/2013, § 45). Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icraaşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihi olup, somutbaşvuru açısından bu tarih, Komisyon kararı aleyhine başlatılan yargısalsüreçte verilen nihai karar olan, başvurucunun karar düzeltme talebinin reddinedair Danıştay 15. Dairesinin E.2012/10867, K.2012/14757 sayılı karar tarihiolan 25/12/2012 tarihidir.
64. 5233 sayılı Kanun’un geçici1. maddesinde komisyonlara yapılan başvuruların başvuru tarihinden itibaren ikiyıl içinde sonuçlandırılacağı, anılan Kanun’un geçici 4. maddesinde belirtilensürenin bitmesi ve başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, BakanlarKurulunun bu süreyi her defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabileceği kuralabağlanmıştır. Bu kapsamda yapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi, sonolarak 20/7/2013 tarih ve 28713 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 24/6/2013 tarih ve 2013/5034 sayılıBakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1. maddesiyle, 2/4/2012 tarih ve 2012/2996sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile uzatılan sürenin bitiminden itibaren bir yıluzatılmıştır. Ancak söz konusu süreler hak düşürücü nitelikte olmayıp,düzenleyici niteliktedir (B. No:2013/3007, 6/2/2014, §61-62).
65. İdari karar alma veyargılama sürecinin uzamasında yetkili makamlara atfedilebilecek gecikmeler,işlemlerin süratle sonuçlandırılması hususunda gerekli özeningösterilmemesinden kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyoneksikliğinden de ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi devlete, hukuksisteminin, idari başvuruları ve davaları makul bir süre içinde karara bağlamayükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerinegetirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 44). Bu kapsamda, personel ve yargıçsayısındaki yetersizlik ve iş yükü yoğunluğu nedeniyle yargılamada makulsürenin aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündemegelebilmektedir (B. No:2012/1198, 7/11/2013, § 55).
66. Bununla birlikte, idari veyayargısal bir karar organına yapılan başvuru sayısında öngörülemeyecek düzeydegeçici ve olağanüstü bir artış olması nedeniyle, başvuruların birikmesine bağlıolarak meydana gelen gecikmelerin, zamanında ve yeterli tedbirlerin alınmasıkoşuluyla, makul sürede yargılanma hakkı açısından devletin sorumluluğunudoğurduğu söylenemez (B. No:2013/3007, 6/2/2014, §61-62).
67. Yukarıda belirtilen ilkeler(§ 53, 59-60) çerçevesinde, 5233 sayılı Kanun uyarınca oluşturulan mekanizmadayaşanan gecikmelerin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yol açıpaçmadığı konusunda bir karara varabilmek için, 5233 sayılı Kanun ile kurulan bumekanizmanın etkili bir şekilde işlemesi noktasında kamu makamlarının yeterliçabayı gösterip göstermediklerinin ve gerekli önlemleri alıp almadıklarınınortaya konulması gerekir.
68. 5233 sayılı Kanun kapsamındaileri sürülen tazminat taleplerinin makul süre içerisinde karşılanmadığıhususundaki başvurular daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından inceleme konusuyapılmış ve belirtilen Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra Ekim 2012 tarihinekadar tüm komisyonlara toplam 361.279 başvuru yapıldığı, bu başvurulardan307.789’unun karara bağlandığı, yine bu tarih itibarıyla, ülke genelindekurulan toplam 105 komisyondan 66’sının çalışmasını tamamladığı ve 39komisyonun çalışmaya devam ettiği, 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca,tazminat komisyonlarının 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle MücadeleKanunu’nun 1., 3. ve 4. maddeleri kapsamına gireneylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarargören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması amacıyla kurulduğu ancak, komisyonlaragelen başvuruların büyük çoğunluğunu 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinedayalı olarak 1987-2004 yılları arasında gerçekleşen aynı kapsamdaki eylem vefaaliyetler nedeniyle oluşan zararların tazmini amacıyla yapılan başvurularınoluşturduğu, belirtilen Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte belirtilendöneme ilişkin olarak çok sayıda başvurunun yapıldığı, 5233 sayılı Kanun’ungeçici 1. maddesi ile bu döneme ilişkin başvuruların anılan Kanun’un yürürlüğegirmesinden itibaren 1 yıl içinde yapılabileceğinin belirtilmesine rağmen busürenin son olarak 5233 sayılı Kanun’a 5666 sayılı Kanun ile eklenen geçici 4.madde ile 30/5/2008 tarihine kadar uzatıldığı, dolayısıyla komisyonlara belirlibir dönem çok sayıda başvuru yapılmakla beraber, söz konusu başvuruyoğunluğunun devam etmesinin mümkün olmadığı tespitlerine yer verilmiştir.Ayrıca, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda ilgili komisyonlarınanılan Kanun’un 7. ve 8. maddeleri uyarınca karşılanacak zararları tespitettiği, bu kapsamda her bir başvuruda yapılan talebe bağlı olarak, uğranılanzararların tespiti amacıyla keşifler yaptığı, ayrı ayrı ziraat, kadastro,inşaat vb. teknik bilirkişi raporları alındığı, başvurucuların taşınmazlarınındeğerini ve bu taşınmazlardan tarım arazisi niteliğinde olanların özelliklerinebağlı olarak gelirlerinin hesapladığı, bu nedenle toplamda 360.000’in üzerindebaşvuru için çok değişken ve ayrıntılı hesaplamalar yapılmak suretiyle her birbaşvurucunun zararlarının tespiti amacıyla yürütülen bu işlemlerin komisyonlaraçısından oldukça karmaşık ve zaman alıcı olduğuna işaret edilmiştir (B.No:2013/3007, 6/2/2014, § 66-69).
69. Bu kapsamda, 5233 sayılıKanun uygulamasıyla ilgili olarak ve somut başvuruya benzer mahiyette Batmanili itibarıyla yapılan başvurular hakkında yapılan bireysel başvurularkapsamında, Batman ilinde anılan Kanun’un 4. maddesi uyarınca bir komisyonkurulduğu, başvuru sayısının çokluğu nedeniyle 3/2/2006tarihinde komisyon sayısının 4’e kadar çıkarıldığı, 17/8/2010 tarihine kadar 4komisyon halinde çalışıldığı, kurulan komisyonlara toplam 18.450 başvuruyapıldığı, 5233 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 27/7/2004 tarihinden29/9/2005 tarihine kadar yaklaşık 8.000 başvuru yapıldığı, Komisyona 2004 yılıöncesi olaylara ilişkin 30/5/2008 tarihine kadar başvuru yapılabildiği, butarihten sonra 5233 sayılı Kanun kapsamında sadece yeni ortaya çıkan olaylarailişkin başvuru yapılabileceği, dolayısıyla toplam başvuru sayısındaki artışınçok sınırlı olduğu, 10/1/2014 tarihi itibarıyla yapılan toplam 18.450başvurudan 18.410’unun karara bağlandığı, bu nedenle Komisyon sayısının biredüşürüldüğü ve sadece 39 başvurunun komisyon önünde derdest olduğubelirlenmiştir. Sonuç olarak Komisyonlara belirli bir dönem çok yoğun başvuruyapıldığı ancak 30/5/2008 tarihinden sonra başvurusayısında çok sınırlı bir artış gerçekleştiği ve Komisyonların bu tarihtensonra mevcut başvuruların karara bağlanması için çalışmakta olduğu, başvurusayısının çok yüksek olduğu dönemlerde Batman örneğinde görüldüğü üzere illerdekurulan komisyonların sayısının arttırıldığı, iş yükünün erimesi sonrasında busayının düşürüldüğü ve işi biten komisyonların kapatıldığı, bu kapsamda hemülke genelinde hem de Batman Zarar Tespit Komisyonu nezdinde az sayıda kararabağlanmamış başvurunun bulunduğu tespit edilmiştir (B. No:2013/3007, 6/2/2014,§ 70-72).
70. Somut başvuru açısından,başvurucu tarafından 3/1/2006 tarihinde Komisyonayapılan müracaat sonrasında, 5233 sayılı Kanun’un öngördüğü usul uyarınca keşifve bilirkişi incelemelerini de içeren bir kısım işlemin yapılması sonrasında,27/8/2010 tarihinde başvurucunun talebinin reddedildiği, belirtilen ret kararıaleyhine 24/3/2011 tarihinde başlatılan yargılama sürecinin ise başvurucununkarar düzeltme talebinin reddine dair Danıştay 15. Dairesinin 25/12/2012 tarihve E.2012/10867, K.2012/14757 sayılı kararı ile tamamlandığı, bu kapsamda makulsürede yargılanma hakkı kapsamında nazara alınması gereken toplam süreninyaklaşık yedi yıllık bir zaman dilimi olduğu anlaşılmaktadır.
71. Başvurucunun 5233 sayılıKanun kapsamında ileri sürdüğü tazmin talebinin değerlendirilmesinin yaklaşıkyedi yıllık bir süreci kapsadığı görülmekle birlikte, yukarıda yer verilentespitler çerçevesinde (§ 62-63), karara bağlanan başvuru sayısı, her birbaşvuru kapsamında ayrı ayrı yürütülmesi gereken işlemler, Komisyonlarınyürüttüğü işlemlerin yerine getirilebilmesi için sadece belirli nitelikleresahip kişilerin komisyon üyesi olabilmesi ve bu komisyon üyelerinin yarı zamanlıgörev alan kamu görevlileri olmaları dikkate alındığında bir il içinde kurulankomisyon sayısının belirli bir sayının üzerinde arttırılmasının mümkünolmadığı, somut olay açısından da başvurucunun öznel durumunundeğerlendirilmesi için keşif ve bilirkişi incelemesi de dâhil olmak üzere birdizi idari tahkikatın yapılmış olduğu, idari başvuru sonrasındaki yargısalsürecin ise iki dereceli bir yargılama prosedüründebir yıl dokuz aylık bir süreçte tamamlandığı ve başvurunun karara bağlanmasındayaşanan gecikmenin esasen Komisyona daha önce yapılmış diğer başvurularınincelenmesi nedeniyle ortaya çıktığı, bu çerçevede geçici olarak ortaya çıkaniş yükü artışının yapısal bir soruna dönüştüğü ancak, kamu makamlarının ilgiliprosedürün işletilmesi noktasında gerekli tedbirlere başvurduğu dikkatealındığında, başvuruya konu talebin karara bağlanması hususunda geçen yaklaşıkyedi yıllık süreçte, uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamuotoritelerine ve özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmeninolduğu tespit edilmediğinden, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınanmakul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
b. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlaliİddiası
72. Başvurucu idare tarafındansunulan belgeler kendisine tebliğ edilmeksizin, ilk derece mahkemesi tarafındanhükme esas alındığını belirterek, çelişmeli yargılama ilkesinin ihlaledildiğini iddia etmiştir.
73. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun davaya katılma hakkına riayet edildiği, haklarını savunabilmekiçin kendi görüşlerini sunmasına imkân tanındığı ve bu çerçevede konuya ilişkiniddialarının Mahkeme tarafından dinlenerek incelendiği belirtilmiştir.
74. Adil yargılanma hakkınınunsurlarından olan çelişmeli yargılama ilkesi, taraflara dava malzemesihakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenletarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir (B.No: 2013/4424, 6/3/2013,§ 21). Bu ilke ve bu ilkeylebağlantılı olan yargılamaya etkin katılım hakkı, adil yargılanma hakkının somutgörünümleridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşmenin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alangerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen bu ilkeve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13,2/7/2013,§ 38).
75. Çelişmeli yargılama hakkıkapsamında, mahkemece tarafların dinlenilmemesi, iddialarını sunma ve delillerekarşı çıkma imkânı verilmemesi, yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı halegelmesine neden olabilecektir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ruiz-Mateos/Spain, B. No:12952/87, 23/06/1993, § 63; Feldbrugge/Netherlands, B.No: 8562/79, 29/05/1986, § 44). Çelişmeli yargılama ilkesi, silahların eşitliğiilkesi ile de yakından ilişkili olup, bu iki ilke birbirini tamamlarniteliktedir. Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi durumunda,davasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge bozulacaktır.Çelişmeli yargılamanın medeni haklara ilişkin davalarda da kabul ediliyorolması, medeni bir hakka ilişkin yargılamada da tarafların duruşmada hazır bulunmasını,daha genel bir ifade ile, yargılamanın bütününe aktifolarak katılmalarını ve bu kapsamda yargılama evrakına ulaşma ve bunlarhakkında yorum yapma imkânının da kendilerine tanınmasını ifade etmektedir (B.No: 2013/4424, 6/3/2013,§ 21).
76. Somut başvuru açısından,başvuruya konu tazminat talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanıpkarşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas edilen içtihaî kriter olan “yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması”ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için de bir kısım idaribirimlerden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu belgelerin Batman İlJandarma Komutanlığının 25/3/2011 tarihli boşalan ve boşaltılan köylere ilişkinyazısı, aynı birimin 1/10/2009 tarihli yazısı ve ekli 17/11/2009 tarihlitutanağı ile Sason ilçe Seçim Kurulu Başkanlığının 4/9/2009 tarihli yazılarıolduğu anlaşılmaktadır. Batman İdare Mahkemesinin 20/1/2014tarihli yazısında, söz konusu yerleşim yerine dair Mahkeme nezdindeki dosyasayısının fazlalığı nedeniyle pilot dava uygulamasının yapıldığınınbelirtildiği görülmektedir. Başvurucu tarafından, belirtilen belgeler kendisinetebliğ edilmeksizin ve bu belgelere karşı savunma yapma imkanıtanınmaksızın hükme esas alındığı iddia edilmekle birlikte, belirtilen belgeiçeriklerinin ilk derece mahkemesi kararına aktarıldığı ve bu kapsamda sözkonusu yerleşim yerinin tamamen boşalmasının ya da boşaltılmasının söz konusuolmadığı, bu nedenle köy halkının yerleşim yerini terk etmelerine nedenolabilecek nesnel bir güvenlik kaygısının yaşanmadığı sonucuna varıldığı, busuretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç ilk derece mahkemesi kararıylavakıf olduğu anlaşılan başvurucunun, gerek temyiz gerek karar düzeltme talepdilekçelerinde bu belgeler ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz vesavunmalarını ileri sürme imkânının bulunduğu, başvurucu tarafından birazedilen delil ve beyan dilekçeleri kapsamında mahkemece, idare ve başvurucutarafından sunulan belgeler değerlendirilerek, başvurucuya dava malzemesine ilişkinolarak tetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvurudosyası kapsamından, başvurucunun yargılamanın sonucunu etkileyecek usuli bir imkandan mahrum bırakılmadığı anlaşılmaktadır.
77. Başvurucu ayrıca, mahkemekararlarında talep sonucuna etki eden hususlara dair yeterli gerekçeye yerverilmediğini iddia etmiştir.
78. Adalet Bakanlığı görüşünde,mahkeme kararlarında tarafların tüm iddialarına cevap verme zorunluluğubulunmadığı ve somut yargılama açısından, ilk derece mahkemesinin üç sayfalıkgerekçeli kararında davayı neden reddettiğini ve delilleri ne şekilde takdirettiğini dayanaklarıyla ortaya koyduğu, kanun yolu mercii tarafından da, usulve yasaya uygun olan hükmün onanmasına karar verildiği belirtilmiştir.
79. Gerekçeli karar hakkı adilyargılanma hakkının somut görünümlerinden biridir (B.No.2013/1213, 4/12/2013, § 25).
80. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek vemahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların hem kamunun menfaatiniilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanunyoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale getirecektir. Bu nedenle mahkemekararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesizorunludur (B.No. 2013/1780, 20/3/2014,§ 67).
81. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber,bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekildeyanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe göstermezorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birliktebaşvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dairiddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bununyanı sıra, kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılıolmaması da bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolumahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yerverilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup, budurumda, üst dereceli mahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesininbenimsendiği kabul edilmelidir (B.No. 2013/1213, 4/12/2013, § 26)
82. Başvuru konusu olayda,başvurucunun talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceğinoktasında derece mahkemelerinin Danıştay tarafından ihdas edilen nesnelgüvenlik kaygısı ölçütünden hareket ettikleri, bu hususun saptanması noktasındaise söz konusu yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup olmadığınınçeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler kapsamındadeğerlendirildiği, başvurucunun söz konusu yerleşim yerinin boşalan/boşaltılanyerlerden olduğu iddiasını dayandırdığı belgelerin ve özellikle söz konusuyerleşim yerinin tamamen boşaldığı noktasında bir kısım köy muhtarlarının,azalarının, köy halkının ve jandarma görevlilerinin imzalarını taşıyan 20/9/2010 tarihli tutanağa neden itibar edilmediği belirtilerekderece mahkemelerince değerlendirildiği, nesnel güvenlik kaygısı ölçütündenhareket edilmekle başvurucunun öznel durumunun ayrıca değerlendirmeye tabitutulmadığı, bu suretle başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunuetkilediği iddia edilen talebinin ilk derece mahkemesi kararında denetlenerekreddedildiği, ilk derece mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukukauygun bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemelerinin denetiminden geçerekkesinleştiği, bu kapsamda yerel mahkeme gerekçesini benimsediği anlaşılan kanunyolu merciince kararlarda ayrıntılı gerekçeye yer verilmediği anlaşılmaktadır.
83. Başvurucu yargılamanınhakkaniyete uygun olmadığı iddiası kapsamında ayrıca, 5233 sayılı Kanunkapsamında yaptığı başvurunun oğlunun terör örgütü mensuplarınca öldürülmesinoktasındaki öznel durumu nazara alınmaksızın, Mahkemece mukim olduğu köyüntamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketlereddedildiğini, bu yorum tarzının açıkça Kanun’un amacına ve getirdiği düzenlemelereaykırı olduğunu ve verilen ret kararı neticesinde idarenin can ve malgüvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu maruz kaldığımülkiyet hakkından yoksun kalma durumu karşısında bir giderim sağlanmasıimkânın da tanınmadığını belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlananhakkaniyete uygun yargılanma hakkının ve buna bağlı olarak Anayasa’nın 35.maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
84. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun özellikle başvuruya konu köyün boşalıp boşalmadığı ve mahkemeninbu kapsamdaki işlem ve tespitlerine yönelik iddiaları yargılamanın sonucunadair şikâyetler olarak nitelendirilmiş, mülkiyet hakkının ihlali açısından ise,Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin mülkiyet hakkı konusunda benimsediği ilkeleredeğinilmiş, mülkiyetin korunması hakkının mutlak bir hak olmayıp devlete, özelve tüzel kişilere ait olan mülkleri yasalarda belirtilen koşullar altındakullanma ve hatta bu kişileri bunlardan mahrum etme yetkisi de tanınabileceği,bu kapsamda Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde 1985 yılından itibaren güvenliksorunları nedeniyle bazı köy ve kasabaların boşaltıldığı ve AİHM’nin ilgilişahısların köylerine girişlerinin reddedilmesinin başvuranların mülkiyethaklarına bir müdahale teşkil ettiği sonucuna vardığı, belirtilen kararlardansonra bu kişilerin zararlarının karşılanması amacıyla 5233 sayılı Kanun’unkabul edildiği, AİHM tarafından özellikle silahlı çatışmalar, genel şiddet,insan hakları ihlalleri göz önüne alındığında, yetkili makamların olağanüstühal bölgesinde güvenliği sağlamak için istisnai tedbirler almalarını mecburtutan bu müdahalenin dayanaktan yoksun olmadığına ve bu müdahale nedeniylemeydana gelen zararları gidermek için oluşturulan iç hukuk yolunun ulaşılabilirve etkin olduğuna, ayrıca temel olayların tespit edilmesi veya maddi tazminathesaplaması gibi konulardaki değerlendirmelerin iç hukuk yolu olarak ilgiliKomisyonlar tarafından yapılacağı sonucuna varıldığına işaret edilmiş vebelirtilen tespitler çerçevesinde somut başvuru açısından, başvurucunun köyünüterör eylemleri veya terörle mücadele faaliyetleri kapsamında terk etmediğiolgusunun Komisyon kararıyla tespit edilerek, bu tespitin yargısal makamlartarafından da onaylanmış olduğunun nazara alınması gerektiği bildirilmiştir.
85. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralıfıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolundagözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılıKanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceğibelirtilmiştir.
86. Bir anayasal hakkın ihlaliiddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yenidenincelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa veKanun tarafından Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkinolduğu açıktır. Bu kapsamda, bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması,hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerinkabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derecemahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması,bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasada yeralan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve bariz takdir hatasıiçermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalarbireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derecemahkemelerinin delilleri takdirinde bariz bir takdir hatası bulunmadıkçaAnayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B. No. 2012/1027,12/2/2013, §§ 25-26).
87. 5233 sayılı Kanun, teröreylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniylezarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddi zararlarınınyargı yoluna gidilmesine gerek kalmaksızın, idarece en kısa süre içerisinde vetam olarak tespit edilerek, sulh yoluyla karşılanmasını amaçlamakta olup,belirtilen amaç doğrultusunda ilke ve prosedürleröngörmektedir.
88. Belirtilen Kanun uyarıncamüracaat sahiplerinin taleplerinin karşılanabilmesi için, öncelikle iddiaedilen zararın terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle oluştuğunun tespiti gerekmekte olup, Kanun’un 2.maddesinde açıkça terör dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılanzararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleriterk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararların kapsam dışında olduğubelirtilmiştir.
89. Özellikle tazminata ilişkinbelirtilen usulün ihdasına temel olan ve AİHM’ne sunulan başvuruların yapıldığıbölge itibarıyla, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler dışındaki ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve buolgudan kaynaklanan zararların varlığını nazara alan yargılama makamları, 5233sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruların belirtilen Kanun kapsamında kabuledilebilmesi için, objektif bir ölçüt belirleme yoluna gitmiş ve bu ölçütünsağlanmasını “köyün ya da mezranın tamamenboşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece geçici köykorucularının kalması” şartına bağlamıştır. Belirtilen kabul uyarınca,''terör eylemleri'' veya ''terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler''sonucunda bir yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması nedeniylemal varlığına/mülküne ulaşamayan kişilerce uğranılan maddi zararın, sözü edilenKanun hükümlerine göre idarece sulh yoluyla ödenmesi gerekmektedir. Yerleşimyerinin ''kısmen'' boşalmışolması ise, o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağınısağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece sağlanmış olduğunun nesnel birgöstergesidir.
90. Esasen taleplerin yapıldığıbölge itibarıyla özellikle ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olaylarıve bundan kaynaklanan zararların yoğunluğu karşısında, 5233 sayılı Kanunkapsamında tazmin edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif birölçütün ihdas edilmesi zorunlu gözükmektedir. Bu kapsamda,güvenlik kaygısının yerleşim yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilenkaygı nedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden kişilere göre değişmemesigereğinden ve terör olayları nedeniyle toplumda oluşan korku ve endişekarşısında her bireyin farklı tepki göstermesinin mümkün olduğu gerçeğindenhareket eden yargısal makamlar, kişiden kişiye değişebilen bir duygu olangüvenlik kaygısının yukarıda belirtildiği şekilde nesnel bir ölçüte dayandırılmasınızorunlu görerek, güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmenboşalmış olması halinde, 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idareceödenmesine yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemiştir.
91. 5233 sayılı Kanun uyarıncaileri sürülen taleplerin, belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilipdeğerlendirilmeyeceği hususu ve Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındakimevzuat hükümlerinin yorumu ile bu hususta içtihadîbir ölçütün belirlenmesi ve somut olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesinoktasındaki takdir, esasen derece mahkemelerine ait olup, 5233 sayılı Kanun’unuygulanması bağlamında daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış olantaleplere ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmelerneticesinde de, belirtilen hususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerincedeğerlendirilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu belirtilerek, açıkçadayanaktan yoksun bulunduğu anlaşılmaktadır (B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/06/2011, §88).
92. Bununla birlikte, başvurucunun oğlunun terör örgütümensuplarınca kaçırılarak söz konusu yerleşim yeri yakınında öldürülmesindenmütevellit güvenlik kaygısıyla köyünü terk ettiğini ve bu çerçevede oluşanzararının 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ilerisürdüğü ve belirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ile soruşturma evrakını derecemahkemelerine ibraz ederek, yerleşim yerini terör olaylarından kaynaklanangüvenlik kaygısı nedeni ile terk ettiği noktasındaki öznel durumunun nazaraalınmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.
93. Söz konusu Kanun hükümlerinin yorumu, maddi vakıaların belirlenenölçütler çerçevesinde değerlendirilmesi ve 5233 sayılı Kanun kapsamında kabuledilebilecek bir başvuru açısından yapılan mal varlığı ve zarar tespitineilişkin tahkikatlar sonucunda bir giderim sağlamanın gerekliliği noktasındakitakdir esasen derece Mahkemelerine ait olmakla beraber, derece mahkemesikararlarının bariz bir takdir hatası içermesi durumunda, Anayasal bir temel hakveya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında, farklı birdeğerlendirme yapılması gerekebilecektir.
94. Bu çerçevede, yargılamadosyasında yer alan tespit tutanaklarından başvurucunun söz konusu yerleşimyerinden oğlunun terör örgütü mensuplarınca kaçırılarak öldürülmesinden sonraayrıldığı anlaşılmaktadır. Buna rağmen başvurucunun talebinin 5233 sayılı Kanunkapsamında değerlendirilebilmesi için yerleşim yerini terör eylemleri veyaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle terk edipetmediğinin belirlenmesi amacıyla köyün tamamen boşaltılıp boşaltılmadığıyönünde bir inceleme yapılarak sonuca ulaşılmasının, söz konusu Kanun’unamacına uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Oğlu terör örgütü mensuplarıncaöldürülen başvurucunun yerleşim yerini terör olaylarından kaynaklanan güvenlikkaygısıyla terk ettiği dosya kapsamındaki belgelerden açıkça anlaşılmasınarağmen aksi yönde karar verilmiş olması nedeniyle yargılamaya bir bütün olarakbakıldığında, başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınanhakkaniyete uygun (adil) yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
95. Başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmış olmakla, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündekiiddianın esasının ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
4. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
96. Başvurucu, Komisyon karartarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 38.145,00 TL madditazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
97. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun tazminat talebine ilişkin görüş bildirilmemiştir.
98. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
99. Mevcut başvuruda Anayasa’nın36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlal edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
100. Başvurucu tarafından madditazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, yeniden yargılama yapılmak üzeredosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucununihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından,başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
101. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 1.500,00 TL vekâlet ücretindenoluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Başvurucunun,
1.Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ve makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2.Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.Eşitlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Başvurucunun,
1.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hakkaniyete uygun yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine,
E. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,
F. Başvurucu tarafından yapılan 1.500,00 TL vekâlet ücretindenoluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE, adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun harçtanmuafiyetine,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
16/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.