TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUKADDER AKSOY VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2943)
Karar Tarihi: 14/4/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör
:
Nahit GEZGİN
Başvurucular
:
1. Mukadder AKSOY
2. Deniz BAYRAKTAR
3. Mustafa Oğuz AKSOY
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; yakınlarının, hakkında bir ceza soruşturmasıbulunmadığı hâlde kolluk tarafından gözaltına alınıp bu süreçte işkenceye maruzbırakılması, gözaltında tutulduğu İl Emniyet Müdürlüğü binasında şüpheli birşekilde ve kamu görevlilerinin sorumluluklarını ihmal etmeleri sonucu yaşamınıyitirmesi ve akabinde bu olaya ilişkin ceza soruşturmalarının etkiliyürütülmemesi nedeniyle işkence yasağı ile yaşam hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 6/5/2013 ve 11/3/2014 tarihlerinde Samsun 1. AğırCeza Mahkemesi ve Nevşehir Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmışlardır.Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesindebaşvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 27/5/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından, 05/06/2015 tarihinde başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğiningörüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.
5. 11/3/2014 tarihinde yapılan 2014/4612 sayılı başvurunun konubakımından aynı nitelikte bulunması nedeniyle 2013/2943 sayılı başvuru ilebirleştirilmesine ve başvurunun bu dosya üzerinden incelenmesine kararverilmiştir.
6. Bakanlığın 29/6/2015 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesininönceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkındagörüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı bilişim sistemi aracılığıyla erişilen başvuruya konu cezasoruşturması dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvuruculardan Mukadder Aksoy’un eşi, Deniz Bayraktar veHüseyin Oğuz Aksoy'un ise babası olan A.A. 9/2/1982 tarihinde tutulduğu SamsunEmniyet Müdürlüğünde yaşamını yitirmiştir.
9. Olay hakkında başlatılan soruşturma sonucunda Erzincan 3'ncüOrdu ve Sıkıyönetim Komutanlığı Askerî Savcılığı (Askerî Savcılık), 23/2/1982tarihli ve K.1982/141 sayılı kararıyla şüpheliler hakkında kovuşturmaya yerolmadığına dair karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Maktul A.A. hakkında 12 Eylül 1980tarihinden önce Samsun il merkezinde gerçekleştirilen siyasi içerikli suçlardandolayı bir çok yargılamanın bulunduğu, kendisinin TÖB-DER İl Başkanı olduğu,TCK 142 ve dernekler kanununa muhalefet suçlarından Ankarada40 gün tutuklu kaldığı, ancak hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığınailişkin karar nedeniyle serbest bırakıldığı, Samsun ilinde ''K...'' isimli birörgütle bağlantısı olması nedeniyle maktulün 22/1/1982 tarihinde SamsunSıkıyönetim Komutanlığınca gözaltına alınarak 1982/19 müteferrik sayılı evraküzerinden Samsun Sulh Ceza Mahkemesince tutuklandığı ve aynı gün Samsun KapalıCezaevine konulduğu, tutuklama kararından sonra örgütle ilgili araştırma devamettiği için 4/2/1982 tarihinde 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunun 7. maddesi ve 2.12.1981 tarihli Samsun Garnizon Komutanlığının 1981/6208 sayılı emirleriuyarınca tekrar sorgulanmak üzere tutuklu bulunduğu cezaevinden Samsun EmniyetMüdürlüğü sorgu odasına getirildiği, sorgu esnasında kendi el yazısı ileifadesinin alındığı, bu ifadeden sonra R.C. ve A.T. isimli kişilerin evlerindenalınarak Emniyet binasına getirildikleri, bu kişilerin maktul ile aynı ortamdaolmaması için maktulün nezaret odası dışında başka bir odaya konulduğu, buodada uyulması gerken kuralların ve talimatların ilgilileretebliğ edildiği, ayrıca sorgulama yerlerinin demir parmaklık olacağınınyetkililere bildirildiği, hal böyle iken ;soruşturma bürosunun geçicinezarethanesinde kalan maktul A... A...'un 9/2/1982 sabahı nöbetçi Piyade erB.K.'yı çağırarak tuvalet ihtiyacı olduğunusöylediği, Piyade Er'in maktulü dışarı çıkartıp tuvalete götürdüğü esnadadiğer Piyade Er Z.K.'nınyatmakta oldukları koğuşun parmaklık olmayan penceresini açarak içeriyihavalandırdığı ve paspas yaptığı, tuvaletten çıkan Maktul A...'in ani birhareketle Piyade Er B.K.'yı iteleyerek açık olanpencereden aniden atlamak suretiyle Emniyet Müdürlüğü bahçesinde bulunan kurumaait 55 ... plakalı aracın üzerine ayak üstü düştüğü, ancak hızın kesilmesiüzerine beton zemine kafasının çarması neticesindebeyin harabiyeti sonucu olay yerinde öldüğü, SamsunCumhuriyet Savcı yardımcısı ve 2 tabip tarafından baş-göğüz -karın bölgelerininaçılması suretiyle klasik otopsi yapıldığı, cesette düşme harici her hangi birdarp cebir ve ateşli silah yaralarına rastlanmadığı, sonuç olarak maktulün 12Eylül sonrası kurulan 'K...Örgütünün yeniden toparlanmasına verdiği katkınedeniyle yakalanmış olması, emniyette vermiş olduğu ifadelerde örgütyandaşlarını ele vermiş olmasının kendisinde yarattığı suçluluk duygusu veezikliğin etkisi ile ve yine bulunduğu katın zemine olan seviyesinden habersizolması nedeniyle ''kaçmak veya intihar'' için ani karar vererek camdan atlamışolmasında, başkalarına atfı kabil kasıt, kusur veya suç unsuru tespitedilemediğinden, 353 Sayılı kanunun 105. maddesi uyarınca ölüm olayı nedeniyle23/2/1982 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına (karar verilmiştir)."
10. Anılan karara başvurucu Mukadder Aksoy tarafından itirazedilmesi üzerine Erzincan 3 ncü Ordu KomutanlığıAskerî Mahkemesi (Askerî Mahkeme), başvurucunun ölümünü engellemek adınagerekli önlemlerin alınıp alınmadığı konusunda soruşturmanın eksik bırakıldığıgerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasına kararvermiştir.
11. Askerî Savcılık tarafından, Askerî Mahkemece eksik görülenhususlara ilişkin olarak soruşturma genişletilmiş ve soruşturmada bu kapsamdaifadesi alınan Samsun Emniyet Müdürlüğünden sorumlu Sıkıyönetim Müşahit SubayıÜsteğmen H.K. ve Samsun Piyade Alay ve Garnizon Komutanı Piyade Albay K.S. ifadelerindeölüm olayının gerçekleştiği nezarethane ve koğuş kısmında bu konuda bir emirolmasına rağmen olay tarihi itibarıyla demir parmaklıklar taktıramadıklarını,olay tarihinden sonra bu eksikliğin giderildiğini, demir parmaklık takılmasınıngecikmesinin sebebinin işçi temini, soruşturmaların yoğunluğu, SamsunBelediyesinin malzemeleri temin etmesini beklemeleri gibi hususlar olduğunu beyan etmişlerdir.
12. Askerî Savcılık,soruşturmasonucunda yeniden kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiş, anılan kararabaşvurucu Mukadder Aksoy'un itirazı, Askeri Mahkemenin 27/4/1982 tarihli veK.1982/3 sayılı kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.
13. Başvurucular 7/2/2012tarihinde Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına (Cumhuriyet Başsavcılığı) birdilekçe ile başvurmuş ve özetle; ölenin 1982 yılında Samsun İşitme EngellilerOkulunda öğretmenlik yaptığını ve bu dönem içerisinde TÖB-DER (Tüm ÖğretmenlerBirliği Derneği) Samsun İl Teşkilatı Başkanlığını yürüttüğünü, 1980 yılı askerîmüdahalesi sonucunda ölenin, bu başkanlık sıfatı ve siyasi sürecin etkisi ilehakkında daha evvelden yürütülen bir soruşturma olmamasına rağmen SamsunEmniyet Müdürlüğü görevlilerince 1982 yılı Ocak ayında gözaltına alındığını,gözaltı süresince ölenle bir kaç kez görüşebildiklerini; gözaltında bulunandiğer kişilerden duyduklarına göre ölenin bu süreçte işkenceye tabi tutulduğunu9/2/1982 tarihinde Emniyet Müdürlüğü görevlilerinin, ölenin sabah saat 07.00sıralarında kendini Emniyet Müdürlüğünün 5. katından atmak suretiyle intiharettiğini söylediklerini, ölümün şüpheli olması ve yapılan Anayasa değişikliğisonucunda, olayda sorumlulukları bulunduğunu düşündükleri kişilerin yargılamasürecinin başlatılmış olması gözönüne alınarak ölümesebebiyet veren kurum, kuruluş ve kişilerden şikâyetçi olduklarını beyan ederekolay hakkında yeniden suç duyurusunda bulunmuşlardır.
14. Başvurucular, söz konusu suç duyurusunu içeren şikâyetdilekçelerinde olay hakkında bilgi ve görgüleri olduğunu ileri sürdükleritanıkların açık kimliklerine de yer vermişlerdir.
15. Anılan şikâyet üzerine olay tarihinde Sıkıyönetim SorguBürosunda Müşahit Subay, Emniyet Amiri ve Piyade Er olarak görev yapan kişilerhakkında Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma sırasında,başvurucu Mukadder Aksoy'un müşteki sıfatıyla alınan 7/2/2012 tarihliifadesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Cumhuriyet Başsavcılığınıza sunmuş olduğum şikâyet dilekçesi banaaittir. Söz konusu beyanlarımı aynen tekrar ederim. Müteveffa A... A... benim eşim olur. Eşim 1982 yılında Samsun ilinde işitmeengelliler okulunda öğretmen olarak görev yapmakta iken Samsun EmniyetMüdürlüğü tarafından 1982 yılının Ocak ayı başlarındagöz altına alınmıştır. Eşimin o dönemde adli makamlar tarafından ne ile suçlandığınıtam olarak öğrenemedik, ancak 1980 yılında yapılmış olan askeri darbeden sonramilli güvenlik konseyinin yönetim faaliyetleri kapsamında eşim o tarihtebildiğim kadarıyla TÖBDER (Tüm Öğretmenler Birliği Derneği) başkanlığı yapmasısebebiyle gözaltına alınmıştı. Eşim yaklaşık olarak 35 gün kadar Samsun EmniyetMüdürlüğü binasında göz altında tutulmuştu. Bu gözaltı süresi boyunca benEmniyet Müdürlüğü binası içerisinde eşimle bir kaç kezgörüşebilmiştim ancak bu görüşmelerimiz aramızda 5-6 metre mesafe olduğu haldegerçekleşiyordu. Ayrıca eşimin yanında sürekli olarak bir görevli bulunuyordu.Bu sebeple eşim bana gözaltında işkence gördüğünü ve darp edildiğinisöyleyemiyordu. Eşim çok yorgun ve bitkin halde benim yanıma gelebiliyordu vebenimle bu halde görüşebiliyordu. Bu gözaltı süresi sonunda eşim A...09/02/1982 tarihinde Emniyet Müdürlüğü nezarethanesinde vefat etti. Ben EmniyetMüdürlüğüne gittiğimde bana eşimin Emniyet Müdürlüğünün 5. katından penceredenaşağıya atarak intihar ettiğini söylediler. Ancak bana hiçbir görevli olayın meydana geldiği yeri göstermedi ve olayın meydanageliş şeklini anlatmadı. Eşimin ölüsünü bana göstermediler. Ayrıca eşimincesedine otopsi yapıldığını söylediler, ancak ben cesede otopsi yapılıpyapılmadığını da bilmiyorum. Çünkü otopsiye ben veya herhangi bir yakınımkatılmadı. Bana herhangi bir teşhiste yaptırılmadı. Eşimin cesedini bize teslim ettiler. Ben çok üzüldüğüm içindefnedilmeden önce eşimin cesedine de bakamadım, yani yüzünü de görmedim.Sadece benim annem Emine Keskinsoy bu konuda çokısrarda bulunduğu için defnedilmeden önce eşimin cesedine bakabildi ve yüzünüteşhis edebildi. Daha sonra eşim güvenlik görevlilerinin denezaretinde Çarşamba Güzpınar köyünde bulunan ailemezarlığına defnedildi. Defin işleminden üç gün kadar sonra emniyet müdürlüğügörevlileri beni emniyet müdürlüğüne çağırdılar. Ben Emniyet Müdürlüğünegittiğimde bana Erzincan Sıkıyönetim Mahkemesi Savcılığından geldiklerini beyaneden 3 savcı benim ifademi aldılar. Ancak bu olayla ilgili olarak banaayrıntılı bilgi verilmedi. Bu adli soruşturmanın sonucunun ne olduğunubilmiyorum. Ben bu konuyla ilgili olarak bu güne kadarher hangi bir adli makama şikayette bulunmamıştım. Ancak sadece avukatım A... G... aracılığıyla Samsun İdare Mahkemesine idare aleyhinetazminat davası açmıştım. Ancak bu davamızda reddedilmiştir. Ben eşimin gözaltı süresince gördüğü işkenceden dolayı öldüğünü düşünüyorum. Bu konudakidelillerimi ve bulgularımı da şikayet dilekçemde açıkca belirttim. Bu sebeple eşimin gözaltına alındığı vegözaltında tutulduğu tarihte Samsun Emniyet Müdürlüğü görevini yapan kişi ileemniyet müdür yardımcılarından ve bu olaydan sorumlu diğer emniyetgörevlilerinden ayrıca, o tarihte Samsun Valisi olarak görev yapan kişidenşikayetçiyim Bu kişilerin açık kimlik ve adreslerinişu an bilmiyorum. Ancak savcılığınız tarafından bu kişilerin tespit edilerekcezalandırılmalarını talep ediyorum."
16. Soruşturmada, başvurucuların ifadelerinin alınmasını talepettikleri tanıkların da beyanları tespit edilmiş olup tanık M.H.nin16/10/2012 tarihli ifadesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Ben ölen A... A... ile ilgiliilk kez ifade veriyorum. Ancak daha evvel otarih itibariyle TKP davası şüphelisi olduğumdan dolayı ifade verdiğimihatırlıyorum. Ancak benim gözaltına alındığım olayla A... A...'unolayı birbirinden farklıdır. Ben emniyette nezarethanede yatarken A... A...'la parçalar halinde toplam 15-20 gün kaldığımıhatırlıyorum. A... A...'la bu vesileyle tanıştım. Dahaevvelden tanımazdım.Kendisibana daha evvelden gözaltına alındığını, yaklaşık 1 aydır gözaltında olduğunusöylemişti. Şubat ayının 9'unda yine akşam birlikte aynı hücrede kalıyorduk.Yanımızda yine Ö... Ş...'te vardı. Yan tarafımızda birbanyo vardı. Bu banyoda R... C... isimli sonradantanıdığım kişiye soğuk su tuttuklarını ve işkence yaptıklarını duyduk. Bu sutabandan bizim yattığımız hücreye sızınca biz yerde yattığımız için uyandık.Sonra sabah 06.00 gibi gelip A... A... ve Ö... Ş...'ü temizlik yapmak amacıyla hücreden çıkarttılar . Benhücrede tek kaldım. Saat 07.00 gibi yan odaya bir polis girdi. Ben hücrenin deliğinden takip ediyordum. Polis memurubir pencereyi açarak kendi kendine "şerefsiz buradan atladı" dedi. Benne dediğini anlamadım. Daha sonra içeriye birasker geldi. Yüzü kızarık bir şekilde A... A...'unkaçtığını söyledi. Ben bir şey diyemedim. Birmüddet sonra birlikte gittiği Ö... Ş... geldi. Ö...'e A... nerede diye sorduğumda ters istikamette bizetemizlik işi verdiler nerede olduğunu bilmiyorum dedi. Biz o ana kadar A... A...'un intihar edip etmediğini, kaçıp kaçmadığınıbilmiyorduk. Bir müddet sonra beni rütbeli bir subayın yanına götürdüler. Bu konuda ne biliyorsun diye sorunca ben de hangikonuda deyince benim olay hakkında bilgim olmadığını anlayıp dışarı çıkarttılar.Sonra beni başka birhücreye götürdüler. Hücrede bulunan diğer kişiler A... A...'unpencereden atıldığını söylediler. Ancak ben bizzat pencereden atladı mı atıldımı görmedim. Benim bilgim bundan ibarettir. Ayrıca ben bana yapılanişkenceden dolayı da Samsun Cumhuriyet Başsavcılığına 2012/10592 soruşturmanumarası üzerinden şikayetçi oldum. "
17. Tanık Ö.Ş.nin 16/10/2012 tarihliifadesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Ben ölen A... A... ile ilgili ilk kez ifade veriyorum. Dahaevvel ifade vermemiştim. Ben ölen A... A...'un Töbder Samsun İl Başkanı olmasından dolayı tanıyordum. TKPdavası nedeniyle 1982 yılının 25 Ocak tarihinde gözaltına alınarak emniyettebir hücreye konuldum. Yaklaşık 9 gün A... A... ileaynı hücrede kaldık. A... A...'abenim yanımda ve benim kaldığım hücrede hiç işkenceyapmadılar.Zaten hücrede işkence yapmıyorlardı. 8 yada 9 Şubat1982 tarihinde sabahleyin kaldığım hücreye polisler gelerek beni ve A... A...'u temizlik yapacaksınız diye götürüler. Her ikimizineline paspas vererek koridorları temizlememizi istediler. Başımızda herhangibir kimse yoktu. Biz de birimiz sağ koridorda, birimi de sol koridorda paspasyapıyorduk. Ben bir odanın paspasını yaparken odada 2 tane takım elbise gördüm.Ancak odada kimse yoktu.Ben de içime bir kurt düştü. Şahısların elbisesi buruda olduğu halde odadakimsenin olmadığını görünce tekrar koridora çıkarak A...'iaradım Ancak koridorda A... de yoktu. Ben de odalara bakarken odanın birisininiçerisinde şu anda hayatta olmayan R... C...'yi ve A... T...'i filistin askısı dediğimiz askıda bağlı olarak gördüm.Yanlarında da kimse yoktu. Bana herhangi bir şey söylemediler. Biz 5 kattatemizlik yapıyorduk. Bir müddet sonra biz başka bir hücreye götürüldük. Hücredeki diğer kişiler A... A...'un 5. kattan atıldığını söylediler. Ben atılıp atılmadığı görmedim.Bu dönem içerisinde ne ben ne de A... tutukludeğildik. Sadece gözaltındaydık. Mahkemenin huzuruna bile çıkmamıştık. Benimbilgim bundan ibarettir."
18. Tanık A.T.nin 5/10/2012 tarihliifadesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Benilk defa ölen A... A... ile ilgili ifade veriyorum. Daha evvel ifade vermemiştim. Ben ölen A... A... TöbderSamsun İl başkanı olmasından dolayı tanırım. O tarihte ben de öğretmendim. 8Şubat 1982 günü geceleyin saat 02.00 sıralarında evimden sivil polislertarafından alınarak kafama çuval geçirilmek suretiyle götürüldüm. 14 günboyunda kafamdan bu çuval çıkmadı. Ancak alındığım gece hissettiğim kadarıylabeni bir lastik tekerin içerisine oturttular. Orada işkence gördüm. Bayıldığımıhissettim. Kafamda çuval olduğundan dolayı ölen A... A...'ugörmedim. Ancak bir ara sesini duydum. Sesinden A...olduğun anladım. O dönem içeresinde işkence bağırtı sesini duyuyordum. Ancakkime yapıldığını bizzat görmüyordum. Daha sonra beni tutuklayarak cezaevinegönderdiler. 13-14 gün sonra da A... A...'un öldüğünüduydum. Oysaki benim emniyete götürüldüğüm tarihte ölmüş. Benim olduğumnezarethanede dışardankonuşma sesleri duyuyordum. Seslerden bir tanesinde A...kaçmış gibi laflar söylediler. Bunu yine nezarette yatan R...C...'ye sormuşlar. R... C... şuanda hayatta değildir. R... C... bu olayları AmasyaAskeri Mahkemesinde anlattı. Ben de Töbder davasıolduğundan dolayı bana yapılan işkencelere ve olayların hepsini anlatmıştım.Ben bizzat A... A...'un pencereden kaçarak neatladığını gördüm. Ne de kaçtığını gördüm. Benim bilgimbundanibarettir."
19. Tanık N.B.nin 5/10/2012 tarihliifadesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Ben ilk (kez) ölen A... A... ile ilgili ifade veriyorum. Daha evvel ifadevermemiştim. 1982 yılında Tekelde muhasebede çalışıyordum. 04/01/1982 tarihindeSamsun Emniyet Müdürlüğü tarafından gözaltına alındım. Beni emniyet müdürlüğünegötürdüler. 4 tane yan yana hücre vardı. Ben A... A...'uo tarihlerde Töbder Başkanı olmasından dolayıtanıyordum. Benim yattığım hücrenin bitişiğinde A... A...tek başına kalıyordu. Ancak aramızda mesafe olduğundan dolayı sesimiziyükselterek bazen mazgaldan konuşuyorduk. 22/01/1982 tarihinde bizi adliyeyegetirdiler. Kalabalık bir guruptuk. A... A... adliyedeki hakime" bize işkence yapıyorlar,vücudumuzda yara bere var deyince hakimde "tutuklandıktan sonra reviregider muayenenizi yaparsınız " dediğini hatırlıyorum. Dahasonra bizi emniyete götürdüler. O tarihten 5 Şubatakadar ben A... A...'u hiç görmedim. 5 Şubatta ben tutuklandım ve Cezaevine gönderildim. 8 Şubatta da A... A...'un öldüğünüöğrendim. Ben A... A...'un pencereden atladığını veatıldığını görmedim. Ancak tanıdığım kadarıyla hayat dolu bir insandı. Benkendisiyle birebir aynı hücrede kalmadım."
20. Tanık R.K.nın17/5/2012 tarihli ifadesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Ben olayı hatırlıyorum. Bana sormuşolduğunuz A... A... beni kız kardeşimin eşiydi.O tarihlerde Samsun Emniyet müdürlüğünde göz altındabulunuyordu. Bana emniyetten telefon ettiler." Enişteniz intihar etti, kendisiniattı, şu an morgda emniyet müdürlüğünegelin"dediler. Ben Emniyet Müdürlüğünegittiğimde birbinbaşı vardı. Cesedin morga gönderildiğini söylediler. Bunun üzerine kızkardeşim Mukadder Aksoy'u da alarak devlet hastanesinin morguna gittik. Morgkalabalıktı. Morga girmedim. Kız kardeşimi bırakıp ayrıldım. Ancak 4-5 günsonra emniyette çağrıldım. Oradaki bir binbaşı bana ne düşünüyorsundiyesordu. Bana A...'in atladığı yeri de gösterdi.Gösterdiği yerde yeni demir parmaklıklar yapılmıştı. Daha sonra ben bir evrakimzaladım. Ancak evrakın ne olduğunu bilmiyorum. Muhtemelen imzaladığım evrak ceset teşhis zabtıdır.Şu anda bana göstermiş olduğunuz ceset teşhis zabtıbana okunmuş değildir. Ancak ben böyle bir evrak imzaladığımı hatırlıyorum.Ayrıca teşhis tutanağında yazıldığı gibi ben cesedi görüp bu ceset kızkardeşimin kocasına aittir deyi bir şey söylemedim. Ben cesedi de hiç görmedim.Daha sonra cenaze askeriye eşliğinde kimse yanaştırılmadan köy mezarlığınagömülmüş. Ben mezarlığa gitmedim. Çünkü ölenin kardeşleri de ilgileniyorlardı.Benim bilgim bundan ibarettir."
21. Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturma sonucunda 28/12/2012tarihli ve K.2012/15046 sayılı kararıyla A.A.nın yaşamını yitirdiği olaya ilişkin etkili birsoruşturma yapılmadığını ve ölüm olayının kamu görevlilerinin ihmâli sonucumeydana geldiğini tespit etmiş ancak gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyleşüpheliler hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vermiştir.
22. Karardaki kamu görevlilerinin ihmâli sorumluluğunun olduğunave ölüm olayına ilişkin etkili bir soruşturma yapılmadığına dair tespitlerşöyledir:
"...Olay tarih itibariyle Samsun Emniyet Müdürlüğünden sorumluolduğu anlaşılan Sıkıyönetim Müşahit Subayı şüpheli Üsteğmen H.K.'nın vermiş olduğu ifadelerde, maktul A... A...'un 12 Eylül1980 tarihinden önce Samsun il merkezinde siyasi içerikli suçlardan hakkındabir çok yargılamasının bulunduğunu, kendisinin TÖB-DER İl Başkanı olmasındandolayı siyasi eylemlerde bulunmasından dolayı 22.01.1982 tarihinde Samsun SulhCeza Mahkemesince tutuklanarak Samsun Kapalı Cezaevine konulduğunu, daha sonra1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunun geçici 7. maddesine istinaden soruşturmalarıderinleştirmek için ifadesi alınmak üzere 04.01.1982 tarihinde maktul'ün Samsun Emniyet Müdürlüğüne getirilmesitalimatının verildiğini ve devamında 09.02.1982 tarihinde maktul'ünintihar etmek suretiyle kendisini öldürmüş olduğunu beyan ettiği anlaşılmıştır.Tanık Sıkıyönetim Müşahit Subayı Üsteğmen H.K.'nınbahsettiği kanunun ilgili fıkralarına göre Cezaevinden tutuklu çağırma yetkisiverilen kişilerin aynı gün Cezaevine götürülmek yerine, günlerce Samsun EmniyetMüdürlüğü nezarethanesinde bekletildiğini açıklayamadıkları da anlaşılmıştır.
Yine müşteki beyanları, maktulün cezaevine götürülmediği, günlerceSamsun Emniyet Müdürlüğünde gözaltında tutulduğu ve işkence edildiğiyönündedir.
Dosyada tanık olarak dinlenen Ö.Ş., M.H.Ç. ve A.T.'ninSavcılığımıza vermiş oldukları ifadelerinde, maktul A...in iddia edildiği gibibir kaç gün değil uzun süredir Emniyet Müdürlüğünde gözaltında olduğunu, yineeşi müşteki Mukadder'in beyanında da maktul'ün hiçcezaevinde kalmadığını, yine olay saatinde Piyade Erler Z.K. ve B.K.'nın beyanlarının aksine maktulün tuvalete gitmek içinnezaretten çıkartılmadığını, Emniyet Müdürlüğü koridorlarının temizliği vekoridorları paspaslamaları için Ö.Ş. ile birlikte maktulün görevlendirildiğini,maktulün paspas yaparken birden ortadan kaybolduğunu, daha sonra maktulünkendisini aşağıya attığı söylentisini duyduklarını beyan ettiklerianlaşılmıştır.
Şüphelilerce maktulün gözaltına alındığı tarihte Samsun KapalıCezaevine konulduğu ve daha sonra ifadesine başvurulmak üzere Samsun EmniyetMüdürlüğüne getirtildiği iddia edilmişse de;Cumhuriyet Başsavcılığımızca Samsun Cezaevi Müdürlüğü ile yapılan yazışmada,adı geçen maktulün olay tarihleri itibariyle hiç bir şekilde Samsun KapalıCezaevinde Kaldığına dair kayıt olmadığı yönünde cevabi yazı gönderdiklerianlaşılmıştır.
...
Olayın gerçekleştiği tarihin olağanüstü bir yönetim şeklinin hükümsürdüğü bir dönem olması, maktulün askeri bir suçtan gözaltına alınmamışolmasına rağmen Samsun Cumhuriyet Başsavcılığınca sadece olay yeri tespittutanağı ve otopsi raporu düzenlenilmekle yetinildiğive evrakın soruşturmasının ve sonuçlandırılmasının 3. Ordu Komutanlığına bağlıSıkıyönetim Askeri Savcılığınca yapıldığı anlaşılmıştır.
Olay tarihi itibariyle maktul A... A...'unaskeri makamlarca sağ bir şekilde gözaltına alındığı ve gözaltının devam ettiğibir süreçte Askeri ve Emniyet güçlerinin gözetiminde olan bir binada intiharederek öldüğü de maddi bir gerçekliktir.
...
Askeri Mahkemenin vermiş olduğu karar aslında yapılması gereken etkinsoruşturmanın yapılmamış olduğunu gösteren ilginç ve isabetli bir karardır.Mahkeme ölüm olayında idarenin sorumluluğunun olup olmadığının incelenmemesinieksik soruşturma olarak görmüş, gözaltına alınan kişilerin güvenliklerininneden sağlayamadıklarının, intihara meyilli kişilerle ilgili ne gibi çalışmalaryapıldığının da araştırılmasını istemiştir.
Her ne kadar Askeri Mahkeme bu eksik yönlerin araştırılmasını yine aynısoruşturmayı yapan Askeri Savcılıktan istemişse de,Askeri Savcılık sadece maktulün bulunduğu yerdeki pencerelere olay tarihiitibariyle demir parmaklıklar takılmadığını tespit etmiş, ayrıca SamsunCezaevinde tutuklu olarak bulunduğu iddia edilen maktulün Samsun EmniyetMüdürlüğünde gözaltında bulunma gerekçesini araştırdığı, bunun dışında başkabir işlem yapmadığıanlaşılmıştır.
Askeri savcılıkça intihara yönelik iddialar suçluluk psikolojisi veyakaçma güdüsü olarak izah edilmeye çalışılarak aynı gerekçelerle yenidenkovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verildiği anlaşılmıştır.
Yine verilen bu karar üzerine 3 ncü OrduKomutanlığı Askeri Mahkemesi genişletilmesini istediği Kovuşturmaya yerolmadığına ilişkin kararı bu kez onamıştır.
...
Askeri mahkemenin vermiş olduğu son kararda intihar olayında sorumlularolduğunu ancak bu sorumluların şikayet konusuyapılmaması ve Askeri Savcılıkça da resen yürütülen bir soruşturma olmadığıiçin kendilerince yapılacak bir işlem olmadığının dile getirilmiş olduğu da birgerçekliktir. Bu aşamada Askeri Savcılığın etkin soruşturma ile sorumlularayönelik bir çaba sarfetmediği anlaşıldığı gibi, olaytarihinden sonra maktul vekilleri tarafından da yeniden bir suç duyursunda bulunmadığı müşteki tarafından verilenevraklardan ve soruşturma evrakları içeriğindenanlaşılmıştır.
Soruşturma konusu intihar olayında AİHM içtihatları kapsamındasorumluların cezalandırılmalarına yönelik etkin soruşturmanın tam olarakyapılamaması yanında, dosyada ifadeleri alınan Samsun Garnizon Komutanı ileSamsun Emniyet Müdürlüğü Sıkıyönetim Müşahit Subayı Üsteğmen H.K.'nın ifaderinde, koğuşa bu konudaemir olmasına rağmen parmaklık taktıramadıklarını beyan etmeleri ve maktulünintihar edebileceğini de düşünebilmeleri gerekirken gerekli önlemleri almamanında sorumluluk doğuracağı aşikardır.
...
Müştekiler tarafından her ne kadar maktul A... A...'unuzun süreli gözaltı süresince kendisine işkence yapıldığı iddia edilmişse dedosyada alınan ifade tutanakları ve sistematik otopsi raporuna göre maktuleresmi görevlilerce işkence yapıldığına dair delil elde edilemediğinden bukonuda kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verme gereği hasılolmuştur.
Maktul A... A...'un Askeri yönetimin hükümsürdüğü ve 45 güne kadar gözaltı süresi verildiği bir süreçte gözaltınaalındığı. mahkeme kararlarına göre tutuklanıp Samsun Kapalı Cezaevine konulmuşolmasına rağmen yeniden ifadesi alınmak üzere Sıkıyönetim Komutanı veya Askeri Savclığın emri olmadan Samsun Emniyet Müdürlüğü binasınınnezarethanesinde günlerce tutulduğu ve tanık ifadelerine göre temizlikişlerinde bile kullanıldığı ve delilden süpheliyeulaşmak yerine şüpheliden delillere ulaşıldığı bir ortamda sağlıklı bir şekildebir nevi yetkililerin zimmetinde olan maktulün olay tarihinden yaklaşık 1 yılevvel verilmiş talimatlar olmasına rağmen nezarethane ve koğuş olarakkullanılan pencereye demir parmaklık takılmaması nedeniyle yine iddiaya göreyüksekten atlayarak intihar etmesi yetkililerin sorumluluğunu doğurmaktadır.
Askeri ve emniyet mensuplarının ifadelerine göre, olay gecesi maktulünarkadaşlarını ihbar ettiği ve bu nedenle suçluluk duyduğu gözlemlendiği ifadeedilmiş olmasına rağmen bu konuda intiharı engellemeye yönelik bir girişimdebulunmamaları, sorgulamasının tamamlandığı dile getirilen maktulün gerektiğindetekrar Samsun Cezaevine götürerek intihar olayının oluşumunuengelleyebilecekleri mümkünken bu davranışdabulunmamaları da sorumluluk gerektiren davranışlardandır..."
23. Başvurucular Mukadder Aksoy ve Deniz Bayraktar'ın bu karara24/1/2013 tarihinde itirazı, Çarşamba Ağır Ceza Mahkemesinin 18/3/2013 tarihlive 2013/308 Değişik İş sayılı kararıyla başvurucu Hüseyin Oğuz Aksoy'un anılankarardan daha sonradan haberdar olması nedeniyle 2/12/2013 tarihindeki itirazıise 30/12/2013 tarihli ve 2013/1524 Değişik İş sayılı kararıyla -incelenenevrak kapsamına göre- kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiylereddedilmiştir.
24. Anılan nihai karar, başvurucular Mukadder Aksoy ve DenizBayraktar'a 8/4/2013 tarihinde, başvurucu Hüseyin Oğuz Aksoy'a ise 13/2/2014tarihinde tebliğ edilmiş olup başvurucular otuz günlük yasal süresi içinde6/5/2013 ve 7/3/2014 tarihlerinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
B. İlgili Hukuk
25. Anayasa’nın geçici 15. maddesi şöyledir:
“12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak TürkiyeBüyük Millet Meclisinin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süreiçinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk milleti adına kullanan, 2356 sayılıKanunla kurulu Milli Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi dönemindekurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifaeden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarındacezai, mali veya hukuki sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatlaherhangi bir yargı merciine başvurulamaz.
Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci vegörevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar veuygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.”
26. 13/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102. ve104. maddeleri şöyledir:
“Madde 102 - Kanundabaşka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukukuamme davası:
1 - Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbedağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene,
2 - Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasınımüstelzim cürümlerde on beş sene,
3 - Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş senedenziyade hapis yahud hidematıammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birinimüstelzim cürümlerde on sene,
4 - Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematıammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzimcürümlerde beş sene,
5 - Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif paracezasını müstelzim fiillerde iki sene,
6 - Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar.
Bu kanunun ikinci kitabının birinci babındayazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbedyahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzimcürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruruzamanı yoktur.
Madde 104 - Hukukuamme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurundamaznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olankarar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.
Bu halde müruru zaman, kesilme günündenitibaren yeniden işlemeğe başlar. Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundanitibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 ncimaddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesi ile baliğ olacağımüddetten fazla uzatamaz.”
27. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun"Zaman bakımından uygulama"kenar başlıklı 7. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunankanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failinlehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin 14/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
29. Başvurucular;
i. Yakınlarının, 1982 yılının Ocak ayında hakkında bir cezasoruşturması bulunmamasına rağmen gözaltına alındığını 21/1/1982 tarihinde iseMahkemece tutuklandığını ancak herhangi bir tutukevine gönderilmeyerek Samsunİl Emniyet Müdürlüğünde kanuna aykırı olarak tutulmaya devam edildiğini, busüreçte kendisine kendisine işkence yapıldığını,ardından 9/2/1982 tarihinde intihar ettiğinin bildirildiğini, ölümün intiharsonucunda gerçekleştiği hususunda ciddi şüphelerinin bulunduğunu, cesedininkendilerine gösterilmediğini, cesede ilişkin teşhis işlemi yapılmaksızın definişleminin gerçekleştirildiğini; ölümün intihar sonucu gerçekleştiği kabuledilse bile sağlıklı bir şekilde gözaltına alınan yakınlarının, devletingözetiminde olduğu sırada yaşamını yitirdiğini, bu durumun yetkililertarafından yaşamını koruma adına gerekli önlemlerin alınmadığını gösterdiğini,ayrıca ölüm olayını aydınlatmaya yönelik etkili bir soruşturma yürütülmediğini,
ii. 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ileyakınlarının ölümünde kusurlu olanların cezalandırılabilmesinin önününaçıldığını belirterek yaptıkları şikâyet nedeniyle yürütülen cezasoruşturmasında Cumhuriyet Başsavcılığınca etkili bir soruşturma yürütülmemesisuretiyle yakınlarına işkence yapıldığına dair yeterli delile ulaşılamadığınıntespit edildiğini, olayın aydınlatılması için tanıkların dinlenilmemesi ve ölümolayının hemen ardından eksik şekilde düzenlenen otopsi raporundaki tespitlerindoğru olduğu kabul edilerek yeniden otopsi yapılması yönündeki taleplerinin reddedilmesigibi nedenlerle maddi gerçeğe ulaşmak için gerekli olan işlemlerinyapılmadığını, dolayısıyla yakınlarının işkence suretiyle öldürüldüğünün kabulügerekirken şüphelilerin taksirli davranışı sonucu öldüğünün kabulü ileşüpheliler hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair kararverilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek Anayasanın 17. ve 36.maddelerinde güvence altına alınan yaşam ve adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüş; yeniden soruşturma yapılması ve manevi tazminattaleplerinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların, yakınlarının işkenceye maruzkaldığı ve tutulduğu Emniyet Müdürlüğü binasında şüpheli bir şekilde yaşamını yitirdiğiiddiaları ile başvuruya konu soruşturmakapsamından elde edilen bilgi ve belgeler, Anayasa'nın 17. maddesinin maddiboyutunun ihlal edilip edilmediği konusunda değerlendirme yapılmasına imkânsağlayacak nitelikte kanıt unsuru içermemektedir.
31. Bu şartlar altında başvurucuların, devletin Anayasa'nın 17.maddesinde yer alan negatif yükümlülüklerini yerine getirmediği iddialarınınsağlıklı bir şekilde değerlendirilebilmesi ancak devletin bu iddiaları etkilisoruşturma yükümlülüğünü gerektiği gibi yerine getirip getirmediğinin tespitiile mümkün olabileceğinden başvurunun kabul edilebilirlik incelemesininAnayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan işkence yasağı ve yaşamhakkının usul boyutu ile sınırlı olarak yapılması gerekli ve yeterligörülmüştür.
1. Olaya İlişkinYürütülen İlk Soruşturma Yönünden
32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonrakesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvurularıinceler.”
33. Anılan Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesinin zamanbakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme, ancak butarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireyselbaşvuruları inceleyebilir. Bu açık düzenleme karşısında, anılan tarihten öncekesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamınıngenişletilmesi mümkün değildir (Hasan Taşlıyurt, B. No: 2012/947, 12/2/2013, § 16).
34. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisini doğru olarakbelirleyebilmek için kesinleşen nihai işlem ve kararın tarihinin yanı sıragerçekleştiği iddia olunan müdahalenin zamanını da doğru olarak tespit etmekgerekir. Bu tespit yapılırken müdahaleyi oluşturan olaylar ve ihlal edildiğiiddia olunan hakkın kapsamı birlikte değerlendirilmelidir (Benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Blečić/Hırvatistan,[BD], B. No: 59532/00, 8/3/2006, §§ 77-82).
35. Başvurucular; 1982 yılında kolluk tarafından gözaltınaalınan yakınlarının, bu süreçte işkenceye maruz bırakıldığını, akabindedevletin gözetimi altında tutulmaya devam edilmekte iken yaşamını yitirdiğini,o tarihte olaya ilişkin olarak yürütülen soruşturmanın etkili yapılmayıp olaydasorumlulukları bulunan kamu görevlilerinin cezasız bırakıldıklarını ilerisürmüşlerdir.
36. Bir kamu görevlisi, yürüttüğü görevin sağlamış olduğu nüfuzukötüye kullanmak suretiyle kişilerin yaşamına ya da maddi veya manevibütünlüğüne yönelik bir davranışla suçlandığı takdirde hiçbir zaman cezasızbırakılmamalıdır. Bu tür suçlamalar dava veya ceza zamanaşımına uğratılarakhükümsüz bırakılmamalı ve böyle davalarda af veya bağışlama gibi koruyucuönlemlerin alınmasına izin verilmemelidir (ZeycanYedigöl [GK], B. No: 2013/1566,10/12/2015, § 33; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Tuna/Türkiye, B. No: 22339/03, 19/1/2010,§ 71).
37. Bu açıklamalardan ihlal iddiasıyla ilgili olarak hiçbirsınırlama olmaksızın sonsuza kadar Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruyapılabileceği sonucuna ulaşmak mümkün değildir. Mahkeme, hukuk güvenliğiilkesinin bir sonucu olarak zaman bakımından yetkisinin sınırlarını kesinolarak belirlemek zorundadır (Zeycan Yedigöl, § 34; benzer yöndeki AİHM kararı içinbkz. Šilih/Slovenya [BD], B. No: 714630/1, 9/4/2009,§§ 148-163).
38. Bu kapsamda kural olarak somut olaydaki gibi bir kamugörevlisinin, yürüttüğü görevin sağlamış olduğu nüfuzu kötüye kullanmak ya daihmal suretiyle kişilerin yaşamına ya da maddi veya manevi bütünlüğüne yönelikbir davranışta bulunduğu ve bu olaya ilişkin etkili bir soruşturmayapılmadığına ilişkin başvurular yönünden de soruşturmayı sonlandıran kararınkesinleştiği tarihin, Mahkemenin zaman bakımından yetkisini belirleyen tarihtenönce mi yoksa sonra mı olduğunun tespit edilmesi gerekir.
39. Somut olayda yürütülen ilk soruşturma sonucunda verilenkarar, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten önce27/4/1982 tarihinde kesinleşmiştir (bkz. § 12).
40. Açıklanan nedenlerle bireysel başvuruların incelenmeyebaşlandığı tarih olarak belirlenen 23/9/2012 tarihinden önce kesinleşen kararailişkin bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmınındiğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşekatılmamıştır.
2. Olaya İlişkinYürütülen Son Soruşturma Yönünden
41. Başvurucular, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğinedeniyle 2012 yılında aynı konuda Cumhuriyet Başsavcılığına yaptıkları başvurusonucunda yürütülen soruşturmada, etkili bir soruşturma yürütülmeyerek davazamanaşımının gerçekleştiği gerekçesiylekovuşturmayayer olmadığına dair karar verildiğini ileri sürmüşlerdir.
42. Bireysel başvuruya konu ikinci ve son soruşturma, ilksoruşturmadan farklı olarak Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisınırları içinde 18/3/2013 tarihinde kesinleşmiştir (bkz. § 23). Bu durumdaAnayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkili olmadığı bir tarihte kesinleşenişlemlere karşı sonradan yapılan “yargılamanınyenilenmesi talebi” veya “yenidensuç duyurusunda bulunma” gibi girişimlerin bireysel başvuru hakkınıcanlandırıp canlandırmayacağı konusunun açıklığa kavuşturulması gerekir.
43. Anayasa Mahkemesine göre daha önce başvurulduğu vereddedildiği için başarılı olunmayacağı belli olan başvuru yoluna, yeni birdelil ileri sürmeksizin bireysel başvuruların incelenmeye başlandığı tariholarak belirlenen 23/9/2012 tarihinden sonra tekrar başvurulması sonucu verilenret kararı üzerine yapılan bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesinin zamanbakımından yetkisi kapsamında olduğunun kabul edilmesi mümkün değildir (İbrahim Oğuz Yapar, B. No: 2012/829,5/3/2013, § 32).
44. Diğer taraftan kesinleşmiş yargı kararlarına karşı kararınesasını etkileyecek yeni bir durumla karşılaşılması hâlinde yargı mercilerineyeniden başvurmak mümkündür. Bu başvurular neticesinde yargı mercilerinceverilen kararların bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşınmasınınönünde de bir engel bulunmamaktadır. Ancak bu başvuru sonucu yapılacak incelemekesinleşmiş karara ilişkin olmayıp sadece ortaya çıkan yeni durum hakkındaverilen kararın "münhasıran"bir hak ihlali oluşturup oluşturmadığı ile sınırlı olacaktır (Zeycan Yedigöl, §34).
45. Somut olayda başvurucular, Anayasa’nın geçici 15. maddesininyürürlükten kaldırılmasına vurgu yaparak soruşturmanın yeniden yürütülmesi veönceki soruşturma sırasında toplanmadığını ileri sürdükleri birtakım delillerintoplanması talebinde bulunmuşlardır. Cumhuriyet Başsavcılığı, talepleridoğrultusunda başvurucular tarafından gösterilen tanıkları dinlemiş, öncekisoruşturma dosyasını da inceleyerek bu soruşturma sırasında eksik bırakılanhususları tespit etmiş, ancak olaya ilişkin dava zamanaşımı süresinin dolmasınıgerekçe göstererek şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir.
46. Bu durumda somut olayda başvurucuların daha öncebaşvurulduğu ve reddedildiği için başarılı olunamayacağı belli olan bir başvuruyoluna yeni bir delil ileri sürmeksizin yeniden başvurduklarından sözedilemeyecek olup Cumhuriyet Başsavcılığının başvurucuların talepleridoğrultusunda olayın tanıkları olduklarını ileri sürdükleri kişileri dinlemesisonucu ortaya çıkan bu yeni durum hakkında verilen kararın "münhasıran" bir hak ihlali oluşturupoluşturmadığının incelenmesi gerekmektedir.
47. Öncelikle belirtilmelidir ki dava zamanaşımı, bellikoşulların gerçekleşmesi hâlinde devletin cezalandırma hakkından vazgeçmesidir.Zamanaşımı süresinin dolduğunun kabulü hâlinde şüpheliler iddiaları kabuletseler dahi yargılanmaları mümkün olmayacaktır. Böyle bir durumda,zamanaşımına uğrayan bir soruşturma dosyasına sunulan delillerin, yeni olsalarda Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından araştırılması veya değerlendirilmesibeklenemez (Zeycan Yedigöl,§ 39).
48. Öte yandan dosyaya sunulan yeni delillerin zamanaşımısüresini etkileyecek veya soruşturmayı yeniden başlatacak nitelikte olmasıhâlinde bu durumun dikkate alınması gerekir (ZeycanYedigöl, § 40).
49. Başvurucular, Anayasa’nın geçici 15. maddesinin yürürlüktenkaldırılması nedeniyle olayda sorumlulukları bulunduğunu düşündükleri kişilerinyargılama sürecinin başlatılmış olduğunu ileri sürmüş ve ölüme sebebiyet verenkurum, kuruluş ve kişilerden şikâyetçi olduklarını beyan ederek sorumlularıncezalandırılması talebinde bulunmuşlardır.
50. Cumhuriyet Başsavcılığı, zamanaşımına uğrayan soruşturmadosyasına sunulan delilleri toplayıp bu delilleri önceki soruşturma dosyasındaelde edilen delillerle birlikte değerlendirerek, başvurucuların yakınlarınınyaşamını yitirmesinde kamu görevlilerinin ihmali düzeyde sorumluluklarınınbulunduğu ile Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı23/9/2012 tarihinden önce kesinleşen bu olaya ilişkin soruşturmanın etkiliyürütülmediği sonucuna varmış, ancak isnat olunan suçlara ilişkin davazamanaşımının gerçekleştiği gerekçesiyle şüpheliler hakkında kovuşturmaya yerolmadığına dair karar vermiştir.
51. Cumhuriyet Başsavcılığının bireysel başvuruya konukovuşturmaya yer olmadığına dair kararında, şüphelilerin Anayasa’nınyürürlükten kaldırılan geçici 15. maddesinin koruması altında olduklarındanbahsedilmemiş olup Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı olağan seyrindesürdürerek dava zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle sonuçlandırmıştır. Geçici15. maddenin “12 Eylül 1980 Askeri Müdahalesi” sonrasında oluşturulan hükümetinveya meclisin karar ve tasarruflarını yerine getiren kişi ve organları güvencealtına aldığı, kamu görevlilerine işledikleri kişisel suçlar bakımından korumasağlamadığı görülmektedir (Zeycan Yedigöl, § 71). Öte yandan başvuruculartarafından ortaya konulan yeni argümanların ve Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından toplanan delillerin, soruşturma öncesinde gerçekleşen davazamanaşımını ortadan kaldıramayacağı ve geçici 15. maddenin yürürlüktenkaldırılmasının da bu durumu değiştirmeyeceğinin kabulü gerekir.
52. Bu çerçevede 7/2/2012 tarihli şikâyet üzerine yürütülensoruşturma sonucunda iddiaların gerçekliğinin tespitinin ve sorumlularınbelirlenerek etkili bir şekilde cezalandırılmalarının sağlanamamış olmasında,iddia edilen olay tarihi ile ikinci soruşturmanın başlatıldığı tarih arasındageçen 30 yıllık sürenin etkili olduğu kuşkusuzdur. Anılan süre zarfındabaşvurucuların, iddialarını, gösterdikleri yeni deliller ile birlikte etkilisoruşturma yürütülmesinin mümkün olduğu bir dönemde, üstelik bu konuda herhangibir engelleyici durum da söz konusu olmamasına rağmen soruşturma makamlarınınönüne taşımamış olmasından soruşturma makamlarının sorumlu tutulması vedolayısıyla etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğinin kabul edilmesimümkün değildir (Aynı yöndeki karar için bkz. AlirızaAksoy, B. No: 2013/4836, 9/3/2016, § 26).
53. Bu itibarla soruşturmada, olaya ilişkin bazı tanıkifadelerinin alınması ve önceki soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgelerin buifadeler ile birlikte değerlendirilmesi, kesinleşmiş kararın esasınıetkileyebilecek yeni bir durum meydana getirmiş ve bu nedenle soruşturma,Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamında değerlendirilmiş isede başvuruya konu soruşturmanın ve bu soruşturma sonucunda verilen kovuşturmayayer olmadığına dair kararının, ortaya çıkan bu yeni durum hakkında "münhasıran" bir hak ihlalioluşturmadığının açık olduğu sonucuna varılmıştır.
54. Açıklanan nedenlerle açık ve görünür bir ihlalbulunmadığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşekatılmamıştır.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Olay hakkında yürütülen ilk soruşturmada işkence yasağı veyaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Olay hakkında yürütülen son soruşturmada işkence yasağı veyaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
14/4/2016 tarihinde Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu veOYÇOKLUĞUYLA karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucular, 12 Eylül 1980 askeri darbesi döneminde güvenlikgüçlerince gözaltına alınan ve gözaltında iken pencereden atlayarak intiharettiği söylenen yakınlarının şüpheli bir biçimde ve kamu görevlilerinin ihmalisonucu öldüğü iddiasıyla, yeniden soruşturma yapılması, olmadığı takdirdemanevi tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuşlardır.
2. Olay hakkında zamanında yapılan soruşturma Erzincan 3. Orduve Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcılığının 23/2/1982 tarihli ve K.1982/141sayılı kararıyla şüpheliler hakkında kovuşturmaya yer olmadığı şeklindesonuçlanmıştır. İtiraz üzerine Erzincan 3.Ordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi,başvurucuların yakının ölümünü engellemek için gerekli önlemlerin alınıpalınmadığı konusunda soruşturmanın eksik bırakıldığı gerekçesiyle kovuşturmayayer olmadığına dair Askeri savcılık kararını kaldırmıştır. Ancak askerisavcılık, soruşturma sonucunda yeniden kovuşturmaya yer olmadığına dair kararvermiş, başvurucular tarafından yapılan itiraz da Askeri mahkemenin 27/4/1982tarihli ve 1982/3 sayılı kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.
3. Başvurucular, 7/2/2012 tarihinde Samsun CumhuriyetBaşsavcılığına bir dilekçe ile başvurarak 1982 yılında meydana gelen şüpheliölüm olayı hakkında tekrar suç duyurusunda bulunmuşlardır.
4. Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı konuyu gerçekten etkili birşekilde soruşturmuş ve aradan geçen uzun zamana rağmen tanıkları dinleyerek,başvurucuların yakınının ölümünün kamu görevlilerinin ihmali sonucu meydanageldiğini tespit etmiş, ancak gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle şüphelilerhakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vermiştir.Başsavcılığın 28/12/2012 tarihli ve K.2012/15046 sayılı kararı başvurucularatebliğ edilmekle, süresi içinde Anayasa Mahkemesine başvuru yapılmıştır.
5. Başvuru, Anayasa’nın 17. maddesinde belirtilen işkence vekötü muamele yasağının ve yaşam hakkının usuliboyutunun ihlal edilip edilmediği yönünden incelenmiştir. Anayasa Mahkemesiİkinci Bölümü, bu inceleme sonucunda olaya ilişkin 1982 yılında yapılansoruşturma bakımından başvurunun zaman bakımından kabul edilemez olduğuna, olayhakkında yapılan ve 28/12/2012 tarihinde sonuçlanan soruşturma bakımından isebaşvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğuna karar vermiştir. Aşağıda açıklanannedenlerle Bölüm çoğunluğuna katılmamaktayım.
6. Başvuruya konu olan olayların incelenmesinden önce, 12 Eylül1980 askeri darbesi döneminin yüzlerce kişinin işkenceyle öldürüldüğü,binlercesinin sakat bırakıldığı, onbinlercevatandaşın işinden atıldığı, yüzbinlerce kişinin fişlendiği bir dönem olduğunuhatırda tutmak gerekir. Askeri müdahalenin liderinin “Asmayalım da besleyelim mi” ve “Bir soldan bir sağdan astık” gibi, tarihe geçen sözleriylehatırlanan bu dönem, hukukun tam anlamıyla geçersiz hale geldiği bir dönemdir.Bu dönemde gözaltına alınan bir kişinin işkenceye uğraması hatta gözaltındaöldürülmesi olasılığı göz ardı edilebilecek bir husus değildir. Nitekim olaydakamu görevlilerin ihmalinden kaynaklanan kamu gücü sorumluluğu, yıllar sonrayapılan soruşturma ile ortaya çıkarılabilmiştir.
7. Başvurucuların yakınının ölümü olayı ile ilgili olarak 1982yılından 2012 yılına kadar yani zamanaşımı süresinin dolmasından öncekiyıllarda her hangi bir etkili soruşturma yapılamamışolması tesadüfi değildir. 12 Eylül 1980 askeri darbe döneminden Anayasalıdemokratik düzene tedrici geçiş yılları olan ve askeri darbe liderininCumhurbaşkanlığını sürdürdüğü 1989’a kadar aynı kadroların görevde kalması vedevlet yönetimine hakim olan cezasızlık kültürü nedeniyle, çok somut delilleredayalı ve inkarı mümkün olmayan işkence ve öldürme olayları için yürütülen azsayıdaki soruşturma ve kovuşturmalar dışında, yapılan gözaltında öldürme,yargısız infaz ve işkencelerin çok büyük çoğunluğu hakkında yargısal işlemyapılmamış veya yapılamamıştır. Başvurucuların da bu kapsamda mağdur olan vehakkını arayamayan kişilerden olduğu anlaşılmaktadır. Başka bir deyişle ilk kezetkili soruşturma olanağı 2012 yılında elde edilmiş ve gereği yapılmıştır.
8. Hemen belirtmek gerekir ki Geçici 15. madde 12 Eylüldöneminde işlenmiş işkence ve kötü muamele suçlarının soruşturulmasını veyakovuşturulmasını engelleyen bir madde değildir. Ancak yukarıda değindiğimizcezasızlık kültürü ve başvuru konusu olayda çok açık görülebilen, kamugörevlilerinin yargılanmasında karşılaşılan direnç, Geçici 15. maddenin biryargılama engeli olduğu şeklinde toplumda bir algı yerleşmesine yol açmış ve bualgı da yargılanabilecek kişilerin işine gelmiştir.
9. Öte yandan şunu da belirtmek gerekir ki, olayda failler yönündenzamanaşımı bulunması, bir temel hak ihlali olarak otuz yıl önce meydana gelenişkence eyleminin etkili soruşturma incelemesi yönünden Anayasa Mahkemesininyetkisi kapsamına girmediği anlamına gelmemektedir.
10. Bu dosyada incelenenin, otuz yıldan fazla zaman önce vukubulan olayın maddi boyutu olmadığı açıktır. Ancak 1982 yılında yapılansoruşturmalarda tanıklar dinlenmemiş, gerçekleri ortaya çıkartmak için gerekenözen gösterilmemiş, adeta suçluların kayırılması ve olayın üstünün örtülmesiiçin gayret sarf edilmiştir. Başka bir ifadeyle, kamugücünün tamamen keyfi davranması olgusundan söz edilebilir.
11. Başvurucuların 2010 yılında gerçekleştirilen ve 12 Eylül2010 referandumuyla kabul edilen Anayasa değişiklikleri kapsamında Geçici 15.maddenin kaldırılması üzerine yeni bir girişimde bulundukları anlaşılmaktadır.Başvurucu, Anayasa’nın Geçici madde 15'inin kaldırılması sonucu 12 Eylül 1980darbe döneminin yargılanması için yeni ve farklı bir hukuki durum yaratıldığınıdüşünmekte haksız değildir. Zira bu bağlamda:
a) 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin başı ve 7. CumhurbaşkanıKenen Evren ve komuta kademesi hakkında 8 Nisan 2011 tarihinde AnkaraCumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma açılmış,
b) 10 Ocak 2012 tarihinde iddianame Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesincekabul edilmiş,
c) Mahkemenin 6 Nisan 2012 tarihli ara kararıyla:
- Başbakanlık, TBMM, CHP,MHP, DİSK, HAK-İŞ gibi kurum ve kuruluşlar ile birlikte, gözaltında ikenkaybolan bazı kişilerin yakınlarının davaya müdahil olarak kabulüne,
-İşkence iddialarıyla ilgili suç duyurusunda bulunulmasına kararverilmiştir.
12. Kenen Evren’in, yargılamanın Anayasaya aykırı olduğuiddiasıyla Anayasa Mahkemesine 13.2.2013 tarihinde yaptığı Bireysel Başvuru,Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü’nün 25.6.2014 tarihli ve 2013/1276 sayılıkararı ile “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle reddedilmiştir.
13. Kenan Evren ve Komuta Kademesinden hayatta olan diğer sanıkTahsin Şahinkaya, yargılamayı yapan 12. Ağır Ceza Mahkemesinin kapatılmasıüzerine davaya bakan Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesince 18.6.2014 günü açıklanankararla, müebbet hapse mahkum edilmişlerdir.
14. Karar sanıklarca temyiz edilmiş; ancak temyiz safhasında,önce Kenen Evren’in bilahare de Tahsin Şahinkaya’nın vefat etmeleri nedeniyledava düşmüştür.
15. Sonuç olarak, Geçici 15. Maddenin kaldırılması konusundatoplumda ve siyasi partiler arasında tam bir oybirliği olmasının, siyaseten 12Eylül darbe dönemiyle hukuki yollarla da hesaplaşılması yolunda kamuoyundagüçlü beklentiler yaratılmasının da gösterdiği gibi, 12 Eylül darbe dönemisuçlarına ilişkin genel olarak o dönemlerde etkili soruşturma yapılmadığıhususunda tüm kamuoyunda ve devlet kurumlarında görüş birliği bulunmaktadır.
16. Olayda suçlular Devletin zamanında etkili soruşturmayapmaması nedeniyle zamanaşımından yararlanmışlar ve cezasız kalmışlardır.Devlet, yaşam hakkını korumak için etkili bir ceza sistemi oluşturmak ve bunuuygulamak zorundadır. Etkin ve adil soruşturmanın ve kovuşturmanın geçerliolmadığı koşullarda zamanaşımı sürelerinin çok kısa olması devletin en temelgörevlerinden olan adaletin tecellisini engeller. Gerçekten de 765 sayılı TürkCeza Kanunundaki zamanaşımı sürelerinin çok kısa olduğunu gören yasa koyucu, budurumu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile önemli ölçüde düzeltmiştir.
17. 1980 döneminde etkili bir şekilde soruşturulması gerekenancak soruşturulmayan en azından ihmali olanların yargılanması sağlanmayan ölümolayında başvurucuların, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan temelhaklarının usuli boyutunun ihlal edildiğini veihlalin başvuru tarihi itibariyle devam ettiğinin kabulü gerekir.
18. Anayasa Mahkemesi de özel bir kişinin saldırısı sonucu sakatkalan başvurucunun, failin zamanaşımı nedeniyle cezasız kalmasından dolayıAnayasanın 17. maddesinde yer alan haklarının ihlal edildiğine ve bu nedenlebaşvurucuya tazminat verilmesine hükmetmiştir (Tuncay Alemdaroğlu, 2012/827,15/10/2014). Etkin ve süratli bir soruşturma ve kovuşturma yapamadığı içinfailin zamanaşımı nedeniyle cezasız kalması olayında özel bir şahıs tarafındanvücut bütünlüğü ihlal edilen kişinin temel haklarının korunmasında devletinsorumluluğu kabul edildiğine göre, kamu görevlilerinin etkin soruşturulamamasıve kovuşturulamaması ve sonuçta zamanaşımından yararlanarak cezasız kalmasındaihlalin varlığının evleviyetle kabulü gerekir.
19. Olağanüstü koşulların hüküm sürdüğü bir dönemin hesabınınsorulması için kararlılık ifade eden söylem, işlem ve eylemlerin başlatıldığıbir dönemde, daha evvel sonuç vermemiş olan ve etkili olmayacağı yolundakuvvetli belirtiler bulunan bir yolun otuz yıl sonra bile olsa tekrar denenmesihaklı ve meşru bir hak arama yolu olup, başvurucular zamanaşımı dolmadan önceher yıl yeniden suç duyurusunda bulunmayı denememekten sorumlu tutulamazlar.Suç duyurusunu ileride etkin soruşturma ihtimali yüksek olan veya öyle görünenbir dönemde tekrar yapabilmek ümidiyle uzun bir süre sessiz kalan başvurucunun,konuyu takipten vazgeçtiği veya gerekli özeni göstermediği sonucu çıkarılamaz.Bu nedenle, başvurunun kabul edilebilirliğine karar verilmelidir.
20. Başvurucunun bu güne kadar eldeedemediği giderimin nasıl sağlanabileceğine gelince, başka yolla giderimsağlanması artık mümkün olmayan başvurucuya talebi doğrultusunda manevitazminat ödenmesi gerekir.
21. Başvurunun kabulü halinde, Türkiye’nin karanlık birdönemiyle yüzleşmesi, hukuk devletine yaraşır şekilde, başvurucu ve benzerdurumdaki diğer kişilerin mağduriyetlerinin giderilmesiyle geç de olsagerçekleştirilebilecekti. Başvurunun reddi, adil ve hakkaniyete uygun olan bu imkanın kaçırılmasına yol açmıştır. Bu nedenle hukukenolduğu kadar yerindelik yönünden de doğru bulmadığım karara katılmamaktayım.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT