TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİBÖLÜM
KARAR
MURAT CİHANGİROĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/952)
Karar Tarihi: 22/9/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Yakup MACİT
Başvurucu
:
Murat CİHANGİROĞLU
Vekili
:
Av. Halil CİHANGİROĞLU
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, haklı ve geçerli bir neden olmaksızın iş akdininsonlandırılması nedeniyle açılan işe iade davasında, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinintoplu iş sözleşmesi ve mevzuat hükümlerine aykırıdeğerlendirme yaparak benzer davalarda başka Yargıtay Dairesi tarafındanverilen kararla çelişir biçimde davayı reddetmesi nedeniyle eşitlik ilkesi,adil yargılanma hakkı, çalışma hakkı ve sözleşmeden yararlanma ilkesinin ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 8/1/2014 tarihinde Bakırköy 15. İş Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinde tespit edilen eksikliklerin giderilmesinin ardından başvurununKomisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 5/5/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için 25/3/2016tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu 25/8/2006 tarihinden itibaren Türk Hava YollarıAnonim Ortaklığında (Türk Hava Yolları, THY) kabin memuru sıfatıyla işçi olarakçalışmaktadır.
7. Başvurucunun da üyesi olduğu HAVA-İŞ Sendikası (Sendika),hava iş kolunda grev yasağı öngören kanun değişikliği teklifinin Türkiye BüyükMillet Meclisinde görüşülecek olması nedeniyle 29/5/2012 tarihinde, 03.00 ile 24.00saatleri arasında çalışma yapmamaları yönünde üyelerini kısa mesaj ilebilgilendirmiştir. Belirtilen tarihte, Sendika ile THY arasındaki toplu işsözleşmesi görüşmeleri devam etmektedir.
8. Başvurucu, Sendikanın belirlediği eylem saatleri içerisinde,görevli olduğu saat 06:50'deki uçuşa katılmamış; aynı günün akşamı saat20.45'te gerçekleştirilen İstanbul-Kopenhanguçuşundaki görevini icra etmiştir.
9. Eylem saatinde bazı çalışanlar farklı gerekçelerle iş başıyapmamış ve bu kişilerin bir kısmı Atatürk Havalimanında düzenlenen basınaçıklamasına da katılmışlardır.
10. Başvurucunun iş akdi 29/5/2012 tarihinde saat 19.52itibarıyla feshedilmiş, 305 işçinin sözleşmesi de yasa dışı eyleme katıldıklarıgerekçesiyle farklı zamanlarda feshedilmiştir.
11. Başvurucu, işe iade davası açmış; Bakırköy 15. İş Mahkemesi19/4/2013 tarihli ve E.2012/260, K.2013/220 sayılı kararı ile feshingeçersizliğine ve başvurucunun işe iadesine hükmetmiştir. Karar gerekçesininilgili kısmı şöyledir:
"...
Davacı iddiası, davalının savunması,tanıkanlatımı ve dosyaya sunulan dilekçeler gelen belgeler ve Dosya içeriği birbütün olarak değerlendirildiğinde; 4857 sayılı iş kanunun 17, 18 ve 19.maddeleri gereğince sözleşmenin kıdem ve ihbar tazminatının ödenerekfeshedildiği, bu konuda davacı vekili ve davalı vekilinin beyanlarında mutabakatbulunduğu, ancak dosya içersine davalı tarafta ispatkülfeti bulunmasına rağmen 17., 18 ve 19. maddeleri gereğince sunulan işyerikayıtlarının incelenmesinde davacının savunmasının alındığı yönünde herhangibir bilgi belge veya beyan bulunmadığı buna ilişkin herhangi birkayıt sunulamadığı görülmekle, 4857 sayılı Kanunun 19.maddesi gereğince iş veren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak vefesih sebebini açık ve kesin olarak belirtmek zorunda olup,ayrıca hakkındaki iddialara karşı çalışanın savunması alınmadan, çalışanabelirsiz süreli iş sözleşmesinin fesih edilemeyeceği dosya içeriği göz önünealındığından 4857 SK nun 17., 18. ve 19. mad.gereğince yukarıda belirtilen usulü kuralların hiç birine işverence uyulmadığı,davacının savunma hakkının kısıtlandığı, ayrıca davalı iş verenin bu yöndekiiddialarını ispatlar delillerini de sunamadığı ve davasını ispatlayamadığıanlaşılmakla davacının davasının kabulüne ve işe iadesine karar verilmesi kanaatinevarılarak davacının iş yerindeki kıdem süreside göz önüne alınarak aşağıdakigibi hüküm kurulmuştur."
12. Temyiz üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 8/10/2013tarihli ve E.2013/25413, K.2013/21170 sayılı ilamı ile ilk derece mahkemesikararı bozularak ortadan kaldırılmış ve davanın kesin olarak reddine kararverilmiştir. Yargıtay ilamının ilgili kısımları şöyledir:
"...
Taraflar arasında, davacının 29/5/2012 tarihve sonrasında işyerinde meydana gelen eyleme katılıp katılmadığı ve eylemnedeniyle davalı işverence yapılan feshin haklı veya geçerli sebebe dayanıpdayanmadığı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
...
Somut olayda, davacı işçinin üyesi olduğusendika ile davalı şirket arasında toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin devamettiği bir süreçte, henüz ulusal mevzuat hükümleri uyarınca kanuni grevkoşullarının meydana gelmediği bir aşamada, Türkiye Büyük Millet Meclisindehava iş kolunda grev yasağını öngören kanun değişikliği teklifini protestoetmek amacıyla, bir kısım işçilerin 29/5/2012 tarihinde 03.00-24.00 saatleriarasında işe gitmemek suretiyle toplu eylem yaptıkları anlaşılmaktadır.Davacının üyesi olduğu sendikaca 28/5/2012 tarihinde saat 22.48'de gönderilenmesajda “çok acil, tüm muhalefet partilerinin karşı çıkmalarına, basınaçıklamamızda tüm üyelerimizin karşı çıkışına rağmen grev hakkımıza yasakgetiren yasanın 29/5/2012 yarın TBMM'de çok büyük bir hızla gündeme alınacağıbilgisi alınmıştır. Bu haber sonrası tüm normal vardiyalı ve uçuş üyelerimiz buağır hak kaybı ihtimali ile 29.05.2012 tarihinde, lokal saatle 03.00-24.00arası kendilerin göreve hazır hissetmeyeceklerinibildirmişlerdir. Grev haktır, kaybedersek ömür boyu kaybedeceğiz, TİS YüksekHakemde budanacaktır. şimdi haklar için ailemiz içinçocuğumuz için birlikte ve birlikte” yazılmıştır. Davalı işverence sözü edileneyleme katıldığı gerekçesi ile davacının iş sözleşmesi süre verilmeden vetazminatsız olarak feshedilmiştir.
...
Öte yandan, her ne kadar davacı 29/5/2012tarihi saat 06:50'deki uçuş görevine katılmak üzerine havaalanına gittiğini vefakat sendika yetkililerinin engellemeleri sonucu uçuş saatini kaçırdığını,saatler sonra işveren yetkililerine ulaşabildiğini ve saat 20:45görevlendirmesiyle Kopenhag uçuşuna katıldığını beyan etmiş ise de, davalıişverence, davacının iş sözleşmelerinin feshedildiğini öğrendikten sonra saat21:55'deki Kopenhag uçuşuna katıldığı, anılan saate kadar personel yokluğusebebiyle bir çok seferin iptal edilmiş olduğu, aynı engellemelere rağmengörevinin başında uçuşa katılan personellerin var olmasına göre davacınınanılan saate kadar engellemeler olduğundan bahisle içeri giremediğine veamirleriyle temasa geçemediğine yönelik iddiasının gerçeğe aykırı olduğusavunulmuştur. Gerçekten de, davacının yetişemediğiniiddia ettiği uçuşun saati ile sonradan katıldığı uçuş saati arasında geçenzaman dilimi boyunca işveren yetkilileriyle irtibata geçemediğine yönelikiddiası dosya kapsamına göre hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir. Anılansebeple, davacının uçuş görevine katılmama suretiyle eyleme iştirak ettiğikanaatine varılmıştır.
...
Dosya içeriğine göre amacı ve yapılış şekliitibariyle gerçekleştirilen eylemin siyasi amaçlı grev niteliğinde olduğuaçıktır. Toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin devam ettiği bir sırada hava işkolunda grev yasağını öngören bir kanun değişikliği teklifinin çıkarılmasınıönlemek amacıyla yapılan bu grevin mesleki bir amaca da hizmet ettiğidüşünülebilir ise de, muhatabı ve amacı itibariyleeylemin “siyasi amaçlı grev” niteliğinde olduğu kabul edilmiştir.
Dairemizce uluslararası hukuk çerçevesindeişçilerin, ortak ekonomik ve sosyal menfaatlerini ilgilendiren konulardatepkilerini toplu eylem yoluyla ifade etme haklarının bulunduğu kabuledilmiştir. Ancak, iş bırakmak suretiyle yapılan toplu eylemlerin ulusalekonomiyi ve kamu düzenini olumsuz etkilemesi ihtimali karşısında, bu hakkınsınırsız bir şekilde kullanılması düşünülemez. Çalışma barışı için işvereninmülkiyet hakkı ile işçilerin toplu pazarlık hakları arasında adil bir dengeninkurulması gereklidir. Her şeyden önce iş bırakmak suretiyle yapılan eylemlerekanuni grevde olduğu gibi son çare olarak başvurulmalı(Ultima Ratio İlkesi) ve ölçülülükilkesine uyulmalıdır. Siyasi amaçlı grevde baskı altında tutulmak istenen kurumile eylem sonucu doğrudan zarara uğrayacak işverenin ayrı olmaları ve baskıaltına alınmak istenen kurum üzerinde işverenin inisiyatife sahip olamaması bukonuda daha hassas ve ölçülü davranılmasını gerektirmektedir.
Dosya içeriğine göre davacı ve arkadaşlarınınveya üyesi oldukları sendikanın söz konusu toplu eyleme girişmeden önce hükümetveya yasama organı yetkilileri ile görüşme, üçüncü bir kişininarabuluculuğundan yararlanma gibi barışçıl yol ve yöntemleri kullanmadıkları veiş bırakmaya göre daha hafif sayılabilecek diğer protesto biçimlerini tercihetmedikleri, kısaca, iş bırakmak suretiyle yapılan eyleme son çare olarakbaşvurmadıkları anlaşılmaktadır.
Dosyadaki bilgi ve belgelere göre, işverenesöz konusu greve gidileceği konusunda önceden herhangi bir bildirimde debulunulmamıştır. Önceden bildirilmeyen, işveren için sürpriz olan grevlerindaha fazla zarara yol açacağı açıktır. Bu sebeple 2822 sayılı Kanun'da grevkararının önceden ilanı ve uygulanacağı tarihin greve başlamadan önce işverenebildirilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Bu tür eylemlerde, greve gidileceğininve başlama tarihinin önceden işverene bildirilmesi barışçıl niteliğinin ortayaçıkmasını sağlayacaktır.
Öte yandan, işyeri ve yapılan işin niteliğidikkate alındığında, işin durması veya önemli bir ölçüde aksaması hizmetinsürekliliğini ve güvenliğini olumsuz etkileyecek niteliktedir. Bu sebepleölçülülük ilkesi bağlamında eylemin süresi de önem arz edecektir. Eylemin süresiitibariyle ölçülülük ilkesinin ihlal edilip edilmediğinin belirlenmesindeeylemin yöneldiği muhatap ve amaç, kamu yararı, işin ve işyerinin özelliği gözönünde bulundurulmalıdır. Somut olayda işçiler hava iş kolunda getirilmekistenen grev yasağının kendi haklarını tehdit ettiğinden bahisle, kamuoyuoluşturmak amacıyla protesto eyleminde bulunmak, uğrayacakları olasımağduriyetler konusunda dikkat çekmek, bir anlamda yasama organınca yapılmakistenen değişikliği engellemek gibi meşru bir amaç gütmektedirler. Bu haklıamaca yönelik olarak ortaya konulan söz, eylem ve davranışların, işçilerinseslerini ve haklılıklarını ülke gündemine taşımak işlevini aşacak biçimde uzunsüreli çalışmaktan kaçınmaları ve hizmeti esaslı şekilde aksatmaları yukarıdabelirtilen ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Yapılan grev sonucu Türk HavaYollarında yürütülen işin 03.00-24.00 saatleri arasında, uzun sayılabilecek birsüre ve önemli derecede aksadığı dosyadaki bilgi ve belgelerdenanlaşılmaktadır. Sefer iptali ve gecikmelerinden dolayı binlerce yolcununmağduriyeti ve işletmenin bu yüzden maruz kalacağı olası zarar miktarı da gözönüne alındığında, grevin süresi itibariyle ölçülülük ilkesinin ihlal edildiğikabul edilmelidir.
Yukarıda belirtilen ulusal ve uluslararasıhukuk ilkeleri uyarınca işçilerin barışçıl toplu eylemlerde bulunma haklarıbulunmakta ise de, eylemin ve işyerinin niteliğidikkate alındığında toplu iş bırakma eylemine son çare olarak başvurulmadığı veölçülülük ilkesinin dikkate alınmadığı sonucuna varılmıştır. Bu nedenledavacının söz konusu davranışı, kural olarak, fesih için haklı neden teşkiletmektedir. Ancak, fesih tarihi itibariyle iş sözleşmesi hükmü olarak devameden önceki toplu iş sözleşmesi hükümleri uyarınca Disiplin Kurulu Kararıalınmadan yapılan feshin haksız olduğu kabul edilmiştir. Öte yandan, DisiplinKurulu Kararının alınmamış olması feshi haksız hale getirmekte ise de, Yargıtay uygulamasına göre geçerli nedeni ortadankaldırmadığından, davalı işverence yapılan feshin geçerli nedene dayandığıkabul edilerek, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca,hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi kararverilmesi gerekmiştir.
..."
13. Yargıtay ilamı, başvurucuya 10/12/2013 tarihinde tebliğedilmiş; 8/1/2014 tarihinde başvurucu bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
14.22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 19. maddesişöyledir:
“İşveren fesih bildirimini yazılı olarakyapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır.
Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadanbir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ileilgili nedenlerle feshedilemez. Ancak, işverenin 25 inci maddenin (II) numaralıbendi şartlarına uygun fesih hakkı saklıdır.”
15. 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesi şöyledir:
“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesihbildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebepolmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ayiçinde iş mahkemesinde dava açabilir. (...) taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlıkaynı sürede özel hakeme götürülür.
Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispatyükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddiaettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.
Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içinde sonuçlandırılır.Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ay içinde kesin olarakkarar verir.
16. 5/5/1983 tarihli ve 2822 sayılı mülga Toplu İş Sözleşmesi,Grev ve Lokavt Kanunu’nun 6. maddesi şöyledir:
“Toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçehizmet akitleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. Hizmet akitlerinin topluiş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümleralır. Hizmet akdinde düzenlenmeyen hususlarda toplu iş sözleşmesindeki hükümleruygulanır.
Toplu iş sözleşmesinde hizmet akitlerineaykırı hükümlerin bulunması halinde hizmet akdinin işçi lehindeki hükümlerigeçerlidir.
Her ne sebeple olursa olsun sona eren toplu işsözleşmesinin hizmet akdine ilişkin hükümleri yenisi yürürlüğe girinceye kadarhizmet akdi hükmü olarak devam eder.”
17. 7/11/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İşSözleşmesi Kanunu’nun geçici 6. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bu Kanunun yürürlük tarihinden önce başlamıştoplu iş sözleşmesi görüşmeleri ve toplu iş uyuşmazlıkları mülga 2822 sayılıKanun ve bu Kanuna dayalı tüzük ve yönetmeliklere göre sonuçlandırılır.”
18. Türkiye Sivil Havacılık Sendikası (HAVA-İŞ) ile Türk HavaYolları Anonim Ortaklığı arasında imzalanan 1/1/2009-31/12/2010 yürürlüktarihli 22. Dönem İşletme Toplu İş Sözleşmesi’nin26. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilk cümlesi şöyledir:
“İşten çıkarma cezası Disiplin Kurulukararıyla verilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Mahkemenin 22/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
20. Başvurucu, 2006 yılından beri THY bünyesinde kabin memuruolarak çalıştığını, 29/5/2012 tarihinde gerçekleştirilen eylemle ilgili gereksendika gerekse işverenden gelen telefon mesajlarından haberinin olmadığını,aylık belirlenen iş bildirimine göre eylemin olduğu gün saat 06.50'de uçuşuolduğu için akşam erkenden yattığını, mesajların uyuduğu sırada gönderildiğini,uçuş için havalimanına geldiğinde ne olduğunu bilmediği izdiham nedeniyle uçuşsaatini kaçırdığını, durumu yetkililere bildirdiğini ve mazeretinin kabuledilerek aynı gün 20.45 uçağı ile Kopenhang'a yatılıolarak gönderildiğini, bu durumun iş akdinin devam ettiğini gösterdiğini,işveren ile Sendika arasında yapılan 22. Dönem Toplu İş Sözleşmesi'nin 26.maddesine göre sözleşmenin feshedilmesi için hakkında bir disiplin kararıalınması gerektiği hâlde doğrudan sözleşmenin feshedildiğini, bu durumun 4857 sayılıKanun ve uluslararası sözleşme hükümlerine aykırıolduğunu, yerel mahkemenin önce davayıkabul ettiğini,ancak Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin kararı bozarak ortadan kaldırdığını, eylemnedeniyle kendisi ile birlikte 305 kişinin işten çıkarıldığını, bu kişilerinaynı gerekçelere dayanarak açtıkları davaların kabul edildiğini ve kararlarınYargıtay 7. Hukuk Dairesi tarafından onandığını, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin,başka Yargıtay Dairelerinin verdiği kararlarla çelişki oluşturacak şekildehüküm tesis ettiğini, kendisi ile aynı durumda olan farklı kişilerindavalarının kabul edilmesinin eşitlik ilkesini zedelediğini, davada 4857 sayılıKanun, uluslararası sözleşmeler ve Anayasa'nın 90. maddesi hükümlerinin gözardı edildiğini, olay günü işvereni zarara uğratacakkasıtlı bir davranış içerisine girmediğini, eyleme katılan kişilerle aynıkefeye konularak iş akdinin feshedilmesi nedeniyle haksızlığa uğradığınıbelirterek Anayasa'nın 10., 36., 49. ve 53. maddelerinde düzenlenen haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüş; tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
21. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).BaşvurucununAnayasa'nın 10., 49. ve 53. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğiiddiasının Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.
22. Başvuru formu ve eklerinde başvurucu, iş bırakma eyleminekatılmadığını, uçuşa katılamama nedeninin izdihamdan kaynaklandığını, buyönüyle eyleme katılanlarla birlikte aynı kapsamda değerlendirilerek iş akdininfeshedilmesinin hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Bu açıdan başvurucununeyleme katılarak iş akdinin sonlandırılması nedeniyle anayasal haklarının ihlaledildiğine yönelik bir iddiada bulunmadığı anlaşılmış, grev hakkı yönündenayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır. Buna göre başvuru adil yargılanma hakkıkapsamında yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiası ve çelişkilikarar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıbaşlıkları altında incelenmiştir.
1. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla AdilOlmadığına İlişkin İddia
23. Başvurucu, işverenin iş sözleşmesini feshetmesinden sonraaynı gün 20.45 uçağında görevlendirildiğini, bu durumun iş akdinin devamettiğini gösterdiğini, işveren ile Sendika arasında yapılan 22. Dönem Toplu İşSözleşmesi'nin 26. maddesine göre sözleşmenin feshedilmesi için hakkında birdisiplin kararı alınması gerektiği halde işverenin doğrudan sözleşmeyifeshettiğini, bu durumun 4857 sayılıKanun veuluslararası sözleşme hükümlerine aykırı olduğunu belirterek adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
24.Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamaz."
25. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralıfıkrası şöyledir:
“Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
26. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
27. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri ile kanun yolundagözetilmesi gereken hususların bireysel başvuruda incelenemeyeceği ve buçerçevede Anayasa Mahkemesince açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verilebileceği hükme bağlanmıştır. Bir anayasal hakkınihlali iddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yenidenincelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa veKanun tarafından Anayasa Mahkemesinin yetkisi dışında bırakılan hususlarailişkin olduğu açıktır (Miraş Mümessillik İnş. Taah. Reklam.Paz. Bas. Yay.San. Tic.A.Ş., B. No: 2012/1056, 16/4/2013, § 34).
28. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular için benimsediğitemel yaklaşım doğrultusunda kural olarak, bireysel başvuruya konu davadakiolayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması,yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ilekişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esasyönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeyetabi tutulamaz. Anayasada yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği süreceve açıkça keyfîlik içermedikçe derece mahkemelerininkararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru incelemesinde elealınamaz. Bu çerçevede derece mahkemelerinin delilleri değerlendirmesinde vehukuk kuralını yorumlamasında bariz bir takdir hatası bulunmadıkça AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Kenan Özteriş,B. No: 2012/989, 19/12/2013, § 48).
29. Başvurucunun Bakırköy 15. İş Mahkemesinin E.2012/260 sayılıdosyasında açtığı işe iade davasında Mahkemenin, işverenin fesih bildiriminiyazılı olarak yapmak vefesih sebebini açık ve kesinolarak belirtmek zorunda olduğu, ayrıca hakkındaki iddialara karşı çalışanınsavunması alınmadan belirsiz süreli iş sözleşmesinin feshedilemeyeceği,işverenin fesih usulüne ilişkin kuralların hiçbirine uymadığı, davacınınsavunma hakkının kısıtlandığı, ayrıca davalı işverenin bu yöndeki iddialarınıispatlayacak delillerini de sunamadığı ve davasını ispatlayamadığını belirterekdavanın kabulüne kararverdiği, Yargıtay 22. HukukDairesinin isebaşvurucunun eyleminin ve işyerininniteliği dikkate alındığında toplu iş bırakma eylemine son çare olarakbaşvurulmadığı ve ölçülülük ilkesinin dikkate alınmadığı, bu nedenle davacınınsöz konusu davranışının, kural olarak fesih için haklı neden oluşturduğu ancakfesih tarihi itibariyle iş sözleşmesi hükmü olarak devam eden önceki toplu işsözleşmesi hükümleri uyarınca Disiplin Kurulu kararı alınmadan yapılan feshinhaksız olduğunun kabul edilmesi gerektiği, öte yandan Disiplin Kurulu kararınınalınmamış olması feshi haksız hâle getirmekte ise de Yargıtay uygulamasına görefesih açısından geçerli nedeni ortadan kaldırmadığı, davalı işverence yapılanfeshin geçerli nedene dayandığı kabul edilerek 4857 sayılı Kanun'un 20.maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca hükmün bozulmak suretiyle ortadankaldırılmasına karar vermiş ve davanın reddine karar verdiği anlaşılmıştır.
30. Yargıtayın, tarafların iddia vesavunmaları, tanık beyanları ve diğer delilleri gözönünealarak davanın reddine karar verirken belirttiği gerekçe ve başvurucununiddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün mahkeme tarafından delillerindeğerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına veesas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
31. Anayasa Mahkemesinin, derece mahkemelerinin hukukkurallarının olay ve olgulara uygulanması sırasındaki takdirine müdahaleetmesi, kendisini onların yerine koyarak değerlendirme yapmasının mümkünolmadığı, bu açıdan başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların Anayasa Mahkemesinindeğerlendirme yetkisi dışında kalan hususlara ilişkin olduğu anlaşılmış, ayrıcakararda bariz bir takdir hatası yapıldığı yönünde bir bulguya darastlanmamıştır.
32. Açıklanan nedenlerle başvurucunun belirtilen iddiasınınkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, derece mahkemesikararlarının açık bir keyfîlik veya bariz takdirhatası da içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Çelişkili Karar Verilmesi Nedeniyle AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
33. Başvurucu, aynı nitelikte olan davalarda diğer yargıtay Dairelerinin işe iade kararlarını onamasına rağmenYargıtay 22. Hukuk Dairesince reddedilmesinin kararlar arasında çelişkioluşturduğunu ileri sürmüştür.
34. Başvurucunun şikâyetleri, Yargıtay dairelerinin aynı olaydankaynaklanan davalarda farklı sonuçlara ulaşması ile ilgilidir. Bu bakımdan,Yargıtay kararlarındaki farklılaşmanın adil yargılanma hakkını zedeleyipzedelemediğinin incelenmesi gerekmektedir.
35. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hakniteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gerekenşekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa'nın, bütün mahkemelerin her türlükararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hakarama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §30).
36. Diğer yandan Sözleşme metni ile Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somutgörünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilenadil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme'ninlafzi içeriğinde yer alan gerekse AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkınınkoruma alanına dâhil edilen ilke ve hakları, Anayasa'nın 36. maddesi kapsamındakabul etmektedir (Güher Ergun ve diğerleri,B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
37. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukukgüvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010; veE.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). AİHM de benzer biçimde adil yargılanmahakkının, hukuk devletinin Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunubelirten Sözleşme’nin önsözüyle birlikte yorumlanması gerektiğinibelirtmektedir. Hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukukibelirlilik veya güvenlik ilkesi ise hukuki durumlarda belirli bir istikrarıtemin etmekte ve kamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyleuyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine güveni azaltarakyargısal bir belirsizliğe yol açabilir (bkz. Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05,20/10/2011, § 57).
38. Bununla birlikte farklı kararların aynı mahkemeden çıkmışolması, tek başına adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmeyecektir(benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Pinto/Portekiz, B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya,B. No: 21911/03, 24/3/2009, § 29; ve Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, §92). Değişik yönlerde kararlar verilmesi ihtimali Yargıtay, Danıştay, AskeriYüksek İdare Mahkemesi gibi çeşitli yüksek mahkemelerden oluşan yargısistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir ( Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, §53).
39. Diğer yandan bireylerin makul güvenlerinin korunması vehukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hakbahşetmemektedir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, § 74; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58).Mahkemelerin yorumlarında dinamik ve evrilen biryaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden kararlardakideğişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez (benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Atanasovski/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B.No: 36815/03, 14/1/2010, § 38).
40. Mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdiryetkisi kapsamında kalmakta olup böyle bir değişiklik özü itibarıyla öncekiçözümün tatminkar bulunmaması anlamına gelir (aynı yöndeki AİHM kararı içinbkz. S.S.Balıklıçeşme Beldesi Tarım Kalkınma Kooperatifi vediğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05 … 17293/05, 30/11/2010, § 28).Ancak aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulmasıhâlinde, mahkemelerce, bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesigerekmektedir (aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Stoilkovska/Makedonya Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B.No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).
41. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargıkararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununlabirlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazıhâllerde içtihadın müstekar hâle gelmesinin belirlibir zamana ihtiyaç duyacağı açıktır (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Zielinski ve Pradal ve Gonzalez ve digerleri/Fransa[BD], B. No: 24846/94 … 34173/96, 28/10/1999, § 59; ve Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti(k.k.), B. No: 42162/02, 2/12/2008).
42. İhtilaf konusu davalardaki uyuşmazlıkların veya olaylarınbirbirinden farklılık göstermesi, iki karardaki farklılaşan değerlendirmelerihaklı gösterir ve aynı konuda verilmiş çelişen hükümlerden bahsedilemez (benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. ErolUçar/Türkiye (k.k.), B. No: 12960/05,29/9/2009).
43. Yüksek mahkemelerin ya da nihai merci olarak bir uyuşmazlığıçözüme bağlayan mahkemelerin aynı konuya ilişkin kararlarında, davalarıniçeriğinden kaynaklanmayan farklı kabullerin bulunması hâlinde ise hareketnoktası derece mahkemelerinin değerlendirme veya yorumlarından hangisinin doğruolduğunun ve tercih edilmesi gerektiğinin tespit edilmesi olmayacaktır. Bununlabirlikte Anayasa Mahkemesi kararlarda yaşanan değişimin hukuki bir belirsizliğeyol açıp açmadığına ve başvurucu bakımından öngörülebilir olup olmadığınayönelik bir inceleme yapabilir (Türkan Bal,§ 58).
44. Başvurucu kendisi ile aynı durumda olan işçilerle ilgiliaçılan davalarda yerel mahkemelerin işe iade kararlarını diğer YargıtayDairelerinin onadığını, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin ise aksi yönde kararverdiğini, kararlar arasındaki çelişkinin içtihat birliğini bozduğunu bunedenle hak kaybına uğradığını iddia etmiştir.
45. Başvurucunun iddialarının değerlendirilmesi açısındanöncelikle başvuru konusu olaylar veYargıtay 22. HukukDairesinin 8/10/2013 tarihli ilamının gerekçesinde dayanılanvakıalarınincelenmesi gerektiği açıktır.
46. Başvuru konusu Yargıtay ilamının gerekçesinde; başvurucununeylem saatleri içerisinde saat 06.50'deki uçuşta görevli olduğu, bu görevekatılmadığı, sendika yetkililerin engellemeleri sonucu başvurucunun uçuşsaatini kaçırdığı ve işveren yetkililerine saatler sonra ulaşarak saat 20.45uçuşuna katıldığını iddia etse de iş sözleşmesinin feshedildiğini öğrendiktensonra görevini icra ettiği, saat 06.50'den 20.45'e kadar kadarpersonel yokluğu nedeniyle birçok seferin iptal edildiği, aynı engellemelererağmen görevinin başında uçuşa katılan personelin olduğu, başvurucunun anılansaate kadar amirleriyle temasa geçemediğine yönelik iddiasının hayatın olağanakışına aykırı olduğu, başvurucunun uçuş görevine katılmamak suretiyle eylemeiştirak ettiği, grev sonucu THY'nin yürüttüğü işin 03.00 - 24.00 saatleriarasında uzun sayılabilecek bir süre aksamasından dolayı binlerce yolcununmağdur olduğu ve işletmenin zarara uğradığı, bu itibarla eylem süresininuzunluğuna göre ölçülülük ilkesinin ihlal edildiği hususlarından hareketedilerek değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır.
47. Yargıtay ilamında başvurucunun olay günü görevli olduğu,özellikle yasal mazereti olmaksızın saat 06.50'deki uçuşa katılmadığı gibi aynıgün saat 20.45'e uçuşuna kadar iptal edilen 233 seferden herhangi birine dekatılmadığı ve eylemiyle bizzat işletmenin zarara uğratılmasında katkısınınolduğu hususlarına vurgu yapıldığı anlaşılmaktadır.
48. Başvurucu ile birlikte iş akdi sonlandırılan diğer işçilerinaçtığı davalarda işe iade kararı veren mahkemelerin kararları ile bu kararlarıonayan Yargıtay 7. ve 9. Hukuk Dairelerinin ilamları UYAP üzerindensorgulanmıştır.
49. Başvurucunun başvuru formuna ekli olarak sunduğu Yargıtay 7.Hukuk Dairesinin 27/4/2013 tarihli ve E.2013/8797, K.2013/7702 sayılı ilamı vebu ilama konu yerel mahkeme kararı da dahil olmak üzere aynı Daire ve Yargıtay9. Hukuk Dairesi tarafından verilen ilamlar ve yerel mahkeme kararlarında,davacıların eylem saatlerini kapsayan zaman dilimi içerisinde uçuş görevlerininolmadığı, raporlu veya izinli oldukları,uçuşgörevlerini aksatmadıkları, görev eğitim çalışmasında oldukları, işyeritemsilcisi olmaları nedeniyle izinli oldukları, bu kapsamda eylemekatıldıklarının ispatlanamadığı belirtilerek farklı gerekçelerledeğerlendirmeler yapıldığı ve iş akitlerinin haksız feshedildiği sonucunaulaşıldığı anlaşılmaktadır (Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 12/4/2013 tarihli veE.2013/11119, K.2013/6412 sayılı ilamı; 26/4/2013 tarihli ve E.2013/8800,K.2013/7706 sayılı ilamı; 10/7/2013 tarihli ve E.2013/13895, K.2013/13036sayılı ilamı; 12/4/2013 tarihli ve E.2013/11201, K.2013/6414 sayılı ilamı,Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 4/2/2014 tarihli ve E.2014/985, K.2014/3177 sayılıilamı; 4/2/2014 tarihli ve E.2013/9273, K.2014/3163 sayılı ilamı; 4/2/2014tarihli ve E.2013/9272, K.2014/3162 sayılı ilamı; 4/2/2014 tarihli veE.2012/526, K.2014/3145 sayılı ilamı).
50. Bu itibarla başvuru konusu olayın özellikleri ve Yargıtay22. Hukuk Dairesinin ilamındaki gerekçede dayanılan olguların diğer işe iadeile sonuçlanan dosyalardan farklı bir özelliğe sahip olduğu anlaşılmıştır.
51. İş bırakma eylemine katıldığı iddiası ileişakdi sonlandırılan ve Yargıtay 22. Hukuk Dairesi tarafından davası reddedilenbir işçinin bireysel başvurusunda Anayasa Mahkemesinin, aralarında çelişkiolduğu iddia edilen Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin onama ilamına konu olayla başvurukonusu olayın aynı mahiyette olduğunu, her iki olayda da davacıların eylem günüraporlu olduklarını, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin, sağlık raporlarınındoğruluğunu kabul eden ve ispat yükünün işverene düştüğüne dair ilk derecemahkemelerinin kararlarını istikrarlı biçimde onadığını, bu nedenle hukukibelirlilik ilkesi ışığında, başvurucuda kendi davasında verilecek kararailişkin makul bir güvenin oluştuğunun kabulünün gerekeceğini, dolayısıylaYargıtay 22. Hukuk Dairesinin sağlık raporu ile ispat yükü bakımından farklıbir değerlendirme yapması, her ne kadar takdir yetkisi kapsamında kabuledilebilirse de mevcut başvurunun koşullarında öngörülebilir olmadığını vegerekçelendirmeye muhtaç olduğunu, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin bahse konuilamının, daha önceki kararlardan farklı bir sonuca neden ulaşıldığının,başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasına imkânverecek yeterli gerekçeyi içermediğini, Yargıtay dairelerinin ilamlarındayeterli gerekçeyle desteklenmeyen farklılıkların bulunmasının, başvurucununaçtığı davanın görülmesi bakımından hukuki belirsizliğe neden olduğunu vebaşvurucu açısından öngörülemez bulunduğunu belirterek adil yargılanma hakkınınihlaline karar verdiği anlaşılmıştır (TürkanBal).
52. Bunun yanında Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru yoluylagündemine gelen benzer nitelikteki doksan sekiz başvuruyu tek bir dosyadabirleştirmiş; başvuru dosyasında, aralarında çelişki olduğu iddia edilenYargıtay 7. Hukuk Dairesinin onama ilamına konu olaylarla başvuru konusu olaylarınaynı mahiyette olduğu, söz konusu olaylardadavacıların raporlu veya eğitimde oldukları, Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin,sağlık raporlarının doğruluğunu kabul eden ve ispat yükünün işverene düştüğünedair ilk derece mahkemelerinin kararlarını istikrarlı biçimde onadığı, yinesertifika eğitimi için görevlendirmenin yapıldığı sırada eğitimin iptal edilipüye olduğu Sendikanın basın açıklamasını dinlemenin işverene fesih hakkıtanımayacağına dair yerel mahkeme kararının da aynı şekilde onanarak kesinleştiği,bu nedenle hukuki belirlilik ilkesi ışığında başvurucuların kendi davalarındaverilecek karara ilişkin makul bir güvenin oluştuğunun kabulünün gerekeceği,dolayısıyla Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin sağlıkraporlarıve basın açıklamasının dinlenmesi konularında farklı bir değerlendirme yapması,takdir yetkisi kapsamında kabul edilebilirse de mevcut başvurunun koşullarındaöngörülebilir olmadığı ve gerekçelendirmeye ihtiyaç duyduğu, Yargıtay 22. HukukDairesinin bahse konu ilamının daha önceki kararlardan farklı bir sonuca nedenulaşıldığına dair başvurucular ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarakanlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçeyi içermediği, Yargıtay dairelerininilamlarında yeterli gerekçeyle desteklenmeyen farklılıkların bulunmasının,başvurucuların açtığı davaların görülmesi bakımından hukuki belirsizliğe nedenolduğu ve başvurucular açısından öngörülemez nitelikte olduğu sonucunavarılarak adil yargılanma hakkının ihlaline karar verildiği anlaşılmıştır (Semra Bekiroğlu ve diğerleri, B. No:2013/6717, 16/12/2015).
53. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru yoluyla gündemine gelenbenzer nitelikteki altı başvuruyu da tek bir dosyada birleştirerek gerekçelikarar hakkı yönünden incelemiş ve başvuru dosyasında;davacılarınbir kısmının sendika üyesi ve işyeri temsilcisi olmaları nedeniyle sendikalizinli oldukları, bir kısmının raporlu ve başka şehirde eğitimde olduğu,sendikal izinli olanlarla ilgili Yargıtay ilamında sağlık raporu alınmasısuretiyle anılan başvurucuların görevini ifa etmediği şeklinde davalıişletmenin herhangi bir iddiası olmamasına rağmen bu hususlara yer verildiği,Toplu İş Sözleşmesi’nde kendisine yer bulan “sendikal izin” konusunda anılanbaşvurucuların bu durumu ile ilgili bir değerlendirmenin yapılmadığı, yine göreveğitiminde olan teknisyenlerle ilgili olarak Yargıtay ilamında, olaylarınolduğu tarihte anılan başvuruculara görev olarak eğitim verilmesi, eylemin03.00-24.00 saatleri arasında olmasına rağmen başvurucuların birkaç saat sonraeğitimine geri dönmesi hususları ve karşıoy yazısıbirlikte değerlendirildiğinde, başvurucuların olaya özgü durumları konusundaherhangi bir değerlendirmenin yapılmadığı, olay günü izinli olması ve diğerçalışanlara yönelik fiili eylemi olduğunun ispat edilememesi nedeniyle yerelmahkemece işe iadesine karar verilen başvurucu hakkında Yargıtay ilamında,davalının iddialarına, başvurucunun sağlık raporu almak suretiyle görevini ifaetmediği şeklinde yer verildiği, ayrıca yerel mahkeme tarafından davanın kabuledilme sebebi olarak olayların olduğu tarihte başvurucunun raporlu olduğunungösterildiğinin belirtildiği, buna karşın “…her ne kadar davacı izinli olduğu, protestoları sadece izlediğini ileri sürmüşise de dosyadaki delillerden davacının eyleme iştirak etmek için bulunduğuanlaşılmıştır.” gerekçesiyle başvurucunun eyleme katıldığı sonucunavarıldığının belirtildiği, İlamda, başvurucunun eyleme katılıp katılmadığıyahut neden iş başı yapıp yapmadıkları konusunda yeterince bir açıklamayapılmadığı belirtilerek gerekçeli karar hakkının ihlaline karar verildiğianlaşılmıştır (Önder Atmaca ve diğerleri,B. No: 2013/7449, 16/12/2015).
54. Bu açıdan başvuru konusu olayın özellikleri ile AnayasaMahkemesinin daha önce verdiği ihlal kararına konu olaylarınözelliklerininfarklılık içerdiği anlaşılmıştır.
55. Başvuru konusu olayda Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin,başvurucunun olay günüeylem saatleri içinde saat06.50'deki uçuş görevine kabul edilebilir bir mazereti olmaksızınkatılmadığını, izdiham olmasına rağmen aynı durumda olan diğer bazı çalışanlarıngörevlerini icra ettiklerini, başvurucunun tekrar görev aldığı saat 20.45uçuşuna kadar amirleriyle irtibata geçerek iptal edilen görevlerden herhangibirine katılması söz konusu olduğu hâlde, iş akdinin feshedildiğini öğrendiktensonra işletmeyle irtibata geçerek görev aldığını, başvurucunun görevli olduğuuçuşa katılmamak suretiyle eyleme bizzat iştirak ederek işletmeyi zararauğrattığını ve eylemin süresi itibarıyla ölçülü olmadığını belirterek işakdinin geçerli nedenle feshedildiğini, disiplin kurulu kararı alınmadan işakdinin sonlandırılmasının feshi haksız hâle getirdiğini, ancak Yargıtayuygulamasına göre bu durumun fesih açısından geçerli nedeni ortadankaldırmayacağını belirterek davayı reddettiği anlaşılmıştır.
56. Yukarıdaki açıklamalar ışığında başvuru konusu davaya konuvakıaların, çelişkili olduğu iddia edilen Yargıtay 7. ve 9. Hukuk Dairelerinceverilen ilamlara konu olaylardan farklı olduğu, somut olay açısından Yargıtay22. Hukuk Dairesinin ilamında, davanın esasına yönelik hususlarda makulölçüde açıklama yapıldığı, başka bir ifadeyle ilamda,daha önceki kararlardan farklı bir sonuca neden ulaşıldığının, başvurucu veüçüncü kişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek düzeydeyeterli gerekçeyle izah edildiği, bu açıdan ilamın, benzer niteliktekidavaların karara bağlanması sürecinde hukuki belirsizliğe yol açtığı vebaşvurucu için öngörülemez nitelikte olduğundan bahsedilemeyeceği sonucunaulaşılmıştır.
57. Açıklanan nedenlerle adil yargılanma hakkına yönelik birihlal olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Çelişkili kararverilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,22/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.