TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
METİN GÜNEŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/23083)
Karar Tarihi: 28/5/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 9/7/2019 - 30826
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Raportör
:
Fatih HATİPOĞLU
Başvurucu
:
Metin GÜNEŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; başvurucu hakkında uygulanan gözaltı ve tutuklamatedbirlerinin hukuki olmaması,tutukluluğun makul süreyi aşması, tutukluluğa itirazın bağımsız ve tarafsızhâkim güvencelerine aykırı olan sulh ceza hâkimlikleri ve ağır cezamahkemelerince karara bağlanması, uzun süre hâkim önüne çıkmama ve tutukluluğaitiraz değerlendirmelerinde savcılık görüşünün tebliğ edilmemesi nedenleriylekişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, FETÖ/PDY ile ilgili olarak yayımlananhaberler nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular ¾/2017 ve 28/4/2017 tarihlerinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Yapılan incelemede 2017/19260 sayılı başvuru ile 2017/23083sayılı başvuru arasında konu ve kişi bakımından irtibat olması nedeniyle2017/19260 sayılı başvurunun 2017/23083 sayılı başvuru ile birleştirilmesine veincelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
A. Tutuklamaya İlişkinSüreç
9. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması(FETÖ/PDY) ile bağlantılı suçlardan başlatılan soruşturma kapsamında 15/4/2015tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğünde gözaltına alınmıştır.
10. Cumhuriyet savcısı 20/4/2015 tarihinde başvurucununifadesini almıştır. Başvurucunun Savcılık ifadesi şöyledir:
“İlkokul, Ortaokul ve Liseyi Ankara’da okudum.2000 yılında Polis Kolejine başladım ve 2007 yılında Polis Akademisinden mezunoldum. İlk görev yerim İstanbul Bahçelievler Koca Sinan Polis MerkeziAmirliğidir. Daha sonra Küçükçekmece Emniyet Müdürlüğünde Ekiplerde Grup Amiriolarak çalıştım. İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğünde PKK masasında çalıştım.Daha sonra da Güven Timlerinde çalıştım. Daha sonra da Van iline tayinim çıktı.Şu anda idari olarak açığa alındım. İstihbarat Şube Müdürlüğüne 2010 yılındabaşladım. 2014 yılı Ocak ayında İstanbul GüvenTimlerine tayinim çıktı. İstihbarat Şube Müdürlüğünde rütbelilerin en küçüğüolan masa amiri olarak görev yaptım. Şube içerisinde PKK bölümündeki masadagörevliydim. H.B. ekip şefidir. Bende onun masa amiriyim. H. Ekiplerden ve BİEK’lerden[bilgisinden istifa edilen kişiler] sorumludur. BİEK’lereyapılan harcalamalar ve BİEK’lerinçalıştırılmasında ekip şefi olarak H.B. sorumludur. Bir numaralı sorumlu veçalıştırıcıdır. Çalıştırıcı ekip en az 2 en fazla 3 kişi olur. H.B. de buekibin şefidir. BİEK’ler ile görüşme olmuş ise hem görüşme, hem harcama ve hem de masraf tutanağa bağlanır. Bututanaktan H.B. sorumludur. Düzenlediği tutanağı aynı gün veya daha sonrakigünlerde bana getirir ve gösterir. Ben incelerim. Ben inceledikten sonraraporları sıralı amirlerime gönderirim. Ben sadece paraf atıp gönderirim.Yanlış hatırlamıyorsam H.B.nin bayramdan önce -tariholarak hatırlamıyorum- çok harcama yaptığını bana teslim ettiği tutanaklarıinceleyince gördüm. Geçmiş zaman olduğu için ne kadar harcama yaptığınıbilmiyorum. H.B.nin BİEK’lerleyaptığı görüşmelerden benimde bir şekilde haberim olur. Başka yerden de haberalırım. O gün H.B.nin değil bütün ekip şefleriniinceledim. H.B. Önceden de çok para isterdi. Bu yüzden bana teslim ettiğitutanakları inceledim. Bunun üzerine araştırma yaptım. Hakan’ın BİEK ilegörüşme yapmadan harcama ve ödeme tutanağı düzenlediğini tespit ettim. Bukonuyu bir tutanak yaptım. Görüşmenin olmadığını buna rağmen ödeme ve harcamatutanağı düzenlendiğini belirttim. Bu tutanağı imzalayarak üst kısım amirim A.K.ya verdim. Bir süre sonra A.K.bana senin düzenlediğin tutanağı E.A. amir yırttı diye söyledi. E.A.nın neden yırtığınıbilmiyorum. Konuyu E.A. ile hiç görüşmedim. Ancak sorumluluk bende olduğu içinben aynı tutanağı tekrar tuttum. Tekrar A.K.yateslim ettim. Ne kadar bir süre geçti bilmiyorum. Ben CumhuriyetBaşsavcılığından çağrılmıştım. Benim düzenlediğim tutanak ile ilgili konuyusordu. Ben de konuyu anlattım. Tutanağın içeriğini de anlattım. Şimdi bentutanakta neler yazdığımı hatırlamıyorum. H.B.ninBİEK ile görüşme yapmadığını nasıl tespit ettiğimi hatırlamıyorum. Ancak bukonuyu ben ayrıntılı şekilde düzenlediğim tutanakta yazmıştım. Tutanak incelendiğindebu görülecektir. İfademi verdim. Cumhuriyet Başsavcılığından çıktım.Zannedersem kısım amirim A.K. benim tutanağım ile ilgili konuyu Başsavcılığaintikal ettirmiş. Soruşturma da bu şekilde başlamıştır. H.B.ninbana teslim ettiği olaya konu tutanakta kaç imza olduğunu hatırlamıyorum ancaken az iki imza olması gerekir. Ancak imzası veya imzaları olan diğer kişi vekişileri hatırlamıyorum. Ekip şefi H.B., BİEK’tensorumludur. Sorumluluk onda olduğu için sadece onun ismini tutanakta yazmıştım.C.Ş.nin tutanakta imza olduğu iddia edilen C.Ş.nin isminin BİEK sorumlusu olmadığı için onu yazmadım. BİEK’ten sorumlu olsaydı. C.Ş.yi yazardım. Ekip şefi H.B., BİEK’tensorumludur. Sorumluluk onda olduğu için sadece onun ismini tutanakta yazmıştım.T.A.nın tutanakta imzaolduğu iddia edilen T.A.nın isminin BİEK sorumlusuolmadığı için onu yazmadım. BİEK’ten sorumlu olsaydı T.A.yı yazardım. Tutanaktarihlerini hatırlamamakla birlikte benim paraf ettiğim tutanaklarda görüşmeyapıldığına dair tespitimi içeren tutanakları şube müdürünün oluruna sunmuştum.Sunarken bir suretleri bizim kalemde kalır. Kalan suretlerini incelediğimdeolura gönderdiğim bir kısım tutanak içeriklerinde de esasında H.B.nin bana teslim ettiği tutanakların bazılarında BİEKile görüşme yapılmadığı halde, ödeme ve masraf tutanağı düzenlendiğini farkedince tutanak düzenlemiştim. Daha önce olura verdiğim tutanağa kattım. Bundanözel bir kastım yoktur. Sonradan fark ettiğim için böyle oldu. Şube Müdürününoluruna sunduğumuz evraklar bir üst Amirim A.K.ya sunarken bir suretleri bizim kalemde kalır.Kalan suretlerini incelediğimde olura gönderdiğim bir kısım tutanakiçeriklerinde de esasında H.B.nin bana teslim ettiğitutanakların bazılarında BİEK ile görüşme yapılmadığı halde, ödeme ve masraftutanağı düzenlendiğini fark edince tutanak düzenlemiştim. Ben tek başıma datutanak düzenleyebilirim. Birlikte tutanak düzenlediğimiz de olur. Bazen debenim düzenlediğim tutanağa Amirim A.K. ve onun üstü P.K. da paraf etmişolabilir. Cumhuriyet Başsavcılığına bizzat benim şikayetimyoktur. Ancak benim konu ile düzenlediğim tutanak A.K.ya gittiği için o benim düzenlediğim tutanağıCumhuriyet Başsavcılığına gönderilen üst yazıya eklemiş olabilir. Bazıtutanakları daha sonra olura sunmuş olmamda bir kasıt aranmamalıdır. Özel birkastım yoktur. Bazen müdürümüzü bulamıyoruz. Bazen tutanakların yarısı imzadangeçer yarısı daha sonra imzalanır. Muhtemelen böyle bir şey olmuştur veyasonradan fark ettiğim gerçekle uygun olmayan tutanak nedeniyle H.B.nin bana teslim ettiği geriye dönük tutanakları dainceleyip benzer nitelikte olanları tespit etmem nedeniyle sonradan olurasunmuş olabilirim. Amirim veya müdürüm paraf ettiğim tutanakları geri çevirmişolabilir. O yüzden aynı tarihli tutanakların olura sunuluş tarihleri farklıolabilir. Ben H.B.nin görüşme yapmadığınıdüşünmüştüm. Böyle tutanak düzenlemiştim. Gizli tanık parasını almış olabilir.O zaman H.B.nin tutanağı yanlıştır. Ben öyledüşünüyorum. Ben H.B.nin düzenleyip bana teslimettiği tutanaktaki şüphelerimi belirtmiştim. BİEK’lerpara motivasyonlu çalıştığı için, para sonradan da verilmiş olabilir ya daparayı hatırlamıyor olabilir. Belki H. Parayı bir gün önce vermiştir. H. Başkabir gün tutanak düzenlemiş olabilir. Çalıştığım dönemde ve kısımda düzenlediğimbu tutanak dışında bir übjektif görmemiştim. GüvenTimlerinde çalıştığım bir dönemde yine bir übjektiftespit etmiştim. Ayrıca Bahçelievler’de çalışırken de bazı usulsüzlükler tespitetmiş ve bildirmiştim. Ben görevimi dürüstçe yapan kamu görevlisiyim. H.B.nin olaya konu tutanağını incelemiştim. Fark ettiğimdegeriye 2-3 ay geriye dönük olarak inceleme yapmıştım. Bunlar da kısmımızdaarşive gönderilmek üzere bekleyen evraklardı. Arşive gittikten sonra arşivdençıkarıp inceleme yetkim yoktur. Evraklar iki üç ay içinde arşive gider. A.K.bana amirim olduğu için sürekli denetleme talimatı verirdi. Konuya yukarıdacevap vermiştim. H.B.nin olaya konu tutanağınıincelemiştim. Fark ettiğimde geriye 2-3 ay geriye dönük olarak incelemeyapmıştım. Bunlar da kısmımızda arşive gönderilmek üzere bekleyen evraklardı.Arşive gittikten sonra arşivden çıkarıp inceleme yetkim yoktur. Evraklar iki üçay içinde arşive gider. E.A. benim büro amirimdir. Aramızda bir übje Yukarıda isimleri geçen kişilerin dinlenmeleri veizlenmelerinden yeni haberim oldu. Soruşturmanın bu kadar büyük olduğundan bilehaberim yoktur. İlk kez sizden öğreniyorum. Benim soruşturmayla alakam yoktur.Şu anda gözaltında olan şüphelilerden 3-4 kişiyi tanıyorum. Hiçbiri ile ilgimyoktur. Soruşturmayla ilgilenmediğim gibi soruşturmanın boyutundan da haberimyoktur. H.Ö.yü tanımıyorum. H.İ.yi de ismen biliyorum. Benimdüzenlediğim tutanakla ilgileri yoktur. Ben düzenlediğim tutanakta sadecekuşkularımı belirtmiştim. Daha sonraki gelişmelerden haberim yoktur. Herhangibir suç işlemiş değilim. Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat DaireBaşkanı olan E.D.nin dinlendiğinden haberim yoktur.İlk kez sizden öğreniyorum. Benimle ilgisi yoktur. Ben sadece önüme gelentutanakları inceledim. Kuşkularım oldu. Bunları belirttim ve bir üst amirimebildirdim. Yapmam gerekeni yaptım. Daha ötesi benim yetkim ve görevimdışındadır. Bu konuda bizzat Cumhuriyet Başsavcılığına giderek şikayet dilekçesi vermiş değilim. Herhangi bir suçişlemedim. Suçsuzum. Şube dışına da herhangi bir evrak çıkarmadım. Herhangi birörgüt üyesi değilim.”
11. Savcılık başvurucuyu Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadankaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin gizlikalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etmesuçlarından tutuklanması istemiyle İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğine sevketmiştir.
12. İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği 20/4/2015 tarihli kararıylabaşvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya göreviniyapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması gereken bilgilerinisiyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçlarından tutuklanmasınakarar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:
“…şüphelilerin İstanbul Emniyet Müdürlüğündesuç tarihi itibariyle çeşitli şube ve bürolarda müdür, müdür yardımcısı, amirve memur olarak görev yaptıkları, bu görevleri dolayısıyla silahlı kollukkuvveti olarak görev yaptıkları, İstanbul Emniyet Müdürlüğünün hiyerarşikyapısı içerisinde altlık üstlük ilişkilerini kullanarak, yasadışı örgütlenmeoluşturdukları, devletin emniyet hizmetleri ve faaliyetleri kapsamındagörevlerinin sağladığı nüfuz ve gücü yasaların verdiği yetkileri görevleriningereklerine aykırı olarak kullanarak isnat edilen amaç suçlara ulaşmak amacıylabir kısım araç suçları işlediklerı hususunda kuvvetlisuç şüphesi ve delilin bulunduğu devletin yapısı dışında başka bir hiyerarşikdüzene göre hareket eden bir yapıya göre hareket etmelerinin söz konusu olduğubu amaçla siyasal operasyonlara kalkışıldığı, bu amaçla zımmetve benzeri bir takım suçlar ile mücadele ediliyormuş görüntüsü altında, adlimerciler de yanıltılmak suretiyle tutanaklar tutularak soruşturmalarnübjektifğı, busoruşturmalar çerçevesinde … İstanbul Emniyet Müdürlüğü görevlilerininiletişimin dinlenmesini sağladıkları, bu dinlemenin de istihbarat şubemüdürlüğü yönetim kadrosuna atanan bir kısım amir ve memurların ne şekildehareket edeceklerinin önceden tespite çalışıldığı …
…
bu itibarla bu şüpheIiIerinüzerilerine atılı suçlar yönünden; kuvvetli suçşüphesinin varlığını gösteren somut deliller bulunduğu, bu suçların yasadaöngörülen cezalarının alt ve üst sınırı, bu suçların önemli ve ciddi sayılansuçlardan olması hasebiyle tutuklama nedeninin varsayıldığı, atılı suçlarınkatalog suçlardan olduğu, CMK’nın l00. Ve devamımaddelerinde belirtilen tutuklama yasağı veya yargılama engeli gibi halinbulunmadığı, atılı suçlar yönünden şüphelilerin alabileceği ceza miktarı gözönüne bulundurulduğunda kaçabilecekleri yönünde şüphebulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmadığı, çok kapsamlı bir şekilde ve çokyönlü olarak soruşturmanın devam ettiği, bu anlamda şüphelilerin delilleri yoketme, gizlerne, tanık ve mağdurlar üzerinde baskıoluşturma şüphesinin bulunduğu, atılı suçlar yönünden beklenen ceza veyagüvenlik önlemi değerlendirildiğinde ‘ölçülülük’ ilkesi uyarınca daha hafifkoruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada yetersizkalacağı, kanaatine varılmakla şüphelilerin … tutuklanmalarına… [kararverilmiştir.]”
13. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; İstanbul 6. SulhCeza Hâkimliği 6/5/2015 tarihinde başvurucunun itirazını reddetmiştir.
14. Başsavcılık 30/3/2016 tarihli iddianamesi ile başvurucununsuç uydurma, iftira, göreve ilişkin sırrın açıklanması, suç delillerini yoketme, gizleme veya değiştirme, kamu görevine ait araç ve gereçleri suçtakullanma, gizli kalması gereken bilgileri açıklama, yasaklanan bilgileriaçıklama, siyasal veya askerî casusluk suçlarını işlediği iddiasıyla aynı yerağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır.
15. İddianamede FETÖ/PDY hakkında genel bilgilere, başvurucuyayönelik suçlama ve delillere yer verilmiştir.
16. Bu bağlamda iddianamenin başvurucunun işlediği iddia olunansuça ve örgüt bağlantısına ilişkin kısımları şöyledir:
“Dönem itibariyle İstanbul Emniyet Müdürlüğüİstihbarat Şube Müdürlüğünde görev yapan H.B. isimli polis memurunun evraktausulsüzlük yaptığı ve zimmetine para geçirdiği, sıralı amirlerinin de buna gözyumdukları ve görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla dönem itibariyleistihbarat şube müdürlüğünde görevli A.K. tarafından adli makamlara dilekçesunulmak ve ifade vermek suretiyle şikayetçi olduğu, yine dönem itibariyleistihbarat şube müdürlüğünde çalışan P.K. ve Metin Güneş’in de ifade vermeksuretiyle şikayetçi oldukları, 2013/153711 sayı alan dosyanın organize suçlarlamücadele şube müdürlüğüne intikali sonrası görevliler arasında ilişkininnormalin ötesinde olduğu, bunun yanı sıra kendi aralarında menfaat birlikteliğioluşturduklarına dair ciddi emarelerin bulunduğu gerekçesi ile; İstihbaratDaire Başkanı E.D.nin kullandığı telefonlarıniletişimlerinin tespiti ve dinlenmesine yönelik rapor tanzim etmek suretiyleteşebbüste bulunulması İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğünden sorumlu EmniyetMüdür Yardımcısı A.M.T., İstihbarat Şube Müdürü A.A., İstihbarat Şube MüdürYardımcısı Ö.F.A. İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Emniyet Amiri E.A.,İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Emniyet Amiri S.A. isimli görevliler ilePolis Memurları H.B. ve H.İ. isimli görevlilerin, emekli memur H.Ö. isimlişahsın kullandığı telefonların ‘suç örgütü kurmak ve buna bağlı örgütünfaaliyetleri’ suçundan iletişimlerinin tespiti, dinlenmesi ve gizli izlenmelerihakkında yapılan işlemler ve eylemler. 30/1/2014 tarihinde yürürlüğe girenİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı iş bölümü talimatına göre ‘çalışma talimatınınyürürlüğe girdiği anda, bütün bürolarda bulunan Örgütlü Suçlar Bürosunun görevalanına giren soruşturma evraklarının tamamının, Kaçakçılık, Toplumsal Olaylarve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosuna devredilir’ hükmü uyarınca; İstanbulEmniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce yürütülen, CMK’nın 135. Ve 140. Tedbirlerine göre; izleme, ses vegörüntülerin kayda alınması, iletişimin tespit edilmesi, dinlenilmesi, kaydaalınması ve görüşme detaylarının sorgulamalarının yapılmasına, sinyalbilgilerinin değerlendirilmesine yönelik kararların alındığı, sahte evraktanzim etmek, zimmetine para geçirmek ve suç örgütü kurmak ve buna bağlı örgütfaaliyetlerinde bulunmak suçlarından açılan 2013/153711 sayılı soruşturmadosyası, bulunduğu İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosundan,Kaçakçılık, Toplumsal Olaylar ve Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosunagönderilmiştir. Kaçakçılık, Toplumsal Olaylar ve Örgütlü Suçlar SoruşturmaBürosunca 28/2/2014 tarih ve 2013/153711 sayılı müzekkere gereği için OrganizeSuçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne gönderilmiş, Müzekkere yazıda; 131611 sicilsayılı polis memuru H.B. hakkında İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünce idarisoruşturma yapılıp yapılmadığı, yine soruşturmada adı geçen H.B. isimli polismemurunun suça konu olarak düzenlediği ödeme belgelerinin ve F3, F4 formlarınınincelenip iade edilmek üzere gönderilmesi istenilmiştir. 2013/153711 sayılısoruşturma ile ilgili olarak Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğükayıtlarının tetkikinde; Dönem itibarıyla İstihbarat Şube Müdürlüğünde çalışan PolisMemuru H.B.nin ‘BİEK (Bilgisinden İstifade EdilenKişiler) çalıştırıcısı iken gerçek olmayan buluşma, haber raporu, ödeme belgesive harcama tutanağı düzenlediği’ iddiasıyla hakkında; dönem itibarıylaİstihbarat Şube Müdürlüğünde masa amiri olarak görev yapan Komiser Metin Güneştarafından 21/10/2013 tarihli raporun, BaşkomiserA.K. tarafından 22/10/2013 tarihli raporun, Büro Amir Yardımcısı Başkomiser P.K., Kısım Amiri BaşkomiserA.K. ve Masa Amiri Komiser Metin Güneş ile birlikte ortak tutulan 31/10/2013tarihli tutanağının tanzim edildiği, konu ile ilgili olarak BaşkomiserA.K.nın 8/11/2013 tarihinde İstanbul C.Başsavcılığına dilekçe sunmak suretiyle şikayetçi olduğu ve aynı gün ifadesininalındığı, adli makamlara intikal eden dilekçenin 2013/153711 sayısına kayıtedilerek adli soruşturmanın başlatıldığı, Soruşturma evraklarının, CumhuriyetBaşsavcılığımızca 18/11/2013 tarih ve 2013/153711 sayılı talimat yazısı ekindegereği için Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne gönderildiği, ilkmüzekkere yazının alınmasından 3 gün sonra 21/11/2013 tarihinde OrganizeSuçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne ikinci talimat yazının gönderildiği, alınanbu ikinci talimat herhangi bir araştırma/çalışma yapmadan, herhangi bir bilgi,belge veya somut delil elde edilmeden, sadece İstihbarat Şube Müdürlüğügörevlilerince tanzim edilen rapor/tutanak/verilen şikayet dilekçesi veifadelerin esas alınarak, delil teyit etme veya yeni delil elde etme yol veyöntemlerinin herhangi birine başvurmadan 22/11/2013 tarihinde (ikinci talimatyazının alınmasından bir gün sonra) İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğü üstyönetim kadrosunu oluşturan İstanbul İstihbarat Şube Müdürlüğünden sorumluEmniyet Müdür Yardımcısı A.M.T., İstihbarat Şube Müdürü A.A., İstihbarat ŞubeMüdür Yardımcısı Ö.F.A, İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Emniyet AmiriE.A., İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli Emniyet Amiri S.A., İstihbarat ŞubeMüdürlüğünde çalışan polis memurları H.B. isimli görevlilerin kullandığıtelefon numaralarının iletişimlerinin dinlenmesine ilişkin CMK 135 birincikarar talep raporunun düzenlendiği, 23/11/2013 tarihinde ‘suç örgütü kurmak vebuna bağlı olarak örgütün faaliyetleri’ suçu yüklenerek dinleme ve gizli izlemekararlarının alındığı, 6/12/2013 tarihinde istihbarat şube müdürlüğünde görevlipolis memuru H.İ. ve emekli bir memur olan H.Ö. isimli şahıslarıniletişimlerinin dinlenmesine ilişkin CMK 135 ikinci karar talep raporununtanzim edildiği, aynı gün mahkeme kararlarının alınarak çalışmalarabaşlanıldığı, 16/12/2013 tarihinde H.Ö. isimli şahsın ofis olarak kullandığıadresle ilgili olarak Gizli İzleme Karar Talebinde bulunulduğu ve aynı günmahkeme kararı alındığı, Henüz dinleme karar sürelerinin başında olunmasınarağmen 17/12/2013 tarihinde savcılık makamına üst yazı yazılarak herhangi birsebep ve gerekçe belirtilmeksizin sonlandırma talimatının istenildiği,Cumhuriyet Başsavcılığımızın talimatı ile 18/12/2013 tarihinde de (yeni ŞubeMüdürünün atandığı tarih) iletişimin dinlenmesi çalışmalarının sonlandırılaraksoruşturma dosyasının Cumhuriyet Başsavcılığımıza alelacele bir şekildegönderildiği, ortam dinlemesi ile ilgili ses kayıtlarının ve tutanaklarınsoruşturma dosyası içerisinde bulunmadığı, zimmet suçu adı altında başlatılansoruşturmada zimmet suçunu işleyemeyecek emekli bir memur olan H.Ö.nün dinlendiği ve izlendiği, bütün bu iş veişlemlerden, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne 18/12/2013 tarihindeatanan Şube Müdürü Ö.B.A.nın bilgisinin ve haberininolmadığı, karar sürelerinin henüz başında bulunulan dinleme işleminin18/12/2013 tarihinde sonlandırılarak soruşturma dosyasının savcılık makamınaalelacele bir şekilde gönderildiği, bu şekilde hareket edilerek hukuksuz olarakyapılan işlemlerin ve suçun gizlenmesi amacının güdüldüğü, suça konu delilleredönemi itibarıyla ulaşılmasının engellendiği anlaşılmakta; şüpheli şahıslarınbu eylemlerinin, yapılan hukuksuz iş ve işlemlerin adli sonuçlarından kurtulmaamacına yönelik olduğu … [anlaşılmıştır.]
…
P.K., A.K. ve Metin Güneş tarafından, PolisMemuru H.B. ve sıralı amirlerine isnat edilen zimmet ve görevi kötüye kullanmaiddialarının soyut düzeyde kaldığı, iddialarını destekleyecek herhangi birbilgi, belge, somut delil veya tanık beyanının tespit edilemediği görülmekle;
Şüphelilerin, iddia ettikleri suçlara delilolarak sundukları tutanakların bir kısmının imzalı/paraflı, bir kısmınınimzasız/parafsız olduğu, bir kısmının Şube Müdürünün OLUR’unasunulduğu, bir kısmının Şube Müdürünün OLUR’unasunulmadığı, üst yazıların bir kısmının imzalı bir kısmının imzasız olduğu gibikendi içerisinde tutarsızlıkların bulunması,
H.B. ile aynı ekipte çalışan ve tutanaklardaisim ve imzaları bulunan T.A. ve C.Ş. isimli şahsıların tutanak ve raporlardabelirtilmemesi,
Para ödeme tutanaklarında BİEK’lerinödenen miktarları teslim aldıklarına dair
tutanaklarda imzalarının bulunması,
İnceleme yapıldığı söylenen sürenin iki aylasınırlı tutulması ve 2013 yılı Temmuz ayından öncekidöneme ait tutanakların incelenmesi cihetine gidilmemesi,
2013 yılı Ağustos ve Ekim aylarında tanzimedilmiş tüm belgelerde geçen miktarların toplamında yaklaşık 2.350 TL’nin sözkonusu olması, yaklaşık 2-3 aylık dönem zarfında meydana gelen ve Polis Memuru H.B.nin işlediği iddia edilen zimmet suçu ile ilgili olarak2013 yılı Temmuz ayında atanan İstihbarat ŞubeMüdürlüğü üst yönetim kadrosunun olayla ilişkilendirilmeye ve suça ortakedilmeye çalışılması,
Yine istihbarat üst yönetim kadrosunu (emniyetmüdür yardımcısı, şube müdürü, şube müdür yardımcısı ve 2 emniyet amiri), H.B.isimli bir polis memurunun işlediğini iddia ettikleri zimmet suçunun üstünüörtmekle itham etmeleri, bu ithamın hayatın olağan akışı içerisinde normal,mantıklı, kabul edilebilir bir iddia olmaktan uzak olması,
Aynı iddiaları içeren e-posta ihbarı ileilgili olarak istihbarat daire başkanlığından görevlendirilen 3 müfettişinistihbarat şube müdürlüğünde yapmış oldukları denetleme neticesinde herhangibir olumsuzluk ile karşılaşılmaması,
Dilekçe sahibi A.K.nın istihbarat daire başkanlığınca görevlendirilenmüfettişlere vermiş olduğu beyanında; ‘ihbarda adı geçen memurla (H.B.) 3 yılaynı büroda çalıştığını, bu zaman zarfında kendisinin hiçbir maddi zafiyetiçerisinde olduğunu görmediği…’ şeklinde beyanlarda bulunması,
İstihbarat şube müdürlüğünün iddialara konututanakların tanzim edildiği tarihleri de kapsayan 2013 yılı bütçesininBakanlıkça onaylanması,
Sunulan şikayetdilekçesine istinaden başlatılan adli soruşturmanın sonucunun ‘iddiaların soyutolması ve inandırıcı bir delil elde edilememesi’ gerekçesi ile soruşturmanınkovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile sonuçlanması,
H.B. isimli polis memurunun buluşma yapmadantutanak tanzim ettiği ve zimmetine para geçirdiği iddiaları ile ilgili olarakBİEK (Bilgisinden İstifade Edilen Kişilerin) savcılık makamında alınanifadelerinde; söz konusu iddiaları reddettiklerini, söz konusu buluşmalarıngerçekleştiğini ve paraların kendilerine ödendiğini beyan etmeleri,
Zimmet ve görevi kötüye kullanma suçu isnatedilen görevlilerin alınan ifadelerinde; bu iddiaları kabul etmemeleri veifadelerinde belirttikleri lehlerine olan deliller,
Şüpheli şahısların uzun yıllar birlikteçalıştıkları ve mesai birlikteliklerinin olduğu Polis Memuru H.B.nin suça konu zimmet fiilini işlediği iddiası ileilgili olarak 17-25 Aralık soruşturmalarına gidildiği süreç içerisinde rapor,tutanak tanzim etmek suretiyle 2013/153711sayılı soruşturmaya da konu olaneylem içerisine girmeleri; zamanlaması, iddiaların mahiyeti ve inandırıcılıktanuzak olması, somut delillere dayanmaması,
Zimmet ve görevi kötüye kullanma suçundanbaşlatılan 2013/153711 sayılı soruşturma kapsamında yapılan çalışmalarneticesinde zimmet suçuna dair herhangi bir tespitin veya delilin eldeedilememesi gibi sebepler bir arada düşünüldüğünde;
Sonuç olarak;
Atılı olan suçu ve iddiaları, söz konusu dönem(17-25 Aralık operasyonlarına gidildiği süreçte) zarfında, bir anlamda şüphelişahıslarca icat edildiği, kendi amaç ve hedefleri doğrultusunda her yol mubahanlayışı ile hareket ettikleri,
Zimmet suçu ve görevi kötüye kullanmasuçlarına yönelik rapor ve tutanakları tanzim eden dönem itibariyle istihbaratşube müdürlüğünde görevli olan P.K., A.K. ve Metin Güneş isimli şüphelişahısların; devlet imkanlarını, memuriyetin vermiş olduğu nüfuzu, hukuki tedbirve yöntemleri hedefledikleri amaç ve gaye doğrultusunda araç olarak kullanarak,suç uydurarak adli makamları yanılttıkları, hukuk kurallarını suiistimalederek, eksik, maddi gerçeği yansıtmayan, maksatlı ve yanıltıcı bilgi vebelgelerle adli soruşturmanın başlatılmasına,
Ülke ve devlet güvenliğini ilgilendirenistihbaratların toplanması, değerlendirilmesi ve ilgili makamlara aktarılmasıgörevini ifa eden, devlet güvenliğini ilgilendiren konulara ilişkin görüşmeleryapan İstihbarat Şube Müdürlüğü yönetim kadrosunun iletişimlerinin dinlenmesineve gizli izlemelerinin yapılmasına,
Devletin güvenliğine ilişkin bilgileri teminetme suçunun unsurları içerisinde yer alan; devletin güvenliği veya iç veya dışsiyasal yararları bakımından niteliği itibari ile gizli kalması gerekenmahiyette ki bilgilerin elde edilmesine ve vakıf olunmasına,
Devlet/ülke güvenliğinde zaafiyete,
Özel hayatlarının gizliliğinin ihlaledilmesine ve kişisel mağduriyetlerin oluşmasına sebebiyet verdiklerianlaşılmaktadır.
…
Zimmet suçu ve görevi kötüye kullanmasuçlarına yönelik rapor ve tutanakları tanzim eden dönem itibariyle İstanbulEmniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğünde görevli olan P.K., A.K. ve MetinGüneş isimli şüpheli şahısların; devlet imkanlarını, memuriyetin vermiş olduğunüfuzu, hukuki tedbir ve yöntemleri hedefledikleri amaç ve gaye doğrultusundaaraç olarak kullanarak, suç uydurarak adli makamları yanılttıkları, hukukkurallarını suiistimal ederek, eksik, maddi gerçeği yansıtmayan, maksatlı veyanıltıcı bilgi ve belgelerle adli soruşturmanın başlatılmasına, ülke ve devletgüvenliğini ilgilendiren istihbaratların toplanması, değerlendirilmesi veilgili makamlara aktarılması görevini ifa eden, devlet güvenliğini ilgilendirenkonulara ilişkin görüşmeler yapan istihbarat şube müdürlüğü yönetim kadrosununiletişimlerinin dinlenmesine ve gizli izlemelerinin yapılmasına, özelhayatlarının gizliliğinin ihlal edilmesine sebebiyet verdikleri, görevlerinikötüye kullandıkları, soruşturmanın başlangıcı ve gidişatı noktasında organizesuçlarla mücadele şube müdürlüğü görevlileri ile eylemli paylaşım ve işbirliğiiçerisinde hareket ettikleri,
2013/153711 sayılı söz konusu soruşturmanınorganize suçlarla mücadele şube müdürlüğüne intikali sonrası; gayri hukuki,keyfi ve zorlama yorumlarla suç örgütü adı altında, herkesi veya her kesimibirbiri ile irtibatlıymış gibi göstererek, birlikte hareket edildiğiiddialarına dayandırılarak ilgili görevlilerin örgütlü bir şekilde hareketettiklerinin ve suç işlediklerinin iddia edildiği, ‘organik yapının varlığı’ ‘menfaatbirlikteliği’ ‘koordineli olarak birlikte hareket etmek’ gibi soyut, ucu açıkkelimelerle kavram kargaşası oluşturularak, somut delillere dayanmayan, makulolmayan sözde hukuki yaklaşımlarla, keyfi yorumlarla kişilere işlendiği iddiaedilen fiil (sözde zimmet iddiası) ile orantısız şekilde suç isnat edildiği(suç örgütü kurmak ve buna bağlı örgütün faaliyetleri), ilgili CMK 135-140tedbirlerine başvurmaya olanak sağlayacak nitelikte, görevlileri örgütlü birşekilde suç işlemekle isnat ederek, adeta ilgili görevlileri birer suç örgütüüyesi gibi göstererek, hukuk dışı ve keyfi yorumlarla herhangi bir somut deliledayanmayan raporlar tanzim edilerek dinleme ve gizli izleme karar taleplerindebulundukları, soruşturmanın en başında kişilerin masumiyet karinesinin ihlaledildiği, kanunların suç soruşturması yapan birimlere tanımış olduğuyetkilerin, devletin sağlamış olduğu imkanların kötüye kullanıldığı, suçuydurarak adli makamların yanıltıldığı, eksik, maddi gerçeği yansıtmayan,maksatlı ve yanıltıcı bilgi ve belgelerle kişilerin mağduriyetine sebebiyetverdikleri, ülke ve devlet güvenliğini ilgilendiren istihbaratların toplanması,değerlendirilmesi ve ilgili makamlara aktarılması görevini ifa eden, devletgüvenliğini ilgilendiren konulara ilişkin görüşmeler yapan istihbarat şubemüdürlüğü yönetim kadrosunun iletişimlerinin dinlenmesine ve gizliizlemelerinin yapılmasına, özel hayatlarının gizliliğinin ihlal edilmesinesebebiyet verdikleri,
2013/153711 sayılı soruşturma ile; Devletingüvenliğine ilişkin bilgileri temin etme suçunun unsurları içerisinde yer alan;devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliğiitibari ile gizli kalması gereken bilgilerin temin edildiği, bu bilgilerintemin edilmesini yasal bir soruşturma adı altında elverişli hale getirildiği,bu gizli mahiyette bilgilerin elde edilmesine ve vakıf olunmasına sebebiyetverildiği, 2013/153711 sayılı soruşturma ile; ülke ve devlet güvenliğiniilgilendiren istihbaratların toplanması, değerlendirilmesi ve ilgili makamlaraaktarılması görevini ifa eden, devlet güvenliğini ilgilendiren konulara ilişkingörüşmeler yapan istihbarat şube müdürlüğü yönetim kadrosunun dinlenildiği vedevlet/ülke güvenliğinde zafiyete sebebiyet verildiği,
2013/153711 sayılı soruşturma ile; hukukiyetki ve sınırları aşar nitelikte, asılsız ve gerçeğe aykırı bilgi veyorumlarla tanzim edilmiş dinleme ve gizli izleme talep raporlarına veyazılarına istinaden iletişimleri dinlenen ve gizli izlemesi yapılanmağdur/müşteki şahısların, özel hayatlarının gizliliğinin ihlal edildiği vekişisel mağduriyete sebebiyet verildiği,
Dinleme işlemini yapmakla görevli personellereamirlerince verilen; ‘Beşiktaş’ta bulunan MİT Bölge Başkanlığı’na giderlerseveya telefonları buradan baz verirse bana haber ver’ şeklinde ki talimattan dabir kez daha anlaşılacağı üzere şüpheli şahısların iddia edilen zimmet suçunuveya soruşturma konusu başka bir suçu aydınlatma gibi bir gayelerinin olmadığı,başka amaç ve hedefler peşinde oldukları, istihbarat şube müdürlüğü yönetimkadrosu üzerinden, MİT Bölge Başkanlığı’nı da dolaylı olarak kontrol çabası veamacı içerisine girdikleri de görülmektedir.
Yine şüpheli şahısların 2013/153711 sayılısoruşturma kapsamında çıtayı iyece yükselterek Emniyet Genel Müdürlüğüİstihbarat Daire Başkanı E.D.nin de telefonlarınıdinleyebilmek için karar talep raporu yazarak teşebbüste bulundukları veböylece emniyet genel müdürlüğünün yapmak istediği veya yapabileceğitasarrufları öğrenmek amacına yönelik hareket ettikleri,
İlk etapta, bir polis memurunun adınınkarıştığı sözde zimmet iddiasıyla 8/11/2013 tarihinde savcılık makamına şikayetdilekçesi sunmak suretiyle başlatılan, ilerleyen safhada tüm İstihbarat üstyönetim kadrosunun telefonlarının dilendiği ve gizli olarak izlendiği(23/11/2013-18/12/2013) 2013/153711 sayılı soruşturma kapsamına şüphelişahısların asıl hedef ve amaçlarının; 2013 yılı Temmuz ayında atanan yeniistihbarat üst yönetim kadrosunun iletişimlerini ‘17-25 Aralık (2013)operasyonlarına adım adım gidildiği süreçte’ dinlemek ve kayıt altına almaksuretiyle, ilgili görevlilerin malum soruşturmalardan bilgi sahibi olupolmadıklarını anlamak ve buna göre tedbir geliştirmek amacına matuf, ilgiligörevlilerin kontrol edilmesi ve tasarruflarının öğrenilmesi amacına yönelikmaksatlı bir soruşturma olduğu, şüpheli şahısların aynı zamanda MİT BölgeBaşkanlığını ve Emniyet Genel Müdürlüğünü kontrol ve tasarruflarını öğrenmeamaç ve saiki ile de hareket ettiklerianlaşılmaktadır.”
17. İddianame İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme)21/4/2016 tarihinde kabul edilerek E.2016/124 sayılı dosya üzerinden kovuşturmaaşaması başlamıştır. Mahkeme aynı tarihte yaptığı tensiple birliktebaşvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir. Karar gerekçesininilgili kısmı şöyledir:
“Tutuklu sanıklar N.A., M.Ç., A.K., A.K., İ.E.,S.G., Metin Güneş, P.K., A.A., M.A.S., A.Ü., R.H.H.ninüzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, teknik takipraporları, iletişim tespit tutanakları, baz istasyonu sinyal kayıtları, aramatutanakları ve ekleri, ekspertiz raporları, şahit beyanları, müşteki ifadelerivs. Deliller kapsamında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren müşahhasdeliller bulunması, sanıklara atılı suçlardan olan ‘Türkiye Cumhuriyetihükumetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüsetme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casuslukamacıyla temin etme’ suçlarının tutuklama sebeplerinin kanuni karine olarakvarsayıldığı, CMK’nın 100/3-a. 11 alt bendindesayılan katalog suçlardan oluşu, sanıklara isnat edilen suçların kanundaöngörülen cezalarının alt ve üst sınırlarının kaçma şüphesini doğurması,müşteki sayısı ve eylemlerin yoğunluğu da dikkate alındığında, sanıklarıneylemlerinin sübuta ermesi halinde sanıklara verilmesi muhtemel ceza veyagüvenlik tedbiri ile tutuklama tedbirinin ölçülü olması gibi sebeplerle,sanıklar üzerinde adli kontrol hükümleri ile yeterli ve etkili hukuksal denetimsağlanamayacak oluşu dikkate alınarak, adı geçen sanıkların CMK’nın100. Ve devamı maddeleri gereğince tutukluluk hallerinin devamına… [kararverildi.]”
18. Mahkeme 18/5/2016 tarihinde yaptığı ilk duruşmada bir kısımmüştekiyi dinlemiş ve duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamınakarar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Tutuklu sanıklar N.A., M.Ç, A.K., A.K., MetinGüneş, P.K, A.A., A.Ü., R.H.H.nin üzerlerine atılı,suçların vasıf ye mahiyeti. Mevcut delil durumu, şahit beyanları. Müştekiifadeleri vs. deliller kapsamında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterenmüşahhas deliller bulunması sanıklara atılı suçlardan olan ‘Türkiye Cumhuriyetihükumetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüsetme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casuslukamacıyla temin etme’ suçlarının tutuklama sebeplerinin kanuni karine olarakvarsayıldığı CMK’nın 100/3-a. 11 alt bendinde sayılankatalog suçlardan oluşu, sanıklara isnat edilen suçların kanunda öngörülencezalarının alt ve üst sınırlarının kaçma şüphesini doğurması, henüz iddianaınenin okunup sanıkların savunmalarının mahkcmemizce alınmamış olması dikkate alınarak sanıklarıneylemlerinin sübuta ermesi halinde sanıklara verilmesi muhtemel ceza veyagüvenlik tedbiri ile tutuklama tedbirinin ölçülü olması gibi sebeplerle,sanıklar üzerinde adli kontrol hükümleri ile yeterli ve etkili hukuksal denetimsağlanamayacak oluşu dikkate alınarak, adı geçen sanıkların CMK’nın100. Ve devamı maddeleri gereğince tutukluluk hallerinin devamına… [kararverildi.]”
19. Mahkeme 17/6/2016, 9/9/2016, 28/11/2016 tarihli duruşmalardada benzer gerekçelerle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına kararvermiştir.
20. Mahkeme 25/1/2017 tarihli duruşmada başvurucunun savunmasınıalmıştır. Başvurucu, mahkemedeki savunmasında özetle H.B. isimli polismemuruyla ilgili olarak düzenlediği ve suçlamaya konu edilen tutanakların veyaptığı tespitlerin tamamının doğru olduğunu, herhangi bir şekilde suçuydurmasının ya da sahte tutanak düzenlemesinin söz konusu olmadığını(Başvurucu bu kapsamda suçlamaya konu tutanaklarla ilgili ayrıntılı olaraksavunma yapmıştır.), H.B.nin bilgisinden istifadeedilen kişilerle (BİEK) yaptığı görüşme ve buluşmalarla ilgili olarakdüzenlediği ve kendisinin görevi gereği incelediği tutanakların bir kısmındatutanak tarihi ile buluşma tarihleri arasında çelişki olduğunu, yine aynı tarihve saatte birbirinden uzak yerlerde görüşmeler yapıldığı gibi çelişkilergörmesi üzerine gerekli inceleme ve araştırmaları yaptıktan sonra suç olarakdeğerlendirdiği eylemleri nedeniyle H.B. hakkında tutanak düzenlediğini ve bunuilgili amirlerine ilettiğini, H.B. hakkında başlatılan soruşturma kapsamındaCumhuriyet Savcılığında ifade verdiğini ancak Savcılık tarafından H.B.nin eylemleriyle ilgili olarak yeterli ve gerekliinceleme ve araştırma yapılmadan H.B. hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dairkarar verildiğini, akabinde de aynı hususlara ilişkin olarak suç uydurduğundanbahisle kendisi hakkında soruşturma başlatıldığını, suçlamaya konu incelemeyigörevi gereği yaptığını, tutanağı da bir suç şüphesi olması nedeniyle doğruşekilde düzenlediğini, kanunlara uygun şekilde düzenlediği tutanak nedeniylesuçlanmasının hukuka aykırı olduğunu, bir kısım tanık ve gizli tanığınbeyanlarının çelişkili olduğunu, bu nedenlerle aleyhine olan tanık beyanlarınıve suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiştir.
21. Mahkeme, anılan duruşma sonunda başvurucunun tutuklulukhâlinin devamına da karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Tutuklu sanıklar N.A., M.Ç., A.K., A.K.,İ.E., S.G., Metin Güneş, P.K., A.A., M.A.S., A.Ü., R.H.H.ninüzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, teknik takipraporları, iletişim tespit tutanakları, baz istasyonu sinyal kayıtları, aramatutanakları ve ekleri, ekspertiz raporları, şahit beyanları, müşteki ifadelerivs. Deliller kapsamında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren müşahhasdeliller bulunması, sanıklara atılı suçlardan olan ‘Türkiye Cumhuriyetihükumetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüsetme, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casuslukamacıyla temin etme’ suçlarının tutuklama sebeplerinin kanuni karine olarakvarsayıldığı, CMK’nın 100/3-a. 11 alt bendinde sayılankatalog suçlardan oluşu, sanıklara isnat edilen suçların kanunda öngörülencezalarının alt ve üst sınırlarının kaçma şüphesini doğurması, müşteki sayısıve eylemlerin yoğunluğu da dikkate alındığında, sanıkların eylemlerinin sübutaermesi halinde sanıklara verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbiri iletutuklama tedbirinin ölçülü olması gibi sebeplerle, sanıklar üzerinde adlikontrol hükümleri ile yeterli ve etkili hukuksal denetim sağlanamayacak oluşudikkate alınarak, adı geçen sanıkların CMK’nın 100. Vedevamı maddeleri gereğince tutukluluk hallerinin devamına… [kararverildi.]”
22. Başvurucu ¾/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur
23. Mahkeme sonraki celselerde “…sanıklarN.A., M.Ç., A.K., A.K., İ.E., S.G., Metin Güneş, P.K., A.A., M.A.S., A.Ü., R.H.H.nin üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti,mevcut delil durumu, teknik takip raporları, iletişim tespit tutanakları, bazistasyonu sinyal kayıtları, arama tutanakları ve ekleri, ekspertiz raporları,şahit beyanları, müşteki ifadeleri vs. Deliller kapsamında kuvvetli suçşüphesinin varlığını gösteren müşahhas deliller bulunması, sanıklara atılısuçlardan olan ‘Türkiye Cumhuriyeti hükumetini ortadan kaldırmaya veya göreviniyapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması gereken bilgilerinisiyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme’ suçlarının tutuklamasebeplerinin kanuni karine olarak varsayıldığı, CMK’nın100/3-a. 11 alt bendinde sayılan katalog suçlardan oluşu, sanıklara isnatedilen suçların kanunda öngörülen cezalarının alt ve üst sınırlarının kaçmaşüphesini doğurması, müşteki sayısı ve eylemlerin yoğunluğu da dikkatealındığında, sanıkların eylemlerinin sübuta ermesi halinde sanıklara verilmesimuhtemel ceza veya güvenlik tedbiri ile tutuklama tedbirinin ölçülü olması gibisebeplerle, sanıklar üzerinde adli kontrol hükümleri ile yeterli ve etkilihukuksal denetim sağlanamayacak oluşu dikkate alınarak, adı geçen sanıkların CMK’nın 100. Ve devamı maddeleri gereğince tutuklulukhallerinin devamına… [karar verildi.]” şeklindeki gerekçelerle başvurucunun tutukluluk hâlinindevamına karar vermiştir.
24. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilkderece mahkemesinde derdesttir. Başvurucunun tutukluluk durumu devametmektedir.
B. İlgili Süreç
25. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüylekarşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstühâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde sonbulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- buteşebbüsün arkasında Türkiye’de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden veson yıllarda FETÖ ve/veya PDY olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunudeğerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz vediğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
26. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbegirişimiyle bağlantılı ya da darbe girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bileFETÖ/PDY’nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanısıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardakiyapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafındansoruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklamatedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz vediğerleri, § 51, Mehmet HasanAltan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).
IV. İLGİLİ HUKUK
27. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Tutuklama nedenleri” kenar başlıklı 100. Maddesininilgili kısımları şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheliveya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesibeklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklamakararı verilemez.
(2)Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanmasıveya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veyadeğiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskıyapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığıhalinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
…
10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde302, 303, 304, 307, 308),
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişineKarşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
…”
28. 5271 sayılı Kanun’un “Tutuklamakararı” kenar başlıklı 101. Maddesinin (1), (2) ve (5) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Soruşturma evresinde şüphelinintutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimitarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilir.Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersizkalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2)Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye istemininreddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somutolgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veyasanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiylekendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.
…
(5) Bumadde ile 100 üncü madde gereğince verilen kararlaraitiraz edilebilir.”
29. 5271 sayılı Kanun’un “Tutukluluktageçecek süre” kenar başlıklı 102. Maddesi şöyledir:
(1)(Değişik: 6/12/2006 – 5560/18 md.) Ağır cezamahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır.Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay dahauzatılabilir.
(2)Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok ikiyıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatmasüresi toplam üç yılı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunununİkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümündetanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunukapsamına giren suçlarda beş yılı geçemez.
(3) Bumaddede öngörülen uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanıkile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilir.”
30. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Hükûmete karşı suç” kenar başlıklı 312. Maddesişöyledir:
“(1) Cebir ve şiddet kullanarak TürkiyeCumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmenveya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapiscezası verilir.
(2) Busuçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardandolayı ilgili hükümlere göre cezaya hükmolunur.”
31. 5237 sayılı Kanun’un “Siyasalveya askerî casusluk” kenar başlıklı 328. Maddesinin bir (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasalyararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri,siyasal veya askerî casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeşyıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir.”
32. 5237 sayılı Kanun’un “Devletingüvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama” kenarbaşlıklı 329. Maddesinin bir (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasalyararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileriaçıklayan kimseye beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.”
33. 5237 sayılı Kanun’un “İftira”kenar başlıklı 267. Maddesinin bir (1) ve iki (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla,işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını yada idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı birfiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır.
Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarakiftirada bulunulması halinde, ceza yarı oranında artırılır.”
34. 5237 sayılı Kanun’un “Suçuydurma” kenar başlıklı 271. Maddesi şöyledir:
“İşlenmediğini bildiği bir suçu, yetkilimakamlara işlenmiş gibi ihbar eden ya da işlenmeyen bir suçun delil veyaemarelerini soruşturma yapılmasını sağlayacak biçimde uyduran kimseye üç yılakadar hapis cezası verilir.”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
35. Mahkemenin 28/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddialar
1. Gözaltının HukukiOlmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
36. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesi olmadığı hâlde yakalanarakgözaltına alınması ve uzun süre gözaltında tutulması nedenleriyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
37. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.
b. Değerlendirme
38. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresininaşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarınailişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl davasonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılıKanun’un 141. Maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesigereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; HidayetKaraca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahimSönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).
39. Öte yandan Anayasa Mahkemesi olağanüstü hâl ilanı sonrasındauygulanan olağan döneme göre daha uzun süreli gözaltı tedbirleri yönünden de busürelerin makul olmadığı şikâyetlerini incelemiş ve bu konuda 5271 sayılı Kanun’un141. Maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gerekenetkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456, 26/12/2017, §§ 30-37; Mehmet Hasan Altan (2), §§ 84-93).
40. Somut olayda başvurucu yönünden gözaltı tedbirinin hukukiolmadığına ve gözaltı süresinin uzun olduğuna ilişkin iddialarla ilgili olarakanılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durumbulunmamaktadır.
41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
42. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olgularortaya konulmadan ve adli kontrol tedbirinin neden yetersiz kalacağıtartışılmadan tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
43. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin ve Avrupa İnsanHakları Mahkemesinin (AİHM) tutukluluğa ilişkin benzer kararları hatırlatılaraksomut olayda tutuklama için gerekli olan kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu vebu şikâyet yönünden başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu belirtilmiştir.
44. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru formundakinebenzer beyanlarda bulunmuştur.
b. Değerlendirme
45. Başvuru konusu olayda ileri sürülen tutuklamanın hukukiolmadığı şikâyetiyle ilgili olarak Anayasa Mahkemesince -2015/10423 sayılıbaşvuruda İkinci Bölüm Birinci Komisyon tarafından- 6/9/2017 tarihinde başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verildiği tespit edildiğindenbaşvurunun bu şikâyet yönünden mükerrer başvuru niteliğinde olduğuanlaşılmaktadır.
46. Açıklanan gerekçelerle başvurunun mükerrer başvuru olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.
3. Sulh Ceza HâkimliğininBağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
47. Başvurucu; tutuklama kararını veren ve tutuklulukitirazlarını inceleyen sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim ilkesine aykırıolarak kurulduğunu, bağımsız ve tarafsız olmadığını, bu nedenle kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
48. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.
b. Değerlendirme
49. Başvuru konusu olayda ileri sürülen sulh ceza hâkimliğininbağımsız ve tarafsız olmadığı iddiasıylailgili olarak daha önce bireysel başvuruda bulunulduğu ve başvurucunun anılanşikâyetiyle ilgili olarak 2015/10423 sayılı dosya üzerinden İkinci BölümBirinci Komisyon tarafından yapılan inceleme sonunda açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilmezlik kararı verildiği tespit edildiğindenbaşvurunun bu şikâyet yönünden mükerrer başvuru niteliğinde olduğuanlaşılmaktadır.
50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun mükerrer başvuru olması nedeniyle reddine karar verilmesigerekir.
4. Ağır CezaMahkemelerinin Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
51. Başvurucu; kovuşturma aşamasında tutukluluğun devamına kararveren ve tutukluluk itirazlarını inceleyen ağır ceza mahkemelerinin doğal hâkimilkesine aykırı olarak kurulduğunu, bağımsız ve tarafsız olmadığını, bu nedenlekişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
52. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.
b. Değerlendirme
53. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında dabelirtildiği gibi doğal hâkim ilkesi, suçun işlenmesinden veya çekişmenindoğmasından önce davayı görecek yargı yerini kanunun belirlemesi şeklindetanımlanmaktadır. Doğal hâkim ilkesi yargılama makamlarının suçun işlenmesindenveya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına,başka bir anlatımla sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engeloluşturur (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
54. Bir kuralın belirli bir suçun işlenmesinden sonra bu suçailişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi amaçlamaması, yürürlüğümüteakip kapsamına giren tüm davalara uygulanması hâlinde doğal hâkim ilkesineaykırılık söz konusu olamaz (AYM, E.2009/52, K.2010/16, 21/1/2010).
55. Anayasa’nın 9. Maddesinde, yargı yetkisinin bağımsız vetarafsız mahkemelerce kullanılacağı açıkça hükme bağlanmış; 138. Maddesinde isemahkemelerin bağımsızlığından ne anlaşılması gerektiği açıklanmıştır. Buna göre “Hiçbirorgan, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere vehâkimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez;tavsiye ve telkinde bulunamaz.”. Bağımsızlıkmahkemenin bir uyuşmazlığı çözümlerken yasamaya, yürütmeye, davanın taraflarıile çevreye ve diğer yargı organlarına karşı bağımsız olmasını, onların etkisialtında olmamasını ifade etmektedir (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
56. Bir mahkemenin idareye ve davanın taraflarına karşı bağımsızolup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanma şekli ve onların görevsüreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemenin bağımsızolduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz etmektedir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,16/5/2013, § 28).
57. Anayasa’nın 36. Maddesinde mahkemelerin tarafsızlığındanaçıkça bahsedilmemekle birlikte Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca davanıntarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkı, adil yargılanma hakkının zımnibir unsurudur. Nitekim 21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanun’un 1. MaddesiyleAnayasa’nın 9. Maddesine “bağımsız” ibaresindensonra gelmek üzere “ve tarafsız”ibaresi eklenmiş; böylelikle madde metni “Yargıyetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.”Hâlini almıştır. Ayrıca mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirinitamamlayan iki unsur olduğu dikkate alındığında -Anayasa’nın bütünlüğü ilkesigereği- Anayasa’nın 138., 139. Ve 140. Maddelerinin de tarafsız bir mahkemedeyargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönündebulundurulması gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 60).
58. Mahkemelerin tarafsızlığı kavramı, görülecek davalar karşısındabizzat mahkemenin kurumsal yapısı ile davaya bakmakla görevli hâkimin tutumuüzerinden açıklanmaktadır. Öncelikle mahkemelerin kuruluşu ve yapılanmasıylailgili yasal ve idari düzenlemelerin tarafsız olmadığı izlenimini vermemesigerekir. Esasında kurumsal tarafsızlık, mahkemelerin bağımsızlığı ilebağlantılı bir konudur. Tarafsızlık için öncelikle bağımsızlık ön koşulugerçekleşmeli ve ek olarak kurumsal yönden de taraf görüntüsü verecek biryapılanma oluşmamalıdır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
59. Mahkemelerin tarafsızlığını ifade eden ikinci unsur,hâkimlerin görülecek davaya ilişkin öznel tutumlarıyla ilgilidir. Davayabakacak olan hâkimin davanın taraflarına karşı eşit, yansız ve ön yargısızolması, hiçbir telkin ve baskı altında kalmadan hukuk kuralları çerçevesindevicdani kanaatine göre karar vermesi gerekir. Aksi yöndeki davranışlar isehukuk düzenince disiplin ve ceza hukuku alanındaki yaptırımlara tabikılınmıştır (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
60. Genel bir kanuni düzenlemeye dayanılarak ve Hâkimler veSavcılar Kurulu (HSK) tarafından yapılan atama sonucunda sulh ceza hâkimlerinin-soruşturma aşamasında tutuklama tedbirine ilişkin karar vermek de dâhil olmaküzere- kanun ile verilen görevleri yaptıkları anlaşılmaktadır. Bağımsız vetarafsız olmadıkları iddia edilen sulh ceza hâkimliklerinin Cumhuriyetsavcısının taleplerini reddederek şüpheliler lehine de kararlar verdikleribilinmektedir. Bu itibarla bazı soyut varsayımlardan hareket edilerek ilgilihâkimlerin bağımsız ve tarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkün değildir(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. HikmetKopar ve diğerleri, § 114; HidayetKaraca, § 78, Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016, §§64-78).
61. Somut olayda başvurucu hakkında tutukluluğun devamına kararveren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi ile tutukluluğa itiraz incelemelerinideğerlendiren İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin anılan ilkeler uyarınca genelhükümlere göre kurulduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır. Başvurucunun bumahkemelerde görev yapan hâkimlerin kendisiyle ilgili übjektifdeğerlendirmeler yaptığı yönünde bir iddiası da yoktur. Sonuç olarak tüm dosyakapsamı nazara alındığında tutukluğun devamı kararlarını ve tutukluluğaitirazları reddeden mahkemelerin anılan dosya nedeniyle übjektifdeğerlendirme yaptıkları veya tarafsız davranmadıkları sonucunavarılamamaktadır.
62. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
5. Tutukluluğun MakulSüreyi Aştığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
63. Başvurucu; uzun süredir tutuklu olduğunu, tahliyetaleplerinin ve itirazlarının -tutukluluğun devamını meşru kılacak- ilgili veyeterli gerekçe olmadan reddedildiğini, Kanun’da öngörülen iki yıllık sürenindolmasına rağmen tutukluluk süresinin uzatılmasına ilişkin bir kararverilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğiniiddia etmiştir.
64. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesinin ve AİHM’in tutukluluğa ilişkin benzer kararları hatırlatılaraksomut olayda tutukluluğun devamı için gerekli olan kuvvetli suç şüphesinindevam ettiği, tutukluluğun devamına ilişkin kararların ilgili ve yeterligerekçe içerdiği ve davanın karmaşıklığı da gözönünealındığında tutukluluk süresinin makul olduğu ileri sürülerek bu şikâyetyönünden başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu belirtilmiştir.
65. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında özetle başvuruformundakine benzer beyanlarda bulunmuş; uzun süredir tutuklu olduğunu vetutukluluk durumunun devamı için yeterli gerekçe gösterilmediğini ilerisürmüştür.
b. Değerlendirme
66. Anayasa’nın 19. Maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:
“Tutuklanan kişilerin, makul süre içindeyargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı istemehakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazırbulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceyebağlanabilir.”
67. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa’nın 19. Maddesininyedinci fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamındaincelenmesi gerekir.
i. Kabul EdilebilirlikYönünden
68. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Esas Yönünden
(1) Genelİlkeler
69.Genel ilkeler için bkz. ErdalTercan ([GK],2016/15637, 12/4/2018, §§ 190-200) başvurusu hakkında verilen karar.
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
70. Başvurucu, 17/25 Aralık operasyonlarından sonraki süreçte 15/4/2015tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/4/2015tarihli kararıyla Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veyagörevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalması gerekenbilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçlarındantutuklanmıştır. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucununtutukluluk hâli devam etmektedir. Buna göre başvurucunun tutukluluk süresi 4yıl 1 ay 13 gündür.
71. Başvurucu kamu makamlarınca ve yargı organlarınca 17/25Aralık operasyonlarının ve 15 Temmuz darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmaolduğu değerlendirilen FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu belirtilen emniyetmensuplarına yönelik olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen birsoruşturma kapsamında tutuklanmıştır. İddianamede başvurucunun 17/25 Aralıkoperasyonları öncesinde bir kısım emniyet mensubunu ve devletin değişikkademelerinde yer alan yöneticileri dinlemeye zemin hazırlamak amacıyla H.B.isimli bir polis memurunun zimmet suçu işlediğinden bahisle -zimmet eylemineilişkin herhangi bir araştırma yapmadan- gerçeğe aykırı tutanak düzenlemeksuretiyle diğer şüphelilerle birlikte hareket ederek anılan süreçte yer aldığıbelirtilmiştir. Bu bağlamda soruşturma makamları, başvurucuyla birlikte hareketettiği belirtilen diğer şüphelilerin de anılan zimmet tutanağına istinadenbaşkaca delil araştırması yapmadan olağan bir zimmet suçu soruşturması ileorantısız bir şekilde istihbarat şube başkanı da dâhil olmak üzere birçokemniyet görevlisini -aralarında zimmet eylemi nedeniyle nasıl bir ilişkiolduğunu ortaya koymadan- örgüt kapsamında işlenen bir suç olduğu gerekçesiyleusule aykırı şekilde dinledikleri ileri sürülmüştür. Soruşturma makamları,başvurucu ve diğer şüphelilerin amacının zimmet suçunu ortaya çıkarmakolmadığını aksine tüm şüphelilerin ortak amaçlarının hükumete yönelikgerçekleştirmeyi düşündükleri 17/25 Aralık operasyonları öncesinde bir kısımemniyet görevlisinin davranışlarını öğrenme ve buna karşı kendileri yönündentedbir almak olduğunu, dolayısıyla şüphelilerin bu ortak amaçla birliktehareket ederek usulsüz birçok dinleme yapmak suretiyle atılı suçlarıişlediklerini iddia etmiştir. Başvurucunun zimmet yaptığı gerekçesiyle hakkındatutanak düzenlediği Polis Memuru H.B. ile ilgili olarak yürütülen soruşturmasonunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği ve başvurucu hakkında buolay nedeniyle suç uydurma ve iftira suçlarından dava açıldığı da dosyakapsamından anlaşılmaktadır. Sonuç olarak başvurucunun isnat edilen suçyönünden kuvvetli suç şüphesi altında olduğu sulh ceza hâkimlikleri veyargılamayı yapan ağır ceza mahkemesi tarafından verilen tutukluluğa ilişkinkararlarda açıkça belirtilmiştir. Başvurucu hakkındaki tutuklama vetutukluluğun devamı kararlarında atıf yapılan ve/veya soruşturma dosyasındabulunduğu ifade edilen deliller dikkate alındığında -tutukluluğun ön şartıolan- suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğuna ilişkin olarakanılan kararların ilgili ve yeterli olduğu değerlendirilmiştir.
72. Öte yandan sulh ceza hâkimliklerinin ve ağır cezamahkemelerinin tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinde yer alantutuklama nedenlerine ve ölçülülüğe ilişkin açıklamalar incelendiğinde kaçmaşüphesine, delillerin karartılması ihtimalinin bulunmasına, isnat edilen suçun5271 sayılı Kanun’un 100. Maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve Kanungereği tutuklama nedeni varsayılabilensuçlar arasında olmasına, suça göre tutuklama tedbirinin ölçülü/orantılıolmasına, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağına dayanıldığıgörülmektedir (bkz. §§ 12, 18, 21, 23).
73. Türk yargı organlarınca FETÖ/PDY’nindevletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu vefertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi,toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idarisisteme paralel şekilde örgütlenen bir terör örgütü olduğu kabul edilmektedir(ilgili kararların bir kısmı için bkz. § 31;Selçuk Özdemir, §§ 20, 21; AlparslanAltan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018 § 10).
74. FETÖ/PDY bir taraftan başta eğitim ve din olmak üzere farklısosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda yasal faaliyetlerde bulunurken diğertaraftan bazen bu yasal kuruluşların içinde gizlenmiş olan, bazen de yasalyapıdan tamamen farklı şekilde konumlanan ve hareket eden, özellikle de kamusalalana yönelik faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma niteliğindedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26).
75. Başvurucuya isnat edilen suçlamanın niteliği, başvurucununbağlantılı olduğu iddia edilen terör örgütünün (FETÖ/PDY) yukarıda ifade edilenörgütlenme biçimi ve işleyişi, soruşturma/kovuşturma konusu edilen olaylarınözellikleri birlikte dikkate alındığında tutukluluğun devamı kararlarındakigerekçelerin tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve tutulmanınmeşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olduğu, dolayısıyla tutuklulukhâlinin devamına ilişkin bu gerekçelerin tutukluluk süresi itibarıyla ilgili veyeterli olduğu sonucuna varılmıştır.
76. Diğer taraftan soruşturma mercilerince, darbe teşebbüsününbaşlamasıyla birlikte doğrudan darbe teşebbüsüyle bağlantılı eylemlere veyaFETÖ/PDY’nin -yargı organları da dâhil olmak üzere-kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, siviltoplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına ve faaliyetlerine yönelikolarak da soruşturmalar yapılmış ve bu soruşturmalar çerçevesinde çok sayıdakişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır. Anılan türdekisoruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre daha zor ve karmaşık olduğukonusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 52).
77. Başvurucunun bağlantılı olduğu iddia edilen örgütün özellikleri,bu örgütün yapılanmasının boyutu ve faaliyetlerinin niteliği, bu türdekisoruşturmaların yürütülmesinin -diğer soruşturmalara göre- zorluğu vebaşvurucunun yargılandığı davada İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince en geçotuz günde bir başvurucunun tutukluluk durumunun değerlendirildiği, düzenliaralıklarla ve en geç üç ay arayla toplam kırk beş duruşma yapıldığı, buduruşmalarda sanıkların, katılanların ve tanıkların dinlendiği ve sairdelillerin toplandığı görülmektedir. Bu itibarla genel olarak davanınyürütülmesinde derece mahkemelerince hareketsiz kalınan bir dönem olmadığı gibiyargılamada özensizlik gösterildiği de tespit edilmemiştir.
78. Başvurucunun üzerine atılı suçlar nedeniyle 5271 sayılıKanun’un 102. Maddesinin iki (2) numaralı fıkrasında öngörülen azami tutukluluksüresi yedi yıldır. Bu bağlamda başvurucu hakkındaki tutukluluğun devamınailişkin kararların gerekçelerinin hürriyetten yoksun bırakılmanın meşrunedenlerinin belirtilmesi bakımından ilgili ve yeterli olması ve soruşturma/kovuşturmasürecinin yürütülmesinde bir özensizliğin tespit edilmemiş olması dikkatealındığında 4 yıl 1 ay 13 günlük tutukluluk süresinin makul olduğu sonucunavarılmıştır.
79. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 19. Maddesinin yedincifıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğinekarar verilmesi gerekir.
Engin YILDIRIM ve Celal Mümtaz AKINCI bu görüşekatılmamışlardır.
6. Tutukluluğa İtirazİncelemesinde Alınan Savcılık Görüşünün Bildirilmediğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
80. Başvurucu, tutukluluk incelemeleri yapılırken alınanSavcılık görüşünün kendisine bildirilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
81. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.
b. Değerlendirme
82. Anayasa Mahkemesi DevranDuran ([GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, §§ 106-112) kararında;tutukluluk incelemeleri sırasında alınan savcılık görüşünün şüpheli veyasanıklara bildirilmemesinin anayasal önem taşımadığını, içeriğinde başvurucununcevap vermesini gerektirmeyen ve daha önce ileri sürülmemiş yeni bir olgudanbahsedilmeyen durumlarda savcılık görüşünün başvurucuya bildirilmemesininönemli bir zarara da neden olmadığını ifade etmiştir.
83. Somut olayda, tutukluluk incelemeleri sırasında alınanSavcılık görüşünün bildirilmediği ileri sürülmüşse de başvuru formu veeklerinde bu görüş yazısında başvurucunun cevap vermesini gerekli kılan ve dahaönce haberdar olmadığı yeni bir olgunun bulunduğu dile getirilmemiştir. Ayrıcatutukluluğun devamı kararlarının Savcılık görüşüne dayanılarak verildiğiyönünde bir tespit de bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun iddialarıbakımından anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum mevcut değildir.
84. Açıklanan gerekçelerleanayasal ve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle başvurunun bukısmının kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
7. Tutuklulukİncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
85. Başvurucu, tutukluluk incelemelerinin dosya üzerindenyapıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
86. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.
b. Değerlendirme
87. Anayasa’nın 19. Maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyetikısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bukısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamakamacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”
88. Başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa’nın 19. Maddesininsekizinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.
89. Anayasa’nın Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerinidüzenleyen 148. Maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi şöyledir:
“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır.”
90. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. Maddesinin (2)numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
91. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesihâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).
92. Anayasa Mahkemesi SalihSönmez (B. No: 2016/25431, 28/11/2018) kararında tutuklulukincelemelerinin duruşmasız yapılması ve/veya makul sürede hâkim/mahkeme önüneçıkarılmama şikâyetini incelemiştir. Anayasa Mahkemesi anılan karardabaşvurucunun inceleme tarihi itibarıyla hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış olmasıhususunu nazara alarak verilecek bir ihlal kararının başvurucunun yeniden hâkimönüne çıkarılmasını sağlamayacağı ve serbest kalması sonucunu doğurmayacağınıbelirtmiş ve bu durumda yalnızca kişinin uzun süre hâkim/mahkeme önüneçıkarılmamasıyla ilgili bir hak ihlalinin tespiti ve gerekiyorsa belli birmiktar tazminata hükmedilmesiyle yetinileceği sonucuna varmıştır.
93. Öte yandan Anayasa Mahkemesi anılan kararda bu tür ihlaliddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuruyollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireyselbaşvuruda bulunulması gerektiğini belirterek 5271 sayılı Kanun’un 141. Maddesindebelirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz,etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuru yollarınıntüketilmediği sonucuna varmıştır.
94. Somut olayda başvurucu 13/2/2018 tarihinde mahkeme önüneçıkmış ve itirazlarını etkili bir biçimde ileri sürme fırsatına sahip olmuştur.Başvurucu tutuklama kararından 2 yıl 9 ay 23 sonra hâkim önüne çıkmıştır.Dolayısıyla somut başvuru yönünden anılan karardan ayrılmayı gerektiren birdurum söz konusu değildir.
95. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklulukincelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiasıile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuruyapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Masumiyet Karinesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
96. Başvurucu; FETÖ/PDY ile ilgili olarak kamu görevlileritarafından yapılan açıklamalar ve bu açıklamaların yayımlanması nedeniylehakkında soruşturma başlatılan herkesin suçlu olduğu yönünde algı oluştuğunu,bu nedenle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucuayrıca terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadığı hâldebir gruba mensubiyeti nedeniyle suçlandığını ve ötekileştirildiğini belirterekayrımcılık yasağının da ihlal edildiğini iddia etmiştir.
97. Bakanlık, bu konuda görüş bildirmemiştir.
2. Değerlendirme
98. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bubölümdeki iddialarının özünün masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkinolduğu anlaşıldığından başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa’nın 38.Maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.
99. Masumiyet (suçsuzluk) karinesi, kişinin suç işlediğine dairkesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvencealtına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti asıl olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına aitolup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse,suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleritarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz.Bu çerçevede masumiyet karinesi kural olarak hakkında bir suç isnadı bulunan vehenüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, §§ 26, 27).
100. Anılan karine, bir kimsenin suçluluğu hükmen sabit oluncayakadar kamu yetkilileri tarafından suçlu ilan edilmesine karşı korumasağlamaktadır. Öte yandan Anayasa’nın 26. Maddesinde güvence altına alınanifade özgürlüğü, bilgi edinme ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenleAnayasa’nın 38. Maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyetkarinesi, yürütülmekte olan bir ceza soruşturması hakkında yetkililerinkamuoyuna bilgi vermesini engellemez (ErdalTercan, § 79). Ancak masumiyet karinesine saygı gösterilmesi sözkonusu olduğundan Anayasa’nın 38. Maddesinin dördüncü fıkrası, bilginin gerekenbütün dikkat ve ihtiyat gösterilerek verilmesini gerekli kılar (Nihat Özdemir [GK], B. No: 2013/1997, 8/4/2015, § 22).
101. Somut olayda 17/25 Aralık operasyonlarından sonra yürütülensoruşturmalarla ilgili yayımlanan haberler nedeniyle masumiyet karinesininihlal edildiği ileri sürülmüştür. Başvurucunun doğrudan kendisiyle ilgili birhaberden şikâyeti söz konusu değildir. Buna göre FETÖ/PDY’yeyönelik soruşturmalarla ilgili haber yapılmasının veya soruşturmabaşlatıldığının kamuoyuna duyurulmasının tek başına masumiyet karinesineaykırılık teşkil ettiği söylenemez (bkz. § 13; benzer yöndeki değerlendirmeleriçin bkz. Erdal Tercan, § 81; Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 115-117; Süleyman Bağrıyanık vediğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 180, 181).
102. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet karinesininihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundanbaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Tutuklamanın hukuki olmadığına, sulh ceza hâkimliklerininbağımsız ve tarafsız olmadığına ilişkin şikâyetler yönünden başvurunun mükerrer olması nedeniyle REDDİNEOYBİRLİĞİYLE,
B. 1. Gözaltının hukuka aykırı olmasından dolayı kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
2. Ağır ceza mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmadığınailişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
3. Tutukluluğa itiraz incelemesinde alınan Savcılık görüşününbildirilmediğine ilişkin iddianın anayasalve kişisel önemden yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNAOYBİRLİĞİYLE,
4. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüneçıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddianın başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
5. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
6. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
C. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Engin YILDIRIM ve Celal Mümtaz AKINCI’nın karşı oyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA28/5/2019 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
1. Başvurucu; uzun süredir tutuklu olduğunu, tahliyetaleplerinin ve itirazlarının -tutukluluğun devamını meşru kılacak- ilgili veyeterli gerekçe olmadan reddedildiğini, Kanunda öngörülen iki yıllık sürenindolmasına rağmen tutukluluk süresinin uzatılmasına ilişkin bir kararverilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğiniiddia etmiştir.
2. Başvurucu, 17/25 Aralık operasyonlarından sonraki süreçte15/4/2015 tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliğinin20/4/2015 tarihli kararıyla Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmayaveya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli kalmasıgereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçlarındantutuklanmıştır. Bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucununtutukluluk hâli devam etmektedir. Buna göre başvurucunun tutukluluk süresi 4yıl 1 ay 13 gündür (§ 70).
3. Soruşturma makamları, başvurucu ve diğer şüphelilerinamacının zimmet suçunu ortaya çıkarmak olmadığını aksine tüm şüphelilerin ortakamaçlarının hükumete yönelik gerçekleştirmeyi düşündükleri 17/25 Aralıkoperasyonları öncesinde bir kısım emniyet görevlilerinin davranışlarını öğrenmeve buna karşı kendileri yönünden tedbir almak olduğunu, dolayısıylaşüphelilerin bu ortak amaçla birlikte hareket ederek usulsüz birçok dinlemeyapmak suretiyle atılı suçları işlediklerini iddia etmiştir.
İddianamede başvurucunun 17/25 Aralık operasyonları öncesindebir kısım emniyet mensubunu ve devletin değişik kademelerinde yere alanyöneticileri dinlemeye zemin hazırlamak amacıyla H.B. isimli bir polismemurunun zimmet suçu işlediğinden bahisle – zimmet eylemine ilişkin herhangibir araştırma yapmadan- gerçeğe aykırı tutanak düzenlemek suretiyle diğerşüphelilerle birlikte hareket ederek anılan süreçte yer aldığı belirtilmiştir.
4. Bölümümüz çoğunluğunca, Başvurucunun 17/25 operasyonlarıöncesinde bir kısım emniyet mensubunu ve devletin değişik kademelerinde yeralan yöneticileri dinlemeye zemin hazırlamak amacıyla gerçeğe aykırı tutanakdüzenlemek suretiyle anılan süreçte görev aldığı iddiası nedeniyle tutuklanmasıve tutukluluğun 4 yıl 1 ay 13 gündür sürdürülmesini makul kabul etmekte ise dedosyada mevcut delil itibariyle başvurucunun tutukluluk süresini makulgörememekteyiz. Çünkü başvurucunun tutuklanmasına neden olan bir polismemurunun zimmet suçu işlediğine dair tutanaktır. Bu tutanak vasıtasıyla yasadışı dinlemelere zemin hazırlandığı iddia edilmiştir. İddia olunan yasa dışıdinlemelerde başvurucunun dahline, dinlemelere ne şekilde katıldığına ilişkinolarak dosyada somut delil bulunmamaktadır. Görüldüğü kadarıyla başvurucuhazırladığı iddia edilen zimmet tutanağı ile yasa dışı dinlemelere ortamhazırlamış olmakla suçlanmakta, FETÖ/PDY yapısı içindeyer almak ve bu yapı ile birlikte hareket etmekle suçlanarak tutuklanıp 4 yılıaşkın süredir de tutukluluğu sürdürülmektedir. Başvurucunun tutuklanmasından bu güne kadar da kendisinin FETÖ/PDY terör örgütüyle irtibatve iltisakını gösteren, yasa dışı dinlemelere (iddiaolunan zimmet tutanağı dışında) katıldığını belgeleyen başka bir delil dedosyaya girmemiştir. Başvurucu bir varsayım nedeniyle tutuklanmış ve dört yılıaşkın süredir de yeni bir delil bulunamamasına rağmen tutukluluğusürdürülmektedir.
5. Mahkememiz uzun tutukluluk süresiyle ilgili verdiği müteadditkararlarında; “Mahkemenin, 6352 sayılı Kanun kapsamında tutukluluk halininyeniden değerlendirilmesi talebi üzerine verdiği 27/7/2012 tarihli kararındayer alan, dava kapsamında yargılanan sanıklardan birkaçının kaçması ya dakaçmaya teşebbüs etmesi, yine bazı sanıkların delilleri karartma girişimindebulunması şeklindeki gerekçeleri, diğer sanıkların da bunları yapabileceğinedair karine olarak değerlendirilemez. Aksi takdirde masumiyet karinesi vebununla bağlantılı olarak kişi hürriyetine ilişkin ilkelerin zedelenebileceğiaçıktır. Bu nedenle, aynı davada yargılanan bazı sanıkların durumlarındanhareketle genelleme yapılarak diğerlerinin de aynı davranışta bulunabileceğinivarsaymak, tutukluluk gerekçelerinin somutlaştırılmasını engellediği gibi,özgürlüğün esas, tutukluluğun istisna olduğu yönündeki anlayışla da bağdaşmaz.Bu çerçevede tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda ileri sürülengerekçelerin “ilgili” ve “yeterli” olduğu söylenemez (B. No: 2012/1272,4/12/2013, § 117).
Özellikle 5271 sayılı Kanun’un 109. maddesinin (3) numaralıfıkrasında tutuklama yerine öngörülen adli kontrol hükümlerinin 6352 sayılıKanunla yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 5/7/2012 tarihinden itibarenbaşvurucu lehine de uygulanma imkanı ortaya çıkmıştır.Buna rağmen, anılan kararlarda hedeflenen meşru amaçla yapılan müdahalearasında gözetilmesi gereken denge açısından, mevcut adli kontrol tedbirlerininyeterince dikkate alınmadığı görülmektedir. Bu durumda, tutukluluğun devamınakarar verilirken yargılamanın tutuklu sürdürülmesinden beklenen kamu yararı ilebaşvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı arasında ölçülü bir dengekurulmadığı ve bu nedenle tutuklu kaldığı sürenin makul olmadığı sonucunavarılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, başvurucunun ….. tutukluluk haline son verilmesi gerektiği iddiası yönündenAnayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir" (B. No: 2013/5274, 16/7/2014, § 101 -102-103, yine B.No:2012/239, 2012/849, 2014/9, 2013/9894, 2014/2996, 2015/1895, 2014/14643,2014/19800, 2014/9772)denilerek ihlal kararları vermiştir.
6. Bu dosya özelinde de yukarıda zikredilen ihlal kararlarındanayrılmayı gerektirecek bir yön bulamadığımızdan, ayrıca ceza yargılamasındatutuksuz yargılama esas, tutukluluk ise istisna kabul edildiğinden,başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası bağlamında kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediği yönündeki çoğunluk görüşünekatılamadık.
Başkan Üye
Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI