TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUKADDER SAĞLAM VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2511)
Karar Tarihi: 22/1/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör
:
Selami ER
Başvurucular
:
Mukadder SAĞLAM
Zeki SAĞLAM
Firdevs ÇELİKEL
Kadriye SAĞLAM
Yılmaz SAĞLAM
Mesut SAĞLAM
Fazilet SAĞLAM
Nihal SAĞLAM
Vekilleri
:
Av. Mustafa BOSTANOĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucular, murislerine aittaşınmaza üzerine enerji nakil hattı çekilmek suretiyle kamulaştırmasız elatılması nedeniyle açtıkları tazminat davasında Yargıtay’ın bozma kararıdoğrultusunda bedelin düşük belirlendiğini, Anayasa’nın 46. maddesinde yer alanfaiz yerine yasal faiz uygulandığını, davanın makul süreyi aşarak 9 yıla yakınbir zamanda sonuçlandığını belirterek mülkiyet ve adil yargılanma haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüş ve maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 9/4/2013 tarihindeKüçükçekmece 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde belirlenen eksikliklertamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 27/6/2013tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanının 26/9/2014tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına, bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığınagönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının 27/10/2014tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamdasunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile ilgili dava dosyasında yeraldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucuların murisine (Hüseyin SAĞLAM) ait Kartalilçesi, Samandıra mahallesi 1686 parsel sayılı 11.800m² alanlı taşınmaz üzerinde kamulaştırma yapılmaksızın 1966 ve 1968 yıllarındaenerji nakil hattı tesis edilmiştir.
8. Samandıra Belediye Meclisinin 31/10/2003 tarih ve 2003/27 sayılı kararı ile 1/5000 ölçeklinazım imar planı ve 1/1000 ölçekli imar planı ile söz konusu taşınmaz ticariimarlı olarak planlanmış, ancak imar terkleri yapılmamıştır.
9. Başvurucular, 15/6/2004tarihinde kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmazlarında meydana gelen değerdüşüklüğü karşılığını tazmin talebiyle Kartal 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme)Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (idare) aleyhine tazminat davası açmışlardır.
10. Mahkemece 16/7/2004 tarihindebilirkişi eşliğinde taşınmazda keşif yapılmıştır. 11/10/2004tarihli bilirkişi raporuyla emsal taşınmaz fiyatları karşılaştırılarak ve imardurumu değerlendirilerek dava tarihine göre 11.800 m² taşınmazın m² birimfiyatı 280,00 TL, toplam değeri 3.304.000,00 TL olarak belirlenmiş, enerjinakil hattı geçişi nedeniyle taşınmazın 4.465 m²’lik kısmında irtifak hakkıtesis edilmesi gerektiği ve bu durumun taşınmazın imar durumuna uygunkullanımını önemli ölçüde engellemekte olduğu gerekçesiyle değer düşüklüğü %30ve bu değere göre karşılığı 991.200,00 TL olarak belirlenmiştir. RapordaYargıtay içtihatları gereği taşınmaza el atıldığı tarihteki niteliği itibariyledava tarihindeki değerinin belirlendiği, taşınmazın 1/1000 ölçekli imar planıiçinde olmasına rağmen imar parseli olmayıp, kadastralparseli oluşunun dikkate alındığı belirtilmiştir.
11. Mahkeme, 8/11/2004 tarih veE.2004/496, K.2004/624 sayılı kararı ile 2942 sayılı Kanunun geçici 6.maddesinde 20 yıllık hak düşürücü süre bulunsa da Anayasa Mahkemesi’nin sözkonusu maddeyi iptal etmesi nedeniyle hak düşürücü süreyi nazara almadığınıbelirterek davayı kabul etmiş ve bilirkişi raporu doğrultusunda 991.200,00TL’nin başvuruculara ödenmesine ve taşınmaz üzerinde idare lehine 4.465 m²irtifak hakkı kurulmasına karar vermiştir.
12. İdarenin temyiz taleplerini inceleyen Yargıtay 5. HukukDairesi, 3/10/2005 tarih ve E.2005/5463, K.2005/10172sayılı kararıyla Anayasa Mahkemesinin 10/4/2003 tarih ve E. 2002/112, K.2003/33sayılı kararı ile Kamulaştırma Kanunu’nun 38. maddesinin “Kamulaştırma yapılmış, ancak işlemleri tamamlanmamışveya kamulaştırma hiç yapılmamış iken kamu hizmetine ayrılarak veya kamuyararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazmalın malik, zilyed veya mirasçılarının bu taşınmazmal ile ilgili her türlü dava hakkı yirmi yıl geçmekle düşer. Bu süre taşınmazmala elkoyma tarihinden başlar.” hükmünüiptal ettiği, ancak iptal kararlarının geriye yürüyemeyeceği gerekçesiyleidarenin talebini kabul ederek Mahkemenin kararını bozmuştur.
13. Bu süreçte 18/6/2010 tarih ve 5999sayılı Kanunla 2942 sayılı Kanun’da değişiklik yapılmıştır.
14. Başvurucuların karar düzeltme talebini inceleyen Yargıtay5. Hukuk Dairesi, bu defa 12/7/2010 tarih veE.2006/513, K.2010/14171 sayılı kararıyla 5999 sayılı Kanunla 2942 sayılıKanun’a eklenen geçici 6. maddeyi gerekçe göstererek bu talebi kabul etmiş ve yenidüzenlemeye göre işlem yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği farklıgerekçesiyle ilk derece Mahkemesi kararını bozmuştur.
15. İlk Derece Mahkemesi davayı tekrar ele alarak kabul etmişve 19/1/2011 tarih ve E.2010/599, K.2011/6 sayılı kararıile yine 991.200,00 TL’nin başvuruculara ödenmesine karar vermiştir.
16. Bu kararın da temyizi üzerine idarenin temyiz talepleriniinceleyen Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, bu defa 19/9/2011tarih ve E.2011/8914, K.2011/14141 sayılı kararıyla, taşınmazın geometrikdurumu, yüzölçümü, henüz parsellenmemiş arsa niteliğinde olması ve enerji nakilhattının güzergâhı dikkate alınarak irtifak hakkı nedeniyle değer düşüklüğükarşılığının taşınmazın tüm değerinin %20’sini geçemeyeceği gözetilmeden yüksekoranda değer düşüklüğü tespiti yapan rapora göre hüküm kurulmasının doğrugörülmediği gerekçesiyle Mahkemenin kararını bozmuştur.
17. Mahkeme Yargıtay bozma kararı doğrultusunda 19/3/2012 tarihli yeni bilirkişi raporu aldırmıştır. Rapordam² birim fiyatı önceki rapordaki gibi 280,00 TL belirlenmiş, ancak Yargıtay’ınbozma kararı doğrultusunda taşınmazın üzerinden geçen enerji nakil hattınedeniyle taşınmazın değer kaybının %20 olarak kabul edildiği ifade edilmiştir.
18. Mahkeme Yargıtay’ın bozma kararına uyarak ve yenibilirkişi raporunu esas alarak 17/5/2012 tarih veE.2011/674, K.2012/275 sayılı kararı ile yine davanın kabulüne ve bu defa %20değer kaybı karşılığı olarak 660.800,00 TL’nin başvuruculara ödenmesine kararvermiştir.
19. İdarenin temyiz taleplerini inceleyen Yargıtay 5. HukukDairesi, 17/12/2012 tarih ve E.2012/19187,K.2012/26803 sayılı kararıyla Mahkemenin kararını onamıştır.
20. Karar başvuruculara 11/3/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
21. Başvurucular 9/4/2013 tarihindebireysel başvuruda bulunmuşlardır.
22. İdare, 7/3/2013 tarihinde asılalacak karşılığı 660.800,00 TL, yasal faiz karşılığı 701.046,00 TL ileyargılama giderlerinden oluşan toplam 1.504.059,58 TL’yi İcra Müdürlüğüdosyasına ödemiştir.
B. İlgili Hukuk
23. 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı KamulaştırmaKanunu’nun “İrtifak Hakkı Kurulması”başlıklı 4. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Taşınmaz malın mülkiyetinin kamulaştırılmasıyerine, amaç için yeterli olduğu takdirde taşınmaz malın belirli kesimi,yüksekliği, derinliği veya kaynak üzerinde kamulaştırma yoluyla irtifak hakkıkurulabilir.”
24. 2942 sayılı Kanunu’nun 8. maddesinin ikinci fıkrasışöyledir:
“Kamulaştırma kararının alınmasından sonra kamulaştırmayı yapacakidare, bu Kanunun 11 inci maddesindeki esaslara göre ve konuyla ilgili uzmankişi, kurum veya kuruluşlardan da rapor alarak, gerektiğinde Sanayi ve TicaretOdalarından ve mahalli emlak alım satım bürolarından alacağı bilgilerden defaydalanarak taşınmaz malın tahmini bedelini tespit etmek üzere kendi bünyesiiçinden en az üç kişiden teşekkül eden bir veya birden fazla kıymet takdirkomisyonunu görevlendirir.”
25. 2942 sayılı Kanun’un “Kamulaştırmabedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili”kenar başlıklı 10. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“Kamulaştırmanın satın alma usulü ileyapılamaması halinde idare, … asliye hukuk mahkemesinemüracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, … idare adına tesciline karar verilmesini ister.
Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibarenen geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, … taşınmaz malın malikine … bildirerek duruşmayakatılmaya çağırır. Duruşma günü idareye de tebliğ olunur.
…
Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedeldeanlaşamamaları halinde hakim, en geç on gün içindekeşif ve otuz gün sonrası için de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddedesayılan bilirkişiler marifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malındeğerini tespit için mahallinde keşif yapar…
Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerinbeyanını da dikkate alarak, 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmazmalın değerini belirten raporlarını onbeş gün içindemahkemeye verirler. Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflaratebliğ eder. Yapılacak duruşmaya hakim, taraflar veyavekillerini ve bilirkişileri çağırır. Bu duruşmada tarafların bilirkişiraporlarına varsa itirazları dinlenir ve bilirkişilerin bu itirazlara karşıbeyanları alınır.
Tarafların bedelde anlaşamamaları halindegerektiğinde hakim tarafından onbeşgün içinde sonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir vehakim, tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarındanyararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder.Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkınınkamulaştırılma bedelidir. … İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adına yatırıldığına … dair makbuzunibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idare adına tesciline ve kamulaştırmabedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilir ve bu karar, tapu dairesine veparanın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescil hükmü kesin olup taraflarınbedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.
(Ek fıkra: 11/04/2013-6459S.K./6. md) Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içindesonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitimindenitibaren kanuni faiz işletilir.
…”
26. 2942 sayılı Kanun’un 11. maddesinin üçüncü ve dördüncüfıkraları şöyledir:
“Taşınmaz malın değerinin tespitinde,kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değerartışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr dikkatealınmaz.
Kamulaştırma yoluyla irtifak hakkı tesisinde,bu kamulaştırma sebebiyle taşınmaz mal veya kaynakta meydana gelecek kıymetdüşüklüğü gerekçeleriyle belirtilir. Bu kıymet düşüklüğü kamulaştırmabedelidir.”
27. 2942 sayılı Kanun’a 18/6/2010tarih ve 5999 sayılı Kanunla ilave edilen geçici 6. maddenin 24/5/2013 tarih ve6487 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değişmeden önceki birinci, ikinci vealtıncı fıkraları şöyledir:
“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veyakamulaştırması hiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasında fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamuyararına ilişkin bir ihtiyaca tahsis edilerek üzerinde tesis yapılantaşınmazlara veya kaynaklara kısmen veya tamamen veyahut irtifak hakkı tesisetmek suretiyle malikin rızası olmaksızın fiili olarak el konulması sebebiyle,malik tarafından ilgili idareden tazminat talebinde bulunulması halinde,öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesi esastır.
Tazminat müracaatıüzerine, fiilen el konulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifakhakkının malikin müracaat ettiği tarihteki tahmini değeri; bu Kanunun 8 incimaddesinin ikinci fıkrasına göre teşkil edilen kıymet takdir komisyonumarifetiyle, taşınmazın el koyma tarihindeki nitelikleri esas alınmak ve buKanunun 11 inci ve 12 nci maddelerine görehesaplanmak suretiyle tespit edilir. Tespittensonra, bu Kanunun 8 inci maddesinin üçüncü fıkrasına göre teşkil olunan uzlaşmakomisyonunca, müracaat tarihinden itibaren en geç altı ay içerisinde 7201sayılı Kanun hükümlerine göre tebliğ edilen bir yazı ile,tahmini değer bildirilmeksizin, talep sahibi uzlaşma görüşmelerine davetedilir.
…
İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığıtakdirde, uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği veya ikinci fıkradaki süreninuzlaşmaya davet olmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde maliktarafından sadece tazminat davası açılabilir. Dava açılması halinde, fiilen elkonulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının müracaat tarihindekideğeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre mahkemece tespit vetaşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine ve malike tazminatödenmesine hükmedilir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup taraflarınhükmedilen tazminata ilişkin temyiz hakkı saklıdır.”
28. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı HukukMuhakemeleri Kanunu’nun “Usulekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde vedüzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamaklayükümlüdür.”
29. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 15/11/2011tarih ve E.2011/5396, K.2011/22096 sayılı kararında şöyle denilmektedir:
“…Kamulaştırmasız el atma davaları uygulamadasıklıkla karşılaşılan davalardan olmakla birlikte, yasa ile düzenlenmişdeğildir. Bu konuya ilişkin tek yasal düzenleme olan 2942 Sayılı KamulaştırmaKanununun 38. maddesi de 10.04.2003 tarih ve 2002/112 E. 2003/33 K. sayılıAnayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmiştir. Uygulamada kamulaştırmasız elatma davaları; İBK, HGK ve Hukuk Dairelerinin içtihatlarıyla yön bulmaktadır.Konunun Dairemizi ilgilendiren yönü ise, bu nevi davalarda hükmedilentazminatların zamanında ödenmemesi halinde uygulanacak faizin ne tür ve orandaolması gerektiği noktasındadır. Zira kamulaştırma yasası gecikme faiziniöngörmemektedir. Bu cümleden olmak üzere, HGK kararları veDairemizin istikrar bulmuş içtihatlarında; “Kamulaştırma bedelinin arttırılmasıilamlarında uygulanan T.C Anayasasının 4709 Sayılı Yasanın 18.maddesi iledeğişik 46/son maddesinde yer alan kamulaştırma bedelleri ile mahkemece kesinhükme bağlanan arttırma bedellerine, son fıkraya göre kamu alacakları içinöngörülen en yüksek faiz oranının uygulanacağı” hükmünden farklı olarak,“Kamulaştırmasız el atmanın hukuksal niteliği itibariyle bir haksız eylemolduğu, haksız eylemden doğan borçların, tazmini nitelikte olmaları nedeniyleuygulanacak faizin 3095 Sayılı Yasada belirlenen yasal faiz olduğubelirtilerek, uygulama bu güne kadar yasal faizin uygulanması şeklindesürdürüle gelmiştir. Ancak, Anayasa'nın 35. maddesi ile koruma altına alınmışolan mülkiyet hakkının, hak sahibinin rızasına bakılmaksızın kamulaştırmasız elatma nedeniyle ihlali halinde, toplumun genel menfaatleri ile bireyin temelhaklarının korunması arasında adil bir denge gözetilmesi gerektiğidüşüncesinden hareketle, mülkün gerçek değeriyle orantılı makul bir tazminatödenmediği sürece, bir mülkten mahrum bırakılmanın genelde aşırı bir ihlalteşkil edeceği, yasal faiz oranında gecikme faizi ödenmesinin yeterli olmadığıgörüşü gerek öğretide gerekse uygulamada ağırlık kazanmaya başlamıştır.
Bu bağlamda mülkiyete saygı hakkınınihlalinin, mahkemelerin, kamulaştırmasız el atmaya maruz kalan kişiler lehinehükmettikleri tazminat tutarının tayininde, yargılama süresi ile enflasyonarasındaki etkileşim sonucu ortaya çıkan değer kaybını dikkate almalarına imkânsağlayan yasal bir düzenlemenin olmayışından da kaynaklandığı, bu nedenle adiltatmin taleplerinin karşılanması gerektiği hususu benimsenmeye başlanmıştır.
Tüm bu açıklamalar ışığında idare, kendisineAnayasa tarafından tanınan olanak ve yetkileri yasaya uygun bir biçimdekullanmaksızın taşınmaza el atarak kamulaştırma ilkelerine aykırı davranamaz. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen kamulaştırma, Anayasa'nın 35.maddesinde güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkına getirilmiş anayasal birsınırlama olmakla, Dairemizce içtihat değişikliğine gidilerek, özü ve vardığıhukuki sonuç itibariyle aynı nitelikler taşıyan kamulaştırmasız el atmayailişkin ilamlarda hüküm altına alınan tazminatlara da Anayasanın 46/sonmaddesinde düzenlenmiş olan kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizoranının uygulanması gerektiği sonucuna varılmıştır…” (Aynı yönde diğerbir karar için bkz. Yargıtay 12. HD., 26/10/2011,tarih, E.2011/5698,, K.2011/20397)
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
30. Mahkemenin 22/1/2015 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 9/4/2013 tarih ve 2013/2511 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
31. Başvurucular, murislerine aittaşınmaz üzerine enerji nakil hattı çekilmek suretiyle kamulaştırmasız elatılması nedeniyle açtıkları tazminat davasında Mahkemece belirlenen değerdüşüklüğü karşılığının Yargıtay bozma kararı ile düşürüldüğünü ve bedelin düşükbelirlendiğini, Yargıtay’ın sabit oranlar üzerinden değer düşüklüğünü tespitettiğini, örneğin imarlı taşınmazlar için bu oranın %50 olduğunu, oysa çekilenenerji nakil hattı sonrası taşınmazın çekiciliğini büyük ölçüde yitirdiğini,davanın üç bozma sonrasında makul süreyi aşarak 9 yıla yakın bir zamandasonuçlandığını, bu süreçte taşınmazın çok değer kazanmasına rağmen Anayasa’nın46. maddesinde yer alan faiz yerine yasal faiz uygulanması sonucu mülkiyet veadil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek kendilerine933.828,27 TL fark faizi ve 330.400,00 TL değer düşüklüğü farkının gecikmefaiziyle birlikte maddi tazminat olarak ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
32. Başvurucuların bahse konu şikâyetlerinin açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
i. Mülkiyet Hakkı
33. Başvurucular, açtıkları kamulaştırmasız el atma nedeniyletazminat davasında dava sürecinde Mahkemece belirlenen değer düşüklüğükarşılığının Yargıtay bozma kararı ile düşürülmesi sonrasında bedelin olması gerekendendüşük tespit edilmesi ve tazminata Anayasa’nın 46. maddesinde yer alan faizyerine yasal faiz uygulanması nedenleriyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüşlerdir.
34. Anayasa’nın “MülkiyetHakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
35. Anayasa'nın “Kamulaştırma”kenar başlıklı 46. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararınıngerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özelmülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilenesas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklarkurmaya yetkilidir.
Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlananartırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. … Kanunun taksitle ödemeyiöngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirdetaksitler eşit olarak ödenir.
…
İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerdeve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacaklarıiçin öngörülen en yüksek faiz uygulanır.”
36. Anayasa'nın “Temel hakve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
37. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1)No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması”kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
38. Somut başvuruda başvurucular, kamulaştırmasız el atmanınkamu yararı şeklinde meşru bir amaca yönelik olmadığı veya mülklerinden yoksunbırakılmalarının kanuni olmadığı yönünde bir şikâyette bulunmamaktadırlar. Başvuru dosyası incelendiğinde, başvurucuların murisine aittaşınmaza üzerinden enerji nakil hattı geçirilmek suretiyle 1966 ve 1968yıllarında el atıldığı, başvurucuların taşınmazın bulunduğu bölgede imarplanının kabul edilmesi sonrasında 2004 yılında kamulaştırmasız el atmanedeniyle tazminat davası açtıkları, Mahkemenin toplam 11.800 m² olantaşınmazın 4.465 m²’lik kısmının etkilendiğini dikkate alarak değer düşüklüğükarşılığını tespit ettiği ve bedelin başvuruculara ödenmesi ile idare lehineirtifak hakkı kurulmasına karar verdiği görülmektedir. Bu durumdakurulan irtifak hakkının meşru amacının bulunduğu ve başvurucuların kanunilikşikâyeti bulunmadığı anlaşıldığından başvurucuların tazminat bedeli ve faizoranına yönelik şikâyetleri, tazminatın mülkün değeri ile orantılı olupolmadığı hususu Anayasa’nın 13, 35. ve 46. maddeleri kapsamında ölçülülükilkesi yönünden incelenecektir.
39. Anayasanın 35. maddesi ve (1) No.lu Protokol’ün 1.maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir. Her iki düzenlemede üç kural ihtiva etmektedir. Düzenlemelerin ilk cümleleri herkese mülkiyethakkını tanımakta, ikinci cümleleri ise kişilere ait mülkiyet hakkının hangikoşullarla sınırlandırılabileceğini ya da kişilerin mülkünden yoksunbırakılabileceğini hüküm altına almaktadır(B. No: 2013/817, 19/12/2013,§ 29).
40. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme (başkasına devretme,biçimini değiştirme, harcama ve tüketme) olanağı veren bir haktır. Anayasa’yagöre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla sınırlama getirilebilir.Özel mülkiyetteki bir taşınmaz, kamu yararı amacıyla ihtiyaç duyulması halindegerçek karşılığı peşin ödenmek ve koşulları yasayla belirlenmek şartıylakamulaştırılarak kamu hizmetine tahsis edilebilir veya irtifak hakkı kurularakkamu yararı amacıyla kullanımı sınırlandırılabilir (Bkz. E.1988/34, K.1989/26,K.T. 21/6/1989; E.2011/58, K.2012/70, K.T. 17/5/2012ve E.2004/25, K.2008/42, K.T. 17/1/2008).
41. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyet haklarıancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği sınırlandırılabilir.Anayasanın 46. maddesine göre ise özel mülkiyette bulunan taşınmazlar, kamuyararı gereği karşılıkları peşin ödenmek suretiyle kamulaştırılabilir veyabunlar üzerinde irtifak hakkı kurulabilir. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alanölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları veyamülkiyet haklarını kullanmalarının sınırlandırılması halinde elde edilmekistenen kamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan veya mülkünü kullanmasıengellenen bireyin hakları arasında adil bir denge kurulması gerekmektedir.
42. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”,“gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. “Elverişlilik”,öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, “gereklilik”, ulaşılmakistenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını, yani aynı amaca dahahafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılanmüdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesigerekliliğini ifade etmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013,§ 38).
43. AİHM de mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Sözleşme’ye uygunluğunu denetlerken yapılan müdahaleninkamu yararı ya da genel yararı amaçlamasının yanı sıra toplumun genel yararıile birey haklarının korunması arasında adil bir dengenin de gözetilmesigerektiğini vurgulamaktadır. Bu çerçevede bireylerin, mülklerinin değeriyleorantılı makul bir bedel ödenmeden mülklerinden mahrum edilmeleri veyamülklerinden barışçıl biçimde yararlanma haklarının ihlal edilmesi halindeyapılan müdahalenin ölçülü olmadığına hükmetmektedir Bununla beraber Sözleşmeile korunan mülkiyet hakkı her durumda tam bedelin ödenmesini güvence altınaalmamaktadır. Ekonomik reform ya da sosyal adaleti gerçekleştirmek gibi genişçaplı tedbirleri uygulamaya yönelik istisnai durumlarda meşru kamu yararıamacıyla yoksun bırakılan mülkiyetin piyasa değerinin altında ödeme yapılmasınıölçülülük ilkesine aykırı bulmayabilmektedir (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, B. No: 7151/75ve 7152/75, 23/9/1982, § 69, 73; James ve Diğerleri/İngiltere, B. No:8793/79, 21/2/1986, § 54; Papachelas/Yunanistan, B. No: 31423/96,25/3/1999, § 48; Lithgowve Diğerleri/İngiltere, B. No: 9006/80, 9262/81, 9263/81, 9265/81,9266/81; 9313/81, 9405/81,8/7/1986 § 120-121).
44. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen ve temel öğesinin “kamu yararı” olduğu kabul edilenkamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının, malikin rızasıolmaksızın, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla devlet tarafındansona erdirilmesidir. Kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddenin birinci fıkrasında;"Devlet ve kamu tüzelkişileri, kamuyararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özelmülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunlagösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idariirtifaklar kurmaya yetkilidir." denilmektedir. Kamu yararıbulunması, kamulaştırma kararının yasada gösterilen esas ve usullerineuyulması, gerçek karşılığın peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın anayasalöğeleridir (AYM, E.2004/25, K.2008/42, K.T. 17/1/2008).
a. Değer DüşüklüğüKarşılığının Tespitine İlişkin Şikâyetler
45. Başvurucular, açtıkları kamulaştırmasız el atma nedeniyletazminat davası sürecinde Mahkemece belirlenen değer düşüklüğü karşılığınınYargıtay bozma kararı ile olması gerekenden düşük tespit edildiğini belirterek,kurulan irtifak hakkıyla orantılı bir ödemenin yapılmadığından şikâyetetmektedirler.
46. İrtifak hakkı, özellikle arsa niteliğindeki taşınmazlarınsahipleri tarafından kullanım hakkını önemli ölçüde etkilemekte, ancakkamulaştırmada olduğu gibi mülkiyet haklarının tümünü kamuya devretmemektedir.Mülk sahipleri kamu kurumları tarafından taşınmazları üzerinde irtifak hakkıkurulsa da taşınmazların kuru mülkiyetine sahip olmaya devam etmekte, belliölçüde taşınmazı kullanabilmekte ve taşınmazdan gelir elde edebilmektedirler.
47. Anayasanın 13., 35. ve 46.maddeleri uyarınca, üzerinde irtifak hakkı kurulan taşınmazlarda meydana gelen gerçekdeğer düşüklüğü karşılığının taşınmaz maliklerine peşinen ödemesigerekmektedir. Anayasanın 46. maddesine göre irtifak hakkı da taşınmazın gerçekdeğeri üzerinden belirlenmelidir. Bununla birlikte taşınmazın kamulaştırılmasıkarşılığında ödenen gerçek bedel ile aynı taşınmazda irtifak hakkı kurulmasınedeniyle meydana gelen değer düşüklüğünün gerçek karşılığının aynı miktardaolmayacağı açıktır.
48. Ayrıca çok sayıda alıcısı ve satıcısı bulunmayan vesatışa konu malların aynı nitelikte (homojen) olmadığı emlak piyasasında, birtaşınmazın herkes için geçerli tek, değişmez ve kolay hesaplanabilir birfiyatının olmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Anayasa ve Sözleşmeninortak koruma alnında bulunan mülkiyet hakkı açısından önemli olan kamulaştırılanveya üzerinde irtifak hakkı kurulan taşınmazın gerçek değerinin 2942 sayılıKanuna göre belirlenmesi ve irtifak hakkı kurulan taşınmazda meydana gelendeğer düşüklüğü karşılığının objektif kriterlere göretespit edilmesi ve ulaşılmak istenen kamu yararı ile orantılı bir bedelinbaşvuruculara ödenmesidir.
49. Bahsedilen kriterlerçerçevesinde bedel veya değer düşüklüğü karşılığının tespiti uzman Mahkemelerinve Yargıtay’ın bu konudaki uzman dairelerinin yetki ve görevindedir. AnayasaMahkemesi bu konuda uzmanlaşmış bir mahkeme olmadığı gibi, mülkiyet hakkıkapsamında yapılan bireysel başvurularda bedel veya değer düşüklüğü karşılığınıhesaplamak gibi bir görevi de bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin mülkiyethakkına yapılan müdahale ile ödenen bedel arasındaki ilişki yönünden yapacağıtespit, orantılılık incelemesinden ibarettir.
50. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 27/12/2012tarih ve E.2012/22256, K.2012/28953 sayılı kararında; “2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 11/son maddesiuyarınca irtifak hakkı karşılıkları bu hak nedeniyle taşınmazın tamamındameydana gelecek değer kaybıdır. Bu itibarla dava konusu taşınmazın irtifakhakkı kurulmasından önceki tüm değerinin tespit edilmesi ve bundan sonra enerjinakil hattı nedeniyle taşınmazın tamamında meydana gelecek değer düşüklüğüoranının belirlenmesi ve bu oranla taşınmazın tüm değerinin çarpılması sonucuirtifak hakkı karşılığının hesaplanması gerekir. Bilirkişi kurullarınca böylebir inceleme ve işlem yapılmadığı gözetilmeden, irtifak hesabı yönündengeçersiz rapora göre bedel tespiti,…doğrugörülmemiştir” denmiştir.
51. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin içtihatları incelendiğinde;irtifak hakkı nedeniyle değer düşüklüğü karşılığının taşınmazda irtifak kurulanalanın toplam taşınmaza oranının değer düşüklüğü oranı ile çarpılması sonucutespit edildiği ve bu yöndeki içtihadın yerleşik hale geldiği görülmektedir.Daire, taşınmazın geometrik şekli, yüzölçümü, niteliği, enerji nakil hattınıngüzergâhı ve irtifak hakkının taşınmazda meydana getirdiği etkiyi göz önündebulundurarak değer düşüklüğü oranını tespit etmektedir. Dairenin yukarıdaki kriterlerde taşınmazın değerini değiştiren bir hususolmadıkça taşınmazın niteliğine göre belli oranları uygulayarak taşınmazlardameydana gelen değer düşüklüğünü tespit ettiği anlaşılmaktadır.
52. Başvuruya konu davada başvurucuların murislerine aittaşınmaz üzerinden 1966 ve 1968 yıllarında elektrik nakil hattı geçirilmiş,ancak o tarihlerde irtifak hakkı kurulmamıştır. Başvurucular 2003 yılındamurislerine ait taşınmazın da dâhil olduğu bölgede imar planının geçmesindensonra taşınmazı arsa olarak kullanma imkânlarının sınırlandırıldığını ilerisürmüş ve kamu idaresince irtifak hakkı kurulmadan hattın geçirilmesi nedeniyle2004 yılında tazminat davası açmışlardır. Başvurucular 2003 yılına kadar araziniteliğinde olan ve dava tarihi itibariyle kadastralparsel olan taşınmazı, bu tarihe kadar kullanamadıklarına dair bir şikâyetibulunmamaktadır.
53. Mahkeme, 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesi doğrultusundakamulaştırmaya konu taşınmaza ilişkin bilgi ve belgeler ile yapılan keşif vebilirkişi raporuna göre usulüne uygun olarak bedeli tespit etmiştir.Başvurucuların tespit edilen taşınmazın değerine yönelik de bir şikâyetleribulunmamaktadır. Başvurucuların şikâyeti, Mahkemece bilirkişi raporudoğrultusunda tespit edilen taşınmazın toplam değerinin %30’u oranındaki değerdüşüklüğü karşılığı yerine, Yargıtay’ın bozma kararı sonrasında %20’sioranındaki değer düşüklüğü karşılığının kendilerine ödenmesidir.
54. Başvuruya konu davada başvurucuların kamulaştırmasız elatma nedeniyle tazminat talepleri Mahkemece yapılan inceleme sonunda haklıgörülerek kabul edilmiş, ancak yapılan temyiz talebini inceleyen Yargıtay 5.Hukuk Dairesinin 19/9/2011 tarih, E.2011/8914, K.2011/14141sayılı kararıyla ve “taşınmazın geometrikdurumu, yüzölçümü, henüz parsellenmemiş arsa niteliğinde olması ve enerji nakilhattının güzergâhı dikkate alınarak irtifak hakkı nedeniyle değer düşüklüğükarşılığının taşınmazın tüm değerinin %20’sini geçemeyeceği”gerekçesiyle verdiği bozma kararından sonra Mahkeme bozma kararına uyarak değerdüşüklüğü karşılığını %20 olarak belirlemiştir. Yargıtay 5.Hukuk Dairesinin irtifak hakkı kurulan taşınmazın el atma tarihinde arazivasıflı olmasına rağmen, dava tarihinde arsa vasfında olduğunu gözeterektaşınmazın %37,84’ünde kurulan irtifak hakkı nedeniyle meydana gelen değerdüşüklüğünü %52,85 olarak belirleyerek, ödenecek değer düşüklüğü karşılığınıtaşınmazın toplam bedelinin %20 si olarak tespit ettiği ve başvurucularınYargıtay tarafından bu oranın arsalar için değiştirilmeksizin %50 olarakuygulandığı iddiasının geçerli olmadığı anlaşılmaktadır.
55. Sonuç olarak, somut başvuruya konudavada Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin oturmuş içtihadı doğrultusunda irtifakhakkı kurulan kısımda taşınmazın niteliklerine, geometrik durumuna, yüzölçümüneve enerji nakil hattının güzergâhına göre tespit edilen %52,85 oranındaki değerdüşüklüğü karşılığı başvuruculara ödenen bedel ile ulaşılmak istenen kamuyararı arasında orantısızlık bulunduğuna veya adil dengenin gözetilmediğinedair bir husus saptanamamıştır.
b. Faiz Ödemesineİlişkin Şikâyetler
56. Başvurucular, dava tarihine göre belirlenen bedelin yasalfaiz uygulanarak kendilerine ödendiğini, ancak taşınmaz fiyatlarındaki hızlıartış nedeniyle yapılan toplam ödemenin, ödeme tarihinde taşınmazın rayiçdeğerinin altına kaldığını belirterek daha yüksek oranlı faiz uygulanmasıgerektiğini iddia etmektedirler.
57. Kamulaştırmasız el atma davalarında bedel hususundatarafların anlaşamamaları halinde tazminat olarak ödenecek taşınmazın bedelinin2942 sayılı Kanun’un 10. ve 11. maddeleri uyarınca dava tarihine göre adil vehakkaniyete uygun bir şekilde mahkemece tespit edilmesi gerekmektedir. Değertespitinin dava tarihine göre yapılması, Kanun gereği olduğu gibi, davasürecinde taşınmazın değerinde meydana gelecek artış veya azalışların bedeleetki etmemesi ve bu şekilde bedel tespitine belirlilik kazandırmanın dagereğidir. Aksi halde taşınmazın değeri uzun süren davalarda artabileceği gibiazalabileceğinden idare veya vatandaşlara olumsuz etkide bulunabilir (B. No:2013/817, 19/12/2013, § 52).
58. Başvuruya konu davada Mahkeme, 2942 sayılı Kanun’un 10.maddesi doğrultusunda kamulaştırmaya konu taşınmaza ilişkin bilgi ve belgelerile yapılan keşif ve bilirkişi raporuna göre usulüne uygun olarak bedeli tespitetmiştir. Davanın konusu, tazminat olarak ödenecek taşınmazın dava tarihindekideğer düşüklüğü karşılığının tespiti olduğundan Mahkeme, 2942 sayılı Kanun’un11. maddesine uygun olarak davanın açılmış olduğu 2004 yılı fiyatları üzerindenbedeli tespit etmiş, taşınmazın değerinde daha sonra meydana gelen değerartışları ve ödeme tarihine göre rayiç değerini değerlendirmeye esasalmamıştır. Mahkeme, belirlenen bedel üzerinden değer düşüklüğü karşılığınıtespit etmiştir.
59. Başvurucu dava tarihine göre belirlenen bedeleAnayasa’nın 46. maddesinde yer alan kamu alacaklarına uygulanan en yüksekfaizin ödenmemesi nedeniyle alması gereken bedelin değerinde azalma olduğundanşikâyet etmekte ve geç ödenen kamulaştırma bedeline bahsedilen faiz oranınınuygulanması gerektiğini iddia etmektedir.
60. Anayasa’nın 46. maddesindeki düzenlemeye göre;kamulaştırma bedeli nakden ve peşin olarak ödenmelidir. Ancak tarım reformununuygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projeleriningerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması veturizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenmesitaksitlendirilebilmektedir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerdeve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde devlet alacaklarınauygulanan en yüksek faiz işletilebilir. Yargıtay’ın istikrar kazananiçtihatlarına göre de, Anayasa’nın 46. maddesinde öngörülen faiz oranı ancakkesinleşip de ödenmeyen kamulaştırma bedelleri için işletilebilir (Yargıtay 18.Hukuk Dairesi, E.2002/7971, K.2002/9752, 15/10/2002).
61. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davaları iseniteliği itibarıyla haksız fiilden kaynaklanan davalar olduğundan dava tarihiile kararın kesinleşme tarihi arasında mahkemelerce hükmolunan tazminata yasalfaiz uygulanmaktadır. Yargıtay’ın 2011 yılına kadar içtihadı Anayasa’nın 46.maddesinde düzenlenen Devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizin sadecekesinleşmiş kamulaştırma alacaklarında uygulanacağı yönünde idi.
62. Ülkemizdeki kamulaştırmasız el atma davalarında devletalacaklarına uygulanan en yüksek faizin uygulanmaması AİHM tarafındaneleştirilmiştir (Sarıca ve Dilaver/Türkiye,11765/05, 27/5/2010, § 49 ve Ergen ve Diğerleri/Türkiye, no. 35364/05, 7/12/2010). Yargıtay bu konudaki içtihadını2011 yılından itibaren değiştirerek kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminatdavasında da kararın kesinleşme tarihinden ödeme tarihine kadar Anayasa’nın 46.maddesinde düzenlenen faizin uygulanmasını kabul etmiştir (Bkz. § 28).
63. Söz konusu bireysel başvuruya konu davada mahkemetarafından hükmolunan kamulaştırmasız el atma tazminatına dava tarihindenitibaren yasal faiz uygulanmıştır. Başvurucuların şikâyet ettiği husus isekarar tarihinden sonra uygulanan faiz değil; dava tarihinden karar tarihinekadar uygulanan faize ilişkindir. Yukarıda anlatıldığı gibi kamulaştırmabedeline devlet alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanmasıtalebinin Anayasa’nın 46. maddesi ve yerleşik Yargıtay içtihatları kapsamındayasal dayanağı bulunmamaktadır.
64. AİHM, kamulaştırmasız el atmaya dayalı başvurulardabenzer şikâyetleri incelerken maddi tazminat talepleriyle ilgili olarak, davakoşullarının tamamını ve özellikle başvuranların ulusal mahkemeler önünde talepettikleri miktarın tamamını alıp almadığını incelemektedir. AİHM, incelemeyaparken başvuranların alacaklarına uygulanan gecikme faizinin, yerel mahkemeyebaşvurulduğu andan idare tarafından ödemenin etkin olarak yapıldığı tarihekadar geçen süre içindeki paranın uğradığı değer kaybını telafi edebileceknitelikte olup olamadığı sorunu ile sınırlandırılabileceği kanaatindedir (Ergen ve Diğerleri/Türkiye, 35364/05, 7/12/2010, Yetiş vediğerleri/Türkiye, 40349/05, 6/7/2010, § 44).
65. Devlet tarafından ödenecek bir bedelin enflasyonkarşısındaki değer kayıplarında AİHM, ikili bir ayrıma gitmektedir.Mahkemelerce belirlenmiş bir para alacağının ödenmemesi halinde daha katı birtutum sergileyerek %5’e kadar değer kayıplarını hesaplama faktörlerindekideğişkenlerle ilgili kabul etmektedir (bkz., Arabacı/Türkiye, B. No: 65714/01,7/3/2002). Çünkü burada ödemelerin geç yapılması, mahkeme kararlarının icraedilmesi ile ilgili bir sorundur. Mahkemelerde geçen yargılama süresindekienflasyon nedeniyle kamulaştırma bedelinin değer kaybında ise meydana gelenfarkın, tazminatın belirlenmesi yönteminden kaynaklandığı ve bu konuda ulusalyargıcın belirli bir takdir imkânı olduğu gerekçesiyle daha esnek yorumlamaktabu farkın başvurucular açısından aşırı bir yük getirip getirmediğiniinceleyerek karar vermektedir. Örneğin bahsedilen şekilde incelediği bir davadaAİHM, %10,74’lük bir değer kaybının aşırı bir yük getirmediğine karar vermiştir(bkz. Güleç ve Armut/Türkiye, B.No: 25/969/09, 16/11/2010).
66. Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri birlikte okunduğundamülkiyet hakkına yapılacak müdahalenin ölçülü olması gerektiği açıktır. Buçerçevede kamulaştırma gibi kamulaştırmasız el atmalarda da tazminat bedelinedeğerindeki hissedilir aşınmayı giderecek şekilde faiz uygulanmamasıAnayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırılık oluşturacaktır. Bununla birlikteyargılama sürecinde enflasyon nedeniyle tazminat bedelinde meydana gelebilen vemakul görülebilecek değer aşınmaları başvurucu üzerine aşırı bir yükgetirmediğinden kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkı arasındaki dengeyibozduğu ve ölçülülük ilkesini ihlal ettiği söylenemez.
67. Kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasında davatarihine göre belirlenen bedelin kişinin uğradığı zararı telafi edebilmesi içintaşınmazın gerçek karşılığı olması yanında ayrıca ödenen bedelin tespitiyleödenmesi arasında geçen dönemde gözlemlenen enflasyona nispetle hissedilirderecede değer kaybetmemiş olması gerekir (B. No: 2013/817, 19/12/2013,§ 59).
68. Somut başvuruya konu 15/6/2004tarihinde açılan davada Mahkemenin kararı üç temyizden sonra Yargıtay 5. HukukDairesinin 17/12/2012 tarihli kararıyla onamış ve onama kararı sonrasındaidare, 7/3/2013 tarihinde İcra Müdürlüğü aracılığıyla başvuruculara tazminatkarşılığı 660.800,00 TL ve faiz karşılığı 701.046,00 TL’yi yargılamagiderleriyle beraber ödemiştir. Bu şekilde başvurucuların Mahkeme kararıyla hakettikleri tazminatın tamamını kanuni faiziyle ve yargılama giderleriylebirlikte tahsil ettikleri anlaşılmaktadır.
69. Davanın açıldığı Haziran 2004 tarihi ile başvurucularıntazminatı icra kanalıyla tahsil ettikleri Mart 2013 tarihi arasında geçensürede Merkez Bankası verilerine göre enflasyonda meydana gelen artış oranı %103,88’dir. Bir diğer ifade ile Mahkemece ödenmesine karar verilen 660.800,00TL’nin enflasyon karşısında değer kaybını tam telafi edebilmek için 686.429,00TL ödenmesi gerekmektedir. Mahkeme kararıyla icra vasıtasıyla başvurucularaödenen yasal faiz ise 701.046,00 TL olup enflasyonun üzerinde yapılan ilaveödeme değer kaybını fazlasıyla karşılamıştır.
70. Başvuru konusu olayda başvurucular maddi tazminatailişkin olarak, yerel mahkemede talep etmiş oldukları tazminat miktarınıntamamını almışlardır. Asliye Hukuk Mahkemesince dava tarihinden itibarenödemenin yapıldığı tarihe kadar hükmolunan faiz oranı ise, bu süre içerisindemeydana gelen enflasyon oranının üzerinde olup, tazminatın dava tarihi ileödeme tarihi arasında geçen zamanda değer kaybı fazlası ile telafi edilmiştir.Sonuç olarak, başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmakistenen kamu yararı arasında adil dengenin kurulduğu anlaşılmıştır.
71. Belirtilen nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına mülkiyet haklarının ihlal edilmediğine kararverilmesi gerekir.
ii. Makul Sürede Yargılanma Hakkı
72. Başvurucular, 2004 yılında açtıkları kamulaştırmasız elatma nedeniyle tazminat davasının 2012 yılı sonunda kesinleşmesi nedeniylemakul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
73. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncüfıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa veSözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içerenbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No:2012/1049, 26/3/2013, § 18)
74. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargımercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanmahakkına sahiptir.”
75. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması,yargının görevidir.”
76. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya dacezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makulbir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkınasahiptir.”
77. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan veadil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasenAnayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının daunsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
78. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul süredeyargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanmahakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).
79. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olaninancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özeningösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferidendeğerlendirilmesi gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §40).
80. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§41–45).
81. Ancak belirtilen kriterlerdenhiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bukriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 46).
82. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşipgerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göredeğişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.
83. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesiuyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede kararabağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, asliye hukuk mahkemesinezdinde açılan kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının söz konusuolduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göreyürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alanbir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 49).
84. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığıkarara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişledavanın ikame edildiği tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 15/6/2004tarihidir.
85. Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını dakapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam edenyargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasınıiçeren başvuruların yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesiolanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireyselbaşvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 52). Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiştarihinin, başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında verilen Yargıtay 5.Hukuk Dairesinin E.2012/19187, K.2012/26803 sayılı karar tarihi olan 17/12/2012 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.
86. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesininbireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisininbaşladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığınbaşlangıç tarihinden itibaren geçen süredir.(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
87. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,yargılamanın konusunun enerji nakil hattı yapımı sonucu kurulan irtifak hakkınedeniyle taşınmazın değer düşüklüğü karşılığını tespit talepli kamulaştırmasızel atma nedeniyle tazminat davası olduğu, 15/6/2004tarihinde açılan davanın yargılama sürecinde ilk derece mahkemesince verilenilk iki kararın temyiz incelemesi neticesinde bozulduğu, bozma kararını takibenmahkemenin E.2011/674 sırasına kaydı yapılan davanın yargılaması sonucundaverilen kararın tekrar temyiz edildiği ve Yargıtay 5. Hukuk DairesininE.2012/19187, K.2012/26803 sayılı kararı ile başvurucular yönünden kesinleştiğianlaşılmaktadır.
88. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin asliye hukuk mahkemesiönünde sürdüğü görülmekle, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarıkonu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usulihükümler içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusuolduğu ve 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul süredeçözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 84).
89. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabimahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usulhükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiş olup (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 54-64),başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrasıgereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşıkolduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, somutbaşvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığıve söz konusu dokuz yıla yakın yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmeninolduğu sonucuna varılmıştır.
90. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
91. Başvurucular, dava tarihine göre belirlenen kamulaştırmabedelinin uzun süren dava sonunda kendilerine Anayasanın 46. maddesindeki faizyerine yasal faiz uygulanarak ödenmesi ve bedelin olması gerekenden düşüktespit edilmesi nedenleriyle maddi tazminata hükmedilmesinitalep etmişlerdir. Başvurucular ayrıca makul süre şikâyetini de dile getirmiş,ancak makul süreye bağlı manevi tazminat talebinde bulunmamışlardır.
92. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
93. Başvurucular tarafından bedelinolması gerekenden düşük tespit edilmesi ve Anayasanın 46. maddesindeki faizinuygulanmaması nedenleriyle maddi tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber,tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağıbulunmadığı anlaşıldığından ve ayrıca başvurucuların düşük değer tespiti vefaize ilişkin şikâyetleri incelenerek ihlalin olmadığına karar verildiğinden,başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
94. Başvurucular makul süreye bağlı olarak manevi tazminattalebinde bulunmadıklarından taleple bağlılık ilkesi gereği yargılamafaaliyetinin uzunluğu sebebiyle yapılan ihlal tespitine bağlı olarak manevitazminat ödenmesi hususunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesigerekir.
95. Başvurucular tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan1.698,35 TL yargılama giderinin başvuruculara müştereken ödenmesine kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun, KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
B. Başvurucuların,
1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuların maddi tazminatailişkin taleplerinin REDDİNE,
D. Başvurucular tarafından yapılan198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılamagiderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takibenbaşvurucuların Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içindeyapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın bir örneğinin ilgilimahkemesine gönderilmesine,
22/1/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.