TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
M. M. E. VE T. E. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2910)
Karar Tarihi: 5/11/2015
R.G. Tarih ve Sayı: 2/2/2016-29612
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Celal Mümtaz AKINCI
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucular
:
1. M. M. E.
2. T. E.
Temsilcisi
:
M. M. E.
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1.Başvuru, velayeti birinci başvurucuya verilen çocuğun Aile ve SosyalPolitikalar Bakanlığı yetkililerince başvurucu babaya teslim edilmemesinedeniyle aile hayatına saygı hakkının, çocuğun koruma altında olduğu süreçteeğitimine devam edememesi nedeniyle de eğitim veöğrenim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2.Başvuru, 7/5/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçeve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurununKomisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3.İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4.Bölüm Başkanı tarafından 30/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5.Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgular bildirilmiş,başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir. Bakanlığın 9/3/2015tarihli görüş yazısı 13/3/2015 tarihinde birinci başvurucuya tebliğ edilmiş;başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesini 12/6/2015 tarihinde ibrazedilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6.Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama ve icra dosyaları içeriğindentespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
1. Velayet veKoruma Tedbirlerine İlişkin Yargısal Kararlar
7.Birinci başvurucu baba; davalı ile evlilik dışı birlikteliğinden olan ve notersenedi ile tanıdığı ikinci başvurucu konumunda olan 5/3/1999 doğumlu T.E.nin, davalıdan ayrıldıktan sonra kendisiyle yaşamayabaşladığını, daha sonra davalının başkasıyla evlendiğini ve T.E.ninvelayetini mahkeme kararıyla aldığını ancak müşterek çocuğun davalı anneyanında kalmasının zihinsel ve bedensel gelişimini olumsuz yönde etkileyeceğinibelirterek 2/3/2011 tarihinde velayetin kendisine bırakılması talebiyleİstanbul 1. Aile Mahkemesinin E.2011/152 sayılı dosyasında dava açmıştır.
8.Mahkeme, 26/1/2012 tarihli ve E.2011/152, K.2012/23 sayılı kararıyla müşterekçocuğun başvurucu baba yanında kalmasının ruhsal ve fiziksel gelişimi açısındandaha uygun olacağı, çocuğun doğumundan itibaren yaklaşık on yıl süresincebabasının yanında kaldığı, davalı annenin evli olduğu şahıs ile başvurucu babaarasında husumet oluştuğu, çocuğun babasının akrabaları ile bir aile ortamındarahatlıkla yaşadığı ve özgürce davranabildiği, annenin çocuk üzerinde yoğunbaskı ve yönlendirmesi bulunduğu, bu nedenle çocuğun babasına olan sevgisiniyansıtamadığı; anne, baba ve annenin eşi arasındaki husumetten yoğun şekildeetkilendiği anlaşılan ve ergenlik dönemine yaklaşan çocuğun bu dönemi rahataşması için bir baba modeline ihtiyacı olduğu, anne yanında kaldığı süredeçocuğun bir aile ortamında olmasına rağmen aile olma hissiyatınıyaşayamadığının anlaşıldığı gerekçesiyle çocuğun velayetinin anneden alınarakbaşvurucu babaya verilmesine ve anne ile çocuk arasında da kişisel ilişkitesisine karar verilmiştir.
9.İlk Derece Mahkemesi kararı, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 25/9/2012 tarihli veE.2012/5531, K.2012/22432 sayılı ilamıyla onanmış; karar düzeltme istemininaynı Dairenin 27/12/2012 tarihli ve E.2012/24237, K.2012/31916 sayılı ilamıylareddedilmesi neticesinde kesinleşmiştir.
10.Belirtilen kararın kesinleşme sürecinde başvurucu baba tarafından İstanbulCumhuriyet Başsavcılığına verilen ve müşterek çocuğa annesi ve annenin eşitarafından bazı tıbbi uygulamalarda bulunulduğu, çocuğun beden ve ruhsağlığının tehlikede olduğu tespitlerini ve bu nedenle 8/3/2012 tarihli ve 6284sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunuyarınca gerekli tedbirlerin alınması talebini içeren 28/5/2012 tarihli dilekçeüzerine, aynı tarihte başvurucunun ifadesi de alınmak suretiyle ilgili kollukbirimlerine talimat verilmiş ve Aile Mahkemesinden 6284 sayılı Kanun’un 4. ve5. maddeleri uyarınca gerekli koruyucu ve önleyici tedbir kararlarınınverilmesi talep edilmiştir.
11.Söz konusu talep üzerine İstanbul 4. Aile Mahkemesinin 28/5/2012 tarihli veE.2012/104 Değişik İş, K.2012/102 sayılı kararı ile 6284 sayılı Kanun’un 5.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi ve (3) numaralı fıkrası uyarıncaanne ve eşinin müşterek çocuğa yönelik şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veyaküçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmamasına ve çocuğun annedenalınarak başvurucu babaya teslimine karar verilmiştir.
12.İlgili kolluk birimlerince anne ve çocuğun bulunduğu yerin araştırılmasınarağmen sonuç alınamaması üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 31/5/2012tarihinde İstanbul 4. Aile Mahkemesinden anne hakkında zorlama hapsinehükmedilmesi talep edilmiş, Mahkemenin 2012/104 Değişik İş sayılı dosyasındaaçılan 31/5/2012 tarihli tutanakta, anne tarafından 28/5/2012 tarihli tedbir kararınayapılan itirazın sonuçlanmadığı belirtilerek ilgili itiraz neticesininbeklenmesine karar verilmiştir.
13.Anne tarafından 4/6/2012 tarihinde İstanbul Cumhuriyet BaşsavcılığınınS.2012/79000 sayılı dosyası üzerinden başvurucu baba tarafından çocuklabirlikte banyoya girildiği, üzerine işendiği ve benzer şekilde kötü muameledebulunulduğu hususunda yapılan şikâyet üzerine İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığınca İstanbul 4. Aile Mahkemesine gönderilen 4/6/2012 tarihlimüzekkere ile anne ve baba tarafından karşılıklı olarak ileri sürülen iddialardikkate alınarak çocuğun her iki taraf nezdinde bırakılması sakıncalı görülmüş,6284 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (3) numaralı fıkrası delaletiyle 3/7/2005tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu’nun 5. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (c) bendi gereğince bakım tedbirine hükmedilmesi talep edilmiş,İstanbul 4. Aile Mahkemesinin 4/6/2012 tarihli ve E.2012/104 Değişik İş,K.2012/102-1 sayılı kararı ile her iki taraf açısından da çocuğa karşıdavranışları konusunda vahim iddiaların ileri sürüldüğü belirtilerek 6284sayılı Kanun’un 5. maddesinin (3) numaralı fıkrası delaletiyle 5395 sayılıKanun’un 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) ve (d) bentleri uyarıncaçocuk hakkında sağlık ve bakım tedbiri uygulanmasına ve karar gereğinin ifasıiçin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlüğüne (Bakanlık İlMüdürlüğü) gönderilmesine karar verilmiştir.
14.Taraflarca söz konusu karara itiraz edilmesi üzerine İstanbul 4. AileMahkemesinin 13/6/2012 tarihli kararı ile Bakanlık İl Müdürlüğüne müzekkereyazılarak bir psikolog ve bir sosyal hizmet uzmanı tarafından incelemeyapılması talep edilmiştir. Baba tarafından verilen 18/6/2012 tarihlidilekçede, çocuğun hâlen ilgili Kuruma teslim edilmediğinin, bu nedenle hayatındanendişe edildiğinin belirtilmesi üzerine Mahkemece aynı tarihte verilen sonkoruma kararı üzerine yapılan işlemlerin aşamaları hakkında bilgi istenilmiş;Bakanlık İl Müdürlüğünce verilen aynı tarihli cevap yazısında çocuğun HalkalıYetiştirme Yurdunda (Kurum) kalmasının uygun görüldüğü ve bu doğrultuda işlemyapılmak üzere ilgili kararda belirtilen adresler itibarıyla kolluk birimlerive idari makamlarla yazışmaların yapıldığı belirtilmiştir.
15.Kurum sosyal hizmet uzmanı ve psikoloğu tarafından hazırlanan ve 28/6/2012tarihinde İstanbul 4. Aile Mahkemesine sunulan ön inceleme raporunda,taraflarla görüşmeye başlanıldığı ancak Erdek’te bulunan baba ve babaanne ilegörüşülememesi nedeniyle mahallinde ayrı bir rapor tanzim edilmesinin uygunolacağı bildirilmiş; Mahkemece aynı tarihte Erdek Asliye Hukuk Mahkemesinetalimat yazılarak inceleme yaptırılması talep edilmiştir.
16.Belirtilen süreçte Bakanlık İl Müdürlüğünce İstanbul 4. Aile Mahkemesinegönderilen 13/7/2012 tarihli yazıda, çocuğun Bakırköy Ruh ve Sinir HastalıklarıHastanesinde takibinin yapılmasının uygun görüldüğü, 6/7/2012 tarihi itibarıylasöz konusu Hastanede sağlık hizmeti almaya başladığı, çocuğun Kuruma kabulününyapıldığı tarihten itibaren düzenli olarak Kuruma gelen anne ve babanın çocuğugötürme yönünde davranışlarda bulunmaları üzerine kendilerine ilgili bakımtedbiri kararı hatırlatılarak çocukla uygun görüşme günlerinin bildirildiğibelirtilmiştir.
17.Anne tarafından İstanbul 4. Aile Mahkemesine verilen 24/7/2012 tarihli dilekçeile çocuğun asperger sendromu hastası olmasınedeniyle kendisine veya anneannesine teslimi talep edilerek 4/6/2012 tarihlikarara itiraz edilmiş, Mahkemenin 25/7/2012 tarihli ve E.2012/104 Değişik İş,K.2012/102-3 sayılı kararı ile çocuk ve ailenin durumu hakkında yaptırılanbilirkişi incelemesinin sonuçlanmadığı belirtilerek itiraz reddedilmiştir.Mahkemece annenin itiraz dilekçesi dikkate alınarak Kuruma yazılan 1/8/2012tarihli yazı ile çocuğun genel durumu hakkında birer ay arayla rapor tanzimedilmesi ve Mahkemeye gönderilmesi talep edilmiştir.
18.İstanbul 4. Aile Mahkemesince yazılan talimat üzerine ilgili sosyolog vepsikolog tarafından tanzim edilen raporlar ile 15/8/2012 tarihli raporlar (bkz.§ 41) Erdek Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/104 sayılı dosyasında ibraz edilmiş,İstanbul 4. Aile Mahkemesince görevlendirilen psikolog ve sosyal hizmet uzmanıtarafından tanzim edilen 14/8/2012 tarihli rapor da (bkz. § 41) aynı tarihteİstanbul 4. Aile Mahkemesine ulaştırılmıştır.
19.14/8/2012 tarihinde dosyayı ele alan Mahkeme, aynı tarihli ve E.2012/104Değişik İş, K.2012/102-4 sayılı kararı ile -bilirkişi raporunda yer verilenbulgulara değinilmek suretiyle- çocuğun yurtta kalış süresinin uzamasının çocuküzerinde olumsuz etkiler oluşturacağını tespit etmiş ve 5395 sayılı Kanun’un 5.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi uyarınca çocuğun koruyucu aileolarak anneannesine teslimi ile hakkındaki sağlık tedbirinin devamına kararvermiştir.
20.Erdek Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilen talimat doğrultusunda düzenlenenraporlar da incelenmek suretiyle Mahkemece görevlendirilen psikolog ve sosyalhizmet uzmanı tarafından hazırlanan rapor 13/9/2012 tarihinde (bkz. § 42),Kurum sosyal hizmet uzmanı ve psikoloğu tarafından hazırlanan 7/9/2012 tarihlisosyal inceleme raporu ise (bkz. § 43) aynı tarihte ilgili Değişik İşdosyasında ibraz edilmiştir.
21.Başvurucu baba tarafından çocuğun koruyucu aileye teslimine ilişkin 14/8/2012tarihli karara karşı yapılan itiraz, Mahkemenin 28/9/2012 tarihli ve E.2012/104Değişik İş, K.2012/102-5 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
22.Başvurucu baba tarafından velayetin esasına ilişkin İstanbul 1. AileMahkemesinin 26/1/2012 tarihli ve E.2011/152, K.2012/23 sayılı kararının27/12/2012 tarihinde kesinleştiği belirtilerek koruma kararının kaldırılması veçocuğun kendisine tesliminin talep edilmesi üzerine Mahkemenin 31/1/2013tarihli ve E.2012/104 Değişik İş, K.2012/102-6 sayılı kararı ile çocuğunkoruyucu aileye teslimine ilişkin kararın kaldırılarak başvurucu babayateslimine karar verilmiş; karar gerekçesinde, velayete ilişkin dava sürecindeçocuğun sağlık durumu ve baba ile çocuk arasındaki ilişkiler dedeğerlendirilmek suretiyle kararın onanarak kesinleştiği ve baba hakkındaçocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu kapsamında yürütülen soruşturmaneticesinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği hususlarına yerverilmiştir.
23.Mahkemece belirtilen karar 1/2/2013 tarihinde Bakanlık İl Müdürlüğünebildirilmiş, Kurum tarafından Mahkemeye gönderilen 13/3/2013 tarihli yazıda,karar gereğinin ifası için çocuk ve koruyucu aile olan anneanneye ulaşılmayaçalışıldığı ancak sonuç alınamadığı, ilgili emniyet birimlerinin çocuğunbulunduğu yerin tespiti ile Kuruma teslimi hususunda bilgilendirildiği veçocuğun teslimini müteakip karar gereğinin yerine getirileceği bildirilmiştir.Yazı içeriğinde ayrıca çocuğun akıbeti hakkında endişe duyulduğu, annenin deyeni bir velayet davası açmış olduğu, çocuğun bu çekişmede örselendiğibelirtilerek çocuğun daha fazla zarar görmemesi amacıyla ve üstün yararıdikkate alınmak suretiyle hakkında bakım tedbiri uygulanmasına karar verilmesitalep edilmiştir. Söz konusu yazı üzerine Mahkemece dosya yeniden ele alınmışve 14/3/2013 tarihli ve E.2012/104 Değişik İş, K.2012/102-7 sayılı karar ileçocuk hakkındaki koruma kararı kaldırılarak kesinleşmiş velayet ilamı nedeniyledosyadan el çekildiği ve anne tarafından İstanbul 5. Aile MahkemesininE.2013/54 sırası üzerinde velayet davası açıldığı dikkate alındığında velayetve bakım ile ilgili tüm tedbirlerin davanın esasının görüldüğü Mahkemetarafından değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek talep reddedilmiştir.
24.Söz konusu sürecin yanı sıra velayetin esasına ilişkin kararın kesinleşmesinimüteakip anne tarafından çocuğun teslim edilmediği iddiası ile başvurucu babatarafından çocuğun teslimi hususunda ihtiyati tedbir talebinde bulunulmuş,talep Erdek Asliye Hukuk Mahkemesinin 17/1/2013 tarihli ve 2013/9 Değişik İşsayılı kararı ile kabul edilerek İstanbul 1. Aile Mahkemesinin 26/1/2012tarihli ve E.2011/152, K.2012/23 sayılı ilamının ihtiyati tedbir yolu ileinfazına ve çocuğun bulunduğu yerden alınarak başvurucu babaya teslimine kararverilmiştir.
25.Bakanlık İstanbul İl Müdürlüğü tarafından, İstanbul 1. Çocuk Mahkemesinin2013/29 Tedbir sayılı dosyası üzerinde, müşterek çocuğun velayeti hususundaanne ve baba arasında uzun süren bir husumetin bulunduğu, bu kapsamda çocukhakkında İstanbul 4. Aile Mahkemesi tarafından bakım ve sağlık tedbiriuygulandığı, aynı karar kapsamında çocuğun koruyucu aile olarak anneanneyeteslimine hükmedildiği, sonrasında babanın itirazı üzerine kararın kaldırılarakçocuğun babaya teslimine karar verildiği ancak çocuğun baba yanında kalmakistemeyip annesiyle birlikte kalmak istediğini belirttiği ifade edilerek anneve baba arasındaki iletişimin kopuk olması nedeniyle çocuk için en uygun hizmetmodelinin belirlenmesi ve çocuğun eğitim hayatına sağlıklı biçimde devamedebilmesi, tedavi ve terapilerini sürdürebilmesi amacıyla otuz gün süreyleacil koruma kararı verilmesi talep edilmiştir. Mahkemenin 15/3/2013 tarihli ve2013/29 Tedbir sayılı kararı ile çocuk hakkında 5395 sayılı Kanun’un 9. maddesigereğince otuz gün süreli acil koruma kararı uygulanmasına hükmedilmiştir.
26.Söz konusu karara başvurucu baba tarafından itiraz edilmesi üzerine Mahkemenin8/4/2013 tarihli ve 2013/29 Tedbir sayılı kararı ile daha önce verilmiş olan15/3/2013 tarihli kararın kaldırılmasına ve çocuk hakkında İstanbul 1. AileMahkemesinin 26/1/2012 tarihli ve E.2011/152, K.2012/23 sayılı ilamıdoğrultusunda işlem yapılabileceğine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde,çocuğun fiilen bulunmamasına rağmen İl Korunmaya Muhtaç Çocuklar Komisyonu(Komisyon) tarafından 15/3/2013 tarihli toplantıda çocuk hakkında nasıl birönlem alınabileceği daha sonra değerlendirilmek üzere acil koruma kararıalınmasına karar verildiği, Mahkemece aynı gün çocuk hakkında acil korumakararı verildiği, ancak çocuğun nerede olduğu belli olmadığından kararınuygulanamadığı, itiraz dilekçesi ekinde ibraz edilen ilam uyarınca çocuğun velayetininbabaya verilmiş olduğunun anlaşıldığı, bu kapsamda çocuğun velayeti ve veliningözetim ve denetim görevi hususunu değerlendirme yetkisinin söz konusu kararıvermiş olan İstanbul 1. Aile Mahkemesine ait olduğu, babanın velayet görevinigereği gibi yerine getirmediğine ilişkin bir iddia ve olgu bulunmadığı gibivelayetin kaldırılması konusunda herhangi bir yargısal sürecin de söz konusuolmadığı; Komisyon tarafından bizzat görülmeyen, nerede veya hangi koşullardabarındığı bilinmeyen, velayeti de hükmen babasında olan çocuk hakkında kararverme hususunda Mahkemenin görevsiz olduğu, ayrıca 5395 sayılı Kanun kapsamındaacil koruma kararı alınmasına gerek duyulmadığı belirtilmiştir.
27.Başvurucu baba tarafından Kuruma verilen 10/4/2013 tarihli dilekçe ile çocuğunbulunduğu birimden alınarak kendisine teslimine ilişkin işlemlerin yapılmasıyönünde talepte bulunulmuştur.
28.Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından 12/4/2013 tarihinde çocukhakkında 6284 sayılı Kanun uyarınca tedbir kararı talep edilmiş, talepdilekçesinde her ne kadar çocuğun velayeti başvurucu babaya verilmiş ise deçocuğun babasıyla yaşadığı dönemde kendisine yönelik tutum ve davranışlarınedeniyle kendisini birey olarak hissedemediği, babasının kendisini “malı” gibi görmesinin çok üzücü olduğu vebabasıyla yaşadığı bazı olayları unutamadığı, bunları aşağılayıcı davranışlarolarak nitelendirdiği, bunun yanı sıra icra vasıtasıyla çocuğun tesliminintalep edilmesi üzerine, çocuğun teslim tarihinde babasıyla gitmek istemediği,gitmektense ölmeyi tercih ettiğini beyan ettiği, bunun üzerine Kurumda hazırolan pedagogun çocukla görüştüğü ancak çocuğun giderse babasıyla durmayacağı,kendini asacağı yönünde beyanda bulunduğu, bunun üzerine söz konusu hususlartutanağa bağlanarak teslimin gerçekleşmediği, velayete ilişkin kesinleşmişkarar olmakla birlikte bu kararların niteliği gereği uyarlanabileceği, çocuğunKurumda kaldığı süre içinde anne ve baba arasındaki çekişmeden etkilendiği ve asperger hastası olduğu, bu durumun çocuğun psikososyal gelişimini olumsuz etkilediğinin anlaşıldığı,çocuğun korunmaya muhtaç olmamakla birlikte velayet konusunda yaşananuzlaşmazlık durumu nedeniyle Kurum bakımına alındığı Komisyon raporundabelirtilerek çocuğun yüksek yararı doğrultusunda geçici koruma altına alınmasıistenmiştir. Söz konusu talep üzerine İstanbul 2. Aile Mahkemesinin 12/4/2013tarihli ara kararıyla Prof Dr. Mazhar Osman RuhSağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 4985713 sayılıyazısında çocuğun ağır strese karşı diğer tepkiler denilen hastalığınınsürmekte olduğu ve babaya teslimi hâlinde ciddi intihar girişimlerinin sözkonusu olabileceği kanaati oluştuğundan Mahkeme pedagogunun belirtilenHastanede çocukla görüşerek rapor sunmasına karar verilmiş ve Mahkemenin 12/4/2013tarihli ve 2013/153 Değişik İş sayılı kararı ile 6284 sayılı Kanun’un 5.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi uyarınca başvurucu babanın çocuğunyaşadığı adrese ve devam ettiği okula altı ay süreyle yaklaşmamasına ve çocukhakkında 5395 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (1) numalarıfıkrasının (c) ve (d) bentleri uyarınca bakım ve sağlık tedbiri uygulanarakkararın altı ay süreyle geçerli sayılmasına hükmedilmiştir. Karar gerekçesiolarak -kesinleşmiş bir velayet hükmü bulunmakla birlikte- velayetin değişimihususunda ilgili ebeveyn arasında devam eden bir davanın bulunduğu, çocukhakkında daha önce verilen acil koruma kararı kaldırılmış olmakla birlikte bukarara yapılan itirazın sonuçlanmadığı, Bakırköy 18. İcra Müdürlüğünün 2013/491Talimat sayılı dosyasında bulunan tutanaklardan çocuğun teslimi için Kurumagelindiğinde çocuğun gitmek istemediği ve babaya teslimi hâlinde kendisini,babasını ve gittiği evi yakacağı şeklinde beyanda bulunulduğunun, bunun üzerinehazır bulunan pedagog tarafından çocuğun aspergersendromu hastası olduğu belirtilerek teslimi hâlinde trajik sonuçlardoğacağının beyan edildiğinin, bu olay sonrasında çocuğun Kurum tarafındanteslim edilmesine rağmen çocuğun oturduğu koltuktan kalkmayarak gitmemekteısrar etmesinin sonucunda Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesineambulansla sevkinin sağlandığının anlaşıldığı, tüm bu tespitler çerçevesindeçocuğun velayetine ilişkin kesinleşmiş bir Mahkeme kararı bulunmakla birlikteçocuğun ruhsal durumu ve başvurucu baba ile ilgili tepkileri göz önündetutularak daha fazla zarar görmemesi açısından hakkında bakım ve sağlık tedbiriuygulanması, babanın altı ay süreyle çocuğun yaşadığı yurt ve eğitim gördüğüokula yaklaşmamasının uygun bulunduğu belirtilmiştir.
29.Söz konusu karara yapılan itiraz İstanbul 3. Aile Mahkemesinin 2013/169 Değişikİş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Karar sonrasında, belirtilen dosyaüzerinden başvurucu baba tarafından yapılan tedbirin kaldırılması ve velayeteilişkin hükmün infazının sağlanmasına yönelik talepler de Mahkemenin hükmüninfazı noktasında görevli olmadığı, tedbir süresinin bitmediği ve çocuğundurumunda bir değişiklik olmadığı, velayete ilişkin diğer taleplerin isevelayetin değiştirilmesine ilişkin devam eden dava dosyası kapsamında ilerisürülebileceği belirtilerek muhtelif tarihlerde reddedilmiştir.
30. Aynıdosya üzerinde Kurum tarafından çocuğun eğitimine devam edebilmesi için eğitimtedbirine hükmedilmesi talep edilmiş, Mahkemenin 6/9/2013 tarihli ve 2013/153Değişik İş sayılı ek kararı ile çocuğun okul kaydının yapılması hususundaZeytinburnu Yetiştirme Yurduna yetki verilmek suretiyle eğitim tedbiriuygulanmasına karar verilmiştir.
31.Belirtilen dosya üzerinde devam eden yargısal süreçte, Kurum tarafından korumakararının uzatılmasının talep edilmesi üzerine Mahkemece 4/10/2013 tarihli arakarar kapsamında Mahkeme pedagogunun ve psikoloğun ilgili yurda giderek çocuklagörüşmesine ve acilen rapor tanzim etmesine karar verilmiştir (bkz. § 50). Sözkonusu rapor sonrasında Mahkemenin 7/10/2013 tarihli ek kararı ile ilgilimevzuat hükümleri değerlendirilmiş, çocuğun velayetine ilişkin devam eden birdavanın bulunduğu, velayete ilişkin esaslı kararların geciktirilmeksizin ilgiliMahkeme tarafından verilmesi gerektiği, daha önce verilen kararın verilmeşartlarında değişiklik olduğu, çocuğun velayeti ve korunması konusundaöncelikle hakkın özüne ve kullanımına ilişkin davanın görüldüğü Erdek AsliyeHukuk Mahkemesinden talepte bulunulabileceği, çocuğun yardıma muhtaç çocukolarak değerlendirilmesi hâlinde ise 5395 sayılı Kanun’un 4. ve 5. maddeleridoğrultusunda sağlık, koruma, eğitim ve bakım tedbirlerinin aynı yasanın 3.maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince görevli Çocuk Mahkemesinden talepedilmesi gerektiği, 6284 sayılı Kanun kapsamında baba tarafından hâlihazırdaşiddet tehdidinin söz konusu olmadığı belirtilerek talebin reddinehükmedilmiştir.
32.Söz konusu kararın ardından Kurum tarafından 10/10/2013 tarihinde, çocukhakkında verilen bakım, eğitim ve sağlık tedbirinin uzatılması talebiyle başvurulanBakırköy 1. Çocuk Mahkemesinin 10/10/2013 tarihli ve 2013/16 Tedbir sayılıkararı ile çocuk hakkında İstanbul 2. Aile Mahkemesinin 12/4/2013 tarihli ve2013/153 Değişik İş sayılı kararı kapsamında hükmedilen bakım, sağlık ve eğitimtedbirinin uzatılmasına karar verilmiştir.
33.Bakırköy 1. Çocuk Mahkemesinin 25/10/2013 tarihli ve 2013/46 Tedbir sayılıkararı ile, Bakırköy 1. Çocuk Mahkemesinin 10/10/2013 tarihli ve 2013/16 Tedbirsayılı kararının düzeltilerek İstanbul 2. Aile Mahkemesinin 12/4/2013 tarihlive 2013/153 Değişik İş sayılı kararı kapsamında hükmedilen bakım ve sağlıktedbirinin, Kurum tarafından düzenlenen raporda velayetin değiştirilmesidavasına ilişkin duruşmanın yapılacağı tarih olarak belirtilen 20/11/2013tarihine kadar uzatılmasına ve çocuğun babasına teslimine ilişkin itirazınreddine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesi 9/10/2013 tarihli sosyal incelemeraporunda (bkz. § 51) yer verilen tespitlere dayandırılmıştır.
34.Koruma tedbirlerine ilişkin belirtilen süreçte müşterek çocuğun annesitarafından 23/1/2013 tarihinde İstanbul 5. Aile Mahkemesinin E.2013/54 sırasıüzerinde velayetin değiştirilmesi davası açılmış, Mahkemenin dava dilekçesininyetki yönünden reddine ilişkin 21/3/2013 tarihli kararının 16/5/2013 tarihindekesinleşmesi üzerine dosya 4/10/2013 tarihinde Erdek Hukuk Mahkemeleri TevziBürosuna gönderilmiştir. Erdek Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2013/202 sırasınakaydı yapılan, Bakanlığın da feri müdahil sıfatıyla yer aldığı davada ErdekAsliye Hukuk Mahkemesinin 19/11/2013 tarihli kararı ile davanın geldiği aşama,toplanan deliller, mevcut raporlar ve çocuğun beyanı dikkate alınarak geçicivelayetinin anneye verilmesine, çocuğun babaya karşı duyduğu öfke ve davanınniteliği dikkate alınarak çocuk ile baba arasında her ayın 1. ve 3. cumartesigünü 12.00-15.00 saatleri arasında kişisel ilişki tesisine, çocuğun travmatik bir dönem yaşadığı dikkate alınarak kişiselilişki sırasında sosyal hizmet uzmanı bulundurulmasına karar verilmiş;belirtilen ara karara karşı başvurucu baba tarafından yapılan itiraz ve kişiselilişkinin genişletilmesi yönündeki talep de çocuğun mevcut durumu ve özellikleçocuğun teslimine ilişkin icra dosyasına yansıyan uzman tespitleri nedeniylereddedilmiştir. Belirtilen yargısal süreç sonucunda Erdek Asliye HukukMahkemesinin 21/4/2015 tarihli ve E.2013/202, K.2015/150 sayılı kararı ilemüşterek çocuğun velayetinin başvurucu babadan alınarak anneye verilmesine,çocuk ile baba arasında her ayın 1. ve 3. cumartesi günü 09.00-17.00 saatleriarasında baba yanında kalmak suretiyle kişisel ilişki tesisine ve verilentedbir kararlarının karar kesinleşinceye kadar devamına hükmedilmiş olup kararbaşvurucu baba tarafından 30/6/2015 tarihinde temyiz edilmiştir.
2. DiğerYargısal Süreçler
35.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının S.2012/79000 sayılı evrakı üzerindehazırlanan 9/10/2012 tarihli ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda -herne kadar başvurucu baba hakkında- müşterek çocuğun yanında bulunduğu dönemlerdeçocuk ile birlikte banyoya girdiği, duşta üzerine işediği, çocuğun biriktirdiğiharçlıkları çaldığı ve zorla barlara götürdüğü iddia edilerek bu hususta çocuktarafından kaleme alındığı belirtilen bir mektup ibraz edilmiş ise de dahasonra şüpheli başvurucu tarafından çocuğun el yazısı ile yazılmış olan veçocuğun daha önce yazılan mektup için özür dilediği, söz konusu yazınınsinirlendiği için yazılmış olduğu yönündeki beyanını içeren bir diğer mektupsunulduğu göz önünde bulundurularak müsnet suçunişlendiğine dair kamu davası açılması için yeterli delil bulunmadığıbelirtilmiştir.
36.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının S.2012/79000 sayılı evrakı üzerindehazırlanan 9/10/2012 tarihli iddianame ile -müşterek çocuğun annesi ve annenineşi hakkında- mağdur çocuğun başvurucu yanında bulunduğu dönemlerde çocuk ilebirlikte banyoya girdiğini, duşta üzerine işediğini, çocuğun biriktirdiğiharçlıkları çaldığını belirterek şikâyetçi oldukları ancak başvurucu hakkında müsnet suçları işlediğine dair yeterli delil eldeedilememesi nedeniyle ek takipsizlik kararı verildiği, bu nedenle şüphelilerineylemlerinin iftira suçuna vücut verebileceği belirterek kamu davası açılmışolup söz konusu dava İstanbul 53. Asliye Ceza Mahkemesinin E.2012/783 sayılıdosyası üzerinde devam etmektedir.
37.Ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz üzerineBakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 15/1/2013 tarihli ve 2013/16 Değişik İşsayılı kararı ile olayın aydınlatılabilmesi için mağdur çocuğun ifadesinebaşvurulması gerektiği belirtilerek çocuğun vekil nezaretinde ve sosyal hizmetuzmanı veya psikolog eşliğinde ifadesinin alınması için İstanbul Nöbetçi SulhCeza Mahkemesinin görevlendirilmesine karar verilmiştir.
38.Çocuk, ifadesinin alınması hususunda görevlendirilen İstanbul 29. Sulh CezaMahkemesinin 2013/112 Değişik İş sayılı dosyası üzerinden 16/4/2013 tarihindeuzman pedagog eşliğinde alınan ifadesinde, babasıyla kaldığı dönemde babasınınkendisi ile birlikte banyoya girdiği, üzerine işediği, bu olayın birkaç defatekrarlanması üzerine durumu annesine ilettiği, annesinin durumu yazıyadökmesini istemesi üzerine bir mektup yazarak durumu anlattığı ancak babasınınyönlendirmesi ile bu mektup içeriğini yalanlayan ikinci bir mektup yazmakzorunda kaldığı, babasının davranışlarından dolayı çocukluğunun heba olduğunudüşündüğü yönünde beyanda bulunmuş ve uzman pedagog tarafından tanzim edilen18/4/2013 tarihli rapor ilgili dosyada ibraz edilmiştir. Bakırköy 10. Ağır CezaMahkemesinin 27/5/2013 tarihli ve 2013/16 Değişik İş sayılı kararı ile çocuğunbeyanı ve belirtilen uzman raporuna atıf yapılarak başvurucu babanın kötümuamele suçunu işlediğine dair yeterli şüphe oluştuğu ve hakkında kamu davasıaçılması gerektiği sonucuna varıldığı belirtilmiş, itirazın kabulü ile ekkovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına hükmedilmiştir.
39.Başvurucu baba hakkında çocuğa kötü muamelede bulunmak suçundan yapılanyargılama neticesinde İstanbul 66. Asliye Ceza Mahkemesinin E.2014/389,K.2014/151 sayılı kararı ile delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verilmiştir.
40.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının S.2013/109677 sayılı evrakı üzerindenbaşvurucu babanın Bakanlık görevlileri ve ilgili diğer görevliler hakkındayaptığı şikâyet üzerine, ilgili görevlilerin Mahkeme kararlarını çocuğunpsikolojik ve diğer sağlık durumunu ve yüksek menfaatini gözeterekuyguladıkları, bu nedenle çocuğun hürriyetinin kısıtlandığı ve eziyet edildiğiyönündeki iddiaların kanıtlanmadığı belirtilerek 2/12/1999 tarihli ve 4483sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un 4.maddesinin son fıkrası uyarınca şikâyetin işleme konulmamasına kararverilmiştir.
3. ÇocukHakkında Düzenlenen Uzman ve Komisyon Raporları
41.İstanbul 4. Aile Mahkemesinin E.2012/104 Değişik İş sayılı dosyası üzerindenyazılan talimat üzerine Erdek Asliye Hukuk Mahkemesinin 2012/104 sayılıdosyasına ibraz edilen 15/8/2012 tarihli sosyolog ve psikolog raporlarında,çocuğun anne ve baba arasında süren velayet mücadelesi nedeniyle Kurum bakımınaalındığı, çocuğun anne ve baba arasında gidip gelişinin bilinç yanılsamalarıortaya çıkardığı, babanın sunduğu ev ortamının çocuğun fiziki ve ekonomikgerekliliklerini karşıladığı, babanın sıklıkla şehir dışına çıkması nedeniyleçocuğun Erdek’teki yaşantısının esasen babaanne ile olacağı, ebeveynin çocuğubir diğerinden uzaklaştırma eğilimi içerisinde olduğu, özellikle babanın anneyekarşı tepkili ve agresif yaklaştığı, annenin ise olaylara ilişkinanlatımlarında daha sakin ve objektif olabildiği yönünde değerlendirmelere yerverilmiştir. İstanbul 4. Aile Mahkemesince görevlendirilen psikolog ve sosyalhizmet uzmanı tarafından tanzim edilen 14/8/2012 tarihli raporda ise çocuğun,çocukluğunun büyük bir kısmında anne ve baba arasındaki velayete ilişkin sürecetanık olarak psikolojisinin örselendiği, zaman zaman anne ya da baba arasındatercih yapmak zorunda kalması nedeniyle suçluluk duyduğu, süreç içinde farklıbeyanlarda bulunduğunu kabul etmekle birlikte annesi ve bu mümkün olmazsaanneannesi ile kalmakta karalı olduğu, bu kararlılığının sözlerinin yanı sırabeden diline de yansıdığı, babaya karşı ise öfke ve kızgınlık duygularıiçerisinde olduğu, süreç uzadıkça kızgınlığının arttığı, ölüm ve intihardanbahsetmeye başladığı, görevli meslek elemanlarının yönlendirmesi neticesindebaba ile görüştüğü ancak bu konuda istekli olmadığı, ebeveyn arasındaki velayetdavasının adeta bir güç savaşına dönüştüğü ve çocuğun bu durumdan zarargördüğü, yurtta birlikte yaşadığı, anne babasının nerede olduğu bilinmeyen veyaebeveyn tarafından terk edilen çocuklardan farklı olduğu için kendisini yalnızhissettiği, bu nedenle ebeveynden birisinin yanında kalmasının yararlı olacağıtespitlerine yer verilerek kendisini ifade edebilecek yaşa gelmiş olan çocuğunkararlılıkla anne yanında kalmak istediğini söylemesi ve babaya karşı duyduğuöfke dikkate alındığında anne yanında kalarak baba ile görüşmesinin uygunolabileceği, sonuç olarak çocuğun Kurum bakımından alınıp anne yanınaverilmesinin veya devlet koruması devam etmek suretiyle anneannesi vasıtası ilekoruyucu aile hizmetinden faydalandırılmasının, anne ile babanın da ayrıntılıbir ruh sağlığı değerlendirilmesinden geçirilerek çocuk hakkında sağlık tedbiriuygulamasına devam edilmesinin uygun olacağı belirtilmiştir.
42.Erdek Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilen talimat doğrultusunda düzenlenenraporlar da incelenmek suretiyle İstanbul 4. Aile Mahkemesi tarafındangörevlendirilen psikolog ve sosyal hizmet uzmanınca hazırlanan 13/9/2012tarihli raporda, koruyucu aile yanında yapılan takip görüşmesinde çocuğun Kurumdakaldığı döneme kıyasla daha mutlu ve huzurlu olduğu, babası ile görüşmekonusundaki gerginliğinin devam ettiği, velayet davası sonuçlanıncaya kadarkoruyucu aile yanında kalmasının uygun olduğu belirtilmiştir.
43.Kurum sosyal hizmet uzmanı ve psikoloğu tarafından hazırlanan ve İstanbul 4.Aile Mahkemesinin E.2012/104 Değişik İş sayılı dosyasında ibraz edilen 7/9/2012tarihli sosyal inceleme raporunda, çocuğun anne yanında kalarak baba ilegörüşmeye devam etmesinin, bu güne kadar çocuğaverilen zararların telafisi için ise çocuk ve ebeveynin sistematik ve uzunsüreli psikoterapi sürecine tabi tutulmasının uygun olacağı ifade edilmiştir.
44.Çocuğun koruyucu aile olarak teslim edildiği anneannesi tarafından Kurumateslimini müteakip 21/3/2013 tarihinde Kurum psikoloğu tarafından tanzim edilenpsikolojik değerlendirme raporunda, çocuğun Kurumda kalmayı istememeklebirlikte annesi ile yaşama isteği gerçekleşene kadar yurtta kalmayakatlanabileceğini beyan ettiği, baba ile yaşadığı dönemlerde babanın kendisiyleyakınlık kurmadığı, babasının kendisi ile birlikte banyoya girerek üzerineişediği şeklinde bilgiler verdiği, anneannesiyle kaldığı iki aylık süreçteokula gidemediği ve yeniden okula gidecek olmaktan mutluluk duyduğunubelirttiği şeklinde tespitlere yer verilmiştir.
45.Kurumunun 27/3/2013 tarihli talebi üzerine Bakırköy Ruh Sağlığı ve SinirHastalıkları Hastanesi çocuk ve ergen psikiyatrisi uzmanı tarafından hazırlananmütalaada, çocuğun yurtta kalma ve annesinden ayrılma ile ilgili depresifolduğunu ve babaya karşı öfke duyduğunu, çocukla yapılan görüşmede babasınınkendisine karşı iyi davranmadığını, onu önemsemediğini ve babasının kendisinemalıymış gibi davranmasının kendisini kızdırdığını belirttiği ifade edilmiştir.
46.Kurumun inceleme raporuna katkı sağlaması amacıyla yaptığı talep üzerine ilgiliİlköğretim Okulu Müdürlüğü tarafından tanzim edilen 3/4/2013 tarihli durumtespit raporunda, çocuğun beşinci sınıf ve sekizinci sınıf arasındaki dönemdegözlemlenen davranışları aktarılmıştır.
47.Kurumun 9/4/2013 ve 10/4/2013 tarihlerinde gerçekleştirdiği Komisyontoplantıları neticesinde velayet hakkına ilişkin süreçte anne ve babanınbirbirleri hakkında bulundukları suçlamalar sonucunda İstanbul 4. AileMahkemesinin 4/6/2012 tarihli ve E.2012/104 Değişik İş, K.2012/102-1 sayılıkararı ile 5395 sayılı Kanun uyarınca bakım ve sağlık tedbiri uygulanarakçocuğun Halkalı Yetiştirme Yurduna yerleştirildiği, İstanbul 4. AileMahkemesinin 14/8/2012 tarihli ve E.2012/104 Değişik İş, K.2012/102-4 sayılı ekkararı ile çocuğun koruyucu aile olarak anneanne yanına yerleştirildiği veKurum ile anneanne arasında koruyucu aile sözleşmesi tanzim edilerek çocuğunanneanne ile yaşamaya başladığı, babanın velayet hakkına ilişkin ilamıngereğinin yerine getirilmesi hususunda Kuruma başvurması üzerine koruyucu aileadresine gidildiği fakat çocuğa ulaşılamadığı, 1/2/2013 tarihinde anneanneninKuruma telefon ile ulaştığı, telefonda çocukla yapılan görüşmede babasınagitmektense intihar etmeyi tercih ettiğinin ifade edildiği, bunun üzerinedurumun 5/2/2013 tarihli yazılar ile İstanbul 4. Aile Mahkemesine ve ilgilikolluk birimlerine bildirildiği, 22/2/2013 tarihinde Kurum bünyesinde yapılankoruyucu aile toplantısında velayete ilişkin Mahkeme kararı göz önündebulundurularak ve anneannenin koruyucu aile olarak sorumluluklarını ihmalettiği tespit edilerek koruyucu aile statüsünün iptal edilip dosyanın korunmayamuhtaç çocuk birimine gönderildiği tespitlerine yer verilen bir kararalınmıştır. Kararda, çocuğun koruyucu aileye verilmesine ilişkin kararınkaldırılarak babaya teslimine dair İstanbul 4. Aile Mahkemesinin 31/1/2013tarihli ve E.2012/104 Değişik İş, K.2012/102-6 sayılı ek kararına rağmen çocuğaulaşılamaması nedeniyle işlem yapılamadığı, 15/3/2013 tarihinde yapılan komisyontoplantısında anne, baba ve çocukla yapılacak yeni çalışmalar ile en uygunhizmet modelinin belirlenebilmesi, çocuğun eğitim hayatına sağlıklı biçimdedevam edebilmesi, gerekli tedavi ve terapilerinin sürdürülebilmesi için acilkoruma altına alınmasının uygun olacağına karar verilmesi üzerine Kurumuntalebi ile İstanbul 1. Çocuk Mahkemesinin 15/3/2013 tarihli ve 2013/29 Tedbirsayılı kararı ile çocuk hakkında otuz gün süreli acil koruma kararı verildiği,çocuğun anneannesi tarafından 20/3/2013 tarihinde Kuruma teslim edilmesiüzerine Zeytinburnu Yetiştirme Yurdu Sevgi Evine yerleştirildiğibelirtilmiştir. Kararda ayrıca çocuğun durumunun değerlendirilmesi için Valilikoluru ile komisyon oluşturulduğu, komisyonun çocukla, annesiyle ve annesinineşiyle görüşmeler yaparak ikamet ettikleri yerde incelemelerde bulunulduğuancak babanın komisyon ile görüşme yapmadığı ve Kurum yetkilileri ile iletişimeyanaşmadığı, kendisine oğlu ile görüşme imkânının sağlanacağının belirtilmesinerağmen görüşme isteğine olumsuz yanıt verdiği ve ikametine yazılı çağrıyapılmasını talep ettiği, yapılan tebligata rağmen görüşme için kararlaştırılangün ve saatte görüşmeye katılmadığı ve babanın ikametine gidilmesine rağmenkonutun kapalı olması nedeniyle inceleme yapma olanağı bulunmadığı, yapılan tümgörüşmeler ve alınan raporlar kapsamında çocuğun on dört yaşında olup yaklaşıkon yıldır velayetten kaynaklı sorunlar nedeniyle düzenli bir hayatakavuşamadığı, bilişsel, mental ve fiziksel gelişimaçısından kendisiyle alakalı kararlarda söz sahibi olabilecek olgunluktaolduğu, yapılan görüşmeler sırasında babanın iş birliğine aykırı bir tavırgeliştirdiği ve tercihini çocuğuyla görüşme ve onun gönlünü kazanma yönündedeğil; çocuğu zor kullanarak götürme yönünde kullandığı, çocuğun asperger sendromu hastası olması nedeniyle ev, okul vesosyal çevre değişikliğinin psikolojik durumunu olumsuz yönde etkileyeceği,sonuç olarak çocuğun korunmaya muhtaç çocuk statüsünde olmadığı, anne vebabanın velayet hususunda anlaşamamaları nedeniyle Kurum bakımına alındığı;anne, baba ve çocuk için danışmanlık tedbiri talep edilmesinin uygun olduğutespitlerine yer verilmiştir.
48. Kurumtalebi üzerine Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesinin12/4/2013 tarihli yazısı ekinde gönderilen çocuk ve ergen psikiyatri uzmanıtarafından tanzim edilen doktor mütalaasında, çocuğun psikiyatrik muayenesi veeski sağlık kayıtlarının incelenmesi sonucunda çocuğun anne ve baba arasındauzun zamandır süren velayet çatışmalarına maruz kaldığı, son yıllarda anne ileuyumlu bir yaşantısının olmasına rağmen velayetin babaya verilmesi sonucu babaile kalmaya şiddetli duygusal tepkiler verdiği, poliklinikte yapılan takiplerdeçocuğun defalarca baba ile kalırsa intihar edeceğini belirttiği, babanın polisrefakatinde çocuğu teslim almaya çalışması sonucu ciddi intihar niyetininolduğu saptanarak hastaneye yatışına karar verildiği, aspergersendromu yani ağır strese karşı diğer tepkiler denilen hastalığının sürmekteolduğu, çocuğun babaya teslimi hâlinde ciddi intihar girişimlerinin olabileceğikanaatinin oluştuğu, takip ve tedavi altında kalmasının uygun bulunduğubelirtilmiştir.
49.Kurum psikoloğu tarafından tanzim edilerek İstanbul 2. Aile Mahkemesinegönderilen ve çocuğun yaz tatili iznini annesi ile birlikte geçirmesini konualan 4/6/2013 tarihli durum değerlendirme raporunda, çocuğun babası ilegörüşmeme yönündeki davranışını ısrarlı bir şekilde sürdürdüğü, koruma altındaolduğu belirtilen çocuğun asperger sendromu hastasıolması ve içe dönük bir mizaç geliştirmesi sebebi ile olumlu ilişki kurduğuannesi ile iletişimin desteklenmesinin önem arz ettiği belirtilerek çocuğun yaztatilini annesi yanında geçirmesinin uygun olacağı belirtilmiştir.
50.İstanbul 2. Aile Mahkemesinin 2013/153 Değişik İş sayılı dosyası kapsamındagörevlendirilen pedagog ve psikolog tarafından hazırlanan 7/10/2013 tarihliraporda, çocukla yapılan görüşme aşamaları ve çocuğun beyanları ayrıntılıolarak aktarılmak suretiyle ebeveyn arasında uzun dönemden beri devam edenhukuki sürecin çocuğu olumsuz etkilediği, bu duruma çocuğun anne, baba,anneanne ve Kurum arasında yer değiştirmesinin, defalarca uzmanlarlagörüşmesinin ve icra süreçlerinin neden olduğu duygusal ve psikolojikdalgalanmaya neden olduğu belirtilmiştir. Raporda ayrıca çocuğun beyanlarındanhayatına yön vermek istediğinin anlaşıldığı, gelecek ile ilgili umudu olduğuancak gelecek planlarında babasına yer vermediği, bu konuda kararlı olduğu,ruhsal durumunun iyi olması için babasından uzak durması gerektiğine inandığı,hâlihazırda kendisini iyi hissetmesini babasından uzak oluşuna bağladığı,ileride annesi ile birlikte olacağı umuduyla yaşadığı, bu nedenle Kurumbakımını bir basamak ve araç olarak gördüğü ve bu hususun Kurum bakımına olumlubakış açısı geliştirmesini sağladığı, Kurum yaşamına adapte olduğu, çocuğuntemel amaç ve isteğinin annesi yanında kalmak olduğu ancak bugerçekleşmeyecekse Kurum bakımından şikâyetçi olmadığı, istemediği tek şeyinbabasının yanında kalmak olduğu, babasına gitmektense Kurumda kalmayı tercihettiği, çocukluk döneminden çıktığı ve içinde bulunduğu yaş dönemi itibarıylatercihlerini belirleyebilecek bilişsel düzeye ulaştığı, ebeveynden şiddetgörmemekle birlikte babasının Kuruma iki kez baskın yaptığını ve kendisine “bu artistliğini sürdüremeyeceksin” dediğinibeyan eden çocuğun babasının söylemini tehdit olarak algılamasının duygusalşiddete maruz kaldığının bir göstergesi olarak değerlendirilebileceği, bu ifadedoğru kabul edilirse babanın çocuğun ruh sağlığından önce velayet hakkını önplanda tutmuş olabileceğinin düşünüldüğü ifade edilmiştir.
51.Kurum psikoloğu tarafından çocuk hakkındaki koruma tedbirinin 12/10/2013tarihinde sonlanması hususunda yapılan görüşme sonrası hazırlanan 1/10/2013tarihli görüşme raporunda çocuğun babasına karşı tepkisinin devam ettiği, bakımtedbirinin sonlanarak babasına teslim edilmesi hâlinde zorlu bir süreçyaşayacağı, çocuk hakkındaki bakım, sağlık ve eğitim tedbirinin uzatılarak babahakkındaki uzaklaştırma kararının kaldırılması ve baba- oğul arasında meslekiçalışmalar başlatılarak olumlu sonuç alınması hâlinde bakım tedbirinin dekaldırılmasının uygun olacağı belirtilmiştir. 9/10/2013 tarihli sosyal incelemeraporunda da benzer yönde tespitlere yer verilerek çocuk hakkındaki sağlık,bakım ve eğitim tedbirinin uzatılmasının; çocuğun psikolojik, fizyolojik, mental ve sosyal gelişimi açısından yararlı olacağıbelirtilmiştir.
52.Kurum psikoloğu tarafından düzenlenen 31/10/2013 psikolojik değerlendirmeraporunda, Bakırköy 1. Çocuk Mahkemesinin 10/10/2013 tarihli ve 2013/16 Tedbirsayılı dosyası kapsamında çocuk hakkındaki bakım, eğitim ve sağlık tedbirininuzatılmasına karar verilmesini takiben yapılan gözlem ve değerlendirmelersonucunda çocuğun eğitim gördüğü okula devam etmekten memnuniyet duyduğu, haftasonlarını annesi ile geçirdiği ve bu durumun çocuğun psikososyalgelişimi açısından faydalı olduğu, babanın 12/10/2013 tarihinde sonlanmış olanuzaklaştırma kararına rağmen Kuruma gelmediği ve irtibata da geçmediği, babanındaha önce Kuruma gelerek çocuğu icra vasıtası ile alma girişimi ve meslekiçalışmaları kabul etmemesinin çocuğun bulunduğu durumu olumsuz yönde etkilediğive babaya karşı duyduğu öfkeyi, babayı reddedici davranışlarını pekiştirdiği,bu nedenle baba ve çocuk ilişkisinin mesleki çalışmalarla ele alınması vebabanın mesleki çalışmalara direncine rağmen çocuk hakkında uzatılan bakımtedbirinin bu süreçte çocuk, baba ve iletişimleri için avantaja dönüştürülmeyeçalışılması gerektiği belirtilmiştir.
4. ÇocuğunKurum Bünyesindeki Süreçte Eğitim Durumu
53.Kurum tarafından İstanbul 2. Aile Mahkemesinin 2013/153 Değişik İş sayılıdosyasında çocuğun eğitimine devam edebilmesi için eğitim tedbirinehükmedilmesi talep edilmiş, Mahkemenin 6/9/2013 tarihli ve 2013/153 Değişik İşsayılı ek kararı ile çocuğun okul kaydının yapılması hususunda ZeytinburnuYetiştirme Yurduna yetki verilmek suretiyle eğitim tedbiri uygulanmasına kararverilmiştir.
54.Kurumun İstanbul 1. Aile Mahkemesine hitaben yazdığı 21/8/2013 tarihli yazıda,çocuğun İstinye Anadolu Lisesinde eğitim görmeye hak kazandığı, anne tarafındançocuğun ortaöğrenim gördüğü eğitim kurumunun lise kısmında eğitim görmesinintalep edilerek eğitim masraflarını karşılayacağının belirtildiği, çocuğunbelirtilen kurumda eğitimine devam etmesinde Kurumca sakınca görülmediği ifadeedilmiştir. Kurum psikoloğu tarafından düzenlenen 13/9/2013 tarihli raporda daaynı kanaat ifade edilmekle birlikte velayet hakkına sahip olan babanın çocuğuneğitimi ve okul kaydı gibi hususlarda iş birliğinde bulunmadığı tespitine yerverilmiştir.
55.Çocuğun devam ettiği eğitim kurumundan memnuniyet duyduğu hususu çocuk hakkındatanzim edilen birçok inceleme raporuna konu olmuştur.
56.Başvurucu baba tarafından 2013 yılı Ortaöğretime Geçiş Sistemi Tercih BaşvuruFormunun velayet hakkına sahip olmasına rağmen kendisi tarafından yapılmadığıiddiası ile İstanbul 2. İdare Mahkemesinin E.2013/1874 sırası üzerinde iptaldavası açılmış ve Millî Eğitim Bakanlığı İstanbul İl Müdürlüğüne verilen10/9/2013 tarihli dilekçe ile Kurum yetkililerince okul kaydının yapılmayaçalışıldığı, çocuğun velisi olarak okul tercihlerini yapma hakkının kendisindeolduğu, yapılan tercih işleminin iptali için dava açıldığı belirtilerek ilgiliokul yetkililerinin söz konusu kayıt işleminin yapılmaması hususunda uyarılmasıtalep edilmiştir.
57.Sarıyer Kaymakamlığı ÖAIL Müdürlüğü tarafından Sarıyer Millî Eğitim Müdürlüğünehitaben gönderilen 25/2/2014 tarihli yazıda, çocuğun 2013-2014 eğitim öğretimyılında ilgili eğitim kurumunun hazırlık sınıfına kayıtlı olduğu, eğitim veöğretimine devam ettiği bildirilmiştir.
5. VelayetHükmünün İnfazına İlişkin İcra Prosedürü
58.Başvurucu baba tarafından Erdek İcra Dairesinin E.2013/76 sayılı icradosyasında çocuğun velayetine ilişkin İstanbul 1. Aile Mahkemesinin 26/1/2012tarihli ve E.2011/152, K.2012/23 sayılı ilamının infazı için takipbaşlatılmıştır.
59.Erdek İcra Müdürlüğünce İstanbul İcra Tevzi Bürosuna gönderilen 18/1/2013tarihli talimat yazısı ile söz konusu ilam gereğince çocuğun babaya teslimi veneticesinden bilgi verilmesi talep edilmiştir. Başvurucu baba tarafından21/1/2013 tarihinde talimat gereğini yerine getirmek üzere dosyanın tevziedildiği Bakırköy 32. İcra Müdürlüğünün 2013/12 Talimat sayılı dosyasınagerekli masrafların yatırılmasını takiben aynı tarihte önce başvurucutarafından belirtilmiş olan adrese, sonrasında çocuğun okulda olduğununbelirtilmesi üzerine refakate alınan kolluk ve psikolog eşliğinde ilgili okulagidilmiş, çocuğun anneannesi tarafından okuldan alındığının belirtilip veliizin kağıdının ibrazı üzerine çocuk ilgili adreste bulunamadığından teslimingerçekleştirilemediğine dair tutanak tanzim edilmiştir.
60.Erdek İcra Müdürlüğünün 22/1/2013 tarihli müzekkeresi ile Bakırköy 32. İcraDairesinden, gerekli görülmesi hâlinde çilingir yardımı ve emniyet tedbirialınması suretiyle ilam gereğinin yerine getirilerek sonucundan bilgi verilmesitalep edilmiştir. Bakırköy 32. İcra Müdürlüğünün 2013/12 Talimat sayılı dosyasında22/1/2013 tarihinde çocuğun eğitim gördüğü okula gidilmiş, çocuğun okuldaolmadığının tespit edilmesi üzerine babanın talebi ile anneannenin adresiolarak belirtilen adrese gidilerek konutun kapalı olduğu tespit edilmiştir.
61.Bakırköy 32. İcra Müdürlüğünün 22/1/2013 tarihli müzekkeresi ile talimatgereğinin yerine getirilmediğinin bildirilmesi üzerine Erdek İcra Müdürlüğünün22/1/2013 tarihli müzekkeresi ile Bakırköy 32. İcra Dairesinden, gerekligörülmesi hâlinde çilingir yardımı ve emniyet tedbiri alınmak suretiyle ilamgereğinin yerine getirilerek sonucundan bilgi verilmesi talep edilmiştir.23/1/2013 tarihinde refakate alınan kolluk görevlileri ve psikolog eşliğindebaşvurucu babanın belirttiği ve içinde çocuğun annesinin, anneannesinin ikametadresleri ile annenin iş yeri adresinin de olduğu dört farklı adrese gidilmişfakat çocuk belirtilen adreslerde bulunamadığından teslimin gerçekleşmediğineilişkin tutanak tutulmuştur.
62.Başvurucu baba tarafından Kuruma verilen 30/1/2013 tarihli dilekçede çocuğunvelayetinin kendisine verildiği ancak koruyucu aile olarak teslim edildiğianneannesi tarafından ilgili ilam gereğine uyulmadığı, çocuğunun hayatı vesağlığından endişe duyduğu belirtilerek oğlunun bulunması ve koruyucu aileolarak verilen anneannesinden alınması, ilgili Mahkeme ilamı doğrultusundatarafına teslim edilmesi talep edilmiştir. Talep üzerine aynı tarihte ilgilisosyal hizmet uzmanı ve psikolog tarafından başvurucu baba ve kolluk görevlisieşliğinde anneanneye ait olduğu belirtilen adrese gidilmiş, koruyucu aileilgili adreste bulunamadığından ve kendisine telefon vasıtasıyla daulaşılamadığından teslimin gerçekleşmediğine dair tutanak tutulmuştur.
63.Başvurucu baba tarafından İstanbul Emniyet Müdürlüğüne verilen 25/2/2013tarihli dilekçe üzerine yürütülen araştırma sonrasında 20/3/2013 tarihli yazıile çocuğun koruyucu aile tarafından 20/3/2013 tarihinde Kuruma teslimedildiğinin tespiti başvurucuya bildirilmiştir.
64.Erdek İcra Müdürlüğünün 26/3/2013 tarihli müzekkeresi ile Bakırköy 32. İcraDairesinden, Kurumun İstanbul dâhilindeki tüm birimleri itibarıyla ve babanıngöstereceği adreslerde gerekli infaz işlemlerinin gece, gündüz, hafta sonu vetatil günleri dâhil olmak üzere takip edilerek ilam gereğinin yerinegetirilmesi talep edilmiştir.
65.Eksik olduğu belirtilen Mahkeme ilamlarının Erdek İcra Müdürlüğü tarafındaniletilmesi sonrasında Bakırköy 32. İcra Müdürlüğü yetkililerince 9/4/2013tarihinde Kuruma gidilerek çocuk hakkında daha önce verilen koruma kararınınİstanbul 1. Çocuk Mahkemesinin 15/3/2013 tarihli ve 2013/29 Tedbir sayılıkararı ile kaldırıldığı da belirtilmek suretiyle çocuğun teslimi talep edilmiş;Kurum yetkililerince çocuğun gitmek istemediği, bu nedenle çocuğun yararınaBakanlık yetkililerinden talimat gelmeksizin teslimin gerçekleştirilemeyeceğibelirtilmiştir. Teslim işlemi esnasında refakate alınan Bakırköy 1. AileMahkemesi pedagogunun çocuk ile yaklaşık bir saat görüştüğü ve çocuk tarafındanpedagoga “Babam ile gitmek istemiyorum. Onunile gitmektense ölmeyi yeğlerim. Zorla da olsa babamla gidersem onunla durmam,kendimi asar ya da gebertirim.” şeklinde beyanda bulunduğu tutanaklatespit edilmiş, belirtilen uzman tarafından çocuğun babasına karşı aşırıderecede tepkili olduğu ve bu tepkinin geçmişte babası ile arasında yaşananbirtakım olumsuz olaylardan kaynaklandığının düşünüldüğü ifade edilmiştir.İlgili tutanakta, belirtilen durum üzerine Kurum yetkililerince söz alınarakçocuğun yüksek yararı için bir komisyon kurulduğunun ifade edildiği ve çocuğunbeyanları da dikkate alınarak yine yüksek yararı gereği teslimigerçekleştirmeyeceklerinin belirtildiği tespitlerine yer verilmiştir.
66.Anne tarafından Kuruma verilen 17/4/2013 tarihli dilekçe ile Kurum bakım vekoruması altında olan çocuğun hafta sonları kendisi ile birlikte olmasına izinverilmesi talep edilmiş, 26/4/2013 tarihinden itibaren kısa aralıklarla çocuğunannesiyle kalmasına izin verilerek bu hususta izin alma ve izin dönüştutanakları tanzim edilmiştir. Ayrıca koruma altında olduğu belirtilen çocuğun asperger sendromu hastası olması ve içe dönük bir mizaçgeliştirmesinden dolayı olumlu ilişki kurduğu annesi ile iletişimindesteklenmesinin önem arz ettiği belirtilerek 1-15 Temmuz 2013 tarihleriarasında annesine izinli olarak teslim edildiği belirtilmiştir.
67. Erdekİcra Müdürlüğünün 11/4/2013 tarihli müzekkeresi ile Bakırköy 32. İcraDairesinden ilam gereğinin yerine getirilmesinin talep edilmesi üzerineBakırköy 32. İcra Dairesi tarafından Zeytinburnu İlçe Emniyet Müdürlüğünehitaben yazılan aynı tarihli müzekkere ile çocuğun Kurumdan zorla alınarakkesinleşmiş Mahkeme kararının yerine getirilmesi için gerekli güvenlikönlemlerinin alınması hususunda personel görevlendirilmesi talep edilmiş, aynıtarihte refakate alınan psikolog eşliğinde Kuruma gidilmiştir. Çocuk teslimineilişkin tutanakta refakate alınan pedagogun çocuğun babaya tesliminin uygunolduğunu belirttiği, bunun akabinde çocuğun söz alarak “Babamla gitmek istemiyorum. Gidersem kendime, babamave eve zara veririm, evi yakarım.” şeklinde beyanda bulunduğunun, bubeyanı takiben çocukla tekrar görüşen pedagog tarafından çocuğun şu anki ruhhâli ile babaya gitmek istemediği, çocuğun gözlemlenen davranışlarıçerçevesinde ruh hâlinden şüphe edildiği, bu nedenle çocuk psikiyatristitarafından kontrole tabi tutulması gerektiği ve çocuğun intihar edeceğini beyanettiğinin ifade edildiği, söz konusu beyanlara rağmen başvurucu baba vekilinceteslimde ısrar edilmesi üzerine Kurum psikoloğu tarafından çocuğun asperger sendromu hastası olduğu ve teslimin trajiksonuçlar doğurabileceği yönünde beyanda bulunduğu belirtilmiştir. Tutanaktaayrıca Kurum yetkililerince çocuğun teslim alınabileceğinin beyan edildiğitespitlerine yer verilmiş; çocuğun direncine rağmen teslimingerçekleştirildiği, teslim işlemleri nedeniyle tüm hukuki ve cezai sorumluluğunyetkili icra müdürlüğüne ait olduğu ve çocuk hakkında sağlık raporu alınmasışartıyla teslimin gerçekleştirildiğine dair Kurum yetkililerince de ayrı birtutanak tutulmuş; belirtilen tutanağı ilgili icra memuru da Mahkeme ilamıgereğince çocuğun Kurumdan alınarak babaya teslim edildiği şerhi ileimzalamıştır. Söz konusu süreci takiben çocuğun bulunduğu odaya gidilmiş ancakçocuğun oturduğu koltuktan kalmayacağını ve gitmek istemediğini beyan ettiğitutanağa yansıtılmıştır. Bu olay üzerine Kurum yetkililerinin söz alarakçocuğun hastaneye sevkinin yapılmasını istedikleri ve teslimi oradagerçekleştireceklerinin beyan edildiği, bunun üzerine çocuğun Bakırköy RuhSağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevkinin sağlandığı, hastaneye sevksürecinde Kurum yetkililerinin rızaları dâhilinde ve çocuğun teslimine ilişkinolarak hastaneye sevkinin yapıldığı, psikiyatri uzmanınca yapılan muayenesonrasında çocuğun yatışının uygun görüldüğü, çocuğun bu hâliyle hastanede babayateslim edildiği ancak babanın çocuk doktor gözetiminde olup fizikenteslim edilmediğinden böyle bir teslimi kabul etmediğini beyan ettiği tutanağabağlanmıştır.
68.Bakırköy 32. İcra Müdürlüğünün Erdek İcra Dairesine gönderdiği 12/4/2013tarihli müzekkere ile talimat gereğinin yerine getirilmediği, 15/4/2013 tarihlimüzekkere kapsamında ise İstanbul 2. Aile Mahkemesinin 2013/153 Değişik İşsayılı dosyası üzerinden başvurucu babanın çocuğa altı ay süre ile yaklaşmamasıyönünde karar verildiği, bu nedenle söz konusu sürede çocuğun teslimine dairtalimat gönderilmemesi gerektiği belirtilmiştir.
69.Erdek İcra Müdürlüğünün 11/10/2013 tarihli müzekkeresi ile çocuk hakkındaverilen koruma kararının süresinin 13/10/2013 tarihi itibarıyla dolacağıbelirtilerek Bakırköy 32. İcra Dairesinden ilam gereğinin yerine getirilmesitalep edilmiştir.
70.Bakırköy 32. İcra Dairesinin 12/10/2013 tarihli müzekkeresi ile ilgili İcraDairesinin gayrimenkul kıymet takdiri ve satış işlemleri dışında tümtalimatlara kapatıldığı belirtilmiştir.
71.Çocuk hakkındaki bakım, eğitim ve sağlık tedbirinin 20/11/2013 tarihindesonlandığı ve 19/11/2013 tarihinde Erdek Asliye Hukuk Mahkemesi tarafındanE.2013/202 sayılı dosya üzerinden geçici velayetin anneye verilmiş olduğubelirtilerek 20/11/2013 tarihinde Kurum tarafından çocuk anneye teslimedilmiştir.
72.Çocuk 10/1/2014 tarihinde emniyet görevlileri tarafından tekrar Kuruma teslimedilmiş ve 13/1/2014 tarihli görüşme raporunda çocuğun, annesine teslimisonrasında okul servisinin üç kişi tarafından durdurulduğu, şahıslarınkendilerini polis olarak tanıttıkları ve kendisini bir araca bindirerekbabasına götürdükleri ve şahıslardan birisinin daha sonra kendisine ihbardabulunmak hususunda yardımcı olduğu yönünde beyanda bulunduğu belirtilerekçocuğun annesine tesliminin psikososyal gelişimiaçısından yararlı olacağı tespitine yer verilmiştir.
73.Çocuk 13/1/2014 tarihinde Kurum tarafından tekrar annesine teslim edilmiştir.
74.10/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
B. İlgiliHukuk
75.22/11/2007 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun “Koruma önlemleri” kenar başlıklı 346.maddesi şöyledir:
“Çocuğun menfaati vegelişmesi tehlikeye düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya bunagüçleri yetmezse hâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır.”
76.4721 sayılı Kanun’un “Çocuklarıyerleştirilmesi” kenar başlıklı 347. maddesi şöyledir:
“Çocuğun bedensel vezihinsel gelişmesi tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâldekalırsa hâkim, çocuğu ana ve babadan alarak bir aile yanına veya bir kurumayerleştirebilir.
Çocuğun aile içindekalması ailenin huzurunu onlardan katlanmaları beklenemeyecek derecedebozuyorsa ve durumun gereklerine göre başka çare de kalmamışsa, ana ve baba veyaçocuğun istemi üzerine hâkim aynı önlemleri alabilir.
Ana ve baba ileçocuğun ödeme gücü yoksa bu önlemlerin gerektirdiği giderler Devletçekarşılanır.
Nafakaya ilişkinhükümler saklıdır.”
77.6284 sayılı Kanun’un “Amaç, kapsam ve temelilkeler” başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun amacı;şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların,aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunmasıve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkinusul ve esasları düzenlemektir.”
78.6284 sayılı Kanun’un “Hâkim tarafındanverilecek önleyici tedbir kararları” başlıklı 5. maddesi şöyledir:
“(1) Şiddetuygulayanlarla ilgili olarak aşağıdaki önleyici tedbirlerden birine, birkaçınaveya uygun görülecek benzer tedbirlere hâkim tarafından karar verilebilir:
a) Şiddet mağdurunayönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içerensöz ve davranışlarda bulunmaması.
b) Müşterek konuttanveya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunankişiye tahsis edilmesi.
c) Korunan kişilere,bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması.
ç)Çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa,kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanmasıya da tümüyle kaldırılması.
d) Gerekli görülmesihâlinde korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarınave kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarınayaklaşmaması.
e) Korunan kişininşahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi.
f) Korunan kişiyiiletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi.
g) Bulundurulmasıveya taşınmasına kanunen izin verilen silahları kolluğa teslim etmesi.
ğ)Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniylezimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi.
h) Korunan kişilerinbulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması yada bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulunduklarıyerlere yaklaşmaması, bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil,muayene ve tedavisinin sağlanması.
ı) Bir sağlıkkuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması.
(2) Gecikmesindesakınca bulunan hâllerde birinci fıkranın (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde yeralan tedbirler, ilgili kolluk amirlerince de alınabilir. Kolluk amiri evrakı engeç kararın alındığı tarihi takip eden ilk işgünü içinde hâkimin onayına sunar.Hâkim tarafından yirmidört saat içinde onaylanmayantedbirler kendiliğinden kalkar.
(3) Bu Kanundabelirtilen tedbirlerle birlikte hâkim, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı ÇocukKoruma Kanununda yer alan koruyucu ve destekleyici tedbirler ile 4721 sayılıKanun hükümlerine göre velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulmasıhususlarında karar vermeye yetkilidir.
(4) Şiddet uygulayan,aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişi ise 4721sayılı Kanun hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla hâkim,şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak talep edilmese dahitedbir nafakasına hükmedebilir.”
79.5395 sayılı Kanun’un “Amaç”başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun amacı,korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocukların korunmasına, haklarınınve esenliklerinin güvence altına alınmasına ilişkin usûlve esasları düzenlemektir.”
80.5395 sayılı Kanun’un “Tanımlar”başlıklı 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı altbendi şöyledir:
“(1) Bu Kanununuygulanmasında;
a) …
1. Korunma ihtiyacı olançocuk: Bedensel, zihinsel, ahlaki, sosyal ve duygusal gelişimi ile kişiselgüvenliği tehlikede olan, ihmal veya istismar edilen ya da suç mağduru çocuğu,
…
İfade eder.”
81.5395 sayılı Kanun’un “Temel ilkeler”başlıklı 4. maddesi şöyledir:
“(1) Bu Kanununuygulanmasında, çocuğun haklarının korunması amacıyla;
a) Çocuğun yaşama,gelişme, korunma ve katılım haklarının güvence altına alınması,
b) Çocuğun yarar veesenliğinin gözetilmesi,
c) Çocuk ve ailesininherhangi bir nedenle ayrımcılığa tâbi tutulmaması,
d) Çocuk ve ailesibilgilendirilmek suretiyle karar sürecine katılımlarının sağlanması,
e) Çocuğun,ailesinin, ilgililerin, kamu kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği içinde çalışmaları,
f) İnsan haklarınadayalı, adil, etkili ve süratli bir usûl izlenmesi,
g) Soruşturma vekovuşturma sürecinde çocuğun durumuna uygun özel ihtimam gösterilmesi,
h) Kararlarınalınmasında ve uygulanmasında, çocuğun yaşına ve gelişimine uygun eğitimini veöğrenimini, kişiliğini ve toplumsal sorumluluğunu geliştirmesinindesteklenmesi,
i) Çocuklar hakkındaözgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler ile hapis cezasına en son çare olarakbaşvurulması,
j) Tedbir kararıverilirken kurumda bakım ve kurumda tutmanın son çare olarak görülmesi,kararların verilmesinde ve uygulanmasında toplumsal sorumluluğunpaylaşılmasının sağlanması,
k) Çocukların bakılıpgözetildiği, tedbir kararlarının uygulandığı kurumlarda yetişkinlerden ayrıtutulmaları,
l) Çocuklar hakkındayürütülen işlemlerde, yargılama ve kararların yerine getirilmesinde kimliğininbaşkaları tarafından belirlenememesine yönelik önlemler alınması,
İlkeleri gözetilir.”
82. 5395sayılı Kanun’un “Koruyucu ve destekleyicitedbirler” başlıklı 5. maddesi şöyledir:
“(1) Koruyucu vedestekleyici tedbirler, çocuğun öncelikle kendi aile ortamında korunmasınısağlamaya yönelik danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma konularındaalınacak tedbirlerdir. Bunlardan;
a) Danışmanlıktedbiri, çocuğun bakımından sorumlu olan kimselere çocuk yetiştirme konusunda;çocuklara da eğitim ve gelişimleri ile ilgili sorunlarının çözümünde yolgöstermeye,
b) Eğitim tedbiri, çocuğunbir eğitim kurumuna gündüzlü veya yatılı olarak devamına; iş ve meslek edinmesiamacıyla bir meslek veya sanat edinme kursuna gitmesine veya meslek sahibi birustanın yanına yahut kamuya ya da özel sektöre ait işyerlerineyerleştirilmesine,
c) Bakım tedbiri,çocuğun bakımından sorumlu olan kimsenin herhangi bir nedenle görevini yerinegetirememesi hâlinde, çocuğun resmî veya özel bakım yurdu ya da koruyucu ailehizmetlerinden yararlandırılması veya bu kurumlara yerleştirilmesine,
d) Sağlık tedbiri,çocuğun fiziksel ve ruhsal sağlığının korunması ve tedavisi için gerekli geçiciveya sürekli tıbbî bakım ve rehabilitasyonuna, bağımlılık yapan maddelerikullananların tedavilerinin yapılmasına,
e) Barınma tedbiri,barınma yeri olmayan çocuklu kimselere veya hayatı tehlikede olan hamilekadınlara uygun barınma yeri sağlamaya,
Yönelik tedbirdir.
(2) Hakkında, birincifıkranın (e) bendinde tanımlanan barınma tedbiri uygulanan kimselerin,talepleri hâlinde kimlikleri ve adresleri gizli tutulur.
(3) Tehlike altındabulunmadığının tespiti ya da tehlike altında bulunmakla birlikte veli veyavasisinin ya da bakım ve gözetiminden sorumlu kimsenin desteklenmesi suretiyletehlikenin bertaraf edileceğinin anlaşılması hâlinde; çocuk, bu kişilere teslimedilir. Bu fıkranın uygulanmasında, çocuk hakkında birinci fıkrada belirtilentedbirlerden birisine de karar verilebilir.”
83.5395 sayılı Kanun’un “Kuruma başvuru”başlıklı 6. maddesi şöyledir:
“(1) Adlî ve idarî merciler, kolluk görevlileri,sağlık ve eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, korunma ihtiyacı olançocuğu Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna bildirmekle yükümlüdür.Çocuk ile çocuğun bakımından sorumlu kimseler çocuğun korunma altına alınmasıamacıyla Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuna başvurabilir.
2) Sosyal Hizmetlerve Çocuk Esirgeme Kurumu kendisine bildirilen olaylarla ilgili olarak gerekliaraştırmayı derhâl yapar.”
84.5395 sayılı Kanun’un “Koruyucu vedestekleyici tedbir kararı alınması” başlıklı 7. maddesi şöyledir:
“(1) Çocuklarhakkında koruyucu ve destekleyici tedbir kararı; çocuğun anası, babası, vasisi,bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumuve Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sençocuk hâkimi tarafından alınabilir.
(2) Tedbir kararıverilmeden önce çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılabilir.
(3) Tedbirin türükararda gösterilir. Bir veya birden fazla tedbire karar verilebilir.
(4) Hâkim, hakkındakoruyucu ve destekleyici tedbire karar verdiği çocuğun denetim altınaalınmasına da karar verebilir.
(5) Hâkim, çocuğungelişimini göz önünde bulundurarak koruyucu ve destekleyici tedbirinkaldırılmasına veya değiştirilmesine karar verebilir. Bu karar acele hâllerde,çocuğun bulunduğu yer hâkimi tarafından da verilebilir. Ancak bu durumda karar,önceki kararı alan hâkim veya mahkemeye bildirilir.
(6) Tedbirinuygulanması, onsekiz yaşın doldurulmasıyla kendiliğindensona erer. Ancak hâkim, eğitim ve öğrenimine devam edebilmesi için ve rızasıalınmak suretiyle tedbirin uygulanmasına belli bir süre daha devam edilmesinekarar verebilir.
(7) Mahkeme, korunmaihtiyacı olan çocuk hakkında, koruyucu ve destekleyici tedbir kararının yanında22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre velayet,vesayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulması hususlarında da kararvermeye yetkilidir.”
85.5395 sayılı Kanun’un “Acil koruma kararıalınması” başlıklı 9. maddesi şöyledir:
“(1) Derhâl korunmaaltına alınmasını gerektiren bir durumun varlığı hâlinde çocuk, SosyalHizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından bakım ve gözetim altınaalındıktan sonra acil korunma kararının alınması için Kurum tarafından çocuğunKuruma geldiği tarihten itibaren en geç beş gün içinde çocuk hâkimine müracaatedilir. Hâkim tarafından, üç gün içinde talep hakkında karar verilir. Hâkim,çocuğun bulunduğu yerin gizli tutulmasına ve gerektiğinde kişisel ilişkinin tesisinekarar verebilir.
(2) Acil korunmakararı en fazla otuz günlük süre ile sınırlı olmak üzere verilebilir. Bu süreiçinde Kurumca çocuk hakkında sosyal inceleme yapılır. Kurum, yaptığı incelemesonucunda, tedbir kararı alınmasının gerekmediği sonucuna varırsa bu yöndekigörüşünü ve sağlayacağı hizmetleri hâkime bildirir. Çocuğun, ailesine teslimedilip edilmeyeceğine veya uygun görülen başkaca bir tedbire hâkim tarafındankarar verilir.
(3) Kurum, çocukhakkında tedbir kararı alınması gerektiği sonucuna varırsa hâkimden koruyucu vedestekleyici tedbir kararı verilmesini talep eder.”
86.5395 sayılı Kanun’un “Bakım ve barınmakararlarının yerine getirilmesi” başlıklı 10. maddesi şöyledir:
“Sosyal Hizmetler veÇocuk Esirgeme Kurumu tarafından, kendisine intikal eden olaylarda gerekliönlemler derhâl alınarak çocuk, resmî veya özel kuruluşlara yerleştirilir.”
87.9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun “Çocuk teslimi” başlıklı 25. maddesişöyledir:
“Çocuk teslimine dairolan ilam icra dairesine verilince icra memuru 24 üncümaddede yazılı şekilde bir icra emri tebliği suretiyle borçluya yedi gün içindeçocuğun teslimini emreder. Borçlu bu emri tutmazsa çocuk nerede bulunursabulunsun ilam hükmü zorla icra olunur.
Çocuk teslimedildikten sonra diğer taraf haklı bir sebep olmaksızın çocuğu tekrar alırsaayrıca hükme hacet kalmadan zorla elinden alınıp öbür tarafa teslim olunur.”
88.2004 sayılı Kanun’un “Çocuk teslimine veçocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilâmların icrasında uzmanbulundurulması” başlıklı 25/b. maddesi şöyledir:
“Çocukların teslimineve çocukla kişisel ilişki kurulmasına dair ilâmların icrası, icra müdürü ilebirlikte Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından görevlendirilensosyal çalışmacı, pedagog, psikolog veya çocuk gelişimcisi gibi bir uzmanın,bunların bulunmadığı yerlerde bir eğitimcinin hazır bulunması suretiyle yerinegetirilir.”
89.Türkiye açısından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve 27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20/11/1989 tarihliÇocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 3. maddesi şöyledir:
“(1)Kamusalya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya yasamaorganları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün faaliyetlerde,çocuğun yararı temel düşüncedir.
(2)TarafDevletler, çocuğun ana–babasının, vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumluolan diğer kişilerin hak ve ödevlerini de gözönündetutarak, esenliği için gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve buamaçla tüm uygun yasal ve idari önlemleri alırlar.
(3)TarafDevletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların, hizmet vefaaliyetlerin özellikle güvenlik,sağlık, personelsayısı ve uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarcakonulan ölçülere uymalarını taahhüt ederler.”
90.Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 9. maddesinin ilgili fıkraları şöyledir:
“(1)Yetkilimakamlar uygulanabilir yasa ve usullere göre ve temyiz yolu açık olarak,ayrılığın çocuğun yüksek yararına olduğu yolunda karar vermedikçe, TarafDevletler, çocuğun; ana–babasından, onların rızası dışında ayrılmamasınıgüvence altına alırlar. Ancak, ana–babası tarafından çocuğun kötü muameleyemaruz bırakılması ya da ihmâl edilmesi durumlarında ya da ana–babanınbirbirinden ayrı yaşaması nedeniyle çocuğun ikametgâhının belirlenmesi amacıylakarara varılması gerektiğinde, bu tür bir ayrılık kararı verilebilir.
(2)Bumaddenin birinci fıkrası uyarınca girişilen her işlemde, ilgili bütün taraflaraişleme katılma ve görüşlerini bildirme olanağı tanınır.
(3)TarafDevletler, ana–babasından veya bunlardan birinden ayrılmasına karar verilençocuğun, kendi yüksek yararına aykırı olmadıkça, anababanınikisiyle de düzenli bir biçimde kişisel ilişki kurma ve doğrudan görüşmehakkına saygı gösterirler.”
91.Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 12. maddesi şöyledir:
“(1)TarafDevletler, görüşlerini oluşturma yeteneğine sahip çocuğun kendini ilgilendirenher konuda görüşlerini serbestçe ifade etme hakkını bu görüşlere çocuğun yaşıve olgunluk derecesine uygun olarak, gereken özen gösterilmek suretiyletanırlar.
(2)Buamaçla, çocuğu etkileyen herhangi bir adli veya idari kovuşturmada çocuğun yadoğrudan doğruya veya bir temsilci ya da uygun bir makam yoluyla dinlenilmesifırsatı, ulusal yasanın usule ilişkin kurallarına uygun olarak çocuğa,özellikle sağlanacaktır.”
92.Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 18. maddesi şöyledir:
“(1) Taraf Devletler,çocuğun yetiştirilmesinde ve gelişmesinin sağlanmasında ana–babanın birliktesorumluluk taşıdıkları ilkesinin tanınması için her türlü çabayı gösterirler.Çocuğun yetiştirilmesi ve geliştirilmesi sorumluluğu ilk önce ana–babaya ya dadurum gerektiriyorsa yasal vasilere düşer. Bu kişiler herşeydenönce çocuğun yüksek yararını gözönünde tutarakhareket ederler.
(2)BuSözleşme’de belirtilen hakların güvence altınaalınması ve geliştirilmesi için Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesikonusundaki sorumluluklarını kullanmada ana–baba ve yasal vasilerin durumlarınauygun yardım yapar ve çocukların bakımı ile görevli kuruluşların, faaliyetlerinve hizmetlerin gelişmesini sağlarlar.
(3)TarafDevletler, çalışan ana–babanın, çocuk bakım hizmet ve tesislerinden,çocuklarının da bu hizmet ve tesislerden yararlanma hakkını sağlamak için uygunolan her türlü önlemi alırlar.”
93.Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 19. maddesi şöyledir:
“(1)BuSözleşme’ye Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının yada onlardan yalnızca birinin, yasal vasi veya vasilerinin ya da bakımınıüstlenen herhangi bir kişinin yanında iken bedensel veya zihinsel saldırı,şiddet veya suistimale, ihmal ya da ihmalkârmuameleye, ırza geçme dahil her türlü istismar ve kötü muameleye karşıkorunması için; yasal, idari, toplumsal, eğitsel bütün önlemleri alırlar.
(2)Butür koruyucu önlemler; burada tanımlanmış olan çocuklara kötü muameleolaylarının önlenmesi, belirlenmesi, bildirilmesi, yetkili makama havaleedilmesi, soruşturulması, tedavisi ve izlenmesi için gerekli başkaca yöntemlerive uygun olduğu takdirde adliyenin işe el koyması olduğu kadar durumungereklerine göre çocuğa ve onun bakımını üstlenen kişilere, gereken desteğisağlamak amacı ile sosyal programların düzenlenmesi için etkin usulleri deiçermelidir.”
94.Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 20. maddesi şöyledir:
“(1)Geçicive sürekli olarak aile çevresinden yoksun kalan veya kendi yararına olarak buortamda bırakılması kabul edilmeyen her çocuk, Devletten özel koruma ve yardımgörme hakkına sahip olacaktır.
(2)TarafDevletler bu durumdaki bir çocuk için kendi ulusal yasalarına göre, uygun olanbakımı sağlayacaklardır.
(3)Butür bakım, başkaca benzerleri yanında. bakıcı aileyanına verme, İslâm Hukukunda kefalet (kafalah),evlât edinme ya da gerekiyorsa çocuk bakımı amacı güden uygun kuruluşlarayerleştirmeyi de içerir. Çözümler düşünülürken, çocuğun yetiştirilmesindesürekliliğin korunmasına ve çocuğun etnik, dinsel, kültürel ve dil kimliğinegereken saygı gösterilecektir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
95.Mahkemenin 5/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların7/5/2013 tarihli ve 2013/2910 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
96.Birinci başvurucu, çocuğunun velayetinin kendisine verilmesine dair kesinleşmişMahkeme ilamı gereğinin çocuğu Kurum bünyesinde bulunduran Bakanlıkyetkililerince yerine getirilmediğini, çocuğun kendisine yabancılaştırılması veteslim edilmemesi suretiyle kişisel ilişki kurmasının engellendiğini, böyleceaile bağlarının zayıfladığını, ikinci başvurucu konumunda olan çocuk Kurumgözetiminde olduğu sürede okula gönderilmeyerek eğitim hakkının engellendiğini,ayrıca Kuruma verdiği 20/3/2013 tarihli dilekçenin yanıtsız bırakıldığınıbelirterek Anayasa'nın 36., 41., 42., 74. ve 129. maddelerinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
97.Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesiile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013 §16). Başvurucular tarafından Anayasa’nın 36., 41., 42., 74. ve 129.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiği iddia edilmiş olmakla beraberihlal iddialarının mahiyeti gereği, Anayasa’nın 20., 41. ve 42. maddeleriaçısından değerlendirme yapılması uygun görülmüştür.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Eğitim veÖğrenim Hakkının İhlali İddiası
98.Başvurucu baba, ikinci başvurucu konumunda olan ve kanuni temsilcisi olduğuçocuğunun Kurum gözetiminde olduğu süreçte okula gönderilmeyerek eğitimhakkının engellendiğini iddia etmiştir.
99.Bakanlık tarafından söz konusu iddiaya ilişkin olarak görüş bildirilmemiştir.
100.Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/11/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre Anayasa Mahkemesineyapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücütarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına girmesi gerekir. Birbaşka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hakihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesimümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18).
101.Anayasa’nın 42. maddesinin birinci fırkası şöyledir:
“Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tesbit edilir vedüzenlenir.”
102.Türkiye’nin de taraf olduğu Sözleşme’ye Ek 1 No.luProtokol’ün 2. maddesi şöyledir:
“Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet,eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana vebabanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göreyapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir.”
103.Anayasa ve 1 No.lu Protokol’de düzenlenen eğitim hakkının, “belirli bir zamanda var olan eğitim kurumlarınaerişim hakkı”nıgüvence altına aldığı ve herhangi bir ayrıma gidilmeksizin kamu ve özel eğitimkurumları ile ilk, orta ve yükseköğrenim seviyelerini kapsadığı anlaşılmaktadır[Hikmet Balabanoğlu,B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 28; benzer yöndeki Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) kararları için bkz. Kjeldsen, Busk Madsen vePedersen/Danimarka, B. No: 7/12/1976, § 50; Leyla Şahin/Türkiye [BD], B. No: 44774/98,10/11/2005, §§ 134-136]. Bu nedenle ikinci başvurucunun eğitim hakkının ihlaledildiği iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisi kapsamında yeraldığı anlaşılmaktadır.
104.6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre Mahkemeceaçıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez olduğuna kararverilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının saltkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklarayönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olanbaşvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkçadayanaktan yoksun kabul edilebilir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 20).
105.Öncelikle incelenmesi gereken husus eğitim hakkının kullanımına veya bu haktanyararlanılmasına kamu gücünün işlem, eylem veya ihmali nedeniyle birmüdahalenin söz konusu olup olmadığıdır.
106.Başvuruya konu yargılama ve icra prosedürüne ilişkin evrakın incelenmesineticesinde Kurumun İstanbul 1. Aile Mahkemesine hitaben yazdığı 21/8/2013tarihli yazıda çocuğun İstinye Anadolu Lisesinde eğitim görmeye hak kazandığı,anne tarafından çocuğun ortaöğrenim gördüğü eğitim kurumunun lise kısmındaeğitim görmesinin talep edilerek eğitim masraflarını karşılayacağınınbelirtildiği, çocuğun belirtilen kurumda eğitimine devam etmesinde Kurumcasakınca görülmediğinin ifade edildiği, Kurum psikoloğu tarafından düzenlenen13/9/2013 tarihli raporda da aynı kanaat ifade edilmekle birlikte velayethakkına sahip olan babanın çocuğun eğitimi ve okul kaydı gibi hususlarda işbirliğinde bulunmadığı tespitine yer verildiği, belirtilen süreçte Mahkemeceçocuğun okul kaydının yapılması hususunda Zeytinburnu Yetiştirme Yurduna yetkiverilmek suretiyle eğitim tedbiri uygulanmasına karar verildiği, SarıyerKaymakamlığı ÖAIL Müdürlüğü tarafından Sarıyer Milli Eğitim Müdürlüğüne hitabengönderilen 25/2/2014 tarihli yazıda ise çocuğun 2013-2014 eğitim öğretimyılında ilgili eğitim kurumunun hazırlık sınıfına kayıtlı olduğunun vehâlihazırda eğitim ve öğrenimine devam ettiğinin bildirildiği, çocuğun devamettiği eğitim kurumundan memnuniyet duyduğu hususunun çocuk hakkında tanzimedilen birçok inceleme raporuna da konu olduğu, bu kapsamda çocuğun Kurumbakımında olduğu süre içinde eğitim ve öğrenimine devam ettiği anlaşılmaktadır.
107.Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca kamu makamlarınca çocuğun eğitim veöğrenimini sürdürmesinin engellenmesi söz konusu olmadığı gibi belirtilensürecin sağlıklı olarak devam edebilmesi noktasında gerekli girişimlerdebulunulduğu görülmektedir.
108.Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. AileHayatına Saygı Hakkının İhlali İddiası
109.Başvurunun incelenmesi neticesinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabuledilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığıanlaşıldığından başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
110.Başvurucu baba, velayeti kendisine verilen çocuğunun kamu makamlarıncakendisine teslim edilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 20., 36. ve 41. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
111.Bakanlık görüş yazısında, benzer başvurularda AİHM tarafından Sözleşme’nin 8.maddesi kapsamında değerlendirme yapıldığı, 6. madde kapsamında ise ayrıcainceleme yapılmasına gerek görülmediği belirtilerek benzer kapsamda görüşhazırlandığı ifade edilmiş; Sözleşme’nin 8. maddesinin devlete negatifyükümlülüklerin yanı sıra pozitif yükümlülükler de yüklediği, çocuklar hakkındaalınan tedbirler ve koruma kararlarıyla ilgili davalarda müdahalenin demokratikbir toplumda gerekliliği denetlenirken gösterilen gerekçelerin ilgili veyeterli oluşu ile karar verme sürecinin adil olup olmadığının ve bu süreçtebaşvurucunun Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki haklarına saygı gösterilipgösterilmediğinin denetlendiği, anne ve babanın ayrılması sonrasında da anne,baba ve çocuk arasında uygun ilişkiler kurulması gerektiği belirtilerek benzerihlal iddialarıyla AİHM önüne gelen dava ve karar örneklerine yer verilmiştir.
a. Genelİlkeler
112.Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45.maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre Anayasa Mahkemesine yapılanbir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü tarafındanmüdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmışolmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme’nin ortakkoruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, § 18).
113.Anayasa’nın “Özel hayatın gizliliği”kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Herkes, özelhayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özelhayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamudüzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunmasıveya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veyabirkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine busebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkilikılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları veeşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur.Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saatiçinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyleilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişininkendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme,bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusundakullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanundaöngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerinkorunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”
114.Anayasa’nın “Ailenin korunması ve çocukhakları” kenar başlıklı 41. maddesi şöyledir:
“Aile, Türktoplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.
Devlet, ailenin huzurve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasınınöğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilatıkurar.
Her çocuk, korunma vebakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıylakişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir.
Devlet, her türlüistismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır.”
115.Sözleşme’nin “Özel ve aile hayatına saygıhakkı” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
“(1) Herkes özel veaile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkınkullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasaylaöngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkeninekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veyaahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli birtedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
116.Aile yaşamına saygı hakkı, Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrasındagüvence altına alınmıştır. Madde gerekçesi de dikkate alındığında resmîmakamların özel hayata ve aile hayatına müdahale edememesi ile kişinin ferdî veaile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi gereğine işaretedildiği görülmekte olup söz konusu düzenleme Sözleşme’nin 8. maddesiçerçevesinde korunan aile yaşamına saygı hakkının Anayasa’daki karşılığınıoluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 41. maddesinin -Anayasa’nın bütünselliğiilkesi gereği- özellikle aile yaşamına saygı hakkına ilişkin pozitifyükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (Murat Atılgan,B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 22; Marcus Frank Cerny [GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36).
117.Aile yaşamındaki temel ilişkiler kadın ve erkek ile ebeveyn ve çocuk arasındakiilişkilerdir. Resmî evlilik birlikleri aile hayatı kapsamında güvence altınaalınmakta olup evlilik içinde doğan çocuklar kendiliğinden evlilik birliğininbir parçası sayılır. Somut başvuru açısından ise birinci başvurucunun evlilikdışı birlikteliğinden olan ve noter senedi ile tanıdığı 5/3/1999 doğumlu T.E.nin, anne ve babanın ayrı yaşamaya başlamasınınardından yaklaşık on yıllık süreçte baba ile kaldığı, anne tarafından 2005yılında açılan dava neticesinde 2009 yılında verilen karar ile çocuğun babadanalınarak anneye teslimine ve baba ile şahsi ilişki tesisine hükmedildiği, sözkonusu karar sonrasında annesi ile yaşamaya başladığı anlaşılan çocuğun babaile şahsi münasebetini sürdürdüğü, 2011 yılında baba tarafından açılanvelayetin değiştirilmesi talepli dava neticesinde ise velayetin babaya tevdiinehükmedilerek anne ile çocuk arasında şahsi münasebet tesis edildiğianlaşılmaktadır. Bu kapsamda doğumundan itibaren baba ile çocuk arasında devameden bir ilişkinin söz konusu olduğu, velayetin edinilmediği dönemde çocuk ileşahsi münasebetini sürdüren başvurucu babanın velayetin üstlenilmesi hususundada süregelen bir çaba içerisinde bulunduğu, bu nedenle çocuk ile kurulan hukukibağı gösteren ve doğal baba tarafından evlilik dışı çocuğun kendi soyundangeldiği yönünde ilgili mevzuatın aradığı koşullar altında yetkili makamlarabeyanda bulunulmasını ifade eden tanıma şeklindeki hukuki işlemin yanı sırabaşvurucu baba ile çocuğu arasında aile hayatının tesisi açısından önem arzeden yakın kişisel bağın da fiilen mevcut olduğu görülmektedir. Bu bağlamdaresmî bir evlilik birliği içinde dünyaya gelmemekle birlikte çocuğun,doğumundan itibaren çocuk ve ebeveyn arasında aile yaşamı anlamına gelen birbağ kurulmuş olup başvurucu baba ile çocuğu arasındaki söz konusu ilişki aileyaşamının kurulması için yeterlidir (Boughanemi/Fransa, B. No: 22070/93, 24/4/ 1996, §35).
118.Aile yaşamının temel unsuru, aile ilişkilerinin normal bir şekildegelişebilmesi ve bu bağlamda aile fertlerinin birlikte yaşama hakkıdır. Buhakkın kapsamının ise aile yaşamına saygı yükümlülüğünden ayrı düşünülmesimümkün değildir (Murat Atılgan, §24; Marcus Frank Cerny, §38).
119.Ebeveyn ile çocukların birlikte yaşama istekleri aile yaşamının vazgeçilmez birunsuru olup, anne ve baba arasında ortak yaşamın kurulamaması veya hukuken yada fiilen sona ermiş olması, aile yaşamını ortadan kaldırmaz. Ebeveyn ve çocukarasındaki aile yaşamının, anne ve babanın birlikte yaşamamaları veya ortakyaşama son vermelerinin ardından da devam edeceği açık olup, anne babanın veçocuğun aile yaşamlarına saygı hakkı, belirtilen durumlarda ailenin yenidenbirleştirilmesine yönelik tedbirleri de içermektedir. Söz konusu yükümlülük,yalnızca çocukların kamusal makamlarca koruma altına alınması bağlamındakiuyuşmazlıklar açısından değil, ebeveyn veya diğer aile bireyleri arasındakivelayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin uyuşmazlıklar açısından dageçerlidir (Murat Atılgan, § 25; Marcus Frank Cerny, §39; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Hokkanen/Finlandiya, B. No: 19823/92, 23/9/1994, § 55; Berrehab/Hollanda, B. No: 10730/84, 21/6/1988, §21; Gluhakovic/Hırvatistan, B. No: 21188/09, 12/4/2011,§§ 56, 57).
120.Aile yaşamına saygı hakkı kapsamında devlet için söz konusu olan yükümlülük,sadece belirtilen hakka keyfî surette müdahaleden kaçınmakla sınırlı olmayıpöncelikli olan bu negatif yükümlülüğe ek olarak, aile yaşamına etkili birbiçimde saygının sağlanması bağlamında pozitif yükümlülükleri de içermektedir.Söz konusu pozitif yükümlülükler, -bireyler arası ilişkiler alanında olsa da-aile yaşamına saygıyı sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (Murat Atılgan, § 26; Marcus Frank Cerny, § 40; benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. X ve Y/Hollanda,B. No: 8978/80, 26/3/1985, § 23; Hokkanen/Finlandiya,§ 55).
121.Devletin pozitif tedbirler alma yükümlülüğü konusunda Anayasa’nın 20. ve 41.maddeleri, ebeveynin -mevcut olayda babanın- çocuğuyla bütünleşmesininsağlanması amacıyla tedbirler alınmasını isteme hakkını ve kamusal makamlarınbu tür tedbirleri alma yükümlülüğünü içermektedir. 41. maddede -her çocuğunyüksek yararına aykırı olmadıkça- anne ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişkikurma ve ilişkiyi sürdürme hakkına sahip olduğu açıkça belirtilmektedir. Sözkonusu yükümlülüğün uluslararası sözleşmelerde de yer bulduğu görülmektedir(bkz. § 90). Ancak bu yükümlülük mutlak olmayıp her olayın özel koşullarınabağlı olarak alınacak tedbirlerin nitelik ve kapsamı farklılaşabilmektedir (Hokkanen/Finlandiya, § 58; Ignaccolo-Zenide/Romanya, B. No: 31679/96, 25/1/2000, §94; İlker Ensar Uyanık/Türkiye,B. No: 60328/09, 3/5/2012, § 49).
122.AİHM, önüne gelen birçok davada aile yaşamına saygının kamu makamlarına,ebeveyn ve çocuklarını bir araya getirmek şeklinde pozitif bir görevyüklediğini ve bu durumun, ayrılığa devletin değil ebeveynin yol açtığıdurumlarda dahi geçerli olduğunu, bu alandaki pozitif yükümlülüğün bireylerarasındaki ilişkiler alanında dahi aile yaşamına saygıyı güvence altına almakiçin tasarlanmış ve hem bireylerin haklarını koruyan düzenleyici yargısal birçerçeve oluşturulmasını hem de fiilen hayata geçirilecek uygun tedbirlerinalınmasını gerektirdiğini ifade etmektedir (Hokkanen/Finlandiya, § 58; Glaser/Birleşik Krallık, B. No: 32346/96, 19/9/2000, § 63; Bajrami/Arnavutluk, B. No: 35853/04, 12/12/2006,§ 52).
123.Bununla birlikte aile yaşamına saygı hakkı kapsamındaki pozitifyükümlülüklerin, hangi koşullarda olumlu edimde bulunmayı gerektirdiğinin kesinçizgilerle belirlenmesi, söz konusu hak kapsamındaki ilişkilerin mahiyeti gereğikolay değildir. AİHM de -özellikle pozitif yükümlülükler söz konusu olduğunda-saygı kavramının çok kesin bir tanımının bulunmadığını, taraf devletlerdekarşılaşılan durumlar ve izlenen uygulamalardaki farklılıklar dikkatealındığında bu kavramın gereklerinin olaydan olaya önemli ölçüde değiştiğinikabul etmektedir (Abdulaziz, Cabales ve Balkani/Birleşik Krallık, B. No: 9214/80,28/5/1985, § 67).
124.Anne, baba ve çocukların birlikte yaşama hakkı aile hayatının esaslı bir unsuruolup anne ve baba tarafından, diğer eşe tanınan velayet ve kişisel ilişkihaklarının hukuka aykırı şekilde engellenmesi durumunda da devletin bireylerinhaklarını koruyan düzenleyici yargısal bir çerçeve oluşturulmasını ve fiilenhayata geçirilecek uygun tedbirlerin alınmasını sağlama yükümlülüğü, ailehayatına saygı hakkı bağlamındaki pozitif yükümlülüklerinin bir görünümünüoluşturmaktadır. Bu bağlamda velayet ve kişisel ilişki tesisine dair kararlarınicrasına ilişkin problemler, aile hayatına saygı hakkı bağlamında değerlendirmeyapılmasını gerektiren önemli bir dava grubudur.
125.Söz konusu dava grubu açısından kamusal makamlarca alınan tedbirin yeterliliği,ilgili tedbirin uygulanma hızı ile doğru orantılıdır. Velayet ve şahsi ilişkiyedair ebeveyn sorumluluklarının tespiti ve elde edilen nihai kararınuygulanması, kaybedilen zamanın çocuk ve onunla birlikte yaşamayan ebeveynarasındaki ilişkiler üzerinde geri dönülmez sonuçlar doğuracağından ivediolarak harekete geçmeyi gerektirmektedir (Maire/Portekiz, B. No: 48206/99, 26/9/2003, § 74). Bu nedenlevelayete ve kişisel ilişkiye dair hükümlerin infazı sürecinde alınan birtedbirin yeterli olup olmadığı, tedbirin hızla uygulanmasıyla birliktedeğerlendirilmelidir. Söz konusu kararların usulüne uygun şekilde ve ivediolarak yerine getirilmesinin hem çocuklar hem de ebeveyn üzerinde çeşitlietkileri bulunmakla birlikte söz konusu eksiklik ve gecikmeler özellikle karargereklerinin yerine getirilmediği her an ebeveyn ile ilişkileri daha dasınırlanan veya kopan çocuk açısından telafisi imkânsız zararların doğmasınaneden olabilmekte ve aile hayatına saygı hakkı bağlamında ciddi sorunlarıgündeme getirmektedir (Santos Nunes/Portekiz,B. No: 61173/08, 22/5/2012, §§ 56, 57).
126.AİHM birçok kararında Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamında ve ağırlıklı olarakmakul sürede yargılanma hakkı özelinde, velayet ve kişisel ilişki tesisine dairyargılama ve icra prosedürlerini değerlendirmekte; yapılan inceleme sırasındamakul süre koşulu değerlendirilirken kullanılan davanın karmaşıklığı, taraflarıntutumu, yetkili makamların tutumu ve başvurucunun davanın hızlasonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği kriterlerinden özellikle son ölçütevurgu yapıldığı anlaşılmaktadır. AİHM’e görebelirtilen dava grubu ve bu kapsamda elde edilen yargı kararlarının icrası,süratle neticelendirilmesi gereken prosedürlerdir (Hokkanen/Finlandiya, § 72; Maire/Portekiz, § 74; Neulinger ve Shuruk/İsviçre, B. No:41615/07, 6/7/2010, §§ 131, 132).
127.Karar gereklerinin ivedi olarak yerine getirilmesi zorunluluğunun nedeni,çocuğun birlikte olduğu ebeveynin yaşam şartlarına alışmasının, bu suretleçocuk için mahkeme kararlarına aykırı şekilde yeni bir yaşam alanı oluşmasının,velayet veya kişisel ilişki hakkı hukuka aykırı olarak fiilen elinden alınananne ve baba ile çocuk arasında sürdürülmesi gereken ilişkilerin zarargörmesinin engellenmesi ile hukuka aykırı şekilde çocuğu uhdesinde bulunduranebeveynin durumuna -yasal olarak- tanıma şeklinde bir himaye sağlanmamasıdır.
128.AİHM de ebeveynin çocuk ile birlikte yaşamaya devam etmelerinin, Sözleşme’nin8. maddesinin birinci paragrafı anlamında aile hayatının temel bir unsurunuoluşturduğunu vurgulamaktadır. Sözleşme’nin 8. maddesi, ebeveynin çocuğu ileyeniden birleşmesini sağlayacak önlemlerin alınmasını talep hakkının yanı sıraulusal makamların bu önlemleri alma yükümlülüğünü de kapsamaktadır. Buhusustaki belirleyici nokta, ulusal makamlarca, uygulamadaki mevzuat ya damahkeme kararlarıyla ebeveyne tanınan velayet, ziyaret ya da birlikte yaşamahakkının icrasını kolaylaştırma noktasında kendilerinden beklenilen bütün makulönlemlerin alınıp alınmadığıdır (Hokkanen/Finlandiya,§ 55; Neulinger ve Shuruk/İsviçre,§ 132).
129.Söz konusu pozitif yükümlülükler bağlamında kamusal makamlar velayet ve kişiselilişki tesisine dair kararların icrasını sağlamak üzere uygun bütün önlemlerialmakla ve bu amaçla en süratli usullere başvurmakla yükümlüdür. Bu yükümlülükilgili vakalarda aile hayatına saygı hakkının öngördüğü pozitif yükümlülüklerinyerine getirilmesi açısından oldukça önemlidir.
130.Özellikle çocukların zorunlu olarak kamu korumasına alındığı ve korumatedbirlerinin uygulandığı durumlarda AİHM, ebeveynin çocuğu ile yenidenbütünleşmesini sağlamaya yönelik tedbirlerin alınmasını talep hakkına sahipolduğunu, devletin ise aynı doğrultuda tedbirler alma yükümlülüğü altındaolduğunu sıklıkla ifade etmektedir (Hokkanen/Finlandiya, § 55).
131.Davanın özel koşulları içinde kamu makamlarının ailenin yeniden bütünleşmesinikolaylaştırma noktasında kendilerinden beklenilen tüm makul tedbirleri almalarıgerekir. Ancak bu yükümlülük mutlak olmayıp özellikle belirli bir süre başkaşahıslarla yaşayan, bir kurumda barındırılan veya anne, babadan biri ileyaşamış olan çocuğun ebeveynden diğeri ile bütünleşmesi söz konusu olduğunda budurum derhâl tesis edilemeyebilir ve birtakım hazırlayıcı tedbirlerinalınmasını gerektirebilir. Bu önlemlerin nitelik ve kapsamı davanın koşularınabağlı olmakla birlikte olayın tüm taraflarının anlayış ve iş birliği en önemlibirleşenlerden biridir. Ancak velayet veya kişisel ilişkiye ilişkin kararaleyhine olduğu hâlde çocuğu hukuka aykırı olarak uhdesinde bulunduranebeveynin tutumu, kamusal makamların kararın icrası için tüm uygun önlemlerialmamasının mazereti olamaz (Maire/Portekiz,§ 76).
132.Kamu makamlarının zorlayıcı tedbirler alma yükümlülüğü, hukukun ve mahkemekararlarının göz ardı edilerek çocuğun fiilen tutulduğu durumlarda -elbette-ağırlıklı olarak üzerinde durulması gereken bir husustur. Zira özellikle ilgilitedbirlerin alınması noktasındaki gecikme, söz konusu durumun meşru bir hâlalmasına zemin hazırlayabilecektir.
133.Çocuğa karşı zorlayıcı tedbirler alınması bu hassas alan açısından kabuledilebilir olmamakla birlikte çocuğu açıkça hukuka aykırı şekilde uhdesindebulunduran ebeveyne karşı müeyyideler uygulanması yükümlülüğü gözden uzaktutulmamalıdır (Maire/Portekiz, § 76). Kamusal makamlar sözkonusu aile ilişkilerinin sürdürülebilirliği ve olayın tarafları arasında işbirliğinin tesisi noktasında kendilerinden beklenilen en üstün gayretigöstermek zorunda olmakla birlikte bu alanda zorlayıcı tedbirlere başvurmayükümlülüğü, tüm tarafların menfaati, özellikle de çocuğun üstün yararıkarşısında sınırlı olmak durumundadır. Anne veya baba ile iletişimin bumenfaatleri tehlikeye soktuğunun tespiti hâlinde de kamusal makamların sözkonusu menfaatler arasında adil bir denge tesis etme yükümlülükleribulunmaktadır (Hokkanen/Finlandiya, § 58; Maire/Portekiz, § 71).
134.Çocuğun söylemlerinin dikkate alınabileceği belirli bir olgunluk düzeyineerişmiş olması durumunda ve üstün menfaatine aykırı olmamak koşulu ile kişiselilişki sürecinde çocuğun istek ve söylemlerinin de dikkate alınması zaruridir (Hokkanen/Finlandiya, § 61). Bu husus uluslararasısözleşme metinlerinde de açıkça ifade edilmektedir (bkz. § 91).
135.Mevzuatın yorumlanmasıyla ilgili sorunları çözmek, öncelikle derecemahkemelerinin yetki ve sorumluluk alanındadır. Çocuğun üstün yararı söz konusudava grubu açısından en önemli unsur olup olayın tüm tarafları ile doğrudantemas hâlinde bulunan derece mahkemelerinin olayın koşullarını değerlendirmekaçısından daha avantajlı konumda bulunduğu hususu tartışılamaz. AnayasaMahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumunun Anayasa’ya uygun olup olmadığınıbelirlemekle sınırlıdır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, derece mahkemeleritarafından izlenen usulü denetleme ve özellikle mahkemelerin korumatedbirlerine ilişkin mevzuat hükümlerini yorumlayıp uygularken Anayasa’nın 20.ve 41. maddelerindeki güvenceleri gözetip gözetmediğini belirleme yetkisinesahiptir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesinin görevi, koruma tedbirleri vebunların uygulanması hususunda derece mahkemelerinin yerini almak olmayıpkamusal makamların takdir hakları kapsamında aldıkları kararların, ailehayatına saygı hakkı bağlamında söz konusu olan güvenceler açısındandeğerlendirilmesidir (Bronda/İtalya, B. No: 22430/93, 9/6/1998, § 59; Hokkanen/Finlandiya, § 55).
136.Bu bağlamda AİHM de ulusal mahkemeler tarafından izlenen usulü denetleme veözellikle ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerini yorumlayıp uygularken Sözleşme’deki ve özellikle 8. maddedeki güvenceleri gözetipgözetmediğini belirleme yetkisine sahip olduğunu vurgulamakta, yaptığı denetimetemel aldığı önemli bir ilke olan ikincillik ilkesi gereği, ulusal mahkemelerinmevzuat hükümlerinin yorumlanmasına ilişkin takdirini değerlendirmeye tabitutmamakta, ancak ulusal mahkemeler tarafından ulaşılan sonucun Sözleşme’nin 8.maddesinde öngörülen standartlara uygun bir denge sağlayıp sağlamadığını veulaşılan sonucun bu yönüyle aile hayatının korunması hakkının ihlali anlamınagelip gelmediğini incelemektedir.
137.Velayet ve kişisel ilişkiye dair hükümlerin icrası problemi sıklıkla adilyargılanma hakkının ihlali iddialarına konu olmakla birlikte sürecin ivediolarak yürütülmesi de dâhil olmak üzere ilgili prosedürün icrasına ilişkinişlem ve eylemlerin aile hayatına saygı hakkı bağlamında meydana getirdiğisonuçlar dikkate alındığında, söz konusu iddiaların aile hayatına saygı hakkıbağlamında ele alınması uygun görülmektedir (Maire/Portekiz, § 62; Santos Nunes/Portekiz, §§ 56, 57).
138.Velayet ve kişisel ilişki tesisine ilişkin uyuşmazlıklar açısından verilenkararların kesin hüküm etkisi olmakla birlikte, özellikle çocuğun üstünmenfaati nazara alınarak velayet ve kişisel ilişki konusunun ilerleyen süreçteyeniden ele alınması ve farklı şekilde tanzimin mümkün olduğu daunutulmamalıdır.
139.Yukarıda da ifade edildiği üzere, aile hayatına saygı hakkı bağlamında elealınabilecek olan negatif ve pozitif yükümlülüklerin sınırının ve pozitifyükümlülüklerin hangi durumda olumlu edimde bulunulmasını zorunlu kıldığınınkesin çizgilerle belirlenmesi mümkün olmayıp, bu yükümlülüklerin birçok olaydabirlikte gündeme gelmesi olasıdır.
140.Başvuru konusu olayda da benzer bir durum söz konusu olup, başvurucu babatarafından Bakanlık yetkililerince karar gereğinin yerine getirilmediği iddiaedilmekle birlikte, söz konusu icra sürecinde, icra takip işlemleri, bubağlamda ilgili icra ve kolluk görevlilerinin tutumu ve çocuğun Kurumdabulunduğu dönemler itibarıyla ilgili Kurum yetkililerinin işlem ve davranışlarıönemli olmakla birlikte, icra prosedürünün özellikle belirtilen süreçte verilenkoruma kararları nedeniyle kesintiye uğradığı görülmektedir. Bu açıdan sözkonusu koruma kararlarına ilişkin yargısal sürecin ve icra prosedürüne dairdiğer kamusal işlem ve eylemlerin bir bütün halinde değerlendirilmesi, kamumakamlarının aile hayatına saygı hakkı bağlamındaki yükümlülüklerininkapsamının net bir şekilde ortaya konulması ve bu yükümlülüklerin ifası içinmakul olan tüm önlemlerin alınıp alınmadığının tespiti açısından önemlidir.
b. MüdahaleninVarlığı
141.Başvuruya konu olayda çocuk hakkında verilen koruma kararlarının, babanınvelayet ve bu kapsamda çocukla ilişki kurma hakkı üzerinde etkili olduğundakuşku yoktur. Bu bağlamda somut başvuru açısından, koruma tedbirleri alınmaksuretiyle, başvurucu babanın velayet hakkı kapsamındaki yetkilerini kullanmasıve çocuk ile kişisel ilişki kurması konusunda öngörülen kısıtlamaların, ailehayatına saygı hakkına müdahale oluşturduğu açıktır.
c. Müdahaleninİhlal Oluşturup Oluşturmadığı
142. Anayasa’nın 20. maddesinde, bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığıanlaşılan birtakım sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özelsınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklananbazı sınırları bulunmakta, ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alankurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bunoktada Anayasanın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliğihaizdir (Sevim Akat Eşki,B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).
143. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
144. Belirtilen Anayasa hükmü,hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahipolup Anayasa’da yer alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafındanhangi ölçütler göz önünde bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortayakoymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarınınbir arada ve hukukun genel kuralları göz önünde tutularak uygulanması zorunluolduğundan belirtilen düzenlemede yer alan -başta yasa ile sınırlama kaydıolmak üzere- tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilenhakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki,§ 35).
i. Kanunilik
145. Hak ve özgürlüklerin yasaylasınırlanması ölçütü anayasa yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya daözgürlüğe bir müdahale söz konusu olduğunda tespiti öncelikle gereken husus,müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelininmevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki, § 36).
146.Çocukların bakım ve gözetimi ile haklarında koruma tedbirlerine başvurulmasınıgerektiren durumlara ilişkin olarak 4721, 5395 ve 6284 sayılı Kanunların ilgilimaddelerinde ayrıntılı düzenlemelere yer verilmektedir. Bu kapsamda başvurucubabanın aile yaşamının uygulamada ve etkili bir şekilde korunmasını güvencealtına alan yasal bir çerçevenin mevcut olduğu ve çocuk hakkında korumatedbirlerine hükmedilmesi şeklindeki uygulamanın, belirtilen hükümler temelindeyürütüldüğü anlaşılmaktadır. Derece Mahkemesi kararlarının söz konusu Kanunhükümlerine dayandığı anlaşılmakla, belirtilen yargısal kararların yeterli birhukuki temele sahip olduğu görülmektedir.
ii. Meşru Amaç
147.Anayasa’nın 41. maddesinin ikinci fıkrasında, Devletin çocukların korunmasıiçin gerekli tedbirleri alacağı, teşkilatı kuracağı; dördüncü fıkrasında ise,her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirlerin öngörüleceğibelirtilmiştir. İlgili Kanun hükümlerinde de, sözkonusu tedbirlerin alınması bağlamında “çocuğunmenfaati ve gelişmesinin tehlikeye girmesi”, “çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesinin tehlikedebulunması” ve “korunma ihtiyacıolan çocukların korunması, haklarının ve esenliklerinin güvence altına alınması”amaçlarının açıkça ifade edildiği görülmektedir (bkz. §§ 75, 76, 79).
148.Somut başvuru açısından çocuk hakkında verilen koruma kararlarında, derecemahkemelerinin çocuğun sağlık ve güvenliğinin temini şeklinde meşru bir amaçizlediği, bu çerçevede başvuruya konu müdahalenin meşru temellere dayandığıanlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra, başvurucu babanın iddiasının aksine, kamumakamlarının çocuğun velayetinin anneye verilmesi amacıyla çocuğu başvurucubabadan uzaklaştırma amacıyla hareket ettiklerini gösterir bir bulgu dasaptanmamış olup, ilgili mahkeme kararlarının gerekçeleri, çocuğun üstün yararıve bu kapsamda fiziksel ve ruhsal gelişiminin ön planda tutulduğunu açıkçaortaya koymaktadır.
iii. DemokratikToplum Düzeninde Gerekli Olma ve Ölçülülük
149.Kanuni dayanağı bulunan ve meşru amaç taşıyan müdahalenin ihlal teşkil etmemesiiçin Anayasa’nın 13. maddesinde yer verilen demokratik toplum düzenindegereklilik, hakkın özüne dokunmama ve ölçülülük şeklindeki güvence ölçütlerineuygun olması gerekir.
150. Çağdaş demokrasiler, temelhak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığırejimlerdir. Temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup onları büyük ölçüdekısıtlayan veya tümüyle kullanılamaz hâle getiren sınırlamaların demokratiktoplum düzeninin gerekleriyle de bağdaştığı kabul edilemez. Demokratik hukukdevletinin amacı kişilerin hak ve özgürlüklerden en geniş biçimdeyararlanmalarını sağlamak olduğundan yasal düzenlemelerde insanı öne çıkaranbir yaklaşımın esas alınması gerekir. Bu nedenle getirilen sınırlamalarınyalnız ölçüsü değil; koşulları, nedeni, yöntemi ve kısıtlamaya karşı öngörülenkanun yolları gibi unsurların tamamı demokratik toplum düzeni kavramı içindedeğerlendirilmelidir (Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 46).
151. Hakkın özü, söz konusu temelhak ve özgürlüğü anlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmekte olup bu yönüyleher temel hak açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesisağlamaktadır. Bu çerçevede hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren,hakkı kullanılamaz hâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların hakkınözüne dokunduğu kabul edilmelidir. Aile hayatına saygı hakkı bağlamında da buhakkın ortadan kaldırılması, kullanılamaz hâle getirilmesi veya kullanılmasınınaşırı derecede güçleştirilmesi sonucunu doğuran müdahalelerin bu hakkın özünüzedeleyeceği açıktır. Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve özgürlükleringereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa Mahkemesi kararlarıuyarınca ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın sınırlama amacınıgerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik, sınırlayıcı önleminsınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına işaret eden zorunluluk vearaçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile sınırlamanın ölçüsüzbir yükümlülük getirmemesi anlamına gelen orantılılık unsurlarını içermektedir(Serap Tortuk,§ 47; AYM, E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013).
152. Anayasa’nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa’da yer alan tüm temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan bu denge, aile hayatınasaygı hakkının sınırlandırılmasında da göz önünde bulundurulmalıdır. Ailehayatına saygı hakkının sınırlanması mümkün olmakla beraber sınırlamadaöngörülen meşru amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,sınırlandırma ile ulaşılabilecek yarar ile temel hak ve özgürlüğüsınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmelidir.Bu noktada, belirtilen ölçütlere riayetle bir sınırlandırma yapılıpyapılmadığının tespiti için müdahale teşkil ettiği ve aile hayatına saygıhakkını ihlal ettiği iddia edilen önlemin temelini oluşturan meşru amaçkarşısında, bireye düşen fedakârlığın ağırlığının göz önünde bulundurulması,özellikle velayet ve kişisel ilişkiye dair uyuşmazlıklar ile çocuklarla ilgilikoruma tedbirleri söz konusu olduğunda ebeveyn ve çocuğun menfaatleri arasındaadil bir dengenin kurulup kurulmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Budengenin kurulması, söz konusu vakalar özelinde devletin aile hayatına saygıhakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerinin icrası ile yakından ilgilidir.
153.Bu alandaki belirleyici mesele çocuğun, anne, babanın ve kamu düzeninin yarışanmenfaatleri arasında devletin, bu konuda kendisine tanınan takdir alanı içindeadil bir denge kurup kurmadığıdır. Ancak bu denge kurulurken velayet ve kişiselilişki hakkıyla ilgili meselelerde çocukların menfaatlerinin üstün bir önemesahip olduğu unutulmamalıdır. Bununla birlikte söz konusu haklar arasında dengekurulurken ebeveynin çocukla düzenli ilişkide bulunması gereği de dikkatealınması gereken bir diğer önemli faktördür (İlkerEnsar Uyanık/Türkiye, § 52). Özellikle koruma tedbirleri veçocukların kamu koruması altına alınmasının söz konusu olduğu durumlarda budengelemenin hassas bir şekilde yapılması ve takdirin gerekçelerinin ilgilikararlara açıkça yansıtılması önemlidir.
154.Her çocuk -menfaatleri aksini gerektirmedikçe- ebeveyni ile doğrudan ve düzenliolarak kişisel ilişkisini sürdürme hakkına sahiptir. Çocuğun menfaati, biryandan -söz konusu ailenin sağlıksız olması durumu hariç- ailesiyle bağlarınısürdürmesi gerektiğine işaret etmekte; öte yandan çocuğun sağlıklı ve güvenlibir çevrede gelişimini sürdürmesini içermektedir. Aynı düşünce uluslararasısözleşme hükümlerine de yansıtılmış olup (bkz. § 90) -tüm bu düzenlemelerçocuğun üstün menfaati de göz önünde bulundurulmak suretiyle- aileilişkilerinin sürdürülebilirliğini amaçlamaktadır.
155.AİHM de somut olay benzeri vakalarda, çocuğun ve ebeveynin menfaatlerineilişkin değerlendirmenin ulusal yargı makamlarınca yapılması gerektiğini kabuletmekle birlikte uyuşmazlığa ilişkin yargılama prosedürünün adil olması veilgililere bütün haklarını kullanabilme olanağı sağlaması gerektiğini ifadeetmekte ve bu bağlamda ulusal mahkemelerin özellikle olgusal, duygusal,psikolojik, maddi ve tıbbi nitelikteki bütün faktörler ile ailenin durumunuderinlemesine inceleyip incelemediğini ve çocuğun yüksek menfaatlerini tespitetmek suretiyle ilgili kişilerin de yararlarına ilişkin makul bir değerlendirmeve dengelemede bulunulup bulunulmadığını belirlemek durumunda olduğunubelirtmektedir (İlker Ensar Uyanık/Türkiye,§ 52; Neulinger ve Shuruk/İsviçre,§ 139).
156.Başvuruya konu yargısal uygulamanın yukarıda belirtilen meşru temelleredayandığı açık olmakla birlikte başvurucu babanın aile hayatına bir müdahaleteşkil ettiği anlaşılan sınırlamanın, belirtilen hakkın özüne dokunacak ve onuanlamsız kılacak ölçüde olmaması gerekmektedir.
157.Kamusal makamların izlenen meşru amaçlar kapsamında bir hakkınsınırlandırılması sürecinde takdir yetkisi bulunmakla birlikte belirtilentakdir yetkisi, her bir vaka özelinde ayrı bir kapsama sahiptir. Güvence altınaalınan hakkın veya hukuksal yararın niteliği ve bunun birey bakımından önemigibi unsurlara bağlı olarak bu yetkinin kapsamı daralmakta veya genişlemekte;yükümlülüklerin türü ve kapsamı her bir olay özelinde farklı değerlendirmeyapılmasını gerektirmektedir.
158.Şüphesiz çocuğun üstün yararının ne olduğuna ilişkin tespit, bu tür davalardadikkate alınması gereken en önemli unsurdur. Bu bağlamda ilgili taraflarladoğrudan temas hâlinde olan yargısal organların belirtilen hususun tespitinoktasında daha avantajlı konumda olduğu açıktır. Bu nedenle AnayasaMahkemesinin görevi, derece mahkemelerinin yerine geçerek koruma tedbirleriningerekliliği hususunun bizzat tanzim ve tespiti olmayıp ilgili anayasal normlarbağlamında derece mahkemelerinin kendilerine tanınmış olan takdir yetkileriçerçevesinde hareket edip etmediklerinin denetlenmesidir. Bu bağlamda AnayasaMahkemesinin görevi, somut olay açısından çeşitli koruma tedbirlerine hükmedenderece mahkemelerinin yerini almak değildir. Bununla birlikte AnayasaMahkemesi, derece mahkemelerinin söz konusu mevzuat hükümlerini yorumlayıpuygularken anne, baba ile çocuğun ve kamunun menfaatleri arasında kurulmasıgereken dengeyi tespit etmek suretiyle Anayasa’nın 20. maddesindeki güvencelerikoruyup korumadıklarını belirleme yetkisine sahiptir. Bu nedenle derecemahkemelerince varılan sonucun Anayasa’nın 20. maddesine uygun olup olmadığınınyani çocuk hakkında verilen koruma kararlarının başvurucu babanın aile yaşamınasaygı hakkına orantılı bir müdahale oluşturup oluşturmadığının kararabağlanması gerekmektedir.
159. Aile hayatına saygı hakkıbağlamındaki uyuşmazlıklarda ilgili idari ve yargısal işlemlerin süratle yerinegetirilmesi kadar, karar oluşturma sürecinin ilgili kişilerin görüşlerini tamolarak sunabildikleri adil bir süreç olmasının sağlanması da önemlidir. Buçerçevede Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında aile hayatına saygı hakkınailişkin pozitif yükümlülük değerlendirmesinin içeriğine, ilgili yargısalsüreçlerin ivedi şekilde, tarafların katılımına açık ve adil yargılanmahakkının usuli gereklerine riayetle yürütülmesişeklindeki usule ilişkin yükümlülüğün de eklenmesi gerekmektedir.
160.AİHM de ebeveyn ve çocuklar arasındaki ilişkileri konu alan uyuşmazlıklaraçısından söz konusu yargılamaların adil yargılanma hakkının usule ilişkingereklerini haiz olması, ilgili ebeveyn ve çocuğu birleştirmek için uyguntedbirlerin alınması gereğini birlikte ele almakta ve söz konusu vakalarınbirçoğunda Sözleşme’nin 6. maddesi açısından ayrıca bir değerlendirmeyapmamaktadır (Amanalachioai/Romanya, B. No: 4023/04, 26/5/2002, § 63,İlker Ensar Uyanık/Türkiye, § 33;Maire/Portekiz, § 62; Santos Nunes/Portekiz, §§ 56, 57).
161.Derece mahkemelerinin, çocuklarla ilgili koruma tedbirlerinindeğerlendirilmesinde aile hayatı kapsamındaki ilişkilerin sürdürülebilir veetkili olmasını temin edecek şekilde hareket etmesi zaruridir. Bu kapsamda-özellikle müdahalenin ölçülülüğü noktasında- derece mahkemelerinin takdiryetkilerini makul ve sağduyulu bir şekilde kullanıp kullanmadıkları hususunudeğerlendirme durumunda olan Anayasa Mahkemesi, bu bağlamda müdahaleyi haklıgöstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığınıincelemek durumundadır (Bronda/İtalya, § 59; Hokkanen/Finlandiya, § 55).
162.Derece mahkemelerinin, takdirlerinin gerekçelerini, ilgili ebeveynin kanunyoluna müracaat imkanını da etkili şekilde kullanabilmelerini sağlayacaksurette ayrıntılı olarak ortaya koymaları ve ulaşılan sonuçların yeterliaçıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi, yeterli ve objektif verileredayandırılması gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Saviny/Ukrayna, B. No: 39948/06, 18/12/2008, §§56-58; Gluhakovic/Hırvatistan, § 62).
163.Başvuru konusu yargısal sürecin değerlendirilmesinde, evlilik dışıbirliktelikten olan ve noter senedi ile tanınan çocuğun velayetinin İstanbul 1.Aile Mahkemesinin 26/1/2012 tarihli ve E.2011/152, K.2012/23 sayılı kararıylabaşvurucu babaya verilmesine ve anne ile çocuk arasında kişisel ilişki tesisinekarar verildiği, belirtilen kararın kesinleşme sürecinde anne ve başvurucu babatarafından karşılıklı olarak çocuğu konu alan ve çocuğa bazı tıbbiuygulamalarda ve kötü muamelelerde bulunulduğu iddialarını içeren suçduyurularında bulunulması üzerine İstanbul 4. Aile Mahkemesince çocuğun her ikitaraf nezdinde bırakılması sakıncalı görüldüğünden 6284 ve 5395 sayılı Kanunlaruyarınca bakım ve sağlık tedbirine hükmedildiği ve çocuğun bu şekilde Kurumkorumasına alındığı, belirtilen karara itiraz edilmesi üzerine Mahkemece anne,baba ve çocukla görüşmeler yapılması ve ebeveynin yaşadığı ortamların daincelenmesi suretiyle rapor tanziminin ve Kurum tarafından çocuğun genel durumuhakkında birer ay arayla düzenlenecek raporların Mahkemeye gönderilmesinintalep edildiği, söz konusu raporların ibrazı üzerine dosyayı ele alan Mahkemece14/8/2012 tarihli karar ile -bilirkişi raporunda yer verilen bulgularadeğinilmek suretiyle- çocuğun yurtta kalış süresinin uzamasının çocuk üzerindeolumsuz etkiler oluşturacağının tespit edildiği ve 5395 sayılı Kanun uyarıncaçocuğun koruyucu aile olarak anneannesine teslimi ile hakkındaki sağlıktedbirinin devamına hükmedildiği görülmektedir. Devam eden süreçte velayethakkının esasına ilişkin kararın kesinleşmesi sonrası başvurucu baba tarafındanyapılan talep üzerine İstanbul 4. Aile Mahkemesinin 31/1/2013 tarihli kararıile çocuğun koruyucu aileye teslimine ilişkin kararın kaldırılarak çocuğunbaşvurucu babaya teslimine karar verildiği, devam eden süreçte Bakanlıkİstanbul İl Müdürlüğü tarafından İstanbul 1. Çocuk Mahkemesinin 2013/29 Tedbirsayılı dosyası üzerinden yapılan talep üzerine Mahkemenin 15/3/2013 tarihli ve2013/29 Tedbir sayılı kararı ile çocuk hakkında 5395 sayılı Kanun’un 9. maddesigereğince otuz gün süreli acil koruma kararı uygulanmasına hükmedildiği, sözkonusu kararın itiraz neticesinde kaldırılması üzerine çocuğun teslimineilişkin icra prosedüründe çocuğun göstermiş olduğu tepkiler ve mevcut sağlıkdurumu gerekçe gösterilerek yapılan talep üzerine İstanbul 2. Aile Mahkemesinin12/4/2013 tarihli ara kararıyla Mahkeme pedagogunun çocukla görüşerek raporsunmasına karar verildiği, 12/4/2013 tarihli ve 2013/153 Değişik İş sayılıkarar ve 6284 sayılı Kanun uyarınca başvurucu babanın çocuğun yaşadığı adreseve devam ettiği okula altı ay süreyle yaklaşmamasına ve çocuk hakkında 5395sayılı Kanun gereğince bakım ve sağlık tedbiri uygulanarak kararın altı aysüreyle geçerli sayılmasına hükmedildiği, belirtilen koruma kararınınuzatılması talebi reddedilmekle birlikte akabinde Bakırköy 1. ÇocukMahkemesinin 10/10/2013 tarihli ve 2013/16 Tedbir sayılı kararı ile, çocukhakkında İstanbul 2. Aile Mahkemesinin 12/4/2013 tarihli ve 2013/153 Değişik İşsayılı kararı kapsamında hükmedilen bakım, sağlık ve eğitim tedbirininuzatılmasına karar verildiği ve koruma tedbirlerinin nihai olarak 20/11/2013tarihine kadar devam ettiği görülmektedir.
164.Koruma kararlarının verildiği süreçte çocuğun annesi tarafından açılanvelayetin değiştirilmesine ilişkin davanın yargılama sürecinde Erdek AsliyeHukuk Mahkemesinin 19/11/2013 tarihli kararı ile davanın geldiği aşama,toplanan deliller, mevcut raporlar ve çocuğun beyanı dikkate alınarak geçicivelayetinin anneye verilmesine, çocuğun babaya karşı duyduğu öfke ve davanınniteliği dikkate alınarak çocuk ile baba arasında kişisel ilişki tesisine,çocuğun travmatik bir dönem yaşadığı dikkate alınarakkişisel ilişki sırasında sosyal hizmet uzmanı bulundurulmasına karar verildiği,belirtilen ara karara karşı başvurucu baba tarafından yapılan itiraz ve kişiselilişkinin genişletilmesi yönündeki taleplerin de çocuğun mevcut durumu veözellikle çocuğun teslimine ilişkin icra dosyasına yansıyan uzman tespitlerinedeniyle reddedildiği, belirtilen yargısal süreç sonucunda Erdek Asliye HukukMahkemesinin 21/4/2015 tarihli ve E.2013/202, K.2015/150 sayılı kararı ileçocuğun velayetinin başvurucu babadan alınarak anneye verilmesine, çocuk ilebaba arasında kişisel ilişki tesisine, verilen tedbir kararlarının kararkesinleşinceye kadar devamına hükmedildiği ve kararın temyiz aşamasında olduğuanlaşılmaktadır.
165.Bu çerçevede koruma tedbirlerine ilişkin yargısal süreçlerin, taleplerin ilgiliMahkemelere iletildiği tarihlerden itibaren süratle sonuçlandırıldığıgörülmektedir. Başvurucu babanın koruma tedbirleri ile ilgili yargısalsüreçlerin ivedi olarak yürütülmesi ile ilgili spesifik bir iddiası olmamaklaberaber söz konusu süreçlerin hızla tamamlanması noktasında ilgili kamumakamları tarafından gereken hassasiyetin gösterildiği anlaşılmaktadır. Bununyanı sıra ilgili yargılama evrakının incelenmesinden başvurucunun, söz konusukoruma kararlarıyla ilgili süreçte beyan ve delillerini ibraz etme ve karşıtarafın iddialarına itiraz etme imkânına sahip olduğu, bir kısım kararlarınbaşvurucu baba tarafından yapılan itirazlar üzerine yeniden değerlendirilerekkaldırıldığı, bu kapsamda Derece Mahkemelerinin; başvurucunun aktif olarakkatıldığı, delillerini sunabildiği ve karşı tarafın iddialarına itirazedebildiği yargılama prosedürleri neticesinde karar verdiği anlaşılmaktadır.
166.Derece Mahkemesi kararlarında koruma tedbirlerine mesnet kanunların uygulamaalanları itibarıyla görev hususunda bazı tereddütler oluşmakla birlikte karargerekçeleri değerlendirildiğinde genel olarak çocuğun anne ve baba arasındasüren velayet mücadelesi nedeniyle Kurum bakımına alındığı, anne ve babaarasındaki velayete ilişkin sürece tanık olarak psikolojisinin örselendiği,zaman zaman anne ya da baba arasında tercih yapmak zorunda kalması nedeniylesuçluluk duyduğu, süreç içinde farklı beyanlarda bulunduğunu kabul etmeklebirlikte annesi ve bu mümkün olmazsa anneannesi ile kalmakta kararlı olduğu, bukararlılığının sözlerinin yanı sıra beden diline de yansıdığı, babaya karşı iseöfke ve kızgınlık duyguları içerisinde olduğu, süreç uzadıkça kızgınlığınınarttığı, ölüm ve intihardan bahsetmeye başladığı, görevli meslek elemanlarınınyönlendirmesi neticesinde baba ile görüştüğü ancak bu konuda istekli olmadığı,ebeveyn arasındaki velayet davasının adeta bir güç savaşına dönüştüğü veçocuğun bu durumdan zarar gördüğü; yurtta birlikte yaşadığı, anne babasınınnerede olduğu bilinmeyen veya ebeveyn tarafından terk edilen çocuklardan farklıolduğu için kendisini yalnız hissettiği, bu nedenle ebeveynden birisininyanında kalmasının yararlı olacağı, kendisini ifade edebilecek yaşa gelmiş olançocuğun kararlılıkla anne yanında kalmak istediğini söylediği ve babaya karşıöfke duyduğu, bu nedenle çocuğun Kurum bakımından alınarak anne yanına verilmesininveya devlet koruması devam etmek suretiyle anneannesi vasıtası ile koruyucuaile hizmetinden faydalandırılmasının ve anne ile babanın da ayrıntılı bir ruhsağlığı değerlendirmesinden geçirilerek çocuk hakkında sağlık tedbiriuygulamasına devam edilmesinin uygun olacağı ve benzeri yönde tespitler içerenuzman raporlarına dayanıldığı görülmektedir.
167.Mahkeme kararlarının gerekçelerinde söz konusu raporların yanı sıra velayetedair kararın icrasına ilişkin takip dosyasına yansıyan, teslim işlemleri sırasındaçocuğun gösterdiği sözlü ve fiilî direniş ve tepki bağlamında fiziksel veruhsal sağlığına vurgu yapıldığı, özellikle çocuğun intihar eğilimindenbahseden, babaya teslimi hâlinde trajik sonuçların ortaya çıkabileceğini beyaneden rapor ve tutanakların da göz önünde bulundurulduğu, bu kapsamda belirlibir olgunluk düzeyine ulaştığı ve beyanlarına itibar edilebileceği hemen hementüm raporlarda ifade edilen çocuğun beyanı da göz önünde bulundurulmaksuretiyle kamunun, ebeveynin ve çocuğun menfaatleri arasında yapılandengelemede çocuğun üstün yararının gözetilerek karar verildiğianlaşılmaktadır.
168.Yukarıda yer verilen tespitler ışığında kararın infazı sürecinde alınan korumatedbirlerinin demokratik bir toplumda gerekliliği hususunda şüphe uyandıracakbir neden bulunmamaktadır. Mahkeme kararlarında özellikle çocuk ve aile ileyapılan görüşmeler sonucunda tanzim edilen sosyolog, psikolog ve sosyal hizmetuzmanı raporlarına dayanıldığı ve çocuğun üstün yararına özel önem verildiği,söz konusu değerlendirmelerde kendini ifade edebilecek belirli bir olgunlukdüzeyine eriştiği uzman raporları ile tevsik edilen ve başvurucu babaya karşıduyduğu tepkiyi söz ve davranışlarına yansıtarak baba ile yaşamak istemediğini,yaşamını annesi ile sürdürmek istediğini müteaddit defalar ifade eden çocuğunbeyanın da göz önünde bulundurulduğu görülmektedir. Bu kapsamda DereceMahkemelerince yapılan değerlendirmelerde çocuğun menfaatine üstünlük tanındığıve aile hayatına saygı hakkı bağlamında takdirinin gerekçelerini ilgili veyeterli şekilde ortaya koyduğu anlaşılan kamu makamlarının takdir yetkisininsınırlarını aşmadığı anlaşılmaktadır.
169.Belirtilen koruma kararlarının yanı sıra icra prosedüründe yer alan diğerkamusal işlem ve eylemlerin de ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Kamumakamları somut olay benzeri uyuşmazlıklarda, anne ve baba arasındaki işbirliğini kolaylaştıracak tedbirleri almakla yükümlüdür. Çocuğun, anne, babanınve kamu düzeninin yarışan menfaatleri arasındaki dengenin kurulmasında -ilgilikamu makamları belirli bir takdir alanına sahip olmakla birlikte- önemli olanhusus, ilgili makamların ailenin yeniden bütünleşmesini kolaylaştırmak içinolayın özel şartlarının gerektirdiği her türlü tedbiri almış olupolmadıklarıdır.
170.Söz konusu sürecin değerlendirilmesinden velayetin esasına ilişkin kararınkesinleşme sürecinde başvurucu babanın, çocuğun annesi ve eşi tarafından kötümuameleye maruz kaldığı yönündeki şikâyeti üzerine İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığınca derhâl soruşturma başlatıldığı ve Başsavcılık tarafındanİstanbul 4. Aile Mahkemesine yapılan talep üzerine çocuk hakkında ilk korumakararının verildiği, akabinde baba aleyhine ve çocuk hakkında bakım ve sağlıktedbiri uygulanması yönünde verilen karar üzerine Kurum tarafından söz konusu sağlıktedbirinin uygulanması kapsamında çocuğun Bakırköy Ruh ve Sinir HastalıklarıHastanesinde sağlık hizmeti almasının sağlandığı ve çocuk hakkında tanzimedilen inceleme raporlarının ilgili Mahkemelere iletildiği görülmektedir. Devameden süreçte çocuğun koruyucu aile olarak anneannesine teslimine ilişkin karargereğince Kurum tarafından koruyucu aile sözleşmesi imzalandığı ve bu süreçteçocuk hakkındaki sağlık tedbirinin akıbetinin de takip edildiği, velayetinesasına ilişkin kararın kesinleşmesi nedeniyle çocuk hakkındaki korumakararının kaldırılarak babaya teslimine dair kararın icrası maksadıyla Kurumtarafından çocuk ve koruyucu aile olan anneanneye ulaşılmaya çalışıldığı, ancaksonuç alınamadığı, bunun üzerine ilgili emniyet birimlerinin çocuğun bulunduğuyerin tespiti ile Kuruma teslimi hususunda bilgilendirildiği anlaşılmaktadır.Bununla birlikte çocuğun teslimine ilişkin icra sürecinde yaşanan olaylar veözellikle çocuğun bu süreçte intihar girişiminde bulunacağını da birçok defabelirtmek suretiyle geliştirdiği tepkiler dikkate alınarak çocuk hakkındabakım, eğitim ve sağlık tedbiri uygulanması amacıyla ilgili Mahkemeleremüracaatta bulunulduğu, süreçte özellikle çocuğun eğitim ve sağlık durumununtakip edildiği görülmektedir.
171.Söz konusu dönemde çocuğun durumunun değerlendirilmesi için Valilik oluru ilekomisyon oluşturulduğu, komisyonun çocukla, annesiyle ve annesinin eşiylegörüşmeler yaparak ikamet ettikleri yerde incelemelerde bulunduğu ancak babanınkomisyon ile görüşme yapmadığı ve Kurum yetkilileri ile iletişime yanaşmadığı,kendisine oğlu ile görüşme imkânının sağlanacağının belirtilmesine rağmengörüşme isteğine olumsuz yanıt verdiği ve ikametine yazılı çağrı yapılmasınıtalep ettiği, yapılan tebligata rağmen görüşme için kararlaştırılan gün vesaatte görüşmeye katılmadığı ve babanın ikametine gidilmesine rağmen konutunkapalı olması nedeniyle inceleme yapma olanağı bulunmadığı tespitlerindebulunulduğu görülmektedir.
172.Başvurucu babanın kararın icra sürecinde kendisinden beklenilen tümgirişimlerde bulunduğu görülmekle birlikte koruma kararlarının söz konusuolmadığı süreçte kamusal makamların çocuğun bulunduğu yerin tespiti vebaşvurucuya teslimi hususunda süratle hareket ederek gerekli tedbirleri almışolmalarına rağmen çocuğu elinde bulunduran anne veya koruyucu ailenin çocuğunbulunduğu yerin tespiti hususundaki zorlayıcı ve ısrarlı tavırları nedeniylesöz konusu girişimlerin olumlu sonuçlanmadığı görülmektedir. Özellikle anne vebaba arasındaki velayete ilişkin uzlaşmaz tavrın koruyucu tedbirlerin etkisinide zayıflattığı anlaşılmaktadır.
173.İlgili icra dosyasında bulunan çocuk teslimine ilişkin tutanaklarınincelenmesinden ise velayetin esasına ilişkin hükmün icrası bağlamında yapılantakip talebi üzerine ilgili müdürlükçe derhâl gerekli icra takip işlemlerininbaşlatıldığı ve bu hususta ilgili İcra Dairesinin talimat yoluyla gerekliyazışmaları yaptığı, söz konusu İcra Dairesi yetkililerince babanın talebidoğrultusunda ve refakate alınan kolluk görevlileri ve uzmanlarla birlikte babatarafından gösterilen tüm adreslerde çilingir yardımı da alınmak suretiylegerekli incelemenin yapıldığı fakat çocuğun bulunduğu yerin tespit edilemediği,çocuğun Kurum bakımında olduğu süreçte de ilgili mahallere gidilerek takipişlemlerinin ifasına çalışıldığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda ilgili İcraMüdürlüğü yetkililerince 9/4/2013 tarihinde Kuruma gidilerek çocuğun tesliminintalep edilmesi üzerine çocuk tarafından pedagoga “Babam ile gitmek istemiyorum. Onun ile gitmektense ölmeyi yeğlerim. Zorlada olsa babamla gidersem onunla durmam, kendimi asar ya da gebertirim.”şeklinde beyanda bulunulduğunun tutanakla tespit edildiği ve uzman tarafındançocuğun babasına karşı aşırı derecede tepkili olduğu ve bu tepkinin geçmiştebabası ile arasında yaşanan bir takım olumsuz olaylardan kaynaklandığınındüşünüldüğünün ifade edildiği, bunun üzerine Kurum yetkililerince çocuğunbeyanları da dikkate alınarak yüksek yararı gereği teslimingerçekleştirilemeyeceğinin belirtildiği görülmektedir. 11/4/2013 tarihindeilgili İcra Dairesi görevlileri ve refakatindeki görevliler ile tekrar Kurumagidildiği ve çocuk teslimine ilişkin tutanakta çocuğun söz alarak “Babamla gitmek istemiyorum. Gidersem kendime, babamave eve zarar veririm, evi yakarım.” şeklinde beyanda bulunduğunu, bubeyanı takiben çocukla görüşen pedagog tarafından çocuğun; babaya gitmekistemediği, gözlemlenen davranışları çerçevesinde ruh hâlinden şüphe edildiği,bu nedenle çocuk psikiyatristi tarafından kontrole tabi tutulması gerektiği veintihar edeceği şeklinde beyanda bulunduğunun belirtildiği, başvurucu babatarafından teslim konusunda ısrar edilmesi üzerine Kurum yetkililerince tümhukuki ve cezai sorumluluğunun babaya ait olduğu tutanak altına alınmaksuretiyle teslime rıza gösterildiği, belirtilen tutanağı ilgili icra memurununda Mahkeme ilamı gereğince çocuğun Kurumdan alınarak babaya teslim edildiğişerhi ile imzaladığı ancak çocuğun baba ile gitmeme hususunda fiilî direniştebulunduğu, bunun üzerine Kurum yetkililerince çocuğun hastaneye sevkinin talepedilerek teslimin orada gerçekleştirilebileceğinin söylenerek çocuğun BakırköyRuh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesine sevkinin sağlandığı, Hastaneyesevk sürecinde Kurum yetkililerinin rızaları dâhilinde ve çocuğun teslimineilişkin olarak Hastaneye sevkinin yapıldığı, psikiyatri uzmanınca yapılanmuayene sonrasında çocuğun yatışının uygun görüldüğü, çocuğun bu hâliylehastanede babaya teslim edildiği ancak babanın çocuk doktor gözetiminde olup fiziken teslim edilmediğinden bahisle teslimi kabuletmediğini beyan ettiği anlaşılmaktadır.
174.Yukarıda belirtilen sürecin bir bütün olarak değerlendirilmesinden, velayeteilişkin kararın kesinleşme sürecinde ve kesinleşmesinin sonrasında yetkili adlive idari makamların, karar gereklerinin ifası noktasında süratle hareket ederekgerekli tedbirleri aldıkları, özellikle çocuğun teslimine ilişkin süreçtebeyanının dikkate alınmasını gerektiren olgunluğa ulaştığı anlaşılan çocuğunsözlü ve fiilî tepki ve direnişleri dikkate alınmak ve üstün yararı gözetilmeksuretiyle teslimin gerçekleştirilmediği, bununla birlikte söz konusutespitlerin mutlaka uzman raporlarına dayandırıldığı ve çocuğun Hastaneye desevki sağlanmak suretiyle değerlendirmede bulunulduğu, ayrıca teslimingerçekleşmediği süreçte çocuğun icra tutanaklarına da yansıyan mevcut durumunundeğerlendirilmesi amacıyla ivedi olarak yargısal makamlara başvurulduğu vekonunun görevli Mahkemelerce değerlendirilmesi sağlanarak verilen korumakararları doğrultusunda çocuğun bakım ve takibinin sağlandığı, çocuğun teslimiharicinde görüşme olanaklarını kullanma girişiminde bulunmadığı belirtilenbabanın komisyon ile görüşme yapmadığının ve Kurum yetkilileri ile iletişimeyanaşmadığının ve kendisine oğlu ile görüşme imkânının sağlanacağınınbelirtilmesine rağmen görüşme isteğine olumsuz yanıt verdiğinin ilgili evrakayansıdığı görülmektedir.
175.Sonuç olarak Derece Mahkemelerince verilen koruma kararlarının özellikle uzmanraporlarına dayandığı, belirli bir olgunluk düzeyine ulaştığı bilirkişiraporları ile ortaya konulan çocuğun beyanlarına da itibar edilerek çocuğunvelayete ilişkin karar öncesinde belirli bir süre birlikte yaşadığı ebeveynekarşı duyduğu bağlılık ile birlikte yaşama isteğinin ve babaya karşı duyulanöfke ve tepkinin dikkate alındığı, bu yönüyle söz konusu karalarda yer verilennedenlerin aile hayatına saygı hakkı bağlamında ilgili ve yeterli olduğu, bununyanı sıra kararın icra sürecinde yer alan diğer kamusal makamlar tarafından daözellikle çocuğun üstün yararı dikkate alınmak suretiyle aile ilişkilerininsürdürülebilirliği ve aile hayatına saygı hakkı bağlamındaki güvencelerinsağlanması noktasında uygun olan tüm adımların atıldığı anlaşılmaktadır.
176.Açıklanan nedenlerle birinci başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvencealtına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun kamuya açık belgelerde kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. İkinci başvurucunun,Anayasa’nın 42. maddesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Birinci başvurucunun,Anayasa’nın 20. maddesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
D. Anayasa’nın 20. maddesindegüvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
E. Başvurucular tarafındanyapılan yargılama giderlerinin üzerlerinde bırakılmasına
5/11/2015tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.