TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MURAT DİNÇ VE RIZA DİNÇ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/65)
Karar Tarihi: 11/6/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Gülbin AYNUR
Başvurucular
:
1. Murat DİNÇ
2. Rıza DİNÇ
Vekili
:
Av. Fevzi AKSOY
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyleaçılan tam yargı davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeyeerişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 5/1/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Rıza Dinç ve Murat Dinç (başvurucular) baba oğuldur.
9. Başvuruculardan Murat Dinç (başvurucu); Türk SilahlıKuvvetleri (TSK) emrinde, Aksaz Deniz Üs Komutanlığındazorunlu askerlik görevini yapmaktayken 28/1/2012 tarihinde sağlık durumununkötüleşmesi üzerine Aksaz Asker Hastanesinekaldırılmış, buradaki ilk müdahalesinin ardından ileri tetkik yapılmasıamacıyla Gülhane Askeri Tıp Akademisi Haydarpaşa Asker Hastanesine (GATA) sevkedilmiştir.
10. GATA Üroloji Kliniğine yatışı yapılan başvurucu, böbrekağrısı şikâyetine yönelik olarak uygulanan yedi günlük tedavisinin ardındanhakkında ameliyat kararı alınmak ve kendisine bir ay hava değişimi verilmeksuretiyle 10/2/2012 tarihinde taburcu edilmiştir.
11. 8/3/2012 tarihinde sol pyeloplastiameliyatı uygulanan ve bir müddet daha takip ve tedavisine devam edilenbaşvurucu hakkında GATA sağlık kurulu tarafından düzenlenen 18/6/2012 tarihliraporda "Hidroüreter, hidronefroz, üroteropelvik bileşke obstrüksiyonu ile birlikte sol hidronefrotik böbrek pyeloplastiameliyatlısı ve böbrek fonksiyonlarının anormalçalışması"tanısına istinaden "Askerliğe elverişlideğildir." kararı verilmiştir. Söz konusu rapor 18/7/2012 tarihindeMillî Savunma Bakanlığı (MSB) tarafından onaylanarak kesinleşmiştir.
12. Başvurucu 24/7/2012 tarihinde, iki komutanı tarafından karınboşluğuna vurulması nedeniyle belirtilen rahatsızlığının oluştuğu iddiasıylailgili personel hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Askerî Savcılık(Savcılık) tarafından ilgili kamu görevlileri hakkında asta müessir fiilsuçundan başlatılan soruşturma 18/3/2014 tarihinde takipsizlik kararıylasonuçlanmıştır.
A. Olaya İlişkin İlk TamYargı Davası Süreci
13. Başvurucu 25/7/2012 tarihinde MSB'ye başvurmuş ve zorunluaskerlik görevi sırasında maruz kaldığı müessir fiil nedeniyle askerliğeelverişsiz hâle geldiğini belirterek bu sebeple uğradığı maddi ve manevizararın hizmet kusuru ilkesi gereğince karşılanması talebinde bulunmuştur.
14. Başvurucu söz konusu talebinin idare tarafından cevapverilmemek suretiyle reddedilmesi üzerine olay nedeniyle uğradığı zararıntazmini istemiyle 23/11/2012 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM)tam yargı davası açmıştır.
15. AYİM İkinci Dairesi 6/3/2013 tarihli kararıyla davayı süreaşımından reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, idareye 25/7/2012 tarihindeyapılan başvurunun zımnen reddi üzerine altmış gün içinde ve en geç 22/11/2012tarihine kadar dava açılması gerekirken 23/11/2012 tarihinde açılan davanınsüresinde olmadığı belirtilmiştir. Söz konusu karar üst kanun yolunabaşvurulmaksızın kesinleşmiştir.
B. Olaya İlişkin İkinciTam Yargı Davası Süreci (Bireysel Başvuruya Dayanak Dava)
16. Başvurucular 4/3/2013 tarihinde MSB'ye başvurmuştur. Sözkonusu başvuru dilekçesinde Murat Dinç, zorunlu askerlik görevi sırasında maruzkaldığı müessir fiil nedeniyle askerliğe elverişsiz hâle geldiğini belirterekbu sebeple uğradığı maddi ve manevi zararların; Rıza Dinç ise oğlunun malulhâle gelmesinden dolayı uğradığı manevi zararın hizmet kusuru ilkesi gereğincekarşılanması talebinde bulunmuştur.
17. Başvurucular söz konusu taleplerinin idare tarafından cevapverilmemek suretiyle reddedilmesi üzerine olay nedeniyle uğradıkları zararıntazmini istemiyle 21/5/2013 tarihinde AYİM'de tamyargı davası açmıştır.
18. Dava devam ederken başvurucular vekili 15/8/2013 tarihlidilekçe ile Turhal Askerlik Şubesine (Askerlik Şubesi) müracaat etmiş ve18/6/2012 tarihli sağlık raporunun kesinleşmiş suretinin tebliğini istemiştir.Askerlik Şubesi 19/8/2013 tarihinde söz konusu raporu başvurucular vekilinetebliğ etmiştir.
19. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) 30/4/2014 tarihindeoyçokluğuyla verdiği kararla davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararıngerekçesinde öncelikle olay nedeniyle uğranılan zararların karşılanmasıamacıyla başvurucular vekili tarafından daha önce de -25/7/2012 tarihinde-davalı idareye bir müracaatta bulunulduğuna dikkat çekilmiştir. Söz konusu müracaatınidare tarafından altmış gün içinde cevap verilmemek suretiyle reddi üzerineikinci altmış günlük dava açma süresi içinde ve en geç 22/11/2012 günü mesaisaati bitimine kadar dava açılması gerekirken bu süre geçirildikten sonra21/5/2013 tarihinde açılan davada süre aşımı olduğu belirtilmiştir. Karardaayrıca 4/3/2013 tarihinde idareye yeniden bir başvuruda bulunulduğuanlaşılmakla birlikte söz konusu başvurunun ilk başvurunun zımnen reddi üzerinebaşlayan ve bitmiş olan dava açma süresini canlandırmasına hukuken olanakbulunmadığı da vurgulanmıştır.
20. Karşıoy görüşünde ise idarieylemden zarar görenin daha önceki başvurusu reddedilmiş olsa da bir yıllıkzorunlu idari başvuru süresi içinde olmak kaydıyla idareye yeniden başvurudabulunabileceği ve talebinin reddi hâlinde süresi içinde yeni bir davaaçabileceği belirtilmiştir. Buna göre başvurucunun askerliğe elverişliolmadığına dair sağlık raporunun onaylanarak kesinleştiği 18/7/2012 (ve ayrıcasöz konusu raporun tebliğ edildiği 19/8/2013) tarihinden itibaren henüz biryıllık süre içinde yapıldığı anlaşılan 4/3/2013 tarihli başvurunun geçerli birbaşvuru olarak kabul edilmesi gerektiği ifade edilmiş, söz konusu başvurununzımnen reddi üzerine 21/5/2013 tarihinde açılan davanın süresinde olduğu belirtilmiştir.
21. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Mahkemenin5/11/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
22. Nihai karar 8/12/2014 tarihinde başvuruculara tebliğedilmiştir.
23. Başvurucular 5/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
24. Bireysel başvurunun incelenme sürecinde 21/1/2017 tarihli ve6771 sayılı Kanun ile Anayasa'ya eklenen geçici 21. maddenin birinci fıkrasının(E) bendiyle AYİM kaldırılmıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
25. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdareMahkemesi Kanunu’nun 43. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"İdari eylemlerdenhakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadanönce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleritarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içindeyetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğitarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."
V. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 11/6/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
27. Başvurucular, tam yargı davası açılmadan önce idareyeyapılması zorunlu olan başvuru için öngörülen bir yıllık süre içinde birdenfazla başvuruda bulunulmasına engel bir düzenleme olmadığını belirtmekte; bunagöre sağlık raporunun kesinleştiği 18/7/2012 tarihinden itibaren bir yıl içindeve 4/3/2013 tarihinde yapılan başvurunun reddi üzerine açtıkları davanınsüresinde olduğunu iddia etmektedir. Kesinleşen sağlık raporunun 19/8/2013tarihinde tebliğ edildiğine ve ceza soruşturmasının 21/3/2014 tarihindesonuçlandığına da dikkat çeken başvurucular, bu hususların lehedeğerlendirilerek davanın süresinde olduğu kabul edilebileceği hâlde derecemahkemesinin katı ve şekilci bir yorumla davayı süre aşımından reddetmesinin hakkaniyeteaykırı olduğunu ifade etmekte; mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğiniileri sürmektedir.
B. Değerlendirme
28. Anayasa’nın "Hakarama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Hakkın Kapsamı veMüdahalenin Varlığı
30. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün birunsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede,Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınanadil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeyeerişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).
31. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak aramaözgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesive kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesiiçin ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerdenyararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:2013/8896, 23/2/2016, § 33).
32. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
33. Somut olayda idari eyleme dayalı tam yargı davasının süre aşımındanreddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucuların mahkemeye erişimhakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.
b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı
34. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Temel hak vehürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülükilkesine aykırı olamaz."
35. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesininihlalini teşkil edecektir.
36. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülenve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebedayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığınınbelirlenmesi gerekir.
i. Kanunilik
37. Başvurucuların idari eylemden doğan zararın tazminiistemiyle açtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin Mahkemekararının 1602 sayılı mülga Kanun’un 43. maddesine dayandığı görülmektedir.Dolayısıyla somut olayda başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yönelikmüdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.
ii. Meşru Amaç
38. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının neolduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafındanmüteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari işlemya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en genelifadesiyle Anayasa'nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin birgereği olan idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı bulunduğunaişaret etmiştir (Daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,§§ 54, 55; Fatma Altuner,B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48,49; Çölbeyi Lojistik Nakliyat Gümrükleme Denizcilik İnşaat Turizm Sanayii veTicaret Limited Şirketi, B. No: 2014/12354, 9/11/2017, § 52).
iii. Ölçülülük
(1)Genel İlkeler
39. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığıdeğerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkemekararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemliölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlaledebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).
40. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularkenyargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilciliktenkaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadankalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukukaaçıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanmasınedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarınıkullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.San. ve Tic. Ltd. Şti., §38).
41. Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an damahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önemtaşımaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açmasüresinin hangi tarihte başlayacağını belirlemek ve mevzuatı bu yönüyleyorumlamak görevi esasen derece mahkemelerine aittir. Bireysel başvurununikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin başlatılacağı tarihinbelirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır. AnayasaMahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangi tarihtenitibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili derece mahkemelerinin yorumlarınınmahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığında incelemektir(Ahmet Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017, § 46). Bu kapsamda dava açmasüresinin henüz dava hakkının doğmadığı ya da hak sahibinin dava hakkınındoğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğununkabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması davahakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir(Benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Yaşar Çoban, § 66).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
42. Bireysel başvuruya konu olayda tam yargı davası açılmasınınsebebi başvurucunun zorunlu askerlik hizmeti sırasında maruz kaldığını ilerisürdüğü müessir fiil neticesinde askerliğe elverişsiz hâle gelmesi nedeniyleuğranılan maddi ve manevi zararın tazmin edilmesi isteğidir.
43. Tazminat hukukunun idari yargıda genel kabul görenprensiplerine göre idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemiyletam yargı davası açılabilmesi için üç koşul bulunmaktadır. Bunlar; idari eylem,zarar, zarar ile idari eylem arasında illiyet bağının bulunması koşullarıdır.Buna göre tam yargı davası açılabilmesi için eylemin idariliğinin,yol açtığı zararın ve illiyet bağının ortaya konulması zorunludur. Bu bağlamdabaşvurucuların da eylem nedeniyle ne zaman zarara uğradıklarını ve oluşan buzararı ne zaman öğrendiklerini açıkça ortaya koymaları gerekir. Bu çerçevedeeylemin idariliğinin veya yol açtığı zararın ya daarasındaki illiyet bağının eylemden çok sonra anlaşıldığı veya ortayakonulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu tarihlerden sonra başlayacağıkabul edilmektedir (Benzer yönde değerlendirmeler için bkz. Ayşe Yıldırım, § 65; Hasan Oğuz ve diğerleri, B. No: 2015/2700,7/2/2018, § 48).
44. Başvuruya konu kararda derece mahkemesi, başvurucununaskerliğe elverişli olmadığına dair düzenlenen sağlık raporuna, zararauğranıldığının değerlendirilebilmesi noktasında önem atfetmiş ve dava açmasüresinin başlangıcında bu raporun kesinleştiği 18/7/2012 tarihini esasalmıştır. Somut olayda söz konusu sağlık raporunun mahiyeti dikkate alındığındaderece mahkemesinin bu raporu uğranılan zararın değerlendirilebilmesine imkânsağlayan bir belge olarak kabul etmesini haklı kılan nedenlerin bulunmadığısöylenemez. Öte yandan başvurucuların söz konusu sağlık raporundan haberdaroldukları noktasında da bir tereddüt bulunmadığı, nitekim idareye yapılan25/7/2012 tarihli başvuru dilekçesinde 18/6/2012tarihli sağlık raporu ile askerliğe elverişsizliğin tespit edildiğindenbahsedildiği dikkate alındığında derece mahkemesinin dava açma süresininbaşlangıcına esas aldığı tarih itibarıyla başvurucuların hizmet kusuru ilkesinegöre idare aleyhine tam yargı davası açılması için gerekli olan koşullarıntümünün oluştuğundan haberdar oldukları açıktır.
45. Bununla birlikte somut başvuruda, idari eylemden doğanzararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında dava açma süresineilişkin mevzuat hükümlerinin uygulanması noktasında ihtilafın ortaya çıktığı vemahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesibakımından ayrıca önem arz eden mesele, zorunlu idari başvuru için öngörülenbir yıllık süre içinde yapılan ilk başvuru üzerine zımni ret ve dava açmasüresi geçtikten sonra bir yıllık başvuru süresi içinde yeniden idareyebaşvurulması hâlinde verilecek ret cevabının kişiye yeni bir dava hakkısağlayıp sağlamayacağı, bir başka ifadeyle dava açma süresini canlandırıpcanlandırmayacağıdır.
46. Bu bağlamda derece mahkemesinin zorunlu askerlik hizmetisırasında maruz kalındığı ileri sürülen müessir fiil neticesinde askerliğeelverişsiz hâle gelinmesi nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın hizmetkusuru ilkesi uyarınca karşılanması talebiyle yapılan ilk başvuru üzerine zımniret ve dava açma süresi geçtikten sonra aynı maddivehukuki sebeplerle yapılan yeni başvurunun -bu başvuru henüz bir yıllık başvurusüresi içinde yapılmış olsa dahi- başvuruculara yeni bir dava hakkısağlamayacağını değerlendirdiği anlaşılmaktadır. Mahkemeye göre yeni başvuruüzerine tesis edilen işlem, ilk başvurunun zımnen reddi ile başlayan ve bitendava açma süresini canlandırmamaktadır.
47. Derece mahkemesinin söz konusu yorumunun mahkemeye erişimhakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bakımından değerlendirildiği bu aşamada,idari başvuru süreçleri yönünden koşullarının birbirinden farklı olmasıgözetilerek bu noktadan sonra her bir başvurucu açısından ayrı incelemeyapılmıştır.
(a) MuratDinç Yönünden
48. Başvuruculardan Murat Dinç'in tam yargı davası açılmadanönce idareye zorunlu başvuru yapılması için öngörülen bir yıllık süre içinde,ilki 25/7/2012, ikincisi 4/3/2013 tarihinde olmak üzere iki ayrı idari başvuruyaptığı; bireysel başvuruya dayanak davayı da 4/3/2013 tarihli ikincibaşvurusunun zımnen reddi üzerine açtığı, bu itibarla Mahkeme kararında yerverilen gerekçenin adı geçen başvurucunun maddi ve hukuki durumu ile örtüştüğügörülmektedir.
49. Bu açıklama ışığında bireysel başvuruya konu davadakigerekçeli kararda yer verilen hukuki tespitler ve dayanaklar irdelendiğindeMahkemenin somut davanın koşulları bağlamında dava açma süresine ilişkinkuralların değerlendirilmesiyle ilgili yaklaşımının öngörülemez nitelikte biryaklaşım olduğundan söz edilemez. Öte yandan bireysel başvuruya konu kararınidari eyleme dayalı olarak açılacak tam yargı davalarında zorunlu idaribaşvuruya ve süreye ilişkin usul kurallarının uygulanması noktasında davanınhakkaniyetine halel getirecek nitelikte katı, şekilci bir yorum vedeğerlendirme içermediği, bu itibarla 25/7/2012 tarihli ilk başvurusunun reddiüzerine mevcut olan dava açma olanağı da dikkate alındığında başvuruculardanMurat Dinç'in dava açmasının aşırı derecede zorlaştırılmadığı ya da imkânsızkılınmadığı sonucuna varılmıştır.
50. Buna göre başvuruculardan Murat Dinç'in mahkemeye erişimhakkına yönelik müdahalenin ölçülü olduğu anlaşılmıştır.
51. Açıklanan gerekçelerle başvuruculardan Murat Dinç'inAnayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkıkapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesigerekir.
(b) RızaDinç Yönünden
52. Başvuruculardan RızaDinç'in tamyargı davası açılmadan önce idareye zorunlu başvuru yapılması için öngörülenbir yıllık süre içinde idareye sadece bir kez başvuru yaptığı, bu başvurunun daMurat Dinç ile birlikte gerçekleştirdiği ve bireysel başvuruya dayanak davayaesas teşkil eden 4/3/2013 tarihli başvuru olduğu, söz konusu başvurunun zımnenreddi üzerine somut davayı açtığı, bu itibarla Mahkeme kararında yer verilengerekçenin adı geçen başvurucunun maddi ve hukuki durumu ile örtüşmediğigörülmektedir.
53. Bu açıklama ışığında bireysel başvuruya konu davadakigerekçeli kararda yer verilen hukuki tespitler ve dayanaklar irdelendiğindeMahkemenin, başvuruculardan Rıza Dinç'in idareye sadece bir kez başvuru yaptığıve bu başvurunun zımnen reddi üzerine dava açtığıhususunudikkate almaksızın idari başvuru süreci yönünden diğer başvurucunun maddi vehukuki koşullarını davanın tümüne teşmil ederek adı geçen başvurucunun davasınıda süre aşımından reddettiği anlaşılmaktadır. Somut olayda, Mahkemeninkabulünün aksine Rıza Dinç'in 25/7/2012 tarihinde henüz idari başvuru yapmadığıdikkate alındığında Mahkemenin dava açma tarihinin son günü olarak esas aldığı21/11/2012 tarihi itibarıyla Rıza Dinç yönünden tam yargı davası açılması içingerekli usule ilişkin koşulların oluştuğundan bir başka ifadeyle adı geçenbaşvurucunun dava hakkının doğduğundan söz edilemeyeceği açıktır.
54. Buna göre Mahkemenin başvuruculardan Rıza Dinç'in maddi vehukuki koşullarıyla örtüşmeyen tespit ve değerlendirmelere istinaden henüz davahakkının doğmadığı bir dönemde Rıza Dinç yönünden de dava açma süresiniişletmeye başlaması nedeniyle adı geçen başvurucunun dava açmasının aşırıderecede zorlaştırıldığı sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla davanın süreaşımından reddedilmesi suretiyle adı geçen başvurucunun mahkemeye erişimhakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.
55. Öte yandan bireysel başvuruya konu olan uyuşmazlıktaidarenin kısmen veya tamamen tazmin sorumluluğu bulunup bulunmadığı hususuancak davanın esastan incelenmesi sonucu Mahkemenin belirleyeceği bir husustur.Anayasa Mahkemesinin yukarıda aktarılan değerlendirmesi ve vardığı sonuçyalnızca mahkemeye erişim hakkı bağlamında olup davanın esasına ilişkinbir değerlendirme içermediği açıktır.
56. Açıklanan gerekçelerle başvuruculardan Rıza Dinç'inAnayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkıkapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
57. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
58. Başvuruculardan Rıza Dinç, yeniden yargılama yapılmasınahükmedilerek ihlalin giderilmesi talebinde bulunmuştur.
59. Başvuruculardan Rıza Dinç'in adil yargılanmahakkıkapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
60. Adı geçen başvurucu yönünden mahkemeye erişim hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmaküzere ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
61. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderininbaşvuruculardan Rıza Dinç'e ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Başvuruculardan Murat Dinç'in Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişimhakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Başvuruculardan Rıza Dinç'in Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişimhakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin başvuruculardan Rıza Dinç yönünden adilyargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılmasıiçin-Anayasa'nın geçici 21. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (b) altbendi gereğince- yetkili idari yargı merciine GÖNDERİLMESİNE (Karar, AYİMİkinci Dairesinin 30/4/2014 tarihli ve E.2013/1221, K.2014/647 sayılı kararıylailgilidir.),
D. 1. Başvuruculardan Murat Dinç tarafından yapılan yargılamagiderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
2. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.206,90 TL yargılama giderinin başvuruculardan Rıza Dinç'e ÖDENMESİNE,
E. Başvuruculardan Rıza Dinç'e yapılacak ödemenin, kararıntebliğini takiben adı geçen başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihindenitibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu süreninsona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZUYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE11/6/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.