TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUHAMMET ÖMEROĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/657)
Karar Tarihi: 17/5/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 28/6/2016-29756
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Celal Mümtaz AKINCI
Raportör
:
Aydın ŞİMŞEK
Başvurucu
:
Muhammet ÖMEROĞLU
Vekili
:
Av. Cemal TINARLIOĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; tutukluluğun kanun ile öngörülen azami süreyiaşması, tutukluluk süresinin makul olmaması, yargılamanın makul süredesonuçlandırılmaması, müştekilerden birinin yargılama aşamasında dinlenmemesinedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkınınihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 9/1/2014 tarihinde Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 13/3/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 24/7/2014 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 19/8/2014 tarihli yazısında, AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2007/378Soruşturma sayılı dosyası ile yürütülen soruşturma kapsamında 1/11/2007tarihinde gözaltına alınmış ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin (4/12/2004tarihli ve5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun mülga 250. maddesi ilegörevli) 5/11/2007 tarihli ve 2007/97 Sorgu sayılı kararıyla suç işlemek içinörgüt kurma ve nitelikli yağma suçlarından tutuklanmıştır.
8. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (5271 sayılı Kanun’unmülga 250. maddesi ile görevli bölümü) 26/11/2007 tarihli ve E.2007/1474 sayılıiddianamesiyle başvurucunun suç işlemek amacıyla örgüt kurma, nitelikli yağma,tehdit, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve kasten yaralama suçlarınıişlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinekamu davası açılmıştır.
9. Davaya bakan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi (5271 sayılıKanun’un mülga 250. maddesi ile görevli) E.2007/510 sayılı dosya üzerindenyapılan yargılamayı başvurucu yönünden tutuklu olarak sürdürmüştür.
10. Mahkemenin 6/12/2012 tarihli ve E.2007/510, K.2012/328sayılı kararı ile başvurucunun suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan 4 yıl2 ay hapis, (on altı ayrı) nitelikli yağma suçundan toplam 135 yıl 40 ay hapis,(üç ayrı) kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan toplam 15 yıl hapis, (dörtayrı) tehdit suçundan toplam 8 yıl 4 ay hapis, kasten yaralama suçundan 3 yıl 4ay hapis, "6136 sayılı Yasa'ya muhalefet" suçundan 1 yıl 8 ay hapisve 600 TL adli para cezaları ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
11. Mahkeme, hüküm ile birlikte“almış oldukları hapis cezalarının cins ve miktarı, sanıkların kaçmaihtimalinin kuvvetle muhtemel olması ve atılı suçların 5271 sayılı CMK’nın 100 vd. maddelerinde gösterilen katalog suçlardanolması hususları da dikkate alınarak adı geçen sanıkların mahkûm olduklarıyağma ve örgüt suçları yönünden 5271 sayılı CMK'nun109. maddesinde öngörülen adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı”gerekçesiyle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
12. Karar, başvurucuya duruşmada tefhim edilmiştir.
13. Başvuru formu ve eklerinden başvurucunun hükümle birlikteverilen tutukluluğun devamı kararına itiraz ettiği anlaşılamadığı gibibaşvurucu tarafından bu konuda herhangi bir bilgi ve/veya belge desunulmamıştır. Yine UYAP üzerinden yapılan incelemede başvurucunun anılankarara karşı itiraz yoluna başvurduğuna yönelik bir kayda rastlanmamıştır.
14. Başvurucu, hakkındaki mahkûmiyet hükmünü temyiz etmiştir.Dosya 9/10/2013 tarihinde temyiz incelemesi için Yargıtayagönderilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 12/4/2014 tarihinde tebligateksikliklerinin ikmali için Mahkemesine iade edilmiştir. Mahkemece, eksikliklerikmal edildikten sonra dosyanın 2/7/2014 tarihinde tekrar Yargıtayagönderildiği anlaşılmıştır.
15. 21/2/2014 tarihli ve 6526 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile5271 sayılı Kanun’un mülga 250. maddesi ile görevlendirilen ağır cezamahkemelerinin kaldırılması üzerine dosya, İstanbul 10. Ağır Ceza MahkemesininE.2007/1 sayısına aktarılmıştır.
16. Başvurucu hakkında verilen İstanbul 12. Ağır CezaMahkemesinin 6/12/2012 tarihli mahkûmiyet hükmü, temyiz incelemesi sonucundaYargıtay 6. Ceza Dairesinin 10/6/2015 tarihli ve E.2015/876, K.2015/41339sayılı ilamı ile bozulmuştur.
17. Yargıtay bozma ilamı sonrası dosya 5271 sayılı Kanun’unmülga 250. maddesi ile görevlendirilen ağır ceza mahkemelerinin kaldırılmasıdolayısıyla Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2015/329 sayısını almış ve anılanMahkeme 14/7/2015 tarihinde tensip incelemesi ile birlikte başvurucununtahliyesine karar vermiştir.
18. Dava, inceleme tarihi itibarıyla İlk Derece Mahkemesindederdesttir.
19. Başvurucu 9/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
20. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kasten yaralama” kenar başlıklı 86.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kasten başkasının vücuduna acı veren veyasağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldanüç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
21. 5237 sayılı Kanun’un “Tehdit”kenar başlıklı 106. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tehdidin;
a) Silahla,
...
c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
...
İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldanbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”
22. 5237 sayılı Kanun’un “Kişiyihürriyetinden yoksun kılma” kenar başlıklı 109. maddesinin (2)numaralı fıkrası şöyledir:
“Kişi, fiili işlemek için veya işlediği sıradacebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasınahükmolunur.”
23. 5237 sayılı Kanun’un “Nitelikliyağma” kenar başlıklı 149. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Yağma suçunun;
...
a) Silahla,
...
c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
...
g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,
...
İşlenmesi halinde, fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”
24. 5237 sayılı Kanun’un “Suçişlemek amacıyla örgüt kurma” kenar başlıklı 220. maddesinin (1)numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
“Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıylaörgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ilearaç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde, ikiyıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
25. 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklarİle Diğer Aletler Hakkında Kanun’un 13. maddesininbirinci fıkrası şöyledir:
“Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşlisilahlarla bunlara ait mermileri satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlarhakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis ve otuz günden yüz güne kadar adlî paracezasına hükmolunur.”
26. 5271 sayılı Kanun’un “Tutuklamakararı” kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarışöyledir:
“(1) Soruşturma evresinde şüphelinintutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimitarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersizkalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2)(Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.) Tutuklamaya,tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkinkararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneğiyazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.”
27. 5271 sayılı Kanun’un“Tutuklulukta geçecek süre” kenar başlıklı 102. maddesinin (2)numaralı fıkrası şöyledir:
“Ağır ceza mahkemesinin görevine girenişlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin 17/5/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
29. Başvurucu; yargılama konusu olaylara ilişkin ilk kezşikâyette bulunarak soruşturma açılmasına sebebiyet veren müşteki İ.B.nin yargılama aşamasında dinlenmesi taleplerininMahkemece yerine getirilmediğini, mahkemelerce diğer tutuklulara tanınan 5271 sayılıKanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaki beş yıllık azami tutukluluksüresinin kendisi hakkında uygulanmadığını, tutukluluğun makul süreyi aştığını,aynı gerekçelerle tutukluluğun devam ettirildiğini, davanın makul süredesonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 10., 19. ve 38. maddelerindedüzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucunun, tutukluluğun 5271sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen beş yıllıkazami süreyi aştığı, aynı gerekçelerle tutukluluğun devam ettirildiği vetutukluluk süresinin makul olmadığı şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesi ilegüvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı; müşteki İ.B.nin yargılama aşamasında dinlenilmesi taleplerininMahkemece yerine getirilmediği ve davanın makul sürede sonuçlandırılmadığışikâyetlerinin ise Anayasa’nın 36. maddesince güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47. maddesinin (5)numaralı fıkrasının birinci şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarınıntüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihtenitibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”
32. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün(İçtüzük) “Başvuru süresi ve mazeret”başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarınıntüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihtenitibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.”
33. Bireysel başvuruların, 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin(5) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 64. maddesinin(1) numaralı fıkrası uyarınca, başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuruyolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içindeAnayasa Mahkemesine doğrudan veya diğer mahkemeler yahut yurt dışıtemsilcilikler vasıtasıyla yapılması gerekmektedir.
34. Bireysel başvurunun, başvuru yolu öngörülmüş olması halindebu yolun tüketildiği ve buna ilişkin kararın kesinleştiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerektiği belirtilmekle beraber,başvuru süresinin başlangıç tarihininbelirlenmesi hususunda başvurucunun nihai karardan yeterince bilgi sahibiolması aranacaktır. Bu noktada, nihai kararın tebliğinin öngörüldüğü hallerdetebliğ tarihinin, tebliğ şartı öngörülmeyen hallerde ise başvurucunun kararıniçeriğini kesin olarak öğrenebildiği tarihin esas alınması gerekir (Taner Kurban, B. No: 2013/1582, 7/11/2013,§ 21).
35. Bireysel başvurunun ön şartlarından biri de başvurusüresidir. Süre, başvurunun her aşamasında dikkate alınması gereken bir usulhükmüdür (Yasin Yaman, B. No:2012/1075, 12/2/2013, § 18).
36. Kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilkderece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa mahkûmiyet tarihi itibarıyla kişinintutukluluk hâli sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu “bir suçisnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuruincelemesi açısından tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesiarasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmiş olmaklaisnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta erdiğikabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezayahükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklamanedenine bağlı olarak tutukluluk hâli sona ermektedir. Bu açıdan mahkûmiyetkararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) ve Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma hâlini tutukluluk olaraknitelendirmemektedir (Korcan Pulatsü, B. No:2012/726, 2/7/2013, § 33). Bu bakımdan temyiz aşamasında geçen sürelertutukluluk süresinin değerlendirmesinde dikkate alınmaz. Ancak bozma kararısonrasında bireyin durumu tekrar suç isnadına bağlı tutmaya dönüşeceğinden ilkderece mahkemesi önünde geçen süre değerlendirmede dikkate alınacaktır (Savaş Çetinkaya, B. No: 2012/1303,21/11/2013, § 42).
37. Bir suç isnadına bağlı olarak tutuklulukta geçen süreninbaşlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda butarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonuise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesincehüküm verildiği tarihtir (Murat Narman,B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 66). Bu kapsamda “bir suç isnadına bağlı olaraktutuklu olma” durumunda tutukluluk süresinin kanuni süreyi veya makul süreyiaştığı iddiasıyla yapılacak bireysel başvurunun ilk derece yargılaması devamederken tutukluluğun devamına karar verilen her aşamada başvuru yolları tüketildiktensonra veya serbest bırakılmadan itibaren başvuru süresi içinde yapılmasıgerekir (Mehmet Emin Kılıç, B.No: 2013/5267, 7/3/2014, § 28).
38. Somut olayda başvurucu 1/11/2007 tarihinde gözaltınaalınmış, 5/11/2007 tarihinde tutuklanmıştır. Tutuklu olarak devam edenyargılama sonucunda İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/12/2012 tarihlikararı ile başvurucunun "nitelikli yağma, suç işlemek amacıyla örgütkurma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, tehdit, kasten yaralama" ve"6136 sayılı Yasaya muhalefet" suçlarından toplamda 166 yıl 58 ayhapis cezası ile cezalandırılmasına ve başvurucunun tutukluluk hâlinin devamınakarar verilmiş; anılan mahkûmiyet hükmü, temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay6. Ceza Dairesinin 10/6/2015 tarihli ilamı ile bozulmuştur.
39. Dolayısıyla başvurucunun bir suç isnadına bağlı olaraközgürlüğünden yoksun bırakılması, İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet kararınıverdiği 6/12/2012 tarihinde sona ermiştir. Bu karar, başvurucunun yüzüne karşıtefhim edilmiştir. Anılan mahkûmiyet hükmü,temyizincelemesi sonucunda bozulmuş ve başvurucunun tutulmasının niteliği tekrar birsuç isnadına bağlı tutmaya dönüşmüş olsa da bu durumun, bireysel başvurununsüresinde yapılması gerektiği yönündeki kural üzerinde bir etkisibulunmamaktadır.
40. Bu belirlemeler karşısında bir suç isnadına bağlı olaraktutuklulukla ilgili şikâyetleri içeren bireysel başvurunun, ilk derecemahkemesince hüküm ile birlikte verilen tutukluluğun devamı kararına itirazedilmemiş ise kararın verildiği tarihten itibaren; itiraz edilmiş ise itirazmerciince verilen kararın öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içindeyapılması gerekmektedir. Somut olayda başvurucu tarafından İlk DereceMahkemesince hüküm ile birlikte verilen tutukluluğun devamı kararına itirazedildiğine yönelik bir bilgi ve/veya belge bulunmamaktadır (bkz. § 13). Bunedenle başvurunun ilk derece mahkemesinin nihai kararını verdiği 6/12/2012tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılması gerekirken 9/1/2014 tarihindeyapılan bireysel başvuruda süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.
41. Açıklanan nedenlerle kararın öğrenilmesinden itibaren otuzgün içinde yapılmayan bireysel başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Tanık Sorgulama Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
42. Başvurucu, müşteki İ.B.ninyargılama aşamasında dinlenilmesi taleplerinin Mahkemece yerine getirilmediğiniileri sürmüştür.
43. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır.”
44. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
45. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının önceliklederece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesive bir çözüme kavuşturulması esastır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesihâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuruyolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudabulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve CennetYeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16,17).
46. Somut olayda İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/12/2012tarihli kararı ile başvurucunun çeşitli suçlardan toplamda 166 yıl 58 ay hapiscezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Anılan mahkûmiyet kararıYargıtay 6. Ceza Dairesinin 10/6/2015 tarihli bozma ilamı ile esas yönündenbozulmuştur. Bozma ilamı sonrası dava, ilk derece mahkemesi olarak Gebze 1.Ağır Ceza Mahkemesinde derdesttir.
47. Dava, bireysel başvuru tarihi itibarıyla temyiz aşamasındaolup Anayasa Mahkemesince inceleme yapıldığı tarih itibarıyla da temyizincelemesi sonucu bozma ilamı verilmesi nedeniyle İlk Derece Mahkemesindederdesttir. Başvurucunun başvuru formundadilegetirdiği müşteki İ.B.ninyargılamaaşamasında dinlenmemesine ilişkin şikâyetlerini Derece Mahkemelerinde devameden yargılamada ve sonrasında temyiz aşamasında ileri sürebilme ve ilerisürmüş ise bu şikâyetlerin bu aşamalarda incelenme imkânı bulunmaktadır. Buçerçevede Derece Mahkemelerinin yargılama ve temyiz süreçleri beklenmedenyargılama sürecindeki adil yargılanma hakkı ihlali şikâyetlerinin başvurucutarafından bireysel başvuruya konu edildiği görülmüştür.
48. Açıklanan nedenlerle İlk Derece Mahkemeleri ve temyizmercileri önünde usulüne uygun olarak devam eden başvuru yolları tüketilmedentemel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının bireysel başvuru konusuyapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Yargılamanın MakulSürede Sonuçlandırılmadığına İlişkin İddia
49. Başvurucu, hakkındaki davanın makul süredesonuçlandırılmadığını ileri sürmüştür. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı vekabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni debulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
50. Makul sürede yargılanma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesi ilegüvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsamına dâhildir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 39).
51. Anayasa’nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin(Sözleşme) 6. maddeleri uyarınca kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamalarında (suç isnadı) makul sürede karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır.İsnat olunan fiil, ceza kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılamaaşamasında ceza hukukunun kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlikincelemesi yapılmaksızın kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer(B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014,§ 31). Somut olayda başvurucunun bir çok suç işlediğiiddiasıyla soruşturma başlatılmıştır (bkz. §§ 7, 8). Başvurucu hakkında isnatolunan suçlar, 5237 sayılı Kanun’un ve 6136 sayılı Kanun’un ilgili maddelerindehapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır (bkz. §§ 20-25). Bu çerçevedebaşvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır.
52. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığıdeğerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasınınyetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiğiarama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Cezayargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak kararabağlandığı, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesininmakul süre şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, §35).
53. Somut olayda başvurucu, hakkında yürütülen soruşturmakapsamında 1/11/2007 tarihinde gözaltına alınmış, İstanbul 13. Ağır CezaMahkemesinin 5/11/2007 tarihli kararı ile tutuklanmıştır. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığı 26/11/2007 tarihinde başvurucunun da aralarında bulunduğu otuzdört şüpheli hakkında kamu davası açmıştır. Yargılamayı yürüten İstanbul 12.Ağır Ceza Mahkemesi 6/12/2012 tarihli kararı ile birleşen dosyalarla birliktetoplam kırk sekiz sanık hakkında hüküm kurmuştur. Hüküm, başvurucu tarafındantemyiz edilmiştir. Başvurucu ile birlikte diğer birçok sanık hakkında verilenmahkûmiyet hükmü, temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay 6. Ceza Dairesinin10/6/2015 tarihli ilamıyla bozulmuştur. Dava, Yargıtay bozma ilamı sonrası (ilkderece mahkemesi olarak) Gebze 1. Ağır Ceza Mahkemesinde derdesttir.
54. Başvurucuya bir suçun isnat edildiği (başvurucunun gözaltınaalındığı) 1/11/2007 tarihi ile bireysel başvurunun karara bağlandığı tariharasında geçen süre yaklaşık 8 yıl 6 aydır.
55. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddialarına ilişkinolarak mutlak bir süreye göre değerlendirme yapılmamakta, her davanın özelliğinegöre makul sürenin aşılıp aşılmadığı incelenmektedir. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde gözönünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (Güher Ergun vediğerleri, §§ 41-45).
56. Yargılamanın karmaşıklığını değerlendirirken davanın hemhukuki hem de maddi açıdan bütün yönleri ele alınmalı; davanın konusununkarmaşıklığı, hukuki meselenin çözümündeki güçlük, delillerin toplanmasındakarşılaşılan engel, maddi olayların karmaşıklığı, sanıkların ya da isnat edilensuçların veya tanıkların sayısı, davanın uluslararası unsurları, bilirkişideliline ihtiyaç, yazılı delillerin hacmi gibi birçok unsur incelenmelidir.Davanın taraflarının ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumuaçısından ise ceza davalarında sanık, adli makamlarla aktif bir iş birliğiyapmak zorunda olmadığı gibi hukuk sisteminin sunduğu savunma imkânlarınıkullandığı için de kusurlu bulunamaz. Diğer taraftan devlet, kendi idari veyargısal organlarına yüklenebilecek gecikmelerden sorumludur (Murat Öztürk, B. No: 2014/2454, 4/11/2014,§§ 52, 53).
57. Somut olayda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 1/11/2007tarihinde gözaltına alınan başvurucu hakkında 26/11/2007 tarihinde yirmi altıayrı suçtan cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yargılamayabaşlayan İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince davanın tensip zaptınındüzenlenmesinden sonra toplam kırk sekiz sanığın savunması ile yirmi birmüştekinin beyanlarının alındığı, 28/5/2008 ve 22/6/2011 tarihlerinde üç farklıdosyanın bu dava dosyası ile birleştirildiği, davada toplam yirmi üç ayrıolayın yargılamasının yapıldığı, Mahkemece ortalama dörder aylık aralıklarla onbeş duruşma yapıldığı, yargılama süresince dosyanın incelemeye alındığıherhangi bir duruşmanın olmadığı, 6/12/2012 tarihinde başvurucu hakkında onaltı ayrı yağma, üç ayrı kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, dört ayrı tehdit,kasten yaralama, suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve 6136 sayılı Yasayamuhalefet (ruhsatsız silah taşıma) eylemlerine ilişkin olarak toplamda 166 yıl58 ay hapis ve 600 TL adli para cezasına dair mahkûmiyet hükmü tesis edildiği,9/10/2013 tarihinde dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtayagönderildiği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 12/4/2014 tarihinde tebligateksikliklerinin ikmali için dosyanın Mahkemesine iade edildiği, belirtileneksiklikler ikmal edildikten sonra dosyanın tekrar 2/7/2014 tarihinde Yargıtaya gönderildiği, Yargıtay 6. Ceza Dairesinde temyizincelemesinin 10/6/2015 tarihinde başvurucu ile birlikte birçok sanık yönündenbozma ile sonuçlandırıldığı, bozma ilamı sonrası davanın görülmesine Gebze 1.Ağır Ceza Mahkemesinin E.2015/329 sayılı dosyası üzerinden devam edildiği,anılan Mahkemece inceleme tarihine kadar ortalama ikişer aylık aralıklarla beşduruşma yapıldığı tespit edilmiştir.
58. Sonuç olarak soruşturma ve yargılama safhalarıyla temyizsüreci birlikte değerlendirildiğinde, yargılama faaliyetlerinde hareketsizkalınan bir dönemin bulunmadığı, yargı mercilerine atfedilebilecek bir kusurunolmadığı ve gerekli özenin gösterildiği görülmüştür.
59. Yargılama süresinin makul olup olmadığının değerlendirilmesindegözönünde bulundurulması gereken davadaki sanıksayısı, dosyada birleştirme kararı verilip verilmediği, davanın karmaşıklığı,atılı suçların vasıf ve mahiyeti, söz konusu suçlar için öngörülen cezalarınmiktarı gibi unsurlar bir bütün olarak değerlendirildiğinde somut başvurubakımından yargılama süresinin makul olduğu görülmektedir.
60. Öte yandan İlk Derece Mahkemesinin aynı dosyasındayargılanan bir diğer sanığın makul sürede yargılanmadığından bahisle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası ile yapmış olduğu bireysel başvuru,Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü tarafından 30/12/2014 tarihinde incelenmiş vebu davada kendisine on dört ayrı suç isnat edilen başvurucu yönünden yaklaşık 7yıl 2 ay süren yargılama süresinin makul olduğu kabul edilerek adil yargılanmahakkının ihlal edilmediğine karar verilmiştir. (Feryat Aytimur, B. No: 2014/658,30/12/2014, §§ 36-55).
61. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın süre aşımı nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tanık sorgulamahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
17/5/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.