TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUAMMER TOYGA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/13291)
Karar Tarihi: 25/10/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Gülbin AYNUR
Başvurucu
:
Muammer TOYGA
Vekili
:
Av. Güray GÜNEŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, askerliğe elverişli olunmadığı hâlde zorunluaskerlik hizmetine alınmadan dolayı uğranılan zararın tazmini istemiyle açılandavanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 14/8/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. 1/1/2003 tarihinde askerlik çağına giren başvurucunun25/9/2006 tarihinde son yoklaması yapılmış, Askerlik Şubesi Başkanlığı AskerlikMeclisince gerçekleştirilen muayenesi sonucunda askerliğe elverişli olduğunakarar verilmiştir.
7. Başvurucu 19/11/2007 tarihinde askere sevk edilmiştir.
8. Birliği tarafından sevk edildiği İzmir Asker Hastanesince3/12/2007 tarihinde başvurucuhakkında "Askerliğe elverişlidir.Komando olur." yönünde sağlık kurulu raporu düzenlenmiştir.
9. Başvurucu zorunlu askerlik hizmetini tamamlayarak 19/2/2009tarihinde terhis edilmiştir.
10. Terhisten sonra kendi isteğiyle uzman erbaş adaylığınamüracaat eden başvurucu 25/3/2009 tarihinde sözleşme imzalayarak jandarma uzmançavuş olarak Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) emrinde göreve başlamıştır. Göreviesnasında yapılan sağlık kontrolü üzerine düzenlenen 22/1/2013 tarihli sağlıkkurulu raporunda aortikkapak yetmezliği tanısıyla''Askerliğe elverişli değildir. TSK'da görevyapamaz." tespiti yapılmıştır. Bu raporun 21/2/2013 tarihindeMillî Savunma Bakanlığınca (MSB) onaylanıp kesinleşmesinin ardındanbaşvurucunun sözleşmesi sağlık nedeniyle 16/4/2013 tarihinde feshedilmiştir.
11. Başvurucu, söz konusu hastalık nedeniyle doğuştan askerliğeelverişli olmadığı hâlde idarece yeterli muayene yapılmadığı için bu durumuntespit edilememesi sonucu kendisine askerlik yaptırıldığını belirterek busebeple uğradığı zararların tazmini istemiyle 18/3/2013 tarihinde idareyebaşvurmuştur. Başvurunun zımnen reddi üzerine 21/5/2013 tarihinde Askeri Yüksekİdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır.
12. AYİM İkinci Dairesi (Daire), oyçokluğuyla verdiği kararladavayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. 19/2/2014tarihli kararın gerekçesinde özetle şu hususlara yer verilmiştir: Öncelikledavanın idari işlemden (askerliğe elverişli olmadığı hâlde askere alma işlemi)doğan bir tam yargı davası niteliğinde olduğu tespit edilmiştir. Başvurucununen geç terhis tarihinde bu işlemi öğrendiği kabul edilmiştir.Dolayısıyla4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare MahkemesiKanunu’nun 42. maddesi uyarınca davanın en geç terhis tarihinden (19/2/2009)itibaren altmış gün içinde doğrudan veya aynı Kanun'un 35. maddesi uyarıncadavalı idareye ihtiyari müracaatta bulunularak ve bu müracaat üzerine idarenincevabının niteliğine göre yine aynı maddede öngörülen usul uyarıncahesaplanacak süre içinde dava açılması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucununise askere alınması işleminin tesis, öğrenme ve icra tarihlerinden çok sonra18/3/2013 tarihinde idareye başvurduğundan bu başvurunun zımnen reddi üzerine21/5/2013 tarihindeaçtığı davanın süresinde olmadığıifade edilmiştir.
13. Karşıoyda ise başvurucunun terhisedildiği tarihte söz konusu rahatsızlıktan ve dolayısıyla zararının varlığındanhaberdar olduğundan söz edilemeyeceği, bu sebeple dava açma süresininbaşlangıcında terhis tarihinin esas alınmaması gerektiği vurgulanmıştır.Askerliğe elverişli olmadığının tespit edildiği sağlık raporunun tebliğiylebirlikte başvurucunun zararı öğrendiğinin kabul edilmesi gerektiği ifadeedilmiştir. Buna göre dosyadan tebliğ tarihi tespit edilememekle birliktedosyada aksine belge olmadığından başvurucunun tazminat ödenmesi talebiyleidareye ihtiyari müracaatta bulunduğu 18/3/2013 tarihinde hak kaybınauğradığından haberdar olduğu, dolayısıyla bu başvurunun zımnen reddi üzerinealtmış gün içinde açtığı davada süre aşımı bulunmadığı belirtilmiştir.
14. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairenin 16/7/2014tarihli kararıyla reddedilmiştir.
15. Nihai karar başvurucuya 1/8/2014 tarihinde tebliğedilmiştir.
16. Başvurucu 14/8/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. İlgili Sözleşme
17. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes davasının,medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda kararverecek olan,... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkınasahiptir..."
B. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi İçtihadı
18. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme'nin 6.maddesinin medeni hukuk alanına giren konularda uygulanabilirliği ilk olarakbir uyuşmazlığın varlığına bağlıdır. İkinci olarak uyuşmazlık en azındansavunulabilir bir şekilde iç hukukta tanınmış olduğu söylenebilecek hak veyükümlülükler ile ilgili olmalıdır. Son olarak ise bu hak ve yükümlülükler -herne kadar bizzat 6. madde bu hak ve yükümlülüklere Sözleşmeci devletlerin hukuksistemi içinde belirli bir anlam atfetmese de- Sözleşme anlamında"medeni" nitelikte olmalıdır (Jamesve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 81).
19. AİHM, "medeni hak" kavramının özel bir kişiolmaktan ziyade vatandaş olmanın bir gereği olarak bireyde var olan ve özüitibarıyla kamu hukukuna ilişkin bulunan hak ve yükümlülükleri içermediğiniifade etmektedir. Bu bağlamda AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralıfıkrasının askerlik hizmeti ve bu hizmete alternatif kamu hizmetlerine ilişkinyargısal süreçlere uygulanmayacağını kabul etmektedir (Nicolussi/Avusturya (k.k.), B. No: 11734/85, 8/5/1987).
20. AİHM, uyuşmazlığın medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin olupolmadığını tespit ederken davanın konusundan ziyade davada tartışılacakmeseleye odaklanmaktadır. AİHM'in Panjeheighalehei/Danimarka([k.k.] B.No:11230/07, 13/10/2009) kararına konu olayda İran vatandaşı olan başvurucununannesi 1997 yılında yasal yollardan başvurucu ve diğer çocuğu (kızı) ilebirlikte Danimarka’ya gelmiş ve Danimarka’da iken hem kendisi hem de o tarihtereşit bulunmayan çocukları için siyasi sığınma talebinde bulunmuştur.Başvurucunun annesi monarşi yanlısı İran Javidörgütünün aktif üyesi olması ve örgüt tarafından düzenlenen gösterilerekatılması nedeniyle İran Hükûmeti tarafından gözaltına alındığını ve işkencegördüğünü ileri sürmüş, geri gitmesi hâlinde işkence görme riskinin bulunduğunubelirtmiştir. Ancak başvurucunun annesinin sığınma talebi, anlatımlarınınitibar edilebilir bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. 1999 yılında reşitolan başvurucu dosyanın yeniden açılması için Danimarka makamlarına dilekçevermiş ve İran Hükûmeti tarafından arandığına dair haber aldığını belirterekgeri gönderilmesi hâlinde işkence göreceğini yinelemiştir. Fakat başvurucununtalebi, yeni bilgi ve belge eklenmediği gerekçesiyle reddedilmiş ve başvurucubu tarihte sınır dışı edilmiştir. Başvurucunun avukatı 1999 ve 2002 yıllarındaolmak üzere iki kere daha başvurucu adına sığınma talebinde bulunmuştur.Başvurucu 2003 yılında tekrar Danimarka’ya giriş yapmış ve yeniden sığınmatalep etmiştir. Başvurucu, ülkesinde iken iki yıl boyunca gözaltında işkencegördüğünü ileri sürmüştür. İşkence Mağdurları Rehabilitasyon ve AraştırmaMerkezi tarafından verilen sağlık raporunda başvurucunun vücudundaki izlerinanlattığı hikâye ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Bu rapor üzerine 2004yılında başvurucunun sığınma talebi kabul edilmiştir. Başvurucu 1999 tarihlikarar nedeniyle ülkesine geri gönderilmesi üzerine gördüğü işkence ve çektiğiacılar sebebiyle tazminat ödenmesi talebiyle Mülteci Kurumuna karşı davaaçmıştır. Yargılama sonucunda başvurucunun tazminat talebi, Mülteci Kurumunun,sınır dışı işlemleri nedeniyle bir sorumluluğunun söz konusu olamayacağıgerekçesiyle reddedilmiştir (Panjeheighalehei/Danimarka[k.k.]).
21. Başvurucu, AİHM’e bireyselbaşvuruda bulunurken diğer iddialarının yanında tazminat talebinin reddi nedeniyleSözleşme’nin 6. maddesinde güvenceye bağlanan mahkemeye erişim hakkının daihlal edildiğini öne sürmüştür. AİHM yabancıların “ülkeye girişi, ülkede kalışıve ülkeden sınır dışı edilmeleri”ne ilişkinişlemlerin medeni hak ve yükümlülük karakterinin bulunmadığına dair içtihadınıyinelemiştir. AİHM başvurucunun, görülen davanın yabancıların “ülkeye girişi,ülkede kalışı ve ülkeden sınır dışı edilmeleri”neilişkin işlemlerle ilgisinin bulunmadığı yolundaki savını da yerindebulmamıştır. AİHM başvurucunun açtığı tazminat davası haksız fiil sebebiyleaçılan bir dava gibi kurgulanmış olsa da bu davadaki temel iddianın MülteciKurumunun 1999 tarihli kararının hukuka aykırılığı olduğunun altını çizmiştir.AİHM başvurucunun tazminat talebinin özünde ve öncelikle Mülteci Kurumunun 1999tarihli kararının esasının sorgulanmasını gerektirdiğini vurgulamıştır. AİHM,başvurucunun açtığı tazminat davasında incelenmesi gereken meselelerin MülteciKurumunun 1999 tarihli kararıyla yakından bağlantılı olduğu ve “yabancılarınülkeye girişi, ülkede kalışı ve ülkeden sınır dışı edilmelerine ilişkin karar”dan ayrıştırılmasının mümkün bulunmadığı kanaatiniaçıklamıştır. Sonuç olarak AİHM başvurucunun açtığı tazminat davasınınSözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının kapsamına girmediğindenkabul edilemezlik kararı vermiştir (Panjeheighalehei/Danimarka [k.k.]).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
22. Mahkemenin 25/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
23. Başvurucu; askerliğe elverişli olmadığı hâlde idaretarafından yeterli muayene yapılmadığı için bu durumun tespit edilememesisonucu kendisine zorunlu askerlik hizmeti yaptırıldığını, bu sebeple uğradığızararın tazmini istemiyle açtığı davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesininhakkaniyete aykırı olduğunu belirtmiştir. Mahkemenin aynı niteliktekiuyuşmazlıklarda farklı yönde verdiği kararlar olduğunu da ifade eden başvurucu,mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
24. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının birincicümlesi şöyledir:
"Herkes, Anayasa'da güvence altınaalınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesikapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıylaAnayasa Mahkemesine başvurabilir.(...)"
25. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Anayasa Mahkemesineyapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücütarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altınaalınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ekprotokollerin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa veSözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içerenbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18).
26. Anayasa'nın "Hakarama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes, meşru vasıta ve yollardanfaydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia vesavunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
27. Anayasa'nın "Vatanhizmeti" kenar başlıklı 72. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Vatan hizmeti, her Türkün hakkı veödevidir. Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerinegetirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir."
28. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşruvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veyadavalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmiş ancak hakkın kapsamı düzenlenmemiştir. 3/10/2001 tarihli ve 4709sayılı Kanun'un, Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasına "adilyargılanma hakkı" ibaresinin eklenmesine ilişkin 14. maddesiningerekçesine göre "değişiklikle TürkiyeCumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altınaalınmış olan adil yargılama hakkı metne dahil" edilmiştir.Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahipolduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'dedüzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğuanlaşılmaktadır (Yaşar Çoban,[GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 53). Bu itibarla Anayasa'da güvence altınaalınan adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriği belirlenirken Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı" kenarbaşlıklı 6. maddesinin ve buna ilişkin AİHM içtihadının da gözönündebulundurulması gerekir (Onurhan Solmaz,§ 22).
29. Sözleşme, bir kişinin sahip olduğunu ileri sürebileceği tümhak ve yükümlülükler bakımından adil yargılanma hakkını güvenceye almamaktadır.Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmayailişkin hak ve ilkelerin "medeni hak ve yükümlülükler ile ilgiliuyuşmazlıkların" ve bir "suç isnadının" esasının karara bağlanmasıesnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularlasınırlandırılmıştır. Hak arama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiylebireysel başvuruda bulunabilmek için ya başvurucunun medeni hak veyükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuyayönelik bir suç isnadının esası hakkında karar verilmiş olması gerektiğianlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanmahakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve Sözleşme'nin ortak korumaalanı kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz (Onurhan Solmaz, § 23).
30. Somut uyuşmazlıkta suç isnadına bağlı bir yargılamanınmevcut olmadığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bununla birlikteuyuşmazlığın niteliği itibarıyla "medeni hak ve yükümlülükler"kapsamında görülüp görülemeyeceği, bu husustaki değerlendirmeden hareketle sözkonusu uyuşmazlığa ilişkin başvurunun Anayasa ve Sözleşme'nin ortak korumaalanı içinde yer alıp almadığı yönünden bir irdeleme yapılması gerekmektedir.
31. Yukarıda da belirtildiği üzere bir kimsenin "medeni hakve yükümlülükleri"nin karara bağlanmasıylailgili bir yargılama usulünde Sözleşme'nin 6. maddesi uygulanabilir. AİHM,Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının "medeni"meselelerde uygulanabilirliği için ilk olarak ortada bir uyuşmazlığın bulunmasıkoşulunu aramakta, uyuşmazlığın iç hukukta tanınmış olduğu söylenebilecek"haklar ve yükümlülükler" ile ilgili olması ve bu haklar veyükümlülüklerin de Sözleşme'deki anlamıyla"medeni" olması gerektiğini vurgulamaktadır (bkz. §18)
32. Bu noktada devletin bir bireye, salt egemenlik yetkisinikullanarak tanıdığı hak ya da yüklediği yükümlülüklerin "medeni hak veyükümlülük" kapsamında değerlendirilemeyeceğini belirtmek gerekir. AİHM de"medeni hak" kavramının özel bir kişi olmaktan ziyade vatandaşolmanın bir gereği olarak bireyde var olan ve özü itibarıyla kamu hukukunailişkin bulunan hak ve yükümlülükleri içermediğini ifade etmektedir (bkz. §19). Askerlik ve askere alma işlemleri de devletin egemenlik yetkisinintezahürü olan ve müdahaleye kapalı bulunan çekirdek alanını oluşturmaktadır. Bubağlamda Anayasa'da vatandaşlık bağından kaynaklanan kamusal bir hak ve ödevolarak düzenlenen askerlik hizmetinin "medeni hak ve yükümlülük"kapsamında olmadığı hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bir kişinin zorunluaskerlik hizmeti yükümlüsü olup olmadığı, kimlerin bu hizmeti yerinegetirmekten muaf tutulacağı ya da muafiyet koşullarının ne olacağı, bu hizmetinhangi statüde ve ne kadar süre ile yerine getirileceği, askere sevkişlemlerinin hangi yöntem izlenerek ve ne şekilde yürütüleceği, bu süreçtekiuygulamaların ne olacağı gibi meseleler özü itibarıyla askerlik hizmeti yapmayükümlülüğüne ilişkin olduğundan"medeni hak veyükümlülük" kapsamında değildir. Buna göre askerlik yükümlülüğünü konualan ya da "askere alma kararları"nailişkin olan iş ve işlemlerden dolayı açılan davalardaki yargılama süreçleriyleilgili adil yargılanma şikâyetlerinin Anayasa ve Sözleşme'nin ortak korumaalanı dışında olduğunun kabul edilmesi gerekir.
33. Askerlik hizmetinin kişinin maddi ve manevi varlığı ya da içhukukta korunan başka hakları üzerindebirtakım etkive sonuçlar yaratabileceği, dolayısıyla askere alma kararından kaynaklı biruyuşmazlığın bu tür uzantılarının ve sonuçlarının da olabileceği tabiidir. Ziraaskerlik hizmeti doğası gereği yükümlüyü bazı medeni haklarından mahrumbırakmaktadır. Bununla birlikte uyuşmazlığın "medeni hak veyükümlülük" kapsamında kalıp kalmadığının belirlenmesi bağlamındayapılacak bir incelemede dikkate alınması gereken ölçüt, davada tartışılacak"mesele"nin ne olduğudur. Bunun tespitiiçin de davaya konu uyuşmazlığın "özünün" ortaya konulmasıgerekmektedir. Şayet -tazminat talebine ilişkin bile olsa- bir davada, devletin"askere alma kararı" diğer bir anlatımla askere alma yetkisininkullanılmasına ilişkin iş ve işlemleri değerlendirme konusu olacak ise buuyuşmazlığın medeni hak ve yükümlülük kapsamında görülmesi mümkün olmaz.
34. Somut davada başvurucunun askerliğe engel teşkil edeceknitelikte bir rahatsızlığının bulunduğunun askere sevki sırasında idaretarafından tespit edilmesi ve askerlikten muaf tutulması gerektiği ilerisürülmektedir. Başvurucu, idarenin bu konudaki yükümlülüğünü gereği gibi yerinegetirmemesi neticesinde rahatsızlığının tespit edilememesi nedeniyle kendisineaskerlik hizmeti yaptırılmış olması olgusuna dayanmış, askere sevk sürecindekibu uygulamaların ve sevk işleminin hukuka aykırılığından bahsetmiştir. Sözkonusu davada başvurucu, haksız şekilde yerine getirmek zorunda bırakıldığıaskerlik hizmeti süresince çalışamadığı için gelirinden mahrum kaldığını vemanevi olarak yıprandığını belirterek tazminat talep etmiştir.
35. Buna göre bireysel başvuruya dayanak davanın açılmasınasebep olan olgu, askerliğe elverişli olmadığı ileri sürülen bir kimseninaskerlik hizmeti yapmakla yükümlü tutulmuş olmasıdır. Davanın çözümündetartışılması gereken temel mesele ise 19/11/2007 tarihli "askere alma kararı"dır. Dolayısıyla uyuşmazlığın özünün, devletinaskere alma yetkisinin kullanımıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarladevletin salt egemenlik yetkisinin kullanımının tezahürü mahiyetinde olanaskere alma yetkisiyle doğrudan bağlantılı görülen ve 19/11/2007 tarihli"askere alma kararı"nın tartışılmasını gerektirenbu uyuşmazlığın medeni hak ve yükümlülük kapsamında değerlendirilemeyeceğiaçıktır.
36. Öte yandan başvurucunun askerlik yapmanın doğal sonuçlarıdışında bedensel veya ruhsal bütünlüğünün zarar gördüğüne yönelik bir iddiasıda bulunmamaktadır. Tüm bu değerlendirmelere göre medeni hak ve yükümlülükkapsamında yer almayan askerlik hizmeti yükümlülüğüne ilişkin olduğu anlaşılanuyuşmazlığın Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kaldığısonucuna varılmaktadır.
37. Açıklanan nedenlerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin konubakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun konu bakımındanyetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA25/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.