TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
M.E.T. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/11920)
Karar Tarihi: 3/7/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Gülbin AYNUR
Başvurucu
:
M.E.T.
Vekili
:
Av. Mehmet GÜLEÇ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, idari işlemin iptali istemiyle açılan davada hâkimintarafsız olmaması, verilen kararın haksız ve gerekçesiz olması, hükme esasalınan bilgi ve belgelerin incelettirilmemesi nedenleriyle adil yargılanmahakkının; kararın takipsizlik kararı ile sonuçlanan ceza soruşturmasına konusuçun işlendiği yönünde ifadeler içermesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 21/7/2014 tarihindeyapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
6. Gülhane Askeri Tıp Akademisinde (GATA) Çocuk Sağlığı veHastalıkları uzmanı olarak görev yapmakta iken başvurucu hakkında; askerîöğrenciler ile irtibata geçip onları istihbarat birimlerinde çalıştıracağıvaadiyle kandırarak emekli astsubay Y.Ö. ile tanıştırıp onunla cinsel ilişkiyezorladığı yolunda gelen ihbar ve şikâyetler üzerine idari tahkikatbaşlatılmıştır.
7. İdari tahkikat raporunda özetle;
i. Başvurucunun emekli astsubay olanY.Ö. ile birlikte bazı askerî öğrenci ve askerî personeli istihbaratbirimlerinde çalıştırma vaadiyle kandırdıkları, Y.Ö.nüntehdit ve şantaj yolu ile bu kişilerle kendisi pasif olacak şekilde cinselilişki yaşadığı, yaşadığı ilişkileri kayıt altına aldığı ve bu kayıtlarvasıtasıyla ilişkinin devam etmesini sağladığı, tüm bu faaliyetlerdebaşvurucunun kendisine yardımcı olduğu, bu kapsamda astsubay öğrencisi C.A.nın başvurucu adına kayıtlı hattan aranarak tehdit veşantaja uğraması ile ilgili Yalova Cumhuriyet Başsavcılığı tarafındansoruşturma başlatıldığı,
ii. Astsubay H.A.nınY.Ö. ile başvurucu tarafından tanıştırıldığı, H.A.nınbaşvurucu tarafından yapılan istihbarat teşkilatında çalışma teklifini kabul ettiğiancak bu fikrinden vazgeçmesi üzerine başvurucu tarafından tehdit edildiği,daha sonra tehdit ve şantaj yolu ile Y.Ö. ile ilişki yaşamaya başladığı,başvurucu tarafından kiralanan evde H.A. ile Y.Ö nün birlikte kaldığı,başvurucunun sık sık kendilerini ziyarete gittiği, H.A.nınY.Ö. ile ilişki yaşamaya devam etmek istememesi üzerine Y.Ö. tarafındangönderilen ihbar mektupları sonucu H.A.nın TürkSilahlı Kuvvetlerinden (TSK) ilişiğinin kesildiği,
iii. Astsubay M.T.ninGATA'da öğrenci olduğu dönemde başvurucu tarafından kendisine Hava KuvvetleriKomutanlığı (Hv. Kuv. K.) bünyesinde bir istihbarat teşkilatı bulunduğu ve buteşkilata girmesi durumunda maaşında yüklü miktarda bir artış olacağının ifadeedildiği,
iv. Başvurucunun astsubay G.T. ile okul nizamiyesine notbırakarak buluştuğu, başvurucunun arabasında kendisini Yalova'nın Millîİstihbarat Teşkilatı (MİT) şefi olarak tanıttığı ve Y.Ö. ile G.T.yi tanıştırdığı, Y.Ö.nün G.T.yi MİT'e girişprosedürleri için Yalova'daki evine davet ettiği ve Yalova'da kendisinibaşvurucu ile birlikte karşıladığı, Y.Ö.nün G.T.yi MİT'teçalışmaya başlamakiçin ön şart olduğu bahanesi ve tehdit/şantaj yolu ile kendisiyle ilişkiyaşamaya zorladığı, G.T.nin kabul etmemesi üzerinebaşvurucunun G.T.yi okulda çağırarak "Herkes senden şikâyetçi, yapman gereken şeylerineden yapmıyorsun? Biz sana güvendik, senin yüzünden biz zor durumadüşüyoruz." şeklinde konuştuğu,
v. Hv. Kuv. K. İstihbarat Başkanlığıkayıtlarında başvurucunun eş cinsel şahıslar ile ilişki içinde olduğu, Y.Ö. ilebirlikte tehdit ve şantaj yoluyla bazı öğrencileri eş cinselliğe zorladıklarınailişkin bilgilerin bulunduğu, MİT Müsteşarlığı tarafından başvurucu ile Y.Ö.arasındaki irtibatın teyit edildiği,
vi. Y.Ö. hakkında "cebrenırza geçme, küçükleri baştan çıkarma, iffete taarruz etme"suçlamalarıyla Afyon İl Emniyet Müdürlüğünce işlem yapıldığının bildirildiğihususlarına yer verilmiştir.
8. Söz konusu raporda; başvurucununmesleki yönden disiplin ve ahlaki durumunun ilgili mevzuat hükümleri kapsamındaoluşturulacak komisyon tarafından incelenmesi, ayrıca MİT Müsteşarlığındaçalıştığını ifade ederek personeli istihbarat teşkilatında çalıştırma vaadi ilekandırdığı ve bunu örgütsel bir yapı içinde yaptığı anlaşılan personel hakkındaadli işlem başlatılması gerektiği yönünde değerlendirme ve tekliftebulunulmuştur.
9. Başvurucu hakkında 2011 ve 2012 yıllarında sicil amirlerince "Silahlı Kuvvetlerde kalması uygundeğildir" sicili düzenlenmesi üzerine Hv. Kuv. K.lığı bünyesinde oluşturulan komisyon tarafındanbaşvurucunun durumu değerlendirilmiştir. Komisyon tarafından da başvurucununTSK'dan ayırma işlemine tabi tutulmasının uygun olacağı yönünde görüşbildirilmesi üzerine ilgili komutanlıklar nezdindeki onay işlemlerinintamamlanmasının akabinde başvurucunun disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle 12/7/2012 tarihinde TSK'dan ilişiği kesilmiştir.
A. Olaya İlişkin CezaSoruşturması Süreci
10. Genelkurmay Başkanlığı tarafından verilen soruşturma emriüzerine başvurucu hakkında soruşturma başlatan Askerî Savcılık 7/12/2012 tarihinde görevsizlik kararı vererek dosyayıAnkara Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir. Görevsizlik kararında özetle;
i. Başvurucunun GATA'da görevyapmakta iken öğretim üyesi olması nedeniyle irtibat kurduğu bazı astsubayöğrencileri ile astsubayları MİT bünyesinde çalıştıracağı vaadiyle emekliastsubay Y.Ö. ile tanıştırdığı, Y.Ö.nün, tanıştığı bukişilere istihbaratçı olmaları için bazı test ve sınavlardan geçmelerigerektiğini söyleyerek doğal yoldan sperm testi kapsamında kendisiyle cinselilişkiye zorladığı, devamında da bu ilişkilerini sürdürmek için şantaj yaptığıve askerî öğrencilikten ya da astsubaylıktan ilişiklerini kestireceği yönündetehditlerde bulunduğu, bu kapsamda bir öğrenci ve bir astsubayın TSK'danilişiklerinin kesildiği,
ii. Bu süreçte başvurucunun ise öğrencive astsubayları istihbaratçı yapacaklarını söyleyip kandırarak Y.Ö. iletanıştırdığı, cinsel saldırıya maruz kalan ya da kandırıldığını düşünerek Y.Öile ilişkilerini devam ettirmek istemeyen öğrenci ve astsubaylara ilişkilerinidevam ettirme yönünde baskı yaptığı ve tehditte bulunduğunun elde edilen tümdeliller ve dosya kapsamından anlaşıldığı,
iii. Başvurucunun eylemlerinin 26/9/2004tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen tehdit ve cinsel saldırısuçuna iştirak suçlarını oluşturduğu, ancak başvurucunun resen ayırma işleminetabi tutularak 12/7/2012 tarihinde TSK'dan ilişiğinin kesilmiş olmasıkarşısında soruşturma ve kovuşturmanın adli yargı mercileri tarafındanyürütülmesi gerektiği hususlarına yer verilmiştir.
11. Dosyanın gönderildiği Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tehdit ve basit cinsel saldırı suçuna iştirak suçlarındanyaptığı soruşturma neticesinde 31/10/2013 tarihinde,başvurucu hakkında atılı suçlardan kovuşturma yapılmasına yer olmadığına kararvermiştir.
12. Takipsizlik kararının gerekçesinde;başvurucunun iştirak ettiği iddia edilen cinsel saldırı suçunun failinin (Y.Ö.)ölmüş olmasından dolayı hakkında bu konuda herhangi bir dava açılmamış olmasıve söz konusu cinsel birlikteliklerin rıza dışında gerçekleştiğine dairherhangi bir delil elde edilmemesi nedeniyle tarafların rızaları dâhilindegerçekleştiğinin kabulünün gerektiği, dolayısıyla başvurucunun oluşmayan birsuça iştirakının da düşünülemeyeceği ifadeedilmiştir. Karardaayrıca, başvurucunun astsubayları ve astsubay öğrencilerini söz konusu cinselbirlikteliğin devamı için tehdit ettiğine dair kamu davası açmaya yeterli veinandırıcı delil elde edilemediği de belirtilmiştir.
B. Olaya İlişkin İdariYargı Süreci
13. Başvurucu, disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle TSK'danilişiğinin kesilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle 3/9/2012tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır.
14. AYİM Birinci Dairesi (Mahkeme) 9/10/2013tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinde öncelikle başvurucuhakkındaki adli ve idari soruşturma süreçlerinden bahsedilmiş, bu kapsamdaidari tahkikat raporu ile Askerî Savcılığın 7/12/2012 tarihli görevsizlikkararında geçen ve yukarıda da yer verilen hususlar(bkz. §§ 7, 10) aynı şekildekarara alıntılanmıştır.Kararıngerekçesinin diğer ilgili kısmı ise şöyledir:
"...dava konusuayırma işlemi değerlendirildiğinde; aynı zamanda ceza yargılamasına da konuolan yukarıda ayrıntılı olarak belirtilen eylemleri nazara alındığında;davacının TSK'nın itibarını sarsacak şekilde ahlak dışı hareketlerde bulunduğu,bu mevcut durumu itibarıyla TSK'daki kamu hizmetini devam ettirmesine olanak kalmadığı,bu itibarla; tesis edilen ayırma işleminde idarece takdir yetkisinin objektifkıstaslara bağlı kalınarak, kişi yararı ile kamu yararı arasında dengegözetilerek kullanıldığı anlaşıldığından, dava konusu işlemde hukuka aykırı biryön bulunmadığı sonucuna varılmıştır."
15. Anılan karara karşı karar düzeltme yoluna müracaat edenbaşvurucu 16/12/2013 tarihli karar düzeltme talepdilekçesinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 31/10/2013 tarihli takipsizlikkararını dayanak göstererek ve dava konusu işlemin diğer hukuka aykırılıkunsurlarından da bahsederek usul ve kanuna aykırı olduğu gerekçesiyleincelemeye konu kararın kaldırılmasını istemiştir. Başvurucu söz konusudilekçesinde ayrıca, dava dosyasına sunulan gizli belgeleri incelemesine imkânsağlanması ve buna göre savunma yapması için süre verilmesi ile Mahkemeheyetindeki üyelerden biri hakkında hâkimin reddi taleplerinde de bulunmuştur. Başvurucu; hâkimin reddi talebine gerekçe olarak üye hâkimin somutdavaya dayanak soruşturma kapsamındaki maddi olaylardan biriyle ilgili olarakH.A. isimli şahıs hakkında askerî ceza mahkemesinde görülen davada da görevaldığı, bu dava dosyasında 2007 yılında verdiği ve kesin hüküm teşkil edenkararındaki kabul ve değerlendirmelerinin mevcut davadaki kabul ve değerlendirmeleriyleçeliştiği, bu durumun hâkimin tarafsız olmadığını ortaya koyduğu hususlarınıgöstermiştir.
16. Mahkeme 4/3/2014 tarihli arakararıyla hâkimin reddi talebini reddetmiştir. Mahkeme aynı tarihte verdiğidiğer bir ara kararla ise daha önce davalı idareye iade ettiği gizli belgelerigeri istemiştir.
17. Hâkimin reddi talebinin reddine dairkararın gerekçesinde; reddi istenen hâkimin H.A. hakkında yürütülen cezayargılaması heyetinde başkan olarak yer aldığı belirtilmiş, söz konusu davanınbaşvurucu hakkında olmayıp başvurucunun sadece tanık olarak dinlendiğine,kararda başvurucu hakkında lehte veya aleyhte herhangi bir tespite yerverilmediğine dikkat çekilmiş, bu durumun tek başına hâkimin tarafsızlığındanşüphe duyulmasını gerektiren bir sebep olarak kabul edilemeyeceği ifadeedilmiştir.
18. Davalı idare 4/3/2014 tarihli arakarar gereğince gizli belgeleri Mahkemeye tekrar göndermiştir. Mahkeme 1/4/2014 tarihinde, davalı idarece gönderilen bilgi vebelgelerin savunmaya esas teşkil edecek unsurlar içerdiğini; bu bilgi vebelgelerin başvurucuya incelettirilmemesi hâlinde savunma hakkınınkısıtlanacağının değerlendirildiğini belirterek suret almamak ve şahıslarınisim-rütbe-makam bilgileri karartılmak kaydıyla gizli belgelerin başvurucu vekilineincelettirilmesine ve inceleme üzerine yapılacak savunma için yirmi gün süreverilmesine dair ara karar vermiştir.
19. Başvurucu vekilinin söz konusu ara karara istinaden gizlibelgeler dâhil tüm dava dosyasını incelediği hususu 17/4/2014tarihli dava dosyası inceleme tutanağı ile kayıt altına alınmıştır. Başvurucuvekili söz konusu tutanağa, gerekçeli kararda yer alan ayrılış sicil belgesi,MİT belgesi ile Hv. Kuv. K.lığı İstihbarat Başkanlığıkayıtlarında eş cinsel şahıslar ile ilişki içinde olduğuna yönelik ibarenindayanağı olan belgenin incelettirilmediği yönünde şerh düşmüştür.
20. Başvurucu5/5/2014 tarihinde Mahkemeye ek bir karar düzeltmedilekçesi daha vermiş ve 17/4/2014 tarihinde davadosyası kapsamında incelediği bilgi belgelere (istihbarat raporları/idaritahkikat raporu/ifade tutanakları/ihbar ve şikâyet dilekçeleri) yöneliksavunmalarını dile getirmiştir.
21. Mahkeme 12/5/2014 tarihli kararıylabaşvurucunun karar düzeltme istemini reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgilikısımları şöyledir:
"...[Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 31/10/2013 tarihlikararı incelendiğinde]; önce dosya sürecininanlatıldığı, idari ve istihbari soruşturmalardanbahsedildiği, davacının ifadesinin ayrıntılı olarak yazıldığı, kararındeğerlendirme bölümünde ise H.A., Y.Ö. ve C.A. dışındacinsel ilişkinin olmadığının belirtildiği, dolayısıyla bu kişiler arasındakicinsel ilişkinin kararda da kabul edildiği, diğer yandan Genelkurmay AskeriMahkemesinin kararından bahsedilerek cinsel ilişkinin rızaya dayalı olduğununkabul edildiği...ayrıca davacı vekili tarafından eklenen kararda; davacı inkaretse de davacının C.A.ya ait telefondan aranarakgörüşme yapıldığının tespit edildiğinin belirtildiği, dolayısıyla davacı ileC.A. arasında bir bağlantının olduğunun kabul edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıcasöz konusu kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda "sonuç olarak"yapılan değerlendirme bölümünde; cinsel birlikteliklerin rıza dışında olduğunadair delil bulunmadığı belirtilerek rızaya dayalı cinsel birlikteliklerinolduğunun vakıa olarak kabul edildiği, tehdit suçuna ilişkin delil olmadığınınbelirtildiği görülmektedir. Kısaca [söz konusu kararın] isnat edilen cinsel saldırı suçunun rıza dışındayapıldığına ilişkin delil elde edilememesi nedeniyle ve tehdit suçuyla ilgiliolarak da davacının "astsubay öğrencilerini söz konusu cinselbirlikteliklerin devamı için tehdit ettiğine dair kamu davası açmaya yeterli veinandırıcı delil elde edilemediği" gerekçesiyle verildiği anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak; ayırma işlemi tarihi itibarıylaayırma kararına dayanak teşkil eden vakıalarda bir değişiklik olmadığı,özellikle davacı ile birbirleriyle cinsel ilişkide bulunan personel arasındakibağlantı ve bu bağlantıların hayatın olağan akışı dışında olması hususlarıbirlikte dikkate alındığında; kararın düzeltilmesini gerektirecek bir nedenolmadığı..."
22. Nihai karar 23/6/2014 tarihindebaşvurucuya tebliğ edilmiştir.
23. Başvurucu 21/7/2014 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 3/7/2018 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Hâkimin TarafsızOlmadığına İlişkin İddia
25. Başvurucu; gerekçeli kararda imzasıbulunan üye hâkimlerden birinin somut davaya dayanak soruşturma kapsamındakimaddi olaylardan biriyle ilgili olarak H.A. isimli şahıs hakkında askerî cezamahkemesinde görülen davada da görev aldığını, bu dava dosyasında 2007 yılındaverdiği ve kesin hüküm teşkil eden kararındaki kabul ve değerlendirmelerininmevcut karardaki kabul ve değerlendirmeleriyle çeliştiğini belirtmekte, budurumun hâkimin tarafsız olmadığını gösterdiğini ileri sürmektedir.
26. Genel olarak tarafsızlık; davanın çözümünü etkileyecek birön yargı, tarafgirlik ve menfaatin söz konusu olmamasını, davanın taraflarıkarşısında ve onların leh ve aleyhlerinde bir düşünce veya menfaatinbulunmamasını ifade eder (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014,§ 61).
27. Tarafsızlığın öznel ve nesnel olmak üzere iki boyutubulunmakta olup bu kapsamda hâkimin birey olarak mevcut davadaki kişiseltarafsızlığının yanı sıra kurum olarak mahkemenin kişide bıraktığı izlenimin dedikkate alınması gerekmektedir (AYM, E.2005/55, K.2006/4, 5/1/2006).Yargılamayı yürüten mahkeme üyelerinin taraflardan biriyle veya anlaşmazlıkkonusu ile maddi veya manevi yakın bir bağının bulunması veya yargılamasürecinde sarf ettiği ifadeleri ile tarafsız olamayacağı yönünde meşru birkanaat uyandırması, bunun yanı sıra davadan önce dava ile doğrudan bağlantılıbir konumda bulunması da tarafsızlığı ihlal edebilir. Ancak belirli biruyuşmazlıkta yargılamayı yürüten hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılıve taraflı bir tutumunun, kişisel bir kanaatinin veya menfaatinin, bu bağlamda kişiselbir taraflılığının söz konusu olduğunu ortaya koyan bir delil bulunmadığı ve buhusus kanıtlanmadığı müddetçe tarafsız olduğunun bir karine olarak varsayılmasızorunludur (Tahir Gökatalay,§ 62).
28. Bu bağlamda başvuruya konu yargılama faaliyeti açısındanilgili usul hükümleri uyarınca yargılama faaliyetini devam ettiren yargılamamakamlarının tarafların adil yargılanmaya ilişkin meşru beklentileri üzerindemenfi etkide bulunacak bir izlenimi olmadığı görülmektedir.
29. Başvurucunun yargılamayı yürütenheyette yer alan bir üye hakkında ileri sürdüğü şikâyete konu olgunun iseesasen yargı yetkisinin kullanılmasıyla ilgili bir husus olup bu üyenin hâkimintarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde başvurucuya yönelikön yargılı ve taraflı bir tutumunun, kişisel bir kanaatinin veya menfaatinin,bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu olduğunu ortaya koyan birdurum arz etmediği sonucuna varılmıştır. Öte yandan belirtilen iddiayıispata yönelik olarak başka bir delil de ortaya konulamadığı görüldüğündenihlal iddiasının temellendirilemediği anlaşılmıştır.
30. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucu, gerek ilk derece yargılamasında gerekse kanunyolu incelemesinde verilen kararlarınmakul ve yeterlibir gerekçe içermediğini ileri sürmektedir.
32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adilyargılanma hakkına sahip olduğu belirtilmiş ancak gerekçeli karar hakkındanaçıkça söz edilmemiştir. Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesineilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce degüvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiğivurgulanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1)numaralı fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçelikarar hakkının da dâhil olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) birçokkararında vurgulanmıştır. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenenadil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığınınkabul edilmesi gerekir (Abdullah Topçu,B. No: 2014/8868, 19/4/2017, § 75).
33. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında da "Bütün mahkemelerin her türlü kararlarıgerekçeli olarak yazılır" denilerek mahkemelere kararlarınıgerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir. Anayasa'nın bütünlüğü ilkesi gereğianılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmalıdır (Abdullah Topçu, § 76).
34. Gerekçeli karar hakkı, yargılamada ileri sürülen tümiddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bunedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göredeğişebilir (Mehmet Yavuz, B. No:2013/2995, 20/2/2014, § 51). Öte yandan kanun yoluincelemesi yapan mercinin yargılamayı yapanmahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya atıflakararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterlidir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).
35. Somut davada derece mahkemesinindisiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle TSK'dan ayırma işleminin iptaliistemine ilişkin davanın reddine dair gerekçesini, başvurucunun adli ve idarisoruşturma geçirmesine de neden olan maddi olay ve olguların mahiyetini veözellikle bu hususların niteliği itibarıyla askerlik mesleğine etkisini esasalarak şekillendirdiği, bu bağlamda başvurucunun TSK'nın itibarını sarsacakşekilde ahlak dışı hareketlerde bulunduğu değerlendirmesinden hareket ederekret hükmüne ulaştığı görülmektedir.
36. Bu durumda yapılan yargılama sonunda hükme ulaşılması içinyeterli gerekçebulunduğu (bkz. § 14), kanun yoluaşamasında da -yeni ortaya çıkan takipsizlik kararı da irdelenmek suretiyle-değerlendirme konusu hüküm ve gerekçesinin uygun bulunduğu (bkz. § 21) dikkatealındığında gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğuanlaşılmaktadır.
37. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Silahların Eşitliği veÇelişmeli Yargılama İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
38. Başvurucu, gerekçeli kararda yer verilen bir kısım belgenin-ayrılış sicil belgesi, MİT belgesi, Hv. Kuv. K.lığıİstihbarat Başkanlığı kayıtlarında geçen ve eş cinsel şahıslar ile ilişkiiçinde olduğuna yönelik ibarenin dayanağı olan belge- kendisineincelettirilmemesi nedeniyle savunma hakkını etkin bir şekilde kullanamadığınıbelirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
39. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia, savunmave adil yargılanma hakkınasahiptir. Anayasa'nın anılan maddesinde adil yargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve savunmahakkına birlikte yer verilmesi, taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önündedile getirme fırsatı tanınması gerektiği anlamını da içermektedir (Mehmet Fidan, B. No: 2014/14673, 20/9/2017,§ 37). Nitekim Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında, AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil edilen silahların eşitliğiilkesine Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Bu itibarla anılanilkenin adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriğine dâhil olduğu sonucu ortayaçıkmaktadır. Anılan ilkeye uygun yürütülmeyen bir yargılamanın hakkaniyeteuygun olması mümkün değildir (Mehmet Fidan,§ 38).
40. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usuleilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinindiğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarınımakul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamınagelir (Yaşasın Aslan, B. No:2013/1134, 16/5/2013, § 32). Bu usul güvencesiuyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunmaimkânı tanınmasını kapsamaktadır (YükselHançer, B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 18).
41. Silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı olan çelişmeliyargılama ilkesi, kural olarak bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflaragösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarlailgili görüş bildirebilme imkânı vermektedir (HüseyinSezen, B. No: 2013/1793, 18/9/2014, § 38).
42. Hakkaniyete uygun yargılanmanın temel unsurları,yargılamanın çelişmeli olması vetaraflar arasında silahların eşitliğininsağlanmasıdır. Anılan ilkelere uygun yürütülmeyen bir yargılamanın hakkaniyeteuygun olması olanaklı değildir. Ancak silahların eşitliği ve çelişmeliyargılama ilkeleri uyarınca taraflara delillerini sunma ve inceletme noktasındauygun imkânların tanınıp tanınmadığı yargılamanın bütünü nazara alınarakdeğerlendirilmelidir. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamındakigörevi, somut olayın usul kurallarına uygunluğunu denetlemek değil adilyargılanma hakkı kapsamındaki güvencelerin somut olayda ihlal edilipedilmediğini yargılamanın bütünü ışığında denetlemektir (Fazlı Celep, B. No: 2015/1025, 21/3/2018, § 25).
43. Somut olaydadavalı idaretarafından savunma dilekçesi ekinde gönderilen gizli belgelerin ilk dereceyargılaması aşamasında başvurucuya tebliğ edilmediği, başvurucunun gerekçelikararla birlikte söz konusu belgelerden haberdar olduğu anlaşılmaktadır.Bununla birlikte anılan karara karşı karar düzeltme yoluna giden başvurucununkarar düzeltme incelemesinin, bir başka ifadeyle yargılamanın henüz devamettiği süreçte Mahkemeden dava dosyasına sunulan gizli belgeleri incelemesineimkân sağlanması yönünde talepte bulunduğu; Mahkemenin de 1/4/2014tarihinde bu talebi kabul ettiği ve davalı idare tarafından gönderilen tümgizli bilgi ve belgelerin başvurucuya incelettirilmesi yönünde karar aldığıgörülmektedir. Öte yandan başvurucuya incelediği söz konusu belgelere göresavunma yapması içinyirmi gün süre verildiği,başvurucunun da 5/5/2014 tarihinde Mahkemeye ek birkarar düzeltme dilekçesi daha vererek incelediği gizli belgelere yöneliksavunmalarını dile getirdiği tespit edilmiştir.
44. Başvurucu; gerekçeli kararda yer verilen ayrılış sicilbelgesi, MİT belgesi, Hv. Kuv. K.lığı İstihbaratBaşkanlığı kayıtlarında geçen ve eş cinsel şahıslar ile ilişki içinde olduğunayönelik ibarenin dayanağı olan belgelerin tarafına incelettirilmediğindenşikâyet etmektedir. Mahkememizin 11/10/2017 tarihli müzekkeresi ile istenilmesiüzerine gönderilen dava dosyası ve ekleri birlikte incelendiğinde söz konusuistihbarat raporlarının başvurucu hakkında istihbarat birimleri tarafından bilgi notu adı altında düzenlenenbelgelerden ibaret olduğu,bubilgi notlarının da Mahkemece başvurucuya incelettirildiğinin anlaşıldığı,nitekim başvurucunun karar düzeltme ek beyan dilekçesinde bu belgelerde yeralan bilgilere yönelik savunmalarda bulunduğu, ayrıca bireysel başvurudilekçesi ekinde bu belgeleri Anayasa Mahkemesine de ibraz ettiğigörülmektedir. Öte yandan, dava dosyasına sunulup da başvurucuya incelettirilmeyengizli nitelikte başka bir belge mevcut olmadığı, ayrıca başvurucunun, hakkındadüzenlenen ayrılış sicil belgesi içeriğine Mahkemenin gerekçeli kararında yerverildiğinden kanun yolu aşamasında bu bilgilere de itiraz etme olanağı bulduğutespit edilmiştir.
45. Yukarıda yer verilen tespitlere görebaşvurucunun dava dosyasına sunulan bilgi ve belgeleri inceleme imkânıbulabildiği, karşı tarafın sunduğu deliller üzerine görüş bildirebildiği/kendidelillerini sunabildiği ve itirazlarını dile getirebildiği, derece mahkemesininbaşvurucunun haberdar olduğu bu bilgi ve belgelere göre nihai kararını verdiği,dolayısıyla başvurucunun diğer tarafa göre usule ilişkin imkânlar yönündendezavantajlı konuma düşürülmediği anlaşılmaktadır.
46. Bu durumda yargılamaya bir bütün olarak bakıldığındasilahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine yönelik bir ihlalinolmadığının açık olduğu anlaşılmıştır.
47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Yargılamanın Sonucuİtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia
48. Başvurucu, hükme esas alınan bazı belgelerin dava dosyasıiçinde bulunmadığını, dolayısıyla Mahkemenin bu belgeleri görmeden ve incelemedenkarar verdiğini belirtmekte; eksik inceleme vehatalıdeğerlendirmeye istinaden verilen kararın adil olmadığını ileri sürmektedir.
49. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde davakonusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmamasıbireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veyaaçık bir keyfîlik içeren yorum, uygulama ve sonuçlarAnayasa Mahkemesinin denetim yetkisi kapsamındadır (Ahmet Sağlam, B. No:2013/3351, 18/9/2013, § 42).
50. Subay/astsubayların TSK tarafındanyürütülen hizmetin mahiyeti ve mensubu oldukları bu kurum bünyesinde ifaettikleri görevlerinin özelliği gereği taşımaları gereken niteliklerin ne olduğu,özellikle disiplin ve ahlaki durum itibarıyla mesleklerini hangikurallarçerçevesinde icra etmekle yükümlü oldukları, hangi hâl ve koşullarda bunitelikleri kaybetmiş sayılacakları, böyle bir durumda yetkili makamlartarafından yapılması gereken işlem ve uygulamaların ne olduğu, bunların hangiusul ve esaslar çerçevesinde yürütüleceği gibi hususlar anılan kurumun personelmevzuatında düzenlenmiştir.
51. Somut başvuruda şikâyet konusu edilen ve anılan mevzuathükümlerinin uygulanması noktasında ihtilafın ortaya çıktığı temel mesele,başvurucunun TSK'nın itibarını sarsacak tarzda hâl ve hareketlerde bulunupbulunmadığı ve buradan hareketle ahlaki durum itibarıyla TSK'da görev yapmaniteliğini kaybedip kaybetmediğidir.
52. Bireysel başvuruya dayanak karar buyönüyle irdelendiğinde derece mahkemesinin üçüncü şahısların da içinde yeraldığı ve somut davaya dayanak olanlar haricinde de muhtelif adli/idarisoruşturmalara konu olan olayları bütün olarak değerlendirdiği ve bu bağlamdaözellikle üçüncü şahıslar arasındaki ilişkinin gayriahlaki niteliğinedeğindiği, başvurucunun da bu şahıslarla olan irtibatına vurgu yaparak sözkonusu olaylar sürecindeki tutumunun, hâl ve hareketlerinin ahlaki olmadığı,askerlik mesleğiyle bağdaşmadığı ve TSK'nın itibarını sarstığı sonucunaulaştığı görülmektedir.
53. Bu bağlamda somut başvuruda, ahlakidurum itibarıyla TSK'dan ayırma işlemine tabi tutulacak personele ilişkinmevzuat hükümlerinin derece mahkemesince irdelendiği ve anılan mevzuatkapsamında ayırma işleminin tesis edilmesi için gerekli koşulların ne olduğuilgili hukuk kuralları çerçevesinde yorumlanmak ve maddi olayda bu koşullarıngerçekleşip gerçekleşmediği hususu dosya kapsamındaki deliller değerlendirilmeksuretiyle bir karara varıldığı görülmektedir.
54. Başvurucu tarafından ileri sürülen iddialar, derecemahkemesince delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasınailişkin olup Mahkeme kararında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığındaihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
55. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
E. Masumiyet Karinesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
56. Başvurucu, derece mahkemesi kararlarının takipsizlik kararıile sonuçlanan ceza soruşturmasına konu suçun işlendiği yönünde ifadeleriçermesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
57. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişininadil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadarmasum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de birgereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013).Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadansuçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse,suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleritarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B.No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
58. Adil yargılanma hakkının bir unsuru olan masumiyetkarinesinin sağladığıgüvencenin iki yönübulunmaktadır.
59. Güvencenin ilk yönü; kişi hakkındaki ceza yargılamasısonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren birsuçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu olduğunadair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında erkenaçıklamalarda bulunulmasını yasaklar.Güvenceninbu yönünün kapsamı sadece cezayargılamasını yürütenmahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm idari ve adlimakamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadarkişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını gereklikılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değilceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç veyargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlalisöz konusu olabilir (Galip Şahin, B.No: 2015/6075, 11/6/2018, § 39).
60. Güvencenin ikinci yönü ise ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyetdışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalardaceza gerektiren suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını,kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracakişlem ve uygulamalardan kaçınmasınıgerektirir (Galip Şahin, § 40).
61. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ve disiplin hukukufarklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Disiplin hukuku kurumun içdüzenini korumayı amaçlayan ve bunun için kamu görevlilerinin mevzuata, çalışmadüzenine, hizmetin gereklerine aykırı fiillerine yönelik olarak uygulanacakyaptırımları ve bu yaptırımların uygulanmasındaki usul ve esasları düzenleyenbir hukuk alanıdır. Bazı hâllerde ise kamu görevlisinin fiili ceza hukukukapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin hukuku yönünden desorumluluk gerektiren bir mahiyettaşıyabilir (benzeryönde değerlendirmeler için bkz. ÖzcanPektaş, B. No: 2013/6879, 2/12/2015, § 25; Kürşat Eyol, §30). Böyle bir durumda Anayasa'da güvence altına alınan masumiyet karinesininbir eylemi nedeniyle ilgili hakkında hem ceza hem de disiplin işlemlerininyürütülmesine engel teşkil etmediğini, bu iki sürecin eş zamanlı olarak devametmesinin de önünde anılan güvence bakımından bir mâni bulunmadığını belirtmekgerekir.
62. Öte yandan ceza muhakemesi sonucunda kişinin müsnet suçu işlemediğine dair hükümler dışında cezamahkemesi hükmü, disiplin makamları açısından doğrudan bağlayıcı değildir.Ancak cezai sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -dahahafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğuntesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır (benzer yöndedeğerlendirmeler için bkz. Özcan Pektaş, §25; Kürşat Eyol,§ 30).
63. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarakyürütülen, bir başka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, cezamakamları tarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam edendisiplin soruşturma ve yargılamalarında masumiyet karinesi bakımından önemliolan husus; kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçelerveya kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, cezamahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölgedüşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (GalipŞahin, § 47).
64. Bununla birlikte ceza yargılamasına konu maddi olay veolguların disiplin hukuku esasları çerçevesinde diğer kamu makamlarınca(idari/adli) ayrıca değerlendirilmesi ve bu değerlendirme sonucunda ulaşılacakkanaate göre işlem/karar tesis edilmesi mümkündür. Bu bağlamda disiplin işlemve yargılamalarında ceza yargılamasında elde edilen bir delile istinat edilmesiya da kişi hakkında yapılan ceza yargılamasına bir olgu olarak atıf yapılmışolması tek başına masumiyet karinesinin sağladığı güvencelere aykırılık teşkiletmez. Ancak adli ve idari makamların kendi görev sınırlarını aşarak kişiyi suçlu ilan etmesi veya bu bağlamdabirtakım çıkarımlarda bulunması masumiyet karinesinin ihlaline yol açabilir.Masumiyet karinesi kapsamındaki güvencelerin sağlanıp sağlanmadığının tespitiyapılırken ise kararın gerekçesinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekir(Galip Şahin, § 48).
65. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucu hakkındaki ceza vedisiplin hukuku süreçlerinin eş zamanlı olarak yürütüldüğü,disiplin işlemine karşı açılan idaridavada ilk derece mahkemesinin üst kanun yolu incelemesine tabi kararınıverdiği tarihte ceza soruşturmasının devam ettiği, nihai kararın verildiğitarihte ise ceza soruşturmasının takipsizlik kararı ile sonuçlanmış olduğu, birbaşka ifadeyle başvurucunun suçluluğunun hükmen sabit olmadığı görülmektedir.Bu itibarla masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin her iki yönünün dedevreye girdiği somut olayda, disiplin soruşturması ve yargılaması sürecindekamu makamlarının kararlarında belirttikleri gerekçeler veya kullandıkları dil nedeniyleceza mahkemesi tarafından suçlu bulunmamış olanbaşvurucunun masumiyetine gölge düşürülmesine sebebiyet verilip verilmediğininortaya konulması gerekmektedir.
66. Mahkemenin kararında ceza soruşturması sürecinde yargımakamları tarafından verilen kararlardan alıntılara da yer vermek suretiyle busüreçten bir olgu olarak bahsettiği görülmekte olup bu durumun tek başınamasumiyet karinesinin ihlaline yol açmadığı belirtilmelidir. Öte yandan davadosyasına sunulan bilgi ve belgeleri değerlendiren Mahkemenin daha hafif birispat külfeti temelinde başvurucunun ahlaki durum itibarıyla TSK'nın itibarınısarsacak, hizmetin gerekleriyle bağdaşmayacak nitelikte hâl ve hareketleriçinde bulunduğu yönünde sonuca ulaştığı anlaşılmaktadır.
67. Belirtilen sonuca ulaşılankararlarda özü itibarıyla başvurucunun üçüncü şahıslar arasında gerçekleşengayriahlaki nitelikteki cinsel ilişki vakıalarıyla ve bu şahıslarla olan irtibatınailişkin tespit ve değerlendirmelerde bulunulduğugörülmekte olupkararlarda geçen ayırma kararına dayanak teşkil eden vakıalarda birdeğişiklik olmadığı, cezayargılamasına da konu olan eylemleri nazara alındığında gibiifadelerin de bu bağlamda kullanıldığının altı çizilmelidir. Kararlarda, sadece disiplin hukukuyönünden tartışılan söz konusu fiilin ceza hukuku kapsamında tehdit/basit cinsel saldırı suçuna iştirakolarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği hususunda ise bir yorum yapılmadığıya da kanaat belirtilmediği görülmektedir.
68. Öte yandan derece mahkemesi kararında da yer verilen idaritahkikat raporunda geçen tehditterimi sadece ceza hukuku kapsamına giren ve suç teşkil eden eylemlerbağlamında değil aynı zamanda günlük dilde kişinin iradesi üzerine etkiedebilecek durumlar için de kullanıldığından bu kelimenin tek başına bir sorunteşkil etmediği belirtilmelidir. Nitekim disiplin hukuku sürecinde kamumakamlarının tehdit eyleminin ceza hukuku kapsamında tehdit olaraksınıflandırılıp sınıflandırılamayacağı hususunda bir yorumda bulunmadığınadikkat çekmek gerekir.
69. Bu itibarla söz konusu kararlardabaşvurucunun kendisine isnat edilen eylemlerden suçlu bulunması gerektiği ya dasuçlu olduğuyönünde ve başvurucuya cezai sorumlulukyükler nitelikte bir çıkarımda bulunulmadığı, kararlarda geçen ifadelerin gerekkullanılan dil gerekse bağlamı itibarıyla ceza hukuku anlamında ve teknikunsurlarıyla ceza soruşturmasına konu suça ya da bu suçun işlendiğine işaretetmediği görülmektedir.
70. Bu tespitler ışığında hem cezasoruşturmasının devam ettiği süreçte hem de bu sürecin tamamlanmasından sonrakiaşamada kamu makamlarının disiplin soruşturması ve yargılaması kapsamında kalanyetki sınırlarını başvurucunun ceza gerektiren bir suçla ilgili olarak masumsayılma hakkına halel getirecek şekilde aşmadığı, dolayısıyla somut olaydamasumiyet karinesine yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğuanlaşılmaktadır.
71. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. Başvurunun açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 3/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.