TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
M. T. A. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/7875)
Karar Tarihi: 16/11/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Recai AKYEL
Raportör Yrd.
:
Fatih ALKAN
Başvurucu
:
M. T. A.
Vekili
:
Av. Derya AKAT KISA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk SilahlıKuvvetlerinden (TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanınreddedilmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 2/6/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurununKomisyona sunulmasına engelteşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/11/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüşsunulmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve erişilenbilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Muvazzaf subay statüsünde görev yapmakta iken ahlak dışıhareketlerde bulunduğuna dair gönderilen ihbar mektubu üzerine başvurucuhakkında idari tahkikat başlatılmış ve tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleritarafından 26/4/2012 tarihinde ahlaki durumu nedeniyle "Türk Silahlı Kuvvetlerinde kalması uygundeğildir." ortak kanaatli ayırma sicil belgesi düzenlenmiştir.
8. 27/12/1998 tarihli ve 23566 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan Subay Sicil Yönetmeliği’nin (Sicil Yönetmeliği) 91. maddesigereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyondabaşvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon 20/6/2012 tarihli kararı ilebaşvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar20/6/2012 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından, 21/9/2012 tarihindeGenelkurmay Başkanınca onaylandıktan sonra Millî Savunma Bakanı, Başbakan veCumhurbaşkanı tarafından imzalanan 22/10/2012 tarihli ve 2012/715 sayılı üçlü kararnameile ayırma süreci tamamlanmıştır.
9. Başvurucu; istihbarat birimindeki görevliler tarafından3/4/2012 tarihinde sorgulandığını, sorgu esnasında cinsel yaşamına ilişkinayrıntılı sorular sorulduğunu, sonrasında savunması alınmaksızın ve hiçbir gerekçegösterilmeksizin ilişiğinin kesildiğini belirterek ayırma işleminin iptalitalebiyle Millî Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM)Birinci Dairesinde 3/1/2013 tarihinde dava açmıştır. Sunduğu dava dilekçesindebaşvurucu; ilişik kesme kararında herhangi bir disiplinsizlik eyleminingösterilmediğini, yalnızca özel yaşam biçimi nedeniyle ilişiğinin kesildiğininanlaşıldığını, sorgu yönteminin mevzuata aykırı olarak aldatıcı biçimde vebaskı altında yapıldığını, hukuka aykırı usuller içeren ve göreviyle ilgisiolmayan tamamen özel yaşantısına ilişkin mahrem sorulardan oluşan sorguneticesinde elde edilen beyanların delil olarak kullanılamayacağını,takdirlerle dolu başarılı bir sicile sahip olmasına rağmen bu durumun dikkatealınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülük yönünden hukuka aykırıolduğu gibi sebep ve amaç unsurları yönünden de hukuka aykırı olduğunu ilerisürmüştür.
10. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 94.maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durumsebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca başvurucununilişiğinin kesildiği, her askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olmasıgerektiği, ahlak olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevinbaşarıyla icra edilebilmesi için bir koşul olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca kamuhizmetinin yürütülmesinde zararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının dışınaçıkarılmasının kaçınılmaz olduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis edilenayırma işleminde takdir yetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı, davakonusu ayırma işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.
11. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir.
12. AYİM Başsavcılığı tarafından sunulan 29/5/2013 tarihlidüşünce yazısında, başvurucunun geçmiş mesleki safahatı itibarıyla yalnızca birdefa disiplin cezası ile cezalandırıldığı, mesleki sicil ortalamalarının çokiyi seviyede olduğu, hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmadığıvurgulanmıştır. Ayrıca özel hayatın gizliliği kapsamında kalması gerekenbilgilerin ayırma işlemine esas alınamayacağı, bu bağlamda başvurucunundisiplin ve sicil durumu gözetilmeden ve ikaz dahi edilmeden tabi tutulduğuayırma işleminde ölçülülük ilkesinin ihlal edildiği, dava konusu işlemin hukukaaykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği belirtilmiştir.
13. AYİM Birinci Dairesinin 8/10/2013 tarihli ve E.2013/93,K.2013/948 sayılı kararıyla dava reddedilmiştir. Kararda, başvurucununprofesyonel ve muvazzaf bir rütbeli olduğu, beyanlarından dolayı disiplinişlemine tabi tutulacağını bilebilecek ve algılayabilecek durumda olduğu, ifadealma işleminden önce bir süre bekletilmesinin günlük yaşantısında değişiklikyaratsa bile bu durumun aynı yaş ve fizikteki bir insan bakımından dahi yasakusul olarak addedilemeyeceği, gerçeğin söylenmesinin lehe olacağı hususundauyarı yapılmasının kanuna aykırı vaat kapsamında olmadığı, TSK'nın itibarınısarsacak derecede ahlak dışı hareketlerde bulunduğu gerekçesiyle İstihbaratBaşkanlığınca yürütülen tahkikat kapsamında başvurucunun ifadesinebaşvurulduğu, 3/4/2012 tarihinde ifadesi alınan başvurucunun yaşadığı cinselbirliktelikleri detaylı şekilde anlattığı ve ikrar ettiği, başvurucunun iyiahlak sahibi olmak vasfını taşımadığı ve TSK'nın itibarını zedeleyecek tavır vedavranışlar içinde bulunduğunun anlaşıldığı, ayırma işleminde takdir yetkisininobjektif kriterlere göre kullanıldığı ve kamu yararı ile birey yararıdengesinin gözetildiği belirtilmiş; tesis edilen işlemde hukuka aykırılıkbulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
14. Karara katılmayan bir üye tarafından kaleme alınan karşı oyyazısında, kişinin kendi ifadesine dayanılarak hakkında olumsuz bir işlem tesisedilmesinin hukuken mümkün olmadığı, 3/4/2012 tarihli ifadenin başvurucununözel hayatı dâhil tüm yaşantısını sorgulayan bir çerçeveyi kapsadığı, böylesibir ifade alım tarzı nedeniyle işlemin hukuken şüpheli hale geldiği, genelmahiyette ve geniş bir zaman kesitini kapsayacak şekilde alınması nedeniyleifadenin hukuken geçerli olmadığı hususunun daima gündemde kalacağı, ayırmaişlemine esas alınan tek dayanağın başvurucunun somut bilgi, belge ve olgularladesteklenmeyen soyut ifadesi olduğu ayrıca başvurucunun sicil notuortalamasının mükemmel seviyede olduğu, bu hususlar dikkate alınmadan tesisedilen dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu şeklinde değerlendirmelere yerverilmiştir.
15. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi aynıDairenin 12/4/2014 tarihli ve E.2013/1192, K.2014/401 sayılı kararıylareddedilmiş ve karar 14/5/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
16.2/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
17. Anayasa Mahkemesinin 4/5/2016 tarihli yazısı ile yargılamadosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun ayırma işlemine dayanak oluşturan “gizli” ibareli belgelerin gönderilmesiistenmiştir.
18. Anayasa Mahkemesine 3/6/2016 tarihinde sunulan söz konusubelgelerin incelenmesi neticesinde Hava Kuvvetleri Komutanlığınca istihbaratakarşı koyma hassasiyetleri çerçevesinde 3/4/2012 tarihinde başvurucununifadesinin alındığı, söz konusu ifade metninde hangi kapsamda başvurucununifadesine başvurulduğu hususunun belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynışekilde söz konusu metnin “ifadeyi alan”kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış olduğutespit edilememiştir. Anılan ifade metninde başvurucuya bugüne kadar nerelerdegörev yaptığı, görev yaptığı yerlerde veya diğer şehirlerde yaşayan kadınlarlaolan ilişkileri ve yaşadıkları, kendisine izletilen videonun ne zaman, kiminleve nerede çekildiği, benzer görüntülerin bulunup bulunmadığı, daha önceherhangi bir nedenle disiplin cezası alıp almadığı hususlarının sorulduğugörülmüştür. Başvurucunun anılan soruları yanıtladığı ve özellikle birlikteolduğu kadınlara ilişkin olarak cinsel birliktelik içeren geçmiştekiilişkilerini açıkladığı ve ifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır.
B. İlgili Hukuk
19. 926 sayılı Kanun’un işlem tarihinde yürürlükte olan 50.maddesi; 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç HizmetKanunu’nun 13., 17. ve 39. maddeleri; 6/9/1961 tarihli ve 10899 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Silahlı Kuvvetleri İç HizmetYönetmeliği’nin 86. maddesi; Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükteolan 91. ve 92. maddeleri.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin 16/11/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
21. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığıtarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerekmanevi baskı altında ifadesinin alındığını, aldatma yöntemiyle özel hayatınailişkin bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde edildiğini ve bu bilgilerinayırma işlemine dayanak olarak gösterildiğini belirtmiştir. Başvurucu, ayırmaişlemine gerekçe olarak gösterilen sorgunun kim tarafından ve nasıl yapıldığıhususu değerlendirilmediğini, istihbarat birimleri tarafından yasak yöntemlerleelde edilen hukuka aykırı delillerin AYİM tarafından ret gerekçesi olarak kabuledildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu, yalnızca kendisini ilgilendiren vemesleğiyle ilgisi olmayan özel hayat alanına ilişkin bilgiler üzerinden tesisedilen ayırma işlemi nedeniyle Anayasa’nın 20., 36., 38. ve 125. maddeleri ilegüvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespitiile yargılamanın yenilenmesi ve lehine tazminata hükmedilmesi talebindebulunmuştur.
22. Başvurucu, mahrem alanına ilişkin bilgiler içeren başvuruhakkında verilecek kararın yayımlanması söz konusu olabileceğinden kimliğiningizli tutulmasını talep etmiştir.
B. Değerlendirme
23. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder ( Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).Başvurucunun iddialarının özü, özel hayatına ilişkin bazı bilgilerin hukukaaykırı yöntemlerle elde edilmesi ve bu bilgilere dayanılarak hakkında ayırmaişlemi tesis edilmesidir. İhlal iddialarının niteliği gereği başvurununAnayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkıkapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özelhayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
25. Anayasa’nın “Özel hayatıngizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesininönlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciinyazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz vebunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidörtsaat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadanitibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,el koyma kendiliğinden kalkar.
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerinkorunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişiselveriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesiniveya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığınıöğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veyakişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esasve usuller kanunla düzenlenir.”
26. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş birkavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bukoruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özelbir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özelhayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dışdünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdanAnayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altınaalmaktadır (Serap Tortuk,B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).
27. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksalçıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadeceyalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak, bireyin kendisi hakkındakibilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyinkendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafınakullanılamaması kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaatibulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğinibelirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).
28. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendibireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkileregirebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bumahremiyet alanı devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgaridüzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyethakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın gizliliği hakkıbazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı, bireyinmahremiyetinin kamusal alanda da bazı koşullar altında korunmasını mümkünkılmaktadır (Serap Tortuk,§ 33).
29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) denetimorganlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesi vegerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamınınbelirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkınınsadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğinserbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamınadâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinseliçerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğuna kuşku yoktur (Serap Tortuk, §35). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mesleki hayat çerçevesinde kişilerinözel hayatı hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, bunaek olarak kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevdenalınmalarının özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunuvurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§47, 48).
30. Anayasa’nın 20. maddesinde herkesin kendi özel hayatınasaygı gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğinedokunulamayacağı belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliğihakkı, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamındagüvence altına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet alanınınve bu alanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel yaşamıkapsamında olduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgileringizliliğinin korunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın 20. maddesikapsamında değerlendirilmektedir (ŞengülKayan, B. No: 2013/1614, 3/4/2014, § 37; Serap Tortuk, § 36).
a. Müdahalenin Varlığı
31. “Ahlaki durum” sebebiyle TSK’dan ayırma işlemine tabitutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden, TSK’dan ayırmakararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya konu süreçteözellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış ve ilişkilerininönemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında özel yaşamına ait unsurlartemel gerekçe gösterilerek verilen ayırma kararının başvurucunun özel hayatınıngizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
32. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkıaçısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakımsınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeniöngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarıbulunmakta, ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallaradayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktadaAnayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri, işlevsel niteliğihaizdir (Serap Tortuk,§ 38).
33. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlıolarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne veruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
34. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvencerejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak veözgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınaraksınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesiçerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundanbelirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tümgüvence ölçütlerinin Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamınınbelirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Serap Tortuk, § 40).
35. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddiaedilen müdahalenin incelenmesinde kanunilik ölçütünün ve müdahaleyi haklı kılansebeplerin var olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içindedeğerlendirilmelidir.
i. Kanunilik
36. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan, müdahalenin “kanun”la yapılması şartına aykırılık bulunduğuna ilişkinbir iddiada bulunulmamıştır. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 926 sayılıKanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası ile SicilYönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 91. ve 92. maddelerinin“kanunilik” ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır.
ii. MeşruAmaç
37. Başvurucunun özel hayatına ilişkin bilgilere dayanılarakbaşvurucu hakkında ayırma işlemi tesis edilmesinin askerî disiplinin korunmasıve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla millîgüvenliğin korunması amacını taşıdığı dolayısıyla özel hayatın gizliliğihakkına ilişkin Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında meşru bir amacın bulunduğusonucuna varılmıştır.
iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olmave Ölçülülük
38. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özelhayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerinönlenmesidir. Devletin ayrıca özel hayatın ve aile hayatının gizliliği hakkınıetkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü debulunmaktadır. Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleribakımından dahi özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının korunması içingerekli önlemlerin alınması ödevini de içermektedir (Ata Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 42).
39. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmaklaberaber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hakve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatıngizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göredemokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşruamaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğüsınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özengösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).
40. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı; öncelikleözel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnaitedbirler niteliğinde olmasını, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek enson önlem olarak kendini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplumdüzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanındemokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacınayönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir bir toplumsalihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilsedemokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarakdeğerlendirilemez (Ata Türkeri, §44).
41. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veyaidari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıpkarşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımındanyapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan idarenin vederece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayatıngizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri”ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı bir şekilde ortaya koyupkoyamadığı olacaktır (Ata Türkeri, §45).
42. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişengeniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayatkavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyalhayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özelliklekamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayatunsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununlabirlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğugibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, §52).
43. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığınaveya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğuzaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamıngizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusuolduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlarayönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddigerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §47).
44. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukukauygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında, bireylerin özelhayatlarına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindekietkilerinin açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişiüzerindeki etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu hususlardakideğerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi ayrıcatesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumlarıdikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir (G.G. [GK], B. No: 2014/16701, 13/10/2016,§ 60).
45. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesiaçıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınanhaklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran kararalma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyısağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreçbaşvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adilşartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasınıgerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:28945/95, 10/5/2001, § 72).
46. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecindeğerlendirilmesi sonucunda ahlak dışı hareketlerde bulunduğuna dair gönderilenihbar mektubu üzerine başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığıgörülmüştür. Bu kapsamda Hava Kuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun ifadesininalındığı, başvurucunun cinsel hayatına dair hususların esas olarak başvurucunun3/4/2012 tarihli ifadesinden öğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusuifade metninde, başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığınınbelirtilmediği gibi hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğuhususunun da açıklanmamış olduğu ancak başvurucunun kendisine sorulan sorularıyanıtladığı, geçmişte cinsel birliktelik yaşadığı ilişkileri açıkladığı vecinsel hayatına ilişkin hususları içeren ifade metnini imzaladığıanlaşılmıştır.
47. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığıtarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerekmanevi baskı altında ve yanıltıcı beyanlarla ifadesinin alındığını, aldatmayöntemiyle özel hayatıyla ilgili bilgilerin en ince ayrıntısına kadar eldeedilmeye çalışıldığını ve özel hayatına ilişkin gerçek dışı ve hukuka aykırıgerekçelerle hakkında ayırma işlemi tesis edildiğini ileri sürmüştür.
48. AYİM Birinci Dairesinin 8/10/2013 tarihli ve E.2013/93,K.2013/948 sayılı kararında başvurucunun anılan iddiaları değerlendirilmiş veanılan gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir (bkz. § 13).
49. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadesinin belirli vesomut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusundabilgi verilmeden temin edilmiş olması anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheliduruma getirmektedir. Ayrıca ifade alma işlemi esnasında sorulan sorular gözönüne alındığında başvurucunun mesleki hayatını değilözel hayatını ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığıgörülmektedir. Bu kapsamda başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyladeğil daha çok mahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleriyle ilgiliolduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ihtilaf konusu ayırma işleminin kapsamımesleki hayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda idarenin ve yargısalmakamların karar gerekçelerinde, başvurucunun İnternet üzerinden ya da sosyalortamlardan tanıştığı çok sayıda kadınla birliktelik yaşadığı, ahlaki yöndenözenli bir yaşam sürmediği ve cinselliğe düşkünlüğünün bulunduğu tespitlerineyer verildiği ve karar sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı, sonuç olarakbaşvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilen davranışlarınesasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanına dâhil özel yaşameylemleri olduğu anlaşılmaktadır.
50. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazıözel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesininbaşvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağındanyoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etki oluşturduğubu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiği anlaşılmaktadır. Bubağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya daistisnai tedbir mahiyetinde olması başvurulabilecek son çare ya da alınabileceken son önlem niteliğinde olması gerekir.
51. AYİM kararında başvurucunun ifade alma işleminin usul veiçerik yönünden hukuka aykırı unsurlar taşıdığı iddialarına rağmen anılanifadenin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği, başvurucunun özelhayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel hayatını geçmiş yıllardan itibarentüm detaylarıyla anlatmasının nasıl gerçekleştiğinin ortaya konulmadığıgörülmektedir. AYİM tarafından söz konusu soyut nitelikteki ifadede belirtilenhususlar dayanak alınmak suretiyle TSK'dan ilişiğin kesilmesi işlemine karşıaçılan davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme kararındabaşvurucunun özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatıüzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığıgibi anılan eylemlerin TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin dedetaylı şekilde açıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarak kabul edilendelillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiğine ilişkin ileri sürülen iddialarhakkında bir araştırma yapılmadığı görülmüştür.
52. Bu durumda muhakeme sırasında başvurucunun; açık ve somutbir biçimde öne sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğuanlaşılan söz konusu iddialarına Mahkemece makul bir gerekçe ile yanıtverilmemesi, özel hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindeki etkisininaçıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkına gerekli saygının gösterilmesiniadil şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerden başvurucununyararlandırılmaması nedenleriyle AYİM kararının mahremiyet hakkına müdahaleyihaklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği kabuledilmelidir. Bunun yanında tesis edilen işlemin başvurucunun geçmiş sicili vebaşarı durumu dikkate alınarak ölçülülük yönünden değerlendirilmediği,sınırlama ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlananbaşvurucunun kaybı arasında adil bir denge gözetilmediği, başvurucunun özelhayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu ya da istisnaitedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya da alınabileceken son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığı ve gerekliözenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.
53. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvencealtına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine yada edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyailgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
55. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkındayeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile birlikte 320.000 TL maddi vemanevi tazminat talep etmiştir.
56. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınanözel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
57. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
58. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebindebulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiasıaçısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminattaleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir..
V. HÜKÜM
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE16/11/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.