TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUAMMER ÖZKOCA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/1567)
Karar Tarihi: 27/11/2019
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Recep KÖMÜRCÜ
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Raportör
:
Selçuk KILIÇ
Başvurucu
:
Muammer ÖZKOCA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tam yargı davasında hukuka aykırı karar verilmesi vedavalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi nedenleriyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 19/1/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirilmesine gerek görülmediğinibelirtmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, İstanbul Defterdarlığında vergi denetmeni olarakgörev yapmaktayken 5/8/2003 tarihli Bakanlık Olur'u ile Tekirdağ'a atanmıştır.Bu işlemin iptali istemiyle açılan davada İstanbul 4. İdare Mahkemesinin31/12/2003 tarihli kararı ile işlemin yürütmesinin durdurulmasına ve 9/12/2004tarihli kararıyla da dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, söz konusukarar Danıştay Beşinci Dairesinin 11/12/2007 tarihli kararı ile onanmış vekararın düzeltilmesi istemi de aynı Dairenin 26/6/2009 tarihli kararı ilereddedilmiştir.
9. Söz konusu mahkeme kararının uygulanması ile başvurucu6/4/2004 tarihinde tekrar İstanbul'a atanmış ve ardından bu kez 30/7/2005tarihli onay ile başvurucunun ataması Eskişehir'e yapılmıştır.
10. Başvurucu 7/9/2005 tarihinde kendi isteğiyle emekli olmatalebinde bulunmuş ve 17/10/2005 tarihinde görevinden ayrılmıştır.
11. Başvurucu; Tekirdağ Defterdarlığına atanmasına yönelikişlemin mahkeme kararı ile iptal edildiğini, yapılan atama işlemleridolayısıyla emekli olmak zorunda bırakıldığını ileri sürerek erken emekliolması nedeniyle oluşan 50.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi zararının tazminiistemiyle 27/6/2011 tarihinde dava açmıştır.
12. İstanbul 2. İdare Mahkemesinin (Mahkeme) 31/5/2012 tarihlikararı ile davanın reddine karar verilmiş, ayrıca 26/9/2011 tarihli ve 659sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde HukukHizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (659 sayılı KHK)uyarınca reddedilen tazminat miktarları üzerinden hüküm tarihinde yürürlüktebulunan tarife uyarınca 6.350,00 TL vekâlet ücretinin başvurucudan alınarakdavalı idareye ödenmesine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde; idarenin olağanişleyişi içinde tesis edilen atama işleminin sırf mahkeme kararı ile iptaledilmesi durumunun tazminat sorumluluğunu doğurmayacağı gibi davacının emekliolması ile naklen atama işlemi arasında da doğrudan illiyet bağıkurulamayacağından davacının maddi ve manevi tazminata ilişkin talep vegerekçelerinin hukuki dayanağı bulunmadığı ifade edilmiştir.
13. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar Danıştay BeşinciDairesinin 11/12/2014 tarihli kararıyla onanmış, karar düzeltme istemi de aynıDairenin 1/10/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
14. Nihai karar başvurucuya 22/12/2015 tarihinde tebliğedilmiştir.
15. Başvurucu 19/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
16. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakameleriKanunu’nun 323. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
“(1)Yargılama giderleri şunlardır:
...
ğ) Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacakvekâlet ücreti.
...”
17. 659 sayılı KHK'nın “Davalardakitemsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” kenarbaşlıklı 14. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1)Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerindeidarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakematmüdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip veduruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlartarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata görehükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdiredilir.”
18. 21/12/2011 tarihli ve 28149 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan 2012 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin(AAÜT) 10. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"(1) Manevi tazminat davalarındaavukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden Tarifenin üçüncü kısmınagöre belirlenir.
...
(3) Budavaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, Tarifenin ikinci kısmınınikinci bölümüne göre hükmolunur.
(4)Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkündiğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından vekaletücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir."
19. 2012 yılı AAÜT'nin 12. maddesinin(1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tarifeninikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veyapara ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, (yedinci maddenin ikincifıkrası, dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile onuncu maddeninson fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla,) Tarifenin üçüncü kısmına görebelirlenir.”
20. 2012 yılı AAÜT'nin ikinci kısmınınikinci bölümünün ilgili kısmı şöyledir:
“İdareve Vergi Mahkemelerinde takip edilen davalar için
a) Duruşmasız ise 600,00TL
b) Duruşmalı ise 1.200,00TL"
21. 2012 yılı AAÜT'nin üçüncü kısmınınilgili bölümü şöyledir:
“YargıYerleri ile İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olan veya Paraile Değerlendirilebilen Hukuki Yardımlara Ödenecek Ücret
1. İlk 25.000,00 TL için % 12
2. Sonra gelen 35.000,00TL için % 11”
V. İNCELEME VE GEREKÇE
22. Mahkemenin 27/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. 6100 Sayılı Kanun'un323. Maddesinin 1. Fıkrasının (ğ) Bendi ile 1136 Sayılı Kanun'un 164.Maddesinin İptal Edilmesi Gerektiğine ve Anayasa'ya Aykırılık İddiasının TemyizMercince Karşılanmadığına İlişkin İddialar
1. Başvurucunun İddiaları
23. Başvurucu; 6100 sayılı Kanun'un 323. maddesinin 1.fıkrasının (ğ) bendi ile 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun164. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğunu iddia ederek iptalini talepetmiştir. Başvurucu ayrıca, temyiz dilekçesinin "Temyiz Nedenleri" başlıklı 3.bölümünün 4. maddesinde avukat vekâlet ücretlerinin hukuki olmadığı ve hususadayanak teşkil eden yasa maddelerinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasınınmahkemece ciddiye alınmadığını, bu konuda görüş bildirilmediğini ve bu hususagerekçede yer verilmediğini iddia etmiştir.
2. Değerlendirme
24. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (3) numaralıfıkrasında yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemlerin doğrudan bireyselbaşvuru konusu yapılamayacağı düzenlenmiştir. Bir yasama işleminin temel hak veözgürlüğün ihlaline neden olması durumunda doğrudan yasama işlemi aleyhinedeğil ancak yasama işleminin uygulanması mahiyetindeki işlem, eylem veihmallere karşı bireysel başvuru yapılabilir (SüleymanErte, B. No: 2013/469, 16/4/2013, § 17; Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 37).
25. Somut olayda başvurucu, yasama işlemlerinin Anayasa'yaaykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği iddiasıyla bireysel başvurudabulunmuştur. Bireysel başvuru kapsamında yasama işlemlerinin doğrudan ve soyutolarak Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvuruyapılamaz.
26. Diğer taraftan, bir hükmün Anayasa'ya aykırı olduğugerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunma hakkı derece mahkemelerinetanınmış mutlak bir haktır ve taraflarca bu konuda ileri sürülen iddialarıdeğerlendirme ve gerekçelendirme yine derece mahkemelerinin yetkisidâhilindedir.
27. Başvuru konusu olayda, medeni hak ve yükümlülükler ileilgili olmayan ve kanunların Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla AnayasaMahkemesine başvuru talebi hakkında mahkeme kararında gerekçeye yerverilmediğine yönelik ihlal iddialarının adil yargılanma hakkının kapsamınagirmediği anlaşılmaktadır.
28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma veGeliştirme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
29. Başvurucu; hakkında tesis edilen atama işlemleri nedeniyleaile bütünlüğünün bozulduğunu, ailesine karşı görev ve sorumluluklarını yerinegetirmesinin engellendiğini, Tekirdağ'daki görevi sırasında kendisine şehirdışına çıkma izni verilmediğini, sürgün şeklinde atamalar nedeniyle maddi vemanevi varlığına zarar verildiğini, davasının haksız olarak reddedildiğinibelirterek Anayasa'nın 17., 23., 36. ve 41. maddelerinde güvence altına alınanhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu sebeple başvurucunun atama işlemlerinedeniyle çalışma ve aile hayatının olumsuz etkilendiğinden bahisle Anayasa'nın23., 36. ve 41. maddelerinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin mahiyetigereği bir bütün olarak Anayasa'nın 17. maddesi yönünden incelenmesi uygungörülmüştür.
31. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi ve manevivarlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
...
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimseinsan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."
32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İşkence yasağı" kenar başlıklı3. maddesi şöyledir:
"Hiç kimseye işkence veya insanlık dışıya da aşağılayıcı muamele veya ceza uygulanamaz."
33. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinmaddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğubelirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma vegeliştirme hakkı, Sözleşme'nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkıkapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlük hakkı ilebireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkınakarşılık gelmektedir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 30).
34. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında ise kimseye işkence, eziyetyapılamayacağı ve kimsenin insanhaysiyetiyle bağdaşmayan muamele ve cezaya tabi tutulamayacağıdüzenlenmiş olup hüküm Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında güvence altınaalınmış olan hukuksal çıkarları kapsamaktadır. Belirtilen düzenlemede yer alanifadeler arasında bir yoğunluk farkı bulunmakta olup kişinin maddi ve manevivarlığının bütünlüğüne en ağır şekilde zarar veren muamelelerin işkence, bu seviyeye varmayan fakat yinede vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veya ruhsal ızdırapveren insanlık dışı muamelelerin eziyet,küçük düşürücü ve alçaltıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleveya ceza olarak belirlenmesi mümkündür (TahirCanan, § 22).
35. Ancak bir eylemin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık düzeyine ulaşmışolması gerekir. Bu asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde her somutolayın özellikleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılması esastır. Bubağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve manevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti,yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, § 23). Somut olaydaki verilerışığında belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalan muamele ve eylemlerin isediğer haklar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.
36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında da başvurukonusu iddiaların Sözleşme'nin 3. maddesinin güvence kapsamında yer alması içinminimum bir ağırlığa varması gerektiği kabul edilmekte; acımasız, insanlık dışıveya küçük düşürücü muamele veya cezanın ağır ve kasıt içeren şekli olarakkabul edilen işkencenin şiddetli acı veya eziyet uygulanması, acının kasıtlıolarak uygulanması ve bilgi almak, cezalandırmak veya korkutmak gibi amaçlı birmuameleyi içermesi gerektiği benimsenmektedir. Önceden tasarlanarak saatlerceuygulanan ve gerçek yaralar, en azından ağır fiziki ve ruhsal acılar çektirenmuameleler ise insanlık dışı muamele olarak değerlendirilmektedir. Küçükdüşürücü muamelenin ise mağdurlarda korku ve aşağılık duygusu oluşturan, küçükdüşürücü ve alçaltıcı nitelikte olan muameleleri ifade ettiği kabul edilmekteancak söz konusu muamelenin amacının ilgili kişiyi küçük düşürmek veyaalçaltmak olup olmadığı ve sonuçları itibarıyla mağdurun kişiliğiniSözleşme'nin 3. maddesi ile uyuşmayan bir olumsuzlukta etkileyip etkilemediğiüzerinde durulmaktadır (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 34).
37. Yukarıda yer verilen tespitlerden de anlaşılacağı üzeredoğası gereği cezaların veya menfi hareket ve eylemler ile olumsuz hayatdeneyimlerinin kişinin fiziki ve ruhsal değerlerini etkilemesi ve kişide stres,üzüntü ve sair menfi tezahürlere yol açması, bu etkileri açısından özellikleküçük düşürücü muamele kavramını çağrıştırması mümkün olmakla birliktebelirtilen eylemlerin Sözleşme'nin 3. maddesi anlamında işkence, insanlık dışıveya küçük düşürücü muamele ve bu kavramların Anayasa'nın 17. maddesinde yerverilen muadilleri olan işkence, eziyet veya haysiyetle bağdaşmayan muameleveya ceza olarak nitelendirilebilmesi için mağdurun subjektifniteliklerinin yanı sıra muamelenin uygulanış şekli ve yöntemi ile özelliklemeydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkiler açısından önemli bir ağırlığaulaşmış olması gerekmektedir (Işıl Yaykır, § 35).
38. Somut olayda başvurucu, İstanbul Defterdarlığında vergidenetmeni olarak görev yapmaktayken 5/8/2003 tarihli Bakanlık Olur'u ileTekirdağ'a atanmış; bu işleme karşı açtığı davada yürütmenin durdurulmasınakarar verilmesi üzerine 6/4/2004 tarihinde başvurucunun ataması tekrarİstanbul'a yapılmıştır. Ardından 30/7/2005 tarihli onay ile başvurucununataması bu kez Eskişehir'e yapılmış, başvurucu tarafından bu atama işleminekarşı herhangi bir dava açılmamış ve 7/9/2005 tarihinde kendi isteğiyle emekliolma talebinde bulunarak 17/10/2005 tarihinde görevinden ayrılmıştır.
39. Başvurucunun İstanbul'dan Tekirdağ'a atanması işlemininiptaline yönelik İstanbul 4. İdare Mahkemesinin 9/12/2004 tarihli kararınıngerekçesinde; başvurucunun 1. hizmet bölgesi olan İstanbul'da yedi yıllıkhizmet süresini tamamladığından mevzuat gereğince yer değiştirme suretiyleatamasının yapılabileceği ancak bu atama işleminde 22/9/2000 tarihli ve 24178sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girenMaliye Bakanlığı Personelinin Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkinYönetmelik hükümleri uyarınca dikkate alınması gereken eş durumu mazeretinindikkate alınmaması nedeniyle işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilerekdava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.
40. Başvuru konusu olaya bakıldığında başvurucu hakkında tesisedilen işlemin idarenin olağan işleyişi içinde tesis edilmiş bir atama işlemiolduğu, mahkemece verilen yürütmenin durdurulması kararı üzerine işlemingeciktirilmeksizin geri alındığı, yaklaşık on altı ay sonra başvurucunun bu kezEskişehir'e atandığı ve ardından başvurucunun kendi isteğiyle emekli olduğuanlaşılmıştır.
41. Dolayısıyla idarenin olağan işleyişi içinde tesis edilmiş vemahkemenin yürütmenin durdurulması kararı üzerine geciktirilmeksizin gerialınmış işlemin başvurucuya etkisinin çalışma ve aile hayatında zarar ortayaçıkaran boyutta olmadığı ve yaşamına etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık veyoğunluk derecesine ulaşmadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca tam yargı davasınıreddeden Mahkemenin 31/5/2012 tarihli gerekçeli kararında da,müdahalelerin başvurucunun maddi ve manevi varlığı üzerindeki etkilerinintartışıldığı ve derece mahkemesinin gerekçesinin bu yönde ilgili ve yeterlişekilde oluşturduğu kanaatine varılmıştır.
42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
43.Başvurucu; vekâlet ücretinin dava gideri olarak takdiredilmesi nedeniyle hak arama özgürlüğünün kısıtlandığını, yargı yollarınınetkisizleştirildiğini ve işlevsizleştirildiğini belirtmiştir.
2. Değerlendirme
44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,§ 16). Başvurucunun iddiasının adil yargılanma hakkının güvenceleri arasındayer alan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
45. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
46. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Hakkın Kapsamı veMüdahalenin Varlığı
47. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkınasahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adilyargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nintaraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adilyargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No:2014/13156, 20/4/2017,§34).
48. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesiiçin ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenyararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:2013/8896, 23/2/2016, § 33).
49. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
50. Başvurucuya konu davada İstanbul 2. İdare Mahkemesitarafından başvurucu aleyhine 6.350 TL nispi vekâlet ücretine hükmedilmesininbaşvurucunun mahkemeye erişim hakkına müdahale olduğu açıktır.
ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
51. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeyeerişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür.Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken temel hak veözgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir(Hüseyin Karaca, B. No:2015/6160, 19/9/2018, § 38).
52. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
53. Yukarıda anılan müdahale Anayasa'nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa'nın 36. maddesini ihlaleder.
54. Bu sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebedayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir (Feridun Gülmez, B.No: 2014/11451, 19/7/2017, § 78).
(1)Kanunilik
55. Somut olayda 659 sayılı KHK'nın 14. maddesinin (1) numaralıfıkrası uyarınca başvurucu aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmiştir.Dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır.
(2) Meşru Amaç
56. 659 sayılı KHK ile idarenin taraf olduğu davaların idareninbünyesinde görev yapan kadrolu hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından takibiöngörülmüş olup davanın reddi hâlinde idare lehine avukatlık ücretinehükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır (FeridunGülmez, § 81).
57. 659 sayılı KHK'nın genel gerekçesinde KHK'nın amacının "hukuk hizmetlerinin, etkili, verimli ve usulekonomisine uygun bir şekilde yerine getirilmesini sağlamak"olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla idare lehine vekâlet ücretinehükmedilmesinin amacının gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısınınazaltılması ve böylece kamu kaynaklarının etkili, verimli ve usul ekonomisineuygun bir şekilde kullanılmasının sağlanması olduğu ifade edilebilir. Kamu kaynaklarınınetkili, verimli ve usul ekonomisine uygun bir şekilde kullanılmasının teminineyönelik düzenleme yapılması da hukuk devleti ilkesinin bir gereği olup busebeple yapılan müdahalenin meşru bir amaca yönelik olduğu anlaşılmıştır (Murat Kara ve diğerleri, B. No: 2014/6042,9/3/2017, § 70).
(3) Ölçülülük
(a) Genelİlkeler
58. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukukdevleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerinsınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumungerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazlasınırlandırılması, kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamınageleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,13/11/2014).
59. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına görekazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkememasraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkınamüdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksuntalepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler makul görülebilir. Ancakbu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte ve kullanılan aracınsınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyinhakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde bireyaleyhine katlanılması zor külfetler yüklememiş olması gerekir (Özkan Şen, §§ 61, 62).
60. Bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan başvurucularınreddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlık ücretini karşıtarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli dava koşullarıçerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye başvurmalarınıanlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda davanın özel koşullarıçerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim hakkınınasgari sınırını teşkil etmektedir (Özkan Şen,§ 54).
(b)İlkelerin Olaya Uygulanması
61. Başvuru konusu olayda başvurucu 50.000 TL maddi, 100.000 TLmanevi tazminat talebinde bulunmuştur. Mahkeme, davayı reddederek başvurucualeyhine 6.350 TL vekâlet ücretine hükmetmiştir.
62. Başvurucunun tam yargı (tazminat) davasını açtığı tarihitibarıyla yürürlükteki usul hükümlerinde, dava dilekçesinde belirtilen talepkonusu miktarın sonradan ıslah yoluyla değiştirilmesini öngören bir düzenlemebulunmamaktadır.
63. Tazminat alacağının miktarı ancak bilirkişi incelemesi vebenzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesinde belirlenebilenbir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hak kazanılan tazminatmiktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veya öngörülmesi mümkündeğildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bu belirsizliğin talepedilen miktarın sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluyla aşılması da değişiklikyapılmadan önceki hâliyle 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu gereği mümkün olmadığından hak kaybına uğramak istemeyen davacınıntazminat talebine ilişkin miktarı yüksek tutmaktan başka seçeneğinin olmadığıgörülmektedir.
64. Somut olayın koşulları bir bütün hâlindedeğerlendirildiğinde başvurucunun dava açtığı sırada ıslah imkânının olmamasınedeniyle hak kaybına uğramamak için talebini yüksek tuttuğu ve yargılama sonucundadavasının reddedilmesi nedeniyle 6.350 TL avukatlık ücretini davalı idareyeödemek zorunda kaldığı görülmüştür. Böylece ıslah imkânı olmaması nedeniyleyüksek tazminat talebinde bulunarak açılan davaya ilişkin yargılama sonucundabaşvurucu aleyhine hükmedilen avukatlık ücretinin Anayasa Mahkemesinin emsalkararlarında belirlediği kriterlere göre ölçülü olmadığı saptandığındanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (benzer yöndekikararlar için bkz. Galip Kocuk,B. No: 2014/5639, 24/6/2015; Metin Taşdemir,B. No: 2014/6991, 26/2/2015; Lütfi Karaca,B. No: 2013/6808, 4/2/2016).
65. Açıklanan gerekçelerle başvuruya konu müdahale ölçülüolmadığından başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
D. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
66. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
67. Başvurucu, uğradığı zararların tazminini ve yargılamanınyenilenmesine karar verilmesini istemiştir.
68. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
69. Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlalin sonuçlarınınortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmadığından salt ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında takdiren başvurucuya 5.150 TL tazminat ödenmesine karar verilmesigerekir. Başvurucunun diğer taleplerinin reddi gerekir.
70. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harçtan oluşanyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. 6100 sayılı Kanun'un 323. maddesinin 1. fıkrasının (ğ)bendi ile 1136 sayılı Kanun'un 164. maddesinin iptal edilmesi gerektiğine veAnayasa'ya aykırılık iddiasının Temyiz Mercincekarşılanmadığına ilişkin iddiaların konubakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 5.150 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, diğer taleplerinREDDİNE,
D. 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 2. İdareMahkemesine (E.2011/1363, K.2012/1003) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE27/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.