TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİBÖLÜM
KARAR
MUAMMER TATAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/819)
Karar Tarihi: 9/6/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 29/6/2016-29757
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Yakup MACİT
Başvurucu
:
Muammer TATAR
Vekili
:
Av. Ali SELEK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, sıra cetveline itiraz ve alacağın iflas masasınakaydedilmesi davasında, temyiz talebinin süre yönünden reddedilmesi nedeniylemahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 15/1/2014 tarihinde Ankara 8. Asliye TicaretMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkiledecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 28/2/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm tarafından 13/3/2014 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 9/5/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş21/5/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını 26/5/2014 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu; ciro yoluyla devraldığı 19/6/2009 vade tarihli,75.000 TL bedelli, 10/7/2009 vade tarihli, 110.000 TL bedelli ve 7/8/2009 vadetarihli, 70.000 TL bedelli bonolara dayalı olarak keşideci borçlu G.Mühendislik İnş. San. Dış. Tic. Ltd. Şti.ye karşı Şanlıurfa 2. İcraMüdürlüğünün E.2009/10629 sayılı dosyasında icra takibi başlatmıştır.
9. Başvurucu takip sırasında borçlu Şirketin iflas ettiğiniöğrenmiş, 27/1/2010 tarihinde alacağının iflas masasına kaydı için İflasİdaresine başvurmuştur.
10. İflas İdaresi 19/3/2010 tarihli ve 85 sayılı kararı ile icratakibinin iflas kararından sonra başlatıldığını, takibe dayanak kambiyosenetlerinin tek başına alacağın varlığını ispata elverişli olmadığını,alacağın varlığının somut kanıtlarla ispatlanamadığını belirterek başvurucununtalebini reddetmiştir.
11. Başvurucu, İflas İdaresi kararının iptali ve alacağın iflasmasasına kaydı için Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde dava açmış; Mahkeme18/10/2011 tarihli ve E.2010/750, K.2011/502 sayılı kararıyla davayı süreyönünden reddetmiştir.
12. Mahkemenin 18/10/2011 tarihli hüküm celsesi tutanağında "Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı davalılarınyokluğunda, Yargıtay yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunupanlatıldı." ibaresinin yazılı olduğu anlaşılmıştır.
13. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...
İflas Müdürlüğünden celp edilen evraklara göredavacı vekili vasıtası ile 19/1/2010 tarihinde kayıt kabul başvurusundabulunmuş bu talebi 19/3/2010 tarih ve 85 nolu iflasve idare memurluğu kararına göre reddedilmiş, redkararı başvuruda bulunan Av. N.D.ye 9/11/2010 tarihinde tebliğ edilmiştir.Davacının yeni vekili Ankara İflas Müdürlüğüne 8/10/2010 tarihinde vekaletnameibraz ederek vekil olarak kabulünü istemiş 20/11/2010 tarihinde de yeni vekileiflas idare memurluğunun kararı ve ikinci alacaklılar toplantısının davetyazısı tebliğ edilmiştir. Tebliğ gideri avans olarak alındığından İİK'nun 223. maddesinin 3. fıkrası hükmüne göre davanınaçma süresi bu tarihten itibaren başlayacağından dava en geç 5/12/2010tarihinde açılması gerekirken, hakdüşürücü süregeçtikten sonra 13/12/2010 tarihinde açılmıştır.
Toplanan delillere göre davacının vekilivasıtası ile yapmış olduğu masaya kayıt başvurusunun 19/3/2010 tarihli karar ilereddedildiği, yeni vekilin 8/10/2010 tarihinde vekaletname ibraz etmesi üzerinebu vekile 20/11/2010 tarihinde iflas idare memurluğunun kararı ile ikincialacaklıların toplanmasına ilişkin davet yazısının tebliğ edilmesine rağmendavanın 15 günlük hakdüşürücü süre geçildikten sonraaçıldığı anlaşılmakla davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki hükümkurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda izah olunduğu üzere;
Dava hak düşürücü süre geçtikten sonraaçıldığındın reddine,
...
Dair davacı vekilinin yüzüne karşı,davalıların yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 15 günlük yasalsüre içerisinde Yargıtay yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen kararaçıkça okunup anlatıldı.18/10/2011"
14. Gerekçeli karar 6/4/2012 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiş, başvurucu 24/4/2012 tarihinde anılan kararı temyiz etmiştir.
15. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 25/6/2012 tarihli ve E.2012/2816,K.2012/4321 sayılı ilamıyla temyiz istemini süre yönünden reddetmiştir. İlamınilgili kısmı şöyledir:
"Mahkemece kayıt kabul talebi hakkındaverilen hüküm temyiz eden davacı vekiline 6/4/2012 günü tebliğ edildiği halde,temyiz dilekçesi İİK'nun 164. maddesinde öngörülen 10günlük yasal süre geçirildikten sonra 24/4/2012 tarihinde verilmiştir.Süresinden sonra yapılan temyiz istemleri hakkında mahkemece bir kararverilebileceği gibi, 1/6/1990 gün ve E.1989/3, K.1990/4 sayılı İçtihadıBirleştirme Kararında Yargıtay tarafından da karar verilebileceği kabul edilmişolmakla, temyiz isteminin reddi gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıdaaçıklanan nedenle, davacı vekilinin temyiz isteminin süre yönünden REDDİNE,
..."
16. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 7/2/2013 tarihli veE.2012/6762, K.2013/648 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
17. Ret kararı 2/1/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,15/1/2014 tarihinde yapılan başvuruda süre aşımı olmadığı tespit edilmiştir.
B. İlgili Hukuk
18. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun223. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"İflâs idaresi toplantıları, idarememurlarının veya herhangi bir alacaklının gündem belirlemek suretiyle yapacağıtalep üzerine iflâs dairesi müdürünün toplantı gününden en az yedi gün öncegöndereceği çağrı üzerine yapılır. İflâs idaresi, kararlarını çoğunlukla alır;ancak toplantıya her üç iflâs idare memurunun da katılmaması hâlinde iflâsdairesi müdürü iflâs idaresinin görevini yüklenir ve iflâs idaresi adına tekbaşına karar alır. Toplantıya iflâs idaresi memurlarından birinin veya ikisininiştiraki hâlinde iflâs dairesi müdürü de bu toplantıya katılır. Kararalınamaması hâlinde iflâs dairesi müdürünün oyu doğrultusunda işlem yapılır.İflâs masasına alacaklı olarak müracaat eden alacaklılar, tebligata elverişliadres göstermek ve Adalet Bakanlığınca çıkarılacak tarifede gösterilecek yazıve tebliğ masrafları için avans vermek suretiyle iflâs idaresince alınacakkararların kendilerine tebliğini isteyebilirler. Bu muameleyi yaptırmışalacaklılar hakkında iflâs idare memurunun kararlarına karşı kanun yollarıkendilerine tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlar."
19. 2004 sayılı Kanun'un 232. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Alacakların kaydı içinmuayyen müracaat müddeti geçtikten sonra ve iflas idaresinin seçilmesindenitibaren en geç üç ay içinde iflas idaresi tarafından 206 ve 207nci maddelerde yazılı hükümlere görealacaklıların sırasını gösteren bir cetvel yapılır ve iflas dairesinebırakılır.
..."
20. 2004 sayılı Kanun'un 233. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sıra cetvelinde kabul edilmeyenalacaklar red sebepleri ile birlikte gösterilir.
..."
21. 2004 sayılı Kanun'un234. maddesi şöyledir:
"İflas idaresi sıra cetvelini iflasdairesine verir ve alacaklıları 166 ncımaddenin 2 nci fıkrasındaki usule göre ilan yoluylahaberdar eder.
İddialarının tamamı veya bir kısmı reddedilenyahut iddia ettikleri sıraya kabul edilmiyenalacaklılara doğrudan doğruya haber verilir."
22. 2004 sayılı Kanun'un 164. maddesinin birinci ve ikincifıkrası şöyledir:
"Ticaret mahkemesince verilen nihaî kararlar, 160 ıncı maddenin son fıkrasına göre alınan masraftankarşılanmak suretiyle mahkemece re'sen taraflaratebliğ olunur.
Bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibarenon gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi kararınakarşı da tebliğ tarihinden itibaren on gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.İstinaf ve temyiz incelemeleri, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinegöre yapılır."
23. 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk UsulüMuhakemeleri Kanunu'nun 432. maddesinin birincifıkrası şöyledir:
"Temyiz süresi onbeşgündür. Bu süre 8/1/1943 tarih ve 4353 sayılı Kanuna tabi kamu kuruluşlarıhakkında otuz gündür.Temyizsüreleri, ilamın usulen taraflardan her birine tebliği ile işlemeyebaşlar."
24. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu'nun geçici 3. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge AdliyeMahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devamolunur."
"Bölge adliye mahkemelerinin görevebaşlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlarhakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncümadde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 9/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. BaşvurucununŞikâyetleri
26. Başvurucu, İflas İdaresinin ret kararının iptali içinAnkara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı davadaMahkemenin, ikinci alacaklıların toplanmasına ilişkin davet yazısı ve kararıiçeren evrakın tebliğ tarihini 20/11/2010 olarak değerlendirdiğini, dosyadakitebligatın fotokopi olduğunu, bu nedenle tebliğ tarihinin tam olarakokunamadığını, esasen evrakın aslının incelenmesi hâlinde tebliğ tarihinin26/11/2010 olduğunun açıkça görülebileceğini, bu konudaki itirazlarına rağmenevrakın aslı incelenmeden davanın süre yönünden reddedildiğini, Mahkemeninkararında, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde temyiz yolununaçık olduğunun belirtildiğini, bu ibare doğrultusunda 15 gün içerisinde temyiztalebinde bulunduğunu ancak Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin, 2004 sayılı Kanun'dabelirtilen on günlük sürenin geçmesinden sonra talepte bulunulduğunu belirterektemyiz istemini reddettiğini, Anayasa'nın 40. maddesinde kanun yolu, süresi,başvuru yapılacak merci ile başvuru şeklinin belirtilmesinin zorunlu olduğunu,davanın Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde genel hükümlere göre açıldığını, buaçıdan sürenin on beş gün olması gerektiğini, Yargıtay Ceza Dairelerininuygulamasında kanun yolu ve süresinin yanlış gösterilmesi hâlinde tebligatıngeçersiz olduğu kabul edilerek sürenin öğrenme tarihinden itibarenbaşlatıldığını, hukuk yargılamasında bu usulün uygulanmamasının eşitlikilkesine aykırı olduğunu, karar nedeniyle maddi yönden zarara uğradığınıbelirterek Anayasa'nın 10., 35., 36. ve 40. maddelerinde düzenlenen haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüş ve yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun Anayasa'nın 10. Maddesindedüzenlenen hakkının ihlal edildiği iddiasının Anayasa'nın 36. maddesindedüzenlenen mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
28. Başvurucunun Mahkemece tebligat evrakının aslı celpedilmeden eksik inceleme ile karar verildiği, kararın usul ve yasaya aykırıolduğuna ilişkin iddiası ile kararın sonucu itibarıyla mülkiyet hakkının ihlalisonucunu doğurduğu iddiası ile ilgili olarak mahkemeye erişim hakkı kapsamındayapılacak değerlendirme sonucu verilecek kararın niteliğine göre bu aşamadaayrıca bir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.
29. Başvurucunun, Mahkemenin gerekçeli kararında temyizsüresinin yanlış gösterildiği, bu açıdan temyiz süresinin kararda belirtileninaksine on gün olarak kabul edilmesi nedeniyle temyiz talebinin reddine kararverilmesinin mahkemeye erişim hakkının ihlal sonucunu doğurduğu yönündekişikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabuledilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenlebaşvuruya ilişkin kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
30. Başvurucu; Mahkemenin gerekçeli kararında temyiz talebiningerekçeli kararın tebliğden itibaren on beş günlük süre içinde ilerisürülebileceğinin belirtildiğini, buna rağmen Yargıtay tarafından bu sürenin2004 sayılı Kanun'un 164. maddesi gereğince on gün olarak kabul edilmesi vetemyiz isteminin reddine karar verilmesi nedenleriyle mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Bakanlık görüşünde, Mahkemenin gerekçeli kararında kanunyolları kısmının "... Davacı vekilininyüzüne karşı davalıların yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 15gün içerisinde Yargıtay yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen kararaçıkça okunup anlatıldı" şeklinde düzenlendiği, gerekçelikararın 6/4/2012 tarihinde başvurucu vekiline tebliği edildiği ve kararın24/12/2012 tarihinde temyiz edildiğinin anlaşıldığı belirtilerek şikâyetindeğerlendirilmesi sırasında bu hususların dikkate alınması gerektiğibelirtilmiştir.
32. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında öncekiiddialarını yineleyerek Bakanlığın zımnen şikâyetin kabul edilebilir olduğuyönünde görüş bildirdiğini belirtmiştir.
33. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
34. Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
" Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerinhangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmekzorundadır.
35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesininilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
36. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisibir temel hak niteliği taşımasının ötesinde Anayasa’nın 40. maddesi uyarıncadiğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunlarınkorunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2013/64,K.2013/142, 28/11/2013). Bu bağlamda Anayasa’nın, devletin işlemlerinde ilgilikişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerinibelirtmesi gerektiğini ifade eden 40. maddesinin de adil yargılanma hakkınınkapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır. Bunun yanındaAnayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsamve içeriğinin Sözleşme'nin 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §22).
37. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olanmahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek veuyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamınagelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararınıanlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüdeetkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §52).
38. Anılan hak, kural olarak mutlak bir hak olmayıpsınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlamalarınhakkın özünü zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi,açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir(Serkan Acar, B. No: 2013/1613,2/10/2013, § 38).
39. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerinöngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkçahukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılıkoluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarakyanlış uygulanması ya da hatalı hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya dakanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiğini kabul etmek gerekir (GarantiBankası A.Ş., B. No: 2013/4553, 16/4/2015, § 42).
40. Bir mahkemeye başvuru hakkının yasal birtakım şartlara tabitutulması kabul edilebilir olsa da mahkemeler usul kurallarını uygularken biryandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek aşırı şekilcilikten, diğeryandan da yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılmasısonucunu doğurabilecek aşırı esneklikten kaçınmalıdır (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).
41. Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasında, devletinişlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağı vebaşvuru sürelerini belirtmek zorunda oldukları ifade edilmiştir. Kanun koyucu,devlet organlarının tesis ettiği işlemlere karşı kanun yolları, hangi mercilerebaşvuracağı ve başvuru süresi bakımından tarafların doğru bilgi sahibiolmalarını sağlayarak dağınık mevzuat karşısında hangi yola müracaat edeceğinibilmeyen yahut tereddüt eden bireylerin hak arama özgürlüğünü etkin ve sağlıklıbir şekilde kullanmalarını amaçlamıştır (Kommersan Kombassan Mermer Maden İşletmeleri Sanayi veTicaret A.Ş. ve diğerleri, B. No: 2013/7114, 20/1/2016, § 50).
42. 6100 sayılı Kanun’un 297. maddesinin (1) numaralı fıkrasının(ç) bendinde, kanun yolları ve süresinin hüküm içeriğinde yer alması gerektiğibelirtilmiştir.
43. Usul hükümlerine göre mahkeme kararlarının hüküm kısmındakanun yolu ve süresinin belirtilmesi zorunluluğu, özellikle temyiz süresineilişkin ayrıksı durumların öngörüldüğü dava ve işler açısından önem arzetmektedir.
44. 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5.maddesinde aksine hüküm bulunmadıkça dava olunan şeyin değerine veya tutarınabakılmaksızın asliye ticaret mahkemesinin tüm ticari davalar ile ticarinitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu, bir yerde asliyeticaret mahkemesi bulunması hâlinde asliye hukuk mahkemesinin görevi içindebulunan ve Kanun'un 4. maddesi hükmünce ticari sayılan davalarla özel hükümleruyarınca ticaret mahkemesinde görülecek diğer işlere asliye ticaretmahkemesinde bakılacağı belirtilmiştir.
45. Bu yönüyle kanun sistematiği içinde asliye mahkemelerinin,asliye hukuk ve asliye ticaret mahkemeleri olarak ikiye ayrıldığı, asliyeticaret mahkemelerinin asliye hukuk mahkemesinin görevine giren ticaridavaların çözümlendiği mahkemeler olduğu ve asliye ticaret mahkemesiningörevine giren işler dışında kalan tüm uyuşmazlıkların asliye hukukmahkemesince çözümleneceği anlaşılmaktadır.
46. 1086 sayılı mülga Kanun'un yürürlükte olan 432. maddesininbirinci fıkrasında asliye mahkemelerinde (asliye hukuk-asliye ticaret) görülendavalarda verilen kararlara karşı temyiz süresinin on beş gün olduğubelirtilmiştir.
47. 2004 sayılı Kanun'un 164. maddesinin ikinci fıkrasına göreİflas İdaresinin kararlarına karşı Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilenkararla ilgili olarak on günlük bir temyiz süresinin öngörüldüğü, somut olayaçısından ayrıksı bir durumun söz konusu olduğu anlaşılmaktadır.
48. Dava açma sürelerini düzenleyen son derece karışık vedağınık olan bir mevzuatın aşırı şekilci (katı) yorumu, mahkemeye erişimhakkını ihlal edebilir. Özellikle başvuru mercii ve süresi doğru gösterilmeyenişlemlerle ilgili davalarda mahkemelerin usul kurallarını yorumlarken mahkemeyeerişim hakkının özünü zedeleyecek şekilde katı yorumdan kaçınmaları gerekir (Mohammed Aynosah, B. No: 2013/8896, 23/2/2016, § 40).
49. Başvurucu, Mahkemenin gerekçeli kararında belirtilen temyizsüresi içinde Yargıtaya başvurduğunu ancak Yargıtayın gerekçeli kararda gösterilen süre yerineKanun'da öngörülen temyiz süresini dikkate alarak temyiz istemini reddettiğini,Mahkemenin belirttiği süreye güvenerek hareket ettiğini, genel hükümlere göreon beş günlük temyiz süresinin uygulanması gerektiğini belirtmiştir.
50. Somut olayda başvurucu tarafından İflas İdaresinin kararınıniptali ve alacağın iflas masasına kaydı talebiyleaçılandavada, Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin davayı süre yönünden reddettiği,Mahkemenin 18/10/2011 tarihli karar celsesi tutanağında "Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı davalılarınyokluğunda, Yargıtay yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunupanlatıldı." ibaresi yazılmak suretiyle kanun yolu süresigösterilmediği gibi gerekçeli kararda temyiz süresinin on beş gün olarakbelirtildiği, başvurucuya gerekçeli kararın 6/4/2012 tarihinde tebliğ edildiği,başvurucunun bu süre içinde 24/4/2012 tarihinde temyiz talebinde bulunduğu,Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin de 2004 sayılı Kanun'un 164. maddesi hükmüne göretemyiz süresinin on gün olduğunu ve süresi içinde talepte bulunulmadığınıbelirterek temyiz istemini reddettiği anlaşılmıştır.
51. Yukarıda açıklanan mevzuat hükümleri çerçevesinde izahedildiği gibi iflas hukukuyla ilgili bir davaya bakan Asliye TicaretMahkemesinin kısa kararında kanun yolu süresini belirtmediği gibi gerekçelikararında da süreyi yanlış gösterdiği, asliye ticaret mahkemesi kararlarınakarşı genel olarak on beş günlük bir temyiz süresinin öngörüldüğü, somut olaydaolduğu gibi temyiz süresinin on gün olduğuna ilişkin ayrıksı bir durumun sözkonusu olduğu davada, sürenin taraflara doğru bir şekilde belirtilmesinin dahada önem arz ettiği, bu açıdan başvurucunun gerekçeli kararda belirtilen süreyegüvenerek hareket etmesinin makul görülebileceği, Mahkemenin kanun yolunu vesüresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü dikkate alındığında temyizsüresinin on gün olduğunu kabul ederek dilekçenin reddine karar veren YargıtayDairesinin değerlendirmesinin mevzuat hükümleri çerçevesinde veöngörülebilirlik sınırları içinde olduğunun kabul edilemeyeceği, yapılanyorumun başvurucunun temyiz hakkını kullanmayı imkânsız kılacak ölçüde ve aşırışekilci bir yaklaşımla elde edildiği, bu açıdan kararın başvurucunun mahkemeyeerişim hakkını zedelediği sonucuna ulaşılmıştır.
52. Yukarıda açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
53.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. ...
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
54. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılamaya kararverilmesini talep etmiştir.
55. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
56. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan kararın birörneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere dava dosyasının ilgili YargıtayDairesine gönderilmek üzereAnkara 3. Asliye TicaretMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
57. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeyeerişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara3. Asliye Ticaret Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
9/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.