TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MURAT GÜNAYLI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/18344)
Karar Tarihi: 22/9/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Şermin BİRTANE
Başvurucu
:
Murat GÜNAYLI
Vekili
:
Av. Hüseyin ŞİMŞEK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, aile konutu olan taşınmaz üzerindeki ipoteğinkaldırılması talebiyle açılan davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanmaile özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 24/11/2014 tarihinde Denizli 2. Aile Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 28/1/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucunun eşi 5/7/2010 tarihinde boşanma davası açmış,Denizli 3. Aile Mahkemesinin 23/2/2011 tarihli kararıyla dava reddedilmiştir.Karar temyiz edilmeden kesinleşmiştir.
6. Başvurucunun eşi, K. Bankası lehine, çekilen krediye teminatolarak tapuda kendisi adına kayıtlı olan Denizli ili BağbaşıMahallesi'nde bulunan dairesi üzerine 22/4/2011 tarihinde ipotek tesisettirmiştir.
7. Borcun ödenmemesi nedeniyle ilgili Banka tarafından, Denizli2. İcra Müdürlüğünün 2011/3486 sayılı dosyası ile söz konusu ipotek hakkınaistinaden icra ve satış işlemleri başlatılmıştır.
8. Başvurucu, rızası olmadan eşinin aile konutu üzerinde Bankalehine ipotek koydurduğundan bahisle 12/3/2012 tarihinde ipoteğin kaldırılmasıdavası açmıştır. Denizli 2. Aile Mahkemesinin 9/10/2012 tarihli ve E.2012/238,K.2012/831 sayılı kararıyla dava reddedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgilibölümleri şöyledir:
"...22/4/2011 tarihinde davalı M. nin ....borcuna karşılık olarak adına kayıtlı davaya konutaşınmaz üzerinde ....borca teminat olarak ipotek verildiği görülmüştür.
İpotek işlemleri sırasında davalı M.nin Topraklık Mahallesi Denizli ve MuratdedeMah. Denizli adreslerini bildirdiği, davalının bu adreslerine ihtarnamegönderildiği, 16/8/2011 tarihli tebligatlarda muhatabın adres değiştirmesinedeniyle tebligatın yapılamadığı anlaşılmıştır.
Muhtarlıktan gelen cevabi yazıda davaya konutaşınmazın tarafların aile konutu olduğu ve burada oturdukları bildirilmişolmasına rağmen, nüfus müdürlüğünden tarafların nüfustaki merniskayıtları ve müracaat tarihleri sorulmuş, tarafların 8/1/2008 tarihinde mernis adresi olarak Topraklık Mahallesi ...Denizliadresini ikamet adresi olarak beyan ettikleri, 13/6/2011 tarihinde ise nüfusa Bağbaşı mahallesi, Denizli adresini ikamet adresi olarakbelirttikleri görülmüştür.
Davanın konusu evlilik birliği sırasında ailekonutu olarak kullanılan taşınmazda eşin rızası alınmadan konulmuş olanipoteğin kaldırılmasına ilişkin olup, dosyaya gelen nüfus kayıt bilgilerinden,boşanma dosyasından, ipotek tesis edilirken beyan edilen adresten anlaşıldığıüzere tarafların arasında Denizli 3. Aile Mahkemesinde 5/7/2010 ile 23/2/2011tarihleri arasında boşanma davası görüldüğü, ipoteğin boşanma davasınınsonuçlanmasından sonra 22/04/2011 tarihinde tesis edildiği, nüfustan gelen vetarafların beyanına göre tarafların 08/01/2008 tarihi ile 13/6/2011 tarihleriarasında aile konutu olarak Topraklık Mahallesi ...Denizli adresinikullandıkları, boşanma davasının reddinden ve ipoteğin tesisinden sonra davalıM. adına kayıtlı Bağbaşı'ndaki evlerine taşındıkları,ipoteğin tesis edildiği dönemde gerek nüfus kaydına gerekse davacının kardeşiM. G.'nın da beyanına göre tarafların davaya konutaşınmazı aile konutu olarak kullanmadıkları anlaşılmış olup, TMK.nundaki düzenlemenin amacı evlilik birliğinin devamısırasında eşlerden birinin diğerini mağdur edecek şekilde ve aile konutundançıkartılmasına sebep olacak muamelelerde bulunmasını engellemek amacıylagetirilmiş olup, tarafların o dönem aile konutu olarakbaşkakonutta ikamet etmeleri karşısında davacının iddiaları yerinde görülmeyerekipoteğin kaldırılması talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hükümkurulmuştur..."
9. Denizli 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 21/2/2013 tarihli ve2013/75 sayılı kararıyla, Denizli 2. Aile Mahkemesinin E.2012/238 sayılı kararınınYargıtay incelemesi sonuçlanıncaya kadar Denizli 2. İcra Müdürlüğünün 2011/3486sayılı dosyasında yürütülen icra ve satış işlemlerinin tedbirendurdurulmasına hükmedilmiştir.
10. İpoteğin kaldırılması davasının reddine dair Denizli 2. AileMahkemesinin 9/10/2012 tarihli ve E.2012/238, K.2012/831 sayılıkararı,Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 15/5/2014 tarihli ve E.2014/7856, K.2014/11340sayılı ilamıyla onanmıştır. Onama kararı gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Dosyadaki yazılara, kararın dayandığıdelillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle davalı bankanın kötüniyetli olduğunun ispatlanamadığının anlaşılmasınagöre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygunolan hükmün onanmasına,"
11. Başvurucunun karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin22/9/2014 tarihli ve E.2014/18608, K.2014/17996 sayılı kararıylareddedilmiştir.
12. Söz konusu karar başvurucu vekiline 28/10/2014 tarihindetebliğ edilmiş ve başvurucu 24/11/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
1. İlgili Mevzuat
13. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun194. maddesi şöyledir:
"Eşlerden biri, diğer eşin açık rızasıbulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunudevredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.
Rızayı sağlayamayan veya haklı bir sebepolmadan kendisine rıza verilmeyen eş, hâkimin müdahalesini isteyebilir.
Aile konutu olarak özgülenen taşınmaz malınmaliki olmayan eş, tapu kütüğüne konutla ilgili gerekli şerhin verilmesini tapumüdürlüğünden isteyebilir.
Aile konutu eşlerden biri tarafından kira ilesağlanmışsa, sözleşmenin tarafı olmayan eş, kiralayana yapacağı bildirimlesözleşmenin tarafı hâline gelir ve bildirimde bulunan eş diğeri ile müteselsilen sorumlu olur."
2. İlgili Yargı Kararları
14. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11/3/2013 tarihli veE.2012/14380, K.2013/6484 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“Dava konusu taşınmazın tapu kaydında ipotek tesisine ilişkin işlemdenönce aile konutu olduğuna ilişkin bir şerh bulunmadığına göre, lehine ipotektesis edilmiş olan banka iyi niyetli ise bu kazanımının korunacağında kuşkuyoktur (TMK md.1023). Kanunun iyi niyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda aıl olan iyi niyetin varlığıdır (TMK md.3/1)…”
15. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/4/2015 tarihli veE.2013/2-2056, K.2015/1201 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“…Dava, aile konutu üzerindeki ipoteğinkaldırılması istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkili ile davalının15.06.1982 tarihinden bu yana evli olduklarını, davalı eş adına tapuda kayıtlıolup 1997 yılından itibaren müşterek çocukları ... ile birlikte yaşadıkları ve4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK)’nun 194. maddesianlamında aile konutu niteliğinde bulunan taşınmazın, davalı eş tarafındanmüvekkilinin bilgisi ve muvafakati dışında, dava dışı ... Makine Boya San. Tic.Ltd. Şti. ile diğer davalı ... Bankası arasında imzalanan kredi sözleşmesininteminatı olarak davalı banka lehine ipotek ettirildiğini, kredi borcununödenmemesi üzerine davalı bankaca başlatılan icra takibi üzerine bu durumdanhaberdar olunduğunu, davalıların kötüniyetliolduklarını, müvekkilinin ipotek işlemine açıkça muvafakatinin bulunmadığınıileri sürerek, aile konutu üzerine konulan ipoteğin kaldırılmasını ve icratakibinde taşınmazın satışının teminatsız olarak durdurulmasını talep ve davaetmiştir.
Davalı ...Bankası vekili, dava konusutaşınmazın tapu kaydında aile konutu olduğuna dair bir şerhin bulunmadığını,müvekkili bankanın iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, TMK’nın194/1. maddesinde eşlerin fiil ehliyetine getirilen sınırlamanın aile konutunaşerhin konulması ya da konulmaması koşuluna bağlanmadığı, üçüncü kişininiyiniyetli olup olmamasının herhangi bir öneminin bulunmadığı, eldeki davadadavacı eşin rızası alınmaksızın aile konutunun ipotek olarak davalı eştarafından gösterilmesinin TMK’nın 194/1 maddesineaykırılık teşkil ettiğinden bahisle davanın kabulü ile dava konusu aile konutuüzerindeki ipoteğin kaldırılmasına dair verilen karar, davalı ...Bankasıvekilinin temyizi üzerine, Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yukarıda açıklanannedenlerle oyçokluğu ile bozulmuştur.
Mahkemece, önceki gerekçelerle ipoteğinkaldırılmasına dair ilk kararda direnilmiştir. Direnme kararı, davalı...Bankası vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık;ipotek işleminin davacı ve ipotek veren davalı ile aynı çatı altında oturanmüşterek çocukların kullandığı krediye teminat teşkil etmek üzere kurulmuşbulunmasına göre, bu hususun davacının ipotek işleminden haberdar olup buişleme muvafakat ettiği anlamına gelip gelmediği noktasında toplanmaktadır.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 194/1. maddesine göre, “Eşlerden biri, diğereşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesinifeshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki haklarısınırlayamaz.” Bu madde hükmü ile aile konutu şerhi konulmuş olmasa da eşlerinbirlikte yaşadıkları aile konutu üzerindeki fiil ehliyetlerisınırlandırılmıştır.
Sınırlandırma aile konutu şerhi konulduğu içindeğil, zaten var olduğu için getirilmiştir. Bu sebeple tapuya aile konutu şerhiverilmese bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Anılan madde hükmü ilegetirilen sınırlandırma, emredici niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan öncedenferagat edilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açıkrıza ancak “belirli olan” bir işlem için verilebilir.
TMK'nın 193. maddesi ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukukiişlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte TMK'nın194. madde hükmü ile eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinindiğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlemözgürlüğü, “aile birliğinin” korunması amacıyla sınırlandırılmıştır. Buna göre,eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kirasözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez ve aile konutu üzerindekihakları sınırlayamaz. Bu cümleden hareketle, aile konutunun maliki olan eş ailekonutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde, aile konutunun ipotek edilmesigibi tek başına bir ayni hakla sınırlandıramaz. Bu sınırlandırma ancak diğereşin açık rızası alınarak yapılabilir.
TMK'nın 194. maddesi yetkili eşin izni için bir geçerlilik şekliöngörmemiştir. Bu nedenle sözkonusu izin bir şekletabi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddenin ifadesinden deanlaşılacağı üzere, iznin “açık” olması gerekir (GÜMÜŞ, Mustafa Alper, TürkMedeni Kanununun Getirdiği Yeni Şerhler; Vedat Kitapçılık, İstanbul 2007,Birinci Basıdan İkinci Tıpkı Bası, 41-42 sh.).
Her ne kadar ipotek doğrudan doğruya ailekonutundan faydalanma ve oturma hakkını engellemiyorsa da, hak sahibi eşin kötüniyetli ve muvazaalı işlemleri ile aile konutunun eldençıkarılma tehlikesi nedeniyle ipotek işlemine diğer eşin açık rızası şarttır.
Somut olayda, davalı eş dava konusu ailekonutu üzerinde diğer davalı banka lehine ipotek tesis etmiş, bu işlem sırasındadavalı banka tarafından davacı eşin açık rızası alınmamıştır. Yukarıdaaçıklanan kurallar çerçevesinde ipotek işleminin, davacı ve davalı eş ile aynıçatı altında oturan müşterek çocukların kullandığı krediye teminat teşkil etmeküzere kurulmuş bulunmasının da önemi bulunmamaktadır. Bu durumda, TMK'nın 194/1 maddesi eşin açık rızasını aradığından,yapılan işlemin geçerli olduğunu kabul etmek imkansızdır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelersırasında bir kısım üyelerce; ipotek işleminin kurulmasına neden olan, davacıve davalı eş ile aynı çatı altında oturan müşterek çocukların kullandığıkrediden ve dolayısıyla da ipotek işleminden davacı eşin haberdar olmadığınıkabul etmenin hayatın olağan akışına aykırı olduğu ileri sürülmüş ise deyukarıda açıklanan nedenlerle bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
Hal böyle olunca, mahkemece, yukarıdaaçıklanan yasal düzenleme ve ilkelere uygun değerlendirme yapılarak davanınkabulüne karar verilmesi ve bu kararda direnilmesi usul ve yasaya uygun olup;direnme kararının onanması gerekir…”
16. Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 6/4/2016 tarihli ve E.2015/26117, K.2016/6947 sayılı kararınınilgili kısmı şöyledir:
“ Davacı malik olmayan eş, aile konutu niteliğinde bulunan taşınmazın,malik olan davalı eş tarafından “açık rızası bulunmadan" davalı bankalehine ipotek ettirildiğini ileri sürerek, aile konutu üzerine konulan ipoteğinkaldırılmasını talep etmiş, davalı banka ise dava konusu taşınmazın tapukaydında aile konutu olduğuna dair bir şerhin bulunmadığını, bankanıniyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılanyargılama neticesinde, bankanın kötü niyetinin ispatlanamadığı gerekçesi iletalebinin reddine karar verilmiştir. Hukuk Genel Kurulu “emsal davalarda"gerekçesi aşağıya “aynen" alınan 2013/2- 2056 esas, 2015/1201 karar ve15.04.2015 günlü kararı ile “yeni bir uygulamaya” geçmiştir. Hukuk GenelKurulunun benzer davalarda da sürdürülen yeni uygulaması Dairemiz tarafından dabenimsenmiş olup Dairemiz emsal bütün davalarda Hukuk Genel Kurulunun aşağıdakigörüşlerine aynen katılmaktadır. Emsal Hukuk Genel Kurulu kararında yer alanyerel mahkemenin “direnme gerekçesinde" açıkça belirtildiği üzere TürkMedeni Kanununun 194. madde hükmü ile eşlerin fiil ehliyetine getirilen sınırlamaaile konutuna şerhin konulması ya da konulmaması koşuluna bağlanmadığı gibiişlem tarafı olan üçüncü kişinin iyiniyetli olup olmamasının da herhangi birönemi bulunmamaktadır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 194/1. maddesinegöre, “Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ileilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutuüzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu madde hükmü ile aile konutu şerhi “konulmuşolmasa da” eşlerin birlikte yaşadıkları aile konutu üzerindeki ehliyetlerisınırlandırılmıştır. Sınırlandırma aile konutu şerhi konulduğu için değil,zaten var olduğu için getirilmiştir. Bu sebeple tapuya aile konutu şerhiverilmese bile o konut aile konutu özelliğini taşır. Zira dava konusu taşınmaz şerhkonulmasa dahi aile konutudur. Eş söyleyişle şerh konulduğu için aile konutuolmamakta aksine aile konutu olduğu için şerh konulabilmektedir. Bu nedenleaile konutu şerhi konulduğunda, konulan şerh “kurucu” değil “açıklayıcı” şerhözelliğini taşımaktadır.
Anılan madde hükmü ile getirilensınırlandırma, “emredici” niteliktedir. Dolayısıyla bu haktan önceden feragatedilemeyeceği gibi eşlerin anlaşmasıyla da ortadan kaldırılamaz ve açık rıza ancak“belirli olan” bir işlem için verilebilir.Türk MedeniKanununun 193. hükmü ile eşlerin birbirleri ve üçüncü kişilerle olan hukukiişlemlerinde özgürlük alanı tanınmış olmakla birlikte Türk Medeni Kanununun194. madde hükmü ile eşlerin aile konutu ile ilgili bazı hukuksal işlemlerinindiğer eşin rızasına bağlı olduğu kuralı getirilerek eşlerin hukuki işlemözgürlüğü, “aile birliğinin korunması" amacıyla sınırlandırılmıştır. Bunagöre, eşlerden biri diğer eşin açık rızası bulunmadıkça" aile konutu ile ilgilikira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez ve aile konutuüzerindeki hakları sınırlayamaz. Bu cümleden hareketle, aile konutunun malikiolan eş, aile konutundaki yaşantıyı güçlüğe sokacak biçimde, aile konutununipotek edilmesi gibi tek başına" bir ayni hakla sınırlandıramaz. Busınırlandırma “ancak diğer eşin açık rızası alınarak" yapılabilir.
Türk Medeni Kanununun 194. maddesi yetkilieşin izni için bir geçerlilik şekli öngörmemiştir. Bu nedenle söz konusu izinbir şekle tabi olmadan, sözlü olarak dahi verilebilir. Ancak maddeninifadesinden de anlaşılacağı üzere, iznin "açık" olması gerekir(Mustafa Alper GÜMÜŞ, Türk Medeni Kanununun Getirdiği Yeni Şerhler; VedatKitapçılık, İstanbul 2007, Birinci Basıdan İkinci Tıpkı Bası, s. 41-42). Her nekadar ipotek doğrudan doğruya aile konutundan faydalanma ve oturma hakkınıengellemiyorsa da, hak sahibi eşin kötüniyetli vemuvazaalı işlemleri ile aile konutunun elden çıkarılma tehlikesi nedeniyleipotek işlemine diğer eşin “açık rızası" şarttır.
Yukarıda açıklanan kurallar çerçevesinde eşin"açık rızası" alınmadan yapılan işlemin Hukuk Genel Kurulunca daaçıkça ifade edildiği üzere "geçerli olduğunu" kabul etmekimkansızdır. Eş söyleyişle eşin "açık rızası alınmadan" yapılanişlemin "geçersiz olduğunu" kabul etmek zorunludur. Hal böyle olunca,mahkemece Hukuk Genel Kurulunca benimsenen yukarıda açıklanan yasal düzenlemeve ilkelere uygun değerlendirme yapılarak aile konutu üzerindeki ipoteğinkaldırılmasına ve taşınmaz üzerine aile konutu şerhi konulmasına kararverilmesi gerekirken, yazılı şekilde ret hükmü kurulması usul ve yasayaaykırıdır.…”
17. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 16/2/2010 tarihli veE.2009/21405, K.2010/3267 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
“…Mahkemece, gayrimenkul üzerine aile konutuşerhi konduktan sonra eşin muvafakati alınmadan haciz konduğu ve bu yerin şikayetçieş ile iki çocuğunun ikametine özgülendiğinden T.M.K.194. maddesi gereğincehaczin kaldırılması ile satışın durdurulmasına karar verilmiştir. T.M.K'nun 194.maddesi aynen “Eşlerden biri, diğer eşin açıkrızası bulunmadıkça aile konutuyla ilgili kira sözleşmesini feshedemez, ailekonutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz” hükmünüiçermektedir. Yasal bu düzenleme, aile konutunun tapu sicilinde maliki olanborçlunun borcundan dolayı alacaklıların yapacakları icra takibi sonucusatışına engel teşkil etmez.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 22/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu, 4721 sayılı Kanun'un 194. maddesinin birincifıkrasına göre rızası olmaksızın aile konutu üzerine ipotek koydurulması imkânıbulunmamasına rağmen Derece Mahkemesinin yaptığı yorumla aile kurumunu ticariunsurlar karşısında ikincil duruma düşürdüğünü, ayrıca Yargıtayınonama kararındaki gerekçesinde Bankanın kötü niyetli olduğunun ispatedilememesi nedenine yer verildiğini, buna göre Yargıtayındava konusu konutun aile konutu olduğunu dolaylı olarak kabul etmiş olmasınarağmen bozma yerine kararı onadığını, bu nedenle gerekçeli karar hakkının ihlaledildiğini, yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığını belirterek adilyargılanma ve ailenin korunması haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş veyeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
20. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
21. Başvurucu, yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı veyargılama sürecindeki mahkeme kararlarının yeterli gerekçe ihtiva etmediğihususunun yanı sıra Anayasa'nın 41. maddesinde tanımlanan ailenin korunmasıhakkının da ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu ailenınkorunması hakkına ilişkin iddiasını ipotek konusu evin aile konutu olduğu verızası olmaksızın aile konutunun ipotek edilemeyeceği tezine dayandırmaktadır.Bununla birlikte derece mahkemesi kararında ipotek işlemi tarihinde söz konusukonutun aile konutu olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla uyuşmazlık,ipotek konulan evin, ipotek tarihinde "aile konutu" olarak korunmasıgereken nitelikte olup olmadığı hususundan kaynaklanmakta olup başvurucununailenin korunması hakkına yönelik müdahale iddiasını münhasıran yargılamanınsonucuna dayandırdığı anlaşılmaktadır. Bu yüzden başvurucunun iddialarınınAnayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkı çerçevesindedeğerlendirilmesi uygun görülmüştür (İsmetYağcı, B. No: 2013/6712, 26/6/2014, § 13).
1. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
22. Başvurucu, aile konutu olduğunu iddia ettiği taşınmazüzerindeki ipoteğin kaldırılması talebinin mahkemece reddedildiği ve bu retkararında taşınmazın aile konutu olmamasına dayanıldığını, Yargıtay onamakararında ise bankanın kötü niyetli olduğunun ispat edilememesi gerekçesine yerverildiğini, buna göre Yargıtayın dava konusu konutunaile konutu olduğunu dolaylı olarak kabul etmiş olmasına rağmen bozma yerinekararı onadığını belirterek gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
23. Anayasa’nın 36. ve 141. maddeleri uyarınca her türlü mahkemekararının gerekçeli olması gerekir. Ancak bu hak, yargılamada ileri sürülen tümiddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bunedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göredeğişebilir (Mehmet Yavuz, B. No:2013/2995, 20/2/2014, § 51). Kanun yolu incelemesi yapan merciin yargılamayıyapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veyaaynı atıfla kararına yansıtması kararın gerekçelendirilmiş olması bakımındanyeterlidir (Yasemin Ekşi, B. No:2013/5486, 4/12/2013, § 57).
24. Başvuru konusu olayda tapuda başvurucunun eşi adına kayıtlıolan taşınmaz üzerinde bir banka adına ipotek tesis edildiği, Denizli 2. İcraMüdürlüğünün 2011/3486 sayılı dosyası ile belirtilen ayni hakka istinaden icraişlemlerinin başlatıldığı, başvurucunun rızası olmadığı hâlde eşi tarafındanaile konutu üzerine ipotek koydurulduğundan bahisle ipoteğin kaldırılmasıtalebiyle dava açıldığı anlaşılmıştır. Denizli 2. Aile Mahkemesinin 9/10/2012tarihli ve E.2012/238, K.2012/831 sayılı kararıyla "...tarafların arasında Denizli 3. Aile Mahkemesinde 05/07/2010ile 23/02/2011 tarihleri arasında boşanma davası görüldüğü, ipoteğin boşanmadavasının sonuçlanmasından sonra 22/4/2011 tarihinde tesis edildiği, nüfustangelen ve tarafların beyanına göre 8/1/2008 tarihi ile 13/6/2011 tarihi arasındaaile konutu olarak Topraklık Mahallesi ...Denizli adresini kullandıkları,boşanma davasının reddinden ve ipoteğin tesisinden sonra davalı M. adınakayıtlı Bağbaşındaki evlerine taşındıkları, ipoteğintesis edildiği dönemde gerek nüfus kaydına gerekse davacının kardeşininbeyanına göre tarafların davaya konu taşınmazı aile konutu olarakkullanmadıkları anlaşılmış olup, Türk Medeni Kanunu’ndaki düzenlemeninamacının, evlilik birliğinin devamı sırasında eşlerden birinin diğerini mağduredecek şekilde ve aile konutundan çıkartılmasına sebep olacak muamelelerdebulunmasını engellemek olduğu, tarafların o dönem aile konutu olarak başkakonutta ikamet etmeleri karşısında dava konusu taşınmazın ipoteğin tesisedildiği aşamada tarafların aile konutu olmadığının tespit edildiği" belirtilerekdavanın reddedildiği görülmüştür. Bu karar, Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin15/5/2014 tarihli ve E.2014/7856, K.2014/11340 sayılı ilamıyla onanmıştır.Yargıtay onama kararında “Dosyadakiyazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere veözellikle davalı bankanın kötüniyetli olduğununispatlanamadığının anlaşılmasına göre, yerinde bulunmayan temyiz itirazlarınınreddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına” gerekçesineyer verilmiştir.
25. Yargıtay kararlarında somut olayda olduğu gibi tapu kaydınaaile konutu şerhinin konulmadığı durumlarda, aile konutunun üçüncü şahıslarcaedinilmesi yönünden Türk Medeni Kanunu'nun iyi niyete dair hükümleri dikkatealınmakta iken Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15/4/2015 tarihli ve E.2013/2-2056, K.2015/1201 sayılı kararı ile yeni bir uygulamaya geçildiği, buna göreaile konutunun maliki olan eşin, aile konutu üzerinde yapacağı tasarruflaradiğer eşin açık rızasının bulunduğunun ispatlanmasının gerekli olduğuyaklaşımının benimsendiği anlaşılmıştır. Ancak söz konusu kararda, bu koşulunuygulanabilmesi için öncelikle üzerinde tasarruf edilen konutun "ailekonutu" niteliğinde olduğunun ortaya konulması gerektiği belirtilmiştir.
26. Somut olayda başvurucu, Yargıtay onama kararında bankanınkötü niyetli olduğunun ispat edilememesi gerekçesine yer verildiğini, buna göreYargıtayın dava konusu konutun aile konutu olduğunudolaylı olarak kabul etmiş olduğunu belirtmek suretiyle gerekçeli kararhakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşse de ilk derece mahkemesince söz konusukonutun ipoteğin tesisi aşamasında aile konutu niteliğinde olmadığı vetarafların daha önce bu nitelikte kullandıkları başka bir konut bulunduğugerekçesiyle ipoteğin kaldırılması davası reddedilmiştir. Yargıtay onamakararında ilk derece mahkemesi kararının gerekçesi isabetli bulunarak ve bugerekçeye ek olarak o tarihte Yargıtay tarafından kabul edilen "iyiniyet" hükümlerine dair açıklamalar da yapılarak hüküm onanmış ve karardüzeltme istemi de reddedilmiştir. Bu nedenle yerel mahkeme gerekçesini benimsediğianlaşılan Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğu iddialarının yerinde olmadığısonucuna ulaşılmıştır.
27. Açıklanan nedenlerle, temyiz makamı kararlarınıngerekçelerinde açık bir ihlal saptanmadığından, başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla AdilOlmadığına İlişkin İddia
28. Başvurucu rızası olmaksızın aile konutu üzerine ipotekkoydurulması imkânı bulunmamasına rağmen mahkemenin, yaptığı yorumla ailekurumunu ticari unsurlar karşısında ikincil duruma düşürdüğünü, ipoteğinkaldırılmasına karar verilmesi gerekirken adil olmayan bir yargılama sonucudavanın reddine hükmedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
29. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde davakonusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlıklailgili varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancakbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariztakdir hatası veya açık keyfîlik içeren tespit vesonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam,B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).
30. Somut olayda, başvurucunun belirtilen iddiasının özününderece mahkemelerince delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmaktadır. İlk derece mahkemesince aile konutunun tekliğiprensibinden hareket edilen ve bu nedenle ipoteğin tesisi tarihinde başvurucuve eşinin aile konutu olmadığı tespit edilen taşınmaz üzerindeki ipoteğinkaldırılması talebinin reddiyle sonuçlanan yargılamada, derece mahkemesikararlarının bariz takdir hatası veya açıkça keyfîlikiçermediği anlaşılmıştır.
31. Açıklanan nedenlerle başvurucunun belirtilen iddiasınınkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, derece mahkemesikararlarının bariz bir takdir hatası da içermediği anlaşıldığından başvurununbu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,22/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.