TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MURAT AZPARLAK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/1432)
Karar Tarihi:7/7/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
:
Murat AZPARLAK
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, tutukluluğun makulsüreyi aştığı, somut bir delil olmaksızın hüküm verildiği gerekçesiyleAnayasanın 5., 10., 19., 36., 38. maddelerinde tanımlanan hakların ihlal edildiğiiddiası hakkındadır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 13/1/2014 tarihindeBakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde, başvurunun Komisyonasunulmasına engel bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinciKomisyonunca 25/2/2015 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, örgüt faaliyetikapsamında uyuşturucu madde ithal etme ve ticareti yapma suçlarını işlediğişüphesiyle 28/10/2010 tarihinde gözaltına alınmış ve 1/11/2010 tarihindetutuklanmıştır.
6. İstanbul 9. Ağır CezaMahkemesinin 3/12/2013 tarihli ve E.2011/10, K.2013/189 sayılı kararı ilebaşvurucunun uyuşturucu madde ithal etme suçundan 10 yıl 10 ay hapis cezası ilecezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.
7. Başvurucu, tutuklulukhalinin devamına ilişkin karara itiraz etmiş, ancak itirazı İstanbul 10. AğırCeza Mahkemesinin 27/12/2013 tarihli ve 2013/726 Değişik İş sayılı kararı ilereddedilmiştir.
8. Başvurucu, 13/1/2014tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
9. İstanbul 9. Ağır CezaMahkemesinin 3/12/2013 tarihli ve E.2011/10, K. 2013/189 sayılı kararı temyizüzerine Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 26/6/2014 tarihli ve E.2014/3273K.2014/4964 sayılı ilamıyla onanmıştır.
B. İlgiliHukuk
10. 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların vebir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphesebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yeralan;
…
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizincifıkralar hariç, madde 220),
…
(4) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapiscezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararıverilemez.”
11. 26/9/2004 tarihli ve 5237sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
(1) Uyuşturucu veyauyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraçeden kişi, yirmi yıldan otuz yıla kadar hapis ve yirmibingüne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
12. Mahkemenin 7/7/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 13/1/2014 tarihli ve 2014/1432numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
13. Başvurucu, örgüt faaliyetikapsamında uyuşturucu madde ithal etme ve ticareti yapma suçlarını işlediğiiddiasıyla yargılandığı davada hakkında somut bir delil olmaksızın tutuklandığınıve mahkum edildiğini, gerekçesiz kararlarla uzun süredir tutuklu olduğunubelirterek, Anayasanın 5., 10., 19., 36., ve 38. maddelerindeki haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüş, tahliye ve tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
i. Ön SorunHakkında
14. Anayasa'nın148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“ … Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasışarttır.”
15. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve YargılamaUsulleri Hakkında Kanun'un "Bireyselbaşvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
16. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleriuyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, "ikincil nitelikte bir kanun yolu" olup, bu yolabaşvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasışarttır.
17. Temel hak ve özgürlüklere saygı,devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup, bu ödevin ihmal edilmesinedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısalmakamların görevidir. Bu nedenle, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğiiddialarının öncelikle idari merciler ve derece mahkemeleri önünde ilerisürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözümekavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, § 16).
18. Buna göre Anayasa Mahkemesinebireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerincedüzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur.Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesizorunludur. Bu ilke uyarınca, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiğişikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüneuygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bumakamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmekiçin gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetimmekanizmaları önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerinihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusuyapılamaz (Ayşe Zıramanve Cennet Yeşilyurt, § 17).
19. Ayrıca, 6216 sayılı Kanun'un 45.maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması, başka bir deyişlebireysel başvuru yapıldığı tarihte başvuru koşullarının tamamının sağlanmışolması gerekir. Bununla birlikte, bir başvuru yolu yoksa ya da olan başvuruyolları etkili değilse Anayasa Mahkemesi somut olayın koşullarını dikkatealarak bir başvurunun incelenmesine karar verebilir (bkz. Ümit Ata,B. No: 2012/254, 6/2/2014, § 33).
20. Diğer yandan, başvuru yollarınıntüketilmiş olmasına dair usul kuralı yorumlanırken, kişilerin mahkemeye erişimhakkına halel getirecek bir yorumun benimsenmesinden de kaçınılmalıdır.
21. Dava açma ya da kanun yollarınabaşvuru için belli usuli şartların öngörülmesinin,doğrudan mahkemeye erişim hakkının ihlaline yol açacağı söylenemez. Yine de mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandandavanın hakkaniyetine halel getirecek kadar katı şekilcilikten, öte yandan,kanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadaraşırı bir esneklikten kaçınmaları gereklidir. Usul kurallarının, hukukigüvenliğin sağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucuadaletin tecelli etmesine hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili birmahkeme tarafından görülmesi bakımından bir çeşit engel haline gelmeleridurumunda mahkemeye erişim hakkı ihlal edilmiş olacaktır (bkz. Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013,§§ 65 ve 68; aynı yöndeki AİHM kararları için bkz. Walchli/Fransa, B.No. 35787/03, 26/7/2007, § 29; Efstathiou veDiğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02, 27/7/2006, § 24; ile Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §31).
22. AİHM benzer durumlara ilişkinkararlarında, iç hukuktaki başvuru yolları tüketilmeksizin başvuru yapılmasıhalinde, kabul edilebilirliğe ilişkin incelemesini yaptığı tarih itibarıyla buyolların tüketilip tüketilmediğine bakmaktadır. İç hukuktaki süreçlerintamamlanması durumunda başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez bulmamakta ve diğer kabul edilebilirlik şartlarını da karşılayanbaşvuruları esastan incelemektedir (bkz. Gavriliţă/Moldova, B. No: 22741/06, 22/4/2014, §53; Mercuri/İtalya, B. No: 14055/04, 22/10/2013, §27; Yelden ve Diğerleri/Türkiye,B. No: 16850/09, 3/5/2012, § 40; E.K./Türkiye(k.k.), B. No: 28496/95, 28/11/2000; ve Reringeisen/Avusturya, B. No: 2614/65, 16/7/1971, §§89-93).
23. Somut olayda başvurucunun,İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 3/12/2013 tarihli nihai kararına karşıtemyiz yoluna başvurduğu, temyiz sonucunu beklemeden 13/1/2014 tarihindeAnayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.
24. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığındabaşvurucunun başvuru tarihi itibarıyla başvuru yollarını tüketmeden başvurudabulunduğu anlaşılmakta ise de bireysel başvuru sürecinde söz konusu hükmünYargıtay tarafından 26/6/2014 tarihinde onanarak kesinleştiği, somut olayınkoşullarında başvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilmesi gerektiğisonucuna varılmıştır.
ii. ŞikayetinDeğerlendirilmesi
25. Anayasa’nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
26. 30/3/2011 tarihli ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un“Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenarbaşlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
27. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bölümlerin,bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri,bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadankaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolundagözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
28. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıuyarınca, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden,Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokollerkapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia edenherkese Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı tanınmıştır.Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49.maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerdekanun yolunda gözetilmesi gereken hususların değerlendirmeye tâbitutulamayacağı, 48. maddenin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktanyoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceğibelirtilmiştir (Ümit Tekin, B.No: 2013/781, 26/3/2013, § 24)
29. Başvuru konusu olaydabaşvurucu somut bir delil olmaksızın hakkında mahkumiyet kararı verilmesinedeniyle anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. İlk DereceMahkemesince telefon konuşmalarını gösterir tapekayıtları, başvurucunun el yazısıyla yazılan adres yeri bilgisi, aramada elegeçirilen uyuşturucu maddelerine ilişkin ev arama ve el koyma tutanakları,fiziki takip tutanakları doğrultusunda başvurucunun mahkumiyetine kararverilmiştir. Bu belirlemeler karşısında başvurucunun iddialarının özünün,derece mahkemesinin delilleri değerlendirme ve yorumlamada isabet edemediğineve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
30. Açıklanan nedenlerle,başvurunun kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, derecemahkemesi kararının açıkça keyfilik içermediği anlaşıldığından, başvurunundiğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin, “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Kişi Özgürlüğü veGüvenliği Hakkının İhlal edildiği İddiası
31. 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde, makul sürede hakkında hükümverilmeyen bir tutuklu için tazminat talebinde bulunabilme imkânıtanınmaktadır. Bu yol, bir yandan başvurucunun maruz kaldığı tutukluluknedenleri ve süresinin uzunluğunun tespiti, diğer yandan da uğradığı zararıntazmini imkânını sağlamaktadır. Bu nedenle, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesiile öngörülen hukuk yolu, başvurucunun şikâyetleri açısından erişilebilir veelverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde bir başarı imkânı sunmaktadır (Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, §48).
32. Ancak somut olaydamahkûmiyet hükmünün 26/6/2014 tarihinde kesinleştiği göz önünde tutulduğunda,bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla 5271 sayılı Kanun’un 141.maddesinde düzenlenen yola başvurmak için gerekli olan ve aynı Kanun’un 142.maddesinin (1) numaralı fıkrasında öngörülen yasal sürelerin geçmiş olduğuanlaşılmaktadır. Bu aşamada, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabuledilemezlik kararı verilmesi, başvurucunun artık başvuru imkânının ortadankalktığı bir yola yönlendirilmesi anlamına gelecektir. Açıklanan nedenlerlesomut olayın koşulları altında başvuru yollarının tüketilmesi sorunununbulunmadığı sonucuna varılıp, başvurunun diğer kabul edilebilirlik kriterleriyönünden incelenmesi gerekir.
2. EsasYönünden
33. Başvurucu uzun bir süredirtutuklu olduğunu ileri sürmüştür.
34. Anayasa'nın 19. maddesininyedinci fıkrası şöyledir:
“Tutuklanan kişilerin, makul süre içindeyargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı istemehakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazırbulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceyebağlanabilir.”
35. Başvurucunun iddialarınınAnayasa'nın 19. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.
36. Anayasa'nın 19. maddesininyedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin,yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasındaserbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,§ 60).
37. Tutukluluk süresinin makulolup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkündeğildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olupolmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.Anayasa'nın 38. maddesinde "Suçluluğuhükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz" şeklindeifadesini bulan masumiyet karinesi, yargılama süresince kişinin hürriyetininesas, tutukluluğun ise istisna olmasını gerektirmektedir. Tutukluluğun devamıancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altınaalınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha ağır basan gerçek bir kamuyararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir (İbrahim Ayhan, B. No: 2013/9895, 2/1/2014, § 40).
38. Bir davada tutukluluğunbelli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemeleriningörevidir. Bu amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tümolayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılmataleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir(Murat Narman, § 62).
39. Tutuklama tedbirinekişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bukişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemekmaksadıyla başvurulabilir. Bu şartların tutukluluk süresince devam ediyorolması, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve meşruiyeti bakımındanolmazsa olmaz bir koşuldur. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli birsüreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süregeçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devamettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde, yargılama sürecinin özenliyürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organizesuçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişindegösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurlarınbirlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonucaulaşılabilir (Murat Narman, §63).
40. Anayasa'nın 19. maddesininyedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak,serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı vetutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularındasunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olupolmadığı göz önüne alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan birkişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedenlerinden biriveya birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye kadartutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir (Murat Narman, §§ 63-64).
41. Bir kişinin gerekçedentamamen yoksun bir yargı kararıyla tutuklanması ve tutukluluğun uzatılmasıkabul edilemez. Bununla beraber tutukluluğu meşru kılan gerekçeler gösterilerekbir zanlı ya da sanığın tutuklanmasının keyfi olduğunu söylemek mümkündeğildir. Ancak aşırı derecede kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmedentutuklama kararı vermek ya da tutukluluğu devam ettirmek bu çerçevededeğerlendirilmemelidir (İbrahim Ayhan,§ 45). Ayrıca itiraz veya temyiz merciinin, itiraz veya temyiz incelemesinekonu mahkeme kararına ve bu karardaki gerekçelere katıldığı durumlarda, bunailişkin kararını ayrıntılı olarak gerekçelendirmemesi, kural olarak, gerekçelikarar hakkına aykırılık teşkil etmez (İbrahimAyhan, § 46).
42. Makul süreninhesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun daha önce yakalanıp gözaltınaalındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklamatarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı tarihtir.Ancak kişinin, tutuklu olarak yargılanmakta olduğu davada mahkumiyetine kararverilmiş ise mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hali sona erer (Ahmet Soysal, B. No: 2012/237, 2/7/2013,§§ 66-67).
43. Somut olayda başvurucu28/10/2010 tarihinde gözaltına alınmış ve 1/11/2010 tarihinde tutuklanmıştır.İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 3/12/2013 tarihli ve E.2011/10, K.2013/189sayılı kararı ile başvurucunun uyuşturucu madde ithal etme suçundan 10 yıl 10ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve verilen ceza miktarları dikkatealınarak tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir. İlk defa özgürlüğündenmahkeme kararıyla mahrum bırakıldığı 28/10/2010 tarihi ile İlk DereceMahkemesince hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği 3/12/2013tarihi arasında başvurucu “bir suç isnadınabağlı olarak” tutulmuştur.
44. Buna göre başvurucu,özgürlüğünden mahrum bırakıldığı ilk tarih olan 28/10/2010 ile İstanbul 9. AğırCeza Mahkemesince 3/12/2013 tarihinde verilen mahkumiyet kararı arasında, 3 yıl1 ay 5 gün bir suç isnadına bağlı olarak özgürlüğünden mahrum kalmıştır.
45. İlk Derece Mahkemesi, başvurucununtutukluluk durumunu 13/7/2011, 6/9/2012, 6/12/2012, 25/12/2012, 19/2/2013,19/3/2013, 25/4/2013, 23/5/2013, 27/6/2013, 13/8/2013, 10/9/2013 tarihlerindeincelemiş ve bu incelemelerin hepsinde “isnat olunan suçların mahiyetine, yasada gösterilenolası cezaların sınırlarına sanıklara isnat edilen suçların 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun 100/3. maddesinde gösterilen katalog suçlardan olmasına,soruşturma aşamasında ele geçirilen ve düzenlenen iddianamede gösterilen İddia,bir kısım sanık ikrarları, tüm dosya kapsamındaki, yakalama ve muhafaza altınaalma tutanağı, olay, arama yakalama ve el koyma tutanağı, ekspertiz raporu vetüm dosya kapsamındaki deliller değerlendirildiğinde, mevcut olan bu delillerinsanıklar hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren bu olgu olarakkabul edilerek, bu durumun kuvvetli suç süphesininvarlığının bu açıdan halen devam ediyor olmasına, gerek Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi içtihatlarına ve gerekse 6352 sayılı Yasanın 96 ve devamı maddeleriile değişik 5271 sayılı CMK.'nun 100 ve devamımaddeleri hükümlerine göre tutuklulukta geçen makul süreyi aşan bir durumunbulunmamasına, sanıkların serbest kalması halinde kaçma şüphesinin sanıklarınüzerlerine atılı suçların ağırlığına göre karine olarak kabul edilmesindezorunluluk bulunmasına, tutuklamaya alternatif koruma tedbirlerinin bu aşamadasanıklar açısından yetersiz kalacağı ve T.C. Anayasasının 19. maddesinde ifadeolunan 'ölçülülük' ilkesi uyarınca sanıklar hakkında daha hafif koruma önlemiolan adli kontrol tedbiri uygulanmasının dava konusu açısından yetersizkalacağı “ gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
46. Somut olayda başvurucu sonolarak İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 3/12/2013 tarihli tutukluluk halinindevamına ilişkin kararına itiraz etmiş, itirazı, tutukluluğun devamına ilişkinkararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle İstanbul 10. Ağır CezaMahkemesinin 27/12/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
47. Anayasa'nın 19. maddesininyedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak,serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı vetutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularındasunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olupolmadığı göz önüne alınmalıdır.
48. Somut olayda, DereceMahkemelerince verilen tutukluluğa itiraz ve itirazın reddine dair kararlarıngerekçeleri incelendiğinde, bu gerekçelerin tutukluluğun devamının hukukauygunluğu ve tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olmadığıve aynı hususların tekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir. Somut olaydakitutukluluk halinin devamına ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğusöylenemez. İlgili ve yeterli olmayan gerekçelere dayanılarak başvurucularınözgürlüğünden mahrum bırakıldığı dikkate alındığında söz konusu tutukluluksüresi makul olarak değerlendirilemez.
49. Açıklanan nedenlerle,başvurucuların "tutukluluğun makulsüreyi aştığı" ve "tutukluluğundevamına ilişkin kararların gerekçelerinin yeterli olmadığı"yönündeki iddialarına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin yedincifıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 sayılıKanun'un 50. Maddesi Yönünden
50. 6216 sayılı Kanun'un 50.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedileceği belirtilmiş; ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı,idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
51. Başvuruda, Anayasa'nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
52. Başvurucu, uğradığı zararkarşılığında maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucu,uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesineherhangi bir belge sunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminatahükmedebilmesi için, başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar iletazminat talebi arasında illiyet bağı kurulması gerekir. Anayasa Mahkemesineherhangi bir belge sunmayan başvurucunun maddi tazminat talebi reddedilmelidir.
53. Başvurucuya, özgürlük vegüvenlik hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle telafiedilemeyecek ölçüdeki manevi zararının varlığı ve somut olayın özelliklerinidikkate alarak takdiren net 3.000,00 TL manevitazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
54. Başvurucutarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TLharçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
Başvurucunun,
A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetinin “açıkça dayanaktan yoksunluk ” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. “Tutukluluğunmakul süreyi aştığı” yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. “Tutukluluğunmakul süreyi aştığı” yönündeki iddiasına ilişkin olarak Anayasa’nın 19. maddesininyedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Başvurucuya net 3.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine vetazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadakibelgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuyaÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
7/7/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.