TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MESUT ÇEKİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6944)
Karar Tarihi: 24/3/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör
:
Akif YILDIRIM
Başvurucu
:
Mesut ÇEKİ
Vekili
:
Av. Can TOMBUL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; haksız olarak tutuklu kalması nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının, başka bir davada yargılanan kişilerin kollukbeyanlarına dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması ve yargılamanın makul birsürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 2/9/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine İstanbul 15.Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasınaengel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 27/1/2015 tarihinde,başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 27/1/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından 25/2/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 30/3/2015 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş9/4/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşünekarşı beyanda bulunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesindeilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca (5190 sayılı Kanun ilegörevli) yürütülen soruşturma kapsamında 3/10/2004 tarihinde başvurucununifadesi alınmıştır.
10. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi (5190 sayılı Kanun ilegörevli) 5/10/2004 tarihli ve 2004/1246 Değişik İş sayılı kararı ilebaşvurucunun Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP) adlı örgütün üyesi olmasuçundan tutuklanmasına karar vermiştir.
11. Başvurucu ve diğer dört şüpheli hakkında Ankara CumhuriyetBaşsavcılığının (5190 sayılı Kanun ile görevli) 15/3/2005 tarihli veE.2005/5190-62 sayılı iddianamesi ile "silahlı terör örgütü kurmak veyayönetmek, anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkışmak, silahlı terör örgütüneüye olmak" suçlarını işledikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır.
12. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. madde ile görevli)31/1/2008 tarihli ve E.2005/91, K.2008/32 sayılı kararı ile başvurucununmahkûmiyetine karar vermiştir.
13. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/5/2009tarihli ve E.2008/17004, K.2009/5508 sayılı ilamı ile "sanıklara atılı her bir eylem yönünden eylemevrakı, savunmalar, maddi kanıtlar ve başka dosya sanıklarına ait ifadelerinsübuta ilişkin kabuller çerçevesinde tutarlı bir biçimde tartışılması,çelişkilerin giderilmesi, maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak ve Yargıtaydenetimine olanak verecek biçimde elverişli kanıtlarla ortaya konularak, herbir sanığın sabit görülen eylemlerinin neler olduğu, hangi eylemlere ne şekildekatıldıkları açıkça belirlenerek, hangi delillerle bu sonuca varıldığınıntartışılıp değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersizgerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulduğu..." gerekçesinedayanılarak bozulmuştur.
14. Bozma üzerine Mahkemenin 28/8/2012 tarihli ve E.2009/275,K.2012/159 sayılı kararı ile başvurucunun "silahlıterör örgütünün yöneticisi olmak" suçundan 15 yıl hapis cezasıile cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir. Anılankarar, başvurucu ve müdafiinin yüzüne karşıverilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Sanık Mesut ÇEKİ’ninyasadışı silahlı MLKP terör örgütünün yöneticisi konumunda olup kendisiylebirlikte örgüt içerisinde yönetici konumunda olan diğer sanıklar T. L.ve N. Ş.ile irtibatlı olduğu, örgüte ait hücre evlerin kiralanmasında görev alarakdiğer sanık N. Ş. ile birlikte hareket ettiği, sanık N. Ş. yiüçüncü kişilerin şüphelenmemesi için kız kardeşi olarak tanıttığı, Ankara İliYenimahalle İlçesindeki hücre evine yapılan operasyon neticesinde, CD. naylonu üzerindesanık Mesut ÇEKİ’nin sol el baş parmak izi tespitolunduğu, Adana DGM.nin 1997/130 Esas sayılı davadosyasında yargılanan H. M., Ö. T. Y., C. A., M. S., C.K., M. A. H., D. E ve Ö.S. nin beyanları çerçevesinde sanık Mesut ÇEKİ’nin örgütün Adana KGÖ sorumlusu olduğunu, Adana Mersinbölgesindeki birçok yasadışı korsan gösterinin eylem ve talimatını vererekbirçok gösteriyi yönettiği, örgüte eleman kazandırdığı, eleman temin etmekamacıyla kamp adı altında siyasi eğitim ve propaganda amacıyla faaliyetleridüzenleyerek bizzat yönettiği, gerçek kimliğinin ortaya çıkmasını engellemek vegizliliğinin temin etmek maksadıyla Hüseyin-Tamer Kod adlarını kullandığı,yakalandığı gün yanında örgütün üst düzey yönetici konumunda olan T. L.ve N. Ş.ile birlikte Eskişehir Ankara karayolunun 30. kilometresinde giderken araçiçerisinde yakalandıkları, sanık Mesut ÇEKİ’ninyakalandığı esnada üzerinde hakkındaki adli ve cezai kovuşturmadan kurtulmakmaksadıyla kendi resminin basılı olduğu H. C. D. sahte kimliğiyle yakalandığıhususu sübûta ermiştir.
...
sanıkMesut ÇEKİ’nin yasadışı silahlı MLKP terör örgütününAdana KGÖ [KomünistGençlik Örgütlenmesi] sorumlusu olduğu,Adana Mersin illerinde değişik tarihlerde gerçekleşen yasa dışı korsangösterilerin talimatını vererek yönettiği, örgüte eleman kazandırdığı, elemankazanmak amacıyla kamp adı altında siyasi eğitim ve propaganda faaliyetleriniyönettiği, gizliliğinin temin etmek maksadıyla Hüseyin-Tamer Kod adlarınıkullandığı, yakalandığı gün üzerinde H. C. D. adına düzenlenmiş sahte kimliğinele geçirildiği, sanığın örgütün eylem ve faaliyetlerinde kullanmak maksadıylasahte isimlerle ev kiraladığı, yine örgütün yöneticilerinden olan T. L. ve N.Ş. ile irtibatlı olması şeklindeki eylem ve faaliyetlerinin süreklilik, çeşitlilikve yoğunluk göstererek örgütle organik bağ oluşturmak suretiyle örgüt üyeliğisuçunu oluşturduğu, sanığın örgütün Adana KGÖ sorumlusu olup bu il ve çevreillerindeki birçok korsan gösterinin talimatını vererek yönettiği, yinegizlilik içerisinde örgüte eleman temin etmek maksadıyla siyasi eğitim amacıylakamp düzenlediği yine kendisi gibi örgütün yönetici konumundaki T. L. ve N. Ş.ile irtibatlı olup aynı gün birlikte yakalanmış olması kül halindedeğerlendirildiğinde, sanığın terör örgütü içerisinde yönetici konumunda olduğu(anlaşılmıştır)".
15. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 8/7/2013tarihli ve E.2013/4821, K.2013/10539 sayılı ilamı ile "bozmaya uyularak yapılan yargılama sonundatoplanan deliller karar yerinde incelenip, ... Sanık Mesut Çeki'ninanılan örgütün yöneticisi ... olduğu kabul edilmiş, tüm sanıkların cezalarınıazaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerlereddedilmiş, incelenen dosya kapsamına göre verilen hükümlerde bir isabetsizlikgörülmemiş olduğu" gerekçesine dayanılarak onanmıştır.
16. Başvurucu, anılan kararı 22/8/2013 tarihinde öğrendiğinibildirmiştir.
17. Bireysel başvuru 2/9/2013 tarihinde yapılmıştır.
B. İlgili Hukuk
18. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun146. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Türkiye Cumhuriyeti Teşkilâtı EsasiyeKanununun tamamını veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanunile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisini iskataveya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüsedenler, Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkûm olur.”
19. 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun“Doğrudan soru yöneltme” kenar başlıklı 201. maddesinin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekilsıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilereve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarakdoğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkimaracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorununyöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir.Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir.”
20. 5271 sayılı Kanun’un “Delillerinortaya konulması ve reddi” kenar başlıklı 206. maddesinin (3)numaralı fıkrası şöyledir:
“Cumhuriyet savcısı ile sanık veya müdafii birlikte rıza gösterirlerse, tanığın dinlenmesindenveya başka herhangi bir delilin ortaya konulmasından vazgeçilebilir.”
21. 5271 sayılı Kanun’un“Duruşmada okunması zorunlu belge ve tutanaklar” kenar başlıklı 209.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılansanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifadetutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacakbelgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomikdurumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur.”
22. 5271 sayılı Kanun’un“Duruşmada okunmayacak belgeler” kenar başlıklı 210. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“Olayın delili, bir tanığın açıklamalarındanibaret ise, bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinlemesırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinlemeyerine geçemez.”
23. 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmadaokunmasıyla yetinilebilecek belgeler” kenar başlıklı 211. maddesişöyledir:
“(1) a) Tanık veya sanığın suç ortağı ölmüşveya akıl hastalığına tutulmuş olur veya bulunduğu yer öğrenilemezse,
b) Tanık veya sanığın suç ortağının duruşmadahazır bulunması, hastalık, malûllük veya giderilmesiolanağı bulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklıdeğilse,
c) İfadesinin önem derecesi itibarıyla tanığınduruşmada hazır bulunması gerekli sayılmıyorsa,
Bu kişilerin dinlenmesi yerine, daha önceyapılan dinleme sırasında düzenlenmiş tutanaklar ile kendilerinin yazmış olduğubelgeler okunabilir.
(2) Cumhuriyet savcısı, katılan veya vekili, sanıkveya müdafii birinci fıkrada belirtilenlerin dışındakalan tutanakların okunmasına birlikte rıza gösterebilirler.”
24. 5271 sayılı Kanun’un“Delilleri takdir yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmişve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanîkanaatiyle serbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekildeelde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 24/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
26. Başvurucu; hakkındaki kamu davasında aleyhte tanıklık yapankişilerin Mahkeme huzurunda dinlenmediğini, adli kolluk tarafından hazırlananve siyasi niteliğe sahip fezlekedeki iddialar doğru kabul edilerek maddi gerçekaraştırılmadan cezalandırıldığını, diğer sanıklarla birlikte sahte kimlikleyakalanmış olmasına dayanılarak hüküm kurulduğunu, tek bir delile dayanılarakhüküm kurulmasının suç ve ceza arasında orantısızlık oluşturduğunu, hakkındaverilen mahkûmiyet hükmü neticesinde özgürlüğünden yoksun bırakıldığını, makulsürede yargılama yapılmadığını belirterek suç ve cezaların kanuniliğiilkesinin, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüş; yargılamanın yenilenmesi ve adli yardım taleplerindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Adli Yardım TalebiYönünden
27. Anayasa Mahkemesinin MehmetŞerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkelerdikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderleriniödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksunolmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
2. Kabul Edilebilirlik Yönünden
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının adil yargılanma vekişi hürriyeti ve güvenliği hkakları kapsamındaincelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
29. Başvurucu, haksız olarak tutuklandığını belirterek kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğübaşvurulara ilişkin olarak birçok kararında “zamanbakımından yetkisi”yleilgili ilkeleri belirlemiştir. İlk derece mahkemesince verilen mahkûmiyetkararının anılan yetkinin başladığı 23/9/2012 tarihinden sonra verilmiş olmasıgerektiği, bu tarihten önce verilen bir nihai kararla sona eren tutuklulukhâllerine ilişkin başvuruların zaman bakımından yetki dışında kaldığı kabuledilmiştir. Bu ilkeler temelinde yapılan değerlendirmede başvurucununtutukluluk hâli, nihai kararın verildiği 28/8/2012 tarihinde sona ermişolduğundan başvurunun bu kısmının zamanbakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir (Osman Büyüksu,B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; AliÖksüz, B. No: 2013/6065, 3/4/2014, §§ 20-23; Cevdet Genç, B. No: 2012/142, 9/1/2014, §§24-29).
b. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucu; duruşmada dinlenmeyen tanık beyanlarınadayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması, hakkında yürütülen soruşturma vekovuşturmanın makul süre içinde sonuçlandırılmaması nedenleriyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Açıkça dayanaktan yoksunolmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedende bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısımlarının kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
3. Esas Yönünden
a. Tanık Sorgulama Hakkı
32. Başvurucu; benzer suçlardan başka dosyalarda yargılanankişilerin kolluk beyanlarına dayanılarak hakkında mahkûmiyet hükmü kurulduğunu,bu kişilerle yüzleştirilmediğini, bu kişilere soru soramadığını, bu kişilerinbeyanlarının yasak sorgu yöntemleriyle alınıp alınmadığının araştırılmadığınıbelirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
33. Bakanlık görüşünde, delillerin kabul edilmesi vetartışılmasına ilişkin takdirin derece mahkemelerine ait olduğu ve bumahkemelerce olguların ve hukukun değerlendirilmesinde yapılan yanlışlıklarınAnayasa’da güvence altına alınan haklar ve özgürlükler ihlal edilmediğimüddetçe bireysel başvuruya konu edilemeyeceği ifade edilmiştir. Bakanlık,konuya ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) kararlarını hatırlatarakbaşvurucunun tanıklara soru soramamasının silahların eşitliği ilkesini ihlaledebileceğini belirtmiştir.
34. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinmeşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahipolduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamıdüzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanmahakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Adnan Oktar, B. No: 2012/917, 16/4/2013, §20).
35. Bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan tanıklarısorguya çekmek veya çektirmek, lehine olan tanıkların da aleyhine olan tanıklarlaaynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasınıisteme hakkı Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendikapsamında düzenlenmiştir. Bu nedenlerle başvurucunun başka davalardayargılanan ve kendisinin aleyhine beyanda bulunan sanıkların hiçbirinin İlkDerece Mahkemesi önünde dinlenmediği yönündeki iddiasının, Anayasa’nın 36. veSözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi kapsamındadeğerlendirilmesi gerekir.
36. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendişöyledir:
“(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdakiasgari haklara sahiptir:
…
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veyaçektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altındadavet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;”
37. Kovuşturma sırasında bütün kanıtların tartışılabilmesi içinkural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortayakonulması gerekir. Bu kural istinasız olmamakla birlikte bir mahkûmiyet sadeceveya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında sorgulamaveya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadeleredayandırılmış ise sanığın hakları Sözleşme'nin 6. maddesindeki güvencelerlebağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur (AtilaOğuz Boyalı, B. No: 2013/99, 20/3/2014, § 46).
38. AİHM’e göre ulusal hukuktakinitelemeye bakılmaksızın “tanık”kavramının Sözleşme kapsamında özerk bir anlamı vardır (Damir Sibgatullin/Rusya, B. No:1413/05, 24/04/2012, § 45). Bu kavram, duruma göre suç ortaklarını (Trofimov/Rusya, B. No: 1111/02, 4/12/2008, § 37),mağdurları (Vladimir Romanov/Rusya,B. No: 41461/02, 24/7/2008, § 97) ve bilirkişi tanıklarını (Doorson/Hollanda, B. No: 20524/92, 26/3/1996, §§81, 82) da kapsayabilir. Bu bakımdan duruşmada ister okunsun ister okunmasınifadeleri mahkeme önünde bulunan ve mahkeme tarafından dikkate alınan kişiler,Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi bakımından tanıkolarak kabul edilmektedir (Kostovski/Hollanda, B. No: 11454/85, 20/11/1989, §40).
39. AİHM; yukarıda bahsi geçen ilkelere ek olarak Sözleşme’nin6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d)bendinin sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına veya tanık ifadesininalındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânıtanınması gerektiğini kabul etmektedir (Van Mechelen ve diğerleri/Hollanda, B. No: 21363/93…, 23/4/1997, § 51; Lüdi/İsviçre, B. No: 12433/86, 15/6/1992, §49; Hümmer/Almanya, B. No: 26171/07, 19/07/2012, §38).
40. Somut başvuruda, Adana Devlet Güvenlik MahkemesininE.1997/130 sayılı dosyasında görülen davada silahlı terör örgütü üyesi olmaksuçundan yargılanan ve beraat eden sanıkların soruşturma aşamasında başvurucualeyhinde tanıklık yaptıkları, aleyhe tanıklık yapan şahıslardan sadece birininbaşvuruya konu dosyada kovuşturma aşamasında dinlendiği anlaşılmaktadır.Gerekçe incelendiğinde mahkûmiyet hükmüne esas olarak başka dosyalarda sanıkkonumunda bulunan bu şahısların kollukta başvurucu aleyhine verdiği ifadelerindelil olarak kabul edildiği görülmüştür. Bu beyanlar ise soruşturma aşamasındapolis nezdinde şüpheli sıfatı ile verilen ifadelerdir.
41. Deliller arasında hücre evi olduğu belirtilen yerinkiralanmasıyla ilgili teşhis tutanağı da yer almaktaysa da teşhis sırasındasanık veya müdafiinin hazır bulunmadığı,fotoğraf üzerinden teşhiste bulunulduğu,anılan şahısların kovuşturma evresinde talebe rağmen dinlenilmediklerianlaşılmaktadır.
42. İlk Derece Mahkemesi, anılan kişileri duruşmaya çağırarakdinlemek yerine ifadelerini dosyaya koymakla yetinmiştir. Başka dosyadayargılanan şahıslar yargılandıkları Mahkemede yaptıkları savunmalarda hazırlıkbeyanlarının baskı ve zorlama altında alındığını ileri sürerek bu beyanlarınıkabul etmemişlerdir. Başvurucunun yargılandığı davada dinlenen tanık H.M. isebaşvurucu aleyhine kollukta verdiği ifadesinin işkence altında alındığınıbelirterek kolluk ifadesini reddetmiştir.
43. Başvurucu; duruşmaların kovuşturma evresinde ve temyizdilekçesinde, aleyhinde beyanda bulunan bu sanıkların duruşmada dinlenilmesiyönünde talep ve itirazlarını dile getirmiştir. İlk Derece Mahkemesi, butalepleri gerekçesiz olarak reddetmiş; Yargıtay, başvurucunun temyizdilekçesinde bildirdiği bu taleplerle ilgili bir değerlendirme yapmaksızın İlkDerece Mahkemesi kararını onamış ve başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmükesinleşmiştir.
44. 5271 sayılı Kanun’un 211. maddesinin (1) numaralı fıkrasınagöre ancak tanık veya sanığın suç ortağı ölmüş veya akıl hastalığına tutulmuşolur veya bulunduğu yer öğrenilemezse tanık veya sanığın suç ortağınınduruşmada hazır bulunması; hastalık, malullük veya giderilmesi olanağıbulunmayan başka bir nedenle belli olmayan bir süre için olanaklı değilse veifadesinin önem derecesi itibarıyla tanığın duruşmada hazır bulunması gereklisayılmıyorsa bu kişilerin dinlenmesi yerine daha önce yapılan dinleme sırasındadüzenlenmiş tutanaklar ile kendilerinin yazmış olduğu belgeler okunabilir. Aynımaddenin (2) numaralı fıkrasına göre ise birinci fıkrada belirtilenlerindışında kalan tutanakların okunması ancak Cumhuriyet savcısı, katılan veyavekili, sanık veya müdafiinin birlikte rızagöstermesi ile mümkündür (Ali Rıza Telek,B. No: 2013/2630, 30/12/2014, § 49).
45. Başka bir deyişle ancak Kanun’da açıkça sayılan istisnaihâllerde, tanıkların hükme esas alınacak daha önceki beyanlarının duruşmadaokunması ile yetinilebilir. Kanunda yazılı istisnai hâller dışında tanıklarınönceki beyanlarının duruşmada okunması ile yetinilmesi ise ancak sanığın açıkmuvafakati ile mümkündür (Ali Rıza Telek,§ 50).
46. Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, hükme esas aldığıbeyanların sahipleri tanıkların duruşmada dinlenmesi için hiçbir girişimdebulunmamıştır. Dolayısıyla bu tanıkların 5271 sayılı Kanun’un 211. maddesinin(1) numaralı fıkrasında sayılan ve duruşmada dinlenmesi yerine öncekibeyanlarının okunması ile yetinilebilecek tanıklar olup olmadığıaraştırılmamıştır. Bu beyanların önem dereceleri itibarıyla da duruşmadaokunmakla yetinilecek beyanlardan olduğu da kabul edilmiş değildir. Dahasıbaşvurucu veya müdafiince hükme esas alınantanıkların beyanlarının duruşmada okunmakla yetinilmesine rıza gösterilmemiş,bahsi geçen tanıkların duruşmada dinlenmesi talep edilmiştir.
47. Öte yandan başvurucu ve müdafii,hükme esas alınan ifade tutanaklarını görme ve bu ifadelerin kanıt olarakkullanılmasına karşı çıkma imkânına sahip olmuş olsa bile böyle bir imkân,başvurucunun tanıkları sorgulayabileceği ve sorgulatabileceği şekilde huzuragelmelerinin ve doğrudan dinlenmelerinin yerini alamaz (Hulki Güneş/Türkiye, B. No: 28490/95,19/9/2003, § 95). Çünkü yargılama öncesindeki sorgulamalar, öncelikli olarakiddia makamının savlarını desteklemek üzere yapılan bir bilgi/delil toplamaişlemidir. Somut olayda tanık sorgulama imkânı, duruşmada dinlenmeyen veyalnızca başka davaların soruşturma evrelerinde verdikleri ifadelerle yetinilentanıkların beyanlarının, olayın aydınlatılması açısından ağırlıklarının çokciddi (kritik nitelikte) olması nedeniyle hayati önemdedir.
48. Başvurucunun mahkûmiyetinde belirleyici olan anılanifadeler, bir avukat huzurunda alınmamış; Mahkeme, itiraz konusu olan buifadelerin alınma biçimini ve koşullarını tespit etmeye yönelik herhangi biradım da atmamıştır. Dolayısıyla tek delil olmamakla beraber başvurucununaleyhine belirleyici delil olan ve başvuranın mahkûm edilmesini mümkün kılansöz konusu tanık ifadelerinin güvenilirliği ve doğruluğu hakkında ciddikuşkular bulunduğuna dair başvurucu iddialarının yersiz olduğu söylenemez.
49. İlk Derece Mahkemesi, belirleyici ölçüde başka davalarınsoruşturma evrelerinde dinlenen ve başvurucu ile yüzleşmesi olanağı olupolmadığı araştırılmamış olan sanıklar ile yüzleştirme tutanağında ismi geçenkişilerin beyanlarına dayanarak başvurucunun cezalandırılmasına karar vermiştir(bkz. § 14). Mahkûmiyet büyük ölçüde başvurucunun soruşturma veya yargılamaaşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı kimseler tarafındanverilen ifadelere dayandırılmış olduğundan ve savunma haklarının korunması içinhiçbir tedbir alınmadığından başvurucunun hakları Anayasa’nın 36. maddesindekigüvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmıştır.
50. Bu sebeplerle başvurucunun aleyhinde beyanda bulunan tanığısorguya çekme hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
51. Başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğineyönelik iddialarının bir kısmı bu başlık altında değerlendirilerek ihlal kararıverildiğinden -makul sürede yargılanma hakkının ihlali dışındaki- diğeriddialar yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır.
b. Makul Sürede Yargılanma Hakkı
52. Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmanınmakul süre içinde sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
53. Bakanlık tarafından, benzer nitelikteki başvurulara ilişkindaha önce bildirilmiş olan görüşlere atıfta bulunularak görüş sunulmasına gerekgörülmediği bildirilmiştir.
54. Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlaliiddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkünolmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013 § 18)Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkınınsomut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yerverilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi deAnayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgilihükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’ninlafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanmahakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanmahakkının değerlendirilmesinde gözönündebulundurulması gerektiği açıktır (GüherErgun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).
55. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönündebulundurulması gereken kriterlerdir (GüherErgun ve diğerleri, §§ 41–45).
56. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncakişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların (suç isnadı) makul sürede kararabağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza kanunlarında suçolarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun kurallarıuygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızınkendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).Başvuru konusu olayda başvurucu hakkında"silahlı terör örgütüne üye olma" suçunu işlediğiiddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suçlar5237 sayılı Kanun’un ilgili maddesinde hapis cezasını gerektirir şekildetanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanınAnayasa’nın 36. maddesinin güvencesi kapsamına girdiği konusunda kuşkubulunmamaktadır (B.E., § 32).
57. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığıdeğerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasınınyetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiğiarama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuruaçısından bu tarih, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun gözaltınaalındığı 3/10/2004’tür. Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suçisnadının nihai olarak karara bağlandığı, yargılaması devam eden davalaryönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgili kararınıverdiği tarihtir (Ersin Ceyhan,B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).
58. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesindeAnkara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 3/10/2004tarihinde başvurucunun gözaltına alınarak 5/10/2004 tarihinde sorgusununyapılmasından sonra tutuklandığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 15/3/2005tarihli iddianamesi ile başvurucu ve diğer şüpheli hakkında açılan kamu davasısonunda Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince 28/8/2012 tarihinde verilenmahkûmiyet kararının Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 8/7/2013 tarihli ilamıyla onandığıanlaşılmıştır.
59. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usulüne tabiyargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar verilmiştir (B.E., §§ 23-41; Ersin Ceyhan, §§ 24-40).
60. Başvuruya konu davanın mahiyeti nedeniyle icrası gerekenusul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortayakoymakla birlikte davaya bütün olarak bakıldığında somut başvuru açısındanfarklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve yaklaşık dokuzyıldır devam eden yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğusonucuna varılmıştır.
61. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
63. Başvurucu tazminat talebinde bulunmamıştır.
64. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan tanıksorgulama ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır.
65. Tanık sorgulama hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan kararın birörneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara (Kapatılan) 11. Ağır CezaMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
66. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın zaman bakımındanyetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan tanıksorgulama hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin tanık sorgulama hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere(kapatılan) Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca, tahsil edilmesimağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemektenTAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
24/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.