TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MURAT KURT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/13014)
Karar Tarihi: 8/3/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Hasan Tahsin GÖKCAN
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Gülbin AYNUR
Başvurucu
:
Murat KURT
Vekili
:
Av. Cavit ÇALIŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, askerlik mesleğinden kaynaklanan psikiyatrikrahatsızlık nedeniyle oluşan zararların tazmini istemiyle açılan davanın süreaşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 3/8/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu 1990 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) uzmanerbaş olarak göreve başlamış, 1993 yılında astsubaylığa naspedilmiştir.
9. Başvurucu; terörle mücadele faaliyetlerinin yürütüldüğü Elazığ'ın Arıcak ilçesinde 1994 ile 1996, Mardin'in Savurilçesinde 1999 ile 2001, Bitlis'in Tatvan ilçesinde 2009 ile 2011 yıllarındagörev yapmıştır.
10. Başvurucu 2011 yılında atandığı Çanakkale Ezine İlçeJandarma Komutanlığında görev yaparken psikolojik olarak rahatsızlanmasınedeniyle 5/12/2011 tarihinde Gülhane Askerî Tıp Akademisi Asker Hastanesine(GATA) sevk edilmiştir. 7/12/2011 tarihinde GATA’ya yatırılan başvurucuya6/1/2012 tarihli sağlık kurulu raporu ile anksiyete bozukluğu (tanımlanmamış) tanısı konulmuş ve bir ayistirahat verilmiştir.
11. 6/1/2012 tarihli sağlık kurulu raporu ile verilenistirahatinin bitmesini müteakiben aynı Hastane tarafından düzenlenen 2/3/2012,8/5/2012, 26/6/2012, 25/8/2012, 31/10/2012, 28/12/2012, 26/2/2013, 25/6/2013,24/9/2013 ve 26/3/2014 tarihli sağlık kurulu raporlarıyla başvurucu 26/6/2014tarihine kadar istirahatli sayılmıştır. Belirtilen sağlık kurulu raporlarındabaşvurucu hakkında anksiyete bozukluk, karışık anksiyete ve depresif bozukluk, travma sonrası stresbozukluğu gibi tanılara yer verilmiştir.
12. Söz konusu istirahatlerinin bitmesi üzerine başvurucuyeniden sağlık kuruluna sevk edilmiştir. 25/6/2014 tarihinde düzenlenen sağlıkkurulu raporu ile başvurucu hakkında Kroniknitelik kazanmış travma sonrası stres bozukluğu tanısıyla"TSK’da görev yapamaz." kararı verilmiştir. Bu raporun 9/7/2014tarihinde Millî Savunma Bakanlığı (MSB) tarafından onaylanarak kesinleşmesininardından başvurucunun 11/12/2014 tarihinde TSK’dan ilişiği kesilmiştir.
13. Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) aylık bağlama işlemine esasolmak üzere başvurucuyu yeniden GATA’ya sevk etmesi üzerine GATA tarafındandüzenlenen 12/1/2015 tarihli sağlık kurulu raporunda da başvurucuya aynı teşhiskonulmuş, ayrıca hastalığın ortaya çıkmasında askerlik hizmetinin sebep vetesiri olduğu tıbbi kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
14. Başvurucu 13/8/2014 tarihinde MSB’ye müracaat etmiş veaskerlik mesleğinden kaynaklanan psikiyatrik rahatsızlık nedeniyle oluşanzararlarının tazminini talep etmiştir. Başvurucu, talebinin cevap verilmemeksuretiyle reddi üzerine 20/10/2014 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde(AYİM) tam yargı davası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde; Elazığ, Mardin ve Bitlis illerinde görev yaparken terörlemücadele kapsamında gerçekleştirilen operasyonlar sırasında aldığı görevlernedeniyle geçirdiği travma sonucu psikolojisinin bozulduğunu ve TSK’da görevyapamaz hâle geldiğini, bu sebeple uğradığı zararın idarece tazmin edilmesigerektiğini belirtmiştir.
15. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) 18/2/2015 tarihindeoyçokluğuyla verdiği kararla davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararıngerekçesinde, başvurucunun terörle mücadele kapsamında değerlendirilebilecek enson faaliyetinin 3/10/2009 tarihinde Tatvan-Van kara yolunda meydana gelenterör olayı sonrasında şehit ve yaralıların tahliyesinde görev almak olduğubelirtilmiştir. Başvurucunun psikiyatrik rahatsızlığının kaynağı olarakgösterdiği nitelikteki en son görevi gerçekleştirdiği 3/10/2009 tarihindenitibaren bir yıl içinde zorunlu idari başvuruda bulunması gerekirken bu süregeçtikten sonra 13/8/2014 tarihinde idareye başvurduğu ifade edilmiştir.Dolayısıyla idareye süresinde yapılmayan başvurunun zımnen reddi üzerine20/10/2014 tarihinde açılan davanın süresinde olmadığı kabul edilmiştir.Kararda ayrıca 25/6/2014 ve 12/1/2015 tarihli raporların ve bu raporlardakitespit ve değerlendirmelerin zararın öğrenilmesine ve dava açma süresine biretkisinin bulunmadığı da vurgulanmıştır.
16. Karşıoyda ise davanın süresindeolup olmadığına karar verilebilmesi için öncelikle tıbbi bilirkişi incelemesiyaptırılması veya başvurucunun GATA'ya sevk edilerek hakkında ayrıca bir rapordüzenlettirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna gerekçe olarak, davadosyasındaki bilgi ve belgelerden başvurucunun rahatsızlığına sebep olabilecekbaşka faktörlerin de mevcut olabileceğinin anlaşılmasına karşılık 2014 ve 2015yıllarında düzenlenen sağlık raporlarında buna ilişkin bilgi ve belgelerin irdelenipirdelenmediğine ilişkin bir tespit bulunmaması gösterilmiştir. Dolayısıylayaptırılacak bu inceleme yolu ile başvurucunun rahatsızlığının hanginedenlerden oluştuğu, hangi tarihte ortaya çıktığı veya çıkabileceği, 2009yılında ve sonrasında da başvurucuda bu rahatsızlığın mevcut olup olmadığı,rahatsızlığa neden olabilecek başka faktörler bulunup bulunmadığı hususlarınınortaya konulması gerektiği ifade edilmiştir. Karşıoygörüşünde ayrıca 25/6/2014 tarihli sağlık kurulu raporundan önce başvurucunun TSK’dagörev yapamayacağına ilişkin olarak herhangi bir rapor düzenlenmemiş olduğunada dikkat çekilmiştir.
17. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Mahkemenin 1/7/2015 tarihlikararıyla reddedilmiştir.
18. Nihai karar başvurucuya 20/7/2015 tarihinde tebliğedilmiştir.
19. Başvurucu 3/8/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
20. Bireysel başvurunun incelenme sürecinde 21/1/2017 tarihli ve6771 sayılı Kanun ile Anayasa'ya eklenen geçici 21. maddenin birinci fıkrasının(E) bendiyle AYİM kaldırılmıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Kanunlar
21. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdareMahkemesi Kanunu’nun43. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadanönce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeyetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğitarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."
22. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir şöyledir:
"İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılıbildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerigereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudakiişlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içindecevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresiiçinde dava açılabilir."
2. Danıştay İçtihadı
23. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182,K.2011/4711 sayılı kararı şöyledir:
"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemingerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta cezadavalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.
Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarruftabulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerineizafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte, resmî yetkilerin kullanımısırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarındandoğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundanmı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucundabelirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.
Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğininve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetiniolumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tamyargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelikolması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğininve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur."
24. Danıştay Onbeşinci Dairesinin31/5/2016 tarihli ve E.2016/4241, K.2016/3896 sayılı kararı şöyledir:
"[2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 13. maddesinde], idareye başvuruiçin öngörülen en geç beş yıllık sürenin hangi tarihten itibaren başlatılacağızaman zaman duraksamalara yol açtığından, bu hususun irdelenmesi gerekmektedir.
Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyleuğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasınınaçılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığızararın ortaya çıkması zorunludur.
İdari eylem, idarenin işlevi sırasında birhareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemleilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veyaişlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıylabirlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme vehatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.
...
Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 13'üncümaddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürenin, eylemin idariliğininortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zararayol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıylakullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak aramaözgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."
B. Uluslararası Hukuk
25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes davasının,medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda kararverecek olan, ... bir mahkeme tarafından, ... görülmesini isteme hakkınasahiptir..."
26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) ilgili içtihadıiçin bkz. Alpay Dinç ve diğerleri,B. No: 2014/12678, 6/7/2017,§§ 27-35.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 8/3/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Mahkemeye ErişimHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia Yönünden
1. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu, geçirdiği psikiyatrik rahatsızlık nedeniyleTSK'da görev yapamaz hâle geldiğinin ancak 2014 yılında düzenlenen sağlıkraporuyla anlaşıldığını; söz konusu rapor üzerine süresi içinde idari başvuruyaparak dava açtığını belirtmiştir. Mahkemenin aynı nitelikteki uyuşmazlıklardafarklı yönde verdiği kararlar olduğunu hatırlatan başvurucu; Mahkemenin davaaçma süresini psikiyatrik rahatsızlığa neden olduğu ileri sürülen olaytarihinden başlatarak davayı süre aşımından reddetmesi nedeniyle eşitlikilkesinin, adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
2. Değerlendirme
29. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü Mahkemenindava açma süresinin başlangıcını tespit etme noktasında hukuk kurallarınıhatalı değerlendirmesi ve uygulaması neticesinde uyuşmazlığın esasınınincelenememesidir. Bu nedenle belirtilen ihlal iddialarının tümü mahkemeyeerişim hakkı kapsamında incelenmiştir.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Hakkın Kapsamı veMüdahalenin Varlığı
32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün birunsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metninedâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayanAİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişimhakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.Şti., B.No: 2014/13156,20/4/2017,§ 34).
33. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesiiçin ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenyararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:2013/8896, 23/2/2016, § 33).
34. Somut olayda idari eyleme dayalı tam yargı davasının süreaşımından reddedilerek uyuşmazlığın esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucununmahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.
ii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
35. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırıolamaz."
36. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesininihlalini teşkil edecektir.
37. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebedayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
(1)Kanunilik
38. Başvurucunun idari eylemden doğan zararının tazminiistemiyle açtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin Mahkemekararının 1602 sayılı mülga Kanun'un 43. maddesine dayandığı görülmektedir.Dolayısıyla somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelikmüdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
(2) Meşru Amaç
39. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının neolduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafındanmüteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlemya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genelifadesiyle idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğunaişaret etmiştir (Daha ayrıntılı değerlendirmeler için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,§§ 54, 55; Fatma Altuner,B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2014/12354,9/11/2017, § 52).
(3) Ölçülülük
(a) Genel İlkeler
40. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini, kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veyamahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararınıönemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlaledebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
41. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerinöngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsızlaştırmadıkça -hukuki belirlilikilkesinin gereği olarak- mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ancakmevzuatta öngörülen süre kurallarının hukuka açıkça aykırı olarak yanlışuygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle kişilerin davaaçma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunmasımahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş.Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., §38).
42. Dava açma süresinin işlemeye başladığı an da mahkemeyeerişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önemtaşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihtebaşlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derecemahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açmasüresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesininbir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgiliderece mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somutolayın koşulları ışığında incelemektir (AhmetYıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açmasüresinin hak sahibinin henüz dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı vesomut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerinbulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsızkılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 66).
(b) İlkelerin OlayaUygulanması
43. Başvurucu, dava açma süresinin başlangıç tarihi olarakpsikiyatrik rahatsızlığa neden olduğu ileri sürülen olayların yaşandığı tarihinesas alınmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğinden şikâyet etmektedir.
44. Yukarıda yer verilen (bkz. §§ 23, 24) Danıştay içtihadındaortaya konulduğu üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminiistemiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesiiçin ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasındailliyet bağı bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğininveya yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonraanlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin butarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir.
45. Bu bağlamda bireysel başvuruya konu olayda başvurucununpsikiyatrik rahatsızlığının sağlık raporlarının düzenlenmesinden daha öncebaşladığında ve hastalığa neden olduğu ileri sürülen olayların da çok zamanönce yaşandığında tartışma bulunmamaktadır. Bununla birlikte fizikselrahatsızlıklarda, rahatsızlığın ilk defa bilindiği veya bilinmesi gerektiğitarihten itibaren zararın değerlendirilebileceği kabul edilebilir ise depsikiyatrik rahatsızlıklar açısından rahatsızlığı doğuran olayın bilindiğitarihte uğranılan zararın değerlendirilebilmesi çoğunlukla mümkün olmayabilir.Zira somut olayda olduğu gibi psikiyatrik hastalıklar, hastalığa sebep olduğuileri sürülen olaylarla aynı tarihlerde ortaya çıkmamakta; çok sonraki birtarihte ve anılan olaylara bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıylapsikiyatrik hastalığa neden olan olayların yaşandığı anda başvurucularınuğradıkları zararı öğrenmeleri ve değerlendirmeleri her zaman beklenemez(benzer mahiyette bir olaya ilişkin aynı yönde değerlendirme için bkz. Alpay Dinç ve diğerleri, § 66).
46. Somut olayda başvurucu; Mahkeme tarafından dava açmasüresinin başlangıcına esas alınan, askerlik mesleğinin ifası sırasında terörlemücadele faaliyetleri kapsamında katıldığı en son görev tarihi olan 3/10/2009tarihinden sonra da TSK'da görevini sürdürmüştür. Başvurucunun rahatsızlığısebebiyle TSK'daki görevini sürdüremeyeceği25/6/2014 tarihinde, hastalığınınortaya çıkmasında askerlik mesleğinin sebep ve tesiri olduğu ise 12/1/2015tarihinde düzenlenen sağlık kurulu raporlarıyla tespit edilmiştir.
47. Dolayısıyla başvurucunun psikiyatrik rahatsızlığa nedenolduğu ileri sürülen olayların yaşandığı tarih itibarıyla anılanrahatsızlığının bulunduğunu ve bu rahatsızlığın muvazzaf askerlik görevikapsamındaki olayların sebep ve etkisinden kaynaklandığını mutlak suretlebildiğinden ya da bilmesi gerektiğinden söz edilemez. Başvurucunun anılanhastalığının askerlik mesleğinin sebep ve etkisinden kaynaklandığını ortayakoyan sağlık raporunun ardından zararını değerlendirebildiği söylenebilir. Buitibarla olay tarihi esas alınarak uğradığı zararla ilgili tazminat davasıaçmasının beklenmesi başvurucuya orantısız bir külfet yüklemektedir.
48. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde Mahkemenin, başvurucununuğradığı zararı öğrenmesine ve değerlendirmesine imkân tanımayan olay tarihini(başvurucunun katıldığı enson operasyon tarihi) esasalarak dava açma sürelerini belirlemesine ilişkin yorumunun başvurucununmahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum olduğu ve bu yorumunbaşvurucunun mahkemeye erişim hakkını aşırı derecede güçleştirerek neredeyseimkânsız hâle getirdiği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla bu yorumdan hareketledavanın süre aşımından reddedilmesi suretiyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkınayönelik müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.
49. Öte yandan bireysel başvuruya konu olan uyuşmazlıktaidarenin kısmen veya tamamen tazmin sorumluluğu bulunup bulunmadığı hususuancak davanın esastan incelenmesi sonucu Mahkemenin belirleyeceği bir husustur.Anayasa Mahkemesinin yukarıda aktarılan değerlendirmesi ve vardığı sonuçyalnızca mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin olup davanınesasına ilişkinbir değerlendirme içermediği açıktır.
50. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Diğer İhlal İddialarıYönünden
51. Başvurucu; karar düzeltme talebinin reddedilmesi nedeniyle aleyhinepara cezasına hükmedilmesinin ve yüksek miktarda yargılama giderlerini ödemekzorunda bırakılmasının kendisine ağır bir külfet yüklediğinden, bu nedenlerlede mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.
52. Başvurucu ayrıca, bireysel başvuruda bulunduktan sonraAnayasa Mahkemesine verdiği 9/8/2016 tarihli dilekçesinde davasını süreaşımından reddeden askerî hâkimler hakkında FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle işlemyapıldığını belirtmektedir. Bu itibarla yargılamanın bağımsız ve tarafsız birmahkeme tarafından yürütüldüğünden söz edilemeyeceğini ifade eden başvurucu,adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
53. Somut başvuruya konu Mahkeme kararının Anayasa’nın 36.maddesi kapsamında mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği sonucuna varıldığındanbaşvurucunun ileri sürdüğü diğer şikâyetler hakkında ayrıca değerlendirmeyapılmasına gerek görülmemiştir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
55. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerekihlalin giderilmesi ve uğradığı zararın tazminine karar verilmesi talebindebulunmuştur.
56. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
57. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeyegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
58. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğusonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için -Anayasa'nın geçici 21. maddesininbirinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt bendi gereğince- yetkili idari yargımerciine GÖNDERİLMESİNE (Karar, AYİM İkinci Dairesinin 18/2/2015 tarihli veE.2015/243, K.2015/274 sayılı kararıyla ilgilidir.)
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE8/3/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.