TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
M.O. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/22180)
Karar Tarihi: 10/6/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Raportör Yrd.
:
Melek ŞAHAN
Başvurucu
:
M.O.
Vekili
:
Av. Hüseyin AYGÜN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 21/10/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca tutuklamanın hukuki olmadığı şikâyeti dışındakiiddialar yönünden kısmi kabul edilemezlik kararı verilmiş, başvurununtutuklamanın hukukiliğine ilişkin kısmının kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
8.Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüylekarşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstühâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihine kadarbirçok kez uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temelleredayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerinedevam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya ParalelDevlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunudeğerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz vediğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbegirişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bileFETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık,ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelikolarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çoksayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:2016/23672, 11/1/2018, § 12).
10. Başvurucu, en son Danıştay tetkik hâkimi olarak görevyapmıştır.
11. Darbe teşebbüsü sonrasında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından başlatılan soruşturma kapsamında başvurucu 18/7/2016 tarihindegözaltına alınmıştır.
12. Başvurucu 20/7/2016 tarihinde Ankara CumhuriyetBaşsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasındamüdafii de hazır bulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle öğretim hayatıboyunca FETÖ ile irtibatlı ve iltisaklı okulda ve dershanede okumadığını,yurtlarında veya evlerinde kalmadığını, 2006 yılında başladığı üniversiteeğitiminin ilk altı ayında akrabasında kaldığını, sonrasında arkadaşlarıyla evkiraladığını, 2010 yılında mezun olduğunu, aynı yıl sınavı kazandığını ve hâkimadayı olarak mesleğe başladığını, bu süreden önce olduğu gibi bu süredensonrada örgüt ile bağlantısının olmadığını, Bank Asya hesabının olmadığını,2014Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerinde bir görevinin veyaziyaretinin olmadığını, Adalet Akademisinde herhangi bir görevinin olmadığını,yurt dışına hiç çıkmadığını belirtmiştir.
13. Başsavcılık başvurucuyu silahlı terör örgütüne üye olmasuçundan tutuklanması istemiyle 21/7/2016 tarihinde Ankara 7. Sulh CezaHâkimliğine sevk etmiştir. Başvurucu müdafi huzurunda yaptığı savunmasındaönceki anlatımlarına benzer beyanlarda bulunmuştur.
14. Başvurucu, Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğince yapılansorgusunun ardından 21/7/2016 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olmasuçundan tutuklanmıştır. Tutuklama kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Şüpheliler Ü.A., R.T., M.O.(Başvurucu),M.Y., H.A., B.B.A., B.Ö. ve A.A. üzerlerine atılı bulunan Silahlı TerörÖrgütüne Üye Olma suçunu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren dosya kapsamında somut delillerin bulunması, yakın tehdidin halendevam ediyor olması, şüphelilerin kaçma ve delilleri karartma ihtimallerininbulunduğu, bu nedenlerle adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağından, 2802Sayılı Yasanın 94, CMK’nun 100. maddesi ile ilgili düzenlemeler ile AİHS 5.maddesindeki tutuklama şartları kapsamında, isnat olunan suç ile orantılıolarak tedbir kapsamında şüphelilerin CMK.nun 101. maddeleri uyarıncaşüphelilerin ayrı ayrı tutuklanmalarına ... [karar verildi.]"
15. Başvurucunun söz konusu tutuklama kararına itiraz etmesiüzerine Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliği itirazı değerlendirmiş ve 21/9/2016tarihli kararıyla itirazın kabülüne ve başvurucunun tahliyesine kararvermiştir. Tahliye kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Şüpheliler ... ile M.O.nun (Başvurucu)üzerine atılı müsnet suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin var olduğuancak şüpheli M.O.nun eşinin hamile olduğu ... sabit ikametgah sahibi olması,an itibariyle tutuklu kaldıkları süre gözetilerek Ankara 7. Sulh CezaHâkimliği'nin 21/7/2016 gün ve 2016/98 sorgu sayılı tutuklama kararına yapmışoldukları itirazın kabulü ile şüpheliler ... ve M.O. hakkındaki tutuklamakararının kaldırılmasına ve başka suçtan hükümlü veya tutuklu değil ise derhalsalıverilmesine, şüpheliler ... ve M.O.nun CMK 109/3-a maddesi gereğince yurtdışını çıkışının yasaklanması suretiyle adli kontrol altına alınmasına... [karar verildi.]"
16. Başvurucu 21/10/2016 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
17. Soruşturma aşamasında 18/10/2016 tarihinde şüpheli sıfatıyladinlenen U.E. özetle İstanbul'da üniversiteyi okuduğunu, burada cemaat yurdundave evlerinde kaldığını, 2010 yılında mezun olduktan sonra Ankara'ya adli veidari yargı sınavlarına hazırlanmak için geldiğini ve örgütün sınavlarahazırlık evinde kaldığını, hâkim adayı olarak mesleğe başladığında da buevlerde kalmaya devam ettiğini, kimlerle birlikte bu evlerde kaldığını, kendievleriyle irtibatlı bir başka evde kimlerin kaldığını, birlikte yaptıklarısohbet, yemek organizasyonlarında neler konuşulduğunu, evlerde kimlerin negörevleri olduğunu, evlerin sorumlularının kimler olduğunu anlattıktan sonraaşağıdaki ifadelere yer vermiştir:
"... Ayrıca ben bizim dönemden bu yapıyamüzahir olduğunu bildiğim diğer şahısların isimlerini de söylemek istiyorum.Bunlardan ... ve M.O. Emek mahallesinde aynı evde oturmaktaydı. (...)"
18. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 17/9/2018 tarihliiddianamesiyle başvurucu hakkında silahlıterör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davasıaçılmıştır. İddianamede başvurucuyla ilgili yapılan değerlendirmeler şöyledir:
"Şüphelinin adı geçen örgütle irtibatlıolduğu gerekçesiyle HSYK tarafından meslekten çıkarıldığı ve bu kararınkesinleştiği,
Alınan kararlar doğrultusunda yapılanaramalarda ayrıntıları tutanaklarda belirtilen dijital materyaller (ceptelefonu ve bilgisayar) dışında suç unsurununele geçmediği, dijitallerle ilgili imaj alma işlemlerinin yapılıp emanetekaydının yapıldığı ancak raporun henüz dosyaya girmediği, gelince mahkemeyegönderileceği,
Cumhuriyet Başsavcılığımız bylock bürosuncadüzenlenen 14/9/2018 tarihinde evrak ve ekindeki belgelerde; şüphelinin bylockkaydının bulunmadığının belirtildiği, Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne veri havuzusorgulama raporunun düzenlenmesi için yazılan talimatın henüz dönmediği, HTSanaliz çalışmaları neticesinde düzenlenen raporda; şüphelinin kullandığıtelefon ile; haklarında FETÖ kapsamında soruşturma yürütülen bir kısımkişilerle görüşmesinin bulunduğunun belirtildiği ancak bu kişilerin genellikleyargı mensubu olduğu ve örgütün üst düzey yöneticisi olduklarına dair de birtespite yer verilmediği,
Şüphelinin 7. Dönem İdari Yargı Yıllık KuruluÜyesi olarak adaylık döneminde görev aldığı,
Şüpheliyle ilgili ifadelerden; U.E.ifadesinde;kendisinin 2011 yılında hakim adayı olarakgöreve başladığını ve yapıya ait evde kaldığını, şüphelinin de kendisiyle aynıdönem ve yapının mensubu olduğunu, şüphelinin de yapıya ait Emek' de bulunanevde İ.E.G., C.D., M.B. ve Ş.Y. ile birlikte kaldıklarını beyan ettiği,şüphelinin suçlamayı kabul etmediğianlaşılmıştır."
19.Ankara 27. Ağır Ceza Mahkemesi 2/10/2018 tarihindeiddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2018/525 sayılı dosya üzerindenkovuşturma aşaması başlamıştır.
20.Tanık U.E.nin başvurucu ile aynı evde kaldığını iddia ettiğikişilerin kovuşturma aşamasında talimatla alınan ifadelerinin ilgili kısımlarışöyledir:
i. M.B.: "AdaletAkademisinde aynı dönem 50 kişilik bir grup olduğumuz için ortak alanlardagörüşüp konuşuyorduk, bu nedenle M.O.yu tanıyorum, ayrıca Danıştay'da farklıdairelerde olsak da aynı binada olduğumuz için tanıyorum, M.O.nun bu yapı ileilgili bağlantısı olduğuna şahit değilim, ben de uyandırdığı izlenim daha çokiktidar yanlısı bir arkadaş olduğudur, ben kendisi ile aynı evde kalmadım,nerede kaldığını da bilmiyorum."
ii. İ.E.G.: "Şüpheli benim dönem arkadaşım olur. (...) Benkendisiyle hiçbir zaman aynı evde kalmadım. Ben kendi evimde kalıyordum.Sanığın ise o tarihlerde nerede ikamet ettiğini bilmiyorum. Sanıkla çok samimideğildim. Dolayısıyla kendisinin Fetö PDY Terör örgütü ile bir irtibatının olupolmadığını bilmiyorum. Ankara ili Emek Mahallesinde örgüte ait bir evdekesinlikle beraber kalmadım. Ben o tarihlerde Ankara İdare Mahkemesindeçalışıyordum. Kendisi Danıştay'daydı sadece staj döneminde kendisiyle tanıştık.Kendisiyle özellikle buluşmamız olmadı. Ancak Danıştay da denk geldiğindegörüşmemiz oldu".
iii. C.D.: "Sanığı 2011yılında idari hakimlik stajı döneminden tanırım. Fetö/Pdy silahlı terör örgütüile irtibatına dair bilgim ve görgüm yoktur. (...) U.E.nin beyanında geçtiğiüzere ben sanıkla hiçbir zaman sanıkla aynı evde kalmadım. Staj döneminde benevliydim kendi evimde kalıyordum."
21. Başvurucu 22/2/2019 tarihinde Mahkemeye yazılı savunmasınısunmuştur. Başvurucunun savunmasının ilgili kısmı özetle şöyledir:
"... Aleyhine olan beyanın gerçeğiyansıtmadığını, kolluk raporlarının lehine olduğunu, bylock ve Bank Asyakaydının olmadığını, hayatının hiçbir dönemimde Fethullahçı ideolojiyibenimsemediğini, sohbet toplantılarına katılmadığını, bu yönde aleyhinde tanık beyanınınolmadığını, bu kapsamda herhangi bir eylemine rastlanmadığını, hakim adaylığıdöneminde örgütün evinde kalmadığını, örgüt telkiniyle veya suç işlemekkastıyla yıllık kurulunda görev almadığını, iradesini örgüte terk etmediğini,aleyhe tanıkla üniversiteden tanışıklığının olmadığını kendisinin AnkaraÜniversitesi mezunu olduğunu, tanığın ise İstanbul Üniversitesi mezunuolduğunu, staj döneminde aynı sınıfta olması nedeniyle tanışıklıklarınınolduğunu, kendisiyle mesleki faaliyet kapsamında veya özel hayatta hiçbirirtibatının olmadığını, HTS kayıtlarından anlaşılacağı üzere hiç birgörüşmelerinin olmadığını, tanığın 18/10/2016 tarihli ek beyanında kendisiyleaynı dönemden yapıya muzahir olduğunu bildiği isimleri söylemek istediğini,bunların İ.E.G., C.D., M.B. ve Ş.Y. ile M.O.(Başvurucu) olduğunu, bunlarınEmekte aynı evde kaldığını beyan etmiştir. Hayatının hiçbir döneminde EmekMahallesinde ikamet etmediğini, öğrenim hayatı ve staj eğitimi boyuncakendisine ait evde kaldığını, aynı evde kaldığı iddia edilen C.D.nin stajdöneminde evli olduğu ve kendi evinde kaldığı, ayrıca üniversiteleri vememleketleri farklı olan 5 hakimin aynı evde kalmasını aklın, izanın vemantığın kabul edemeyeceği bir iddia olduğunu ve aleyhe beyanın gerçeğiyansıtmadığını savunmuştur. Adalet Akademisi II. Dönem sonunda hatıra kalmasıamacıyla sosyal bir faaliyet olarak yıllık kurulunda bulunduğunu, meslektekaldığı 4 yıllık süre boyunca aynı dairede tetkik hakimi olarak çalıştığını,odasını bile değiştirmediğini, hiçbir özel göreve atanmadığını, yurt içindeveya dışında dil kurslarına gönderilmek, burslu yurt dışı eğitimine gönderilmekgibi hiçbir ön plana çıkarılma veya kamu bürokrasisine refere edilme gibi eylemyaşamadığını, yargı bürokrasisine kendini tanıtma amacının olmadığınıbelirtmiştir ..."
22. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilkderece mahkemesinde derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
23. İlgili hukuk için bkz.Adem Türkel, B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39; Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597,31/10/2019, §§ 33-48 ve ilgili Yargıtay kararları için bkz. A.L., B. No: 2016/63999, 9/1/2020, §§33-35.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 10/6/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
25. Başvurucu; somut bir delil olmaksızın gerekçesiz bir kararlatutuklanmasına karar verildiğini, tutuklama kararında tutuklama nedenlerininbulunduğunun somut gerekçelerle açıklanmadığını, kaçma şüphesinin olmadığını,tüm bu nedenlerle tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
26. Bakanlık görüşünde özetle öncelikle etkili bir başvuru yoluolan 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesindedüzenlenen tazminat davası yolu tüketilmeden başvuru yapıldığından bahislebaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmesigerektiği, Anayasa Mahkemesi tarafından esastan inceleme yapılacak olmasıdurumunda ise somut olayda soruşturma makamlarınca ileri sürülen olgularlakuvvetli suç şüphesinin ortaya konulduğu, tutuklama kararının verildiği andakigenel koşullar ve somut olayın özel koşulları ile sulh ceza hâkimlikleritarafından verilen kararların içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucuyönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama nedenlerininolgusal temellerinin olmadığının söylenemeyeceği belirtilmiştir. Bakanlıkgörüşünde ayrıca soruşturma konusu suç için öngörülen yaptırımın ağırlığı, işinniteliği ve önemi de gözönünde tutulduğunda başvurucu hakkında uygulanantutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersizkalacağı sonucuna varılmasının keyfî olduğunun savunulamayacağı ilerisürülmüştür. Bakanlık görüşünde, bu hususlar dikkate alınarak başvurucununtutuklanmasında herhangi bir keyfîliğin bulunmadığı hususuna vurgu yapılmış vetutuklamanın hukuki olmadığına dair şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilmez bulunması gerektiği ifade edilmiştir.
27. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında genel olarakbaşvuru formunda belirttiği iddialarını tekrarlamıştır.
B. Değerlendirme
28. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesişöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
29. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğinesahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesiniönlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanundagösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucunun tutuklamanın hukukiolmadığına yönelen bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncüfıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesigerekir.
1. UygulanabilirlikYönünden
31. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenarbaşlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veyaolağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâledilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerinkullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasadaöngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da,savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişininyaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayısuçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ilesaptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
32. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstübir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruyakonu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumlabağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarıncayapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 187-191).
33. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklamatedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındakiyapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. AnayasaMahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarlailgili olduğunu değerlendirmiştir (SelçukÖzdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).
34. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucununtutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğermaddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin buaykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;Selçuk Özdemir, § 58).
2. Kabul EdilebilirlikYönünden
35. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
Kadir ÖZKAYA ve Recai AKYEL bu görüşe katılmamışlardır.
3. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
36. Tutuklamanın hukukiliğinin incelenmesinde dikkate alınacakgenel ilkeler için bkz. Metin Evecen, B.No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52.
b. İlkelerin OlayaUygulanması
37. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğubelirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamındasilahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesiuyarınca tutuklanmıştır.
38. Diğer taraftan başvurucu, bir hâkim olarak mesleğindenkaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.
39. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonraki dönemde buteşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile bağlantılısuçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları hakkındauygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel başvurularıincelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden veyagörevlerinden kaynaklanan güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları ve bunedenle tutuklamanın kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir.Anayasa Mahkemesi bu inceleme sonucunda gerek Yüksek Mahkeme üyeleri gereksediğer yargı mensupları bakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olaraksoruşturma mercilerince veya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnatedilen ve tutuklamaya konu olan suçların kişisel suç olduğu, ayrıca ağır cezayıgerektiren suçüstü hâlinin bulunduğu yönündeki değerlendirmelerin olgusal vehukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıyla tutuklama tedbirlerinin kanuni dayanaktanyoksun olduğunun söylenemeyeceği sonucuna varmıştır (diğerleri arasından bkz. Adem Türkel, §§ 52-59; Erdem Doğan, B. No: 2017/25955, 7/3/2019§§ 50-57). Kaldı ki -Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı olarak- hâkim veCumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstühâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma yürütülmesi içinbir izin şartı bulunmadığı yargısal içtihatlarda belirtilmiştir (Mustafa Özterzi, § 93). Somut başvurudaanılan kararlardan yer alan değerlendirmelerden ve varılan sonuçtan ayrılmayıgerektiren bir durum bulunmamaktadır (aynı yönde değerlendirme için bkz. Zafer Özer, § 48).
40. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun hâkimolması nedeniyle Anayasa veya 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hakimler veSavcılar Kanunu'ndan kaynaklanan güvenceler uygulanmaksızın, kanuna aykırıolarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu hakkındauygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
41. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dairkuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
42. Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında,başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğunagenel olarak değinilmiş; bu olgulara ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir(bkz. § 14).
43. İddianamede ise başvurucunun meslekten ihraç edilmesine,FETÖ/PDY'ye üye olma suçu kapsamında işlem yapılan kişilerle telefon görüşmesiyapmasına, U.E. adlı tanığın başvurucunun FETÖ/PDY'ye ait evlerde kaldığınailişkin beyanına ve başvurucunun Adalet Akademisinde 7. dönem İdari YargıYıllık Kurulu üyesi olarak adaylık döneminde görev almasına dayanılmıştır.
44. Buna göre başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olansuçlamanın dayanaklarından biri, başvurucunun meslekten ihraç edilmesidir.
45. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda görevdenuzaklaştırma veya kamu görevinden ya da meslekten çıkarma şeklindeki idarikararların niteliğini dikkate alarak bu kararların verilmesinin karara muhatapolan kişilerin suç işlediklerine dair kuvvetli belirtinin bulunduğu anlamınagelmediği sonucuna varmıştır (diğerleri arasından bkz. Mustafa Baldır, B. No: 2016/29354,4/4/2018, § 70; Mustafa Açay, B.No: 2016/66638, 3/7/2019, § 54; E.A.,B. No: 2016/78293, 3/7/2019, § 57; Ali Aktaş,B. No: 2016/14178, 17/7/2019, § 53; MustafaÖzterzi, § 104). Bu itibarla başvurucu hakkındaki görevdenuzaklaştırma veya meslekten çıkarma tedbirlerine ilişkin kararlardabaşvurucuyla ilgili kişisel bir tespit ve değerlendirme bulunmadığındanbunların -tek başına- suç işlendiğine dair kuvvetli bir belirti olarak kabulümümkün değildir.
46. Diğer taraftan başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçukapsamında işlem yapılan kişilerle telefon görüşmesi yapmasına dayanılmıştır.Başvurucu, bu kişilerin aynı yerde çalışırken görüştüğü meslektaşları olduğunuifade etmiştir. Başvurucunun hayatın olağan akışına uygun bu savunmasınınkarşısında soruşturma makamlarınca bu görüşmelerin örgütsel bir görüşmeolduğuna ve açılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olduğuna yönelik biriddia ileri sürülmediği gibi bu yönde bir delil de ortaya konulmamıştır.
47. İddianamede ayrıca başvurucunun idari yargıda 7. dönemYıllık Kurulu üyesi olması suçlamanın dayanağı olarak gösterilmiştir. YıllıkKurulu üyeliğinin örgütsel ilişki bakımından kuvvetli belirti olarak kabuledilmesi ancak kişilerin örgütten aldıkları talimat uyarınca ve örgütsel birtavırla buralarda görev aldıklarına dair birtakım delil ve olguların bulunmasıhâlinde mümkün olabilir. Aksi durumda salt bu kurullara üyeliğin varlığı, bununörgütsel ilişki kapsamında gerçekleştiğinin kabulünü gerektiren bir hususdeğildir. Başvurucu; örgüt talimatıyla bu görevi almadığını, sosyal biraktivite olarak Yıllık Kurulunda bulunduğunu savunmuştur. Başvurucununsavunmasının aksini gösteren ve örgütten aldığı talimatla veya örgütsel birtavır olarak bu Kurulda görev aldığına ilişkin bir tespitin olmadığıgörülmektedir.
48. Son olarak iddianamede tanık U.E.nin başvurucunun (2011 ve2012 yılına tekabül eden) hâkim adaylığı yıllarında FETÖ/PDY'ye ait evlerdekaldığını bildiğine ilişkin beyanına dayanılmıştır. Anayasa Mahkemesikararlarında (benzer yönde değerlendirme için bkz. A.L., § 60) FETÖ/PDY'nin gerçek yüzünü ortaya koyanoperasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılırhâle geldiği, üst düzey Hükûmet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafındanyapılan açıklamalarda paralel yapıveya terör örgütü olduğunailişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Millî Güvenlik Kurulu tarafından daaynı değerlendirmelerin paylaşıldığı, süreçten önce icra edilen faaliyetlerinnitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla silahlı terör örgütünün amacına hizmetettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyetkapsamında kabul edilemeyeceği değerlendirilmiştir. Somut olayda başvurucununbelirtilen tarihten önce FETÖ/PDY'ye ait evlerde kaldığını bildiğini beyan edentanığın somut olgulara dayanmayan bu iddiası dışında gerek bu tarihten öncegerekse bu tarihten sonra herhangi bir örgütsel faaliyette bulunduğuna ilişkinbir delil ortaya konulamamıştır.
49. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespit vedeğerlendirmeler kapsamında somut olayda suç işlendiğine dair kuvvetlibelirtinin yeterince ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.
50. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunupbulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca birinceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
51. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetlibelirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirininuygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağandönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelereaykırı olduğu sonucuna varılmıştır.
52. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde temelhak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasınıdüzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığınınincelenmesi gerekir.
4. Anayasa'nın 15.Maddesi Yönünden
53. Anayasa Mahkemesi daha önceki pek çok kararında olağanüstü hâl döneminde temel hak veözgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyenAnayasa'nın 15. maddesinin suç işlendiğine dair belirtilerin varlığı ortayakonulmadan gerçekleştirilen tutuklamaları meşru kılmadığına, suç işlendiğinedair belirti olduğu ortaya konulmadan tutuklama tedbirinin uygulanmasınındurumun gerektirdiği ölçüde bir müdahale olmadığına karar vermiştir (Mehmet Hasan Altan (2) [GK], §§ 152-157; Turhan Günay [GK], B. No: 2016/50972,11/1/2018, §§ 83-89; Mustafa Baldır,§§ 83-88).
54. Somut olayda bu kararlardan ayrılmayı gerektiren bir yönbulunmamaktadır. Bu nedenle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birliktedeğerlendirildiğinde- Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
55. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birliktedeğerlendirildiğinde- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasıbağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
5. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (1)numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir."
57. Başvurucu 20.000 TL maddi, 300.000 TL manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
58.Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucunavarıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkelerbelirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikteihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumunihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlaledilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri, B. No: 2016/12506, 7/11/2019).
59.Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğinekarar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından sözedilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yaniihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikleihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olankarar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bubağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).
60. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyleAnayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine kararverilmiştir. 21/9/2016 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar verilmiş vebaşvurucunun tutukluluk hâli sona ermiştir.
61. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesininbaşvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağıaçıktır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik müdahalenedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesigerekir.
62. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
63. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 3.000TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL vekâlet ücretinden oluşanyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A.Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulmasıtalebinin KABULÜNE,
B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNAKadir ÖZKAYA ve Recai AKYEL'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLALEDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
D. Başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara 27. Ağır CezaMahkemesine (E.2018/525) GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE10/6/2020 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihlive 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği bireysel başvuru yoluylaAnayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmişolması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınanayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hakihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenletemel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No:2012/403, 26/3/2013, § 16).
Tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir olmasıyanında telafi kabiliyetini haiz olması ve tüketildiğinde başvurucununşikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Bir başkasöyleyişle, etkili olduğu kabul edilecek olan başvuru yolunun, Anayasa’daöngörülmüş güvencelere aykırılık nedeniyle hakkın ihlal edildiğini özüitibarıyla tespit etme ve yeterli giderim sağlama imkânı sunan bir yol olmasıgerekmektedir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başınayeterli olmayıp uygulamada da etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azındanetkili olmadığının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239,2/7/2013, § 29). Bununla birlikte soyut olarak makul bir başarı sunmakapasitesi bulunan bir başvuru yolunun uygulamada başarıya ulaşmayacağına dairşüphe, o başvuru yolunun tüketilmemesini haklı kılmaz. Özellikle sonradanoluşturulan ve henüz uygulaması olmayan başvuru yollarının bu kapsamdadeğerlendirilmesi gerekir (Ramazan Korkmaz, B. No: 2016/36550, 19/7/2017, §33).
Öte yandan, başvurucuların belirli bir hukuk yolunun etkililiğikonusunda sadece bir kuşku duyması, kendilerini söz konusu hukuk yolunu tüketmegirişiminde bulunma yükümlülüğünden kurtarmaz. Başvuruculardan, yorumyetkilerini kullanarak mevcut hakları geliştirme fırsatı vermek için yargıorganlarına başvurmaları beklenebilir. Ancak yerleşik mahkeme içtihatlarıışığında, belirtilen hukuk yolunun gerçekte olumlu sonuçlanması konusunda makulbir ihtimalin bulunmadığı durumlarda ise başvurucunun söz konusu hukuk yolunukullanmamış olması başvuru yollarının tüketilmediği sonucunu doğurmaz. Bununlabirlikte bir hukuk yolunun başarısız olduğunu ortaya koyacak bir durum sözkonusu değilse o hukuk yolunun etkili bir şekilde işlediğine ilişkin emsaldavaların bulunmaması tek başına başvurucuyu bu hukuk yolunu tüketmeyükümlülüğünden kurtarmaz. Zira başvurucunun bu hukuk yoluna başvurması halindemahkemelerin içtihatlarını başvurucunun lehine olacak şekilde geliştirmeleriihtimali her zaman vardır.
Somut olayda 21.07.2016 tarihinde tutuklanan başvurucunun suçisnadına bağlı tutulma durumu, 21.09.2016 tarihinde serbest bırakılmasıyla(tahliye edilmesiyle) birlikte bu tarihten itibaren sona ermiş bulunmaktadır.Anayasa Mahkemesince başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucunun suçisnadına bağlı olarak hürriyetinden yoksun bırakılması hali sona ermişbulunduğundan, bireysel başvuru kapsamında tutukluluğun hukuki olmadığıyönünden yapılabilecek olan olası bir ihlal tespiti, başvurucu açısından ancaklehine bir miktar tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir. Bunundışında muhtemel bir ihlal kararına bağlı olarak başvurucu açısından (örneğintahliye edilmek gibi) bir sonuç ortaya çıkmayacaktır.
Hal böyle olunca, belirtilen duruma bağlı olarak, bireyselbaşvurunun ikincillik niteliği gereğince, olayda, aşama itibarıyla bireyselbaşvuru yolu dışında başvurucuya, tutmanın hukuki olmadığını tespit edecek vegiderim olarak da tazminat ödenmesini sağlayabilecek başka bir hak aramayolunun mevcut olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesi'nce, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasınadayalı olarak yapılan tüm başvurularda, tutuklama kararının hukuka aykırıolduğuna ilişkin iddia incelenirken ilk olarak şikâyet konusu tutuklamanınkanuni dayanağının bulunup bulunmadığı, ikinci olarak kuvvetli suç şüphesininmevcut olup olmadığı, üçüncü olarak tutuklamanın meşru bir amacının bulunupbulunmadığı (tutuklama nedenlerinin var olup olmadığı), son olarak da tutuklamatedbirinin ölçülü olup olmadığı incelenmektedir1
Anayasa Mahkemesince yapılan bu inceleme, 5271 sayılı CezaMuhakemeleri Kanunu'nun 100 ve 101. maddelerde yer alan hükümlerle de uyumlubir incelemedir. Zira 5271 sayılı Kanun’un 100. Maddesinin (1) numaralıfıkrasına göre “Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin vebir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.” Yine aynıKanunun 101. maddesinin ikinci fıkrasına göre de “Tutuklamaya, tutuklamanındevamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda; a)Kuvvetli suç şüphesini, b) Tutuklama nedenlerinin varlığını, c) Tutuklama tedbirininölçülü olduğunu gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkçagösterilir.”
Öte yandan, 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralıfıkrasına (fıkranın a bendine) göre "Suçsoruşturması veya kovuşturması sırasında; kanunlarda belirtilen koşullardışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen, ...kişiler, maddi ve manevi her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler."
Görüldüğü üzere 141. maddenin (1) numaralı fıkrasının (a)bendinde de “tutuklama için kanunda belirtilen koşullara" atıfyapılmaktadır. Dolayısıyla Kanunda (kuvvetli suç şüphesi, tutuklama nedeni,ölçülülük gibi) öngörülen koşullara aykırı olarak tutuklandığını düşünen birkişi için Kanun tazminat isteme ve alma imkânı öngörmektedir.
Anayasa Mahkemesi konuya ilişkin önceki kararlarında; bireyselbaşvurunun incelenme tarihi itibarıyla başvurucunun tutukluluk halinin sonaermiş olması ve tutuklama tedbirinin ilişkili olduğu kamu davasında verilenberaat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmiş olması şartlarının bir aradagerçekleşmiş olması hallerinde, başvurucunun tutuklamanın hukuka aykırı olduğuiddiasına yönelik olarak CMK 141/1-a hükmü kapsamında tazminat davasıaçabileceğini belirtmiş ve mezkûr iddiayı başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez bulmuştur.2 Bununla birlikte, başvurucutahliye edilmiş olsa dahi hakkında açılan kamu davasının devam ediyor olmasıveya hakkında verilen beraat veya mahkûmiyet hükmünün kesinleşmemiş olmasıhallerinde ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına dayalı başvuruları CMK141/1-a hükmü kapsamı dışında tutmuş ve işin esasını incelemiştir.
Anayasa Mahkemesi, tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasınailişkin başvurularda yukarıda belirtildiği şekilde ortaya koyduğu yaklaşımınısonradan kısmen değiştirmiş bulunmaktadır. Mahkemenin güncel yaklaşımında,tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasının CMK 141. madde kapsamında tazminatakonu edilebileceğinin kabul edildiği tek durum, CMK 141/1-e hükmünde düzenlenentazminat nedenine ilişkin durumdur.
Anayasa Mahkemesinin son dönemdeki birçok kararına göre;başvuruya konu edilen tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada başvurucuhakkında beraat kararı verilmiş veya başlatılan soruşturmada kovuşturmaya yerolmadığına dair karar verilmiş ve bu kararlar bireysel başvurunun incelendiğitarih itibarıyla kesinleşmiş ise tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası, CMK141/1 a ve e hükmünde düzenlenen tazminat yolunun tüketilmediği gerekçesiylekabul edilemez bulunmaktadır.3 Mahkeme, bu içtihadında CMK141/1-e hükmünün yanı sıra CMK 141/1-a hükmünü de dikkate almakta ve söz konusuhükümlerde öngörülen tazminat yolunu tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyönünden etkili bir kanun yolu olarak nitelendirmektedir.4Tutukluluğun hukuki olmadığı iddiasına dayalı tümbaşvurularda, belirtilen durum dışındaki tüm hallerde ise işin esasıincelenmektedir.
Öte yandan Anayasa Mahkemesi, CMK 141/1-a hükmünde düzenlenmişolan, kanunlarda belirtilen koşullar dışında tutukluluğun devamına kararverilmesi halini de kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul süredeyargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hükümverilmeyen kişilerin tazminat alabileceğini öngören CMK 141/1-d'de düzenlenentazminat yoluyla beraber değerlendirmektedir. Bir başka söyleyişle Mahkeme,tutukluluğun kanuna aykırı bir şekilde gerekçesiz kararlarla uzatılarak makulsürenin veya kanuni sürenin aşıldığına ilişkin iddiaları, başvuru yollarınıntüketilmemesi gerekçesine dayanarak reddetmekte ve CMK’nın 141. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (a) ve (d) bentlerine birlikte dayanmaktadır.5
Belirtilen durumla birlikte, Mahkemece, gözaltının hukukiolmadığına ilişkin şikâyetlere dayalı başvurularda da CMK’nın 141. maddesindekitazminat yoluna başvurulması gerektiği söylenmektedir. Bir başka söyleyişle,gözaltının hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde de davanın mahkûmiyetlesonuçlanıp sonuçlanmadığına, davanın devam ediyor olup olmadığına bakılmaksızınbaşvuru yollarının tüketil¬memesi nedeniyle kabul edilemezlik kararıverilmektedir.6
Anılan kararlarda bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanınesasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündeki Yargıtay kararlarına atıfyapıldığı için gözaltı¬nın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK’nın 141.maddesindeki yolun tartışmasız bir biçimde etkili bir hukuk yolu olduğu iddiaedilebilir ise de; Yargıtay tarafından istikrarlı bir biçimde tersineoluşturulmuş bir uygulama tespit edilmediği sürece, tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına dayalı başvurularda başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemezlik kararı verilirken, bu konuda Yargıtay uygulamasınınvar olup olmadığına bakılmasına gerek olmadığından ve biraz önce değinilenkararlarda atıf yapılan Yargıtay kararları7 somut delil olmadan gerçekleştiğiiddia edilen bir gözaltına alınmayla ilgili olmadığından anılan iddiaya itibaredilmesi mümkün değildir.8
Hal böyle olunca, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukukaaykırı olduğu iddialarının her ikisini de içeren başvurularda, AnayasaMahkemesince, gözaltı tedbirine dair iddia yönünden tazminat yolunabaşvurulması gerektiğine karar verilirken, tahliye edilmiş bir başvurucununtutuklama tedbirine ilişkin iddiasında tazminat yolunun gösterilmemesiçelişkili bir durum oluşturmaktadır.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi'nce, etkili bir başvuru yolununbulunup bulunmadığının belirlenmesinde başvurulan uygulamaya atıf yapmayaklaşımından B.T. kararıyla vazgeçilmiştir. B.T. kararında, geri göndermemerkezlerindeki tutma koşullarının kötü muamele oluşturduğu iddiasına dayalıbaşvuru, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulunmuştur.Anayasa Mahkemesi, geri gönderme merkezlerindeki koşulların kötü muameleoluşturduğu iddiasını, uygulamada başarıyla sonuçlandığını gösteren herhangibir örneğini tespit etmemiş olmasına rağmen, tam yargı davasına konuedilebileceğini belirterek incelememiştir.
İdari gözetim altında tutulma koşullarına karşı etkili birbaşvuru yolunun bulunmadığı iddiasına dayalı başvuruda Mahkeme; AİHM'nin Türkhukukunda tutulma koşullarına karşı etkili bir başvuru olmadığına dairkararları bulunduğunu belirttikten sonra, yasal düzenlemeyle oluşturulan vekanunun objektif anlamına bakıldığında var olduğu hususunda bir tereddütuyandırmayan bir hukuksal yolun fiilen denenmemiş veya kullanılmamış olmasınınsöz konusu yolun etkili olmadığı veya bulunmadığı sonucuna ulaşılabilmesibakımından yeterli olmayacağı tespitinde bulunmuş, bu tespit kapsamında da bugüne kadar böyle bir davanın açıldığını ve tazminata hükmedildiğini gösterenherhangi bir mahkeme kararının mevcut olmamasına dayanılarak tazminata ilişkinetkili bir başvuru yolunun bulunmadığının söylenmesinin hatalı olacağını ifadeetmiştir.9
Cafer Yıldız kararında da benzer bir değerlendirmeyle kabuledilemezlik kararı verilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Cafer Yıldız kararında,tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen kararların tebliğ edilmemesi ya datutukluluğa yapılan itirazın karara bağlanmaması nedeniyle tutuklama işleminekarşı başvuru imkanlarından yararlandırılmamaya ilişkin iddiaların CMK’nın 141.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (k) bendi kapsamında açılacak davada incelenebileceğigerekçesiyle kabul edilemezlik kararı vermiştir. Mahkeme, buradaki tazminatyolunun başarıyla uyguladığını gösteren emsal davalar bulunmamasına rağmenböyle bir hukuk yolunun kesinlikle başarısız olacağını iddia edebilmeyi ortayakoyacak bir durum da söz konusu olmadığı için bu türden şikâyetlere çözümgetirmeye elverişli nitelik taşıyan bu yola işlerlik kazandırmak ve yasaldüzenlemenin kapsamını belirlemek amacıyla derece mahkemelerine başvurulmasındayarar bulunduğunu belirtmiştir.10
Tahliye edilen ve hakkında açılan kamu davası devam eden kişininCMK 141/1-a kapsamında açacağı tazminat davasında kuvvetli suç şüphesinin vetutukluluğun diğer kanuni şartlarının bulunmadığına ilişkin yapılacak tespitindevam eden kamu davasını etkileyebilecek olması ve tazminat davasını yürütenmahkemenin bu tür değerlendirmelerden kaçınabileceği ihtimali yahut hakkındamahkûmiyet hükmü verilen ve bu hüküm kanun yolu incelemesi aşamasında olan veyakesinleşen kişilerin açacakları tazminat davasında mahkemenin, tutuklamatedbirinin hukuka aykırı olup olmadığı tespitini kanun yolu merciinin verdiğiveya vereceği karara rağmen yapıp yapamayacağı hususları da kanun yolununetkililiği açısından elbetteki büyük önem taşımaktadır. Bununla birlikte, bu bağlamda,kişinin tutuklanması ve tahliye edilmesi ile hakkında beraat veya mahkûmiyethükmü verilmesi arasında belirleyici ölçüde bir bağlantı olmadığını söylemekyerinde olacaktır.
Belirtilen duruma göre, bir kişinin tutuklanması hukuka uygunolmakla birlikte bu kişi kamu davasından beraat edebilir ya da tutuklanmasıhukuka aykırılık arz ederken hakkında açılan davada mahkûmiyet sonucunavarılabilir. Bu nedenle CMK 141/1-a kapsamında açılacak bir davada tutukluluğunhukukiliğine ilişkin olarak kişi hakkındaki ceza davasından bağımsız birinceleme yapılmasının mümkün olduğu sonucuna varılmalıdır. (Muzaffer Korkmaz,Koruma Tedbiri Nedeniyle Tazminat Davaları ve Anayasa Mahkemesine BireyselBaşvuru, Seçkin Yayıncılık, Ankara 2019, s. 93). Tutukluluğun hukukiliğininincelenmesinde, tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu davada mahkûmiyet veyaberaat kararı verilmiş olmasının ya da davanın devam ediyor olmasının bir önemiolmamalıdır. Nitekim Anayasa Mahkemesince de, mahkûmiyet kararı verilmesi veyadavanın devam ediyor olması durumunda da tutuklamanın hukukiliği incelenmektedir.11 Eğer bir davanın devam ediyorolması veya davada mahkûmiyet kararı verilmesi tutuklamanın hukukiliğininincelenmesine engel teşkil ediyor olsaydı, Anayasa Mahkemesinin de böyle birinceleme yapamaması gerekirdi. Dolayısıyla bir davada beraat veya takipsizlikkararı verilmesi tutuklamayı kendiliğinden hukuka aykırı hale getirmeyeceğigibi mahkûmiyet kararı verilmesi de kendiliğinden tutuklamanın hukuka uygunolduğunu göstermez. Nitekim Anayasa Mahkemesi Mehmet Özdemir12 başvurusunda beraat kararı verilmişolan başvurucunun tutuklanmasının hukuka uygun olduğuna karar vermiş iken, AliBulaç13 başvurusunda hakkında mahkûmiyetkararı verilen başvurucunun tutuklanmasının hukuka aykırı olduğuna kararvermiştir.
Esasen CMK 141/1-a hükmünün de, tutuklamanın hukukiliğibağlamında bu hükme dayalı olarak dava açılmasını kişi hakkındaki yargısalsürecin bitmesine ve kesinleşmiş bir kararın varlığına bağlı tutmadığıanlaşılmaktadır.
Konuya ilişkin Yargıtay kararlarında da14 anılan hükümde düzenlenen tazminatnedeninin, yargısal sürecin kesinleşmesine bağlı olarak tazminata konuedilebilecek tazminat nedenleri arasında sayılmadığı görülmektedir. Söz konusukararlara göre, kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonrahaklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlarına karar verilen, yinemahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdikleri süreleri, hükümlülüksürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadecepara cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılanlarhakkında, mutlaka davanın esasıyla ilgili olarak verilen kararın kesinleşmesinibeklemek zorunluluğu bulunmaktadır.
Hal böyle olunca uygulamada, tutuklama tedbirinin hukuka aykırıolduğu iddiasına yönelik CMK 141/1-a hükmüne dayalı tazminat davasının,tutuklamanın ilişkili/ilgili olduğu ceza davası derdestken açılamayacağınailişkin kesin bir kabulün bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu bağlamda, yukarıda da belirtildiği üzere tazminat davasınıinceleyecek olan derece mahkemesinin tutuklama şartlarını incelemekten imtinaedebileceği şeklindeki bir görüşün kabulünün de mümkün olmadığını belirtmekgerekmektedir. Zira CMK 141/1-a hükmü karşısında tazminat mahkemesinin de (ağırceza mahkemesinin de) tutuklama koşullarının var olup olmadığınıinceleyebilmesi gerekmektedir. Anılan hükme göre tutuklamanın kanunda öngörülenşartlara uygun olup olmadığını tespit etmek tazminat mahkemesinin kanundankaynaklanan görevi durumundadır. Nitekim kovuşturma aşamasında yargılamayıyürüten herhangi bir ağır ceza mahkemesinin verdiği tutuklama veya tahliyekararı, yapılan itiraz üzerine bir başka ağır ceza mahkemesi tarafından,tutuklama şartlarının var olup olmadığı incelenerek kaldırılabilmektedir. Bukonuda herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Böyle olunca da bir ağır cezamahkemesinin veya sulh ceza hâkimliğinin verdiği tutuklama kararının hukukaaykırı olup olmadığının tazminat mahkemesince tespit edilmesinin önünde deherhangi bir engel bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.
Suç isnadına bağlı olarak tutukluluk halini içerenler dışındakitutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin şikâyetlerde CMK 141/1-a’daki tazminatyolunun tüketilmesinin aranması, Anayasa Mahkemesinin tutukluluk statüsünün sonaermiş olması kaydıyla tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelik iddiaların,CMK’nin 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ile (d) bentlerindedüzenlenen tazminat yoluna konu edilmesi gerektiğine ilişkin yaklaşımıyla dauyumluluk gösterir.15 Zira tahliye edilen ve hakkındakikamu davası devam eden veya aleyhine verilen mahkumiyet hükmü kanun yoluaşamasında olan veya kesinleşen kişinin Anayasa Mahkemesi içtihadıdoğrultusunda bireysel başvuru öncesi uzun tutukluluk iddiasına ilişkin açacağıtazminat davasında ilk derece mahkemesi, tutukluluğun devamına ilişkinkararların hukuka uygunluğunu inceleyecek, bu incelemeyi yaparken de kuvvetlisuç şüphesinin var olup olmadığını ve diğer tutuklama nedenleriyle birliktedevam edip etmediğini gözetecektir (Muzaffer Korkmaz, a.g.e., s.94) NitekimAnayasa Mahkemesi’nce de tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin olupesastan incelenen başvurularda kuvvetli şüphenin var olup olmadığı, tutuklamanedenlerinin devam edip etmediği de incelenmektedir.16 Ayrıca, bu konuya ilişkin olupbaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilenbaşvurularda da, tazminat davasına bakacak olan mahkemenin de kuvvetli suçşüphesinin ve tutuklama nedenlerinin var olup olmadığını değerlendireceğivarsayılmaktadır. Aksinin kabulü halinde bu tür başvurularda kişilerin tazminatdavası yoluna yönlendirilmemesi gerekirdi. Sonuç olarak, eğer tazminat davasınabakacak mahkeme, uzun tutukluluk şikâyetlerinde kuvvetli şüphenin, tutuklamanedenlerinin var olup olmadığını inceleyebiliyorsa, tutuklamanın hukukiliğişikâyetlerinden kaynaklanan davalarda da tutuklamanın hukukiliğiniinceleyebilmelidir.
Bu noktada Mustafa Avcı kararına17 da değinmek gerekmektedir. AnayasaMahkemesi, bu başvuruda başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetini, incelemetarihi itibarıyla tahliye edilmiş olması nedeniyle CMK 141’de düzenlenentazminat yolunun tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.18 Başvurucunun, tutuklanmasına nedenolan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgili olduğu ve bu sebeplesiyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak iseAnayasa Mahkemesi; başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetiyle ilgili açacağıtazminat davasında ilk derece mahkemesinin hukuka aykırılığı tespit ve yeterligiderim sağlama hususlarında karar verirken tedbirin kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı dışında siyasi faaliyette bulunma hakkına müdahale teşkil edipetmediği de dâhil olmak üzere somut olayın tüm koşullarını dikkate almakdurumunda olacağını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, CMK’nin 141. maddesindeöngörülen tazminat yolunun; gözaltı, yakalama, tutuklama gibi tedbirlerininkişi hürriyeti ve güvenliği hakkının yanı sıra diğer temel haklara müdahalesonucunu doğurması hallerinde de etkili bir kanun yolu niteliğini haiz olduğunuifade etmiş ve bu kabulü doğrultusunda siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlaledildiği iddiası yönünden de başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemezlik kararı vermiştir.19 Bu olayda başvurucunun,tutuklanmasına neden olan fiillerin tamamının siyasi faaliyetleri ile ilgiliolduğu ve bu sebeple siyasi faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasızımnen tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına benzemektedir. Bu kişinin CMK141. maddedeki yola başvurması durumunda tazminat mahkemesi ifade özgürlüğününihlal edilip edilmediğini tespit edebiliyorsa, diğer bir deyişle başvurucununtutuklanmasına konu eylemlerin siyasi faaliyetler kapsamında olup olmadığınıtespit edebiliyorsa, tutuklamanın hukuki olup olmadığını da elbette ki tespitedebilir. Zira deliller değerlendirmeden tutuklamanın ifade özgürlüğünü ihlalettiğinin tespit edebilmesi mümkün değildir.
Yukarıda belirttiğimiz gibi Anayasa Mahkemesi beraat veyatakipsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde kişilerin 141.maddenin (e) veya a) bendi uyarınca tazminat alabilmelerinin mümkün olduğunubelirterek başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararıvermektedir (Fatma Maden (B. No: 2016/28719, 17/7/2018, Ertuğrul Raşit Benal,B. No:2016/25245, 17/7/2018). Anayasa Mahkemesi bu kararlarında CMK’nın 141/1-abendine de atıf yapmaktadır. Ancak CMK’nın 141. maddenin (1) numaralıfıkrasının (a) bendine başvurulması için, CMK’da, tutuklamayla ilgili/ilişkilidavanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı aranmamaktadır.Tutuklamaya konu davanın beraatla veya takipsizlik kararıyla sonuçlanması şartı141/1-e bendi için geçerlidir. Kanaatimizce beraat veya takipsizlik halinde CMK141/1-e bendindeki hükmün tutuklamanın hukukiliği açısından birincil nitelikteetkili bir yol olmadığını belirtmek gerekir. 141/1-e bendi uyarınca tazminatistenebilmesi için tutuklamanın hukuki olup olmamasının bir önemibulunmamaktadır. Kişi beraat edince bu bent kapsamında tutuklamanın hukuki olupolmadığına ilişkin bir tespit yapılmadan otomatik olarak tazminat ödenmektedir.Oysa bir yolun etkili kabul edilmesi için o yolun hakkın ihlal edildiğinitespit edebilmesi ve ihlali giderebilmesi gerekir.20 AİHM de Mergen ve diğerlerikararında benzer gerekçelerle 141/1-e bendindeki yolun tüketilmesi gerektiğiitirazını reddetmiştir. Dolayısıyla bu bağlamda 141/1- e bendinin değil,141/1-a bendinin etkili bir yol olduğu söylenebilir. Nitekim Anayasa Mahkemeside bu durumu göz önüne alarak bu kararlarında 141/1-a bendine de atıf yapmagereği duymuştur. 141/1-a bendi beraat veya takipsizliğe bağlı olmadığı içintahliye durumunda da bu yolun etkisiz olduğunu söylemek mümkün değildir.
Yukarıda açıklanan hususlar birlikte değerlendirildiğindetutuklamanın hukuki olmadığı şikâyetlerine dayalı başvurularda, tutuklamanınilgili/ilişkili olduğu davanın mahkûmiyetle sonuçlanmış olması veya kişinintahliye edilmiş hallerinde de CMK’nın 141. maddesindeki tazminat yolununtüketilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Açıkladığımız gerekçelerle başvurunun, başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini düşündüğümüzdençoğunluğun işin esasının incelenmesi gerektiği yolunda oluşan görüşünekatılmadık.
Başkan
Kadir ÖZKAYA
ÜYE
Recai AKYEL