TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MURAT ÇİFTÇİ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/2257)
Karar Tarihi: 26/10/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör Yrd.
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucular
:
1. Murat ÇİFTÇİ
:
2. Rahim AKGÜL
:
3. Deniz YILMAZ
:
4. Mehmet GÜLER
Vekili
:
Av. Vedat ÖZKAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkının; tutuklu devam edilen yargılamanın makul süredebitirilmemesi ve savunma hakkının kısıtlanması nedenleriyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 17/2/2014 tarihinde Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/3/2015 tarihinde,başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuru hakkında görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucular hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığıncabaşlatılan soruşturma kapsamında Deniz Yılmaz, Murat Çiftçi, Rahim Akgül29/9/2009 tarihinde, Mehmet Güler ise 1/10/2010 tarihlerinde gözaltınaalınmışlardır.
.
7. Başvurucular Deniz Yılmaz, Murat Çiftçi, Rahim Akgül Adana 7.AğırCeza Mahkemesinin 1/10/2009 tarihli ve2009/46Sorgu sayılı kararıyla silahlı terör örgütüne üye olmak suçundantutuklanmışlardır. Mahkeme tutuklamaya gerekçe olarak "...atılı suçunun vasıf ve mahiyeti, mevcut delildurumu, suçun CMK 100'de sayılan katalog suçlardan olması nazara alındığındakaçacağına dair somut olguların varlığı.." nı göstermiştir.
8. Başvurucu Mehmet Güler ise Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin2/10/2009 tarihli ve 2009/41 Sorgu sayılı kararıyla terör örgütü adına suç işlemeksuçundan tutuklanmıştır. Mahkeme, tutuklamayagerekçe olarak "kuvvetli suç şüphesininbulunması, verilmesi muhtemel ceza miktarı, suçun CMK 100'de sayılan katalogsuçlardan olması.."nıgöstermiştir.
9. Başvurucular hakkında Adana Cumhuriyet Başsavcılığının28/12/2010 tarihli ve E.2009/495 sayılı iddianamesi ile Adana Ağır CezaMahkemesinde silahlı terör örgütü adına suç işleme, silahlı terör örgütününpropagandasını yapma, tehlikeli maddelerin izinsizbulundurulmasıve el değiştirilmesi, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, mala zarar vermesuçlarını işledikleri iddiasıyla kamu davasıaçılmıştır.
10. Başvurucular hakkındaki dava, Adana 8. Ağır CezaMahkemesinin E.2009/182 sayılı dosyasında görülmeye başlanmıştır.
11. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi 4/2/2010 tarihli ve E.2009/182,K.2010/7 sayılı kararıyla aralarında hukuki ve fiilî irtibat bulunduğu,delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği gerekçeleriyle E.2009/182sayılı dava dosyasının E.2009/170 sayılı dava dosyasında birleştirilmesine veyargılamanın E.2009/170 sayılı dava dosyası üzerinden yürütülmesine kararvermiştir.
12. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi 3/2/2011 tarihli ve E.2009/170,K.2011/17 sayılı kararıyla başvurucuların üzerlerine atılı suçtanmahkûmiyetlerine karar vermiştir.
13. Temyiz üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 21/11/2011 tarihlive E.2011/9911, K.2011/28820 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesinin kararınıbozmuştur.
14. Bozma üzerine dava Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/35sayılı esasına kaydedilmiştir.
15. Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 13/5/2013 tarihli ve2012/310 Soruşturma sayılı iddianamesi ile sanıklar hakkındatasarlayarakpatlayıcı madde kullanmak suretiyle kasten öldürmeye teşebbüs, devletinbirliğini ve ülke bütünlüğünü bozma suçlarından cezalandırılmaları için kamudavası açılmıştır. Bu dava Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/129 sayılıesasına kaydedilmiştir.
16. Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesi 25/7/2013 tarihli veE.2013/129, K.2013/76 sayılı kararıyla E.2013/129 sayılı dava dosyasınınaralarında hukuki ve fiili bağlantı bulunması nedeni ile Adana 8. Ağır CezaMahkemesininE.2012/35 sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine ve yargılamanınE.2012/35 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine karar vermiştir.
17. Başvurucular son olarak 9/1/2014 tarihinde tahliye talebindebulunmuşlardır. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi, 21/1/2014 tarihindebaşvurucuların "atılı suçlarınniteliği, kanıt durumu, gizli tanıkların sanıklar aleyhlerine beyanları, atılısuçlar için kanunda öngörülen ceza miktarları, kaçma ve delilleri karartmaolasılığı, haklarında tefrik kararı verilen bir kısım sanığın beyanları..."gerekçesiyle tahliye taleplerinin reddine ve tutukluluklarının devamına itirazyolu açık olmak üzere karar vermiştir.
18. Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesi 5/2/2014 tarihli ve E.2014/18Değişik İş sayılı kararıyla başvurucuların itirazının reddine karar vermiştir.Başvurucular bu kararı 6/2/2014 tarihinde öğrenmişlerdir.
19. Başvurucular 17/2/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
20. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi 11/3/2014 tarihli veE.2012/35,K.2014/57 sayılı kararıyla görevsizlik kararı vermiştir.
21. Görevsizlik kararı üzerine dava, Adana 1. Ağır CezaMahkemesinin 2014/172 sayılı esasına kaydedilmiştir.
22. Başvurucular 1/4/2014 tarihinde tahliye edilmişlerdir.
23. Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesi 19/4/2016 tarihli veE.2014/172, K.2016/213 sayılı kararıyla başvurucuların adam öldürmeye teşebbüsetmek, devletin birliği ve ülke bütünlüğünü bozmaya yönelik eylemde bulunmaksuçlarından beraatlerine; silahlı terör örgütüpropagandası yapmak suçundan açılan davanın ertelenmesine; genel güvenliğikasten tehlikeye sokmak suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına; mala zararvermek, izinsiz tehlikeli madde bulundurmak, silahlı terör örgütü adına suçişlemek suçlarından mahkûmiyetlerine karar vermiştir.
24. Anılan karar temyiz edilmiş olup temyiz incelemesi devametmektedir.
Başvurucuların 4/12/2004 Tarihli ve 5271 SayılıCeza Muhakemesi Kanunu’nun 141. Maddesine Dayanarak Açtıkları Tazminat Davaları
25. Başvurucu Rahim Akgül 14/2/2014 havale tarihli dilekçesiyle,Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinde uzun süredir tutuklu olması nedeniyle 5271sayılı Kanun'un 141. maddesine dayanarak tazminat davası açmıştır.
26. Bu dava, Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/2/2014 tarihlive E.2014/86 K.2014/114 sayılı kararıyla reddedilmiştir.
27. Temyiz üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesi 28/9/2015 tarihlive E.2014/20040, K.2015/13914 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesinin kararınıbozmuştur. Yargıtayın bozma gerekçesi şu şekildedir:
"... Aynı şekilde tutuklamanın uzunsürmesi nedeniyle açılacak tazminat davalarında dayanak mahkeme kararınınkesinleşmesi beklenmeyeceği gibi, davacının beraat etmesi koşulununaranmayacağı da dikkate alınarak bu çerçevede, dosya kapsamı itibariyle01.10.2009 tarihinde tutuklanan ve dosyaya fotokopisi sunulan bir kısımkararlara göre tutukluluk hali farklı tarihlerde uzatılan sanık (davacı)hakkında 5271 sayılı CMK’nın 141/l-a,d maddeleri gereğince uzun süre tutukluluk halininsürdürülmesi gerekçelerinin, makul sürede hakkında karar verilip verilmediğininve dolayısıyla davacının manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığınınbelirlenmesi açısından, hakkındaki soruşturma ve kovuşturma kapsamıincelenerek, soruşturma ve kovuşturmanın uzun sürmesinin nedenlerininincelenmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında, öncelikle tazminat isteminekonu olan dayanak dosyadaki iddianame, davacıya (sanığa) ait tutuklamakararları, tutuklama inceleme tutanakları, davacı (sanık) ile ilgili diğerbütün tutanak ve belgeler getirtilip davacının taleplerinin incelenmesigerektiğinin gözetilmemesi ve yukarıda bahsedilen Türkiye CumhuriyetiAnayasası'nın 19/son maddesi “Hürriyeti kısıtlanan kişilerin en kısa zamandabırakılmasının" sağlanmasını öngördüğü gibi yine Anayasa'nın 90/sonmaddesine göre, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalardanolan ve uygulama önceliği olan, İnsan Hakları Sözleşmesinin 5/3. maddesindeki“Yakalanan veya tutuk durumda bulunan herkes hemen bir hakim veya adli görevyapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır”düzenlemeleri ile birlikte 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141/1 -dmaddesine göre, “Kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılamamercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen”kişilere de tazminat verilmesini öngördüğünden, somut olayda beş yıllık azamitutukluluk süresinin dolup dolmadığı da nazara alınarak tutukluluğun yasaldayanağının kalıp kalmadığı irdelenerek, tutukluluk hali ve yargılama süreciyönünden makul sürenin aşıldığı iddiasının değerlendirilmesi gerekirken, yazılıgerekçeyle davanın reddine karar verilmesi, 5271 sayılı Ceza MuhakemeleriKanunu'nun 142/7 maddesi gereğince taraflar adına açıklamalı çağrı kağıdıçıkarılarak, kararın duruşmalı olarak verilmesi gerektiği gözetilmeden,Cumhuriyet savcısından yazılı mütalaa alınarak davanın reddine karar verilmesisuretiyle, CMK’nın 142/7 ve 188/1. maddelerinemuhalefet edilmesi, isabetsiz olup, davalı ve davacı vekillerinin temyizitirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesigereğince isteme uygun olarak bozulmasına, 28.09.2015 tarihinde oybirliğiylekarar verildi."
28. Bozma kararı üzerine dava, Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin2016/70 sayılı esasına kaydedilmiş olup yargılama devam etmektedir.
29. Başvurucu Murat Çiftçi 12/2/2014 havale tarihlidilekçesiyle, Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesinde uzun süredir tutuklu olmasınedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesine dayanarak tazminat davasıaçmıştır.
30. Bu dava, Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 3/3/2014 tarihli veE.2014/118, K.2014/99sayılı kararıyla başvurucu hakkındaki yargılamanın devamettiği gerekçesiyle reddedilmiştir.
31. Temyiz üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesi 28/9/2015 tarihlive E.2014/22510, K.2015/13907 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesinin kararınıbozmuştur. Yargıtayın bozma gerekçesi şu şekildedir:
"...Tutuklamanın uzun sürmesi nedeniyleaçılacak tazminat davalarında da dayanak mahkeme kararının kesinleşmesibeklenmeyeceği gibi, davacının beraat etmesi koşulu da aranmayacaktır, Buçerçevede, dosya kapsamı itibariyle 01.10.2009 tarihinde tutuklanan ve dosyayafotokopisi sunulan bir kısım kararlara göre tutukluluk hali farklı tarihlerdeuzatılan sanık (davacı) hakkında 5271 sayılı CMK’nın141/1-a,d maddeleri gereğince uzun süre tutukluluk halinin sürdürülmesigerekçelerinin vemakul sürede hakkında karar verilipverilmediğinin ve dolayısıyla davacının manevi tazminata hak kazanıpkazanmadığının belirlenmesi açısından, hakkındaki soruşturma ve kovuşturmakapsamı incelenerek, soruşturma ve kovuşturmanın uzun sürmesinin nedenlerininincelenmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında, öncelikle tazminat isteminekonu olan dayanak dosyadaki iddianame,davacıya(sanığa) ait tutuklama kararları, tutuklama inceleme tutanakları, davacı(sanık) ile ilgili tutanak ve belgeler getirtilip davacının taleplerininincelenmesi gerektiğinin düşünülmemesi ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın19/son maddesi “Hürriyeti kısıtlanan kişilerin en kısa zamanda bırakılmasının“sağlanmasını öngördüğü gibi yine Anayasa'nın 90/son maddesine göre, usulünegöre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalardan olan ve uygulama önceliğiolan, İnsan Hakları Sözleşmesinin 5/3.maddesindeki “Yakalanan veya tutukdurumda bulunan herkes hemen bir hakim veya adli görev yapmaya yasayla yetkilikılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır” düzenlemeleri ile birlikte 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141/1-d maddesine göre, “Kanuna uygun olaraktutuklandığı halde makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve busüre içinde hakkında hüküm verilmeyen” kişilere de tazminat verilmesiniöngördüğünden, somut olayda beş yıllık azami tutukluluk süresinin dolupdolmadığı da nazara alınarak tutukluluğun yasal dayanağının kalıp kalmadığıirdelenerek, tutukluluk hali ve yargılama süreci yönünden makul süreninaşıldığı iddiasınındeğerlendirilmesinden sonrasanığın tazminat talebinin değerlendirilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyledavanın reddine karar verilmesi, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 142/7maddesi gereğince taraflar adına açıklamalı çağrı kağıdı çıkarılarak, kararınduruşmalı olarak verilmesi gerektiği gözetilmeden, Cumhuriyet savcısındanyazılı mütalaa alınarak tensiben davanın reddinekarar verilmesi suretiyle, CMK’nın 142/7 ve 188/1.maddelerine muhalefet edilmesi, isabetsiz olup, davacı vekilinin temyizitirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesigereğince isteme aykırı olarak bozulmasına, 28.09.2015 tarihinde oybirliğiylekarar verildi."
32. Bozma kararı üzerine Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesi 30/6/2016tarihli ve E.2016/73, K.2016/329 sayılı kararıyla başvurucunun davasının kısmenkabulüne kısmen reddine ve başvurucuya 3.000 TL manevi tazminat ödenmesinekarar vermiştir.
33. Başvurucu hükmedilen tazminat miktarının yetersiz olduğugerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin kararını temyiz etmiştir. Temyizincelemesi devam etmektedir.
34. Başvurucu Deniz Yılmaz 14/2/2014 havale tarihli dilekçesiyle,Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinde uzun süredir tutuklu olması nedeniyle 5271sayılı Kanun'un 141. maddesine dayanarak tazminat davası açmıştır.
35. Bu dava, Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/2/2014 tarihlive E. 2014/53, K.2014/58sayılı kararıyla reddedilmiştir.
36. Temyiz üzerineYargıtay 12. Ceza Dairesi 8/6/2015 tarihli ve E.2014/23346, K.2015/10032 sayılıkararıyla İlk Derece Mahkemesinin kararını bozmuştur. Yargıtayınbozma gerekçesi şu şekildedir:
"...Yapılan incelemeye, toplanıp karar yerindegösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşankanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre davacı vekilinin yerindegörülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak; davacı vekilinin,14.02.2014 havale tarihli dava dilekçesi ile davacının 2009 yılından bu yana 5yıldır tutuklu olarak yargılanmakta olduğunu ve yapılan yargılamanın Adana 8.Ağır Ceza Mahkemesinin 2012/35 Esas sayılı dosyası üzerinden yürütüldüğünü,davacı hakkında her defasında kanundaki ibarelerin tekrar edilmesi suretiyletutukluluk halinin devamına karar verildiğini, tutuklamanın koruma tedbiriolduğu kuralının ihlal edildiğini ve davacı hakkında makul sürede kararverilmediğini belirterek CMK'nın 141. maddesinin 1.fıkrasının (a) ve (d) bendleri uyarınca manevitazminat talebinde bulunduğu dikkate alındığında, tazminat davasının dayanağıolan ceza dava dosyasının celp edilip, incelenerek denetime olanak verecekşekilde davacı ile ilgili evrakların onaylı suretleri dosyaya konularak,davacının manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığının belirlenmesi ve CMK'nın 142/7. maddesi gereğince, tarafların duruşmadanhaberdar edilerek duruşmalı olarak karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,Kanuna aykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerindegörüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarıncahalen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'nın 321.maddesi gereğince isteme uygun olarak bozulmasına,[kararverildi]. "
37. Bozma kararı üzerine Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesi 5/2/2016tarihli ve E.2015/347, K.2016/63 sayılı kararıyla başvurucunun davasınınreddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şu şekildedir:
"...Davacınıntazminat talebinin CMK'nın 141/1-a-d bendinedayandığı, CMK'nın 141/1-a-d maddesine dayanılarakmaddi ve manevi tazminat talebinde bulunabilmek için Yargıtay 12. CezaDairesi'nin yerleşik kararları, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. ve 6.maddeleri gereğince davacının kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul süreiçerisinde yargılama merciine çıkarılmaması ve bu süre içerisinde de hakkındahüküm verilmemesi gerektiği, davacının da üzerine atılı ve iddia olunan suçlarnedeniyle usulüne uygun olan ve makul olan gözaltına alma işleminden sonra01/10/2009 tarihinde tutuklandığı, hakkında tutukluluk halinin devamına kararverildiği, bu kararların da davacıya tebliğ edildiği, yargılamanın davacı ileyargılanan ve birleştirilen dosyalardaki sanık sayısı da gözetildiğinde makulsayılabilecek nitelikte 03/02/2011 tarihinde sona erdirildiği, kovuşturmaaşamasının yargılama safhasında yargılamanın ve tutukluluk halinin Ağır CezaMahkemelerinde öngörülen CMK'nın 102/2 maddesindeki 2yıllık süreyi aşmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 12/04/2011 tarih,2011/1-51 Esas, 2011/42 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere Yargıtayaşamasında bozma ilamına kadar geçen sürenin de uzun tutukluluk süresindensayılamayacağı yönündeki tespiti, bozma ilamından sonra da Adana 8. Ağır CezaMahkemesi'nin 2012/35 Esas sayılı dava dosyasında davacının tutukluluk halinindevamına ve bu tutukluluk durumunun 30'ar günlük değerlendirilmesi halinde aynıgerekçelerin tekrarlanmaksızın farklı sebeplerle tutukluluk halinin devamınakarar verildiği, 6526 Sayılı Yasayla TMK 10 Madde İle GörevliÖzelYetkili Mahkemelerin kaldırılmış olduğu, davacının da tutukluluk halinin yine CMK'nın 102/2 maddesinde belirtilen en fazla 5 yıllıkolabilecek tutukluluk süresini aşmadan sonlandırıldığı, tutuklama, tahliyeyazıları ve tutukluluk halinin devamına dair verilen kararlara ilişkin duruşmatutanakları da hep birlikte değerlendirildiğinde, davacının kanunda belirtilenkoşullar kapsamında tutuklandığı ve tutukluluk halinin devamına kararverildiği, ayrıca kanuna uygun olarak tutuklandıktan sonra makul süreiçerisinde yargılama mercii olan Adana TMK 10 İle Görevli 8. Ağır CezaMahkemesi huzuruna çıkarıldığı, yargılamanın halen derdest olmasının TMK 10maddesi ile görevli olan Ağır Ceza Mahkemelerinin kapatılmasındankaynaklandığı, kaldı ki Genel Görevli Mahkemece de davacının tutukluluk halininsonlandırıldığı, bu haliyle makul sürede yargılanmadığı yönündeki iddiabakımından tazminatı gerektiren bir hak ihlalinin bulunmadığı anlaşıldığından....[temyiz yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verilmiştir.]"
37. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesininkararını temyiz etmiştir. Temyiz incelemesi devam etmektedir.
38. Başvurucu Mehmet Güler 14/2/2014 havale tarihlidilekçesiyle, Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinde uzun süredir tutuklu olmasınedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesine dayanarak tazminat davasıaçmıştır.
39. Bu dava Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/5/2014 tarihli veE.2014/92, K.2014/208sayılı kararıyla reddedilmiştir.
40. Temyiz üzerine Yargıtay 12. Ceza Dairesi 29/2/2016 tarihlive E.2015/2851, K.2016/3143 sayılı kararıyla İlk Derece Mahkemesinin kararınıbozmuştur. Yargıtayın bozma gerekçesi şu şekildedir:
"...Aynı şekilde tutuklamanın uzunsürmesi nedeniyle açılacak tazminat davalarında dayanak mahkeme kararınınkesinleşmesi beklenmeyeceği gibi, davacının beraat etmesi koşulunun aranmayacağıda dikkate alınarak bu çerçevede, dosya kapsamı itibariyle 02.10.2009 tarihindetutuklanan ve dosyaya fotokopisi sunulan ve dosya içerisine alınan bir kısımkararlara göre tutukluluk hali farklı tarihlerde uzatılan sanık (davacı)hakkında 5271 sayılı CMK’nın 141/l-a-d maddelerigereğince uzun süre tutukluluk halinin sürdürülmesi gerekçelerinin, makulsürede hakkında karar verilip verilmediğinin ve dolayısıyla davacının manevitazminata hak kazanıp kazanmadığının belirlenmesi açısından, hakkındaki soruşturmave kovuşturma kapsamı incelenerek, soruşturma ve kovuşturmanın uzun sürmesininnedenlerinin incelenmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında, tazminattalebinin dayanağı olan ceza dava dosyasının celp edilip soruşturma vekovuşturma kapsamı ayrıntılı olarak incelenip bu hususa ilişkin ayrıntılı dosyainceleme tutanağı da düzenlenerek, özellikle davacı (sanık) hakkındadüzenlenmiş olan yakalama, gözaltı ve ifade tutanakları, tutuklama kararı, tümtutuklama inceleme tutanakları, tutuklama ve tahliye müzekkereleri ileiddianameler başta olmak üzere ilgili bütün karar, tutanakvebelgelerineksiksizve Yargıtay denetimine olanak verecek şekilde aslı ya da onaylı örnekleri dedosya içine alınarak yargılamaya konu olayın, savcılık ve mahkemece yapılanişlemlerin kapsamı ve niteliği ile soruşturma aşamasından itibaren yargılamasüreci boyunca geçirilen tüm safhalar belirlenip göz önünde bulundurularak,davacının taleplerinin incelenmesi ve yukarıda bahsedilen Türkiye CumhuriyetiAnayasası'nın 19/son maddesi “Hürriyeti kısıtlanan kişilerin en kısa zamandabırakılmasının" sağlanmasını öngördüğü gibi yine Anayasa'nın 90/sonmaddesine göre, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalardanolan ve uygulama önceliği olan, İnsan Hakları Sözleşmesinin 5/3. maddesindeki“Yakalanan veya tutuk durumda bulunan herkes hemen bir hakim veya adli görevyapmaya yasayla yetkili kılınmış diğer bir görevli önüne çıkarılır”düzenlemeleri ile birlikte 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 141/1-dmaddesine göre, “Kanuna uygun olarak tutuklandığı halde makul sürede yargılamamercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen”kişilere de tazminat verilmesini öngördüğünden, somut olayda beş yıllık azamitutukluluk süresinin dolup dolmadığı da nazara alınarak tutukluluğun yasaldayanağının kalıp kalmadığı irdelenerek, tutukluluk hali ve yargılama süreciyönünden makul sürenin aşıldığı iddiasının değerlendirilmesi gerektiğigözetilmeden, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde davanın reddinekarar verilmesi,
Kanunaaykırı olup, davacı vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerindegörüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesiuyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'nın321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak bozulmasına... [oybirliğiile karar verildi.] "
41. Bozma kararı üzerine dava, Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinin2016/229 sayılı esasına kaydedilmiş olup yargılama devam etmektedir.
B. İlgili Hukuk
42. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82.maddesi, 174. maddesi, 220. maddesinin delaletiyle314. maddesinin birinci veikinci fıkraları, 170. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, 151. maddesininbirinci fıkrası, 152. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi, 3713 S.Y. 5/1,3713 S.Y. 7/2, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5.maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 7. maddesinin ikinci fıkrası
43. 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesi şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığınıgösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veyasanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenenceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararıverilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedenivar sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanmasıveya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veyadeğiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskıyapılması girişiminde bulunma, hususlarındakuvvetlişüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususundakuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
…
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedive sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
...
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişineKarşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312,313, 314, 315)
…
(4) Sadece adlî para cezasını gerektiren veyahapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararıverilemez.”
44. 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
" (1) Suç soruşturması veya kovuşturmasısırasında;
...
d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâldemakul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkındahüküm verilmeyen
...
Kişiler, maddî ve manevî her türlüzararlarını, Devletten isteyebilirler.
..."
45. Aynı Kanun’un 142. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
"Karar veya hükümlerinkesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve herhâlde karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içindetazminat isteminde bulunulabilir."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
46. Mahkemenin 26/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
47. Başvurucular; beyanlarına itibar edilmeyip sadece gizlitanık beyanlarına itibar edildiğini, delileri denetleyemediklerini, yargılamaaşamasında ana dilde savunma yaptırılmadığından savunma haklarınınsınırlandırıldığını, gizli tanığın duruşmada dinlenilmemesi nedeniylesilahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini, tutukluluğun devamına dairkararlarda somut bulgulara dayanan gerekçe bulunmadığını, davanın İlk DereceMahkemesinde derdest olduğunu, tutukluluk durumunun ve yargılamanın makulsüreyi aştığını belirterek Anayasa'nın 10., 19., 38., 40., 138. ve 142.maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş vetazminat talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
48. Başvurucuların şikâyetinin özü, tutukluluğun makul süreyiaşması nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali ile makul süredeyargılanma hakkının ve savunma hakkının ihlal edildiğine ilişkindir. Bu nedenlebaşvurucuların şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası ve 36.maddesinin birinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
1- Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Kişi Özgürlüğü veGüvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
49. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmışöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasışarttır."
50. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğuileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir."
51. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır (Ümit Ata,B. No:2012/254, 6/2/2014,§ 30).
52. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddiaedilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlindebaşvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolununikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmekiçin öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarıncabaşvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle vesüresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bukonuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynızamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermişolması gerekir (Ayşe Zıramanve Cennet Yeşilyurt, § 17).
53. Öte yandan 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası uyarınca ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması, başka bir deyişle bireysel başvuruyapıldığı tarihte başvuru koşullarının tamamının sağlanmış olması gerekir.Bununla birlikte bir başvuru yolu yoksa ya da olan başvuru yolları etkilideğilse Mahkeme somut olayın koşullarını dikkate alarak bir başvurununincelenmesine karar verebilir (Ümit Ata,§ 33)
54. Başvurucu hâlihazırda tahliye olmuş ya da hakkında ilkderece mahkemesinde hüküm kurulmuş ise bireysel başvuru açısından talebi,hukuka aykırılığın tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminatahükmedilmesiyle sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu tür ihlal iddialarıbakımından varsa başvuru yolları denendikten sonra bireysel başvuruyapılmalıdır (Korcan Pulatsü, B. No:2012/726, 2/7/2013, § 31).
55. Somut olayda başvurucular Deniz Yılmaz, Murat Çiftçi, RahimAkgün 29/9/2009 tarihinde, Mehmet Güler ise 1/10/2010 tarihlerinde gözaltınaalınmışlar ve 1/4/2014 tarihinde tahliye edilmişlerdir. Başvurucular tutukluolarak yargılanmaktayken 14/2/2014 tarihli dilekçeleriyle 5271 sayılı Kanun’un141. maddesinde düzenlenen tazminat yoluna başvurmuşlardır. Bu başvurularailişkin yargılamalar devam etmektedir. Bu durumda 5271 sayılı Kanun'un 141. vedevamı maddelerinde belirtilen yola öncelikle başvurulmasının zorunlu olup olmadığınındeğerlendirilmesi gerekir. 5271 sayılı Kanun’un141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının(d) bendinde, makul sürede hakkındahüküm verilmeyen bir tutuklu için tazminat talebinde bulunabilme imkânıöngörülmektedir. Bununla birlikte bu hukuk yolu, Anayasa'nın 19. maddesininyedinci fıkrası anlamında uzun süren bir tutukluluk hâline son vermeyiamaçlamamakta; tazminat elde edebilme imkanısağlamaktadır. Dolayısıyla söz konusu hukuk yolu, ilgilinin salıverilmesineimkân tanımamaktadır. Ancak somut olaydabaşvurucularhakkında tahliye kararı verilmiş olması nedeniyle başvurucuların tazminattalebi yanında tahliye talebi olsa da tahliye kararıyla birlikte bunun mümkünolmaması dikkate alındığında sadece şikâyet konusu anayasal hakkın ihlalinintespiti ile tazminata hükmedilmesi mümkün olabilecektir. 5271 sayılı Kanun’un141. maddesinde düzenlenen tazminat yolu da başvuruculara bu imkânısağlamaktadır. Nitekim başvurucular tarafından açılan tazminatdavalarındaYargıtay 12. Ceza Dairesinin verdiği bozma kararlarında tutuklamanın uzunsürmesi nedeniyle açılacak tazminat davalarında dayanak Mahkeme kararınınkesinleşmesinin beklenmeyeceği ve davacının beraat etmesi koşulunun daaranmayacağı belirtilmiş ve İlk Derece Mahkemelerince bu bozmakararlarıdoğrultusunda başvurucuların açmış oldukları davaların esastan görüşüldüğü anlaşılmıştır.Dolayısıyla5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi ile öngörülen hukuk yolunun,başvurucuların şikâyetleri açısından erişilebilir ve elverişli bir çözümolanağı ve makul ölçüde bir başarı imkânı sunduğu görülmektedir. Bu yol biryandan başvurucuların maruz kaldığı tutukluluk süresinin tespiti, diğer yandanda bu tutukluluk nedeniyle uğradıkları zararın tazmini imkânını sağlamaktadır.
56. Başvurucuların etkili ve sonuç almaya yeterli görerekbaşvurduğu bir kanun yolunun sonucunu beklemeksizin bireysel başvurudabulundukları ve dolayısıyla yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmediğianlaşılmaktadır.
57. Açıklanan nedenlerlebaşvurunun bukısmının başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
i. Savunma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkinİddia
58. Başvurucular, beyanlarına itibar edilmeyip sadece gizlitanık beyanlarına itibar edildiğini, delileri denetleyemediklerini, yargılamaaşamasında kendilerine ana dilde savunma imkânı tanınmadığından savunmahaklarının sınırlandırıldığını, gizli tanığın duruşmada dinlenilmemesinedeniyle silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
59. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
60. 6216 sayılı Kanun'un "Bireyselbaşvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
61. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesihâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuruyolunun ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudabulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt,§§ 16, 17).
62. Somut olayda başvurucular hakkındaki dava, temyiz aşamasındaolup yargılamadevam etmektedir. Dolayısıyla buşikâyet bakımından olağan kanun yolları tüketilmemiştir.
63. Açıklanan nedenlerle Kanun'da öngörülmüş yargısal başvuru yollarınıntamamı tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bukısmının başvuru yollarının tüketilmemişolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
ii. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığınaİlişkin İddia
64. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
65. Başvurucular makul sürede yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
66. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metniile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adilyargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasenAnayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının daunsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklaraAnayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle vemümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönündebulundurulması gerektiği açıktır (GüherErgun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).
67. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönündebulundurulması gereken kriterlerdir (GüherErgun ve diğerleri, §§ 41-45).
68. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddeleri uyarıncakişilere, medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların yanı sıracezai alanda yöneltilen suç isnatlarının makul sürede karara bağlanmasını talepetme hakkı tanınmıştır. Suç isnadı, bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkilimakamlar tarafından bildirilmesi olup kişiye cezai alanda yöneltilen iddianınsuç isnadı niteliğinde olup olmadığının tespitinde iddia olunan suçun pozitifdüzenlemelerdeki tasnifinin, suçun gerçek niteliğinin, suç için öngörülencezanın niteliği ile ağırlığının değerlendirilmesi gerekir. Ancak isnat olunanfiil, ceza kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında cezahukukunun kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesiyapılmaksızın fiilin adil yargılanma hakkının kapsamına girdiği kabuledilecektir (B. E., B. No:2012/625, 9/1/2014, § 31).
69. Başvuru konusu olayda, başvurucular hakkında silahlı terörörgütü adına suç işlemek, silahlı terör örgütünün propangasınıyapmak, tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya eldeğiştirmesi, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, mala zarar vermeksuçlarından adli soruşturma başlatılmıştır. Başvurucular hakkında isnat olunanbu suçlar 5237 sayılı Kanun’da hapis cezasını gerektirir şekildetanımlanmıştır.Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın36. maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B..E,§ 32).
70. Cezai alanda yöneltilen suç isnatları ile ilgiliuyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kuralolarak kişiye bir suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafındanbildirildiği veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama veya gözaltı gibitedbirlerin uygulandığı an olup somut başvuru açısından bu tarih, başvurucununbahse konu suçlar kapsamında gözaltına alındığı ve böylece isnattan haberdarolduğu anlaşılan 14/1/2010'dur. Sürenin bitiş tarihi ise suç isnadına ilişkinnihai kararın verildiği tarihtir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvurularınyargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundandeğerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun kararabağlandığı tarihtir (Güher Ergun vediğerleri, § 52; B.E,§ 34).
71. Başvuruculara bir suçun isnat edildiği (gözaltınaalındıkları) 29/9/2009 ve 1/10/2010 tarihleri ile bireysel başvurunun kararabağlandığı tarih arasında geçen süre yaklaşık 7 yıldır.
72. Başvurucuların PKK terör örgütü adına faaliyet göstermeksuçundan gözaltına alındıkları ve tutuklandıkları, yapılan soruşturma sonucundaAdana Cumhuriyet Başsavcılığınıniddianamesi ile başvurucularhakkında silahlı terör örgütü adına suç işlemek, silahlı terör örgütünün propangasını yapmak, tehlikeli maddelerin izinsiz olarakbulundurulması veya el değiştirmesi, genel güvenliğin kasten tehlikeyesokulması, mala zarar vermenin nitelikli hâli suçlarından kamu davası açıldığı,dosyanın Adana 8.Ağır Ceza Mahkemesinin E.2009/182 sırasına kaydedildiği,Mahkemenin 4/2/2009 tarihli kararı ile dosyanın Mahkemenin E.2009/170 sayılıdosyası ile birleştirilmesine karar verildiği, Mahkemece yapılan yargılamasonucunda başvurucuların mahkûmiyetlerine karar verildiği, İlk Derece Mahkemesikararının başvurucular tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz merciiYargıtay 9. Ceza Dairesinin 21/11/2011 tarihliilamıile hükmün usül yönünden bozulmasına karar verildiği,bozma sonrası dosyanın Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2012/35 sırasınakaydının yapıldığı ve 11/3/2014 tarihli kararla Mahkemenin görevsizliğine kararverildiği ve davanın Adana 1.Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/172 sırasındagörülmeye başlandığı, Mahkemenin 19/4/2016 tarihli kararı ile başvurucularhakkında beraat, davanın ertelenmesi, hüküm verilmesine yer olmadığıvemahkûmiyet karar verildiği başvurucular hakkında verilen beraat, davanınertelenmesi, hüküm verilmesine yer olmadığı kararlarının temyiz edilmeksizinkesinleştirildiği ancak mahkûmiyet kararlarının karar tarihi itibarıyla henüzkesinleşmediği anlaşılmıştır.
73. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabimahkemelerdeki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararverilmiştir (B.E., §§ 23-44).
74. Başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanınmahiyeti nedeniyle icrası, gereken usul işlemlerinin niteliği, başvuruya konuyargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte davaya bütün olarakbakıldığında somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecekbir yön bulunmadığı ve yaklaşık 7 yıldır devam eden yargılama süresinde makulolmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
75. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
76. 6216 sayılı Kanun'un "Kararlar"kenar başlıklı 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
77. Başvurucu Murat Çiftçi, başvurusunun tazminata ilişkinkısmından vazgeçtiğini beyan etmiştir. Diğer başvurucular 10.000 TL maddi,20.000 TL manevi tazminat talep etmişlerdir.
78. Başvuruda Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınanmakul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
79. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığındabaşvurucular Deniz Yılmaz, Rahim Akgül, Mehmet Güler'in her birine net 6.000 TLmanevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
80. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların ihlal edildiğine kararverilen makul sürede yargılanma hakkı ile maddi tazminat talebi arasındailliyet bağı bulunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
81. Dosyadaki belgelerden tespit edilen1.800 TL vekâletücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara müşterek olarak ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkı kapsamında savunma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucular Deniz Yılmaz, Rahim Akgül, Mehmet Güler'e ayrıayrı net6.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerinREDDİNE,
D. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininBAŞVURUCULARA MÜŞTEREK OLARAK ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Yargıtayınilgili Ceza Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE26/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.