TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MESUT ÖZBEZEN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/8175)
Karar Tarihi: 15/4/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucu
:
Mesut ÖZBEZEN
Vekili
:
Av. Metin İRİZ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, pazarlama müdürüolarak çalıştığı iş yerinde mobbing uygulamalarınamaruz kalması ve belirtilen eylemler nedeniyle yaptığı suç duyurusu üzerineşüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi ile yapılansoruşturmanın adil olmaması nedeniyle, Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespitiyle yenidenyargılama yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 6/11/2013 tarihindeİstanbul Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurununKomisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölümün ÜçüncüKomisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzeredosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerindebelirtildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu tarafındanİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verilen dilekçe ile, özel bir işyerindegörev yaptığı, işe başladığı sırada uhdesinde bulunan tüm pazarlamayetkilerinin daha sonra kendisinden alındığı ve bu suretle istifaya zorlandığı,kendisini alt kademedeki personel huzurunda küçük düşürücü eylem vefaaliyetlerde bulunulduğu, konumunu ve şahsiyetini zedeleyici söz ve eylemlernedeniyle büyük üzüntü çektiği ve psikolojik durumunun bozulduğu ve bu suretle mobbinge maruz bırakıldığı belirtilerek suç duyurusundabulunulmuştur.
6. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığının 14/6/2013 tarih ve S.2013/19936 sayılı kararıyla, müsnet eziyet suçunun unsurlarının oluşmadığı belirtilerek,şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.
7. Başvurucu tarafındanbelirtilen karara karşı yapılan itiraz Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesinin5/8/2013 tarih ve 2013/628 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir.
8. Ret kararı 8/10/2013tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu 6/11/2013 tarihindebireysel başvuru yapmıştır.
B. İlgiliHukuk
9. 11/1/2011 tarih ve 6098sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 417. maddesi şöyledir:
“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak vesaygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla,özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlereuğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almaklayükümlüdür.
İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanmasıiçin gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak;işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymaklayükümlüdür.
İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeyeaykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veyakişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktandoğan sorumluluk hükümlerine tabidir.”
10. 4/12/2004 tarih ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 172. ve 173. maddeleri.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
11. Mahkemenin 15/4/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 6/11/2013 tarih ve 2013/8175numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
12. Başvurucu, özel birişyerinde pazarlama müdürü olarak görev yaptığını, işe başladığı sırada uhdesindebulunan tüm pazarlama yetkilerinin daha sonra kendisinden alındığını ve busuretle istifaya zorlandığını, kendisinin alt kademedeki personel huzurundaküçük düşürücü eylem ve faaliyetlere maruz kaldığını, konumunu ve şahsiyetinizedeleyici söz ve eylemler nedeniyle büyük üzüntü çektiğini ve psikolojikdurumunun bozulduğunu, iş yerinde çalıştığı süreçte sürekli iletişimine,sağlığına, sosyal ilişkilerine, sosyal konumuna, mesleki ve özel yaşamınayönelik saldırılara maruz kaldığını, sürekli iş yerinde meydana gelen bazıolayların sorumlusu gibi lanse edilerek, diğer çalışanların iletişimininengellenmesi suretiyle iletişimden dışlanmaya maruz bırakıldığını, işyerindekitoplantılara çağrılmama uygulamasına ve gittiği toplantılarda hakaretlere maruzkaldığını ve sorunlu biri gibi lanse edildiğini, bu şekilde yürütülen sistemlieylem ve işlemlerle mobbinge maruz bırakıldığını, buhususun iş psikologundan alınan raporda yer verilen,başvurucunun sunduğu bilgi ve belgeler doğrultusunda başvurucuya karşı yürütülenmobbing sürecinin her aşmasında tamamlandığıyönündeki tespitlerle de doğrulandığını, belirtilen eylemler nedeniyle yaptığısuç duyurusu üzerine şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına kararverildiğini, karara karşı yaptığı itirazın da reddedildiğini, kararlarıngerekçesiz olduğunu ve bu kapsamda yapılan soruşturmanın adil olmadığını beyanederek, Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
1. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden
13. Başvurucu, İstanbulCumhuriyet Başsavcılığının S.2013/19936 sayılı dosyası kapsamında yaptığışikâyet sonucunda eksik incelemeye ve hatalı değerlendirmeye dayalı olarakşüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, karara karşıyapılan itirazın reddedildiğini ve kararların gerekçesiz olduğunu belirterek,Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
14. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması şarttır.”
15. 30/11/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlaledildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
16. Anılan Anayasa ve Kanunhükmüne göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortakkoruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No. 2012/1049,26/3/2013, § 18).
17. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
18. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini istemek hakkına sahiptir. ….”
19. Anayasa’nın 36. maddesininbirinci fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanmahakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin,Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (B. No. 2012/13,2/7/2013, § 38).
20. Sözleşme’nin adil yargılanmahakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgiliuyuşmazlıkların” ve bir “suçisnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğubelirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Bu ifadeden, hakarama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmekiçin, başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığıntarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmişolması gerektiği anlaşılmaktadır (B. No. 2012/917, 16/4/2013, § 21).
21. Bir ceza davasında üçüncükişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarargören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler, adil yargılanma hakkınınkoruma alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medenîhak talebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucundaverilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir(B. No. 2013/1845, 7/11/2013, § 37; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Perez/Fransa, B. No. 47287/99, 12/2/2004, §70).
22. Hukuk sistemimiz açısından,5271 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hakiddiasında bulunma imkânı ortadan kalkmış olup, başvurucunun ceza muhakemesisürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca somutolayda başvurucunun isteğinin üçüncü kişilerin cezalandırılmasıyla, verilenkovuşturmaya yer olmadığına dair kararın etkilerinin de ceza muhakemesi süreciile sınırlı olduğu ve başvurucunun iddiaları göz önünde bulundurulduğunda hukukyargılaması açısından bağlayıcı bir etkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır.
23. Açıklanan nedenlerle,Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddiasının konusunun, Anayasa’dagüvence altına alınmış ve Sözleşme kapsamında yer alan temel hak veözgürlüklerin koruma alanı dışında kaldığı anlaşılmakla, başvurunun bukısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Yönünden
24. Başvurucu, pazarlama müdürüolarak çalıştığı iş yerinde mobbing uygulamalarınamaruz kaldığını belirterek, Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan hakkınınihlal edildiğini iddia etmiştir.
25. Anayasa’nın 17. maddesininbirinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insanhaysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”
26. Sözleşme’nin “İşkence yasağı” kenar başlıklı 3. maddesişöyledir:
“Hiç kimseye işkenceveya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya ceza uygulanamaz.”
27. Sözleşme’nin “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” kenarbaşlıklı 8. maddesi şöyledir:
“(1) Herkes özel veaile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkınkullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasaylaöngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkeninekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veyaahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli birtedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
28. Anayasa’nın 17. maddesininbirinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkına sahip olduğu belirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen maddi vemanevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesindeözel yaşama saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinselbütünlük hakkı ile, bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkinkararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir (B. No. 2013/2187, 19/12/2013, §30).
29. Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrasında ise kimseye “işkence”,“eziyet” yapılamayacağı vekimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan”muamele ve cezaya tabi tutulamayacağı düzenlenmiş olup, hüküm Sözleşme’nin 3.maddesi kapsamında güvence altına alınmış olan hukuksal çıkarlarıkapsamaktadır. Belirtilen düzenlemede yer alan ifadeler arasında bir yoğunlukfarkı bulunmakta olup, kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne en ağırşekilde zarar veren muamelelerin “işkence”,bu seviyeye varmayan fakat yine de vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veyaruhsal ızdırap veren insanlık dışı muamelelerin “eziyet”, küçük düşürücü ve alçaltıcınitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insanhaysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak belirlenmesimümkündür (B. No. 2012/969, 18/9/2013, § 22).
30. Ancak, bir eyleminAnayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgaribir ağırlık düzeyine ulaşmış olması gerekir. Bu asgari eşiğin aşılıpaşılmadığının belirlenmesinde her somut olayın özellikleri dikkate alınarak birdeğerlendirme yapılması esastır. Bu bağlamda, muamelenin süresi, fiziksel vemanevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörlerönem taşımaktadır (B. No. 2012/969, 18/9/2013, § 23). Somut olaydaki verilerışığında, belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalan muamele ve eylemlerin ise,diğer haklar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
31. AİHM içtihadında da, başvuru konusu iddiaların Sözleşme’nin 3. maddesiningüvence kapsamında yer alması için minimum bir ağırlığa varması gerektiği kabuledilmekte ve acımasız, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele veya cezanınağır ve kasıt içeren şekli olarak kabul edilen işkencenin, şiddetli acı veyaeziyet uygulanması, acının kasıtlı olarak uygulanması ve bilgi almak,cezalandırmak veya korkutmak gibi amaçlı bir muameleyi içermesi gerektiğibenimsenmektedir. Önceden tasarlanarak saatlerce uygulanan, fizikselyaralanmaya sebep olan, en azından ağır fiziki ve ruhsal acılar çektirenmuameleler ise insanlık dışı muamele olarak değerlendirilmektedir. Küçükdüşürücü muamelenin ise, mağdurlarda korku ve aşağılık duygusu oluşturan, küçükdüşürücü ve alçaltıcı nitelikte olan muameleleri ifade ettiği kabul etmekteancak, söz konusu muamelenin amacının ilgili kişiyi küçük düşürmek veyaalçaltmak olup olmadığı ve sonuçları itibarıyla mağdurun kişiliğiniSözleşme’nin 3. maddesi ile uyuşmayan bir olumsuzlukta etkileyip etkilemediğiüzerinde durulmaktadır ( Bkz. Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No. 13134/87,25/3/1993, § 30; Labita/İtalya, [BD], B. No. 26772/95,06/04/2000, § 120, Hurtado/İsviçre, B. No. 17549/90, 28/1/ 1994, § 67).
32. Yukarıda yer verilentespitlerden de anlaşılacağı üzere, doğası gereği cezaların veya menfi hareketve eylemler ile olumsuz hayat deneyimlerinin, kişinin fiziki ve ruhsaldeğerlerini etkilemesi ve kişide stres, üzüntü ve sair menfi tezahürlere yolaçması ve bu etkileri açısından özellikle küçük düşürücü muamele kavramınıçağrıştırması mümkün olmakla birlikte, belirtilen eylemlerin Sözleşme’nin 3.maddesi anlamında işkence, insanlık dışı veya küçük düşürücü muamele ve bukavramların Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen muadilleri olan işkence,eziyet veya haysiyetle bağdaşmayan muamele veya ceza olaraknitelendirilebilmesi için, mağdurun sübjektif niteliklerinin yanı sıramuamelenin uygulanış şekli ve yöntemi ile özellikle meydana getirdiği fizikselve ruhsal etkiler açısından önemli bir ağırlığa ulaşmış olması gerekmektedir.
33. Belirtilen tespitlerışığında somut olay incelendiğinde, başvurucu tarafından esasen, pazarlamamüdürü olarak görev yaptığı işyerinde, işe başladığı sırada uhdesinde bulunantüm pazarlama yetkilerinin daha sonra kendisinden alındığı ve bu suretleistifaya zorlandığı, kendisini alt kademedeki personel huzurunda küçük düşürücüeylem ve faaliyetlerde bulunulduğu ve bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesininihlal edildiği iddiasıyla başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Başvurucutarafından iddia edilen eylemlerin fiziksel ve manevi etkileri, süresi veyoğunluk derecesi gibi unsurların değerlendirilmesi neticesinde; başvurucununişe başladığı süreçte uhdesine verilen yetkilerin daha sonra alınması, yapılanbir kısım toplantılara çağrılmaması veya çağrıldığı toplantılarda yetkilerininelinden alındığı imasında bulunulması, müdür olarak uhdesinde yer alan yetkileryok sayılarak alt kademedeki personel nezdindeki saygınlığının azaltılması, işyerindeki izinlerini belirli aralıklarla kullanamayıp toplu olarak kullanmakdurumunda bırakılması şeklindeki eylemlerin kişilik haklarını ihlal ederek,başvurucu üzerinde fiziki ve ruhsal etkilerinin olması mümkün olmakla birlikte,özellikle işverenin uhdesinde bulunan bir takım yetkilerin icrasının da sözkonusu olduğu nazara alındığında, muamelenin uygulanış şekli ve yöntemi ileözellikle meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkiler açısından, başvurucununyaşı ve mesleki statüsü de nazara alındığında, Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrası kapsamında değerlendirilmesi için gerekli olan asgari eşiğiaştığı söylenemez.
34. Bu nedenle başvurucununşikâyetinin, maddi ve manevi varlığın korunması hakkı ile bağlantılı olarakAnayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında değerlendirilmesi uygungörülmüştür.
35. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
36. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir”
37. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında,bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuruyollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hakihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanunyollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (B. No. 2012/1027, 20, 12/2/2013,§§ 19–20; B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 26).
38. Ancak belirtilen hükümlerdeyer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleriaçısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabileceknitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılmasıgerekmektedir. Ayrıca, başvuru yollarını tüketme kuralı ne mutlak ne şeklîolarak uygulanabilir bir kural olup, bu kurala riayetin denetlenmesindemünferit başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda, yalnızcahukuk sisteminde bir takım başvuru yollarının varlığının değil, aynı zamandabunların uygulama şartları ile başvurucunun kişisel koşullarının gerçekçi birbiçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucunun, kendisindenbaşvuru yollarının tüketilmesi noktasında beklenebilecek her şeyi yerinegetirip getirmediğinin başvurunun özellikleri dikkate alınarak incelenmesigerekir (B. No. 2013/2355, 7/11/2013, § 28; Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. İlhan /Türkiye,B. No. 22277/93, 27/7/2000, §§ 56–64).
39. Bireyin fiziksel ve zihinselbütünlüğü, Anayasa’nın 17. maddesinde yer verilen “maddi ve manevi varlık” kapsamında yer almaktadır. Devlet,bireyin maddi ve manevi varlığının bir parçası olan fiziksel ve zihinselbütünlüğe keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarınıönlemekle yükümlüdür. Somut başvuruda olduğu gibi, özel kişiler arasındakiihtilaflar açısından, çoğu zaman klasik müdahale biçimlerinden biri söz konusuolmamakla beraber, bu kapsamda da yetkili makamlar için geçerli olan usulî özen yükümlülüğü, gerekli usulîgüvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal veidari makamların özel kişiler arasındaki bir uyuşmazlıkta etkili ve adil birkarar vermesini temin etme sorumluluğunu ifade etmektedir. Ancak Devletin,bireylerin maddi ve manevi varlığına yönelik olarak üçüncü kişilerce yapılanmüdahalelere karşı etkili mekanizmalar kurma çerçevesindeki pozitifyükümlülüğü, tüm müdahale türleri açısından mutlaka cezai soruşturma vekovuşturma yapılmasını gerekli kılmaz. Üçüncü kişilerin haksız müdahalelerinekarşı bireyin korunması hukuk muhakemesi yoluyla da mümkündür. Nitekim üçüncükişilerce fiziksel ve zihinsel bütünlüğe yapılan müdahaleler için ülkemizde hemcezai hem de hukuki koruma öngörülmüştür. Ancak hukukumuz açısından, mobbing teşkil eden ve psikolojik taciz, şiddet ve yıldırmatüründen davranış grubu olarak kabul edilen ve somut başvuruya konu eylemlerebenzer eylemlerin içinde ceza hukuku anlamında suç teşkil eden fiillerin yeralması durumunda, bu alandaki yaptırımlara tabi tutulma olanağı bulunmaklaberaber, özel hukuk anlamında bu tür fillerin tazminat davasına konuedilebildiği görülmektedir (§ 9). Yargı kararları nazara alındığında,belirtilen tazmin imkanının, kişinin kamu görevlisi veya özel hukuka tabi birhizmet sözleşmesi çerçevesinde görev yapması nazara alınarak,hem idari yargı hem de adli yargı alanında yer alan yargısal makamlarcasağlandığı anlaşılmaktadır (Y.H.G.K. 25/9/2013 tarih ve E.2012/9-1925,K.2013/1407; Danıştay 8. Dairesi 16/4/2012 tarih ve E.2008/10606, K.2012/1736).Dolayısıyla bir bireyin, üçüncü kişilerce somut başvuruda belirtilen fiillerebenzer eylemler vasıtasıyla fiziksel ve zihinsel bütünlüğüne müdahale edildiğiiddiasıyla, hukuk davası yoluyla daha etkin bir giderim sağlaması mümkündür (B.No. 2013/1123, 2/10/2013, § 35).
40. Hukuka veya sözleşmeyeaykırı bir fiil nedeniyle başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesiyükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk, ceza hukuku alanında suç diyeadlandırılan insan davranışına göre daha geniş bir hukuka aykırı davranışgrubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkil edebilmesi için ilgili kanundaaçıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle bir sınırlamaya yerverilmemektedir. Ayrıca, ceza hukuku alanında taksire dayalı sorumluluğunistisnai nitelik taşımasına rağmen, kasten veya taksirle başkalarına verilenzararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının daha fazla olduğu, cezahukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki sorumluluk alanındaobjektif sorumluluk esasının da etkin şekilde uygulandığı ve hukuki sorumlulukalanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardıkullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabildiği anlaşılmaktadır. Bununyanı sıra, hukuk sistemimizde ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunmaimkânı ortadan kaldırılırken, hukuki sorumluluk alanındaki tazminyükümlülüğünün asıl gayesinin zarar görenin zararının telafi edilmesi olduğunazara alındığında, özellikle somut başvuruya konu ihlal iddiasına benzeruyuşmazlıklar açısından, hukuki tazmin yolunun daha yüksek başarı şansısunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olduğu anlaşılmaktadır.
41. Başvuruya konu olayda,başvurucu tarafından özel bir işyerinde pazarlama müdürü olarak görev yaptığı,işe başladığı sırada uhdesinde bulunan tüm pazarlama yetkilerinin daha sonrakendisinden alındığı ve bu suretle istifaya zorlandığı, kendisini altkademedeki personel huzurunda küçük düşürücü eylem ve faaliyetlerdebulunulduğu, konumunu ve şahsiyetini zedeleyici söz ve eylemler nedeniyle büyüküzüntü çektiği ve psikolojik durumunun bozulduğu ve bu suretle mobbinge maruz bırakıldığı belirtilerek suç duyurusundabulunulduğu, yürütülen soruşturma sonucunda müsneteziyet suçunun unsurlarının oluşmadığı belirtilerek, şüpheliler hakkındakovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, ancak başvurucu tarafından somutbaşvuru açısından daha etkili bir giderim yolu olan hukuk davası açma yolunagidilmediği anlaşılmaktadır.
42. Yukarıda yer verilentespitler çerçevesinde, üçüncü kişilerce fiziksel ve zihinsel bütünlüğe yapılanmüdahaleler ile ilgili olarak, başvurucu tarafından yalnızca ceza muhakemesiyoluna başvurulmuş olduğu nazara alındığında, Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunabilmek için tüm başvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerinegetirildiği söylenemez.
43. Açıklanan nedenlerle, somutbaşvuru açısından daha etkili bir giderim yolu olan hukuk davası açma imkânıkullanılmaksızın bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından, başvurunun bukısmının “başvuru yollarının tüketilmemesi”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının “konu bakımından yetkisizlik”,
2. Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddiasının“başvuru yollarının tüketilmemesi”,
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
15/4/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.