TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MÜMTAZER TÜRKÖNE BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/17839)
Karar Tarihi: 27/11/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 10/1/2020 - 31004
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Recep KÖMÜRCÜ
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Rıdvan GÜLEÇ
Recai AKYEL
Raportör
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
:
Mümtazer TÜRKÖNE
Vekili
:
Av. Elvan KILIÇ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması, tutukluluğun makulsüreyi aşması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması, tutuklulukincelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması, sulh cezahâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmaması, tutukluluğun gözden geçirilmesikararlarının tebliğ edilmemesi ve tutukluluğa itirazın incelenmemesi,tutukluluğa etkili itiraz hakkının kullanılamaması nedenleriyle kişi hürriyetive güvenliği hakkının, mal varlığına tedbir konulması nedeniyle çeşitli anayasalhakların, ceza infaz kurumundaki kısıtlamalar nedeniyle haberleşmehürriyetinin, siyasetçilerin açıklamaları nedeniyle masumiyet karinesinin,gazetecilik faaliyeti ve ifade özgürlüğü kapsamındaki eylemlerin tutuklamayakonu edilmesi nedeniyle de ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 28/3/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını AnayasaMahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu; kamuoyunca bilinen bir gazeteci, yazar veakademisyendir.
10. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüylekarşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstühâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları ve soruşturma mercileri-olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de uzun yıllardırfaaliyetlerine devam eden ve son yıllarda FetullahçıTerör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarakisimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
11. Bu kapsamda FETÖ/PDY'nin kamukurumlarındaki eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklıalanlardaki yapılanmalarına yönelik ülke genelinde soruşturmalar yapılmış; çoksayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır.
12. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun daaralarında bulunduğu ve çoğunluğu gazeteci, yazar ve akademisyen olan şüphelilerhakkında FETÖ/PDY'nin medya yapılanmasıyla bağlantılıolarak soruşturma başlatılmıştır.
13. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 27/7/2016tarihinde gözaltına alınmıştır.
14. Başvurucunun ifadesi 2/8/2016 tarihinde İstanbul İl EmniyetMüdürlüğünde alınmıştır. İfade alma işlemi sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. İfade tutanağındabelirtildiğine göre ifade alma işlemi öncesinde, isnat edilen suçlarbaşvurucuya açıklanmıştır. İfadesine esas olmak üzere başvurucuya, darbegirişiminde bulunan FEFÖ/PDY'nin yapısının nasılolduğu, örgütün yayın organlarında veya diğer alanlarda kendisine bir görevverilip verilmediği, herhangi bir internet sitesinde FetullahGülen'in yaptığı konuşmaları takip edip etmediği, örgütün hangi kademesinde netür görevler aldığı, sorumlu olduğu ya da emir aldığı kişilerin kim olduğu,örgütün medya organlarının yayın politikasının nasıl şekillendiği ve örgütliderinin yayın organlarıyla irtibatının nasıl sağlandığı, örgüt lideriyleirtibatının bulunup bulunmadığı ve örgüt liderini ziyaret edip etmediği, darbegirişiminden önceden haberdar olup olmadığı, darbe girişiminde bulunankişilerle ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) personeliyle bir irtibatının olupolmadığı sorulmuştur. Başvurucuya ayrıca 4/2/2016 ("Arınç Sarayı Sur'dakiTünellere Sokuyor" başlıklı) ve 5/2/2016 tarihli ("Dolmabahçe'deSona Eren Neydi" başlıklı) yazılarıyla darbe girişimini meşru kılmayaçalışıp çalışmadığı sorulmuştur. Başvurucuya ayrıca "Devri Sabık Yaklaşırken", "Türkiye'nin Yeni Aktörleri" başlıklıyazılar, "İktidarın Kulpunu NasılTeslim Edecekler" başlıklı yazılarla darbe girişimini meşrukılmaya çalışıp çalışmadığı, bu yazıları kimlerden talimat alarak yazdığı,darbe girişiminden haberdar olup olmadığı, 17/25 Aralık soruşturmalarına ilişkinsüreç sonrasında da Fetullah Gülen tarafındanyönetildiği bilinen Zaman gazetesinde neden kalmaya ve örgütü desteklemeyedevam ettiği sorulmuştur.
15. Başvurucu; ifadesinde, köşe yazarı olarak gazeteyöneticilerinden ve dışarıdan herhangi bir talimat almadığını, yazılarını kendiiradesi ve görüşleri doğrultusunda yazdığını, "Devri Sabık Yaklaşırken" başlıklı yazısında iktidarıeleştirdiğini ancak darbeyi değil demokratik muhalefeti savunduğunu, 4/2/2016ve 5/2/2016 tarihli yazılarının ise çözüm süreci sonunda gelen şehithaberlerine bir tepki niteliğinde olduğunu, bu yazılarında da demokratik çözümarayışlarından yana olduğunu ifade ettiğini, FetullahGülen'in konuşması ile bu yazılar arasında zamansal olarak uyumsuzlukbulunduğunu ve onları anılan konuşmadan önce kaleme aldığını, yazısıyla bukonuşma arasında bir ilişki olmadığını, darbelere her zaman karşı olduğunu,suçlamaları kabul etmediğini belirtmiştir.
16. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 4/8/2016 tarihinde başvurucuyla birlikte on dört şüpheliyitutuklanması talebiyle İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.Tutuklama talep yazısında "Şüphelilerin,terör örgütü FETÖ/PDY'nin yönetimindeki FezaGazetecilik A.Ş. ve bu şirketlerle birlikte hareket eden örgüte ait diğerşirketlerde örgüt propagandası yapacak, terör örgütünü meşru gösterecek şekildeyayınlar yaptıkları, bu şirketlere olası kayyum atanması hususları göz önünealınarak eylem ve fikir birliği içerisinde şirketin mal varlıklarınıbirbirlerine devrettikleri, örgüte ait şirketlerin mal varlıklarının suçtakullanılması nedeniyle müsaderesini önlemeye yönelik tedbirler aldıkları,gazete dergilerinde yazı yazanların örgütün işlediği suçları meşru göstermeyeçalıştıkları, meşru gösterdikleri ve örgüte mali yönden mallarını korumayayönelik faaliyetlerine destek oldukları, FETÖ/PDY'nin15/07/2016 tarihinde meşru Türkiye Cumhuriyeti hükumetini devirmeye yönelikdarbe girişimine kalktığı, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını öldürmeyekalkıştığı, yüzlere vatandaşımızı şehit ettikleri, tanklar ile sivil vatandaşınaraçları üzerinden geçerek acımasızca vatandaşlarımızı ezerek şehit ettiği,masun insanların vatanı ve bayrağını terör örgütü üyelerinden korumak içintankların önüne çıktığında keskin nişancılar ile tank ve tüfekler ile sivil vatandaşınüzerine hedef alarak ateş ettikleri, Türkiye Cumhuriyeti Büyük Millet Meclisinitarih boyunca hiç bir düşmanın dahi yapmadığı şekilde ilk defa bu örgütünbombaladığı, örgüt lideri Fetullah Gülen'in terörörgütü FETÖ/PDY'nin başarısız olması sonucu bununmutluluğunu yaşayan kahraman Türk Vatandaşlarını 'ahmaklar' diye niteleyerekTürk Milletine hakaret ettiği, yabancı basın yayın organlarına çıkarak, adetaTürkiye'nin yabancı güçler tarafından işgal edilmesini istediği, şüphelilerindebu örgüt lideri yönetimindeki kişinin istediği şekilde örgütün medya ayağınıoluşturdukları, bu örgüt lideri ile eylem ve fikir birliği içerisinde hareketettikleri, şüphelilerin üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suçşüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu"gerekçesiyle tutuklanmalarına kararverilmesi istenmiştir.
17. Savcılığın talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde İstanbul 4.Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Ayrıca sorgututanağında, başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı dabelirtilmiştir. Bu sırada başvurucunun avukatı hazır bulunmuştur. Başvurucu,sorgu sırasında kolluk tarafından alınan ifadesini tekrar ettiğini belirtmiş veek olarak "Ben yaklaşık 30 yıldırsiyaset biliminin çok geniş alanlarında yazılar yazan bir akademisyenim.Yayınlanmış 16 kitabım mevcuttur. Bu kitaplardan ikisi doğrudan darbelerhakkında yazılmıştır. Diğer kitaplarımda da eksiksiz ve istisnasız demokrasimüdafaası yapılmaktadır. Bu uzmanlık birikimiyle darbe tehditikonusunda toplumu cesaretlendirmek ve darbecileri caydırmak konusunda çok ciddikatkılarım olmuştur. Darbe günü sayın Cumhurbaşkanının halkı sokağa çağırmasıhem gazetede köşemde ve televizyon programlarında defaatledile getirdiğim ve patenti bana ait olan bir tezdir. Bunu darbe konusu gündemegeldiği zamanda dile getirmiş ve tavsiyelerde bulunmuşumdur. Nitekim emniyettealınan ifademde kanıt dosyası olarak bana sunulan 5 makalenin hiçbirindeteşbih, mecaz, metafor ve hatta eşiğin aklına karpuz kabuğu düşürmek kabilindendarbe iması addedilecek tek kelime yoktur. Tersine hükumeti eleştirirken çözümolarak dosyada yer alan her yazıda da demokratik çözümler, alternatifler,sandık ve seçim gösterilmiştir. Hükumete karşı eleştirilerim var ve bu eleştirilerimözellikle darbe konusundaki hassasiyetimden eleştiri özgürlüğünün geniştutulmasının darbe iklimini de yok edeceğini bildiğim için sürdürdüm. Benradikal hatta keskin addedilecek bir darbe karşıtıyım. Bunun tek bir istisnasıyoktur. Nitekim darbe gecesi de meşru hükumetin yanında yer aldığımı belirtenakabinde darbenin ihanet ve şerefsizlik olduğunu belirten twetlerattım. Sonrasında da darbe tehditi devam ederkenhükumeti destekleyen darbeyi lanetleyen ve bütün toplumun dikkatini ve darbesonrası toplumu restore edecek bu travmanın geçmesini sağlayacak uyarılardabulundum. Benim kadar radikal bir darbe karşıtının darbeci ithamına maruzkalmasını gördüğüm muamelenin ötesinde çok onur kırıcı buluyorum. Özellikledarbe gündemi sonrasında ülkenin duyduğu birlik beraberlik için çaba harcamazamanı varken şahsımın bilhassa uluslararası camia da 'iktidarı eleştirenlerdarbe karşıtı olarak tutuklanıyor' şeklinde aleyhe bir propagandaya konuedilmesinden ülkem ve milletim adına derin bir üzüntü duyarım. Fethullah Gülen örgütü ile herhangi bir bağlantım yoktur.Kendisini tanıyorum. Zaman gazetesinin onun kontrolünde olduğunu biliyorum.Kendisi ile 2006 ve 2011 yılında 2 defa görüştüm. Aramızda kayda değer birgörüşme olmadı. Yanımda da AK partili yöneticiler mevcuttu. En son darbeolayından sonra çoğunluk gibi ben de hayal kırıklığı yaşadım ve o camia ilebirlikte olmaktan dolayı pişman oldum. Ben bir yazar olarak daha fazlaokuyucuya ulaşmak amacıyla Türkiye'de trajı en yüksekgazete olan Zaman gazetesinde yazmayı tercih ettim. Esasında başkada yazıyazabileceğim gazete yoktur. Kişilik olarak muhalif bir yapım vardır. Benimhükümete karşı eleştirilerim demokrasinin ve özgürlüklerin genişleyip darbeteşebbüslerinin engellenmesi amacına yöneliktir. Gazetede yazdığım süre boyuncahangi konularda yazı yazacağım konusunda açıktan bir müdahale olmadı. Bazenfarklı konularda yazmam için güncel olaylar hatırlatıldı ve tavsiye edildi.Yazdığım hiçbir yazıya müdahale edilmedi. Şahsen de gazetenin yayın politikasıile kendimi bağlı hissetmedim. Zaman zaman manşetlerde savunulan görüşlereaykırı yazılar yazdım. 2004 yılındaki Fethullah Gülencemaatinin faaliyetlerinin sona erdirilmesine dair karar hakkında 2013 yılındaaykırı görüşlerimi bildirdim ve MGK'nın o anki şartlarına göre karar aldığınıve Fethullah Gülen cemaatine herhangi bir olumsuz biruygulamanın hükümet tarafından uygulanmadığını belirttim. Bu yazı gazeteninyayın politikasına aykırı bir yazıydı. Buna rağmen bu yazıya da müdahale edilmedi."şeklindebeyanda bulunmuştur.
18. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 4/8/2016 tarihinde,başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etmesuçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Hâkimlik "... şüphelilerden Mümtazer Türköne'nin ... örgüt adına yayın yapan gazetede yazarlıkyaptığı ve yazıları ile Fetö terör örgütününamaçlarına hizmet etmek ... suretiyle örgüt üyesi olmamakla birlikte söz konusuörgüte yardım ettikleri kanaatine varılmıştır." şeklindeki değerlendirme ile başvurucuyönünden silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli suçşüphesinin bulunduğu sonucuna varmıştır.
19. Kararın tutuklama koşullarına ilişkin kısmı şöyledir:
"...Yüklenen silahlı terör örgütüne üyeolma ve silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarınınkanunda öngörülen ceza miktarı, işlendiği iddia edilen suçun önemli ve ciddisayılan katalog suçlardan olması nedeniyle tutuklama nedenin 'kanun gereğince'var sayılmıştır. Soruşturmanın henüz tamamlanmaması nedeniyle şüphelilerin delilleriyok etme, gizleme, tanıklar üzerinde baskı oluşturma şüphesinin bulunduğu, işinönemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik önlemi değerlendirildiğinde,Türkiye CumhuriyetiAnayasasının 13. maddesindeifade olunan ‘ölçülülük’ ilkesi uyarınca, dahahafif koruma önlemi olanadli kontrol tedbiriuygulanmasının bu aşamadasoruşturmaya konu suç ve buşüpheliler açısından ‘yetersiz’ kalacağı ve amaca hizmet etmeyeceği kanaatinevarılarak şüpheliler ve müdafilerinin serbest bırakılma istemlerinin REDDİ ile ...5271sayılı CMK’nın 100 ve devamı maddeleri uyarınca ayrıayrı tutuklanmalarına ... [karar verildi.]"
20. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 29/12/2016 tarihinde,dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda başvurucunun tutukluluk hâlinindevamına karar verilmiştir.
21. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz, İstanbul 1. Sulh CezaHâkimliğinin 27/2/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Bu kararın başvurucuyatebliğ edilip edilmediği belirlenememiştir.
22. Başvurucu 28/3/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
23. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 10/4/2017 tarihliiddianamesi ile başvurucunun anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme,Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM) ortadan kaldırmaya veya göreviniyapmasını engellemeye teşebbüs etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadankaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme ve silahlı terörörgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleme suçlarını işlediğindenbahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davasıaçılmıştır.
24. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 24/4/2017 tarihinde, iddianamenin kabulüne kararvermiş ve E.2017/112 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.
25. İddianamede ilk olarak FETÖ/PDY'ninkuruluşu, amacı, yöntem ve stratejisi, hiyerarşik yapısı, istihbarat ağı, maliyapısı ve gelir kaynakları, silahlı gücü, emniyet ve yargı yapılanmasınıkullanarak gerçekleştirdiği bazı yasa dışı faaliyetlere yönelik iddialaradeğinilmiştir. Sonrasında FETÖ/PDY'nin medyadakiyapılanmasına ve faaliyetlerine yer verilmiş; özellikle bu yapılanmanın, medyaunsurlarının kamuoyunca bilinen isimleriyle Tahşiye, 17/25 Aralık, MİT tırları ve Selam-Tevhid-Kudüs Ordusu soruşturmalarına ilişkinetkilerine dair açıklamalar yapılmıştır.
26. Savcılık; başvurucunun da aralarında bulunduğu şüphelilerinFETÖ/PDY'nin medya gücünü oluşturduklarını, örgütüngenel amacı doğrultusunda anayasal düzeni, TBMM'yi ve Türkiye CumhuriyetiHükûmetini ortadan kaldırmak için örgüt stratejisi ve hiyerarşisi içinderollerini yerine getirerek üzerilerine atılı suçlarıişlediklerini ileri sürmüştür. Başvurucunun da aralarında bulunduğu şüphelileryönünden Savcılık tarafından yapılan hukuki değerlendirmenin ilgili kısımlarışöyledir:
"...
Şüpheliler Mümtazer Türköne., A.B., İ.K., A.T.A., M.Ü., Ş.A, N.U., L.S.,O.K.C., ve İ.D.D. FETÖ-PDY medya organlarında görev yapan köşe yazarlarının;yazı başlıklarının ve yazılarından seçilen kısımların 'cımbızla çekilip'alınmadığı, konjonktürel ve tarihi perspektiflebakıldığında bu yazılardaki ifadelerin 'mecaz' ya da 'metafor' olarak izahedilemeyeceği, genel olarak operasyonların ve yargı sürecinin devam ettiğidönemlerde kaleme alınan yazılarda Hükümete sadece muhalefet yapılmadığı veyaeleştiri yöneltilmediği; görünürde suç unsuruna rastlanılmayan yazılarında dahibasın ve ifade özgürlüğünün sınırlarını aşarak devlet yetkililerinin vekurumlarının haklarını ihlal niteliğinde ifadeler kullandıkları ya da önhazırlık niteliğinde yazılar yazdıkları; şüpheli yazarların genel itibariyle desüreç içerisinde böyle bir duruş sergiledikleri, basın ve ifade özgürlüğününsınırlarını aşarak devlet yetkililerinin ve kurumlarının haklarını ihlalniteliğinde ifadeler kullanarak örgüt amacına hizmet ettikleri; ulusalgüvenliği tehdit edebilecek, toplum huzurunu, toplumsal barışı ve asayişibozabilecek beyanlarda bulundukları, askeri darbe çağrısında bulunmaktançekinmedikleri, bu haliyle şüpheli yazarların gerek suç unsuru ihtiva ettiğitespit edilen yazılarıyla gerek tek başına suç unsuru olduğu belirlenememeklebirlikte örgütsel hedef ve amacı tamamlayan yazılarla FETÖ-PDY terör örgütühiyerarşisi içerisindeki görevlerini yerine getirdikleri,
...
Bu şekilde ... şüphelilerin FETÖ-PDY silahlıterör örgütünün medya gücünü oluşturdukları ... üzerlerine atılı suçlarıişledikleri anlaşılmıştır."
27. İddianamede, genelde suçlamalara konu olan gazeteyazılarının yayın tarihlerine ve başlıklarına yer verilip bu yazıların hangiamaçla yazıldığına değinilmiştir. Başvurucu yönünden bu suçlamaların Zamangazetesindeki yazılarına dayandırıldığı görülmektedir. Bu yazılara veSavcılığın bunlara ilişkin iddianamedeki değerlendirmelerine aşağıda yerverilmiştir:
i. 23/12/2013 tarihli, "GemiHızla Su Alıyor" başlıklıyazının içeriği şöyledir:
"Kaptanın marifetininfırtınalı denizde belli olması, Başbakan'ın sık kullandığı bir benzetme idi.Fırtına dehşetli, üstelik tam gövdeden bir torpil yemiş olan gemi hızla sualıyor. Siyasî maharetinin tam bu krizde hükmünü yürütmesi lâzım; ancakBaşbakan kilitlenmiş görünüyor. Teşbihleri gerçeğe uygun yapalım. Su alan gemiTürkiye, hükümet değil. Bir hükümet gider, yenisi gelir. Ülkenin kayıplarınıtelafi etmek için millet bedel ödeyecek.
Başbakan, bütün siyasî kariyeri boyuncakendisine hiç yakıştırılmayacak bir hatada ayak diriyor. Zan altında bulunanBakan, kendisini soruşturacak olan polisleri kıyma makinesinden geçiriyor.Çürük elmaları ayıklamak Başbakan'ın görevi; tersine onları yetkili pozisyondatutmak çok ağır bir sorumluluk. Başbakan'ın savunma argümanlarının tamamıyanlış. 'Neden haber vermediler' tepkisi ile başlayan savunma hatası, aynışekilde devam ediyor. Savcı emrinde soruşturma yürüten polislerin haber vermesikanunen suç teşkil ediyordu. Doğrudan İçişleri Bakanı'nı hedef alan birsoruşturmayı, ona haber vermek hangi akla uyar? 'Dış mihraklar', 'kirliittifak', 'devlet içinde çete' argümanlarının iki zayıf tarafı var. Birincisi,11 yıldır devleti yöneten hükümet, ülkenin asayiş ve güvenliğini emanet ettiğipolis kadrolarını 'çete' olmakla itham ediyor. O zaman biz kime güveneceğiz?İkincisinin hiç mazur görülecek bir tarafı yok: Velev ki yolsuzluk soruşturmasıdış mihrakların marifeti; o zaman yolsuzlukları sineye mi çekeceğiz? Dışmihrakların ve çetelerin teşhir ettiği yolsuzluklara sayılmaz mı diyeceğiz?
Bugün Resmi Gazete'de yer alan, Adli Kolluk Yönetmeliği'nde yapılandeğişiklik, Başbakan'ın ilk gün 'amirlerine neden bilgi vermediler'eleştirisinin yanlışlığına ters bir delil. Yönetmelik değişiyor ve en üst amirebilgi verme zorunluluğu getiriliyor. Bu delil aynı zamanda kriz yönetenkarargâhın ne kadar dağılmış vaziyette olduğunu gösteriyor. 'İçişleri Bakanıhakkında yürütülen soruşturmayı, içişleri bakanına haber verme zorunluluğu'anlamına gelen bu değişiklik, hukuk devletinin en temel rüknüne aykırı. CMK'da kapı gibi 157. madde var. Soruşturmalar gizli veyönetmelik değişikliği ile 'soruşturmanın gizliliğini ihlal' suçu ortadankalkmaz. CMK'ya göre savcının emrinde soruşturmadagörev alan polis, en üst amire haber verdiği zaman suç işlemiş olur vetutuklanmak üzere kendisini hakîmin karşısında bulur. Doğrusu da budur.
Gemi yalpalıyor. Kaptan sakin bir limanailerlemek yerine fırtınanın tam merkezinde kalmakta ısrar ediyor. Doğrusu,kangren olan kolu kesip atmak. 'Soruşturma devam ediyor' diyerek, elinde güçbulunduranlar masumiyet karinesine sığınamaz. Tersine ellerindeki gücü,soruşturmanın selameti için kullandıklarını göstermeleri lazım. Doğal olanı,şaibeli bakanların anında görevden alınması ve aklanma iradesi sergilenmesiydi.Artık bu saatten sonra, rüşvet almakla itham edilen bir İçişleri Bakanı'nınemniyet teşkilatında yaptığı kıyımı kimse kolay kolay halka izah edemez.
Sert tartışmalar, sert kutuplaşmalargetiriyor. Taraf olmaya gerek yok; bu konu sadece haktan hukuktan yana olunacakbir durum. Sağduyu, gerçeğin ortaya çıkmasını emrediyor. Yolsuzluk yapankulağından tutulacak ve cezasını çekecek; AK Parti varsa safralarından kurtulupyoluna devam etsin. Bu tartışmayı, parti aidiyetleri üzerinden sürdürmek ortakdeğerlerimize zarar verir. Rüşvet alındı mı? Yolsuzluk yapıldı mı? Bilmiyoruz.Adli kolluk yönetmeliği değişikliği gibi adımlar, Hükümet'in bu iddialarınüzerine gidilmesini engellemek için akla zarar işler yaptığını gösteriyor.
Türkiye 'ameliyat yapılan bir ülke' halinegelmemeli. 'Dış mihraklar, bakanlara rüşvet dağıtarak Türkiye'de ameliyatyaptılar' argümanını, 'rüşvet almasalardı ve bu operasyonu yaptırmasalardı'cevabı çürütmek için yeterli değil mi?
Hükümetin yaklaşımı, soruşturmanın ötesindeTürkiye'nin hassas dengelerini sarsan ilave bir faktöre dönüşüyor. Başbakaniçin doğru tek ölçü var: Bakanlarına veya partisine değil, yönettiği Türkiye'yesahip çıkmak. Su alan gemi Türkiye çünkü."
ii. 24/12/2013 tarihli, "BaşbakanKaybettiği Savaşı Sürdürüyor" başlıklı yazının içeriğişöyledir:
"Sözleri zaten birstratejiyi veya siyasî bir hesabı değil, öfke ve intikam duygularınıyansıtıyor. 'Velev ki' Cemaat'i önce didik didikdoğradı sonra da darmadağın etti. Eline ne geçer? Derdine çare olur mu? 11yıllık iktidar gücünü ve halk nezdindeki karizmasını saplandığı bataklığı aşmakiçin tüketiyor. Sırtındaki ağır yükle bu badireyi geçmesi imkânsız.
Durumu özetleyen meşhur fıkrayı hatırlayalım.Başbakan halefine üç tane zarf bırakıp tembih ediyor: 'Çok zor durumda kaldığındasırasıyla aç'. Ekonomi berbat vaziyette ve hükümet sallanıyor. Yeni başbakanbirinci zarfı açıyor ve çareyi okuyor: 'Muhalefeti suçla!' Durumu biraztoparlıyor ama bir zaman sonra muhalefetin baskısı dayanılmaz hale geliyor vemecbur kalıp ikinci zarfı açıyor. Yine tek bir cümle: 'Dış mihrakları suçla.'Bir süre idare ettikten sonra bu sefer yolsuzluklar ayyuka çıkıyor, ahval berbat; ve çaresiz son zarfı açıyor. Zarfın içinde yine çokkısa bir not: 'Hemen halefine üç tane mektup bırak!'
Başbakanımız, henüz üçüncü zarfı açmadı; çünkükaybettiği bir savaşı cansiperane şekilde sürdürmeye çalışıyor. Sözleri zatenbir stratejiyi veya siyasî bir hesabı değil, öfke ve intikam duygularınıyansıtıyor. Velev ki Cemaat'i önce didik didikdoğradı sonra da darmadağın etti. Eline ne geçer? Derdine çare olur mu? 11yıllık iktidar gücünü ve halk nezdindeki karizmasını saplandığı bataklığı aşmakiçin tüketiyor. Sırtındaki ağır yükle bu badireyi geçmesi imkânsız. Safralardankurtulmaya ise yanaşmıyor. Arkasındaki halk desteği nereye gider? Bu soruapayrı bir konu; ama önünde duran hukukun ördüğü yüksek duvarı aşmasına yetecekhiçbir araca sahip değil. Ortada çok ciddi bir yolsuzluk dosyası var veBaşbakan üstü kapalı olsa da durumu kabul ediyor. Sadece Cumhuriyet'in haberindeyer alan 'Teslim edilen para, peşkeş çekilen, devletin parası, milletin parasıdeğildir' sözü kendisine aitse, aleni bir suç ikrarı. Devletin bankasının genelmüdürünün, bakanların çocuklarının sanık olarak yer aldığı bir soruşturmanınucu gelir milletin ve devletin hukukuna dayanır. Yargıya savaş açarkensöylediği, 'Siz de böyle pırlanta, tertemiz değilsiniz. Bizim de bildiklerimizvar.' lafı, içinde iki suç barındırıyor. Birincisi, 'evet biz temiz değiliz'ikrarını; ikincisi ise başkalarına ait suçları şantaj amaçlı saklama itirafını.
Krizin henüz daha bir haftası geride kaldı.Hukuk yavaş işler ama sağlam işler. Başbakan, umutsuzca yağıp-gürleyereksürdürdüğü savaşta 'hükmen' mağlup oldu. 'İmam-hatiplere bağıştan', 'barışsürecini sabote etme' argümanına, Halk Bankası'nın ekonomimiz için vazgeçilmezdeğerine kadar geliştirilen hiçbir gerekçe yolsuzluğu meşrûgöstermeye yetmiyor. Hükümet kan kaybetmeye devam ediyor. Sadece vaziyete isimkonulması zaman alacak.
Gidişatı anlamakta zorluk çekenlerin, zihnikarışanların başvuracağı sağlam ölçüleri hatırlatalım. Bir tanesi, gazetemizintirajında -bir kampanya yürütülmemesine rağmen- hızlı artış. Başbakan'ın Hocaefendi'ye karşı giriştiği polemik, onun gibi kendinikanıtlamış bir liderin ferasetine aykırı. 'Cemaat' bir siyasî parti değil,üstelik ahlakî-vicdanî bir prensibe dayanıyor.Üstelik bu savaşta 'Cemaatin' -'in'deyaşadıklarına göre- kaybedecek kaşaneleri yok. Siyasî iktidarlar, bir arayagetirdikleri çıkar ortaklığı bitince dağılırlar. 'Cemaat' bir gönüllülerhareketi ve gücünü 'alma'ya değil 'verme'ye dayandırıyor. İktidar baskısı, böyle yapılarıdağıtmaya yetmez, tam tersine güçlendirir. Cengiz Han, YesevîDergâhı'nın müridlerininkellelerinden koca tepeler yaptı, yine de o mübarek ocağın ateşini söndüremedi.Yolsuzluk batağına saplanmış bir hükümet, evrensel boyut kazanmış böyle birsivil-gönüllü hareketin neresini budayabilir? 'Budadı' diyelim, kendisine nefayda sağlayabilir?
Hocaefendi, Başbakan'a çareyi gösteriyor: 'Aklan' diyor, 'vahdeti temin et, vifak ve ittifak yollarını araştır'. Başbakan ise, geçmiştedarbecilere karşı sert duruşunu 'bir tek geri adım atmayacağız' diye bu seferpamuk gibi insanlara karşı gösteriyor. Siyaseti çöküyor, itibarı darmadağınoluyor. Peşinen kaybettiği savaşı, ısrarla sürdürüyor. Adaletin terazisi artıkbaşbakanın elinde değil; o da bir kefede tartılıyor ve hızla ağırlığı azalıyor."
iii. 29/12/2013 tarihli, "YargıBaşbakanın Siyasi Rakibi mi?" başlıklı yazının içeriğişöyledir:
"En son 'HSYK’yı kim yargılayacak?' diye kendi sorduğu soruyaBaşbakan, 'millet yargılayacak' cevabını verdiğine göre, zihnindeki 'yargı algısı'nda esaslı bir sorun olmalı. Başbakan’ın sürdürdüğüpolemik, yargı erkine siyasî parti muamelesi yaptığını gösteriyor. Yargıyı,sandıkla tehdit ediyor. Yargı seçime mi girecek? Yargının yürüttüğüsoruşturmayı, sandıkta halk mı karara bağlayacak?
Diyor ki: 'Ben şuna inanıyorum; ‘egemenlikkayıtsız şartsız milletindir, egemenlik kayıtsız şartsız yargının değildir.' Başbakan’ınbu inancı yanlış. Üstelik yürütme erkinin başında olduğuna göre sahip olduğumuzdemokratik-hukuk devletini tehlikeye atacak çapta büyük bir yanlış. Çünkü cümleiçinde yer alan zıtlık, 'egemenlik' adı verilen gücün kendi içinde mevcutdeğil. Ayrıca bu iş bir inanç meselesi değil. Başbakanlar bir yargısoruşturması ile karşılaştıkları zaman egemenliği kendilerine göreyorumlamasınlar diye, bu prensip anayasaya çok açık bir şekilde yazılıyor.Nitekim bizim Anayasa’mızın 9. maddesi (6. maddede egemenliğin yetkili organlareliyle kullanılacağını belirttikten sonra): 'Yargı yetkisi, Türk milleti adınabağımsız mahkemelerce kullanılır' hükmüyle, Başbakan’a çok açık cevap teşkileden bir ifadeye yer veriyor. Evet, egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Milletsahip olduğu egemenliği yetkili organlar eliyle kullanır. Bu yetkili organlar(Anayasa’da sıralandığı üzere): Yasama, yürütme ve yargıdır. Anayasa, kuvvetlerayrılığı prensibine göre bağımsız olan bu üç 'millî irade organı' arasında birhiyerarşi olmadığını, yani birinin diğerine üstünlüğünün bulunmadığını'Başlangıç' kısmında belirtir. Hepsinin üstünde yer alan tek güç Anayasa vekanunlar yani hukuktur. Zaten bu prensibin işlediği, yani devlet adınakullanılan yetkilerin tamamının hukuka dayandığı devlet düzenine 'hukukdevleti' adı verilir. Hukuk denetimi yargıdan sorulduğuna göre, fiilen yargı'millî irade'nin en tartışmasız iş gören organıolmaktadır.
Demek ki millî iradeyi tek başına Başbakantemsil etmiyor. O sadece yürütme erkinin başında bulunuyor. Parlamentersistemde partisinin yasama organında çoğunluğu olduğu için, millî iradeninyasama kısmında da bir ağırlığı var. Yasama erki, iktidarı ve muhalefeti ileParlamento’nun tamamına ait. Sonuçta hem yürütmede hem de yasamada Başbakan’ınyetkileri sınırsız değil. Yürütme olarak bazı yetkilerini Cumhurbaşkanı ilebirlikte kullanıyor. Yasama organında da meselâ anayasa yapamıyor. Ve hepsininüzerinde, kullandığı bütün yetkilerin hukuka uygun olması gerekiyor. İşte uygunolmadığı zaman devreye yargı erki giriyor. Onu dengeliyor. Yürütmenin (ve tabiiyasamanın) yaptıklarının hukuka uygunluğunu denetleme yetkisi yargıya aitolduğu için, yargı erki her ikisinin de fiilen üstünde yer alıyor.
Bir de şu anda tartıştığımız konunun birerkler çatışması olmadığını hatırlayalım. Yargı yürütmenin elindeki bir yetkiyeel koymuyor. Sınırlarına tecavüz etmiyor. Sadece yürütme organının da içindeyer aldığı bir yolsuzluk soruşturması yürütüyor. Yürütme alenî olarak busoruşturmayı engellemeye çalışıyor. Engellemek için adlî kolluğu hallaç pamuğugibi atıp, işini yapamaz hale getiriyor. Savcının soruşturmayı yürütmesiniengellemek için, adlî kolluğun üzerinde idarî denetim kuruyor; soruşturmabaşlar başlamaz Adlî Kolluk Yönetmeliği’ni değiştiriyor ve yargıya müdahaleediyor. Bu durumun neresi erkler çatışması? Yargının yürüttüğü soruşturmayıengellemek, bir yetki çatışması mı?
Başbakan yargı erkini doğrudan bir siyasîrakip statüsüne yerleştiriyor. Daha öteye geçip, ihanet retoriği ile siyasî birsavaş ilan ediyor. Yargıyı, yürüttüğü yolsuzluk soruşturması yüzünden 'ajan','çete' ilan ediyor. Yargı bir siyasi parti olmadığına göre, bu suçlamalaranasıl karşılık verecek? Tabii işini yaparak. Yargı, Başbakan aksini düşünse deseçimlere girmeyecek. Buna rağmen hepimiz adına millî iradeyi temsil etmeye vesuçluları yargılamaya devam edecek. Yargılarken sandıktan çıkan oya değil,delillere bakacaklar."
iv.10/1/2014 tarihli, "Cumhurbaşkanı,Freni Patlayan Kamyonu Durdurabilir Mi?" başlıklı yazınıniçeriği şöyledir:
"Cumhurbaşkanı öncekigün Kara Harp Okulu'nda İngilizcesini de kullanmış: Checkand balance. Demokratikhukuk devleti denge ve fren mekanizmaları ile işler. Gücün suistimalinive keyfîliği önlemek, adil bir devlet düzenini, insanhaklarını korumak için devlet iktidarını kullanan güçler arasında dengelerkurulur ve fren sistemi her daim devrede tutulur. Bir dizi tedbirin vemekanizmanın en başında kuvvetler ayrılığı prensibi yer alır. Kuvvetlerayrılığı prensibi ile yargı, çoğunluğun iradesi yerine genel-ortak (millî)iradeye bağlanır. Böylece hukuk, devlet gücünü kullanan herkesin üzerindeegemen olur. Yürütme, yasama ve yargı hukukun üstünlüğü altında (rule of law) birbirini dengelerve frenler. Denge ve fren mekanizmaları her şeyin üzerine hukuku egemen kılmaklasınırları tayin eder.
Bugün devlet, freni patlamış, balatalarınısıyırmış bir kamyon gibi son sürat yol alıyor. Direksiyonda Başbakan var ve bukoca kamyon girdiği bataklıktan çıkmak için önüne geleni ezip geçiyor. Bubadireyi geçse bile geride bir şey bırakmayacak ve sert bir kayaya toslayıpülkeyi darmadağın edecek. Türkiye'nin istikrarını sürdürme yeteneği, artıkBaşbakan'ın irade ve inisiyatifinde değil; o sadece can derdinde. Dün zorluengelleri aşarken kullandığı güç ve irade, yani 'sağlam liderliği', bugünsadece tahribatı büyütmeye yarıyor. 'Yolsuzluk yapmış olsa bile' kaydıyla,yaklaşmakta olan kaosun korkusu yüzünden hükümete destek verenler, kısa zamandaBaşbakan'ın istikrarı sürdürme yeteneği kalmadığını anlayacaklar. Hükümet neyaparsa yapsın, bu yolsuzluk dosyaları kapanmaz. Bataklık alanda yürüttüğüumutsuz kavga, sadece ülkenin daha fazla zarar görmesine yol açar.
Adli Kolluk Yönetmeliği'nin değiştirilmesi ilebaşlayan denge ve fren sorunu HSYK tasarısı ile büyüyerek devam ediyor. İzmirsoruşturmasında, adli kolluk, savcıların talimatlarına uymadı. Operasyon başlarbaşlamaz adli kolluk sıfatı kazanan emniyet müdürlerinin görevden alınması,doğrudan soruşturmanın engellenmesi demek. Birilerinin suçlu olup olmadığındanbahsetmiyoruz, kimseyi yargılamıyoruz. Soruşturma yapılamıyor; hukuk ve adaletadına daha vahim bir durum olabilir mi?
Hükümet hem yargıyı,hem de yargının uyguladığı hukuku, elindeki bütün araçları seferber ederek yoketmeye, böylece suçları yok hükmüne sokmaya çalışıyor. Hukuk ortadan kalkıncabu ülkede birlikte yaşayabilmek için bize ne kalacak? Tek çare var: Bu kamyonundurdurulması lâzım. Cumhurbaşkanı, sahip olduğu yetkileri kullanarak hiçolmazsa yan koltuğa geçebilir ve el frenini yavaş yavaş çekebilir; devrilmedenkamyonu yavaş yavaş durdurabilir. Onu şoför mahallinde görmek, yani inisiyatifiele alması bile sükûneti temin etmek için çok etkili bir çare.
Cumhurbaşkanı'nın önceki gün Harp Okulu'ndasöyledikleri, yargıyı kendisine bağlamaya kalkan Hükümet'i hedef alıyordu.Kuvvetler ayrılığı prensibini ve bu prensibe bağlı olarak herkesin yetki vesorumluluklarının sınırlarını hatırlatması, yargı bağımsızlığını koruma çabasıdışında yorumlanamaz. Cumhurbaşkanı'nın doğrudan Anayasa'dan kaynaklanansembolik ama tam da bugünler için derin anlamlar taşıyan yetkileri var.Anayasa'nın 104. maddesi bugün ihtiyaç duyduğumuz bir görevi tanımlıyor:'Cumhurbaşkanı, devletin başıdır. Bu sıfatla Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türkmilletinin birliğini temsil eder; Anayasa'nın uygulanmasını, devletorganlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetir' Cumhurbaşkanı, yürütmeerkinin yargı erkini kendisine bağlama teşebbüsüne ve yargıya yönelik ağırsaldırılarına 'devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek'adına müdahale edebilir.
Kriz zaten dolambaçlı yollardan geçipCumhurbaşkanı'nın önüne geliyor. HSYK tasarısı, Cumhurbaşkanı'nın adil birdenge noktası oluşturması ve fren sistemini çalıştırması için bir fırsat. Bukanun, önüne geldiği zaman sadece Meclis'e geri göndermekle yetinmeyecek,mutlaka anayasal görevini de ifa edecektir. Cumhurbaşkanı siyasî birikimi,mizacı ve üslubu ile de tam bugünler için bir kader adamı. Üstelik son çaremiz."
v. 31/1/2014 tarihli, "Paranınİktidarı" başlıklı yazının içeriği şöyledir:
"Hükümet kanadıyolsuzluk soruşturmalarını dört koldan karartmaya ve gündemden düşürmeyeuğraşıyor. Muhtemelen soruşturmaları yürüttükleri için mağdur edilen polislerve savcılar da ellerindeki kritik dokümanları sosyal medya aracılığıyla servisediyor. 'Haramzadeler' isimli, sürekli kapatılan ama tekrar açılan bir Twitter hesabı bu belgeleri yayınlıyor. Yayınlanan metinlerbelli ki soruşturma dosyasına konmuş, yani resmî kontrolden geçmiş teknik takipraporları. Masumiyet karinesi herkes için geçerli; ancak kişileri suçlamak vemahkûm etmek dışında, bu metinler -şayet doğru ise- içinde dönüp-durduğumuz veçoğu zaman anlamakta güçlük çektiğimiz siyasî-ekonomik düzenin ne türmekanizmalarla işlediğine dair çok sağlam ipuçları barındırıyor.
Öncelikle Başbakan'ın fiilî gücünü, devletrantını dağıtma iktidarından aldığı anlaşılıyor. Devletten ihale alan işadamları, karşılığında Başbakan için gazete ve televizyonsatın alıyor. Kılıçdaroğlu'nun sorduğu 'ATV veSabah'ın patronu Başbakan mı?' sorusunun cevabı, bu soruşturma dokümanlarındadelilli-ispatlı bir şekilde var. Aynı kaynaktan, yani devlet rantından gelen'hayır' paralarının sağladığı toplumsal iktidar gücü tasavvur edilemeyecekkadar büyük. Bir siyasî partinin, neredeyse sınırsız kaynak kullanarak toplumunyoksul kesimlerine para dağıtma imkânı, doğrudan 'millî irade yolsuzluğu' değilmidir? İşadamları havuza yüzer milyon atarak, tam birmilyar değerindeki medya şirketini Başbakan'ın emrine amade kılıyor. Her türlüihale, ruhsat gibi işlerden ve özellikle kent rantından kesilen yüzde onkomisyonlarla devasa bir sosyal organizasyon vücuda getiriliyor. En tepedemedya gücü, en aşağıda sosyal devletin yerine geçen hayırsever bir partiorganizasyonu. Anayasanın Başbakan'a verdiği hukukî yetkiler mi, yoksa devletrantı üzerinden oluşmuş bu denetimsiz fiilî iktidar mı? Sizce hangisi dahagüçlü?
TÜSİAD Başkanı'nın Başbakan tarafındanihanetle suçlanmasına neden olan şikâyeti, Türkiye'deki iktidar sacayağınınüçüncüsüne işaret ediyor. Başbakan'ın kullandığı devlet iktidarı, Janus'un iki yüzü gibi. Bir tarafta devlet rantı üzerindenzenginlik, öbür tarafta bu güce boyun eğmeyenlere ceza dağıtılıyor. Başbakan'ınmedya patronu Aydın Doğan'a tehdidi, bu baskıların nasıl işlediğini göstermedimi? 'İmar iznini, Şehircilik Bakanlığı verecek, Sarıgül'ün seçimi kazanmasıAydın Doğan'ın otel yapmasına yetmeyecek.' Başbakan, sadece 'güç bende' demişoluyor.
Soruşturma dosyalarında yer alan budokümanlarda devlet kayırmasına mazhar olan işadamlarıile Başbakan arasındaki ilişkinin ne kadar laçka ve laubali olduğu görülüyor.Hükümet'in imtiyazlar verdiği bir işadamı grubu ileBaşbakan arasında kurulan bu çok içli-dışlı ilişki, Türkiye'de işleyen iktidardüzeninin ana iskeletini oluşturuyor. Bu düzene siyaset literatüründe'ahbap-çavuş (crony) kapitalizmi' adı veriliyor.Lisanslar, imtiyazlar, vergi muafiyetleri, rantlar ve her türlü devletmüdahalesi tamamen keyfi şekilde hükümetle kankaolmuş işadamları arasında paylaştırılıyor. Bu düzeninvazgeçilmez bir ön şartı var: Keyfiliğin mümkün olabilmesi için özellikleekonomik kamu hukukunun belirsiz olması, yani doğrudan hukuksuzluk gerekiyor.Türkiye'de ihale kanununun bu kadar çok değişmesinin ve kent rantını vergiyebağlayan bir kanunun çıkartılmayışının sebebini bu ön şartta aramalısınız. A.D.nin arazisine verilecek emsali belirleyen açık birkanun maddesi olsaydı, Başbakan bu işadamını tehditedebilir miydi?
Yolsuzluk soruşturmaları, işte bu sağlamsacayağının tam ortasına 105'lik obüs mermisi gibi düştü. İktidar düzeneğiiçgüdüsel olarak tahribatı, kendisini var eden yöntemi kullanarak tamireçalışıyor: Hukuksuzluk üreterek. Yerine getirilmeyen mahkeme kararları,yargının Başbakan'a bağlanması ile ortadan kaldırılacak. Ancak düzeninhukuksuzluk üretme yeteneği kendisi ile birlikte çöktü. Bu yüzden hukuksuzluk,eninde sonunda davası görülecek suçların ve dosyaların sayısını artırmaktanbaşka bir işe yaramıyor. Yolsuzluk soruşturmaları, yürümeyen haliyle bile,paranın keyfi düzenine son verdi. Yeni düzen ancak sağlam bir hukukla tesisedilebilir."
vi. 3/3/2014 tarihli, "AdaletElbette Yerini Bulur" başlıklıyazının içeriği şöyledir:
"Başbakan konuyu 'adaletyerini buldu” diye açıp 'hak yerini buldu' diye bitiriyor. Arada hüküm verdiğikonu ise, Reza Zarrab vebakan evlatlarının yer aldığı 17 Aralık sanıklarının serbest bırakılması. 'Hakyerini buldu' sözü doğru; ama adaletin çekingen yüzünü göstermesi için dahavakit var. Güç Başbakan’ın elinde olduğuna göre onun hakkına 'aslan payı'düşüyor. Meşhur hikâyedir: Aslan, karşısında tilki ve kurt birlikteyakaladıkları avı üçe ayırıp paylaştırıyor. 'İlk parça eşit pay sahibi olarakbenim. İkincisi, kral olduğum için bana düşüyor. Üçüncü ise aranızda en güçlüolarak benim hakkım ve göz koyanı parçalarım.'
İktidar güçlü olduğu için, Başbakan 'aslan payı'nı alıyor ve böylece 'hak yerini' bulmuş oluyor. Kolaydeğil. Soruşturmayı yürütenler başta olmak üzere, 9 bin polis hallaç pamuğugibi atılıyor. Savcılar görevden alınıyor, yerlerine yenileri atanıyor. AdliKolluk Yönetmeliği’nden başlayarak, yargıyı Başbakan’a bağlayan kanunlarçıkartılıyor. Hükümet medyası, kapsamlı bir karartma uyguluyor. Bu kadarçabanın bir sonucu olmalı ve hak yerini bulmalı. Peki ya adalet?
Adaletin yerini bulması için, hakkın aslanpayına uygun olarak dağıtılması yetmiyor. Güçlünün gücünü bir hak olarak ilanetmesi, iktidarı için yeterli değil. Bizim adalet duygumuzu da tatmin etmesi,yani bizim rızamızı alması lâzım. Rousseau’nun dediği gibi, hiçbir güç gücünühak, boyun eğmeyi de ödev haline getirmedikçe iktidarda kalamaz. Bizler boyuneğecek miyiz? Mesele gelip tam burada düğümleniyor.
Bu tahliyelerin bizim adalet duygumuzda birkarşılığı var: Başbakan meşruiyetini hızla kaybediyor. Sandığı tek referansgöstermekte haklı: Meşruiyetin biricik ölçüsü seçimler. 17 Aralık’tan sonra,Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı ihtimali bütünüyle ortadan kalktı. Partisininbaşında siyasete devam edebilir mi? Üç dönem şartını kaldırsa bile, hükümetindeğil sadece partisinin başında kalabilir. AK Parti’nin bugün itibarıyla genelseçim oyları 2002 düzeyinin altına inmiş durumda. Yolsuzluk soruşturmalarınıdurdurmak için çabalarken devletin çivisini çıkarttılar. Dağılan parçaları biraraya getirmek ve istikrarı yeniden kurmak artık Başbakan’ın elindeki araçlarlamümkün değil. Hukukun ortak payda hüviyetini kaybettiği şartlarda istikrarı vegüven ortamını sürdürmek için her şeye yeniden başlamak gerekir.
Türkiye’nin gelip takıldığı bu dar boğazaslında AK Parti’nin kurumsal kimliğinin değil, Erdoğan ve çevresindeki küçükbir azınlığın eseri. Dershaneleri kapatma teşebbüsüne, AK Parti içinden nekadar büyük bir tepki geldiğini ve bu direncin Erdoğan’ın ısrarı ile aşıldığınıhatırlayalım. Mevcut savaş, kişisel bir savaş olarak sürüyor. Ne kadar güçlübir lider olursa olsun, AK Parti’nin kurumsal kişiliği ile Erdoğan’ıayırdığınız zaman her şeyin rengi değişiyor. Erdoğan kazanamayacağı bir savaşa,hesap hatası yaparak girdi; şimdi kişiselleştirerek sürdürüyor. Böyleceistikrarın kurucu aktörü olmaktan çıkıp, sürdürülmesi mümkün olmayan birgüvensizlik ortamının müsebbibine dönüşüyor. Savaşın kişisel niteliğini görmekiçin şu sorunun peşine düşmek yeterli: Bir siyasî parti, doğal seçmen tabanınıoluşturan bir Cemaat’e karşı neden ölümüne bir savaşaçar? Bir parti seçim kampanyasını, rakip partilere karşı değil de neden kendiseçmen kitlesine karşı yürütür? Kurumsal yapısı ve refleksleri ile bir siyasîparti, böyle bir hatayı nasıl yapar?
Başbakan, gücünü bir hak olarak kullanırken,asıl bu gücün kaynağı olan sandıktaki meşruiyetini kaybediyor. Son tahliyeleracaba AK Parti’ye ne kadar oy kaybettirdi dersiniz? Seçim meydanlarında AKParti’nin adayları diğer partilerin adayları ile yarışıyor. Başbakan ise adaletiesir alarak ve 'siyasî olmayan' bir kavga yürüterek onlara köstek oluyor. Buyanlışlık ne kadar sürebilir? Adalet elbette herkes için mutlaka eninde sonundayerini bulacaktır."
vii. 14/3/2014 tarihli, "YangınlaDelil Yok Etmek" başlıklı yazının içeriği şöyledir:
"Berkin Elvan’ıncenazesinde kabaran kitlesel tepki, Türkiye’nin vardığı yerin bir özetigibiydi. Niyazımız: Allah rahmet eylesin ve benzer acılar tekrarlanmasın. 15yaşındaki bir delikanlının yürek burkan ölümü, gündelik telaşın ve çekişmelerinüzerine çıkmak ve geleceği kurtarmak için can simidi gibi sarılacağımız birvesile olmalı. Burak Can’ın ki de öyle.
Doğru, önümüzde seçimler var. Sıcak gündeminher ayrıntısı, sandığı etkileme yeteneği ile ölçülüp-tartılıyor. Partilerrekabet ediyor ve gözleri başka bir şey görmüyor. Berkin’in bıraktığı izi takipederek başka yolları denemeliyiz. 17 Aralık, siyasî rekabetin yeni bir kalıbadöküldüğü tarih değil, bir iktidarın çöküşünün başlangıcı. Başbakan, kendi yolve yöntemlerini kullanarak bir düzen inşa etmeye girişmiş. Mimarisini saltgücün ve iktidar hesabının oluşturduğu bir düzen. Kullandığı araçlar isegayrimeşru. Bugüne kadar yolsuzluk, kanunsuzluk adıyla ortalığa dökülenlerinhepsi, bu düzenin yerle yeksan olmasını sağladı. Türkiye’nin 12 yılına hükmedenlider, kendi eseri olan bu düzenin yıkıntıları altında kaldı. Tekrar doğrulupayağa kalkması ve Türkiye’ye işleyen yeni bir düzen kazandırması imkânsız.Hesapları yanlış çıktı ve kaybetti. Şimdi bu enkazın içinden Türkiye’yiharabeye çevirerek çıkmak istiyor. Gayrimeşru hesabının faturasını hepimizeödetmeye kalkıyor. 17 Aralık’ta toplumu bir arada tutan en önemli sermayemizi,birbirimize güvenimizi kaybettik. Erdoğan’ın toparlamak için yapabileceğihiçbir şey yok, çünkü bu güven kaybının müsebbibi kendisi. Enkazın üzerindenkalkmıyor, ortamın daha da çürümesine, kokmasına sebep oluyor. Yapabileceğibaşka hiçbir şey yok: Ortaya çıkan ayrık otunu gözlerden saklamak için ormanyangını çıkarmaya davranıyor. Türkiye yangın yerine dönerse kendisinin veşeriklerinin kurtulacağını düşünüyor. Deliller yok olacak, dikkat dehşet verenyangına çevrilecek. Başka çaresi yok. Erdoğan’ın kamplaştıran nefret dilini, habire düşman üreten söylemini başka türlüaçıklayamazsınız. Ergenekoncular kimin marifetiyle veneden çıktı? 'Millî orduya kumpas kuruldu' lafı üzerine kapsamlı bir stratejinasıl inşa edildi? Tek bir delil, tek bir dayanak olmadan Cemaat neden 'örgüte'dönüştü? İnsanların inançları, ahiretleri hangi kıstaslarla bu kadar ucuzsorgulanır oldu? Yargıyı kendine bağlamış, polisi şamar oğlanına çevirmiş bukadar muktedir bir iktidar hangi pişkinlikle, 'paralel devlet' hayaleti üzerinebir yığın suç isnad edebildi? İcat ettiği günahkeçilerinden şikâyet ederken, neden hiç muktedir olduğunu hatırlamadı? Bu kadargüç, bu kadar yolsuzluk ve bu kadar hukuksuzluktan sonra biçare mazlum rolünühangi yüzle üstlendi?
Bütün bu soruların tek cevabı var: Çaresizlik.Muktedirlerin çaresizliği sadece kendilerini değil, çevrelerini de bitirir.Hırsızın cesareti de çaresizliğinin eseridir. Rezilane,pespaye bir cesaret; ama neticede pervasız bir cesaret. Yolsuzluk delilleriniyok etmek için devlet arşivlerini, dolayısıyla hafızamızı küle çevirmeyeazmetmiş bir iktidarla karşı karşıyayız. Allah hepimizi, yolsuzluğu örtmek içinülkeyi yangın yerine çevirmeye azmetmiş bu iktidardan korusun.
Seçime giderken yolsuzluklar hakkında hükümvermek üzere bir seçimle karşı karşıya değiliz. Bu nefretin, bu düşmanlığın, bufesadın, bu kundakçılığın kaynağını kurutmak zorundayız. Kaynağını kurutmakiçin tek yol var: Hükümet’in üzerine kâbus gibi çöken yolsuzlukların hakikatiniortaya çıkarmak. Ne kadar gecikirsek, ülke olarak ödeyeceğimiz bedel o kadarağırlaşacak.
Devletin çivisi çıktı. Bırakın paralelini,gölgesine sığınacağınız, hakkınızı arayacağınız bir devlet otoritesi kaldığınainanıyor musunuz? Neden? Yolsuzluklara karartma uygulayanlar, devletinmeşruiyetini de karanlığa gömdüler. Yolsuzluk iddiaları patlamasaydı, eli kanlıkatiller bugün dışarıda olur muydu?
Hiç şüpheniz olmasın, Başbakan’ın nefret dili,katran gibi koyulaşacak. Toplumda biriken tepkiler boşalacak yer arayacak.Böylece yeteri kadar düşman bulunacak. Hepimize düşen: İnadına oyuna gelmemekve hesap sormaktan ibaret. Etrafınızdaki yangın, delilleri yok etmek için."
- Savcılık, kamuoyunca17-25 Aralık soruşturmaları olarak bilinen dönemde Zaman gazetesindeyazan köşe ve haber yazarlarının davaya müdahil olarak algı mühendisliğinekatkıda bulunduğunu, başvurucunun da aynı kapsamda bu yazıları yazdığını ilerisürmüştür. Savcılık 24/12/2013 tarihli yazısıyla başvurucunun Başbakan’ınkaybettiği savaşı sürdürdüğünü ve FETÖ-PDY ile girdiği savaşı kaybettiğiniileri sürerek FETÖ-PDY’nin amacı doğrultusunda tavırgeliştirdiğini belirtmiştir. Savcılık, bu yazısında başvurucunun "Hocaefendi"olarak nitelendirdiği FETÖ-PDY kurucu lideri FetullahGülen'in tavsiye ve çözüm önerilerini Başbakan'a ilettiğini ileri sürmüştür.
viii. 19/3/2015 tarihli, "DevriSabık Yaklaşırken" başlıklı yazının içeriği şöyledir:
"Bir 'devr-i sabık' olacak mı? Mutlaka ve kaçınılmaz biçimde.Yeni Dönem’in rengi ve kişiliği, eski hesaplargörülürken oluşur.
Askerî vesayet dönemi nasıl Ergenekon, Balyozfırtınaları ile kapandıysa, Erdoğan dönemi de, davadosyaları ikmal edilerek tarihin kucağına öksüz bir çocuk gibi emanet edilecek.İnsanlar gibi iktidarlar da fani, neyse ki arada boşluk olmuyor; her iktidarsahibi koltuğunu başka bir iktidar sahibine bırakıyor. Dönemler de öyle.
17/25 Aralık dosyalarının üzerini örtmekTürkiye’ye çok pahalıya patladı. Sadece yargı erki, bağımsızlığını ve adaletdağıtma yeteneğini yitirmedi; hukukla birlikte ülkenin var olan siyasî-ekonomikdüzeni de yerle bir oldu. Bugünün geçiş hükümeti, ekonomisini, temel siyasîsorunlarını, uluslararası ilişkilerini yönetemeyen bir yapı sergilemiyor mu?Türkiye açıkça yönetilemeyen bir ülke. Sebeplerle sonuçlar arasındaki ilişkiyidoğru kurmayı nasıl olsa 'devr-i sabık davaları'görülürken, ince detaylarına kadar öğrenme fırsatı bulacağız. İktidar suçbastırmak için hukuku alt-üst etmeseydi, düşmanlar icat etmek için cadı avıbaşlatmasaydı bugün büyüyen 'yönetim zaafları', 'kriz manzaraları' ortaya çıkarmıydı? Finans sistemindeki kırılganlığın 'Bank Asya’ya çökme operasyonunun'sonucu olduğunu görmek için bankacı olmaya gerek yok. Sermayenin dünyanın heryerinde aradığı güveni, Erdoğan’ın emrivakilerinde bulabilmesi mümkün müydü?Adalete güven, herhalde tarih boyunca bu kadar düşmemişti. Yargı bağımsızolsaydı, yargıçlık teminatı işleseydi her çeşit suçta böylesine patlama yaşanırmıydı? Yolsuzluklar soruşturulmasın diye taşlar bağlanınca bütün köpeklere gündoğdu. Bedelini hepimiz ödüyoruz. Yeni bir inşa süreci için enine boyuna devr-i sabık muhasebesine girişmek zorundayız.
Devr-i sabık, üç ana dava kapsamında gündem oluşturacak. İlki görülemeyendavaların kendisi; yani 17 Aralık’ın kapatılan, 25 Aralık’ın açılamayansoruşturmaları tamamlanacak ve eksiksiz bir şekilde adalet hükmünü ikmaledecek. İkincisi bu soruşturmaları kapatmak için işlenen suçların faillerininyargılandığı dava olacak. 'Kanunsuz emir', 'konusu suç teşkil eden emir','yargıyı engelleme' gibi suçlamalarla çok sayıda kamu görevlisi yargılanacak.Üçüncü olarak, kamu gücü ve imkânları ile sürdürülen ve çok geniş bir mağdur kitlesioluşturan sistematik cadı avı ve muhalefeti susturma operasyonları dava konusuyapılacak. Bank Asya operasyonu ile emniyet teşkilatında yapılan kıyımı vekanuna aykırı soruşturmaları muhtemelen iki ana dosyadan takip edeceğiz. BankAsya operasyonuna 'yetkili' olarak bulaşanların, bu bankanın itibarınızedeleyecek haber yapanların, devletin tepesinde 'bu banka zaten batmış' diyebatırmaya çalışanların yargılanmadığı bir ülkede en basit bir piyasa kuralınıişletemez ve ekonominizi ayakta tutamazsınız.
Görünen o ki bugünün söz ve hüküm sahibiepeyce makbul zevatı kanunsuz eylem ve işlemleri için yargı önünde hesapverecek. Aksi mümkün mü? Suçların cezasız kaldığına dair yakın tarihte tek biristisna bile yok. Üstelik bu devr-i sabık’ın bir özelliği var. Sandıktan çıkan bir iktidarınsuçlarını, yine sandıktan çıkan ve bu konuda vekâlet alan bir iktidar yargıyataşımış ve parlamenter denetim yollarını açmış olacak. Dahası da var. 2002yılında bu iktidara destek veren ve üç dönem iktidarda tutan ana aktörler de devr-i sabık hesabında 'davacı' sıfatıyla yer alacak. Hiçkuşkunuz olmasın, yargılanacak olan 12 sene değil, sadece 2012 sonrası. Dününbütün sivil dinamiklerini arkasına almış bir iktidar değil, sadece müteahhitlobilerine ve inşaat sektörüne hizmet eden ve bir-iki fikir fukarası kalemmarifetiyle algı operasyonları yürüten daracık bir iktidar çekirdeği söz konusuolan.
Yukardaki davalar arasında 'laik rejimiyıkmak' gibi bir suçlama yer almayacak; belki sadece 'dince kutsal sayılandeğerleri siyasî çıkarlara alet etme' suçlaması, ana iddiaların tamamlayıcıunsuru olarak boy gösterecek. Devr-i sabıkyaklaşıyor. Yeni dönemin iktidarının temel taşını devr-isabık muhasebesi oluşturuyor."
ix. 20/3/2015 tarihli, "Türkiye’ninYeni Aktörleri" başlıklı yazının içeriği şöyledir:
"Erdoğan, 2011 seçimlerisonrasını 'ustalık dönemi' ilan ederken hepimiz Koca Sinan’ın ustalık eseriSelimiye gibi bir şaheser inşa edeceğini düşünmüştük; hâlbuki ortaya çıka çıkaBeştepe’deki Ak-Saray çıktı.
Tarihin sunduğu fırsat, demokrasiyi sağlamçivilerle bu topraklara raptetme vasatıydı. Erdoğan, toplumun ve tarihin önüneserdiği bu eşsiz-benzersiz fırsatı sarayını, yani kendi kişisel otokrasisiniinşa etmek için harcadı. İşin tuhafı onu da başaramadı. Geride gündelik yaşayan,iki ayağı üzerinde duramayan bir ejderha kaldı. Birkaç müteahhitte, kolayharcanabilen paraya, halka rüşvet olarak dağıtılan kamu imkânlarına, istihbaratraporlarını köşe yazısı diye yayımlayan beş-on gazeteciye dayanan bu güç,sahibi için bile artık taşınamaz durumda. Yeni dönemler sancılı geçiş süreçleriile başlar. Haksız, hukuksuz ve adaletsiz gücün saltanatı tasfiye edilirkenelbette savrulmalar yaşanacak. Demokrasi yavaş işleyen ve maliyeti yüksek biryönetim biçimi olduğuna göre bedelini ödemekle meşgulüz.
Erdoğan otokrasisinin devlet üzerindekitagallübünü sürdüren temel sebep işte bu demokratik maliyeti. Ülke içinağırlaşan bu faturadan daha ağırı demokrasinin inkıtayauğraması. Türkiye’de bir darbe ve yeniden vesayet düzenine dönme ihtimali yok.Olmaması, Erdoğan’ın inandırıcı bir hasma duyduğu ihtiyacın karşılanmamasıanlamına geliyor. Güç sahibine düşman lazım, sandıktan başka rakip olmamalı.
Türkiye’nin yeni iktidar düzeninin Erdoğanotokrasisinin anti-tezi olarak şekillenmesi kesin görünüyor. 'Ustalıkdöneminde' kaybettiğimiz demokrasi fırsatı, bu şekilde yeniden yakalanabilir.Demek ki kişisel karizmalara kapalı, gücünü hukuktan ve aklî gereklerden alanbir devlet iktidarı oluşacak. Siyaset tekelci yapısını kaybedecek, meşrû sınırlarına çekilecek; ortaya çoğulcu, rızaya vekatılıma dayanan bir iktidar denklemi çıkacak.
Bürokrasinin, kapıkulu düzeninden çıkıpdevletin alî menfaatleri ve kamu yararı adınaözerkleşmesi yeni dönemin en bariz özelliği olacak. İran’ın hemen yanıbaşımızda yeni bir imparatorluk inşa etmesi, bir devlet sorunu olarak büyürken,Mısır’la ilişki kuramayan bir otokrasi ile kendimizi koruyamayız. En çokkorkulan ekonomik kriz, demokrasi dışı güçlerin tasallutundan değil, hem iktidarı hem de ekonomiyi tekeline almaya çalışantek kişiden kaynaklanıyor ve para bürokrasisi bu tasalluta milim kıpırdamadandireniyor. Yeni yetme bir devlet değiliz, bürokrasinin devlet menfaatlerinikoruma içgüdüsü bu sefer halka da güven verebilir. Demek ki sivil-asker devletbürokrasisi kapıkulu düzeninden çıkacak, yeniden özgüven kazanacak vesorumluluklarını yerine getirecek.
Her şey gelip ekonomiye bağlanıyor. Dar biroligarşiyi beslemek için ekonominin bütün dolaşım sistemi otokrata yakınmüteahhitlere bağlandı. İnşaat sektörü, çarklarını çevirdiği otokratik düzen ile birlikte ekonominin üzerinde artıktaşınamaz bir yüke dönüştü. Bu ağır yükten kurtulmanın tek yolu hukuku hakim kılmak ve siyasetin ekonomi üzerindeki tasallutuna sonvermek. Derin ve uzun süreli bir ekonomik krize gömülmeden yeni dönemi başlatmafırsatı mevcut. Krizden kaçış refleksi, krizin kaynağı olan otokrasiyi yıkmaklamümkün. Piyasaya eşit ve adil rekabet şartları sağlayacak bir siyasî çoğulculukgerekiyor.
Güçlü, atak bir siyasî vizyon yerine toplumunve ekonominin dinamiklerine alan açan, çoğulcu, dengeli, makûlve uzlaşmacı bir iktidar mimarisi yükselecek. Hukuku evrensel ölçülerde yenidenegemen kılma çabası, bu geniş yelpazenin ortak paydasını oluşturacak.
Köklü bir demokrasi tecrübemiz var. İfrattantefrite savrulma ihtimalimiz yok. Türkiye’nin yetişmiş kadroları, derinbirikimi bu sürecin kazasız-belasız atlatılması için yeterli. Toplumu,ekonomisi, siyasî kadroları ve devlet bürokrasisi sağduyuya uygun şekilde işbirliği içine girip otokrasiyi tasfiye edip yeni bir dönembaşlatacak. Yeni aktörler bu grupların temsilcisi olacak."
- Savcılık başvurucunun "DevriSabık Yaklaşırken" başlıklı yazısında "... Yargı bağımsız olsaydı, yargıçlık teminatıişleseydi her çeşit suçta böylesine patlama yaşanır mıydı? Yolsuzluklarsoruşturulmasın diye taşlar bağlanınca bütün köpeklere gün doğdu. Bedelinihepimiz ödüyoruz. Yeni bir inşa süreci için enine boyuna devr-isabık muhasebesine girişmek zorundayız ..." şeklindeki ve "Türkiye'nin yeni aktörleri" başlıklıyazısındaki "... Türkiye'nin yeniiktidar düzeninin Erdoğan otokrasisinin anti-tezi olarak şekillenmesi kesingörünüyor. Ustalık döneminde kaybettiğimiz demokrasi fırsatı, bu şekilde yenidenyakalanabilir. Demek ki, kişisel karizmalara kapalı, gücünü hukuktan ve akligereklerden alan bir devlet iktidarı oluşacak. Siyaset tekelci yapısınıkaybedecek, meşru sınırlarına çekilecek ortaya çoğulcu, rızaya ve katılımadayanan bir iktidadar denklemi çıkacak ..."şeklindeki sözlerinin demokrasi içinde bir arayış gibi görünse de özünde askerîdarbeyi davet edici bir mahiyet taşıdığını, darbe çağrısı suç olduğu içindüşüncelerini bu biçimde sunmayı tercih ettiğini belirtmiştir.
x. 4/2/2016 tarihli, "ArınçSaray'ı, Sur'daki Tünellere Sokuyor"başlıklı yazının içeriği şöyledir:
"Bülent Arınç'ınSaray'a yönelik salvolarını, hâlâ kişisel bir çekişme olarak yorumlayanlar,ayrıntılara ve doğrudan söylenen sözlere odaklanmalı. Sözler açık, bağlantılaraçık, hatta stratejiler bile çok açık bir şekilde formüle bağlanıyor. Bırakınkılıçların kınından çekilmesini, mermi namludan çıkmış vaziyette. Ne için? Biriktidar bloku çöküyor, yerini yeni bir iktidar koalisyonu alıyor. Taktikçıkışlar, gevezelikler değil, iki farklı güç arasında iktidar mücadelesinenoktayı koyacak yüksek strateji devrede.
Arınç Saray iktidarını, Sur ve Cizre'dePKK'nın açtığı hendeklere ve tünellere gömecek savaşı başlattı. Gömebilir mi?Devletin ve yüksek bürokrasinin de içinde yer aldığı Saray'a alternatif genişbir koalisyonun 'sözcüsü' olduğunu dikkate alırsanız, 'evet, gömebilir'.Çelik'in, Başbakanlıkbaşdanışmanlığından ayrılır ayrılmaz sıraladığı Çözüm Süreci'ne yönelik radikaleleştirileri, Arınç'ın çıkışının öncesineyerleştirirseniz, dışlanmış iki silah arkadaşı arasında uyumdan öte, kapsamlıbir stratejinin devreye sokulduğunu görebilirsiniz. Savaş alanı olarak'Dolmabahçe mutabakatı' üzerindeki yoğunlaşmayı, mutlaka PKK'nın Bahar'labirlikte 35 civarında şehir merkezine yayacağı 'Devrimci Halk Savaşı' ile irtibatlamanız gerekecek. Devlet Güneydoğu'da köşeyesıkışmış vaziyette. Sorumlusu 'Dolmabahçe Mutabakatı'ndakendini ele veren Saray iktidarı. Türkiye'nin bu badireden en az zararlaçıkabilmesi için, idam cezasının geri gelmesi, Dolmabahçe'de noktalanan ÇözümSüreci'nin sahiplerinin ipe dizilmesi lâzım. Sakın yanlış anlamayın, biröneride bulunmuyorum, devlet aklının bu tür badirelerden çıkış yönteminihatırlatıyorum.
Dolmabahçe Mutabakatı, Erdoğan'ın veçevresindeki Çözüm Ekibi'nin, PKK tarafından -argotabirle- tufaya düşürülmesi idi. 'Silah bırakılacakve kamu düzeni ihlal edilmeyecek' vaadi yüzünden 10 maddelik Öcalan'ın propagandametni resmiyet kazandı. Erdoğan'ın gözettiği asıl hedef ise 7 Haziranseçimlerinin sükûnetle atlatılması ve başkanlık sisteminin önünün açılmasıydı.PKK için bu mutabakatın taktik bir hamle olduğu, 12 saat sonra Demirtaş'ındeğişen tavrıyla ortaya çıktı. Erdoğan'ın bu mutabakatı reddetmesi için,Demirtaş'ın 'seni başkan yaptırmayacağız' sloganını devreye sokması ve tam üçhaftanın geçmesi gerekti. Saray sözcülerinin '30 yıllık Kürt isyanı sona erdi'alkışlarının 'aldatıldık' feryadına dönüşmesi de bu üçhaftanın sonunda gerçekleşti. Davutoğlu da Arınç da bu teşebbüse karşıçıkmıştı.
Arınç ile Erdoğan arasında 'DolmabahçeMutabakatı' ekseninde yoğunlaşan polemiğin ayrıntıları çok önemli.Arınç'ın, 'Her aşamadan Cumhurbaşkanı'nınhaberi vardı.' sözünü, 'yalan' değil de 'dürüstlüğe aykırı' diye Erdoğan'ınreddetmesi, bu konunun gizli kalması için verilen sözlere göndermede bulunuyor.Ayrıca Erdoğan 'benim bilgim haricinde yapıldı' demiyor; tersine 'Benzertoplantılar daha önce de Sadullah Ergin ve Beşir Atalay ile Ankara'da yapıldı.'diyor ve karşı çıktığı şeyin toplantının yapılması değil -Y.A.,E.A. ve M.Ü. için- 'Onlarla aynı fotoğraf karesinde olmanız doğru olmaz.'dediğini hatırlatıyor. Kısaca gizli saklı bir ayrıntı yok. Cumhurbaşkanı sadeceAnadolu Ajansı muhabirinin salona alınıp, Atatürk tablosu önünde Y.A. ile S.S.Ö.nün çektirdiği fotoğrafaitiraz ediyor.
İki kere ikinin dört ettiği gibi,Dolmabahçe'de yapılan toplantının öncesinin ve sonrasının sonucu, bugün koskocadevletin Sur ve Cizre'de kazılan hendeklere yuvarlanması, ardı arkasıkesilmeyen şehit haberleri. Devlet aklının bu durumlarda bulduğu çözümstandart: O hendekleri hatası olanlarla doldurup kapatmak. Tersine bugün içgüvenlik yönetimi hâlâ Dolmabahçe ekibinin elinde ise sözü geçen birinin,taşları yerinden oynatacak şekilde konuşmaya başlaması gerekiyor. Bülent Arınçişte bunu yapıyor. Saray iktidarını Sur'daki,Cizre'deki tünellerin içine sokup, üzerine duvar örüyor."
- Savcılığa göre başvurucu; bu yazısıyla Güneydoğu’da yaşananolaylardan siyasi iktidarı sorumlu tutmuş, "...Dolmabahçe'de noktalanan Çözüm Süreci'nin sahiplerinin ipe dizilmesilâzım. Sakın yanlış anlamayın, bir öneride bulunmuyorum, devlet aklının bu türbadirelerden çıkış yöntemini hatırlatıyorum..." şeklindekisözleri ile halkı askerî darbeye davet etmiş, baştaRecepTayyip Erdoğan olmak üzere çözüm sürecini yürüten yetkililerin asılmasıgerektiğini ileri sürmüştür.
28.İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 24/4/2017 tarihindeiddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/112 sayılı dosya üzerindenkovuşturma aşaması başlamıştır.
29. 5/4/2018 tarihinde Savcılık, esas hakkındaki mütalaasınısunmuştur. Savcılık mütalaasında başvurucunun terör örgütü üyesi olma suçunuişlediğini belirterek bu suçtan cezalandırılmasına karar verilmesini talepetmiştir. Mütalaada başvurucunun anılan suçu işlediğine dayanak olarakiddianamede ifade edilen yazılarının yanı sıra değindiği olgulardan bazılarıaşağıdaki şekildedir:
- Başvurucunun cep telefonunda yapılan incelemede örgütüyelerinden O.Ö. isimli kişi ile 13/3/2016 ve 24/6/2016 tarihleri arasında Twitter isimli uygulama üzerinden mesajlaştığı, bumesajlarda O.Ö.nünbaşvurucuya "Az evvel beyefendiye selam ve mesajınızı ilettiFMRCN, çok dua etti, gözlerinin içi ışıldadı." şeklinde sözlersöylediği ileri sürülmüştür.
- Başvurucunun FETÖ/PDY'nin güdümündebulunan ve erişimi engellenen Samanyolu Haber, Zaman, Bugün, Cihan, Yeniyön, Özgür Düşünce, Aksiyon dergisi ve Nokta dergisigibi yayın kuruluşlarının Twitter hesaplarına da pekçok kez giriş yaptığının tespit edildiği ifade edilmiştir.
- Başvurucunun 25/8/2015 tarihli Zaman gazetesinde yayımlanan"İktidarın Kulpunu Nasıl TeslimEdecekler" başlıklıyazısında, Taraf gazetesinde yayımlanan birhabereatfenHükûmetin muhalif kesimlere yönelik kapsamlı bir gözaltı operasyonudüzenleyeceğini, yazının son kısmında "...suçişleyenler mahkemede mutlaka hesap verecek, sırtını devletin derinlerineyaslayıp bu memleketin değerlerine savaş ilan edenleri ise daha caydırıcıcezalar bekliyor, şer-i şerife uygun bir mecazla ifade edelim, önce çıplakvaziyette katrana batırılacak sonra elleri arkadan bağlı eşeğe ters bindirilipmemleketin orta yerinde teşhir edilecekler, adaletin terazisini tersine çevirenzorbalar ise ayak parmaklarının üzerinde yükseltilip dükkanlarının kapısınakulaklarından çivilenecek..." şeklinde yorumda bulunarakHükûmetin başına bu olayların geleceğini ima ettiği iddia edilmiştir. Atıfyapılan bu yazının tamamı şöyledir:
"Taraf gazetesinde dün yer alanhaber-yorum, Saray'ın niyetlendiği yeni algı operasyonlarını deşifre ediyor.
Habere göre 7 Haziran öncesi son andavazgeçilen, içinde gazetecilerin ağırlıklı yer tuttuğu muhalif 200 kişiyegözaltı operasyonu yeniden programa alınmış. Kapsam genişletilmiş; HDP'li, MHP'li, CHP'li belediyelerden medyaya kadar birçokkesime yönelik operasyon hazırlığı devam ediyormuş. Maksat 'güç bende' havasıoluşturmak, daha doğrusu bir iktidar terörü estirmekmiş. Ne diyelim? Yakışır.Onca hırsızlığın, suçun üzerinde oturabilmek için iktidara böyle dört elle vedört koldan sarılmak gerekir. Ellerinde kalanın iktidar değil, sadece kulpuolduğunun demek hâlâ farkında değiller.
Gazetenin verdiği bilgilerin doğruluğunu, bumutasavver teröre eşlik eden Havuz Medyası yayınlarından test edebilirsiniz.Birçok haberin ve yorumun arasında İ.K.nındünkü'Entelektüel terör' başlıklı yazısı, saray danışmanları, bazı kamu görevlileri,üç dönem şartına takılanlar, medya patronları ve yandaş kalem sahiplerindenmeydana gelen bu 'derin yapının' duygu ve düşüncelerine tercüman olmaklakalmıyor, aynı zamanda operasyonun hedeflerini ve kapsamını da ayan beyanönümüze koyuyor. Taraf'ın haber-yorumuna şüphe ilebakanlar, derin yapı mensuplarından birinin kaleminden çıkma somut bir suçdelili olarak bu “kuvvacı” yazıyı okusunlar.
'Acımasız bir direniş dönemi başlayacak.'diyor Yeni Şafak'ta İ.K. Kime karşı? 'Entelektüel teröre' karşı. Suça bulaşmış,yolsuzluk batağına saplanmış iktidar, güç ve şevket sahiplerini savunmak herzaman insanları aptal yerine koymakla ve mantığı tersine çevirmekle mümkündür.Devlet iktidarının bütün ürkütücü araçlarını seferber ederek estireceğinizterörün karşısında vicdanı ve cesareti dışında dayanağı olmayan kalemsahiplerinden bahsederken tersine çevrilen 'terör' ve 'direniş' deyimleri gibi.Yazıyı, iktidara muhalefet eden namuslu kesimlere, yani 'entelektüel direnişe'karşı 'acımasız bir terör dönemi başlayacak' diye okursanız, Taraf gazetesindesözü edilen 200 kişinin gözaltına alınacağı algı operasyonunda kalen ve kalemen yer alan bir suikastçıyı tam tüfeğiyle nişanalırken, üstelik yularından yakalamış olursunuz.
Hastalıklı, takıntılı şekilde, daha çokihtiras ve kibir ile yapıştıkları iktidar kulpu belli ki ellerinde kalmış.Yazıda tek bir 'hak', 'hukuk', 'adalet' ihsası yer almıyor. Geçmişte askerîvesayetçilerin kullandığı 'düşman edebiyatını' orijinal tek bir cümle bileeklemeden iktidara muhalefet eden herkese karşı topyekûn bir 'millî mücadele'başlatarak sürdürüyor. Demokratik muhalefeti darbeci jargonu ile terörize edip sindirmeye kalkan, meşru yollarla iktidardeğişikliği talep edenleri topyekûn 'vatan haini' ilan eden bu ihtiras vekibirle mefluç kafayı düzeltmeniz imkânsız. İktidara öylesine yapışmışlar ki,vazgeçemiyorlar. Tıpkı askerî vesayetçiler gibi her itirazı 'iç düşmanlara' ve'iç işgale' bağlayan bu faşist kafanın muhalefete ve demokratik rekabete küçükbir alan açmaya bile razı olması mümkün değil.
Karagül'ün ve havuz medyasında eşine çokrastlanan familyasının yaptığı, sadece kalemle iktidar kulpuna yapışmak veyayapışanlara destek olmaktan ibaret değil. 'Entelektüel direnişe' karşı derindevlet ağzıyla 'topyekûn terör' ilan eden birinin, bu iş için hazırlanan 200kişilik listede parmağının olmadığını kimse iddia edemez. Onlar oturur,korkudan titreye titreye bir liste hazırlayıp, parçası oldukları kirli düzenive suç örgütünü işletip terör estirirken bizim elimiz armut mu toplayacak?
Bana çizmelerimi giydirmesinler, ellerindekalan iktidar kulpu boğazlarına dizilir. Liste hazırlayanlar, listeyeyazıldıklarını unutmasın. Suç işleyenler mahkemede mutlaka hesap verecek;sırtını devletin derinlerine yaslayıp bu memleketin değerlerine savaş ilanedenleri ise daha caydırıcı cezalar bekliyor. Şer'-i Şerife uygun bir mecazla ifadeedelim: Önce çıplak vaziyette katrana batırılacak, sonra elleri arkadan bağlıeşeğe ters bindirilip memleketin orta yerinde teşhir edilecekler. Adaletinterazisini tersine çeviren zorbalar ise ayak parmaklarının üzerindeyükseltilip, dükkanlarının kapısına kulaklarından çivilenecek."
- 29/10/2015 tarihinde Zaman gazetesinde yayımlanan yazısında,örgütün güdümündeki Koza İpek Grubuna yönelik operasyonları kastederek "Saray iktidarının çekirdek kadrosu içinde yer alan vekendi eserleri olan polisin Kanaltürk'ün kapılarınızorladığı görüntüleri anlattıktan sonra 'Türkiye'nin normal bir ülkeyedönüşebilmesi için kısa bir tedaviden sonra memleketi tırmahaneyeçevirmeye azmeden bu güruhu yargı önüne çıkartacak ve inanın itidal içindecezalarını keseceğiz, bu meczup operasyonları iktidar cazibesinin eseri, belliki diktatörsonun yaklaştığını görüp ipi koyvermiş." dediği, yazısını ise "Hapse girmeden önce tırmarhaneyegirecekler, deli gömleği giydirilip kendilerine daha fazla zarar vermeleriönlenecek, tedavi edilecekler, akıl sağlıklarına kavuşmuş gözleri kafalarısarılı yargının önüne çıkarılacaklar ve hesap verecekler."şeklinde bitirdiği "Hapisten ÖnceTımarhaneye Girecekler" başlıklı bu yazının tamamı şöyledir:
"Bıçağı iki eliyle tutup, herkesingözleri önünde vahşi çığlıklar atarak hasmına saplıyor. Lâkin bıçağı sapındandeğil, keskin tarafından tutuyor ve iki eli de paramparça oluyor. Katilin dezalimin de bir hukuku var; ellerini saracağız, ama sonra hapishaneden öncetımarhaneye göndereceğiz. Gözü bu kadar dönmüş, bu kadar tedbirsiz ve fütursuzetrafa dehşet saçanların kendilerinden de korunması lâzım. Bu yüzden Saray İktidarı'nın çekirdek kadrosu içinde yer alan ve kendieserleri olan polisin Kanaltürk'ün kapılarınızorladığı görüntüleri televizyondan hep birlikte, birbirlerine “çak” yaparaksevinç naraları içinde izleyen meczup taifesinin yakınlarına sesleniyorum: Buçılgın operasyonlarda katkısı bulunanların arasından 1 Kasım gecesi kısa birmektupla kendine fenalık yapmak isteyenler çıkabilir; aman engel olun, onlar bumemlekete çok lâzım. Türkiye'nin hukukun işlediği, temel hakların güvencedeolduğu “normal” bir ülkeye dönüşebilmesi için, kısa bir tedaviden sonramemleketi tımarhaneye çevirmeye azmeden bu gürûhu yargı önüne çıkartacak veinanın itidal içinde cezalarını keseceğiz.
Bu meczup operasyonları, iktidar cezbesinineseri. Belli ki diktatör, sonun yaklaştığını görüp ipi koyvermiş.Önüne gelen kamuoyu araştırmaları tek başına iktidar umudu verse, seçimden beşgün önce böyle bir çılgınlığa yol verir mi? Özel kalem müdürlerinin vedanışmanların kişiliği ve eğilimi hep hadım ağası sakinliği ile “kraldan çokkralcı olmak”la mâluldür;kendi mevcudiyetleri ancak böyle anlam kazanır. Nasıl olsa hesabı liderverecek! Liderin kafası karışıksa, çaresiz kalmışsa, kendisi de cezbeyetutulmuşsa çılgın teşebbüslere onay vermeye başlar. Koza-İpek Grubu'na kayyumatama kararından sonra çekirdek kadrodan gelen sevinç çığlıklarını duydunuz mu?Biri kendini tutamıyor, geri kalan medya gruplarının da aynı akıbeteuğrayacağını söylüyor. Bütün bu naralar, efelenmeler kime yarıyor? 'Yoksa buadamlar muhalefetin ajanları mı; amaçları AK Parti'ye oy kaybettirmek mi?' diyesoracaksınız, biliyorum. Hayır değil, bunlar iktidar cezbesine tutulmuşmeczuplar.
Bu operasyon ekibinin yargıda boşluk dolduranuzantıları olduğu, Başsavcılığın basın açıklamasında kendini gösteriyor. Hiçbirsavcı veya az buçuk hukuk okumuş biri, Başsavcılığın açıklamasında geçen'devlet aleyhine örgüt lehine algı operasyonu faaliyeti' ibaresini, başka türlüo metnin içine yerleştiremez. Ne demek 'algı operasyonu'? Böyle bir suç mu var?Nerede yazıyor? İş üstünde yakalanan hırsızın, yolsuzun şayet iktidarda iseçıkan haberler hakkında 'algı operasyonu' savunmasının bir savcının basınaçıklamasında ne işi var? Ayrıca hangi savcı aynı açıklamada, bir mahkemekararı olmadan koca bir topluluğu 'terör örgütü' olarak niteleyebilir? Üstelikkayyum atama gerekçesini olmayan bu örgüte finansal destek sağlamak şeklindetemellendirebilir? Birkaç gün önce dönemin başbakan yardımcısı bu ibarenin MGKkararları içinde bile yer almadığını açıklamadı mı? Daha ötesi de var: CMK 133.madde bir tedbir kararının kaynağı; neyin tedbiri alınıyor? Atanan yönetimkurulu üyelerinin AK Partili veya iktidara yakın olması, gelen kayyumun şirketidevralmadan televizyon yayını durdurmasını tarafsız bir yargı kararı ilebağdaştırabilmek için bu kararda imzası bulunanlar galiba yargı önünde hesapverirken epeyce zorlanacaklar. Bu kadar zorlama, bu kadar hukuka aykırılık, bukadar pervasızlık, bu kadar tedbirsizlik Saray İktidarı'nınçivisinin çıktığını gösteriyor.
Hapse girmeden önce tımarhaneye girecekler.Deli gömleği giydirilip, kendilerine daha fazla zarar vermeleri önlenecek,tedavi edilecekler. Akıl sağlıklarına kavuşmuş, gözleri kafaları sarılıyargının önüne çıkartılacaklar ve hesap verecekler. Sırf kirli iktidaratutunmak için işledikleri suçların, dünyaya rezil ettikleri ülkenin, çivisiniçıkarttıkları devletin ceremesini ödeyecekler."
30. Başvurucunun soruşturma ve kovuşturma aşamalarındakisavunmaları özetle şöyledir:
- Telefonundaki mesajlaşma içeriğiyle ilgili olarak bu ifadenin Fetullah Gülen için kullanılmadığını, sadece siyasetçileriçin, özellikle cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ve bakanlık yapmış olanlar vemilletvekilleri için kullanıldığını,O.Ö.yü bir sosyalbilimci olduğu için de tanıdığını, onunla aşırı derecede bir muhabbetinin vesamimiyetinin bulunmadığını, beyefendiile ilgili olarak kimin kastedildiğini de tahmin ettiğini ancak iktidarçevrelerindeki siyasetçiler arasında tartışmaya yol açmaması ve bir dava konusuyapılmaması için bu tahminini söylemeyeceğini belirtmiştir.
- FETÖ/PDY'ye müzahir sitelere girmesiile ilgili olarak bu hususa ilişkin raporun yanlışlarla dolu olduğunu, cezainfaz kurumunda bulunduğu tarihte sitelere girmesi gibi bir durumun ortayaçıktığını ve bu raporun tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.
- Suçlamaya konu yazıların 17-25 Aralık soruşturmalarına ilişkin2013 ve 2014 yıllarındaki yazılar olduğunu, bu soruşturmaların daha önce darbegirişimi olarak nitelendirildiği bir iddianamenin bulunmadığını, suçlamaya konuyazılarının suç oluşturmadığını, o dönemde başka gazetelerde yazılan yazılardave bazı siyasetçiler tarafından da benzer söylemlerde bulunulduğunu ilerisürmüştür.
- "Türkiyenin Yeni Aktörleri" başlıklı yazısınailişkin olarak başvurucu, bu yazısında demokrasinin inkıtayauğraması endişesinden, Türkiye'de bir darbe ve yeniden vesayet düzenine dönmeihtimalinin olmadığından bahsettiğini, Savcılığın iddia ettiği gibi bir darbeimasının bulunmadığını belirtmiştir.
- "Devri SabıkYaklaşırken" başlıklı yazısına ilişkin olarak başvurucu, buyazısında iktidar sahiplerinin kanunsuz eylemleri ve işlemleri nedeniyle yargıönünde hesap vereceğinden bahsettiğini, sandıktan çıkan bir iktidarın suçlarınıyine sandıktan çıkan ve bu konuda yetkiler alan bir iktidarın yargıya taşımışve parlamenter denetim yollarını açmış olacağını, bütün yazılarında iktidarayönelik eleştirilerinde demokratik alternatiflerden, parlamenter sistemin çözümbulma yeteneğinden, demokrasi ve hukuka bağlılığından bahsettiğini, iktidarınhukuka aykırı eylemlerinin yargılama konusu olacağını söylemenin suçoluşturmadığını, hukuki bir prosedür olan yargılamadan bahsettiğini ifadeetmiştir.
- "İktidarınKulpunu Nasıl Teslim Edecekler" başlıklı yazısına ilişkinolarak başvurucu; bu yazının iktidara karşı yazılmış bir yazı değil bir polemikyazısı olduğunu, İ.K. adlı köşe yazarının bir yazısına cevaben bu yazıyıyazdığını, bu yazıda Hükûmetin başına gelecek olaylardan bahsetmediğini, buyazının İ.K. gibi devlet gücünü arkasına alarak tehdit savurduğunu iddia ettiğikişilere yönelik bir cevap niteliği taşıdığını, yazıda geçen cezalandırmayöntemini bu kişilerin teşhir edileceklerini ve rezil olacaklarını ifade etmekamacıyla mecazen kullandığını, yazının bu bağlamının soruşturma makamlarıncagörmezden gelindiğini, söz konusu yazının düşünce özgürlüğü adına, demokrasiadına, çoğulcu bir toplum adına yazıldığını belirtmiştir.
31. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/7/2018 tarihlikararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 10 yıl 6 ayhapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin devamına kararverilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sanık MümtazerTÜRKÖNE'nin örgüte müzahir Zaman Gazetesi'ndeyazarlık yaptığı, sanığa ait cep telefonu üzerinde yapılan incelemede örgütünelemanlarından O.Ö. isimli kişi ile 13/03/2016 ve 24/06/2016 tarihleri arasındatwitter isimli uygulama üzerinden mesajlaştığı, bumesajlarda O.Ö. isimli örgüt mensubunun sanık Mümtazer'e'az evvel beyefendiye selam ve mesajınızı iletti FMRCN, çok dua etti,gözlerinin içi ışıldadı' şeklinde mesajlar yazdığının görüldüğü, sanığın19/03/2016 tarihli Zaman Gazetesi'nde yayınlanan köşe yazısında 'Devr-i Sabık yaklaşırken' başlıklı yorumunda; askerivesayet dönemi nasıl Ergenekon ve Balyoz fırtınaları ile kapandıysa Erdoğandönemi de dava dosyaları ikmal edilerek tarihin kucağına öksüz bir çocuk gibiemanet edilecek dedikten sonra, sürecin tekrar başlayacağını söylediği, sanığın25/08/2015 tarihli Zaman Gazetesi'nde yayınlanan 'İktidarın kulpunu nasılteslim edecekler' başlıklı yazısında Taraf Gazetesi'nde yayınlanan birhabereatfen Erdoğan hükümetinin muhalif kesimlereyönelik kapsamlı bir gözaltı operasyonu düzenleyeceğini, yazının son kısmında'suç işleyenler mahkemede mutlaka hesap verecek, sırtını devletin derinlerineyaslayıp bu memleketin değerlerine savaş ilan edenleri ise daha caydırıcıcezalar bekliyor, şer-i şerife uygun bir mecazla ifade edelim, önce çıplakvaziyette katrana batırılacak sonra elleri arkadan bağlı eşeğe ters bindirilipmemleketin orta yerinde teşhir edilecekler, adaletin terazisini tersine çevirenzorbalar ise ayak parmaklarının üzerinde yükseltilip dükkanlarının kapısınakulaklarından çivilenecek' şeklinde yorum yaptığı, sanığın 04/02/2016 tarihliköşe yazısında 'Dolmabahçe mutabakatında kendini ele veren saray iktidarı Türkiye'ninbu badireden en az zararla çıkabilmesi için ''idam cezasının geri gelmesi, dolmabahçede noktalanan çözüm sürecini sahiplerinin ipedizilmesi lazım' dediği, sanığın söz konusu yazıları yayınlandıktan kısa birsüre sonra örgütün elebaşı Fethullah Gülen'in kendigüdümündeki Herkül.org isimli internet sitesinde cennetin kılıçların gölgesindeolduğunu, savaş durumunda kılıcın hakkını vermek gerektiğini söylediği, sanığın20/03/2015 tarihli yazısında'Yeni yetme bir devletdeğiliz, bürokrasinin devlet menfaatlerini koruma içgüdüsü bu sefer halka dagüven verebilir. Demek ki sivil asker devlet bürokrasisi kapıkulu düzenindençıkacak yeniden özgüven kazanacak ve sorumluluklarını yerine getirecek...otokrasiyi tasfiye edip yeni bir dönem başlatacak" şeklinde yorumlardabulunduğu, sanığın 08/02/2015 tarihinde Zaman Gazetesi'nde yayınlananyazısında, Cumhurbaşkanının kendisine yönelik tehdit iddiaları ile ilgili biryazı kaleme aldığı yazının sonunu ise 'Tanrı Cumhurbaşkanını korusun' şeklindebir cümle ile bitirdiği, 30/01/2015 tarihli yazısında 'Devletin şafttının kaydığını' söylediği, sanığın 17/03/2015tarihinde aynı gazetede yayınlanan yazısında Erdoğan döneminin sona erdiğini,Cumhurbaşkanlığında üretilen siyasi ve ekonomik krizlerin bunu gösterdiğinisöylediği, sanığın 12/12/2014 tarihinde yayınlanan yazısında dininCumhurbaşkanının devlet tekelinde sıradan bir iktidar sopası olarakkullanıldığını söylediği, sanığın 08/01/2015 tarihinde Zaman Gazetesi'ndeyayınlanan yazısında Fethullahçı örgütü kastederek 'mevcutolmadığı mahkeme kararı ile tespit edilen bir örgütü kırmızı kitaba nasılkoyacaksınız' diyerek Fethullahçı yapıyı savunduğu,sanığın 29/10/2015 tarihinde Zaman Gazetesi'nde yayınlanan yazısında örgütüngüdümündeki Koza İpek Grubuna yönelik operasyonları kastederek 'Sarayiktidarının çekirdek kadrosu içinde yer alan ve kendi eserleri olan polisin Kanaltürk'ün kapılarını zorladığı görüntüleri anlattıktansonra 'Türkiye'nin normal bir ülkeye dönüşebilmesi için kısa bir tedavidensonra memleketi tırmahaneye çevirmeye azmeden bugüruhu (hükümeti) yargı önüne çıkartacak ve inanın itidal içinde cezalarınıkeseceğiz, bu meczup operasyonları iktidar cazibesinin eseri, belli kidiktatör(cumhurbaşkanı) sonun yaklaştığını görüp ipi koyvermiş'dediği, sanığın 17/12/2014 tarihinde yayınlanan yazısında Cumhurbaşkanı RecepTayyip ERDOĞAN'ı kastederek 'bize düşen sadecebaşkalarından esirgediği hukuku ondan esirgememek, kamudan aldığın gücükullanarak yolsuzluk yaptıysan yargılanırsın, bunu örtmek için suç işlediysenayrıca yargılanırsın... çok uzak bir gelecekte değil çok yakında' dediktensonra 'dosyalar kabardı suçlar çoğaldı demek ki temizlik günleri yaklaştı'dediği, sanığın 16/12/2014 tarihinde yayınlanan yazısında korkunun sarayasığmadığını, sarayın iyice zıvanadan çıktığını söylediği, sanığın 18/12/2014tarihinde Zaman Gazetesi'nde yayınlanan yazısında Erdoğan'ın islamcılığa sığındığını söyledikten sonra Fethullahçı yapıya yönelik operasyonları kastederek savaşyürüttüğünü söylediği, sanığın 22/01/2015 tarihinde yayınlanan yazısında 17-25Aralık soruşturmaları ile ilgili yüce divan oylamasına atfen Cumhurbaşkanınınartık bir diktatör olduğunu, bazı bakanların yüce divana gönderilmesininengellenmesinin bedelinin ağır olacağını söylediği, sanığın 29/09/2015 tarihindeyayınlanan yazısında Fethullahçı örgütün güdümündekiKimse Yok mu derneğinin faaliyetlerini övdükten sonra hükümeti kastederekiktidar zorbalığına rağmen en hassas köklü geleneklerimiz devam ediyor diyerekyazısını bitirdiği, sanığın 05/02/2015 tarihinde Zaman Gazetesi'nde yayınlananyazısında, Fethullahçı terör örgütünün finanskaynaklarından olan Bankasya isimli bankaya elkonulmasını eleştirerek, cumhurbaşkanını eline makineli tüfeği alarak ekonomiyiyaylım ateşine tutmakla suçladığı, Bankasya dışındakitüm bankaların diktatörün bankası olduğunu iddia ettiği, CumhurbaşkanıErdoğan'ı diktatörlükle itham ettikten sonra otokrasi oluşturmak istediğinisöylediği, sanığın 06/02/2015 tarihinde yayınlanan Yolun sonu görünüyorbaşlıklı yazısında, Bankasya operasyonlarınıkastederek 'Erdoğan ve şerikleri yargılanırken neler hissedeceksiniz?Gazetelerde, televizyonlarda boy boy Erdoğan ve onunyanında suça bulaşmış iktidar sahiplerinin yargılanma haberleri yer alacak'dedikten sonra yazısını 'Diktatör olmayı beceremeyenler... yargı önüneçıkarlar... sadece yolun sonunu haber verirler' dediği, sanığın 06/01/2015tarihinde yayınlanan cenazesi Çamlıca'dan kalkacak olanlar başlıklı yazısındaCumhurbaşkanı'nı kastederek 'Oyunuzu vereceğiniz parti, inanacağınızı gazete vetelevizyon, itaat edeceğiniz lider ve cenazesinin kaldırılacağı cami, hepsibelli öbür tarafı ancak Allah bilir' dediği, sanığın 17 Aralık operosyonunun sonrasında Zaman Gazetesi'nde 22/12/2013tarihinde yayınlanan Gemi Hızla Su Alıyor isimli yazısında, 29/12/2013tarihinde yayınlanan Yargı Başbakanın siyasi rakibi mi isimli yazısında,10/01/2014 tarihinde yayınlanan Cumhurbaşkanı freni patlayan kamyonudurdurabilir mi isimli yazısında, 31/01/2014 tarihinde yayınlanan Paranıniktidarı isimli yazısında, 02/03/2014 tarihinde yayınlanan Adalet ElbetteYerini Bulur isimli yazısında, 14/03/2014 tarihinde yayınlanan Yangında DelilYok Etmek isimli yazısında 17/25 Aralık soruşturmlarınınsözde yolsuzluk kisvesi altında örgüt elebaşı FetullahGülen tarafından verilen talimat doğrultusunda fetullahçıpolis ve sözde yargı mensuplarıyla hükümeti devirmek amacıyla yapıldığınıbildiği halde bu soruşturmaların sanki hukuka uygun şekilde yapılansoruşturmalar olduğu izlenimi yaratmaya çalıştığı, sanığın bu şekilde süregelenve devamlılık arz eden terör örgütü lehine propaganda yazılarının TCK'nın 314/2maddesinde belirtilen terör örgütü üyeliği suçunu oluşturduğu... [değerlendirilmiştir.]"
32. Başvurucu, bu karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur.
33. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi 25/6/2019tarihinde başvurucunun istinaf talebinin esastan reddine karar vermiştir.
34. Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz yolunabaşvurulmuş olup temyiz incelemesi bireysel başvurunun incelendiği tarihitibarıyla devam etmektedir.
IV. İLGİLİ HUKUK
35. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Şahin Alpay ([GK], B. No: 2016/16092,11/1/2018, §§ 41-64) başvurusu hakkında verilen karar.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
36. Mahkemenin 27/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar
1. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
37. Başvurucu; kuvvetli suç şüphesi, kaçma ve delilleri karartmaşüphesi olmadan gazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklandığını, tutuklamakararının gerekçesiz olduğunu, tutuklama kararında tutuklamaya alternatiftedbirlerin neden yetersiz kalacağının açıklanmadığını, tutuklamanın ölçüsüzolduğunu, kolluk ifadesinde kendisine sorulan yazılarda herhangi bir suçunsurunun bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
38. Başvurucu ayrıca muhalif bir kişi olarak susturulmakamacıyla tutuklandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıylabağlantılı olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 18. maddesininde ihlal edildiğini iddia etmektedir.
39. Bakanlık görüşünde; tutuklamaya dair verilen kararlarailişkin gerekçeler kapsamında başvurucunun tutukluluğunun keyfî olduğununsavunulamayacağı, nitekim başvurucu hakkında ilk derece mahkemesince mahkûmiyetkararı verildiği belirtilmiştir. Bakanlık ayrıca başvurucunun üzerine atılısuçun 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe girişimi sonrası olağanüstühâl uygulamasına gidilmek zorunda kalınan eylemler ile alakalı olduğunu,başvurucunun şikâyetine ilişkin yapılacak incelemenin Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılması gerektiğini belirtmiştir.
40. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında sadece köşeyazılarına dayalı olarak suçlandığını, bu yazıların dışında terör örgütüüyeliğine delalet eden hiçbir kanıtın bulunmadığını, Anayasa Mahkemesiningazetecilerin yazıları dolayısıyla tutuklanmasının hak ihlali olduğu yönündekiönceki kararlarından farklı bir değerlendirme yapılmasını gerektiren birdurumun olmadığını, daha önce soruşturma konusu yapılmayan ve 9/6/2004 tarihlive 5187 sayılı Basın Kanunu'ndaki sürelere uyulmadan dava konusu yapılanyazıları nedeniyle tutuklandığını, bu tutuklamanın kanuni dayanaktan yoksunolduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu; ayrıca suçlamaya konu yazılarınbağlamından kopartıldığını, kullandığı mecazi ifadelerin yanlış yorumlandığını,yazılarında demokratik yöntemleri savunduğunu, iktidarı eleştirdiğini veeleştiri sınırlarını aşmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, son olarak somutolayda tutuklama nedenlerinin bulunmadığını, tutukluluğun devamı kararlarınıngerekçesiz olduğunu belirtmiştir.
b. Değerlendirme
41. Anayasa'nın "Temelhak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak vehürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerindebelirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Busınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâikCumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
42. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasınındurdurulması" kenarbaşlıklı 15. maddesi şöyledir:
"Savaş, seferberlik,sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğanyükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hakve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlariçin Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelenölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğünedokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz vebunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğumahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
43. Anayasa'nın "Kişihürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birincifıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyetive güvenliğine sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder(TahirCanan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun bu bölümdekiiddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişihürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği sonucunaulaşılmıştır. Anayasa Mahkemesinin bu bağlamdaki incelemesi, başvurucu hakkındasoruşturma ve kovuşturma yapılması ile yargılamanın muhtemel sonuçlarındanbağımsız olarak tutuklamanın hukukiliğinin değerlendirilmesiyle sınırlıolacaktır. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edilipedilmediği incelenirken her bir başvuru kendi koşullarındadeğerlendirilecektir.
i. UygulanabilirlikYönünden
45. Anayasa Mahkemesi AydınYavuz ve diğerleri (aynı kararda bkz. §§ 187-191) kararında,olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkinbireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temelhak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir.Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sırabireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirinolağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarıncayapılacaktır.
46. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsünden sonraCumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 21/7/2016 tarihindeolağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiş, daha sonra da olağanüstü hâlbirçok kez uzatılmıştır. Olağanüstü hâl ilanı nedenlerinin başında darbeteşebbüsü gelmektedir (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 224, 226). Olağanüstü hâl ilanı ile darbeteşebbüsünden kaynaklanan tehlikenin yanı sıra bu teşebbüsün arkasında olduğudeğerlendirilen FETÖ/PDY'den kaynaklanan tehdit vetehlikenin de bertaraf edilmesinin amaçlandığı görülmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 48, 229).Nitekim darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmanın FETÖ/PDY olduğuna ilişkinkamu makamlarınca ve soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmeler olgusaltemellere dayanmaktadır (Aydın Yavuz vediğerleri, § 216).
47. Başvurucunun tutuklandığı tarihte Türkiye'de olağanüstü hâlyönetim usulü yürürlüktedir. Tutuklama kararında, başvurucunun darbeteşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY'yeyardım ettiği ileri sürülmüştür (bkz.§ 20). Dolayısıyla başvurucununtutuklanmasına dayanak olan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılanolaylarla ilgili olduğu görülmektedir (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Turhan Günay [GK], B. No: 2016/50972,11/1/2018, §§ 53-56).
48. Bu itibarla olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarkapsamında bir suçlamayla tutuklanan başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucununtutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğermaddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin buaykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,242).
ii. Kabul EdilebilirlikYönünden
49. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
iii. Esas Yönünden
(1) Genelİlkeler
50. Anayasa Mahkemesinin gazetecilerin tutuklanmasınınAnayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliğihakkı bağlamında tutuklamanın hukukiliğine ilişkin başvuruları incelerken gözönünde bulunduracağı genel ilkeler için bkz. Şahin Alpay (aynı kararda bkz. §§ 77-91)başvurusu hakkında verilen karar.
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
51. Başvurucu 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanantutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.
52. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirininmeşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanınön koşulu olan suçun işlendiğine dairkuvvetli belirtinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesigerekir.
53. Somut olayda tutuklama kararında; başvurucunun FETÖ/PDYadına yayın yapan gazetede yazar olduğu ve yazıları ile bu örgütün amaçlarınahizmet ettiği, bu suretle örgüt üyesi olmamakla birlikte söz konusu örgüteyardım ettiği belirtilmiştir. İddianamede ise başvurucunun hangi yazılarınınsuçlamaya konu edildiği ifade edilmiştir. Bunun yanı sıra Cumhuriyet savcısınınyargılama aşamasında bildirdiği esas hakkındaki mütalaasında ve ilk derecemahkemesinin mahkûmiyet kararında, iddianamede değinilenlerin dışında bazıbaşka yazılara, başvurucuya ait bir mesajlaşma içeriğine ve başvurucunun FETÖ/PDY'ye müzahir bazı internet sitelerine girdiği hususuna dadeğinildiği görülmektedir.
54. Başvurucunun tutuklanmasına dayanak gösterilen olgularıntemelde gazete yazılarından oluştuğu görülmektedir. Soruşturma makamları genelolarak başvurucunun bu yazıları FETÖ/PDY'nin amaçlarıdoğrultusunda yazdığını ileri sürmüşlerdir.
55. Söz konusu yazıların suça ilişkin kuvvetli bir belirtiniteliğinde olup olmadığının belirlenmesinde yazıların kimin tarafından kalemealındığı, bağlamı, yazılardaki ifadeler ile yazıların kaleme alındığı veyayımlandığı koşulların birlikte dikkate alınması gerekir. Başvurucunun Zamangazetesi yazarı olması ve yazılarının Zaman gazetesinde yayımlanmış olması tekbaşına kuvvetli suç şüphesinin varlığını göstermese de Zaman gazetesininFETÖ/PDY ile irtibatı bulunan bir yayın organı olduğunun birçok soruşturma vekovuşturma belgesinde ifade edilmesi nedeniyle bu hususun tümüyle göz ardı daedilmemesi gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de İlhan İşbilen (B. No: 2016/3704, 29/5/2019, § 49), MehmetÖzdemir (B. No: 2017/37283, 29/11/2018, § 84), Mustafa Ünal (B. No: 2017/21149,28/11/2018, § 62) ve Fevzi Yazıcı (B.No: 2016/59786, 13/9/2018, § 49) kararlarında başvurucuların Zaman gazetesindegenel müdür, genel yayın yönetmeni, Ankara temsilcisi veya görselyönetmen-grafik tasarım sorumlusu olarak görev yapmasını örgütsel ilişkibağlamında, kuvvetli belirti değerlendirmesinde dikkate almıştır.
56. Suça konu edilen yazıların içeriği, bağlamı ve yayımlandığıkoşullar incelendiğinde ise yazıların bir kısmının 17-25 Aralık soruşturmaları sürecinde ve sonrasında kalemealındığı görülmektedir. Bu soruşturmaların FETÖ/PDY ile bağlantılı olduklarıbelirtilen savcı ve hâkimler ile kolluk görevlileri tarafından bazı siyasilerve bunların yakınları ile kamuoyunun tanıdığı bir kısım iş adamı hakkında yolsuzluk yaptıkları iddiasıylabaşlatıldığı ve 2013 yılının sonunda gerçekleştirilen operasyonlarda bukişilerle ilgili bazı koruma tedbirlerinin uygulanmasına çalışıldığıbilinmektedir. Bu soruşturma süreçlerindeki uygulamalar, FETÖ/PDY'nin faaliyetlerinin Hükûmeti devirmeye yönelik olduğuyönündeki soruşturma ve yargılamaların temel dayanağını oluşturmaktadır (Hüseyin Korkmaz, B. No: 2014/16835,18/7/2018, § 76; Aydın Yavuz ve diğerleri, §30). Nitekim Anayasa Mahkemesi, bu soruşturma süreçlerinde görev alan bazıyargı mensupları ve emniyet görevlileri hakkında uygulanan tutuklamatedbirlerinin hukuki olduğuna dair çok sayıda karar vermiştir (diğerleriarasından bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri[GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 74-87; MustafaBaşer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 134-161). Bukişiler hakkında verilen mahkûmiyet kararları da kesinleşmeye başlamıştır.
57. Bu kapsamda başvurucunun henüz 17-25 Aralık soruşturmalarınailişkin operasyonların devam ettiği süreçte 24/12/2013 tarihinde yayımlanan "BaşbakanKaybettiği Savaşı Sürdürüyor"başlıklı yazısında "...Başbakanımız ... kaybettiği bir savaşı cansiperane şekilde sürdürmeye çalışıyor... Velev ki Cemaat'i [FETÖ/PDY] önce didik didik doğradı sonra da darmadağın etti.Eline ne geçer? Derdine çare olur mu? ...Başbakan'ın Hocaefendi'ye[Fetullah Gülen] karşı giriştiği polemik, onun gibi kendini kanıtlamış bir liderinferasetine aykırı. 'Cemaat' bir siyasî parti değil, üstelik ahlakî-vicdanîbir prensibe dayanıyor. Üstelik bu savaşta 'Cemaatin' -'in'de yaşadıklarına göre- kaybedecek kaşaneleri yok. Siyasîiktidarlar, bir araya getirdikleri çıkar ortaklığı bitince dağılırlar. 'Cemaat'bir gönüllüler hareketi ve gücünü 'alma'ya değil 'verme'ye dayandırıyor. İktidar baskısı, böyle yapılarıdağıtmaya yetmez, tam tersine güçlendirir ... Yolsuzluk batağına saplanmış birhükümet, evrensel boyut kazanmış böyle bir sivil-gönüllü hareketin neresinibudayabilir? 'Budadı' diyelim, kendisine ne fayda sağlayabilir?/Hocaefendi, Başbakan'a çareyi gösteriyor: 'Aklan' diyor,'vahdeti temin et, vifak ve ittifak yollarınıaraştır'. Başbakan ise, geçmişte darbecilere karşı sert duruşunu 'bir tek geriadım atmayacağız' diye bu sefer pamuk gibi insanlara karşı gösteriyor. Siyasetiçöküyor, itibarı darmadağın oluyor. Peşinen kaybettiği savaşı, ısrarlasürdürüyor. Adaletin terazisi artık başbakanın elinde değil; o da bir kefedetartılıyor ve hızla ağırlığı azalıyor." şeklinde ifadelerkullandığı, başvurucunun ayrıca bu soruşturmalar kapsamında tutuklanan bazışüphelilerin serbest bırakılması üzerine kaleme aldığı 3/3/2014 tarihli "Adalet Elbette Yerini Bulur" başlıklıyazıda "...ama adaletin çekingen yüzünügöstermesi için daha vakit var. Güç Başbakan'ın elinde olduğuna göre onunhakkına 'aslan payı' düşüyor ... Türkiye'nin gelip takıldığı bu dar boğazaslında AK Parti'nin kurumsal kimliğinin değil, Erdoğan ve çevresindeki küçük birazınlığın eseri. Dershaneleri kapatma teşebbüsüne, AK Parti içinden ne kadarbüyük bir tepki geldiğini ve bu direncin Erdoğan'ın ısrarı ile aşıldığınıhatırlayalım. Mevcut savaş, kişisel bir savaş olarak sürüyor. Ne kadar güçlübir lider olursa olsun, AK Parti'nin kurumsal kişiliği ile Erdoğan'ıayırdığınız zaman her şeyin rengi değişiyor. Erdoğan kazanamayacağı bir savaşa,hesap hatası yaparak girdi; şimdi kişiselleştirerek sürdürüyor. Böyleceistikrarın kurucu aktörü olmaktan çıkıp, sürdürülmesi mümkün olmayan birgüvensizlik ortamının müsebbibine dönüşüyor. Savaşın kişisel niteliğini görmekiçin şu sorunun peşine düşmek yeterli: Bir siyasî parti, doğal seçmen tabanınıoluşturan bir Cemaat'e karşı neden ölümüne bir savaşaçar? Bir parti seçim kampanyasını, rakip partilere karşı değil de neden kendiseçmen kitlesine karşı yürütür? Kurumsal yapısı ve refleksleri ile bir siyasîparti, böyle bir hatayı nasıl yapar? ..." şeklindedeğerlendirmelerde bulunduğu görülmektedir.
58. Öte yandan 14/3/2014 tarihli Yangınla Delil Yok Etmek başlıklı yazısında ise başvurucu-FETÖ/PDY ile bağlantılı yargı mensuplarınca FETÖ/PDY'ninamaçları doğrultusunda başta TSK olmak üzere farklı kamu kurum vekuruluşlarındaki örgüt mensubu olmayan kamu görevlilerini tasfiye etmek vefarklı sivil çevrelerde örgütün çıkarlarına aykırı davrandığını düşündüğükişileri etkisizleştirmek amacıyla yürütüldüğüne yönelik olarak soruşturmaorganlarınca değerlendirmelerin bulunduğu- Ergenekon, Balyoz ve Askerî Casusluk gibi bazı davalarda tahliye ve infazındurdurulması gibi kararlara ilişkin tepkisini"... Ergenekoncular kimin marifetiyle ve nedençıktı? 'Millî orduya kumpas kuruldu' lafı üzerine kapsamlı bir strateji nasılinşa edildi? Tek bir delil, tek bir dayanak olmadan Cemaat neden 'örgüte'dönüştü? İnsanların inançları, ahiretleri hangi kıstaslarla bu kadar ucuzsorgulanır oldu? Yargıyı kendine bağlamış, polisi şamar oğlanına çevirmiş bukadar muktedir bir iktidar hangi pişkinlikle, 'paralel devlet' hayaleti üzerinebir yığın suç isnad edebildi? İcat ettiği günahkeçilerinden şikâyet ederken, neden hiç muktedir olduğunu hatırlamadı? Bu kadargüç, bu kadar yolsuzluk ve bu kadar hukuksuzluktan sonra biçare mazlum rolünühangi yüzle üstlendi? / Bütün bu soruların tek cevabı var: Çaresizlik. Muktedirlerinçaresizliği sadece kendilerini değil, çevrelerini de bitirir. Hırsızın cesaretide çaresizliğinin eseridir. Rezilane, pespaye bircesaret; ama neticede pervasız bir cesaret. Yolsuzluk delillerini yok etmekiçin devlet arşivlerini, dolayısıyla hafızamızı küle çevirmeye azmetmiş biriktidarla karşı karşıyayız. Allah hepimizi, yolsuzluğu örtmek için ülkeyiyangın yerine çevirmeye azmetmiş bu iktidardan korusun..."sözleriyle dile getirmiştir.
59. Ayrıca 2015 yılında yapılan genel seçimlerden kısa bir süreönce kaleme alınan 19/3/2015 tarihli "DevriSabık Yaklaşırken" başlıklı yazıda başvurucu "Bir 'devr-i sabık' olacakmı? Mutlaka ve kaçınılmaz biçimde ... İktidar suç bastırmak için hukuku alt-üstetmeseydi, düşmanlar icat etmek için cadı avı başlatmasaydı bugün büyüyen'yönetim zaafları', 'kriz manzaraları' ortaya çıkar mıydı? Finans sistemindekikırılganlığın 'Bank Asya’ya çökme operasyonunun' sonucu olduğunu görmek içinbankacı olmaya gerek yok ... Devr-i sabık, üç anadava kapsamında gündem oluşturacak. İlki görülemeyen davaların kendisi; yani 17Aralık’ın kapatılan, 25 Aralık’ın açılamayan soruşturmaları tamamlanacak veeksiksiz bir şekilde adalet hükmünü ikmal edecek. İkincisi bu soruşturmalarıkapatmak için işlenen suçların faillerinin yargılandığı dava olacak ... Üçüncüolarak, kamu gücü ve imkânları ile sürdürülen ve çok geniş bir mağdur kitlesioluşturan sistematik cadı avı ve muhalefeti susturma operasyonları dava konusuyapılacak. Bank Asya operasyonu ile emniyet teşkilatında yapılan kıyımı vekanuna aykırı soruşturmaları muhtemelen iki ana dosyadan takip edeceğiz. BankAsya operasyonuna 'yetkili' olarak bulaşanların, bu bankanın itibarınızedeleyecek haber yapanların, devletin tepesinde 'bu banka zaten batmış' diyebatırmaya çalışanların yargılanmadığı bir ülkede en basit bir piyasa kuralınıişletemez ve ekonominizi ayakta tutamazsınız. ... 2002 yılında bu iktidaradestek veren ve üç dönem iktidarda tutan ana aktörler de devr-isabık hesabında 'davacı' sıfatıyla yer alacak..." ifadelerineyer vermiştir.
60.Son olarak 29/10/2015 tarihli "Hapisten Önce Tımarhaneye Girecekler"başlıklı yazıda ise başvurucu, kamu makamlarınca FETÖ/PDY ile mücadelekapsamında bu örgütle bağlantılı olan Koza İpek Grubuna yönelik alınanönlemlere karşı tepkisini "...Bıçağıiki eliyle tutup, herkesin gözleri önünde vahşi çığlıklar atarak hasmınasaplıyor. Lâkin bıçağı sapından değil, keskin tarafından tutuyor ve iki eli deparamparça oluyor. Katilin de zalimin de bir hukuku var; ellerini saracağız,ama sonra hapishaneden önce tımarhaneye göndereceğiz. Gözü bu kadar dönmüş, bukadar tedbirsiz ve fütursuz etrafa dehşet saçanların kendilerinden de korunmasılâzım. Bu yüzden Saray İktidarı'nın çekirdek kadrosuiçinde yer alan ve kendi eserleri olan polisin Kanaltürk'ünkapılarını zorladığı görüntüleri televizyondan hep birlikte, birbirlerine 'çak'yaparak sevinç naraları içinde izleyen meczup taifesinin yakınlarınasesleniyorum: Bu çılgın operasyonlarda katkısı bulunanların arasından 1 Kasımgecesi kısa bir mektupla kendine fenalık yapmak isteyenler çıkabilir; amanengel olun, onlar bu memlekete çok lâzım. Türkiye'nin hukukun işlediği, temelhakların güvencede olduğu 'normal' bir ülkeye dönüşebilmesi için, kısa birtedaviden sonra memleketi tımarhaneye çevirmeye azmeden bu gürûhu yargı önüneçıkartacak ve inanın itidal içinde cezalarını keseceğiz. Bu meczupoperasyonları, iktidar cezbesinin eseri. Belli ki diktatör, sonun yaklaştığınıgörüp ipi koyvermiş ... Ayrıca hangi savcı aynıaçıklamada, bir mahkeme kararı olmadan koca bir topluluğu 'terör örgütü' olarakniteleyebilir? Üstelik kayyum atama gerekçesini olmayan bu örgüte finansaldestek sağlamak şeklinde temellendirebilir? ... Hapse girmeden önce tımarhaneyegirecekler. Deli gömleği giydirilip, kendilerine daha fazla zarar vermeleriönlenecek, tedavi edilecekler. Akıl sağlıklarına kavuşmuş, gözleri kafalarısarılı yargının önüne çıkartılacaklar ve hesap verecekler. Sırf kirli iktidaratutunmak için işledikleri suçların, dünyaya rezil ettikleri ülkenin, çivisiniçıkarttıkları devletin ceremesini ödeyecekler." sözleriyleifade etmiştir.
61. Kişilerin savunduğu bazı görüşlerin terör örgütünün söylemve görüşleriyle benzerlik göstermesi hatta kimi noktalarda örtüşmüş olması bugörüşlerin terörle bağlantılı suçlar bakımından her durumda kuvvetli suçbelirtisi olarak kabul edilmesini gerekli kılmaz. Nitekim Anayasa Mahkemesi Murat Aksoy ([GK], B. No: 2016/30112,2/5/2019, § 70) kararındabaşvurucunun 17-25 Aralık soruşturmalarına ilişkin değerlendirmelerinin yeraldığı yazılarının o dönemde FETÖ/PDY'nin yayınorganlarında dile getirilen açıklama ve görüşlerle benzer olmasını kuvvetli suçbelirtisi olarak görmemiştir.
62. Bununla birlikte başvurucunun yukarıda değinilen yazılarınınyalnızca Hükûmetin veya diğer kamu makamlarının bazı uygulamalarınıneleştirilmesi ya da bu uygulamalar dolayısıyla hissettiği bir tepkiyi dilegetirmesi olarak nitelendirilmesi oldukça zordur. Suça konu edilen yazılarınyayımlandığı gazetenin niteliği, yazılarda kullanılan üslup ve ifadeler ileyazıların bağlamı birlikte dikkate alındığında başvurucunun kamu makamlarınınFETÖ/PDY'nin millî güvenlik üzerinde tehditoluşturduğunu değerlendirdikleri bir dönemde, bu tehdidin önlenmesi amacıylaaldıkları her bir tedbire karşı sistematik bir şekilde ve söz konusutedbirlerin genel olarak muhatabı olan yapılanma adına konuştuğu izleniminiverecek şekilde bir tutum takındığı söylenebilir.
63. Öte yandan başvurucunun 20/3/2015 tarihli "Türkiye'ninYeni Aktörleri" başlıklı yazısında "...Türkiye’nin yeni iktidar düzeninin Erdoğanotokrasisinin anti-tezi olarak şekillenmesi kesin görünüyor. Bürokrasinin,kapıkulu düzeninden çıkıp devletin alî menfaatleri vekamu yararı adına özerkleşmesi yeni dönemin en bariz özelliği olacak ... Yeniyetme bir devlet değiliz, bürokrasinin devlet menfaatlerini koruma içgüdüsü busefer halka da güven verebilir. Demek ki sivil-asker devlet bürokrasisikapıkulu düzeninden çıkacak, yeniden özgüven kazanacak ve sorumluluklarınıyerine getirecek..." şeklindeki anlatımının, 25/8/2015 tarihli"İktidarın Kulpunu Nasıl TeslimEdecekler" başlıklı yazısında kullandığı "...Bana çizmelerimi giydirmesinler, ellerindekalan iktidar kulpu boğazlarına dizilir. Liste hazırlayanlar, listeyeyazıldıklarını unutmasın. Suç işleyenler mahkemede mutlaka hesap verecek;sırtını devletin derinlerine yaslayıp bu memleketin değerlerine savaş ilanedenleri ise daha caydırıcı cezalar bekliyor. Şer'-i Şerife uygun bir mecazlaifade edelim: Önce çıplak vaziyette katrana batırılacak, sonra elleri arkadan bağlıeşeğe ters bindirilip memleketin orta yerinde teşhir edilecekler. Adaletinterazisini tersine çeviren zorbalar ise ayak parmaklarının üzerindeyükseltilip, dükkanlarının kapısına kulaklarından çivilenecek."şeklindeki sözlerin, 4/2/2016 tarihli "ArınçSaray'ı, Sur'daki Tünellere Sokuyor"başlıklı yazısında "...Arınç Sarayiktidarını, Sur ve Cizre'de PKK'nın açtığı hendeklere ve tünellere gömeceksavaşı başlattı. Gömebilir mi? Devletin ve yüksek bürokrasinin de içinde yeraldığı Saray'a alternatif geniş bir koalisyonun 'sözcüsü' olduğunu dikkatealırsanız, 'evet, gömebilir' ... Türkiye'nin bu badireden en az zararlaçıkabilmesi için, idam cezasının geri gelmesi, Dolmabahçe'de noktalanan ÇözümSüreci'nin sahiplerinin ipe dizilmesi lâzım. Sakın yanlış anlamayın, biröneride bulunmuyorum, devlet aklının bu tür badirelerden çıkış yönteminihatırlatıyorum ... Devlet aklının bu durumlarda bulduğu çözüm standart: Ohendekleri hatası olanlarla doldurup kapatmak ..." şeklindekiifadelerinin de başvurucunun FETÖ/PDY'ye yönelikalınan tedbirlere veya kamu makamlarının terörle mücadeleye yönelikuygulamalarına ilişkin değerlendirmelerini dile getirirken Hükûmete, ilgilikamu görevlilerine ya da diğer kişilere karşı demokrasi dışı yöntemleriözendirici ve şiddete teşvik edici bir yaklaşım sergilediği, bunu kendiifadesiyle "sivil-asker devletbürokrasisi" ve "devletaklı" gibi güçlere dayandırdığı söylenebilir.
64. Bu itibarla suça konu edilen yazıların başvurucu yönündenFETÖ/PDY ile bağlantılı bir suç işlediğine dair kuvvetli belirti olarak kabuledilmesinin mümkün olduğu sonucuna varılmıştır.
65. Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesininbulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşrubir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmedetutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somutolayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır.
66.Başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddiaedilen suça ilişkin olarak kanunda öngörülencezanınağırlığına, delillerin henüz toplanmaması nedeniyle delilleri yok etme,gizleme, tanıklar üzerinde baskı oluşturma şüphesinin bulunmasına ve adlikontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 19).
67. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen örgüthiyerarşisine dâhil olmamakla birlikte örgüte yardım etme suçu 10 yıla kadarhapis cezasını gerektiren ağır bir suçtur. Ayrıca bu suçun terörle bağlantılıolarak işlendiği isnat edilen suça ilişkin kanunda öngörülen cezanın ağırlığıkaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir.
68. Darbe teşebbüsü sonrasındaki koşullar dolayısıyla soruşturmakonusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi vesoruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki korumatedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Bu dönemde ortaya çıkankargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etkiedilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (benzeryöndeki değerlendirmeler için bkz. AydınYavuz ve diğerleri, §§ 271, 272;Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 78, 79).
69. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genelkoşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul 3.Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birliktedeğerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle kaçma ve delilleri etkilemeşüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerden yoksun olduğusöylenemez.
70.Son olarak başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülüolup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tümözellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 151).
71. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarınıciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organizeolanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesiniaşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (benzeryöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,16/11/2016, § 214; Devran Duran[GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017,§ 64).
72. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkatealındığında İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülencezanın miktarını, işin niteliğini ve önemini de gözönündetutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adlikontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsizolduğu söylenemez.
73. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukukiolmadığı iddiasına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası ilegüvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğinekarar verilmesi gerekir.
74. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınatutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'da bu hakka dair maddelerde (13.ve 19. maddeler) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğündenAnayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek bulunmamaktadır.
75. Ayrıca tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarakyukarıda yer alan tüm açıklamalar karşısında başvurucu hakkında uygulanantutuklama tedbirinin Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi bir amaçlagerçekleştirildiği iddiasının incelenmesini gerektiren bir durum söz konusudeğildir.
2. Tutukluluğun MakulSüreyi Aştığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
76. Başvurucu; yargılandığı davanın karmaşık olmadığını, kısasürede bitirilebilecek davada bu kadar uzun süre tutuklu kalması nedeniyle kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
77. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarınailişkin bir açıklamada bulunulmamıştır.
b. Değerlendirme
78. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azamisüreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurularbakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derecemahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise -hüküm kesinleşmemiş olsa da- 5271sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânınıntüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473,25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).
79. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 6/7/2018tarihinde mahkûmiyetine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyiaştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacakdavada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna görebaşvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevlimahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumunauygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağanbaşvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireyselbaşvurunun ikincil olma niteliğiile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
80. Açıklanan gerekçelerle tutukluluğun makul süreyi aştığınailişkin iddianın yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru konusuyapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
3.Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığınaİlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
81. Başvurucu; soruşturma dosyasındaki gizlilik kararı nedeniylesuçlamalara ilişkin delillere erişemediğini, atılı suçla ilgili fiillerin vesomut delillerin kendisine gösterilmediğini, soruşturma dosyasındaki bilgi vebelgelere erişiminin engellendiğini belirterek savunma hakkının kısıtlandığını,tutukluluğa etkili bir şekilde itiraz edemediğini, bu durumun silahlarıneşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesine aykırı olduğunu iddia etmiştir.
82. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarınailişkin bir açıklamada bulunulmamıştır.
b. Değerlendirme
83. Somut olayda kısıtlama kararının ne zaman kaldırıldığı bellideğil ise de 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarıncaen geç iddianamenin kabul edildiği 24/4/2017 tarihinde kanun gereğikısıtlamanın sona erdiği değerlendirilmiştir.
84. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelikolarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrumbırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçokkararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanankişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddialarınbildirilmesi gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilensuçlamalara esas tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamdabaşvurucunun tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilipbilmediği dikkate alınmıştır (Günay Dağ vediğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 168-176; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,14/7/2015, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 248-257).
85. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkinkararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkindilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğindebaşvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar vebunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip olduğu, tutukluluk durumunakarşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığıgörülmektedir.
86. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
4. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/MahkemeÖnüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
87. Başvurucu; tutukluluğun devamı kararının ve bu kararlarayapılan itirazların incelenmesine katılamadığını, duruşma yapılmadan, dosyaüzerinden bu kararların verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
88. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarınailişkin bir açıklamada bulunulmamıştır.
b. Değerlendirme
89. Anayasa Mahkemesi ErdalTercan ([GK], B. No: 2016/15637, 12/4/2018, §§ 221-251) kararında;15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsü ve sonrasında ilan edilenolağanüstü hâl döneminde ortaya çıkan koşulları dikkate alarak darbe teşebbüsü,FETÖ/PDY ve terörle ilgili suçlardan dolayı tutuklanan kişilerin tutuklulukincelemelerinin belirli bir süre duruşmasız olarak yapılmasının Anayasa'nın 19.maddesinin sekizinci fıkrasıyla bağdaşmasa da olağanüstü yönetim usullerininbenimsendiği dönemde temel hak ve özgürlüklerin güvence rejimini düzenleyenAnayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru görülebileceğini belirtmiştir. Anılankararda, bu kapsamdaki suçlardan tutuklanan başvurucuların tutukluluğununyaklaşık on üç ay boyunca duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden verilenkararlarla sürdürülmesinin olağanüstü hâl döneminde kişi hürriyeti ve güvenliğihakkını ihlal etmediği sonucuna varılmıştır.
90. Somut olayda tutuklama konusu suçun niteliği ve tutukluluksüresi dikkate alındığında tutukluluk incelemelerinin duruşmasız olarakyapılması anılan karardaki sonuçtan ayrılmayı ve farklı inceleme yapmayıgerektiren bir durum oluşturmamaktadır.
91. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
5. Sulh CezaHâkimliklerinin Yapısına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
92. Başvurucu; salıverilme taleplerini, tutukluluğun gözdengeçirilmesini ve tutukluluğa karşı itirazları inceleyen sulh cezahâkimliklerinin bağımsızlık ve tarafsızlık kriterlerini karşılamadığınıbelirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
93. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarınailişkin bir açıklamada bulunulmamıştır.
b. Değerlendirme
94. Sulh ceza hâkimliklerinin kanuni hâkim güvencesini sağlamadığı,tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları, tutukluluğa itirazın bu yargımercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı etkilibir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine ilişkin iddialar AnayasaMahkemesince birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza hâkimliklerininyapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların açıkça dayanaktanyoksun olduğu sonucuna varılmıştır (HikmetKopar ve diğerleri, §§ 101-115; MehmetBaransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016,§§ 64-78, 94-97). Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarakanılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durumbulunmamaktadır.
95. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
6. Tutukluluğun GözdenGeçirilmesi Kararlarının Tebliğ Edilmemesi ve Tutukluluğa İtirazınİncelenmemesine İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
96. Başvurucu; tutukluluğun gözden geçirilmesi kararlarının müdafiine tebliğ edilmediğini, bu nedenle tutukluluğaetkili itirazda bulunamadığını, tutukluluğun devamına dair 29/12/2016 tarihlikarara yaptığı itirazın incelenmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
97. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarınailişkin bir açıklamada bulunulmamıştır.
b. Değerlendirme
98. Anayasa Mahkemesince, tutuklu bulunan kişilerin ilgili yargımakamlarına sunmuş oldukları tahliye taleplerinin makul bir süre içindedeğerlendirilmeyerek sonuçsuz bırakılması nedeni ile Anayasa'nın 19. maddesininsekizinci fıkrası kapsamında güvence altına alınan serbest bırakılmayı istemehakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bukararlarda söz konusu iddiaların 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi uyarıncatazminat talebinde bulunulmadan bireysel başvuru konusu yapıldığından başvuruyollarının tüketilmediği sonucuna varılmıştır (CaferYıldız, B. No: 2014/9308, 9/1/2018 §§ 34-40; Yaşar Saçlı, B. No: 2014/9311, 24/1/2018,§§ 34-40).
99. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarakanılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durumbulunmamaktadır.
100. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
7. Tutukluluğa Etkiliİtiraz Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin Diğer İddialar
a. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
101. Başvurucu; avukatı ile baş başa görüşmesine izinverilmediğini, görüşmelerin infaz koruma görevlisi nezaretinde yapıldığını, malvarlığına tedbir konulması nedeniyle etkili bir hukuki danışmanlık alamadığını,kuvvetli suç şüphesi bulunmadığını göstermek için dinlenmesini istediğitanıkların dinlenmediğini belirterek tutukluluğa etkili bir şekilde itirazedemediğini ileri sürmüştür.
102. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarınailişkin bir açıklamada bulunulmamıştır.
b. Değerlendirme
103. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgilidelilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak vedayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalardabulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamugücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hakve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılandeliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların nelerolduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde, kamugücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dairolayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındakihak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkingerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (VeliÖzdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20; Ünal Yiğit, B. No: 2013/1075, 30/6/2014,§§ 18, 19).
104. Somut olayda başvurucu, avukatıyla görüşmelerine üçüncü birkişinin refakat etmesine ilişkin kanun hükmünde kararname hükümleri dolayısıyla(bkz. §§ 31, 32) tutukluluğa etkili bir şekilde itiraz etme hakkınınkısıtlandığını ileri sürmektedir. Oysa başvurucu, başvuru formu ve eklerindekendisi hakkında anılan tedbirin uygulandığını ve bunun tutukluluğa etkin birşekilde itiraz etmesini kısıtladığını ortaya koymuş değildir. Nitekim başvurucu23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin KanunHükmünde Kararname'nin 6. maddesi kapsamında Cumhuriyet savcısı tarafındanavukatıyla olan görüşmelerinin teknik cihazla sesli veya görüntülü olarakkaydedilmesine ya da avukatıyla yaptığı görüşmeleri izlemek amacıyla görevlihazır bulundurulmasına dair bir karar alındığını belirtmediği gibi aynıdoğrultuda 29/10/2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan 676 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler YapılmasıHakkında Kanun Hükmünde Kararname uyarınca sulh ceza hâkimliğince verilmiş birkarar bulunduğunu ve bu karara yönelik itirazının da reddedildiğini ilerisürmemiştir. Başvurucunun anılan iddialarının herhangi bir bilgi veya belgeyedayandırılmaksızın, soyut olarak dile getirildiği görülmektedir.
105. Başvurucu, mal varlığına tedbir konulması nedeniyle etkilihukuki danışmanlık alamadığını ileri sürmüş ise de başvurucunun avukatyardımından yararlandığı, tutukluluğuna ve tutukluluğun devamı kararlarınaavukatı aracılığıyla itiraz edebildiği anlaşılmaktadır. Başvurucu, malvarlığına tedbir konulmasının tutukluluğa etkin bir şekilde itiraz etmesini kısıtladığınıortaya koyamamıştır.
106. Son olarak başvurucu; kuvvetli suç şüphesi bulunmadığınıgöstermek için dinlenmesini istediği tanıkların dinlenmediğini ileri sürmüş isede başvurucunun temel olarak yazıları nedeniyle tutuklandığı, söz konusu tanıklarınbeyanlarının hangi sebeplerle önemli olduğu açıklanmak suretiyle tanık dinletmetalebinin desteklenmemesi nedeniyle bir ihlalin bulunmadığının açık olduğusonucuna ulaşılmıştır.
107. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Mal Varlığına TedbirKonulmasına İlişkin İhlal İddiaları
1- Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
108. Başvurucu; tüm mal varlığına el konulması nedeniylebaşkalarına muhtaç hâle geldiğini, hiçbir ihtiyacını gideremediğini, sadeceFETÖ/PDY'ye üyelik isnadı altında olanlara bu şekildebir tedbirin uygulandığını belirterek kötü muamele yasağının, özel hayata saygıhakkının ve bu hakla birlikte ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
109. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarınailişkin bir açıklamada bulunulmamıştır.
2. Değerlendirme
110. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mal varlığına konulantedbir nedeniyle yapılan başvurular bakımından bireysel başvurunun incelendiğitarih itibarıyla bu tedbir kararı kaldırılmış ise asıl dava sonuçlanmamış daolsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkilibir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (MehmetAli Aslan, B. No: 2013/2429, 30/3/2016, § 28; Mustafa Ünal, § 112). Somut olaydabaşvurucu hakkında uygulanan tedbirin 31/5/2017 tarihinde kaldırıldığıanlaşıldığından somut başvuru yönünden anılan içtihatlardan ayrılmayıgerektirir bir durum olmadığı anlaşılmıştır.
111. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. HaberleşmeHürriyetinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
112. Başvurucu; ailesi ile görüşmelerini uzun aralıklarlagerçekleştirdiğini, ailesine telefon etmesine iki haftada bir izin verildiğini,mektuplarının dışarıya çıkarılmasına izin verilmediğini, kendisine gönderilenmektuplara da ulaşamadığını, bu engellemelerin sadece FETÖ/PDY şüphelilerineuygulandığını belirterek haberleşme hürriyetinin ve ayrımcılık yasağının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
113. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarınailişkin bir açıklamada bulunulmamıştır.
2. Değerlendirme
114. Başvurucunun anılan şikâyetiyle ilgili olarak 16/5/2001tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun 4. maddesinde bu uygulamalarailişkin şikâyetleri karara bağlama konusunda infaz hâkimliğinin görevli olduğubelirtilmiştir. Bireysel başvuru dosyaları incelendiğinde ise başvurucunun buşikâyetine ilişkin olarak infaz hâkimliğine başvuruda bulunduğu hususundaherhangi bir bilgi ya da belgeye rastlanmamıştır. Bu nedenle başvurucunun hukuksisteminde mevcut idari ve yargısal yolları tüketmeksizin bireysel başvurudabulunduğu anlaşılmaktadır.
115. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. Masumiyet Karinesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
116. Başvurucu, Cumhurbaşkanı'nın sözleri nedeniyle masumiyetkarinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
117. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki iddialarınailişkin bir açıklamada bulunulmamıştır.
2. Değerlendirme
118. Masumiyet (suçsuzluk) karinesi, kişinin suç işlediğine dairkesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvencealtına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti asıl olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına aitolup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimsesuçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleritarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz.Bu çerçevede masumiyet karinesi kural olarak hakkında bir suç isnadı bulunan vehenüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, §§ 26, 27).
119. Anılan karine, bir kimsenin suçluluğu hükmen sabit oluncayakadar kamu yetkilileri tarafından suçlu ilan edilmesine karşı korumasağlamaktadır. Öte yandan Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınanifade özgürlüğü, bilgi edinme ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenleAnayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyetkarinesi, yürütülmekte olan bir ceza soruşturması hakkında yetkililerinkamuoyuna bilgi vermesini engellemez. Ancak masumiyet karinesine saygıgösterilmesi söz konusu olduğundan Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası,bilginin gereken bütün dikkat ve ihtiyat gösterilerek verilmesini gerekli kılar(Nihat Özdemir [GK], B. No: 2013/1997, 8/4/2015, § 22).
120. Başvurucunun masumiyet karinesini ihlal ettiğini ilerisürdüğü Cumhurbaşkanı’nın 22/3/2017 tarihinde yaptığı konuşmasının -başvurudilekçesinde belirtildiği şekliyle- ilgili kısmı şöyledir:
"Hapisteki gazetecilerin listesini verindiyoruz. Bakıyorum, hepsi hırsız, çocuk istismarcısı, terörist. Geçenlerde de149 kişilik bir liste geldi. 144'ü terör, 4'ü adi suçlardan içeride. Bunlarıngazetecilikle ne ilgisi var ki liste yapıp ülkemize gönderiyorsunuz."
121. Cumhurbaşkanı söz konusu açıklamasında başvurucunun isminizikretmeksizin genel olarak ulusal ve uluslararası kamuoyunda tartışmalara konuolan ceza infaz kurumlarındaki gazeteciler meselesi ile ilgili beyanlardabulunmuştur. Cumhurbaşkanı'nın açıklamasında başvurucunun yargılandığı dava ileilgili bir değerlendirme bulunmamaktadır. Söz konusu açıklamanın içerikitibarıyla başvurucuyla doğrudan ilgi kurulmasını sağlayacak nitelikte olmadığıgörülmüştür.
122. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
E. İfade ve Basın Özgürlüklerinin İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
123. Başvurucu; gazete yazıları nedeniyle tutuklandığını, buyazıları nedeniyle tutuklanmasının öngörülebilir olmadığını, tutuklanmasının ifadeve basın özgürlüklerine yönelik caydırıcı etki oluşturduğunu belirterek ifadeve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
124. Bakanlık görüşünde, başvurucu hakkındaki yargılamanın devamettiği,bu nedenle ifade vebasın özgürlükleri hakkı kapsamında ileri sürülen iddiaların başvuru yollarınıntüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez bulunması gerektiği ilerisürülmüştür. Esas bakımından ise Bakanlık, tutuklamanın hukukiliğine ilişkinyapılan değerlendirmeler doğrultusunda bu başlık altında ileri sürüleniddiaların da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğunubelirtmiştir.
125. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında köşe yazılarınedeniyle tutuklandığını, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle ifade ve basınözgürlüklerinin de ihlal edildiğini belirtmiştir.
2. Değerlendirme
126. Anayasa'nın "Düşünceyiaçıklama ve yayma hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesininilgili kısmı şöyledir:
"Herkes,düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veyatoplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamlarınmüdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini dekapsar…
Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik,kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesive milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçlularıncezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerinaçıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarınınyahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama göreviningereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
…
Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetininkullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir."
127. Anayasa'nın "Basınhürriyeti" kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"Basınhürdür, sansür edilemez.
...
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerinisağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın26 ve 27 nci maddelerihükümleri uygulanır.
Devletin iç ve dış güvenliğini, ülkesi vemilletiyle bölünmez bütünlüğünü tehdit eden veya suç işlemeye ya da ayaklanmaveya isyana teşvik eder nitelikte olan veya Devlete ait gizli bilgilere ilişkinbulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynıamaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarıncasorumlu olurlar. Tedbir yolu ile dağıtım hakim kararıyle; gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanununaçıkça yetkili kıldığı merciin emriyle önlenebilir. Dağıtımı önleyen yetkilimerci, bu kararını en geç yirmidört saat içindeyetkili hakime bildirir. Yetkili hakimbu kararı en geç kırksekiz saat içinde onaylamazsa,dağıtımı önleme kararı hükümsüz sayılır.
…
"
a. UygulanabilirlikYönünden
128. Başvurucunun tutuklanmasına neden olan suçlama, genelolarak yazdığı yazıları nedeniyle Türkiye'de olağanüstü hâl ilanına sebebiyetveren, temel olay niteliği taşıyan darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmayayardım ettiğine ilişkindir. Bu itibarla tutuklama tedbirinin ifade ve basınözgürlükleri üzerindeki etkisinin incelenmesi, Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında müdahalenin başta Anayasa'nın13., 26. ve 28. maddeleri olmak üzere diğer maddelerde yer alan güvencelereaykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde iseAnayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığıdeğerlendirilecektir (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 193-195, 242).
b. Kabul EdilebilirlikYönünden
129. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
130. AnayasaMahkemesinin gazetecinin tutuklanması yoluyla Anayasa'nın 26. ve 28.maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerine yapılanmüdahalelere ilişkin başvuruları incelerken gözönündebulundurduğu genel ilkeler için bkz. ŞahinAlpay (aynı kararda bkz. §§ 118-133) başvurusu hakkında verilenkarar.
ii. İlkelerin OlaylaraUygulanması
131. Anayasa Mahkemesi; tutuklama tedbirinin ifade ve basınözgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunmahakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerkenöncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyiaşıp aşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da tutukluluğunsüresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak diğer temel hakve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:2015/18567, 25/2/2016, §§ 92-100; HidayetKaraca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2),§§ 157-164; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet Haberal, B.No: 2012/849, 4/12/2013, §§105-116; Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, B. No: 2014/85, 3/1/2014, §§61-75; Faysal Sarıyıldız, B. No:2014/9, 3/1/2014, §§ 61-75; İbrahim Ayhan, B. No: 2013/9895, 2/1/2014,§§ 60-74; Gülser Yıldırım, B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§60-74).
132. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığıiddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesiiçin inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca tutuklama nedenlerinin mevcutolduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna varılmıştır.Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun yalnızcaifade ve basın özgürlükleri kapsamında kalan eylemleri nedeniyle soruşturmayamaruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı bir sonuca varılmasınıgerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.
133. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleribağlamında ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edilmediğine karar verilmesigerekir.
134. Buna göre başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinetutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'da bu hakka dair maddelerde (26.ve 28. maddeler) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğündenAnayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek bulunmamaktadır.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlandığına ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüneçıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Sulh ceza hâkimliklerinin yapısına ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Tutukluluğun gözden geçirilmesi kararlarının tebliğedilmemesi ve tutukluluğa itirazın incelenmemesine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7. Tutukluluğa etkili itiraz hakkının ihlal edildiğine ilişkindiğer iddiaların açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
8. Mal varlığına tedbir konulmasına ilişkin ihlal iddialarının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
9. Haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
10. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
11. İfade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişihürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınanifade ve basın özgürlüklerinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE27/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.