TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUHAMMED FURKAN DURAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/687)
Karar Tarihi: 30/12/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Recep BENLİ
Başvurucu
:
Muhammed Furkan DURAN
Temsilcileri
:
Zeliha DURAN ve Ramazan DURAN
Vekili
:
Av. Özgür SOLAK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucu, devlet hastanesinde doğumu sırasında yaşanankusurlu hizmet sebebi ile sakat kaldığını, uğradığı zararın tazmini istemiyleaçtığı davada ikinci bilirkişi raporuyla ortaya konulan maddi zararın idariyargıda ıslah müessesesi olmadığı için dikkate alınmadığını belirterekAnayasa’nın 17. ve 36. maddesi ile tanınan maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkı ile hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürerekmaddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, başvurucu vekili tarafından 16/1/2013 tarihindeKonya Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan önincelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 22/4/2013 tarihindebaşvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Birinci Bölüm tarafından 19/12/2013 tarihinde yapılantoplantıda, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine kararverilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 23/12/2013 tarihindeBakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, yazılı görüşünü 20/1/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 27/1/2014 tarihindebildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne cevaplarını içeren dilekçesini7/2/2014 tarihinde sunmuştur.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetleşöyledir:
8. Başvurucu, 25/6/2000 tarihinde Sağlık Bakanlığına bağlıAdıyaman Doğum ve Çocuk Bakımevi Hastanesinde doğumu sırasında beynininoksijensiz kalması nedeniyle “hipoksik iskemik ensefalopati” olarak adlandırılan beyinrahatsızlığına yakalanmıştır.
9. Başvurucunun doğum esnasında ve sonrasında uğramış olduğuzararlarının karşılanması talebiyle 2001 yılında Sağlık Bakanlığı’na başvurudabulunulmuştur.
10. Başvurunun süresinde cevaplanmaması üzerine Gaziantep 1.İdare Mahkemesine 18/5/2001 tarihinde 11.000 TL maddi, 3.000 TL manevi tazminatistemli tam yargı davası açılmıştır.
11. Mahkemece, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ÇocukSağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Ünitesinden aldırılan 12/10/2001tarihli raporda özetle, çocuğun arız olan hastalığa doğum öncesinde mi, doğumsırasında mı, yoksa doğum sonrasında mı maruz kaldığı hakkında ve hastalığınnedeni konusunda yorum yapılamayacağı sonucuna varıldığı belirtilmiştir.Mahkemenin iş güç kaybına yönelik avukat bilirkişiden aldırdığı 24/5/2004tarihli bilirkişi raporunda ise, özetle, mahkemece davalı Bakanlığa bağlıhastane personelinin ağır hizmet kusurunun bulunduğu, başvurucunun ömür boyu%100 oranında malul kaldığı kabul edildiği takdirde iş gücü kaybından(maluliyetten) kaynaklanan maddi tazminatın 138.246,96 TL olduğubildirilmiştir.
12. Başvurucu, avukat bilirkişinin iş güç kaybına ilişkinraporunu öğrendikten sonra 20/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanunu’nun 13. maddesi kapsamında 8/12/2004 tarihli dilekçesi ile SağlıkBakanlığına başvurarak bilirkişi raporu ile ortaya çıkan toplam zarardan kalan127.246,00 TL maddi zararın tazminini istemiştir. İdare, 27/12/2004 tarihlicevabında konuyla ilgili olarak Gaziantep 1. İdare Mahkemesinde görülmekte olandava olması sebebiyle başvurucunun talebini reddetmiştir.
13. Bunun üzerine başvurucu 28/2/2005 tarihli dilekçesi ileGaziantep 2. İdare Mahkemesinde 127.246,00 TL maddi tazminatın ödenmesitalebiyle ikinci bir dava açmıştır.
14. Gaziantep 1. İdare Mahkemesinde görülen davada, mahkeme7/3/2005 tarih ve E.2001/995, K.2005/386 sayılı kararında, doğumun icapnöbetçisi ve kadın doğum uzmanına haber verilmeksizin hastanede görevli ebelertarafından gerçekleştirildiğini, doğum esnasında başvurucu çocuğun fazlazorlandığını, tüm bunların sonucunda başvurucunun beyninin hasar gördüğünü bunedenle kamu hizmetinin kötü işlediğinin kabul edilmesi gerektiğini belirtmiş,tazmin istemi hakkında 10.000 TL maddi ve 3.000 TL manevi tazminatahükmetmiştir.
15. Gaziantep 2. İdare Mahkemesi ise 27/3/2006 tarih veE.2005/385, K.2006/711 sayılı kararında “aynıuyuşmazlığın yeniden dava konusu edilerek mahkemece reddedilen 127.246 YTLtutarındaki maddi zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın kesin hükümnedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmamaktadır” gerekçesiyledavanın kesin hüküm nedeniyle reddine karar vermiştir.
16. Gaziantep 1. İdare Mahkemesinin kararı başvurucutarafından temyiz edilmemiştir. Davalı idare tarafından temyiz edilen kararDanıştay Onuncu Dairesinin 15/2/2008 tarih ve E. 2005/8148 K. 2008/676 sayılıkararında “…dava konusu uyuşmazlığın çözümüiçin davalı idarenin tazmin yükümlülüğü açısından olayda hizmet kusuru bulunupbulunmadığının tespiti amacıyla, bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucundahazırlanacak raporun değerlendirilmesi gerekir. …esas itibariyle adaletişlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere kurulan Adli Tıp Kurumuna, niteliğibelirtilen şekilde inceleme yaptırıldıktan sonra karar verilmesi gerekirkenbilirkişi incelemesi yaptırılmadan verilen İdare Mahkemesi kararında hukukauygunluk bulunmamaktadır” gerekçesine dayanılarak bozulmuştur.
17. Başvurucu tarafından temyiz edilen Gaziantep 2. İdareMahkemesinin kararı, Danıştay 10. Dairesinin 17/12/2010 tarih, E.2007/707,K.2010/10822 sayılı kararıyla onanmıştır. Onama kararında, davanın, idarieylemin ve oluşan zararın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl içinde idareyebaşvurulduktan sonra açılması gerekirken, bu sürenin dolmasından sonraaçılmasından dolayı, süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği şeklinde farklı birgerekçeye yer verilmiştir. Onama kararı üzerine karar düzeltme istemindebulunan başvurucunun bu istemi Danıştay 10. Dairesinin 2/11/2012 tarih veE.2011/8131, K.2012/5365 sayılı kararıyla reddedilmiştir.
18. Bu karar başvurucuya 17/12/2012 tarihinde tebliğedilmiştir.
19. Bozma kararından sonra Gaziantep 1. İdare Mahkemesidosyayı yargı yetkisi bakımından yetkili Şanlıurfa İdare Mahkemesinegöndermiştir. Şanlıurfa İdare Mahkemesi E.2009/502 sayılı dosya kapsamındayaptığı yargılamada, bozma kararı doğrultusunda Adli Tıp Kurumu 3. İhtisasKurulundan rapor almıştır. 25/9/2009 tarihli raporda özetle, mevcut tablonunyeni doğan sepsisine bağlı olduğu, doğumda davalıidareye atf-ı kabil kusur bulunmadığı belirtilmiştir.Mahkeme bilirkişi raporu doğrultusunda 19/3/2010 tarih ve K.2010/445 sayılıkararıyla davalı idareye atf-ı kabil kusurbulunmadığından davanın reddine karar vermiştir.
20. Kararın başvurucu tarafından temyiz edilmesi üzerine,Danıştay 10. Dairesi 17/2/2010 tarih ve E.2010/12346, K.2010/10823 sayılıkararıyla maddi tazminat isteminin reddine yönelik kısmın onanmasına, sunulansağlık hizmetinin yetersizliği nedeniyle duyulan acı, elem ve üzüntünün kısmende olsa hafifletilebilmesi amacıyla manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğindenmanevi tazminat isteminin reddine yönelik kısmın bozulmasına karar vermiştir.
21. Davalı idarenin karar düzeltme istemi, Danıştay 10.Dairesinin 27/4/2012 tarih ve E.2011/8741, K.2012/1890 sayılı kararıylareddedilmiştir.
22. Şanlıurfa İdare Mahkemesi manevi tazminat yönündenbozulan karar nedeniyle yaptığı E.2012/3108 sayılı yargılama sonunda verdiği20/12/2012 tarih ve K. 2012/3059 sayılı kararla manevi tazminat yönündenbozulan kararında ısrar ederek davanın reddine hükmetmiştir.
23. Bu karar başvurucu tarafından 25/4/2013 tarihinde temyizedilmiş ve dosya 12/6/2013 tarihinde Danıştay ilgili daire başkanlığınagönderilmiştir.
24. UYAP kayıtlarından yapılan sorgulamada dosyanın halenDanıştay aşamasında olduğu anlaşılmıştır.
25. Başvurucu, 16/1/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
26. 26/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargıdavası açılması” başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veyabaşka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylemtarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerinegetirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddihalinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istekhakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”
27. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiillerdendoğan borç ilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi iseşöyledir:
“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukununsorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafındanverilen beraat kararıyla da bağlı değildir.
Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurundeğerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da,hukuk hâkimini bağlamaz.”
28. Yargıtayın konu ile ilgili bazı içtihatlarışöyledir:
“…Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksalaçıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamakHUMK.76.maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir.Davacı, davalı doktor tarafından yapılan ameliyat nedeniyle ameliyat edilenbölgede yabancı cisim bırakıldığından yeniden ameliyat olmak zorunda kaldığınıileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemiştir. Davanın temeli vekilliksözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK. 386-390 ) Vekil vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucunelde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiğiçabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışındandoğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçininsorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmakzorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK.321/1.md. ) O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütünkusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor,hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanındurumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumungerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yinegecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, birtereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmalaryapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almaklayükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanınve hastalığın özellikleri göz önünde tutularak, onu risk altına sokacak tutumve davranışlardan kaçınılmalı ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten demüvekkil ( hasta ), mesleki bir iş gören doktor olanvekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesinibeklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun394/1.maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş isedoktor sorumlu tutulmamalıdır…(Hukuk Genel Kurulunun13/4/2011 tarih ve E.2010/13-717, K.2011/129 sayılı kararı).”
“Dava, desteğin yanlış tedavi sonucu öldüğüiddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir. Uyuşmazlık; kamu görevlisidoktorun eylemi nedeniyle açılan eldeki tazminat davasında husumetin adı geçendoktora yöneltilip yöneltilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Davacı taraf, davalı doktorun görevi sırasındakanamalı ve acil durumda olduğu halde destekleri olan hastaya müdahaledebulunmayıp, dış gebelik olan başka bir hastayla ilgilendiği; böylece,dikkatsizlik ve tedbirsizliği nedeni ile desteğin ölümüne neden olduğuiddiasıyla ve doktoru hasım göstererek eldeki tazminat davasını açmıştır.
Davalının görevi dışında kalan kişiselkusuruna dayanılmadığına, dikkatsizlik ve tedbirsizliğe dayalı da olsa eylemingörev sırasında ve görevle ilgili olmasına ve hizmet kusuru niteliğindebulunmasına göre, eldeki davada husumet kamu görevlisine değil, idareyedüşmektedir. Öyle ise dava idare aleyhine açılıp, husumetin de idareyeyöneltilmesi gerekir. Mahkemece, davalı doktor hasım gösterilerek açılandavanın husumet yokluğu nedeni ile reddedilmesi hukuka uygundur…(Hukuk Genel Kurulunun 1/2/2012 tarih ve E. 2011/4-592,K.2012/25 sayılı kararı).”
“…Davadaki ileri sürülüşe ve kabule göre davatemelini vekillik sözleşmesi oluşturmakta olup, özen borcuna aykırılığadayandırılmıştır ( BK. 386-390). Vekil, vekaletgörevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değilise de; bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanınyaptığı işlemlerin eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğanzararlardan sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğunailişkin kurallara bağlıdır ( BK. 290/2 md.). Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafifkusurundan dahi sorumludur ( BK. 321/1 md.). O nedenle vekil konumunda olan doktorun meslek alanıiçinde olan bütün kusurları, hafif dahi olsa sorumluluğunun unsuru olarak kabuledilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm şartlarıyerine getirmek, hastanın durumunu, tıbbi açıdan zamanında gecikmeksizinsaptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyöntemini de gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahiolsa, tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdü ortadan kaldıracak araştırmalaryapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedaviyöntemleri arasında bir tercih yaparken de hastasının ve hastalığınınözelliklerini göz önünde tutmalı, onu risk altına sokacak tutum vedavranışlardan kaçınmalı, en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de hasta,tedavisini üstlenen meslek mensubu doktorundan tedavisinin bütün aşamalarındamesleğin gerektirdiği titiz bir ihtimam ve dikkati göstermesini, beden ve ruhsağlığı ile ilgili tehlikelerden kendisini bilgilendirmesini güven içindebeklemek hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, B.K.'nun 394/1. maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifaetmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birliktesonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır…(13.Hukuk Dairesinin 16/2/2012 tarih ve E.2011/19947, K.2012/3097 sayılı kararı).”
29. 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfadeÖzgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 4.maddesi ile değişik 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu’nun 16. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Taraflar, sürenin geçmesinden sonraverecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler.Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veyadiğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcıödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarınartırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafatebliğ edilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 30/12/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 16/1/2013 tarih ve 2013/687 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
31. Başvurucu ilk olarak, doğumu sırasında yaşanan hizmetkusuru sebebi ile uğradığı zararların bilirkişi raporuyla sonradan tespitedilen kısmını, zararın tam olarak davanın açıldığı sırada belli olmaması veidari yargıda ıslah kurumunun olmaması nedeniyle isteyemediklerini, maddizararın kalan kısmının tazmini isteminin Gaziantep 2. İdare Mahkemesi tarafındankesin hüküm gerekçe gösterilerek reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36.maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini; ikinci olarak dadoğum esnasında ve sonrasında sağlık personelinin gereken önlemlerialmadıklarını, doğumda kadın doğum uzmanının bulunmadığını, doğum kararını dahiebelerin aldığını ve doğum sonrasında gerekli müdahalelerde bulunmadıklarını,bu kamu görevlilerinin kendi kurumları tarafından kusurlu bulunarakcezalandırıldıklarını belirterek sağlık hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşve 127.426,00 TL maddi, 500.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
32. Adalet Bakanlığı görüşünde şikâyetlerin kabuledilebilirliği açısından yaşam hakkının ihlali iddiasına ilişkin değerlendirmeyapılırken, öncelikle başvurucunun mağdur sıfatını taşıması gerektiği, sözkonusu başvuruda başvuranın tazminat yoluyla talebi karşılandığı gözetilerekbaşvurucunun mağdur sıfatı bulunup bulunmadığı konusunda takdirin AnayasaMahkemesine ait olduğu bildirilmiştir.
33. Başvurucu, başvurunun kabul edilebilirliği hakkındakiBakanlık görüşüne karşı, idarenin vermiş olduğu zararı uygun bir şekilde tazminetmesi mağdur sıfatını ortadan kaldırsa da kendi durumunda zararın tazminininsöz konusu olmadığını, mahkeme tarafından uzman bilirkişilerden alınanraporlara göre ilk dava ile karşılanmayan maddi zararın 127.426 TL olması ve butazminatın başvuruda kabul edilmemesi karşısında mağduriyetinin devam ettiğinibeyan etmiştir.
34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder. Bu nedenle başvurucunun adil yargılanma ve sağlık hakkınabağlı olarak Anayasa’nın 36. ve 56. maddelerinin ihlal edildiği şeklindeki iddialarıAnayasa’nın 17. maddesi ile ilişkili görülerek, kişinin maddi ve manevivarlığını koruma ve geliştirme hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.
35. Başvurucu, doğum esnasında ve sonrasında sağlıkpersonelinin gereken önlemleri almadıklarını, doğumda kadın doğum uzmanınınbulunmadığını, doğum kararını dahi ebelerin aldığını ve doğum sonrasındagerekli müdahalelerde bulunmadıklarını, bu kamu görevlilerinin kendi kurumlarıtarafından kusurlu bulunarak cezalandırıldıklarını ileri sürmektedir.
36. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
37. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı hallerdışında, kimsenin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel vetıbbi deneylere tabi tutulamaz.”
38. Anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevivarlığının bütünlüğü, gerek kamusal yetkilerledonatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin müdahalelerine karşı güvence altınaalınmıştır. Bu çerçevede devletin, egemenlik alanında yaşayan ve kontrolüaltında bulunan kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yönelen müdahaleleriönleme, önlenememiş olan müdahalelere yönelik olarak da gerekli soruşturma, kovuşturma,failleri tespit edip cezalandırma ve gerektiğinde bundan doğan zararları etkilibir şekilde bizzat karşılama veya sorumlularına karşılatma yükümlülüğübulunmaktadır. Kişilerin vücut bütünlüğüne yapılan bir müdahaleden doğanzararlara yönelik etkili bir tazminin sağlanamadığı ve bu çerçevede devletin,Anayasa’nın 17. maddesinden doğan koruma yükümlülüğünü yerine getirmediğidurumlarda, kişinin vücut bütünlüğünün korunduğundan söz edilemez. (B. No:2012/791, 7/11/2013, § 40).
39. Bu çerçevede, devlet hastanesinde doğumu esnasındaverilen kusurlu hizmet sebebiyle sakat kaldığını iddia eden başvurucunun, buolay nedeniyle kendisine yeterli ve adil bir tazmin sağlanmadığı iddiası,Anayasa’nın 17. maddesinin koruma alanı kapsamında yer almaktadır.
40. Başvurucunun devlet hastanesinde doğumu sırasında yaşanankusurlu hizmet sebebi ile sakat kalması suretiyle devletin maddi ve manevivarlığını koruma yükümlülüğünün ihlal edildiği iddiaları açısından bir ihlalsöz konusu ise bu ihlalin giderilmesi öncelikle idari makamların ve derecemahkemelerinin yükümlülüğü altındadır (B.No:2013/2075, 4/12/2013, § 75). Yargıtayın yukarıda (§28) yer verilen konu hakkındaki içtihatları (B. No: 2013/2839, 3/4/2014, §24-27) dikkate alındığında, ceza kanunları uyarınca suç oluşturmayan eylem veihmallere karşı da, husumetin yöneltileceği kişiye bağlı olarak, 2577 sayılıKanun ile 6098 sayılı Kanun’un yukarıda belirtilen (§ 26-27) hükümleri uyarıncakusura ve hatta kusursuz sorumluluğa dayalı olarak idareye veya kişilereyönelik idare ve hukuk mahkemeleri önünde uğranılan zararları tazmin yollarıdüzenlenmiştir (B. No: 2013/2075, 4/12/2013, § 74). Başvurucu da somut olaydadoğum esnasında yapılan yanlış müdahale nedeniyle sakat kaldığını ileri sürerekilgili idare aleyhine tazminat davası açmıştır.(§10)
41. Başvurucu, doğumu sırasında yaşanan hizmet kusuru sebebiile uğradığı zararların tazmini amacıyla açtığı davada bilirkişi raporuylahesaplanan ve karşılanmayan maddi zararının 127.426 TL olduğunu, idari yargıdaıslah kurumunun olmaması nedeniyle bu maddi zararını talep edemediğini, bununüzerine maddi zararın kalan kısmının tazmini amacıyla Gaziantep 2. İdareMahkemesine dava açtığını, davanın kesin hüküm gerekçe gösterilerekreddedildiğini belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak aramahürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
42. Başvurucunun iddialarına konu edilen yargı süreciincelendiğinde, başvurucu tarafından Gaziantep 1. İdare Mahkemesine açılan11.000 TL maddi, 3.000 TL manevi tazminat istemli tam yargı davasında, mahkemetarafından avukat bilirkişiden alınan iş güç kaybına ilişkin rapordabaşvurucunun kazanç kaybının 138.246,96 TL olduğunun bildirildiği, yargılamasonunda kamu hizmetinin kötü işlediğinin kabul edilmesi gerektiği belirtilerektazmin istemi hakkında talebe bağlı kalınarak 10.000 TL maddi ve 3.000 TLmanevi tazminata hükmedildiği, kararın davalı idare tarafından temyiz edilmesisonucu Danıştay 10. Dairesi tarafından hizmet kusuru bulunup bulunmadığıhususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınmadığı gerekçesiyle kararın bozulduğu,bozmadan sonra Gaziantep 1. İdare Mahkemesinin dosyayı yargı yetkisi bakımındanyetkili Şanlıurfa İdare Mahkemesine gönderdiği, Şanlıurfa İdare Mahkemesinceyapılan yargılamada, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan rapor alındığı, rapordadoğumda davalı idareye atf-ı kabil kusurbulunmadığının belirtildiği, mahkemenin bilirkişi raporu doğrultusunda davalıidareye atf-ı kabil kusur bulunmadığı gerekçesiyledavanın reddine karar verdiği, kararın başvurucu tarafından temyiz edilmesiüzerine, Danıştay 10. Dairesince maddi tazminat isteminin reddine yönelikkısmın onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
43. Başvuru dilekçesinde başvurucu, her ne kadar bireyselbaşvuru talebinin sadece Gaziantep 2. İdare Mahkemesinin E.2005/385, K.2006/711 sayılı kararına ilişkin olduğunu belirtse de,başvurucu bu davayı Gaziantep 1. İdare Mahkemesinde görülen davada avukatbilirkişinin sadece iş güç kaybını hesaplayarak verdiği raporundaki tazminatmiktarını esas alarak açmıştır. Yukarıda anlatılan Gaziantep 1. İdareMahkemesindeki yargı süreci dikkate alındığında, avukat bilirkişinin sadece işgüç kaybını hesaplayarak verdiği rapora istinaden verilen kararın olayda hizmetkusuru bulunup bulunmadığının saptanması için Adli Tıptan rapor alınmasıgerektiği gerekçesiyle Danıştayca bozulduğu, bozmaüzerine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan rapor alındığı, raporda mevcuttablonun yeni doğan sepsisine bağlı olduğu, doğumdadavalı idareye atf-ı kabil kusur bulunmadığınınbelirtildiği, bunun üzerine mahkemenin davanın reddine karar verdiği,başvurucunun kararı temyiz ettiği, temyiz incelemesi sonucu kusur durumunailişkin Adli Tıp raporu yeterli görülerek maddi tazminatın reddine ilişkinkısmın onanarak kesinleştiği, dolayısıyla başvurucunun ikinci davasına dayanakyaptığı ilk davadaki bilirkişi raporunun hükümsüz hale geldiği, sonuç olarakmahkeme kararında herhangi bir keyfilik tespit edilemediği gibi olayda hizmetkusuru bulunmadığı da kesinleştiğinden başvurucunun maddi tazminata ilişkiniddialarının dayanaktan yoksun olduğu görülmektedir.
44. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 17.maddesinde güvence altına alınan anayasal hakkına yönelik bir ihlal olmadığınınaçık olduğu anlaşıldığından, olayda hizmet kusuru bulunduğu ve ıslah kurumununolmaması nedeniyle maddi zararını karşılamadığına dair başvurunun diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle başvurunun “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerindebırakılmasına, 30/12/2014 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.