TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUHSİN KARACA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/2211)
Karar Tarihi: 9/6/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Bahadır YALÇINÖZ
Başvurucu
:
Muhsin KARACA
Vekili
:
Av. Mahmut Yavuz NACAR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, yapılan kamu görevi sırasında meydana gelen kazanedeniyle uğranılan zararların tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımıyönünden reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 17/2/2014 tarihinde İskenderun 3. Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkiledecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 22/4/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 4/1/2016 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 4/2/2016 tarihli yazısında AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuruhakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu, T.C. Devlet Demiryolları Genel Müdürlüğüİskenderun Gar Müdürlüğünde görev yaptığı sırada 14/11/1997 tarihinde vagonmanevrasında meydana gelen kazada iki parmağını kaybetmiştir.
10. Başvurucu 1998 yılında adli yargı yerinde 30.000 TL maddi ve1.000 TL manevi tazminat istemli olarak dava açmış,yaptırılan bilirkişi incelemesine görebaşvurucunun 12.601 TL maddi kaybı bulunduğu belirlenmiş ancak İskenderun 1.Asliye Hukuk Mahkemesi davanın idari yargı yerinde görülmesi gerektiğigerekçesiyle 24/12/2001 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir.
11. Başvurucu, bunun üzerine idari yargıdaaçtığıdavada12.601 TL maddi ve 1.000 TL manevi tazminata karar verilmesiniistemiştir.
12. Adana 1. İdare Mahkemesi 14/10/2003 tarihli ve E.2002/102,K.2003/1093 sayılı kararıyla başvurucunun efor kaybına uğradığını belirterek veadli yargı yerinde yaptırılan bilirkişi raporunu esasalarak 12.601 TL maddi ve 1.000 TL manevi tazminatın başvurucuya ödenmesinekarar vermiştir.
13. Davalı idare tarafından yapılan temyiz başvurusu üzerineDanıştay Onuncu Dairesi, kararın manevi tazminata ilişkin kısmını onamış; madditazmina ilişkin kısmını ise başvurucunun kaza sonrasıgörevinin değiştiği dikkate alınarak efor kaybı yerine görev yeri değişikliğinedeniyle uğradığı zararın hesaplanarak ödenmesi gerektiği gerekçesiylebozmuştur.
14. İlk Derece Mahkemesince bozma kararına uyularak yaptırılanbilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan 13/7/2009 tarihli raporda, başvurucunungörev değişikliği nedeniyle uğradığı zararın 28.654 TL olduğu belirlenmiş veMahkemece 10/9/2009 tarihli ve E.2008/1928, K.2009/1003sayılı kararla -taleple bağlılık ilkesi gereği- 12.601 TL tazminatınbaşvurucuya ödenmesine karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Bu durumda, "taleple bağlılık"ilkesi de dikkate alınarak davalı idarede manevracı olarak görev yaptığı sıradageçirdiği kaza sonucu sol elinin iki parmağını kaybeden davacının idareninhizmet kusuru nedeniyle görev yerinin değişmesi sonucu uğradığı 12.601.00 TL maddi zararınınadliyargı yerinde dava açma tarihi olan 23/12/1998 tarihinden itibaren işleyecekyasal faizi ile birlikte davalı idarece davacıya ödenmesi gerektiği sonucunaulaşılmıştır."
15. Başvurucu ise 18/9/2009 tarihli dilekçesiyle davalı idareyebaşvurarak Mahkemece hükmedilen tutarla bilirkişi raporunda tespit edilen tutararasındaki farkın ödenmesini istemiş; 2/11/2009 tarihli cevap yazısında,kararın temyiz edildiği ve istemin temyiz sonucuna göre değerlendirileceğibildirilmiştir.
16. İlk Derece Mahkemesi kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin13/3/2012 tarihli ve E.2009/16198, K.2012/891 sayılı kararıyla onanmıştır.
17. Başvurucu, kararın kesinleşmesi üzerine 13/6/2012 tarihlidilekçeyle davalı idareye tekrar başvurmuş ve fark tutarın ödenmesiniistemiştir. Ancak başvurucunun istemine bir cevap verilmemiştir.
18. Başvurucu bunun üzerine bilirkişi raporunda belirtilen farktutarın ödenmesine karar verilmesi istemiyle 10/9/2012 tarihinde Adana 2. İdareMahkemesinde dava açmıştır.
19. Mahkeme 23/10/2012 tarihli ve E.2012/1310, K.2012/1583sayılı kararıyla davayı süre aşımı yönünden reddetmiştir. Karar gerekçesininilgili kısmı şöyedir:
"Bu durumda, idari eylemlerden doğanzararların ödenmesinin, süresi içerisinde açılacak davalar yoluylaistenebileceği, İdari Yargıda ancak parasal hakların ödenmesine (tazminine)karar verilmesinin istenebileceğinden İdari Yargılama Usulü Kanunu hükümleriuyarınca parasal haklarının saklı tutulmasının mümkün bulunmadığı hususudikkate alındığında İskenderun Gelirler Müdürlüğünde görev yaptığı sıradageçirdiği kaza sonucu sol elinin iki parmağını kaybeden davacı tarafından,zararın öğrenildiği tarihten itibaren en geç bir yıl ve her halde eylemtarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerinegetirilmesinin istenilmesi ve bu istemin reddi üzerinde de dava açma süresiiçinde dava açılması gerekirken bu süreler geçirildikten sonra 10.09.2012tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğundan davanın esasını incelemeolanağı bulunmamaktadır.
Öte yandan, davacının 13.06.2012 günlübaşvurusunun zımnen reddinin dava süresini canlandırmayacağı da açıktır."
20. Karar, Adana Bölge İdare Mahkemesinin 26/6/2013 tarihli veE.2013/1215, K.2013/2697 sayılı kararıyla onanmış, karar düzeltme istemi deaynı Mahkemenin 30/12/2013 tarihli ve E.2013/4390, K.2013/6086 sayılı kararıylareddedilmiştir.
21. Karar 28/1/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.
22. Başvurucu 17/2/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
23. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:
“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğanzararı ödemekle yükümlüdür.”
24. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen 16.maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:
“...Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veyadiğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcıödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarınartırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafatebliğ edilir.”
25. 2577 sayılı Kanun’un 6459 sayılı Kanun’un 5. maddesiyleeklenen geçici 7. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16 ncı maddesinin dördüncüfıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdestolan davalarda da uygulanır.”
26. Danıştay Onbeşinci Dairesinin17/2/2014 tarihli ve E.2013/3669, K.2014/760 sayılı kararının ilgili kısmışöyledir:
“2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda,6459 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle tam yargı davalarında davadilekçesinde belirtilen miktarın, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihindederdest olan davalarda da süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin artırılmasınaolanak tanınmıştır. Madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere, yasaldeğişiklikle ilgililerin uğramış olduğu zararın, dava dilekçesinde gösterilenzarar miktarından fazla olmasına karşın,davacıveya davacıların dava dilekçesinde gösterdikleri zarar miktarını artırımlarınayönelik taleplerinin mahkemelerce kabul edilmeyerek istemle bağlı kalmakuralını uygulayarak dava dilekçesinde gösterilen zarar tutarı kadar tazminatahükmetmelerinden doğan hak kayıplarının giderilmesi amaçlanmıştır. Bir başka ifadeile mahkemelerce istemle bağlı olma kuralı uygulanmak suretiyle verilenkararlara karşı taraflardan herhangi birinin kanun yoluna başvurmuş olmasışartıyla davacı veya davacıların artırılan miktara isabet eden harcı ödemeksuretiyle kararı veren Mahkemeye verecekleri dilekçe ile bir defaya mahsusolmak üzere dava dilekçesinde gösterilen miktarı artırmaları mümkündür.
Sağlık tazminatına ilişkin tam yargıdavalarında, mahkemelerce maddi zararın tespiti amacıyla yaptırılan bilirkişiraporunda belirlenen maddi tazminat miktarının dava dilekçesinde talep edilenmaddi tazminat miktarından yüksek çıkması halinde söz konusu bilirkişiraporunun davacıya tebliğinden sonra (eylemin idariliğininöğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl geçmiş olsa bile) ilk açılandavanınderdest olması ve bu davada ıslah talebi olmaması şartıyla, fazlaya ilişkinmiktarın ödenmesi istemiyle davalı idareye yapılan başvurunun reddi üzerinedava açma süresi içerisinde açılan ikinci davanın süresinde kabul edilerek,açılan bu ikinci davanın ilk dava kapsamında ıslah talebi niteliğindedeğerlendirilmek suretiyle zarar tespit bilirkişisi tarafından belirlenenfazlaya ilişkin kısım hakkında yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 9/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu, açılan tazminat davasının yaklaşık on yedi yılsürmesi nedeniyledavanın makul süredesonuçlanmadığını, bilirkişi raporlarında tespit edilen maddi zararının karşılanmasıtalebinin süre aşımı yönünden reddedildiğini, bu nedenle yaşam hakkı ve adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; 16.053 TL maddi zararınınkaza tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazminine kararverilmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu; yaşam hakkının, adil yargılanmahakkının ve bu kapsamda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarında bulunmuştur. Başvurucunun yaşam hakkının ihlal edildiğine yönelikiddiasının dayanağı, bilirkişi raporuna göre tespit edilen zararın tazminiistemiyle açılan davanın süre aşımı yönünden reddedilmesi olup esas olarakdavanın süre aşımı yönünden reddedilmesine yönelik şikâyetin mahkemeye erişimhakkı yönündenincelenmesi ve ayrıca yargılamanınmakul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasının da incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir.
a. Yargılama SüresininMakul Olmadığına İlişkin İddia
30. Başvurucu, açtığı davanın makul sürede sonuçlandırılamamasınedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
31. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metniile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adilyargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasenAnayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının daunsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklaraAnayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle vemümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiğiaçıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B.No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).
32. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde dikkate alınması gerekenkriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri,§§ 41-45).
33. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncamedeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede kararabağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamuhukuku” alanına dâhil olan ancaksonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyiciolan uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamdabelirtilen düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zararverdiği iddia edilen idari bir kararın iptali talebiyle açılan davalara dauygulanacaktır (Selahattin Akyıl,B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).
34. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkinmakul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığıkarara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişledavanın ikame edildiği tarihtir.
35. Başvuru konusu olayda meydana gelen kaza neticesindebaşvurucu tarafından açılan ilk davanın Danıştay Onuncu Dairesinin 13/3/2012tarihli ve E.2009/16198, K.2012/891 sayılı kararıyla kesinleştiği, AnayasaMahkemesine yapılan bireysel başvuruya konu yargılamanın ise bilirkişi raporuuyarınca tespit edilen ve ilk davada talep edilmeyen fark tutarının tazminineilişkin açılan ve süre aşımı yönünden reddedilmesine ilişkin davanın olduğu gözönünde bulundurulduğunda başvurucu tarafından makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği şikâyetinin ikinci davaya yönelikolarak incelenmesi gerekir. Bu nedenle somut başvuruya yönelik makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaya konu yargılamanınbaşlangıç tarihinin davalı idareye yapılan fark tazminat tutarının tazminedilmesine yönelik başvuru tarihi olan 13/6/2012 tarihinin kabul edilmesigerekmiştir.
36. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını dakapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Bu kapsamda somut yargılamafaaliyeti açısından sürenin bitiş tarihi, başvurucunun karar düzeltme talebininreddedildiği 30/12/2013'tür.
37. Hukuk sistemimizde idari yargı alanında yer alanuyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama süresini aştığıyönündeki tespitlere AİHM kararlarında yer verilmiş olup özellikle idari yargıalanındaki yapısal sorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltmeincelemelerinde geçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temeloluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı makamları nezdindekiyargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından usul hükümleride dikkate alınarak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündekarar verilmiştir (Selahattin Akyıl, §§54-60).
38. Somut olaya bakıldığında idareye başvuru tarihinden itibarenilk derece yargılamasında geçen sürenin 4 ay 10 gün, kanun yolunda geçensürenin 1 yıl 2 ay 7 gün ve toplam yargılama süresinin 1 yıl 6 ay 17 günolduğu, başvuru konusu olayda uygulanması gereken usul hükümleri dikkatealındığında söz konusu yargılama prosedüründe geçen süre makul olup başvuruyakonu uyuşmazlığın karara bağlanmasının, yargılama makamlarının tutumu nedeniylegeciktirildiğine dair bir bulgu saptanamamıştır.
39. Açıklanan nedenlerle başvuruya konu yargılamanın makul süreyiaşmadığı ve başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makulsürede yargılanma hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğuanlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Mahkemeye ErişimHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
40. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
41. Başvurucu,bilirkişiraporu uyarınca tespit edilen zararın tazmini istemiyle açtığı davanın süreaşımı yönünden reddedildiğini ileri sürmüştür.
42. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesindedüzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144,2/10/2013, § 28; Özkan Şen, B.No: 2012/791, 7/11/2013, § 51).
43. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlıkkapsamında bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekildekarara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeyebaşvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını (ÖzkanŞen, § 52) ya da kişinin bizatihi mahkemeye başvurmuş olmasınıanlamsız hâle getiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir.
44. Mahkemeye etkili erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusundatutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeyeulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirmektedir.Özellikle hukuki belirsizlikler ya da uygulamadaki belirsizlikler kişilerinmahkemeye erişim hakkını ihlal edebilmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı içinbkz. Geffre/Fransa,B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34). Bu nedenle mahkemeler usul kurallarınıuygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek aşırışekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarınınortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmalıdır(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013,§ 21).
45. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü içinherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbirşekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özelsınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddedeherhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa’nın başkamaddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması damümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkinbir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırlarıortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancakbu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz(AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012).
46. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesine göre temelhak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.Ayrıca bu sınırlamalar Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplumdüzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırıolamaz.
47. AİHM de mahkemeye erişim hakkının dayanağı olan Sözleşme’nin6. maddesinde adil yargılanma hakkının sınırlandırılması rejimi düzenlenmemişolmasına rağmen bunun hiçbir surette mahkemeye erişim hakkınınsınırlandırılamayacağı anlamını taşımadığını, hakkın niteliği gereği mahkemeyeerişim konusunda devletin bir takım sınırlama ve düzenlemeler yapmasınınkaçınılmaz olduğunu ve bu nedenle Sözleşmeci devletlerin bu konuda bir takdiralanına sahip olduklarını kabul etmektedir. Ancak bu sınırlamaların hakkınözüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracınsınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyinhakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde bireyaleyhine katlanılması zor külfetler yüklememiş olması gerekir (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985,§ 57; García Manibardo/İspanya, B. No: 38695/97, 15/2/2000, §36; Sabri Güneş/Türkiye, B. No:27396/06, 24/5/2011, § 56).
48. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilenmahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların hakkın özünü zedeleyecekşekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması vebaşvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 38).
49. Dava açılması konusundaki kısıtlamalar, kural olarak mahkemeyeerişim hakkına müdahale teşkil eder. Bu kısıtlamalar, süre ve benzeri birtakımusul şartları öngörülerek doğrudan doğruya olabileceği gibi mahkeme önündedevam eden bir davanın taraflarının dava konusu hak veya menfaate yöneliktasarruflarının sınırlandırılması şeklinde de tezahür edebilir. Bir tazminatveya tam yargı davasına konu olan alacağa ilişkin talep miktarının yargılamasafahatı kapsamında artırılamaması nedeniyle alacağın belirli bir kısmınaerişilememiş olması da belirtilen anlamda dava açılması ile ilgili birkısıtlama olarak mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerekli olan birkonudur.
50. Tazminat alacağının miktarı, genellikle bilirkişi incelemesive benzeri araştırmalardan sonra belirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesininbu özelliği gereği, hak kazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tamolarak bilinmesi veya öngörülmesi mümkün olmayabilir. Dava açılması aşamasındakarşı karşıya kalınan bu belirsizliğin, talep miktarının sonradan düzeltilmesi(ıslah) yoluyla aşılması da 30/4/2013 tarihi öncesinde 2577 sayılı Kanun gereğimümkün değildir. Buna göre hak kaybına uğramaması bakımından davacı tarafındava devam ederken talep sonucunu ıslah etme ihtiyacının doğması kaçınılmazdır.
51. Diğer taraftan 2577 sayılı Kanun'da 30/4/2013 tarihindeyürürlüğe giren ve 6459 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle tam yargıdavalarında dava dilekçesinde belirtilen miktarın -kanun yolu aşaması dâhil-yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizinartırılmasına olanak tanınmıştır. Buna göre mahkemelerce istemle bağlı olmakuralı uygulanmak suretiyle verilen kararlara taraflardan birinin kanun yolunabaşvurmuş olması şartıyla davacı veya davacıların artırılan miktara isabet edenharcı ödemek suretiyle kararı veren Mahkemeye verecekleri dilekçe ile birdefaya mahsus olmak üzere dava dilekçesinde gösterilen miktarı artırmalarımümkündür.
52. Başvuru konusu olayda başvurucu 14/11/1997 tarihinde meydanagelen kazada yaralanmış, yaralanma neticesinde oluştuğunu ileri sürdüğü 30.000TL maddi 1.000 TL manevi olmak üzere toplam 31.000 TL tazminatın yasal faiziylebirlikte ödenmesi istemiyle İskenderun 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmış,Mahkeme maddi zararın tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırmış, bilirkişiraporuna göre başvurucunun uğradığı maddi zarar 12.601 TL olarak belirlenmişancak Mahkeme 24/12/2001 tarihli kararıyla davayı görev yönünden reddetmiştir.Başvurucu, bunun üzerine idari yargı yerinde 12.601 TL tutarında maddi ve 1.000TL tutarında manevi tazminata karar verilmesi istemiyle dava açmış, Adana 1.İdare Mahkemesi talep doğrultusunda tazminata hükmetmiş, kararın temyizedilmesine üzerine Danıştay Onuncu Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararınınmanevi tazminat kısmı onanmış, maddi tazminat kısmı ise yeniden bilirkişiincelemesi yaptırılması gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
53. Bozma kararına uyan İlk Derece Mahkemesi maddi tazminatayönelik yeniden bilirkişi incelemesi yaptırmış ve 13/7/2009 tarihli bilirkişiraporunda maddi zararın 28.654 TL olduğu belirlenmiş, Mahkeme ise talep ilebağlı kaldığını belirterek 10/9/2009 tarihli kararı ile 12.601 TL madditazminatın başvurucuya ödenmesine karar vermiştir.
54. Başvurucu, bilirkişi raporu ve karar uyarınca 18/9/2009tarihinde yeniden idareye başvuru yaparak maddi zararına ilişkin fark tutarınıntazminini talep etmiş, idare ise kararın temyiz sonucunun bekleneceği yönündebaşvurucuya bilgi vermiş, kararın Danıştay Onuncu Dairesinin 13/3/2012 tarihlikararın ile onanarak kesinleşmesi üzerine başvurucu 13/6/2012 tarihinde yenidentazminat talebinde bulunmuş ise de bu başvurusuna idare tarafından cevapverilmemiştir.
55. Bilirkişi raporu ile tespit edilen fark tazminat tutarınıntazmini istemiyle 10/9/2009 tarihinde Adana 2. İdare Mahkemesinde başvurucununaçtığı davada Mahkeme, idari yargıda parasal hakların saklı tutulma müessesininbulunmadığı, zararın öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve her hâlde eylemtarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerinegetirilmesinin istenmesi ve bu istemin reddi üzerinde de dava açma süresiiçinde dava açılması gerekirken bu süreler geçirildikten sonra 10/9/2012tarihinde açılan davada süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle davayı reddetmiş; bukarara karşı yapılan temyiz ve karar düzeltme talepleri de reddedilmiştir.
56. Adil yargılanma hakkı, demokratik hukuk devletininvazgeçilmez unsurlarından biri olup tüm bireyler açısından mümkün olan en genişşekilde güvence altına alınmalıdır. Diğer taraftan hukuki eylem, işlem vekuralların sürekli dava tehdidi altında bulunması hukuk devletinin unsurlarıolan hukuki istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu nedenle hakarama özgürlüğü ile hukuki istikrar ve hukuki güvenlik gerekleri arasında makulbir denge gözetilmelidir (AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012). 6459 sayılıKanun ile yapılan değişiklikten önce 2577 sayılı Kanun'da yer alan düzenlemeile idare aleyhine açılan davaların ve bu davalar kapsamında sunulan taleplerindisipline edilmesinin hedeflendiği, daha ciddi takip edilmesi sağlanarakdavaların sürüncemede kalması ve belirsizliklerin önlenmesinin amaçlandığıanlaşılmaktadır. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasındaki davaların enaz giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması bağlamında değerlendirilebilecekbu amaçların meşru olduğu açıktır (Benzer yöndeki karar için bkz. İbrahim Can Kişi, B. No: 2012/1052,23/7/2014, § 41).
57. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve özgürlüğüanlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmekte olup bu yönüyle her temel hakaçısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır. Buçerçevede hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı kullanılamazhâle getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların hakkın özüne dokunduğu kabuledilmelidir (AYM, E.2002/112, K.2003/33, 10/4/2003).
58. Somut başvuruya konu yargılamada idari yargıda ıslahmüessesesi olmadığı dönemde ıslaha yönelik talep hakkı kısıtlanan başvurucu,bilirkişi tarafından hesaplanan 28.654 TL maddi zararının ancak 12.601 TL’likkısmını tazmin edebilmiş; ıslah imkânı tanınmadığı için tazmin edemediğinibelirttiği ve bilirkişi raporunda yer verilen zararına yönelik uyuşmazlığı birmahkemeye taşıma ve bu uyuşmazlığıesastan inceletmeimkânından yoksun kalmıştır.
59. Belirtilen nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
60. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir.
Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
61. Başvurucu; anayasal haklarının ihlal edildiğini belirterek16.053 TL tazminatın, zararının meydana geldiği tarihten itibaren işletilecekyasal faiziyle birlikte tazminine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
62. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde adil yargılanmakapsamında bulunan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği tespit edilmişolduğundan ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılamayapılmak üzere Adana 2. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesigerekir.
63. Başvurucu tarafından uğradığı zararın tazmini talebindebulunulmuş olup mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğitespit edilmiş ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş olduğundan buaşamada tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
64. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yargılama süresinin makul olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA
2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Adana2. İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
9/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.