TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MİLLÎ REASÜRANS TÜRK A.Ş. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/70)
Karar Tarihi: 1/7/2020
R.G. Tarih ve Sayı: 11/8/2020-31210
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Muammer TOPAL
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
M. Emin ŞAHİNER
Başvurucu
:
Millî Reasürans Türk A.Ş.
Vekili
:
Av. Gürcihan ÇEVİEL
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, pişmanlık ve ihtirazi kayıtla verilen beyannameüzerinden yapılan vergi tahakkuk işlemlerine ve cezalarına karşı açılandavaların esası incelenmeden reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 30/12/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Vergi Denetim Kurulu müfettişleri tarafından 4/5/2012tarihinde düzenlenen İncelemeye Başlama Tutanağıyla, vakıf üyelerine munzam birsosyal güvenlik sağlamak amacıyla kurulan Millî Reasürans Türk AnonimŞirketleri Mensupları Yardımlaşma Sandığı Vakfına (Vakıf) başvurucu Şirkettarafından yapılan ödemeler ile ilgili olarak Şirket nezdinde 2007-2011dönemini kapsayan bir inceleme başlatılmıştır. İnceleme sonrası 4/1/2013tarihli vergi inceleme raporu düzenlenmiştir.
9. Bu raporda özetle;
i. Vakfın ana finansman kaynağının Şirket çalışanları ile Şirkettarafından ödenen katkı payları olduğu vurgulanmıştır.
ii. Rapora göre banka katkı payı ödemelerinden esasyararlananlar çalışanlar olup Vakıf sadece buna aracılık etmektedir.
iii. Şirket katılım payı ödemelerinin çalışan sayısı, çalışanınaldığı maaş ve diğer unsurlar dikkate alınarak belirli oranda hesaplandığı,ödemelere ilişkin belge ve kayıtların personel bazında tutularak muhafazaedildiği ve çalışan personelin yükselmesine bağlı olarak Şirket tarafındanVakfa ödenen tutarın değiştiği tespiti yapılmıştır.
iv. Bunun yanında banka katkı payının hesaplanmasındaçalışanlarınemekliliğe esas maaş ve ikramiye paylarının dikkate alındığı,bundaki amacın ise her bir çalışanın elde edeceği menfaatin net tutarınınbelirlenmesi olduğu belirtilmiştir.
v. Buna göre çalışanların ücretlerinin belirli bir oranındaVakfa her ay ödeme yapılarak her bir çalışanın elde edeceği menfaatin net tutarınınbelirlendiği, Vakıftan yararlananlara gerek çalışma hayatında gerekseemeklilikte yapılan ödemelerin kaynağını bu ödemelerin teşkil ettiği ifadeedilmiştir.
vi. Şirketin Vakfa yaptığı işçi payı ödemelerini ücretlertoplamına dâhil ederek gelir vergisi tevkifatına tabi tuttuğu ancak şirketkatkı paylarını ücret vergi matrahına dâhil etmediği vurgulanmıştır. Raporagöre Vakfa işveren payı olarak ödenen tutarların çalışana sağlanan net birmenfaat olması nedeniyle brütleştirilmek suretiyle ücret matrahına dâhiledilmesi gerekmektedir.
vii. Sonuç olarak banka tarafından çalışanları adına yapılanödemelerin ücret mahiyetinde olduğu, bu ödemelerin ise 31/12/1960 tarihli ve193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 63. maddesinde yazılı şartları taşımamasınedeniyle ücret matrahından indirilemeyeceği belirtilmiştir.
10. Vergi idaresince rapordaki tespitler doğrultusunda, buödemeler üzerinden gelir vergisi tevkif edilerek beyan edilip ödenmediğigerekçesiyle 2007-2011 dönemleri için vergi ziyaı cezalı gelir vergisitarhiyatları yapılmıştır. Ayrıca bu katılım payları, ödemelerine ilişkinbelgelerde gösterilmediğinden damga vergisi matrahının eksik hesaplandığıgerekçesiyle de cezalı damga vergisi tarh edilmiştir.
11. Başvurucu 27/2/2014 tarihinde 2013/3 dönemi muhtasarbeyannamesini, üyelerine sosyal güvenlik sağlamak amacıyla kurulan Vakfa Vakıf Senedi uyarınca bankanın ödemekleyükümlü olduğu tutarların ödemenin yapıldığı anda çalışan Vakıf üyeleriaçısından ücret mahiyetinde bir menfaat olmadığı iddiasıyla pişmanlık veihtirazi kayıt dilekçesi ile vermiştir. Beyanname üzerine tahakkuk ettirilengelir (stopaj) vergisi, damga vergisi ve pişmanlık zammı tutarları daha sonrakibir tarihte ödenmiştir. Ancak başvurucu, bu katkı paylarının ücretsayılamayacağını iddia ederek gelir (stopaj) vergisi, damga vergisi vepişmanlık zammına ilişkin düzenlenen 27/2/2014 tarihli ve 12 sayılı tahakkukfişinin iptali ve ödenen tutarın iadesi istemiyle İstanbul 7. VergiMahkemesinde dava açmıştır. Başvurucu; dava dilekçesinde, idarece resentarhiyata konu edilmeyen dönem yönünden ileride resen tarhiyata maruz kalmamakiçin pişmanlık beyannamesi vermek zorunda kaldığını ileri sürmüştür.
12. Mahkeme 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun371. maddesi uyarınca pişmanlıkla beyanda bulunarak pişmanlık müessesesininhukuki sonuçlarından yararlanan başvurucunun beyannameye koymuş olduğu ihtirazikaydın geçerliliğinin kabulüne imkân bulunmadığı gerekçesiyle 29/4/2014tarihinde davanın incelenmeksizin reddine karar vermiştir.
13. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Danıştay DördüncüDairesince 4/3/2015 tarihinde onanmıştır. Başvurucunun karar düzeltme talebiaynı Daire tarafından 10/11/2015 tarihinde reddedilmiştir.
14. Nihai karar, başvurucu vekiline 7/12/2015 tarihinde tebliğedilmiştir.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Mevzuat Hükümleri
15. 213 sayılı Kanun'un "Vergi Kanunlarının uygulanması veispat" kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"A) Vergi kanunlarının uygulanması: BuKanunda kullanılan 'Vergi Kanunu' tabiri işbu Kanun ile bu Kanun hükümlerinetabi vergi, resim ve harç kanunlarını ifade eder. Vergi kanunları lafzı ve ruhuile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarınınhükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğermaddelerle olan bağlantısı gözönünde tutularak uygulanır.
B) İspat: Vergilendirmede vergiyi doğuran olayve bu olaya, ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır..."
16. 213 sayılı Kanun'un "Maksat"kenar başlıklı 134. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Vergi incelemesinden maksat, ödenmesigereken vergilerin doğruluğunu araştırmak tespit etmek ve sağlamaktır..."
17. 213 sayılı Kanun'un "Pişmanlıkve ıslah" kenar başlıklı 371. maddesi şöyledir:
"(Değişik: 23/1/2008-5728/281 md.) Beyanadayanan vergilerde vergi ziyaı cezasını gerektiren fiilleri işleyenmükelleflerle bunların işlenişine iştirak eden diğer kişilerin kanuna aykırıhareketlerini ilgili makamlara kendiliğinden dilekçe ile haber vermesi hâlinde,haklarında aşağıda yazılı kayıt ve şartlarla vergi ziyaı cezası kesilmez.
1. Mükellefin keyfiyeti haber verdiği tarihtenönce bir muhbir tarafından her hangi resmi bir makama dilekçe ile veya şifahibeyanı tutanakla tevsik edilmek suretiyle haber verilen husus hakkında ihbardabulunulmamış olması (Dilekçe veya tutanağın resmi kayıtlara geçirilmiş olmasışarttır.)
2. Haber verme dilekçesinin yetkili memurlartarafından mükellef nezdinde her hangi bir vergi incelemesine başlandığı veyaolayın takdir komisyonuna intikal ettirildiği günden evvel (Kaçakçılık suçuteşkil eden fiillerin işlendiğinin tespitinden önce) verilmiş ve resmikayıtlara geçirilmiş olması.
3. Hiç verilmemiş olan vergi beyannamelerininmükellefin haber verme dilekçesinin verildiği tarihten başlayarak onbeş güniçinde tevdi olunması.
4. Eksik veya yanlış yapılan vergi beyanınınmükellefin keyfiyeti haber verme tarihinden başlayarak onbeş gün içindetamamlanması veya düzeltilmesi.
5. Mükellefçe haber verilen ve ödeme süresigeçmiş bulunan vergilerin, ödemenin geciktiği her ay ve kesri için, 6183 sayılıKanunun 51 inci maddesinde belirtilen nispette uygulanacak gecikme zammıoranında bir zamla birlikte haber verme tarihinden başlayarak onbeş gün içindeödenmesi.
Bu madde hükümleri, emlak vergisi ile ilgiliolarak uygulanmaz."
18. 213 sayılı Kanun'un"Dava konusu" kenar başlıklı 378. maddesinin ikincifıkrası şöyledir:
"Mükellefler beyan ettikleri matrahlarave bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı dava açamazlar. BuKanunun vergi hatalarına ait hükümleri mahfuzdur. "
19. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun "Yürütmenindurdurulması" kenar başlıklı 27. maddesinin (4) numaralıfıkrası şöyledir:
"4. Vergi mahkemelerinde, vergiuyuşmazlıklarından doğan davaların açılması, tarh edilen vergi, resim veharçlar ile benzeri mali yükümlerin ve bunların zam ve cezalarının dava konusuedilen bölümünün tahsil işlemlerini durdurur. Ancak, 26 ncı maddenin 3 üncüfıkrasına göre işlemden kaldırılan vergi davası dosyalarında tahsil işlemidevam eder. Bu şekilde işlemden kaldırılan dosyanın yeniden işleme konulmasıile ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılan işlemlerle tahsilatişlemlerinden dolayı açılan davalar, tahsil işlemini durdurmaz. Bunlar hakkındayürütmenin durdurulması istenebilir."
20. Maliye Bakanlığının 5/7/2001 tarihli veB.07.GEL.0.30/3044-371-698/40427 sayılı Özelgesi'nin ilgili kısmı şöyledir:
“… Pişmanlık müessesesi, mükellefin tamamenkendi isteği ile kullandığı bir hak olup, bu hakkın kullanılması sonucu kanunaaykırı hareketin yaptırımı olan cezai müeyyide uygulanmamaktadır. Dolayısıyla,mükelleflerin böyle bir haktan yararlanırken bir yandan da dava açma haklarınısaklı tutmalarına ilişkin olarak pişmanlıkla verilen beyannameyi ihtirazîkayıtla vermeleri mümkün bulunmamaktadır...”
2. Danıştay İçtihadı
21. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 29/5/2013 tarihli veE.2012/412, K.2013/232 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"...VergiUsul Kanununda, vergilendirmenin beyana dayanılarak yapılması gerekendurumlarda matrahın veya verginin tümüyle ya da kısmen ihtirazi kayıtlabildirilmesini öngören bir düzenleme yapılmamıştır. Beyanname ile bildirilmesigereken matrahın vergi kaybı yaratmaktan kaçınılarak, vergi kanunlarındabelirtilen zamanda çekince ile beyan edilebilmesi, Danıştay içtihatlarıylabenimsenmiş ve 521 sayılı Danıştay Kanununu yürürlükten kaldıran, yürürlükteki2575 sayılı Danıştay Kanunu ile aynı tarihte yürürlüğe giren 2577 sayılı İdariYargılama Usulü Kanununun 27'nci maddesinin 3'üncü fıkrasında ilk kez ifadesinibulmuştur. İhtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerinden tarh edilenvergilere karşı dava açılmasının tahsil işlemlerini durdurmayacağı, bunlar hakkındayürütmenin durdurulması istenebileceğinin yargılama usulünde kuralabağlanmasından dolayı, vergi beyannamelerinin çekince ile verilmesi konusundakiduraksama son bulmuştur.
Zamanında verilen vergi beyannamesine ihtirazikayıt konulması; beyannamede hesaplanan verginin tümü ya da bir kısmınıntahakkuk ettirilmemesi istenerek, ihtirazi kaydın konusunu oluşturan nedenintarhı yapan idare tarafından kabul edilmemesi halinde, beyanname üzerinden tarhedilen verginin ihtirazi kayıt konulan kısmının dava konusu edilebilmesiniolanaklı kılarak, noksan beyanda bulunulmasını ve verginin geç tahakkuketmesini önlemektedir. Bu nedenle ihtirazi kayıt beyanname verme süresindeverilen beyannamelere konulabilir.
Vergi beyannamelerinin ihtirazi kayıtlaverilmesi ile pişmanlıkla verilmesinin nedenleri, koşulları ve yarattığısonuçlar farklıdır. Vergi kanunlarının öngördüğü zamanlarda verilenbeyannamelere ihtirazi kayıt konulması, tarh edilen verginin dava konusuyapılmasına olanak yarattığı halde, pişmanlıkla verilmesi, beyannameninzamanında verilmediği için doğmuş vergi kaybından dolayı ceza kesilmesiniönlemektedir.
Hizmet (banka ve sigorta muameleleri) vergisibeyannamesinin verilmesi gereken zaman, 6802 sayılı Yasanın 47'nci maddesinde,tarh ve ödeme zamanı ise aynı Yasanın 48'inci maddesinde düzenlenmiştir. Hizmet(banka ve sigorta muameleleri) vergisi beyannamesinin, Yasanın 47'ncimaddesinde öngörülen zamanda verilmemesi, Vergi Usul Kanununun 30'uncumaddesinin ikinci fıkrasına bağlı 1'inci bent uyarınca verginin resen tarhınıgerektirmektedir. Beyannamenin, kanuni süresi geçtiği halde verilmemesini resentarh nedeni kabul eden bu bendin bağlı olduğu ikinci fıkrada, böyle birdurumda, vergi matrahının tamamen veya kısmen defter, kayıt ve belgelere veyakanuni ölçülere göre tespitinin mümkün olmadığı da kabul edilmektedir. VergiUsul Kanununun 341'inci maddesinde; mükelleflerin, vergilendirme ile ilgiliödevlerini zamanında yerine getirmemesi yüzünden verginin zamanında tahakkukettirilmemesi vergi ziyaı tanımının kapsamına alınmıştır. Banka ve sigortamuameleleri vergisi beyannamesinin kanuni süresinde verilmemesi nedeniyle buvergi zamanında tahakkuk ettirilmemiş ve vergi yükümlüleri, vergi ziyaına yolaçmış olacaklarından, adlarına aynı Yasanın 344'üncü maddesi uyarınca vergiziyaı cezası kesilmesi de gerekecektir.
Beyana dayanan vergilerde vergi ziyaı cezasınıgerektiren kanuna aykırı hareketlerini, ilgili makamlara kendiliğinden dilekçeile haber veren mükelleflere belli koşullarla vergi ziyaı cezası kesilmemesiniöngören Vergi Usul Kanununun 371'inci maddesinin birinci fıkrasına bağlı 3'üncübentte, hiç verilmemiş vergi beyannamelerinin, haber verme dilekçesininverildiği tarihten başlayarak 15 gün içinde tevdi olunması halinde de vergiziyaı cezası kesilmeyeceği kurala bağlanmıştır. Görüldüğü üzere pişmanlık,vergi ziyaı cezası kesilmesi gereken durumları kapsamakta ve koşullarınauyulduğu takdirde mükellef adına ceza kesilmesini önlemektedir. Böylece,beyannamenin kanuni sürede verilmemesinden, 341'inci maddede tanımlandığı üzereverginin geç tahakkuk etmesinden doğmuş olan vergi kaybının yaptırımı olan cezakesilmemektedir.
Verilmesi gereken süre geçtikten sonrapişmanlıkla beyanname verilmesi, verginin zamanından sonra tahakkuk etmesine deyol açmaktadır. Bu nedenle Vergi Usul Kanununun pişmanlığı düzenleyen 371'incimaddesinin birinci fıkrasına bağlı 5'inci bentte; mükellefçe haber verilen veödeme süresi geçmiş vergilerin, ödemenin geciktiği her ay ve kesri için 6183sayılı Yasanın 51'inci maddesinde öngörülen gecikme zammı oranında bir zamlabirlikte ve onbeş gün içinde ödenmesi, pişmanlığın kabulü için gerekli koşullararasında sayılmıştır. Pişmanlıkla verilen beyanname üzerinden pişmanlıkhükümlerine göre tahakkuk yapılması ve koşullara uyulması halinde mükellefeceza kesilmemekle süresinde verilmiş beyanname gibi tahakkuka esas alındığınagöre bu beyannamelerin de süresinde verilen beyannamelerle aynı hükümlere tabiolması gerektiği açıktır. Tahakkukun zamanında yapılmasını sağlayan ancak davakonusu yapılmasına olanak yaratan ihtirazi kayıtla beyan ile tahakkuk zamanıgeçtikten ve resen tarh nedeni ve geç tahakkuktan dolayı vergi ziyaı doğduktansonra pişmanlıkla verilen beyannameye ihtirazi kayıt konulmasının etkileyicisonuç yaratmasına olanak yoktur.
Vergi Usul Kanununun 378'inci maddesininikinci fıkrasında mükelleflerin beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlarüzerinden tarh edilen vergilere dava açamayacaklarına ilişkin kuralgözetilmeden tahakkukun kaldırılarak, banka ve sigorta muameleleri vergisininve pişmanlık zammının davacıya iadesi yolunda hüküm kurulması hukuka uygundüşmemiştir..."
22. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 11/12/2009 tarihlive E.2008/593, K.2009/655 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"...VergiUsul Kanununda, vergilendirmenin beyana dayanılarak yapılması gerekendurumlarda matrahın veya verginin tümüyle ya da kısmen ihtirazi kayıtlabildirilmesini öngören bir düzenleme yapılmamıştır. Beyanname ile bildirilmesigereken matrahın tespit şeklinden ya da uygulanması gereken vergi oranından,muafiyet veya istisna uygulamasından doğan duraksamaların varlığında, vergikaybı yaratmaktan kaçınılarak, vergi kanunlarında belirtilen zamanda verilenbeyannameye çekince konulabileceği, Danıştay İçtihatlarıyla benimsenmiş ve 521sayılı Danıştay Kanununu yürürlükten kaldıran, yürürlükteki 2575 sayılıDanıştay Kanunu ile aynı tarihte yürürlüğe giren 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanununun 27’nci maddesinin 3’üncü fıkrasında ilk kez ifadesinibulmuştur. İhtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerinden tarh edilenvergilere karşı dava açılmasının tahsil işlemlerini durdurmayacağı, bunlarhakkında yürütmenin durdurulması istenebileceğinin yargılama usulünde kuralabağlanmasından dolayı, vergi beyannamelerinin çekince ile verilmesi konusundakiduraksama son bulmuştur.
...
Zamanında verilen vergi beyannamesine ihtirazîkayıt konulması; beyannamede hesaplanan verginin tümü ya da bir kısmınıntahakkuk ettirilmemesi istenerek, ihtirazî kaydın konusunu oluşturan nedenintarhı yapan idare tarafından kabul edilmemesi halinde, beyanname üzerinden tarhedilen verginin ihtirazi kayıt konulan kısmının dava konusu edilebilmesiniolanaklı kılarak, noksan beyanda bulunulmasını ve verginin geç tahakkuketmesini önlemektedir..."
23. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 27/6/2012 tarihli veE.2012/167, K.2012/300 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Beyannamenin pişmanlıkla verilmesi,süresi geçtikten sonra verilen bu beyannamenin, kanuni süresinde verilmişsayılmasına yol açmadığından ve sadece ceza kesilmesini önlediğinden,pişmanlıkla verilen beyannamelere ihtirazî kayıt konulması etkileyici bir sonuçdoğurmamaktadır. Bu yüzden, kanuni süresi geçtikten sonra pişmanlıkla verilenbeyannameye ihtirazî kayıt konulmasına; kanuni süresinde ancak ihtirazî kayıtlaverilen beyannamelere bağlanan hukuksal sonucun tanınmasına da olanakyoktur..."
24. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 25/2/2015 tarihli veE.2014/1164, K.2015/20 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"...213 sayılı VergiUsul Kanununun 378'inci maddesinin 2'nci fıkrasında, mükelleflerin beyanettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı davaaçamayacakları, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 27'nci maddesinin4'üncü bendinde de, ihtirazi kayıtla verilen beyannameler üzerine yapılanişlemler ile tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davaların tahsil işleminidurdurmayacağı kuralına yer verilmekle, ihtirazi kayıtla beyan üzerine tahakkukettirilen vergilere karşı dava açılabileceği kabul edilmiştir.
Zamanında verilen vergi beyannamesine ihtirazikayıt konulması; beyannamede hesaplanan verginin tümü ya da bir kısmınıntahakkuk ettirilmemesi istenerek, ihtirazi kaydın konusunu oluşturan nedenintarhı yapan idare tarafından kabul edilmemesi halinde, beyanname üzerinden tarhedilen verginin ihtirazi kayıt konulan kısmının dava konusu edilebilmesiniolanaklı kılarak, noksan beyanda bulunulmasını ve verginin geç tahakkuketmesini önlemektedir. Bu nedenle ihtirazi kayıt ancakbeyanname verme süresindeverilen beyannamelere konulabilir.
Beyan üzerinden alınan vergilere ait matrahınihtirazi kayıtla beyanı, beyannamenin vergi kanunlarında öngörülen zamanlardaverilmesi koşuluna bağlıdır. Beyanname verme süresi geçtikten sonra verilenbeyannameye konulan ihtirazi kaydın, beyanname üzerinden yapılan tahakkukaetkisi olmadığı gibi dava açma hakkı vermesi de mümkün değildir.
Bu durumda, beyanname verme süresi geçtiktensonra ihtirazi kayıtla düzeltme beyannamesi verilmesi üzerine tahakkuk edenvergiye karşı dava açılmasına olanak bulunmamakta olup, Mahkemece, dava vesavunma dilekçelerine ekli beyanname ve eki belgelerde beyannamenin ihtirazikayıtla verildiğini gösteren herhangi bir ibare ve dilekçe bulunmadığı yolundayapılan değerlendirme yerinde görülmemekle birlikte davanın reddi yolundakiısrar kararında sonucu itibariyle isabetsizlik görülmemiştir..."
3. Anayasa MahkemesiKararı
25. Anayasa Mahkemesinin 14/6/2017 tarihli ve E.2017/24,K.2017/112 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"20. Mükelleflerin beyan ettiklerimatrahlara ve bu matrahlar üzerinden tarh edilen vergilere karşı davaaçamamalarını öngören itiraz konusu kuralın, ”mahkemeye erişim hakkı”na vedolayısıyla da adil yargılanma hakkına yönelik bir müdahale olduğu açıktır.Türk vergi sisteminde benimsenen tarh usulü, beyannameye dayalı tarhtır. Butarh usulünde mükellef, matrahını beyan etmekte ve idare beyan edilen bu matrahüzerinden tarhiyat işlemini gerçekleştirmektedir. İtiraz konusu kural ilemükelleflerin kendi beyanlarına karşı dava açmaları yasaklanmaktadır. Nitekimkişinin kendi beyanına karşı dava açmasında hukuki yarar da bulunmamaktadır.İtiraz konusu kuralın devamındaki cümlede yer alan “Bu Kanunun vergi hatalarınaait hükümleri mahfuzdur” hükmüyle, yalnızca vergi hatalarının bu kuralınistisnası olduğu belirtilmektedir. Uygulamada ortaya çıkan ve 6.1.1982 tarihlive 2577 sayılı Kanun’un 27. maddesinin (4) numaralı fıkrasında dolaylı olarakdüzenlenen ihtirazi kayıtla verilen beyannamelere karşı dava açılabilmesi dekuralın diğer istisnasını oluşturmaktadır.
21. İtiraz konusu kural, mükellefleringelirinin istisna, muafiyet v.b. nedenlerden dolayı vergiye tabi olup olmadığıkonusunda şüpheye düştükleri matrahları için iddia ve savunmalarını bir yargımercii önünde ileri sürebilmeleri imkânını sınırlamaktadır. Ancak istisnalarıile birlikte değerlendirildiğinde kuralın, mahkemeye erişim hakkının özünedokunmadığı ve hak arama özgürlüğünü ölçüsüz bir şekilde engellemediğianlaşılmaktadır.
22. Uygulamada hangi tür beyannamelereihtirazi kayıt konulabileceği; kanuni süresi içinde veya kanuni süresindensonra verilen beyannamelere ihtirazi kayıt konulup konulamayacağı hususlarındandolayı dava açma hakkının tanınıp tanınmayacağı sorunu ise doğrudan doğruyaitiraz konusu kuralla ilişkili olmayıp ihtirazi kaydın kapsamı ile ilgilidir.Somut olayda da olduğu gibi, ihtirazi kaydın uygulamada ortaya çıkan vedüzeltme beyannamesi olarak adlandırılan beyannamelere konulup konulamayacağı;konulabilse dahi dava açma hakkını tanıyıp tanımayacağı esasında itiraz konusukuralın değil, kuralın istisnasının kanuni dayanağı olan 2577 sayılı Kanun’un27. maddesinin (4) numaralı fıkrasının yorumundan kaynaklanmaktadır.
23. Öte yandan, 2577 sayılı Kanun’un 27.maddesinin (4) numaralı fıkrasında “ihtirazi kayıtla verilen beyannamelerüzerine yapılan işlemlerle tahsilat işlemlerinden dolayı açılan davalar”ibaresiyle beyannameler arasında herhangi bir ayrım yapılmadığı görülmektedir.Her ne kadar kanuni süresinden sonra verilen beyannamelere ihtirazi kayıtkonulup konulamaması hususunun içtihat farklılığına neden olduğu gerekçesiyleAnayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de herhangi bir düzenlemeninmahkemeler arasında içtihat uyuşmazlıklarına neden olması yargılama hukukunundoğası gereği her zaman mümkün olup bu durumun anayasal bir sorun oluşturmasısöz konusu değildir. Kaldı ki hukuk sistemi içerisinde mahkemeler arasındakiiçtihat uyuşmazlıklarını çözecek hukuki yollara yer verilmiştir..."
B. Uluslararası Hukuk
26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.luProtokol'ün "Mülkiyetin korunması"kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzelkişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara veuluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksunbırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halelgetirmez."
27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında vergiyoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler, Sözleşme'ye ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafında öngörülen mülkiyetin kullanımınınkontrolüne ilişkin üçüncü kural kapsamında değerlendirilmektedir. AİHM, buparagrafta yer alan kuralın taraf devletlere vergi koyma ve vergilerinödenmesini sağlamak için gerekli gördüğü kanunları çıkarma konusunda açık biryetki tanıdığını kabul etmiştir (GasusDosier-und Fördertechnik GmbH/Hollanda, B. No: 15375/89, 23/2/1995, § 59).
28. Diğer taraftan AİHM, her ne kadar Sözleşme'ye ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesinde açık olarak usule ilişkin güvencelerden söz edilmesede bu maddenin keyfî müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına yapılanmüdahalelerin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığınailişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortayakoyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsadığını belirtmektedir. Budeğerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80,24/10/1986, § 55; Jokela/Finlandiya,B. No: 28856/95, 21/5/2002, § 45).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 1/7/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
30. Başvurucu, 213 sayılı Kanun'un 371. ve 378. maddeleriuyarınca mükelleflerin pişmanlıkla yapacakları beyanları ihtirazi kayıt şerhikoyarak yargıya taşımalarının mümkün olduğunu iddia ederek somut olaydaMahkemenin bu görüşün aksine bir gerekçe ile davanın reddine karar vermesininhaksızlık olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu sonuç olarak konuya ilişkinHazine ve Maliye Bakanlığı Özelgesi ile Yargıtay Dairesi kararının gözönünealınmadan karar verildiğinden yakınarak Vakfa yaptığı katkı payı ödemeleri üzerindenvergi ve ceza tahsil edilmesi nedeniyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
31. Anayasa’nın "Mülkiyethakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet vemiras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, adil yargılanma hakkının da ihlaledildiğini ileri sürmekte ise de vergilendirme işlemine ilişkin şikâyetinilgili olduğu mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün ve MüdahaleninVarlığı ile Türü
34. Somut olayda başvurucu Şirket, ihtirazi kayıtla beyannamevermiş ve bu beyannameye istinaden tahakkuk ettirilen gelir vergisi vepişmanlık zammı tutarlarını ödemiştir. Vergilendirme işleminin mülkiyet hakkınamüdahale teşkil ettiği hususunda tereddüt bulunmamaktadır (benzer yöndekideğerlendirmeler için bkz. İskenderun Demirve Çelik A.Ş. [GK], B. No: 2015/941, 25/10/2018, § 45; Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK], B. No:2014/6192, 12/11/2014, § 48).
35. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında; vergi ve benzeriyükümlülükler ile sosyal güvenlik prim ve katkılarını belirlemeye, değiştirmeyeve bunların ödenmesini güvence altına almaya yönelik müdahalelerin -taşıdığıamaçlar dikkate alındığında- devletin mülkiyetinkamu yararına kullanımını kontrol veya düzenleme yetkisi kapsamındaincelenmesi gerektiği kabul edilmiştir (AhmetUğur Balkaner [GK], B. No: 2014/15237, 25/7/2017, § 49; Arif Sarıgül, B. No: 2013/8324,23/2/2016, § 50; Narsan Plastik San. ve Tic.Ltd. Şti., B. No: 2013/6842, 20/4/2016, § 71; İskenderun Demir ve Çelik A.Ş., § 46).Somut olayda da gelir vergisi ile pişmanlık zammı tahsil edildiğine göre builkelerden ayrılmayı gerektirir bir durum olmadığından müdahalenin mülkiyetin kamu yararına kullanımının düzenlenmesi çerçevesindeincelenmesi uygun görülmüştür.
b. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
36. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
37. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkenAnayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genelilkeleri düzenleyen 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesiiçin müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıcaölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:2014/1546, 2/2/2017, § 62).
i. Kanunilik
38. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesigereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespitedildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanunhükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiyeİş Bankası A.Ş., § 44; Ford MotorCompany, B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve diğerleri, B. No:2013/1301, 30/12/2014, § 55).
39. Başvuru konusu olayda 193 sayılı Kanun'un 1., 2., 61. ve 94.maddeleri ile 1/7/1964 tarihli ve 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu hükümlerinegöre gelir vergisi ve damga vergileri tarh ve tahakkuk ettirilmiş, 213 sayılıKanun'un 341. maddesine göre de vergi ziyaı cezası kesilmiştir. Başvurucu, buişlemlere karşı Vergi Mahkemesinde dava açmış ancak derece mahkemesince kanunisüresi geçtikten sonra pişmanlıkla verilen beyannameye ihtirazi kayıtkonulmasının 213 sayılı Kanun'un 378. maddesine dayalı olarak dava açma hakkıvermeyeceği gerekçesiyle dava reddedilmiştir. Dolayısıyla müdahaleninulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının olduğu sonucunavarılmıştır.
ii. Meşru Amaç
40. Vergi ve benzeri mali yükümlülükler ile sosyal güvenlik primborçlarının ödenmesi için gerekli tedbirlerin alınması ve bu kapsamda gereklive uygun araçların seçilmesinde kanun koyucunun geniş bir takdir yetkisibulunmaktadır. Diğer bir deyişle bu geniş takdir yetkisi, vergilerin tahsilinigüvence altına almak amacıyla hem gerekli vergisel düzenlemeleri ihdas etmekhem de gerekli tasarruflarda bulunmak -örneğin vergi koruma önlemleriniuygulamak- bakımından da geçerlidir.
41. Kamu hizmetlerinin finansmanında istikrarın sağlanmasıbakımından, vergilendirme sürecinin belirli bir düzen dâhilinde işlemesi vesonuçlandırılması gerekmektedir. Bu doğrultuda çeşitli usuller öngörülerekmükelleflerin vergi ilişkisinden doğan hak ve ödevlerini daha dikkatli takipetme zorunluluğu getirilmektedir (AYM, E.2017/24, K.2017/112, 14/6/2017). Bubağlamda 213 sayılı Kanun'un 371. maddesinin birinci fıkrasının üçüncü bendiile getirilen verilmemiş vergi beyannamelerinin haber verme dilekçesininverildiği tarihten başlayarak on beş gün içinde tevdi olunması hâlinde vergiziyaı cezası kesilmeyeceğine ilişkin kuralın düzenlenme amacı; vergiuyuşmazlığının doğmasına engel olunması, devletin vergi alacağını bir an evveltahsil edebilmesi, bu yolla ekonomik kaybın olabildiğince engellenmesi, yargıorganlarının yükünün hafifletilmesi, iyi niyetli mükelleflerin korunması, emekve zaman kaybının engellenmesi, vergi idaresi ile mükellef arasındakiilişkilere olumlu katkı sunulmasıdır. Bu durumda başvuru konusu olaydamüdahalenin kamu yararına yönelik meşru bir amacının bulunduğu açıktır.
iii. Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
42. Son olarak başvurucunun mülkiyet hakkına kamu makamlarıncayapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacıngerçekleştirilmesi için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülükilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.
43. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmaküzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişliliköngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeyeelverişli olmasını, gereklilik ulaşılmakistenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafifbir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ileulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğiniifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §38).
44. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılmasıhâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil birdengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun şahsi olarakaşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacaktır.Anayasa Mahkemesi; müdahalenin orantılılığını değerlendirirken bir taraftanulaşılmak istenen meşru amacın önemini diğer taraftan da müdahaleninniteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönündebulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır (Arif Güven, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, §71).
45. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvencedensöz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamdakorunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında daifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya damakul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlumakamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınmasıgüvencesini kapsamaktadır (Bekir Yazıcı [GK],B. No: 2013/3044, 17/12/2015, § 71). Bu değerlendirme ise uygulanan sürecinbütününe bakılarak yapılmalıdır (ZüliyeÖztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, § 36).
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
46. Somut olayda vergi tahsil edilmesi yönündeki müdahaleninmeşru amacının dayandığı kamu yararını gerçekleştirmeye elverişli olduğunda kuşku bulunmamaktadır.Müdahalenin gerekliliği yönünden ise vergi politikalarının belirlenmesi veuygulanması bakımından kamu makamlarının geniş bir takdir yetkisi olduğudikkate alınmalıdır. Ayrıca başvuru konusu olayda başvurucu tarafından açılandavanın usulden reddedilmesi şeklindeki müdahalenin meşru amacının uyuşmazlığınbulunmadığı bir meselede mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmesini önlemekolduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bunun yanında başvurucu müdahalenin gerekli olmadığını belirten herhangi birsomut olgu da gösterememiştir.
47. 2007-2011 dönemleri için katkı payı ödemeleri üzerindengelir vergisi tevkif edilerek beyan edilip ödenmediği gerekçesiyle vergiidaresince vergi ziyaı cezalı gelir vergisi tarhiyatları yapılmıştır. Ayrıcadamga vergisi matrahının eksik hesaplandığı gerekçesiyle de cezalı damgavergisi tarh edilmiştir. Başvurucu da resen tarhiyata konu edilmeyen dönemyönünden ileride resen tarhiyata maruz kalmamak için 2013/3 dönemine aitmuhtasar beyanname ile çalışanları adına Vakfa ödenen katkı paylarına ilişkinolarak pişmanlıkla beyan edilen gelir vergisi ve damga vergisi tutarlarını ihtirazikayıtla ödemiştir. Başvurucu, ihtirazi kayıtla verdiği düzeltme beyannamesiüzerine vergi idaresince tahakkuk ettirilen vergilerin pişmanlık zammının vevergi tahakkuk işlemlerinin iptali istemiyle davalar açmıştır. Ancak VergiMahkemesi, mükelleflerin beyan ettikleri matrahlara ve bu matrahlar üzerindentarh edilen vergilere karşı dava açılamayacağı gerekçesiyle davayıreddetmiştir.
48. Anayasa Mahkemesi ihtirazi kayıt konulmak suretiyle açılandavaların esasının incelenmemesi şikâyetini daha önce mülkiyet hakkı bağlamındaincelemiştir (Arbay Petrol Gıda TurizmTaşımacılık Sanayi Ticaret Ltd. Şti. ve Arbay Turizm Taşımacılık İthalatİhracat İnşaat ve Organizasyon Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. [GK], B.No: 2015/15100, 22/1/2019).
49. Anayasa Mahkemesi idarenin talebi üzerine düzeltme yolunabaşvuran başvurucu yönünden derece mahkemelerinin 213 sayılı Kanun'un 378.maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen hukuk kuralını, düzeltme beyannamesiveren mükellefin ihtirazi kayıt koysa dahi dava açamayacağı şeklindeyorumlamasının sürecin bütününe bakıldığında müdahalenin keyfî olduğuna veyahukuka aykırı olduğuna yönelik olarak iddia ve itirazlarını etkin bir biçimdesunamaması sonucuna yol açtığını vurgulamıştır. Buna göre olayda mülkiyethakkının öngördüğü usul güvenceleri sağlanmadığından mülkiyet hakkına yapılanmüdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediği belirtilerekölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır (ArbayPetrol Gıda Turizm Taşımacılık Sanayi Ticaret Ltd. Şti. ve Arbay Turizm Taşımacılıkİthalat İhracat İnşaat ve Organizasyon Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.,§§ 52-67).
50. Bununla birlikte aynı başvuruda Anayasa Mahkemesi,süresinden sonra pişmanlıkla verdiği beyanname üzerine dava açmak isteyenmükellef ile süresinden sonra verilen düzeltme beyannamesine ihtirazi kayıtkoyarak dava açmak isteyen mükellefin durumlarını karşılaştırmıştır. Buçerçevede pişmanlıkla verilen beyanda bulunan mükellefin hatalı davranışınıkabul ederek vergi ziyaına yol açan fiilden pişman olduğuna dikkat çekmiştir.Buna göre dava açılması ise bu pişmanlık hâliyle bağdaşmamaktadır. Ancakpişmanlık hükümlerinden faydalanma yönünde bir irade göstermeden düzeltmebeyanına ihtirazi kayıt koyan mükellefin dava açabilme isteğinin ise hukukenkorunması gerektiğini kabul etmiştir. Bunun nedeni ise mükellefin pişmanlıkiradesinin olmaması ve hâlâ tereddüde düştüğü ya da idarenin düzeltme talebinekonu olan hususun hukuken tartışılır hâle gelmesini istemesi olarakgösterilmiştir. Dolayısıyla pişmanlıkla verilen beyannamelere ihtirazi kayıtkonularak dava açılamayacağının ileri sürülmesi pişmanlık kurumunun doğasındankaynaklanan bir sınır oluştursa da aynı savın süresinden sonra verilen düzeltmebeyannameleri için geçerli olmadığı belirtilmiştir (Arbay Petrol Gıda Turizm Taşımacılık Sanayi Ticaret Ltd. Şti. ve ArbayTurizm Taşımacılık İthalat İhracat İnşaat ve Organizasyon Sanayi ve TicaretLtd. Şti., §§ 60, 61).
51. Başvuru konusu olayda da bu ilkelerden ayrılmayı gerektirirbir durum bulunmamaktadır. Bu durumda pişmanlıkla verilen beyannamelereihtirazi kayıt konularak dava açılamayacağının kabul edilmesi yönünde kanunidayanağı ve kamu yararına dayanan meşru amacı bulunan müdahalenin somut olaybağlamında başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklemediği sonucuna varılmıştır.Dolayısıyla derece mahkemelerinin 213 sayılı Kanun'un 378. maddesinin ikincifıkrasında düzenlenen hukuk kuralını, pişmanlıkla verilen vergi beyannamesineihtirazi kayıt konulmasının dava açma hakkı vermeyeceği şeklinde yorumlamasının-sürecin bütününe bakıldığında- başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışıbir külfet yüklemediği ve bu suretle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamuyararı ile malikin mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyibaşvurucu aleyhine bozmadığı kanaatine varılmıştır.
52. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulmasıtalebinin REDDİNE,
B. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE1/7/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.