TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
M.O. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/11733)
Karar Tarihi: 15/1/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
M.O.
Vekili
:
Av. Rahmi YILMAZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; ahlaki durum gerekçe gösterilerek meslekten ayırmaişlemi tesis edilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının, tarafsız vebağımsız olmayan bir mahkemede yargılamanın yapılması ve yargılamalarda hukukaaykırı delil kullanılması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 27/6/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) bünyesinde psikiyatri uzmanıtabip subay olarak görev yapan başvurucu hakkında TSK'da görevli başka birsubay olan E.İ. tarafından ileri sürülen iddialar doğrultusunda iki disiplinamirinin teklifiyle idari tahkikat başlatılmıştır.
9. İdareye 4/4/2014 tarihinde sunulan şikâyet dilekçesinde E.İ.;askerî hastanenin psikiyatri kliniğinde sivil memur (hemşire) olarak çalışan eşiY.İ. ile aynı klinikte görev yapan ve evli olan başvurucu arasında bir süredirdevam eden, meslek etiğine uymayan, yüz kızartıcı ve TSK'nın itibarını sarsacakdüzeyde gayriahlaki bir ilişkinin bulunduğunu ileri sürmüş ve eşinin telefonkayıtlarını delil olarak göstermiştir.
10. TSK Sağlık Komutanlığınca oluşturulan tahkikat heyeti;başvurucunun, sivil memur Y.İ.nin ve bir kısım personelin ifadelerinebaşvurmuştur. Bu kapsamda Y.İ. ile başvurucu arasında geçtiği belirtilen sözkonusu telefon mesaj kayıtları incelenmiş ve buradan elde edilen çeşitlibilgiler teyit edilerek 10/6/2014 ve 21/5/2014 tarihlerinde idari tahkikatraporları düzenlenmiştir. Söz konusu raporlarda; başvurucunun makam vememuriyet nüfuzunu kullanarak Y.İ. ile mesai arkadaşlığının ötesinde bir ilişkikurmak için çaba sarf ettiği, Y.İ.nin eşinin uzun süreli görevlere gitmesindenfaydalandığı, bu girişimlerden sonra gayriahlaki ilişkinin başladığı, farklıtarihlerde muhtelif otellerde birlikte olduklarının anlaşıldığı, başvurucu ileY.İ.nin nöbetlerini birlikte tutma gayretinde oldukları belirtilmiştir. Y.İ.nin19/1/2014 tarihinde nöbetini değiştirdiği ve 25/2/2014 tarihinde başvurucu ilebirlikte nöbet tuttukları ifade edilmiştir. Raporlarda; 10/2/2014-17/2/2014tarihleri arasında başka bir ilde görevlendirilen başvurucunun sivil memurY.İ.nin eşiyle Ankara Sıhhiye Orduevinde kaldığını öğrendikten sonragörevlendirildiği garnizondan izinsiz olarak 14/2/2014 tarihinde Ankara'yagittiği, eşi ile birlikte kalan Y.İ.yi eşi uyurken kendi odasına davet ettiğive başvurucu ile Y.İ.nin aynı tarihte birlikte uçak bileti aldığı yönündetespitlerde bulunulmuştur. Ayrıca söz konusu ilişkinin Y.İ. ile başvurucutarafından da kabul edildiği belirtilmiştir.
11. İdari tahkikat neticesinde başvurucu ahlaki zayıflık şeklinde düzenlenendisiplin suçunu işlediği iddiasıyla Genelkurmay Başkanlığı Hava KuvvetleriKomutanlığı Yüksek Disiplin Kuruluna (Yüksek Disiplin Kurulu) sevk edilmiştir.
12. Başvurucuya 18/8/2014 tarihinde yapılan tebliğle hakkındakiisnatlarla ilgili hususlar bildirilmiş ve mevzuatta öngörülen süreleriçerisinde yazılı savunmasını sunması gerektiği konusunda ihtardabulunulmuştur. Savunma için ek süre talebinde bulunan başvurucunun bu isteğikarşılanmış ve başvurucu 28/8/2014 tarihinde yazılı savunmasını sunmuştur.Savunmasında başvurucu; mesaj kayıtlarının gerçek dışı olduğunu, eklemeleryapıldığını, düzmece ve sahte delil mahiyetinde olduğunu, Y.İ.nin psikiyatrikbozukluğunun bulunduğu süreçte alınan ifadesine itibar edilmemesi gerektiğini,arkadaşlıktan öte bir ilişkisinin bulunmadığını belirtmiş ve iddiaları kabuletmemiştir.
13. 21/10/2014 tarihinde gerçekleştirilecek Yüksek DisiplinKurulu toplantısında sözlü olarak da savunma yapabileceği hususu başvurucuya1/10/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Söz konusu toplantıda sözlü savunmadabulunan başvurucu vekili; telefon mesajlarının başvurucunun iç dünyasınıyansıttığını, başvurucu tarafından içeriği kabul edilen bazı mesajlarınhasta-hekim ilişkisi içinde olduğunu, otel kayıtlarının ve mesajların delilolarak kabul edilemeyeceğini ileri sürmüştür.
14. Yüksek Disiplin Kurulu, elde edilen delillerden başvurucununahlaki zayıflık disiplin suçunu işlediğinin anlaşıldığını belirterek 31/1/2013tarihli ve 6413 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Disiplin Kanunu'nun 20. maddesigereğince başvurucu hakkında TSK'dan ayırma cezası vermiştir. 21/10/2014tarihli kararda; her askerin ahlaki anlayışının kusursuz ve lekesiz olmasıgerektiği, ahlak olgusunun arzu edilir değil görevin başarıyla icra edilebilmesiiçin şart olduğu vurgulanmıştır. Askerî personelin eşi olan ve bu olaynedeniyle eşi tarafından hakkında boşanma davası açılan Y.İ. ile başvurucuarasındaki gayriahlaki ilişkinin varlığının tespit edildiği ifade edilmiştir.
15. Yüksek Disiplin Kurulunun anılan kararı Hava KuvvetleriKomutanı ile Millî Savunma Bakanlığı tarafından da onaylanmış ve 15/12/2014tarihinde ayırma süreci tamamlanmıştır.
16. Başvurucu, TSK'dan ayırma işlemine karşı 22/1/2015 tarihindeAskeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) iptal davası açmıştır. Başvurucu davadilekçesinde; hakkındaki karara dayanak olarak gösterilen kayıtlarda hukukaaykırılıklar bulunduğunu, disiplin soruşturmasının konusunun mesleğine değilözel hayatına ilişkin olduğunu, iddia edilen ilişkinin var olduğu bir an kabuledilse dahi bu ilişkinin mahremiyet alanında gerçekleştiğini, mesleğine hiç birşekilde yansımadığını ve bu hususun ortaya konulamadığını ileri sürmüştür.Delillere erişiminin engellendiğini ve özel hayatına ilişkin eylemler esasalınarak verilen cezanın ölçüsüz olduğunu belirten başvurucu, bahse konuTSK'dan ayırma cezasının iptal edilmesini talep etmiştir.
17. Davalı idare tarafından sunulan 27/3/2015 tarihli savunmadilekçesinde, başvurucunun eylemlerinin TSK'nın itibarını sarsacak şekilde yüzkızartıcı, utanç verici ve toplumun genel ahlak yapısı ile meslek etiğineuymayan düzeyde gayriahlaki nitelikte olması nedeniyle tesis edilen dava konusuişlemin yetki, sebep, konu, şekil ve amaç yönlerinden hukuka uygun olduğubelirtilmiştir.
18. AYİM Başsavcılığının 23/6/2015 tarihli düşünce yazısında isebaşvurucunun, kendisiyle aynı klinikte hemşire olarak görev yapan Y.İ. ile uzunsüredir devam eden ve olağan sınırların ötesine geçen ilişkinin TSK'nınitibarını sarsacak nitelikte olduğu, eylemlerin dış aleme yansıdığı ve tahkikatsürecinde başvurucuya savunma imkânının sağlandığı belirtilerek davanın reddinekarar verilmesi gerektiği yönünde değerlendirmelerde bulunulmuştur.
19. AYİM Birinci Dairesinin 23/2/2016 tarihli ara kararıyla davadosyası kapsamında bulunan gizlilik dereceli belgelerin başvurucu tarafındanincelenebileceğine karar verilmiştir. Bu karar doğrultusunda başvurucu vekilitarafından 6/4/2016 tarihinde söz konusu belgeler incelenmiş ve 12/4/2016tarihinde yazılı beyanda bulunulmuştur.
20. AYİM Birinci Dairesi, 27/4/2016 tarihli kararıyla davanınreddine hükmetmiştir. Karar gerekçesinde; askerî personelin ahlaki anlayışınınkusursuz ve lekesiz olması gerektiğine ilişkin açıklamalarda bulunulmuş ve TSKmensubu bir subay olan başvurucunun yine başka bir TSK mensubu personel ileevli olan ve kendisiyle aynı klinikte görev yapan Y.İ. ile yaşadığı ilişkilerinniteliği ve niceliği dikkate alındığında eylemlerin özel hayatın kapsamınıaştığı ve mesleki faaliyet alanına yansıdığı yönünde değerlendirmelere yerverilmiştir. Söz konusu kişilerin nöbetlerini birlikte tutma, seyahat edipbuluşma gayreti içinde oldukları ve muhtelif tarihlerde aynı oteldekonakladıkları belirtilmiştir. Kararda, iddia edildiği gibi telefon mesajkayıtları ve dökümlerde herhangi bir ekleme, çıkarma veya değişiklikyapıldığına ilişkin kanıt ya da bilginin olmadığı ifade edilmiştir.Başvurucunun sosyal ve aile yaşantısına zarar vererek TSK'nın itibarınısarsacak şekilde ahlaki zayıflıkta bulunduğu, ayırma cezasının objektifölçütlerle, hizmet gereklerine uygun, kamu yararı birey yararı dengesigözetilerek ve ölçülü şekilde kullanıldığı belirtilmiş ve işlemin hukuka uygunolduğu sonucuna ulaşılmıştır.
21. Karar düzeltme yoluna başvurulmadan kesinleşen söz konusukarar 27/5/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
22. Başvurucu 27/6/2016 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
23. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında TSK'da görevyapan askerî personel hakkında ahlaki nedenlerle ayırma işlemi tesis edilmesinedayanak oluşturan mevzuata (G.G.[GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016, §§ 23-30) ve benzer durumlara ilişkinuluslararası hukuka (Yaşar Türkmen,B. No: 2014/5418, 15/2/2017, §§ 26-33) yer vermiştir.
24. 6413 sayılı Kanun'un "Silahlıkuvvetlerden ayırma cezasını gerektiren disiplinsizlikler"kenar başlıklı 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"... b) Ahlaki zayıflık: Görevine, sosyalve aile yaşantısına zarar verecek derecede menfaatine, içkiye, kumara düşkünolmak veya Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarını sarsacak şekilde yüz kızartıcı,utanç verici veya toplumun genel ahlak yapısına aykırı fiillerde bulunmaktır...."
25. 6413 sayılı Kanun'un "Takdirhakkının kullanımı" kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"(1) Bu Kanunla disiplin cezası vermeyeyetkilendirilmiş kişi ve kurullar, disiplin cezası uygulanması ile ilgilitakdir haklarını ölçülü, adaletli ve hakkaniyetli bir şekilde kullanırlar.
(2) Takdir hakkı mutlaka gerekçeli olarakkullanılır.
(3) Takdir hakkı kullanılırken;
a) Disiplinsizliğin işleniş biçimi,
b) Disiplinsizliğin işlendiği zaman ve yer,
c) Disiplinsizliğin askeri hizmete olumsuzetkisinin ağırlığı,
ç) Meydana gelen zarar veya tehlikeninağırlığı,
d) Disiplinsizlik yapan personelin kast veya taksiredayalı kusurunun ağırlığı,
e) Disiplinsizlik yapan personelin daha öncekidisiplin durumu,
f) Disiplinsizlik yapan personelin samimiikrarı ve gösterdiği pişmanlık,
gibi hususlar göz önüne alınır. ..."
26. 6413 sayılı Kanun'un "Disiplinsoruşturması ve yetkiler" kenar başlıklı 7. maddesinin ilgilikısmı şöyledir:
"(1) Maiyetinden birinin disiplinsizlikteşkil edebilecek bir fiilini veya mesleğe aykırı tutum ve davranışını herhangibir şekilde öğrenen disiplin amirleri, olayın araştırılması gerektiğine kanaatgetirirse, yazılı olarak görevlendireceği soruşturmacılar vasıtasıyla ya daşahsen disiplin soruşturması yapar.
(2) Disiplin soruşturmacısı olarak tek birkişi görevlendirilebileceği gibi en az üç kişiden oluşan bir heyet degörevlendirilebilir.
(3) Disiplin soruşturması, GenelkurmayBaşkanınca gerek görülmesi hâlinde, Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde bu amaçlakurulmuş birimde görevli personel eliyle de yürütülebilir.
...
(5) Heyet başkanı hariç olmak üzere gerekgörülmesi hâlinde, hakkında disiplin soruşturması yapılacak kişiden rütbe veyakıdemce daha aşağıda heyet üyeleri görevlendirilebilir.
(6) Disiplin soruşturmacıları ve heyeti,kendilerini görevlendiren disiplin amiri adına; disiplin soruşturmasıyla ilgilibilgi ve belgeleri toplama, savunma alma, tanık dinleme, bilirkişigörevlendirme, keşif yapma, hâkim veya savcı kararı gerektirmeyen durumlardakriminal inceleme yaptırma da dâhil olmak üzere her türlü inceleme yapma veilgili makamlarla yazışma yetkisini haizdir."
27. 6413 sayılı Kanun'un "Disiplincezaları" kenar başlıklı 11. maddesinin (2) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
"... Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasıyüksek disiplin kurulları tarafından verilir."
28. 6413 sayılı Kanun'un "Silahlıkuvvetlerden ayırma cezası" kenar başlıklı 13. maddesinin (3),(5) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:
"(3) Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezası;disiplin amirlerinden en az ikisinin teklifi üzerine yüksek disiplin kurullarıtarafından verilebileceği gibi, eldeki bilgi ve belgelere göre yüksek disiplinkurulları tarafından resen de verilebilir. Genelkurmay Başkanı veya MilliSavunma Bakanının eldeki bilgi ve belgelere ya da gerekli görmesi üzerineyaptırdığı disiplin soruşturması sonucuna göre hakkında bu cezanın verilmesinekanaat getirdiği personelin dosyaları bir karar verilmek üzere doğrudan yetkiliyüksek disiplin kuruluna sevk edilir.
(5) Yüksek disiplin kurulları; gerekligördükleri takdirde, ilgilinin özlük dosyasını ve her nevi evrakı incelemeye,ilgili birlik, kurum ve karargâhlardan bilgi almaya, hâkim veya savcı kararıgerektirmeyen durumlarda kriminal inceleme yaptırma da dâhil olmak üzere hertürlü inceleme yaptırmaya, tanık ve bilirkişi dinlemeye, keşif yapmaya veyayaptırmaya yetkilidirler.
(6) Silahlı Kuvvetlerden ayırma cezasınınverilmesine ilişkin sürecin; disiplin amirlerinin teklifi ile başlatılmasıhâlinde süreci başlatan disiplin amiri tarafından, diğer durumlarda ise yetkilikomutanlıklar vasıtası ile yüksek disiplin kurulları tarafından hakkında kararverilecek personelin savunması alınır. Yazılı savunma haricinde, yüksekdisiplin kurulu tarafından gerek görülmesi veya personelin talepte bulunmasıhâlinde personel sözlü olarak da ifade vermeye çağrılabilir. Firar ve izintecavüzü gibi ilgilinin bulunamaması nedeniyle savunma almayı imkânsız hâlegetiren zorunlu hâller (…) (2) gereğince verilecek Silahlı Kuvvetlerden ayırmacezasında savunma alınmaz."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
29. Mahkemenin 15/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Özel Hayatın Gizliliği Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
30. Başvurucu; tahkikat heyeti tarafından kendisine sorulansoruların tamamının özel hayatına ilişkin olduğunu, mesleki faaliyetlerineyönelik bir değerlendirme yapılmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, mesajlarıniçeriği doğru kabul edilse dahi iki kişi arasında olan ve aleniyete kavuşmayanyazışmalarda yer alan eylemlerin meslek yaşamına yansımadığını belirtmiştir.Mesleki safahatının başarılarla dolu olduğunu dile getiren başvurucu, AYİMtarafından verilen kararın hukuka aykırı olduğunu iddia etmiş ve belirtilennedenlerle özel hayatın gizliliği hakkının, haberleşme hürriyetinin, kişiselverilerin korunması hakkının, seyahat hürriyetinin ve mülkiyet hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca kimliğinin kamuya açık belgelerdegizli tutulması talebinde bulunmuştur.
2. Değerlendirme
31. İddianın değerlendirilmesine dayanak alınacak Anayasa’nın20. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Herkes, özel hayatına ve aile hayatınasaygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz."
32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki tavsifi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki nitelendirmesinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde;başvurucunun temel iddiasını, özel hayat alanına ilişkin olan birtakımbilgilere dayanılarak TSK'dan ayırma işlemi tesis edilmesi oluşturmaktadır. Bunedenle başvurunun özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında incelenmesigerektiği değerlendirilmiştir.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özelhayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
34. Birtakım davranış ve cinsel eylemlere ilişkin hususlargerekçe gösterilerek disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle başvurucuhakkında TSK'dan ayırma işlemi tesis edilmesinin özel hayatının gizliliğihakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır (AtaTürkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 34; G.G., § 43).
35. Anılan müdahalenin ihlal oluşturmaması için Anayasa'nın 13.maddesinde düzenlenen ve somut başvuruya uygun düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olma veölçülülük ilkesine aykırı olmama ölçütlerine uygun olması gerekir.
36. Ayırma işlemine dayanak teşkil eden mevzuat hükümleridikkate alındığında müdahalenin kanunlar tarafından öngörülme ölçütüne uygunolduğu, askerî disiplinin ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesininsağlanması, bu itibarla millî güvenliğin korunması şeklinde meşru amaç taşıdığı(Ata Türkeri, §§ 40, 41; G.G., §§ 51-53; Yaşar Türkmen, §§ 50-58) anlaşılmaktadır.
37. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazıözel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesininbaşvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağındanyoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etkioluşturduğu, bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiğianlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindekisınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması,başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olmasıgerekir (G.G., § 66).
38. Bunun yanı sıra silahlı kuvvetlerin faaliyetlerinin disipliniçinde yürütülmesi ve etkinliğini gerçekten aksatan bir durum oluşturduğununikna edici ve güçlü sebeplerle kanıtlanması hâlinde personelin özel hayatınasaygı hakkının sınırlandırılması demokratik bir toplumda gerekli kabuledilebilir. Ancak bu hâlde de sınırlandırmanın ölçülülük ilkesine uygun olmasıgereklidir (G.G., § 60).
39. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında ahlaki durumgerekçe gösterilerek TSK'dan ayırma işlemi tesis edilmesiyle ilgilibaşvurularda ihlal kararları (Ata Türkeri;G.G.; Haluk Öktem[GK], B. No: 2014/13433, 13/10/2016; E.G.[GK], B. No: 2014/12428, 13/10/2016; ErhunÖksüz [GK], B. No: 2014/12777, 13/10/2016; Yaşar Türkmen, B. No: 2014/5418,15/2/2017) verilmiş ise de somut başvuruda, istihbarat birimlerinin usulsüzsorgulamaları yahut kişinin dahli olmadan başkalarınca ifşa edilen özel hayatailişkin verilere dayanılması gibi yöntemler söz konusu olmadığından öncekikararlara konu olaylara nazaran farklılıklar bulunmaktadır (benzer yöndekideğerlendirmeler için bkz. İ.A.,B. No: 2016/3423, 14/9/2017, § 31).
40. Somut olayda, TSK'nın itibarını sarsacak derecede ahlak dışıhareketlerde bulunduğu gerekçesiyle başvurucu hakkında ayırma işlemi tesisedilmiştir. Söz konusu işlemin iptali talebiyle açılan davada AYİM tarafındanverilen kararda da belirtildiği üzere asker şahıslar için ahlaki değerlerin veözel hayatı da kapsayan yaşam biçiminin önemi büyüktür. Başvurucunun birsüredir ilişki yaşadığı ileri sürülen ve kendisiyle aynı klinikte çalışankişinin eşi tarafından ihbarda bulunularak şikâyetçi olunması ve nöbettarihlerinin denk getirilmesi amacıyla girişimlerde bulunulması nedenleriyleanılan eylemlerin özel hayatın sınırlarını aştığı ve göreve yansımalarınınolduğu görülmektedir. Bu durumda; çok sıkı askerî disiplin kuralları vehiyerarşinin geçerli olduğu personel sisteminde başvurucuya isnat edileneylemlerin kurum disiplinini ve itibarını olumsuz yönde etkileyen bir unsurolarak değerlendirilmesi ve bu eylemler nedeniyle disiplin yaptırımıuygulanması demokratik bir toplumda gerekli bir müdahale olarak kabuledilebilir.
41. Öte yandan başvurucu hakkındaki disiplin soruşturmasının6413 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak yürütüldüğü, disiplin soruşturmasısürecine başvurucunun katılımı ve makul koşullar sunularak savunma yapmasıkonusunda yasal güvencelere riayet edildiği, gizlilik dereceli belgelerin davasürecinde incelettirildiği, iddiaların ve delillerin sunulabildiği, bu suretleözel hayatın gizliliği hakkının gerektirdiği usule ilişkin güvencelerdenbaşvurucunun yararlandırıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca AYİM kararındabaşvurucunun eylemlerinin mesleki hayatı üzerindeki etkilerine dair yeterli veikna edici gerekçelerin belirtilmiş olduğu ve başvurucunun iddialarınıkarşılayacak şekilde ilgili gerekçelerin oluşturulduğu görülmektedir.
42. Bu durumda eylemlerini görev yaptığı kuruma sirayetettirdiği tespit edilen başvurucunun görevine, sosyal ve aile yaşantısına zararverecek derecede toplumun genel ahlak yapısına aykırı fiilleri dolayısıylastatü dışına çıkartılmasında demokratik toplum düzeninin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı bir durumun bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvencealtına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edilmediğine kararverilmesi gerekir.
B. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddialar
1. Tarafsız ve Bağımsız Mahkemede YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
44. Başvurucu,AYİM'in bünyesinde hâkim sınıfından olmayan kurmaysubayların görev yapması nedeniyle tarafsız ve bağımsız olmadığını belirterekadil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
45. AYİM'in bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı iddiaları,daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesince bu iddialarınaçıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar verilmiştir (Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, §§ 25-31; Salih Karakoç, B. No: 2013/2954,19/12/2013, §§ 47-50).
46. Somut başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektirenbir yön bulunmadığından başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
47. Başvurucu, eklemeler yapılarak ileri sürülen ve delil olarakkullanılan telefon kayıtlarının hukuka aykırı delil mahiyetinde olduğunu ve budelilleri yeterli şekilde inceleme imkânının kendisine verilmediğini ifadeetmiştir. Ayrıca psikolojik rahatsızlıkları bulunan Y.İ.nin ifade almasırasında yasak sorgu yöntemlerine maruz bırakıldığını ve ifadesinin dikkatealınamayacağını, dolayısıyla idarenin yetkisini aşarak yaptığı araştırmalarneticesinde elde edilen delillerin kullanılamayacağını ileri sürmüştür.Neticede başvurucu, hukuka aykırı delillerin hükme esas alınması nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
b. Değerlendirme
48. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşrû vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
49. Başvurucuların iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındagüvence altında olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı çerçevesindeincelenmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Muammer Yılmaz, B. No: 2014/4779,14/11/2018, § 58).
50. Anayasa'nın 36. maddesine adilyargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye'nintarafı olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adilyargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında hakkaniyeteuygun yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca değerlendirme yaptığı birçok kararında, kanuni bir temeledayanmadan veya hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin yargılamadakullanılmasıyla ilgili olarak ileri sürülen iddiaları -Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi gibi- adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan hakkaniyete uygunyargılanma hakkı kapsamında incelemektedir. Anayasa'nın 36. maddesi kapsamındayapılan değerlendirmelerde, Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası dadikkate alınmaktadır (Orhan Kılıç, B.No: 2014/4704, 1/2/2018, § 43).
51. Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, kanuna aykırıolarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği hükmebağlanmıştır. Anılan anayasal kural, temel olarak ceza yargılaması hukukunailişkin olmakla birlikte, uygulanabildiği ölçüde medeni hak ve yükümlülüklereilişkin yargılamalar bakımından da dikkate alınmalıdır. Nitekim 6/1/1982tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesindedelillerin tespit edilmesinde 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir. 6100 sayılıKanun’un 189. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise hukuka aykırı olarak eldeedilmiş olan delillerin mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkatealınmayacağı hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu maddenin gerekçesinde de birdavada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardanelde edilmiş olması gerektiği; hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılandelillerin, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağıdüzenlenmek suretiyle yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin eldeediliş biçiminin mahkeme tarafından resen gözönüne alınması ve delilin her nesuretle olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespit edilmesihâlinde diğer tarafça bir itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece caiz olmadığınakarar verilerek dosya kapsamında değerlendirilmemesi ilkesinin kabul edildiğiifade edilmiştir (Yaşar Yılmaz,B. No: 2013/6183, 19/11/2014, § 51). Bu bağlamda somut olaydaki gibi medeni hakve yükümlülüklere ilişkin olan ve idari yargı kolunda gerçekleştirilenyargılamalarda söz konusu anayasal kuralın uygulanabilirliği ölçüsünde dikkatealınması gerekir.
52. Ancak bireysel başvuruya konu davadaki eylemlerinkanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, delillerin kabuledilebilirliği ve değerlendirilmesi ile uyuşmazlığa derece mahkemeleritarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması, bireysel başvuruincelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Dolayısıyla somut başvuruyla ilgiliolarak Anayasa Mahkemesinin rolü, derece mahkemelerince yapılandeğerlendirmelerin ve varılan sonuçların hukuka uygunluğunu denetlemekdeğildir. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme vegösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisiesasen derece mahkemelerine aittir (OrhanKılıç, § 44; Muammer Yılmaz, §60).
53. Bu konuda değerlendirme yapılırken delillerin elde edildiğikoşulların, onların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurupdoğurmadığının da dikkate alınması gereklidir (GüllüzarErman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 60). Hakkaniyete uygun biryargılama, delillerin gerçekliği ve güvenilirliği konusundaki kuşkularıngiderilmesini ve delillerin güvenilirliğine ve gerçekliğine etkili bir şekildeitiraz etme fırsatının tanınmış olmasını zorunlu kılmaktadır (Orhan Kılıç, § 47; Muammer Yılmaz, § 61).
54. Anayasa Mahkemesi; delillere yönelik hukuka aykırılıkiddialarıyla ilgili olarak başvuruculara delillerin gerçekliğine itiraz etme vekullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini, bu konudasilahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetilipgözetilmediğini, savunmanın menfaatlerinin korunması için yeterli güvencelersağlanıp sağlanmadığını incelemektedir (OrhanKılıç, § 48; Muammer Yılmaz, §62).
55. Kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde edilişyöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya derecemahkemelerince hukuka aykırı oldukları tespit edilen delillerin kabuledilmesinin yargılamanın hakkaniyetini zedeleyip zedelemediğinin Anayasa'nın36. ve 38. maddeleri açısından değerlendirilmesinde -yargılamanın bütünlüğüiçinde- somut davanın kendine özgü koşulları dikkate alınmalıdır (Orhan Kılıç, § 51; Muammer Yılmaz, § 63).
56. Somut olayda derece mahkemeleri, başvurucu ile birlikteY.İ.nin nöbetlerini birlikte tutma, seyahat edip buluşma gayreti içindeoldukları ve muhtelif tarihlerde aynı otelde konakladıkları yönünde tespitlerdebulunmuştur. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde, anılantespitlerin yürütülen idari tahkikat kapsamında toplanan delillerden, sözkonusu kişiler arasındaki telefon mesaj kayıtları ve dökümlerden ve bununyanında Y.İ. tarafından verilen ifadelerden yola çıkılarak yapıldığıanlaşılmaktadır.
57. Dolayısıyla başvurucunun hukuka aykırı olduğunu iddia ettiğive açtığı iptal davasında delil olarak kullanıldığını belirttiği telefongörüşmelerine ilişkin kayıtlar ve dökümler derece mahkemeleri tarafından tek vebelirleyici delil olarak kullanılmamıştır.Bu durumda -belirli bir davayailişkin olarak delilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yapanderece mahkemelerine ait olmakla birlikte- somut olayda elde edilen delilleriniptal davasında kullanılmasının bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetinizedelemediği sonucuna ulaşılmıştır.
58. Ayrıca delillerin değerlendirilmesinde bariz takdir hatasıveya açık keyfîlik oluşturan bir bulguya rastlanmamıştır. Diğer taraftansilahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine aykırı olarak başvurucuyadelillerini sunma, inceletme ve itiraz etme hususlarında uygun olanaklarınsağlanmadığına ya da kendisini savunma imkanının tanınmadığına ilişkin birdelil de bulunmamaktadır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde,yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte birdurumun bulunmadığı açıktır.
59. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. 1. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkı kapsamında güvence altına alınanbağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Adil yargılanma hakkı kapsamında güvence altına alınanhakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
D. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE15/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.