TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MURAT ÇEVİK BAŞVURUSU (4)
(Başvuru Numarası: 2013/3241)
Karar Tarihi: 16/12/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Tarık KAVAK
Başvurucu
:
Murat ÇEVİK
Vekili
:
Av. Gökçe GARİPCAN OCAK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, vergi mükellefi sıfatıyla başvurucu adına kesilenvergi cezaları nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/5/2013 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Komisyonun 14/1/2015 tarihli kararıyla aynı başvurucuya ait2013/3242 ve 2013/3243 başvuru numaralı dosyaların 2013/3241 numaralı dosya ilebirleştirilmesine, incelemenin 2013/3241 numaralı dosya üzerindensürdürülmesine ve belirtilen dosyaların kapatılmalarına karar verilmiştir.
4. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 27/2/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından 6/5/2015 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve olgularbildirilmiş, başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir.Bakanlığın 27/5/2015 tarihli yazısı ile benzer konu hakkında daha önce yapılandeğerlendirmeler dikkate alındığında somut uyuşmazlık için görüş sunulmayacağıbildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Edremit ilçesi Akçay beldesi Naim Süleymanoğluİlköğretim Okulunda bulunan kantini Okul Aile Birliğinden kiralayarakişletmektedir.
9. 2008 ve 2009 yılları 1., 2., 3., 4., 5., 9., 10., 11. ve 12.vergilendirme dönemleri ile 2010 yılı 1., 2., 3., 4. ve 5. vergilendirmedönemlerine ilişkin kira ödemelerinden katma değer vergisi (KDV) tevkifatı yapıp sorumlu sıfatıyla beyanname vermediğigerekçesiyle başvurucu adına 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi UsulKanunu’nun mükerrer 355. maddesi uyarınca özel usulsüzlük cezaları kesilmiştir.
10. Başvurucunun; takdir komisyonu kararının ihbarnameyeeklenmediği, okul aile birliklerine tahsis edilen yerlerin işletmesinin anılanBirlikçe kiraya verildiği, okul aile birliklerinin iktisadi işletme olmamasınedeniyle kiraya verme işleminin KDV'ye tabi tutulamayacağı gerekçeleriyle sözkonusu ceza kesme işlemlerinin iptali için açtığı davalarda Balıkesir VergiMahkemesinin 29/3/2012 tarihli ve E.2011/767, K.2012/284 sayılı; E.2011/768,K.2012/285 sayılı; E.2011/769, K.2012/286 sayılı kararlarıyla son sıradakidavanın reddine, diğer iki davanın ise ilgili kanundaki değişiklik gereğinceceza miktarının bir kısmı yönünden kabul edilerek kısmen reddine kararverilmiştir. Kararların ilgili kısımları şöyledir:
"…Davacının, kantin işletme hakkının kiraya verilmesinedeniyle yapmış olduğu kira ödemelerinin Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 17/4-dmaddesi kapsamında katma değer vergisinden istisna edildiği ileri sürülmekteise de; Katma Değer Vergisi Kanunu'nun 17/4-d bendinde, iktisadi işletmeleredâhil olmayan gayrimenkullerin kiralanması işlemleri katma değer vergisindenistisna edilmiş olup, davacının işletmekte olduğu kantinin bulunduğu yer olanokulun mülkiyetinin Okul Aile Birliğine değil Hazineye ait olması ve yukarıdabelirtilen yönetmelik hükmünde kantin işletme hakkının okul aile birliğincebizzat veya işletme hakkının kiralanması suretiyle kullanılabileceğibelirtildiğinden yapılan kira ödemelerinin gayrimenkul kira ödemesi olaraknitelendirilmesi mümkün bulunmamaktadır. Bursa Bölge İdare Mahkemesi’nin17.02.2011 gün, E:2011/415 ve K:2011/382 sayılı kararı da bu yöndedir.
Bu durumda, davacının kantin işletme hakkını kiralamaksuretiyle okul aile birliğine ödediği kira bedelleri üzerinden katma değervergisi hesaplayarak sorumlu sıfatıyla beyan etmesi gerekirken, bu tevkifat ve beyanı yapmadığı gerekçesi ile davacı adınakesilen özel usulsüzlük cezasında hukuka aykırılık bulunmadığı…"
11. Bu kararlara yapılan itirazlar Bursa Bölge İdareMahkemesinin 18/9/2012 tarihli, karar düzeltme talepleri de aynı Mahkemenin7/3/2013 tarihli kararlarıyla reddedilmiştir.
12. Kararlar, başvurucu vekiline 11/4/2013 tarihinde tebliğedilmiştir.
13. Anayasa Mahkemesine 10/5/2013 tarihinde bireysel başvuruyapılmıştır.
14. Diğer yandan Edremit Vergi Dairesi Müdürlüğünün başvurucuyagönderdiği 17/1/2013 tarihli ve 1827 sayılı yazıda, vadesi geldiği hâldeödenmeyen vergi borçları nedeniyle bir araca ve bir gayrimenkule haciz konduğubildirilmiştir.
15. Yine anılan Müdürlüğün başvurucuya gönderdiği 18/1/2013tarihli ve 2570 sayılı yazıda ise dava konusu yapılıp 2011/908-909-910-911-912esaslarına kayıtlı dosyalarda görüşülen 2006-2007-2008-2009-2010 yıllarına aitiş yeri kirasından dolayı verilmesi gereken beyannamelerin verilmemesinedeniyle tarh edilen vergi ve cezalara ilişkin davaların kendileri lehinesonuçlandığı, bu sebeple anılan yıllara ait vergi ve cezalar için düzenlenenödeme emrine karşı açılan davanın ise Balıkesir Vergi Mahkemesinin 2012/711sayılı esasına kaydedildiği; borcun ödenmesi, açılan davaların kazanılması veyahaciz işlemi hakkında yürütmeyi durdurma kararı verilmesi durumunda haczinkaldırılacağı bildirilmiştir.
16. Ödeme emrinin iptali istemiyle Balıkesir Vergi Mahkemesindegörülen dava, Mahkemenin 26/3/2013 tarihli ve E.2012/711, K.2013/192 sayılıkararı ile reddedilmiş, karara karşı yapılan temyiz başvurusu ise halensonuçlanmamıştır.
B. İlgili Hukuk
17. 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer VergisiKanunu’nun 1. maddesi şöyledir:
“Türkiye'de yapılan aşağıdaki işlemler katma değer vergisinetabidir:
…
f) Gelir Vergisi Kanununun 70 incimaddesinde belirtilen mal ve hakların kiralanması işlemleri,
...”
18. Aynı Kanun’un 17. maddesinin (4) numaralı bendi şöyledir:
“Diğer İstisnalar:
…
d) İktisadi işletmelere dahil olmayan gayrimenkullerinkiralanması işlemleri ile Sağlık Bakanlığına bağlı hastane, klinik, dispanser,sanatoryum gibi kurum ve kuruluşların yapacağı Gelir VergisiKanununun 70 inci maddesinde belirtilen mal ve hakların kiralanmasıişlemleri,
…”
19. 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun70. maddesi şöyledir:
“Aşağıda yazılı mal ve hakların sahipleri, mutasarrıfları,zilyetleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kirayaverilmesinden elde edilen iratlar gayrimenkul sermaye iradıdır:
1. Arazi, bina (Döşeli olarak kiraya verilenlerde döşemeiçin alınan kira bedelleri dahildir), …
…
Tüccarlara ait olsa dahi, işletmeye dahil bulunmayangayrimenkullerle haklar hakkında bu bölümdeki hükümler uygulanır.…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
20. Mahkemenin 16/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvurucunun 10/5/2013 tarihli ve 2013/3241 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
21. Başvurucu, Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğünün8/10/2008 tarihli yazısında kantin kiralama işlemlerinin KDV’den istisnaedildiğinin valiliklere bildirildiğini, aleyhe olan sirkülerin ilgilimaddelerinin Danıştay tarafından, emsal nitelikteki KDV tarhiyatı ile vergicezalarının da mahkemelerce iptal edildiğini ancak kendisinin vergi ve vergicezası borcundan dolayı aracı ile gayrimenkulünün haczedildiğini belirterekAnayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen kanun önünde eşitlik ilkesinin ve 35. maddesindedüzenlenen mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve lehine tazminatahükmedilmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu,mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak eşitlik ilkesinin de ihlal edildiğiniileri sürdüğünden başvurucunun hangi temeledayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığına dair somut bir bilgi veya belgesunmadığı görülmüş; başvurunun yalnızca mülkiyet hakkı yönünden incelenmesigerektiği değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
23. Başvurucu, kendi adına vergi cezası kesilmesi nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
24. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden görülmeyen başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönden
25. Bakanlık, başvurunun esasına ilişkin görüş belirtmemiştir.
26. Anayasa’nın “Mülkiyethakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Buhaklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme/AİHS) Ek (1) No.luProtokol’ün “Mülkiyetin korunması”kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
28. Anayasa’nın “Temel hak vehürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
29. Anayasa'nın “Vergi ödevi”kenar başlıklı 73. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Vergi, resim, harç ve benzeri malîyükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır."
30. Mülkiyet hakkı, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma, ürünlerden yararlanma ve tasarruf olanağı verir (AYM,E.2002/112, K.2003/133, 10/4/2003).
31. Mülkiyet hakkının sınırlamaları ve güvenceleri açısındanAnayasa’nın 35. maddesinin 13. maddeyle birlikte değerlendirilmesinden doğangenel rejim yanında, Anayasa’nın başka maddelerinde de mülkiyete ilişkin ekgüvence ve sınırlama hükümlerine yer verilmekle birlikte bunlardan en önemlisişüphesiz mülkiyeti bir hak olarak tanımlayan 35. maddedir. Maddenin birincifıkrasında genel olarak hak tanınmakta, ikinci ve üçüncü fıkralarda isesınırlama ve güvence ölçütleri gösterilmektedir. Belirtilen hüküm uyarıncamülkiyet hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabilecek ve bu sınırlamakanunla yapılabilecektir. Bu sınırlama ve güvence ölçütlerinin Anayasa’nın 13.maddesi ışığında yorumlanması gerekir. Zira belirtilen Anayasa hükmü, hak veözgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olupAnayasa’da yer alan bütün hak ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangiölçütler dikkate alınarak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır (Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §24).
32. Anayasa’nın gerek 35. gerekse 13. maddesine göre, mülkiyethakkına getirilecek sınırlamaların kanunla düzenlenmesi gerekmektedir. Kanundışında herhangi bir hukuk normu ile getirilen sınırlama, sınırlamada kamuyararı olsa dahi Anayasa’nın 35. ve 13. maddelerine aykırılık teşkil edecektir.Zira belirtilen hükümlerin ifade tarzı, mülkiyet hakkına getirileceksınırlamaların mutlaka şekli anlamda kanun ile yapılması zorunluluğuna işaretetmektedir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz konusu olduğunda öncelikletespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir kanun hükmünün yanimüdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır. Hak ve özgürlüklerinyasayla sınırlanması ölçütü anayasal temel hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasında vazgeçilmez bir unsur olup bu koşulun sağlanmamasıdurumunda diğer güvence ölçütlerinin değerlendirilmesinin bir anlamı yoktur (Yunis Ağlar, § 27).
33.Anayasa’nın 13. maddesi temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkingenel ilkeleri tespit ederken, vergi ödevine ilişkin 73. maddesi, vergi yoluylamülkiyet hakkına yapılacak müdahalelerin anayasal sınırlarına ilişkin özelhükümler içermektedir. Bu durumda Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,başvuru konusu somut olayın değerlendirilmesinde Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (AİHS) (1) No.lu Protokol hükmü ve Anayasa’nın 35. maddesiylebirlikte Anayasa'nın 13. ve 73. maddelerinin de göz önünde bulundurulmasıgerekmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş.,B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 40).
34. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirileceksınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği ve yineAnayasa’nın 73. maddesinde vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerinkanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı hüküm altına alınırken(1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararıyla,yasada öngörülen koşullarla ve uluslararası sözleşmelere uygun olarakyapılabileceğini öngörmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); yasadaöngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrarkazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin dehukukilik şartını karşılayabildiğini kabul ederken (Malonei/İngiltere, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§ 66-68) Anayasa, tümsınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek AİHS’den dahageniş bir koruma sağlamaktadır (MehmetAkdoğan ve diğerleri, B. No:2013/817, 19/12/2013, § 31).
35. AİHS’in Ek (1) No.lu Protokol’ün1. maddesinde ifade bulan “kanun” kavramıAİHS’in diğer maddelerinde yer alan kavramla aynıanlamdadır (Špaček s.r.o./Çek Cumhuriyeti,B. No: 26449/95, 9/11/1999, § 54). Hukuka uygun olma ilkesi iç hukukunuygulanabilir hükümlerinin yeterli ölçüde ulaşılabilir, belirli veöngörülebilir olduğunu varsayar (Beyeler/İtalya,B. No: 33202/96, 5/1/2000, § 109).
36.Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir.Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangibir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır veuygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşıkoruyucu bir takım güvenceler içermesi gereklidir.Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey; belirli birkesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veyasonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisi doğurduğunukanundan öğrenebilme imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumdakendisine düşen yükümlülükleri öngörüp davranışlarını düzenleyebilir. Hukukgüvenliği; kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem veişlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bugüven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (Karlis A.Ş., B. No: 2013/849, 15/4/2013, § 34).
37. Bir kanuni düzenlemenin; bireylerin davranışını ona göredüzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde hukukiyardım almak suretiyle bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyleortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir.Öngörülebilirliğin mutlak bir ölçüde olması gerekmez. Kanunun açıklığı arzuedilir bir durum olmakla birlikte bazen aşırı bir katılığı da beraberindegetirebilir. Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklere uyarlanabilmesigerekmektedir. Birçok kanun -işin doğası gereği- yorumlanması ve uygulanmasıpratik gerçekliğe bağlı olan yoruma açık formüllerdir (Murat Daş, B.No: 2013/3063, 26/6/2014, § 41).
38.AİHM; ulusal mevzuatı yorumlama görevinin ilk elde ulusal makamlara, bilhassada mahkeme ve yüksek mahkemelere düştüğünü (Brualla Gömez de la Torre/İspanya,B. No: 26737/95, 19/12/1997, § 31, Saez Maeso/İspanya, B. No: 77837/01,9/11/ 2004, § 22), kendi rolünün ise bu yorumların etkilerinin AİHS’e uygun olup olmadığını tespit etmekten ibaretolduğunu ifade etmektedir.
39. AİHM’e göre, öngörülebilirlikkavramının kapsamı ve bu kuralın anlamı, uygulanacak kişilerin sayısı vestatüsüne bağlıdır. Yasa kuralına yönelik olarak birden fazla yorumununyapılabiliyor olması, tek başına kuralın AİHS’inaradığı anlamda “öngörülebilirlik” şartını karşılamada başarısız olduğuanlamına gelmez. Mahkemelerin görevi, kuralın günlük yaşamdaki uygulamalarınıdikkate alarak yoruma dair şüpheleri kesin olarak ortadan kaldırmaktır (Gorzelik ve diğerleri/Polonya, B. No: 44158/98,17/2/2004, § 65). Yüksek mahkemelerin yasanın tutarlı bir şekildeuygulanmasında güvence olması göz ardı edilemez (Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03,24/3/2009, §§ 29, 30, Ştefănică ve diğerleri/Romanya, B. No: 38155/02,2/11/2010, §§ 36, 37). Ancak bu güvencenin gereğinin yerine getirilmesindebaşarısız olunması, AİHS’in Ek (1) No.lu Protokol’ün1. maddesinin gerekliliklerine uygun olmayan sonuçlara neden olabilir (Păduraru/Romanya, B. No: 63252/00, §§ 98, 99).
40. AİHM; AİHS ile güvence altına alınan hak ve yükümlülüklerehalel getirmedikçe iç hukuktaki mahkemeler tarafından yapıldığı iddia edilenolay ve hukuk hatalarını incelemenin kendi görevi olmadığını, kararlarında biryerel mahkemenin şu veya bu şekilde karar vermesine neden olan unsurlarhakkında değerlendirme yapma yetkisi bulunmadığını, zira bunun kendisini üçüncüya da dördüncü derece yargı organı görmesi anlamına geleceğini ifade etmiştir (Kemmache/Fransa, B. No: 17621/91, 24/11/1994, § 44). Ancak AİHM, iç hukukun yorumve uygulamasının, Mahkemenin içtihatları ışığında yorumlanan AİHS ilkeleri ileuyumlu olup olmadığının değerlendirmesinin gerekli olduğunu da belirtmektedir (Scordina/İtalya (No:1) [BD], B. No: 36813/97,26/3/2006, §§ 190, 191).
41. AİHM; iki ihtilaf hakkındaki farklı uygulamaların, ihtilafkonusu olaylardaki koşulların farklılığı nedeniyle haklı gösterilmesidurumunda, içtihat farklılığı olarak değerlendirilemeyeceğini (Erol Uçar/Türkiye (kk),B. No: 12960/05, 29/9/2009), kendi bölgelerinde yetki sahibi olan mahkemelerdenoluşan bir hukuk düzeninde çelişkili kararlar bulunması ihtimalinin doğalolduğunu ifade etmektedir (Santos Pinto/Portekiz,B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41).
42. AİHM kararlarında iç hukuktaki farklı kararların -her nekadar ilk bakışta benzer ihtilaflarla ilgili gibi görünseler dahi- bağımsızmahkemeler tarafından verilmiş olması nedeniyle karşılaştıramayacağıbelirtilmiştir (Gregörio de Andrade/Portekiz,B. No: 41537/02, 14 /11/2006, § 36).
43. Yüksek mahkemelerin ya da nihai merci olarak bir uyuşmazlığıçözüme bağlayan mahkemelerin aynı konuya ilişkin kararlarında, davalarıniçeriğinden kaynaklanmayan farklı kabullerin bulunması hâlinde ise hareketnoktası, derece mahkemelerinin değerlendirme veya yorumlarından hangisinindoğru olduğunun ve hangisinin tercih edilmesi gerektiğinin tespit edilmesiolmayacaktır (Ştefănică ve Diğerleri/Romanya, § 34). Bununlabirlikte, Anayasa Mahkemesi, kararlarda yaşanan değişimin hukuki birbelirsizliğe yol açıp açmadığına ve başvurucu bakımından öngörülebilir olupolmadığına yönelik bir inceleme yapabilir (TürkanBal, B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 58).
44. Başvuru konusu olayda, başvurucu benzer davalarda farklıkararlar verildiğini belirtmiştir. Başvurucu tarafından dosyaya emsal olarakeklenen kararlar incelendiğinde, mahkemeler arasındaki yorum farklarının okulaile birliklerinin tüzel kişiliği bulunmayan, amacı okulun ihtiyaçlarınınkarşılanması, veli ve öğretmenler arasında iş birliğinin sağlanması olan vebulundukları okul bünyesinde faaliyet gösteren birlikler olup olmadığı; okul vekurumlardaki büfe, kantin gibi yerlerin kiraya verilmesi durumunda bubirliklerin iktisadi işletme hüviyeti kazanıp kazanamayacağı ve okul kantinininkiraya verilmesi işleminin de iktisadi işletmeye dâhil olmayan gayrimenkulkiralama kapsamında mı değerlendirileceği yoksa okul aile birlikleri tarafındanyapılan sözleşmenin işletme hakkının devri mi olduğu meselesi ile ilgili olduğugörülmektedir. Bir başka ifadeyle okul aile birliklerinin iktisadi işletmeolmadığının kabul edilmesi ve okul aile birlikleri tarafından üçüncü kişilerlegayrimenkul kira sözleşmesi yapıldığının kabul edilmesi hâlinde kiralanan yer,KDV istisnasına tabi olacaktır. Fakat okul aile birliği tarafından yapılansözleşmenin işletme hakkının devrine ilişkin olduğu kabul edildiğinde bu işlemKDV'nin konusuna gireceğinden, tesis edilen işlemin yerinde olduğu kabul edilecektir(Murat Çevik, B. No: 2013/3245,11/12/2014, § 48)
45. Başvuruya konu İlk Derece Mahkemesi kararlarında, okul ailebirliği tarafından kantin işletme hakkının kiralanmak suretiyle devriyapıldığından başvuranın, ödediği kira bedeli üzerinden KDV hesaplayaraksorumlu sıfatıyla beyan etmesi gerektiği belirtilerek dava (kısmen veyatamamen) reddedilmiş; Bölge İdare Mahkemesi tarafından da kararlar onanmıştır.
46. Bunun yanında başvuruya konu Mahkeme kararından farklıolarak Danıştay Üçüncü ve Dördüncü Dairelerinin aynı konuya ilişkin olarakverdiği aksi yönde kararlar mevcuttur (MuratÇevik, § 50).
47. Danıştay Üçüncü Dairesinin 8/11/2012 tarihli ve E.2010/5179,K.2012/3579 sayılı kararıyla onadığı davaya ilişkin temyiz başvurusunun istemözeti ve karar kısmı şöyledir:
“Davacı adına ilköğretim okulu kantin işletme hakkınıkiralaması karşılığı ödediği kira tutarı üzerinden sorumlu sıfatıyla katmadeğer vergisi tevkif edip beyan etmesi gerektiği yolunda düzenlenen vergiinceleme raporuna dayanılarak 2009/3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11'inci dönemleriiçin re'sen tarh edilen vergi ziyaıcezalı katma değer vergilerinin kaldırılması istemiyle dava açılmıştır. Adana2. Vergi Mahkemesi 15.6.2010 gün ve E:2010/201, K:2010/1197 sayılı kararıyla;3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 1'inci maddesinin birinci fıkrasının1'inci bendi uyarınca, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslekfaaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerin vergiye tabi olduğu, 3-fbendinde de, Gelir Vergisi Kanununun 70'inci maddesinde belirtilen mal vehakların kiralanması işlemlerinin katma değer vergisine tabi teslim vehizmetler kapsamında sayıldığı, Kanunun 17'inci maddesinin 4-d bendinde ise,iktisadi işletmelere dahil olmayan gayrimenkullerin kiralanması işlemlerininkatma değer vergisinden istisna olduğu hükmüne yer verildiği, mülkiyetiHazineye ait olup Maliye Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı arasındaimzalanan protokoller uyarınca Milli Eğitim Bakanlığına tahsis edilmiş bulunankantinlerin işletmesinin; Milli Eğitim Temel Kanununa göre çıkarılan yönetmelikuyarınca okulun ihtiyaçlarının karşılanması, veli ve öğretmenler arasındaişbirliğinin sağlanması amacıyla kurulan ve bulundukları okul bünyelerindefaaliyet gösteren okul aile birliklerine bırakıldığı ancak, okul aile birliklerinin,kantinleri bizzat kendilerinin işletmediği, ticari faaliyete konu mal alış vesatış işlemlerinde bulunmadığı, sadece kendilerine tahsis edilen kantinlerinmülkiyetiyle birlikte işletme hakkını üçüncü kişilere kiraya vererek kirageliri elde ettiklerinin anlaşıldığı, okul aile birliklerinin yürütmekteoldukları işlev ve birliğin amacı dikkate alındığında yapılan kiralamaişleminin bu haliyle ticari kar maksadıyla yapılan bir işletmecilik ve birliğinde iktisadi işletme olduğundan söz edilemeyeceğinden kantin kiralama işlemikarşılığında yapılan ödemelerin katma değer vergisine tabi olmadığıgerekçesiyle tarhiyatın kaldırılmasına karar vermiştir. Davalı idaretarafından, okul aile birliklerinin gerçek usulde vergi mükellefiyetiolmadığından katma değer vergisinin davacı tarafından tevkif edilmesigerektiği, ilgili sirkülerle de bu hususlara açıklık getirildiği ilerisürülerek kararın bozulması istenmiştir.
…
Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıdaaçıklanan Vergi Mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce deuygun görülmüş olup temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialarsözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyizisteminin reddine ve kararın onanmasına, 08.11.2012 tarihinde oybirliğiylekarar verildi.”
48. Ayrıca Danıştay Üçüncü Dairesinin 8/11/2012 tarihli veE.2010/5184, K.2012/3580, 27/9/2013 tarihli ve E.2012/3891, K.2013/3732 ve22/5/2014 tarihli ve E.2013/3835, K.2014/2399 sayılı kararları da aynıyöndedir.
49. Danıştay Dördüncü Dairesinin 21/5/2014 tarihli veE.2011/5777, K.2014/3669 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“Öte yandan, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun1'inci maddesinde, Türkiye'de ticari, sinai, ziraifaaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetlerinkatma değer vergisine tabi olduğu; diğer faaliyetlerden doğan teslim vehizmetler arasında 3/f bendinde, Gelir Vergisi Kanununun 70'inci maddesindebelirtilen mal ve hakların kiralanması işlemleri de sayılarak, bu işlemlerinvergiye tabi olduğu yönünde düzenleme yapılmış; 19'uncu maddesinde ise, diğerkanunlardaki vergi muaflık ve istisna hükümlerinin katma değer vergisibakımından geçersiz olacağı, getirilecek istisna ve muafiyet hükümlerinin, buKanuna hüküm eklenmek veya bu Kanunda değişiklik yapmak suretiyle düzenleneceğihükmüne yer verilmiştir.
Olayda, kantin işletmeciliği yapan davacının, okul ailebirliğinden kiraladığı kantin için aylık kira bedelleri üzerinden sorumlusıfatıyla ihtirazı kayıtla beyan ettiği katma değer vergisinin ve katma değervergisin mükellefiyetinin kaldırılması istemiyle açılan dava, VergiMahkemesince, kiralama işleminin işletme hakkının kiralanması niteliğinde vekatma değer vergisine tabi olduğu, bu vergiden dolayı davacının katma değervergisi mükellefi olması gerektiği gerekçesiyle reddedilmiştir.
Okul aile birliklerinin 1739 sayılı Kanunun yukarıda yerverilen 16'ncı maddesinde belirtilen amacı ve yürütmekte oldukları görevdikkate alındığında, bu faaliyetlerin okul aile birlikleri bakamından ticari, sinai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyetiçerçevesinde yapılan teslim ve hizmet olarak değerlendirilmesi mümkünolmadığından, okul aile birliklerinden kiralanan kantinler için kira tutarlarıüzerinden sorumlu sıfatıyla katma değer vergisi hesaplanmasında ve katma değervergisi mükellefiyeti tesisi işleminde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.”
50. Bunun yanında Danıştay Dördüncü Dairesinin 20/11/2012tarihli ve E.2010/198, K.2012/6850; 3/6/2013 tarihli ve E.2011/3026,K.2013/4052; 24/9/2013 tarihli ve E.2013/5193, K.2013/6195 sayılı kararları daaynı yöndedir.
51. Ayrıca başvurucu tarafından başvuru formuna eklenenkararlarda İstanbul Bölge İdare Mahkemesi, Eskişehir Bölge İdare Mahkemesi,İzmir Bölge İdare Mahkemesi ve Sakarya Bölge İdare Mahkemesinin de okul ailebirliklerinden kiralanan kantinler için kira tutarları üzerinden sorumlusıfatıyla KDV hesaplanmasının ve KDV mükellefiyeti tesis edilmesinin mevzuataaykırı olduğuna dair kararlar verdikleri görülmüştür.
52. Görüldüğü üzere başvuruya konu edilen yargı kararlarında,uyuşmazlığa ilişkin olay ve mevzuat değerlendirmesi yapılırken aynı konuyailişkin olarak Danıştay ilgili dairelerinin istikrar kazanmış kararlarında veyukarıda anılan Bölge İdare Mahkemeleri kararlarında yapılan mevzuatdeğerlendirmesi ve ulaşılan sonucun aksi yönde bir sonuca ulaşılarak okul ailebirliklerinden yapılan kantin kiralama işlerinin KDV’ye tabi olduğu yönündekarar verilmiştir. Davanın parasal değeri uyarınca karar bölge idaremahkemesine itiraz yoluyla taşınmış ve itiraz başvurusu da reddedilmiştir (Murat Çevik, § 56).
53. Bu durumda başvurucunun, okul aile birliğinden kantinkiralaması işlemi nedeniyle KDV tevkifatı yapıpsorumlu sıfatıyla beyanname vermediği gerekçesiyle adına kesilen özel usulsüzlükcezasının iptali istemiyle açtığı davalarda “öngörülebilen” husus, vergiyargılamasının da dâhil olduğu İdari Yargı düzeninde yüksek mahkeme olan vekararları ülke çapında tüm idari yargı makamlarınca dikkate alınması gereken Danıştayın KDV’den kaynaklı uyuşmazlıkları çözmekle görevlidairelerinin konu hakkında verdiği kararlardan hareketle okul ailebirliklerinden kiralanan kantinler için kira tutarları üzerinden sorumlusıfatıyla KDV hesaplanmasının ve KDV mükellefiyeti tesis edilmesinin mevzuataaykırı olduğu şeklinde karar verileceğidir. Ancak Balıkesir Vergi Mahkemesi,ilgili mevzuatın yorumlanmasında Danıştay ilgili dairelerinin yerleşikkararları ve diğer bölge idare mahkemeleri kararlarından farklı ve“öngörülemez” nitelikte bir değerlendirme yaparak davayı reddetmiştir (Murat Çevik, § 57).
54. Bunun yanında başvurucunun dava açarken kendisine Danıştaydairelerinin ilgili kurallardan çıkardıkları sonuçtan farklı bir şekildemuamele edileceğini beklemesini gerektiren bir durum da bulunmamaktadır (Murat Çevik, § 58).
55. Açıklanan nedenlerle, başvurucu hakkında yapılan yargılamasırasında hukuk kurallarının yorum ve uygulanmasının “öngörülemez” nitelikteolması nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
56. Başvurucu, maddi ve manevi zararların tazminine kararverilmesini talep etmiştir.
57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir:
“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkınınihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesihâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlerehükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlemniteliğinde karar verilemez.
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
58. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde Anayasa’nın 35.maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiği tespit edilmiştir. İhlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyanınilgili Mahkemeye gönderilmesine karar verilmiş olduğundan bu aşamada tazminattalebinin reddine karar verilmesi gerekir.
59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 595,05 TL harç ve 1.500TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.095,05 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A.Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B.Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
C.İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmaküzere kararın Balıkesir Vergi Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Tazminatailişkin taleplerin REDDİNE,
E.595,05 harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.095,05 TL yargılamagiderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F.Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvurutarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlindebu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faizuygulanmasına
16/12/2015tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.