TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MURATCAN KOLÇAK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/5490)
Karar Tarihi: 12/6/2019
R.G. Tarih ve Sayı: 17/7/2019-30834
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Heysem KOCAÇİNAR
Başvurucu
:
Muratcan KOLÇAK
Vekili
:
Av. İsmail COŞKUN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, sosyal güvenlik kapsamında ödenen yaşlılık aylığınıngeri alınması ve ödeme yapılmayan döneme ilişkin talebin zamanaşımı süresigeçtiğinden reddine karar verilmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 16/3/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
A. Uyuşmazlığın ArkaPlanı
8. Sigortalı olarak geçen çalışma süresinin sonunda emekliliktalebinde bulunan başvurucunun murisi H.K.yadavalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK/Kurum) tarafından ½/1999tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yaşlılık aylığı bağlanmıştır.
9. Başvurucunun murisi, bağlanan aylığın kamuya ait bir bankanınEtlik şubesinde bulunan hesabına yatırılması talimatını vermiştir. SGK23/4/2004 tarihine kadar toplam 14.228,91 TL tutarındaki parayı başvurucununmurisinin bildirdiği banka hesabına yatırmıştır.
10. Banka, emekli aylığının yatırıldığı hesapta beş yıla yakınbir süre herhangi bir hareket olmaması üzerine durumu SGK’yabildirmiş ve hesapta biriken miktarı da iade etmiştir. SGK da 2004 yılı Nisanayından itibaren ödeme yapmayı durdurmuştur.
11. Sigortalı H.K.nın11/1/2012 tarihinde ölümü ile mirasçı olarak aralarında başvurucunun dabulunduğu kişiler kalmıştır.
12. Mirasçılar 30/1/2012 tarihli dilekçe ile SGK’danmurisin hak edip alamadığı aylıkların ödenmesi isteğinde bulunmuşlardır. SGK ½/2007ile 23/1/2012 tarihleri arasında hak edilen toplam 42.157,95 TL’yi haksahiplerine öderken ½/2007 tarihinden önce hak edilen aylıkları zamanaşımınauğradığı gerekçesiyle ödemekten kaçınmıştır.
B. Uyuşmazlığa Konu DavaSüreci
13. Başvurucunun da aralarında olduğu hak sahipleri 29/2/2012tarihinde ödenmeyen veya ödenip de sonradan SGK’yaiade edilen aylıklar nedeniyle fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 10.000TL talebiyle Ankara 7. İş Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Hak sahipleri26/12/2013 tarihli dilekçe ile taleplerini 30.950,61 TL olarak ıslahetmişlerdir.
14. Mahkeme 27/12/2013 tarihinde davanın kabulüne kararvermiştir.
15. Hüküm, davalı SGK tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 10.Hukuk Dairesi (Daire) 11/11/2014 tarihli kararla hükmü bozmuştur. Anılan bozmakararında 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun mülga99. Maddesi uyarınca geçici iş göremezlik ödeneği veya herhangi bir dönemeilişkin gelir ve aylığın beş yıllık zamanaşımına tabi olduğuna işaretedilmiştir.
16. Mahkeme, bozma kararına uymuş ve 30/3/2015 tarihinde davanınreddine karar vermiştir.
17. Hüküm davacılar tarafından temyiz edilmiştir. Daire28/1/2016 tarihinde hükmü onamıştır.
18. Nihai karar 23/2/2016 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu16/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Kanun Hükümleri
19. 506 sayılı Kanun’un ‘’Zamanaşımıve hakkın düşmesi’’ kenar başlıklı mülga 99. Maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Geçiciiş göremezlik ödeneğini veya herhangi bir döneme ilişkin gelir veya aylığınıbeş yıl içinde almayanların, söz konusu ödenek, gelir veya aylıkları ödenmez.”
20. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve GenelSağlık Sigortası Kanunu’nun ‘’Zamanaşımı,hakkın düşmesi ve avans’’ kenar başlıklı 97. Maddesinin (3) ve(4)numaralı fıkraları şöyledir:
“BuKanuna göre bağlanan gelir ve aylıklarını tahakkuk ettirildiği tarihlerdenitibaren aralıksız on iki ay sonuna kadar tahsil etmeyenlerin gelir veaylıkları, gelir ve aylık bağlanma şartlarının devam edip etmediğinin tespitiamacıyla durdurulur.
Bu Kanuna göre bağlanan gelir ve aylıklarınıtahakkuk ettirildiği tarihlerden itibaren aralıksız on iki ay sonuna kadartahsil etmeyenlerin gelir ve aylıkları, gelir ve aylık bağlanma şartlarınındevam edip etmediğinin tespiti amacıyla durdurulur.”
2. Yargıtay Kararı
21. Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 3/3/2014 tarihli veE.2013/3217, K.2014/3789 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısımlarışöyledir:
‘’Davanın yasal dayanağını oluşturan 506sayılı Yasa’nın 99. Maddesinde zamanaşımı ve hakkın düşmesi ile ilgilidüzenleme yer almaktadır. Bu maddeye göre, ‘Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayanhallerde, iş kazalarıyla meslek hastalıkları ve ölüm sigortalarından hakkazanılan gelir ve aylıklar, hakkı doğuran olay tarihinden itibaren beş yıliçinde istenmezse zamanaşımına uğrar. Bu durumda olanların gelir ve aylıkları,yazılı istek tarihini takibeden aybaşından itibarenbaşlar. İş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından kazanılan diğer haklarile hastalık ve analık sigortalarından doğan haklar ise, hakkı doğuran olaytarihinden itibaren beş yıl içinde istenmezse düşer. Geçici iş göremezliködeneğini veya herhangi bir döneme ilişkin gelir veya aylığını beş yıl içindealmayanların, söz konusu ödenek, gelir veya aylıkları ödenmez.” Somut olayda,davacılar murisi sigoralının 5/2/2002 tarihinde vefatettiği, davacıların ise 22/2/2008 tarihinde ölüm aylığı talebinde bulundukları,daha önce taleperinin olmadığı, Kurum tarafından eş Ayten’e 1/3/2008tarihi itibarı ile ölüm aylığı bağlandığı, Ruken Macite ise, sigortalı çalışmasının sona ermesi ile 1/1/2011tarihi itibarı ile ölüm aylığı bağlandığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca Yasa’nın açık hükmükarşısında davacıların hakkı doğuran olay tarihinden itibaren beş yıl içindetalepleri olmadığı için ölüm sigortasından hak kazandıkları aylık zamanaşımınauğradığından ve bu durumda olanların aylıkları istek tarihini takip edenaybaşından itibaren başlayacağından mahkemece Kurum işleminin doğru olduğununkabulü ile isteminin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde isteminkabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.’’
B. Uluslararası Hukuk
22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması” kenar başlıklı 1. Maddesişöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme’yeek 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi anlamında ancak mülk teşkil eden şeylere müdahale edilmesi koşuluyla anılanhükmün ihlali iddiasında bulunabileceğini vurgulamaktadır (Kopecky/Slovakya [BD], B. No: 44912/98, 28/9/2004, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/ÇekCumhuriyeti [BD] (k.k.),B.No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). 1 No.lu Protokol bağlamında mülk kavramı iç hukuktaki formelsınıflandırmadan bağımsız olarak özerk bir anlam taşımaktadır (Beyeler/İtalya [BD], B. No: 33202/96,5/1/2000, § 100; Eski Yunanistan Kralı vediğerleri/Yunanistan, B. No: 25701/94, 23/11/2000, § 60). Mülk kavramının özerk yorumlanması, maddivarlığı bulunan şeylerle sınırlı olmaması anlamına da gelmektedir. Bu bağlamdamal varlığını oluşturan hak ve menfaatler de bu hüküm çerçevesinde mülkiyethakkı kapsamında, diğer bir deyişle mülkolarak değerlendirilebilir (Broniowski/Polonya, B. No: 31443/96, 22/6/2004, §129).
24. AİHM, 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesi kapsamındaki davalaragenel olarak uygulanan ilkelerin ve özellikle anılan maddenin mülk edinmehakkını korumadığı biçimindeki ilkenin sosyal güvenlik ödemeleri ve sosyalyardımlar yönünden de geçerli olduğunu belirtmektedir. AİHM, bu hükmünSözleşmeci devletlerin herhangi bir sosyal güvenlik planını uygulayıpuygulamayacağının ya da bu planlar çerçevesinde kişilere ne tür menfaatlerinsağlanacağının ve bunların miktarının ne kadar olacağının belirlenmesihususundaki serbestisine sınırlama getirmediğini vurgulamaktadır. Ancak AİHM’e göre Sözleşmeci devletlerin ister önceden kişilerinkatkı yapma şartına bağlı olsun ister olmasın sosyal yardım ödemesi yapılmasınıöngören yasal bir düzenlemenin bulunması durumunda bu düzenlemenin 1 No.luProtokol’ün 1. Maddesi kapsamına giren mülkiyete ilişkin bir menfaat (proprietary interest)doğurduğu kabul edilmelidir (Moskal/Polonya, B.No: 10373/05, 15/9/2009, § 38).
25. AİHM; modern, demokratik devletlerde birçok bireyin yaşamınısürdürebilmek için hayatlarının tamamı ya da bir bölümünde sosyal güvenlik vesosyal yardım ödemelerine bağımlı olduğunu belirtmektedir. AİHM, birçok hukuksisteminin bu bireylerin belli bir derecede belirlilik ve güvenliğe ihtiyaçduyduklarını kabul ederek onlara birtakım imkânlar sağladığını ve bu çerçevedeöngörülen bazı koşulların yerine getirilmesi şartıyla bu bireylere çeşitliödemeler yapılması yolunda düzenlemelere yer verdiğini hatırlatmaktadır. AİHM’e göre bireylerin iç hukuka göre sosyal yardım almahakkının bulunduğu durumlarda bu ekonomik menfaatler 1 No.lu Protokol’ün 1. Maddesikapsamına girer (Moskal/Polonya, § 39).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
26. Mahkemenin 12/6/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Ödeme YapılmayanDöneme İlişkin İddia
27. Başvurucu, murisine yapılan ödemenin durdurulduğu 23/4/2004ile ½/2007 tarihleri arasındaki döneme ilişkin aylıkların zamanaşımı nedeniyleödenmemesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
28. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. Maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucununihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahaleninolmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veyazorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabuledilebilir (Hikmet Balabanoğlu,B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
29. Başvuru konusu olayda murise ait hesapta uzun bir sürehareket tespit edilememesi nedeniyle ödemenin durdurulduğu ve bir kısım aylığın506 sayılı Kanun’un mülga 99. Maddesinde öngörülen beş yıllık zamanaşımısüresinin geçmesi nedeniyle ödenmediği görülmektedir. Bu hükümlerinöngörülebilir, açık ve ulaşılabilir mahiyette olduğunda tereddütbulunmamaktadır. Dolayısıyla müdahalenin kanunilik koşulunu taşıdığıanlaşılmıştır.
30. Yaşlılık aylığının ödenmesinin beş yıl içinde başvurukoşuluna bağlanmasının temelinde yatan amaç; hukuki güvenlik ve istikrarınsağlanması, yargı organlarının artık eskimiş ve güncelliğini yitirmişuyuşmazlıklarla uğraşmasının önlenmesidir. Bu amacın kamu yararına dönük olduğuaçıktır. Dolayısıyla başvurucunun geriye dönük olarak kendisine yaşlılık aylığıödenmesi isteğinin beş yılla sınırlandırılmış olmasının kamu yararı amacınadayandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle müdahalenin meşru bir amacının bulunduğu sonucunaulaşılmıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yeşim Bullock, B.No: 2014/13223, 20/9/2017, § 50).
31. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkınayapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmekiçin kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığıdeğerlendirilmelidir (Onur Tur UluslararasıNakliyat Ltd. Şti., B. No: 2015/947, 15/11/2018, § 59).
32. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılıkolmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahaleninulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilikulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amacadaha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık isebireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul birdengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan vediğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
33. Şikâyet edilen yaşlılık aylığının ödenmesine engel teşkileden zamanaşımının kamu yararı amacını gerçekleştirmeye elverişli olduğu açıktır. Gereklilik ölçütü yönünden yargımercilerinin hukuki güvenlik ve istikrarı zedeleyen eskimiş ve güncelliğiniyitirmiş uyuşmazlıklar yerine çözüm bekleyen uyuşmazlıklar üzerindeyoğunlaşmasını sağlamak bakımından kamu makamlarının belirli bir takdiryetkisinin olduğu kabul edilmelidir. Bununla birlikte bu takdir yetkisiçerçevesinde yapılan müdahale yönünden kamu makamlarının Anayasa’nın 35. Maddesindegüvence altına alınan mülkiyet hakkının korunmasının gerektirdiği güvenceleride sağlamaları zorunludur.
34. Somut olayda mevzuatta öngörülen ve derece mahkemelerinceuygulanan beş yıllık zamanaşımı süresi oldukça uzun bir süredir. Murisebağlanan yaşlılık aylığının durdurulduğu 23/4/2004 tarihinden mirasçıların SGK’ya müracaat ettiği 11/1/2012 tarihine kadar ödemeyiyeniden başlatmak amacıyla muris ya da mirasçıların müracaat etmesine engelolacak haklı bir sebep ileri sürülmediği gibi yargısal makamların kararlarınınmakul bir değerlendirme içermediği veya keyfî olduğu da başvurucu tarafındanortaya konulamamıştır.
35. Bu itibarla zamanaşımı nedeniyle ödemenin yapılmadığıolayda, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı birkülfet yüklemediği değerlendirilmiştir. Buna göre başvurucunun mülkiyethakkının korunması ile müdahalenin kamu yararı arasında olması gereken adildenge bozulmamış olup mülkiyet hakkına yapılan müdahale ölçülüdür. Bu durumdabaşvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edilmediği açıktır.
36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
Hasan Tahsin GÖKCAN bu görüşe katılmamıştır.
B. Yapılan Ödemenin GeriAlınmasına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
37. Başvurucu; mirasçısı olduğu, babasının hak kazandığı veKurum tarafından babası adına açılan banka hesabına yatırılan bir kısımyaşlılık aylığının hesapta herhangi bir hareket bulunmaması üzerine gerialınmasının mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
38. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak35. Maddesi şöyledir:
‘’Herkes, mülkiyet ve mirashaklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Mülkün Varlığı
40. Anayasa’nın 35. Maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcutmal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibiolmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati nekadar güçlü olursa olsun Anayasa’yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa’da yer alanmülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekildeortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirlibir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösterenyerleşik bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki birbeklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkıkapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü içinyeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali ArslanÇelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).
41. Meşru beklenti objektif temelden uzak bir beklenti olmayıpbir kanun hükmü, yerleşik bir yargısal içtihat veya ayni menfaatle ilgilihukuki bir işleme dayalı beklentidir (SelçukEmiroğlu, B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 28). Dolayısıyla Anayasa veSözleşme’nin ortak koruma kapsamında olan meşru beklentiye dayalı mülkiyethakkının tespiti mevcut hukuk sisteminde iddia edilen mülkiyet iddiasınıntanınmasına bağlı olup bu tanım, mevzuat hükümleri ve yargı kararları ileyapılmaktadır (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd.Şti., B. No: 2013/845, 20/11/2014, § 37). Bu çerçevede mülkiyethakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse, önce böyle bir hakkının varolduğunu kanıtlamak zorundadır (MustafaAteşoğlu ve diğerleri, B. No: 2013/1178, 5/11/2015, § 54).
42. Somut olayda, başvurucunun babası çalıştığı günlere ilişkinolarak prim ödeme şartı ile emekliliğe ve sosyal güvenlik ödemesi almaya hakkazanmış olup SGK bu kapsamda murisin banka hesabına belli bir süre ödemeyaptıktan sonra hesapta biriken parayı geri almıştır. Murisin 11/1/2012tarihinde ölümü ile sahip olduğu mal varlığı kanunen aralarında başvurucunun dabulunduğu mirasçılara intikal etmiştir. Bu itibarla başvurucunun somut olaybakımından Anayasa’nın 35. Maddesi kapsamında korunması gereken bir menfaatininmevcut olduğu değerlendirilmiştir.
ii. Müdahalenin Varlığı veTürü
43. Anayasa’nın 35. Maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağıverir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkünsemerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerindenherhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:2014/1546, 2/2/2017, § 53).
44. Anayasa’nın 35. Maddesi ve mülkiyet hakkına temas edenhükümler içeren diğer hükümleri dikkate alındığında, Anayasa’nın mülkiyethakkına müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Bu maddeninbirinci fıkrasında herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiylemülkten barışçıl yararlanma hakkınayer verilmiş, ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkınamüdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında genel olarakmülkiyet hakkının hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenmekle aynı zamandamülkten yoksun bırakmanınşartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında isemülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kuralabağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine vedüzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa’nın diğer bazı maddelerinde de devlettarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir.Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
45. Somut başvuruda, başvurucunun murisi adına açılan bankahesabında bulunan bir miktar paranın idare tarafından geri alınması şeklindekimülkiyet hakkına yapılan müdahale, mal varlığında bir azalmaya yol açılsa dahimülkten yoksun bırakma amacı taşımamaktadır. Diğer taraftan hesapta birikenparanın doğrudan iadesine ilişkin herhangi bir düzenleme de söz konusudeğildir. Dolayısıyla şikâyete konu müdahalenin mülkiyetten barışçılyararlanmaya ilişkin genel kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.
iii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
46. Anayasa’nın 13. Maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
47. Anayasa’nın 35. Maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa’nın 13. Maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa’ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(RecepTarhan ve Afife Tarhan, § 62).
48. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesigereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespitedildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanunhükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiyeİş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; NecmiyeÇiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
49. Somut olayda başvurucunun murisinin banka hesabında bulunanpara idare tarafından geri alınmıştır. Bu hâlde ödemenin niteliği, amacı veyapılan bu işlemin kanuni bir dayanağının bulunup bulunmadığının önceliklebelirlenmesi gereklidir.
50. Başvurucunun murisi, yukarıda açıklandığı üzere çalıştığıgünler için ödenen primler karşılığında SGK’danemekli olmuş ve yaşlılık aylığı almaya hak kazanmıştır. Yaşlılık aylığınınbağlandığı tarihten ödemenin durdurulduğu tarihe kadar yapılan ödemeler dekapsamdaki ve 506 sayılı Kanun uyarınca yapılması zorunlu ödemelerdir.
51. Muris, yaşlılık aylığı ödemesinin sağladığı kolaylıklarnedeniyle Kurumdan doğrudan alınması yerine adına açılan banka hesabınayatırılması yöntemini tercih etmiş ve Kuruma bu yönde talimat vermiştir. DavalıKurum da hak edilen aylıkları bu banka hesabına havale etmiştir. Murisin bankahesabında bulunan para kanunen artık bu kişinin mülkiyetindedir (bkz § 42). Bu aşamadan sonra para üzerinde tasarruf yetkisikural olarak yalnızca hesap sahibine aittir. Aksi bir durumun bunu ileri sürenkişi ya da kurum tarafından dayanağı ile ispatlanması gereklidir.
52. Başvuruya konu olayda idare, 506 sayılı Kanun’un mülga 99. Maddesinedayanarak işlem tesis etmiştir. Anılan Kanun hükmünde herhangi bir döneme aitgelir ve aylıklarını almayan hak sahiplerine beş yıl geçtikten sonra buödemenin yapılamayacağı açıkça düzenlenmiştir. Ancak hak sahibinin bankahesabında bulunan ve artık kurumun mülkiyetinden çıkan, dolayısıyla yapılmayanbir ödeme olarak kabulü mümkün olmayan durumlara ilişkin herhangi bir hükümbulunmamaktadır. Öte yandan ödemenin yanlışlıkla yapıldığı kabul edilse dahi buparanın iadesi ancak 5510 sayılı Kanun’un 96. Maddesi ya da sebepsizzenginleşme hükümlerine göre istenebilecek olup somut olay itibarıyla idareninbu yönde bir iddiası da bulunmamaktadır. Bu hâlde kanuni bir dayanağı olmadanmurisin bankahesabında bulunan paranın geri alınmışolması ve bu işleme karşı açılan davada bu husus gözetilmeden kararverilmesinin mirasçı olan başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklediğisonucuna varılmıştır.
53. Açıklanan gerekçelerle yapılan ödemenin geri alınmasına dairiddia yönünden Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
c. 6216 Sayılı Kanun’un50. Maddesi Yönünden
54. 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2)Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgilimahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayanhâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde davaaçılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
55. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetinihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için iseöncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin vebunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğumaddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğertedbirlerin alınması gerekmektedir (MehmetDoğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).
56. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Bunagöre ihlal idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerindenkaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolununbelirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (MehmetDoğan, § 57).
57. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yargılamanın yenilenmesitalebinde bulunmuştur.
58. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun murisinin banka hesabındabulunan paranın kanuni bir dayanağı bulunmadan geri alınması işlemine yönelikdavanın reddi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.Somut başvuruda, ihlalin yargı kararından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
59. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasınayöneliktir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmasıkapsamında mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Bu doğrultudamahkemece ihlal sonucuna uygun olarak 30/5/2015 tarihli kararın yalnızcabaşvurucu yönünden ortadan kaldırılması ve murisin hesabında bulunmakta ikengeri alınan tutar ile başvurucunun miras payı dikkate alınarak bir kararverilmesi gerekmektedir.
60. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Ödeme yapılmayan döneme dair mülkiyet hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA HasanTahsin GÖKCAN’ın karşıoyuve OYÇOKLUĞUYLA,
2. Yapılan ödemenin geri alınmasına dair mülkiyet hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara7. İş Mahkemesine (E.2015/237, K.2015/216 )GÖNDERİLMESİNE,
D. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE12/6/2019 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvuranın murisinin 1999 yılındaki talebi üzerine yaşlılıkaylığı bağlanmış ve yıllar içinde gösterdiği banka hesabına yatırılmıştır.Hesabın aktif görünmemesi nedeniyle SGK tarafından Nisan 2004 tarihinde ödemedurdurulmuş ve hesaba yatırılan 14.228 TL Kuruma iade edilmiştir. Başvurununoybirliğiyle kabul edilen kısmında, hesaba yatırılan ve mülkiyet oluşturduğukabul edilen miktarın mirasçıya ödenmemesi nedeniyle ihlal kararı verilmiştir.Buna karşın aylık ödemesinin durdurulduğu 2004 ile 2007 yılları arasındakikısım, 506 sayılı Kanunun 99. maddesi gereği mirasçıların idareye başvurduğu2012 yılından geriye doğru 5 yıllık zamanaşımı dışında kaldığı gerekçesiyleödenmemiş ve açılan dava da retle sonuçlanmış olup bu döneme ilişkin olarakçoğunluk tarafından ulaşılan ihlal bulunmadığı sonucuna aşağıda belirtilengerekçelerle katılmamaktayım.
2. Zamanaşımı uygulamasına dayanak olarak gösterilen 506 sayılıKanunun 99/3. maddesinde “Geçici iş göremezlik ödeneğini veya herhangi birdöneme ilişkin gelir veya aylığını beş yıl içinde almayanların, söz konusuödenek, gelir veya aylıkları ödenmez.” hükmü yer almaktadır. Aynı maddenin ilkfıkrası ise iş kazası, meslek hastalığı, vazife malullüğü ve ölümsigortalarından bağlanan gelir ve aylıklara ilişkin 5 yıllık zamanaşımınıdüzenlemektedir.
3. İlk derece mahkemesinin, anılan hükmün “iş kazası, meslekhastalığı, vazife malullüğü ve ölüm hallerinde bağlanması gereken gelir veaylıklara ilişkin olduğu, bağlanmış aylıklar bakımından bu nedenle ödeme yapılmamasınınyerinde bulunmadığı” şeklindeki değerlendirmesiyle davayı kabulüne karşın,temyiz incelemesini yapan Yargıtay 10. Dairesince “506 sayılı Yasa'nın 99.maddesinin son fıkrası {…geçici işgöremezlik ödeneğiveya herhangi bir döneme ilişkin gelir ve aylığını beş yıl içinde almayanlarınsöz konusu ödenek, gelir veya aylıkları ödenmez} hükmünü içermektedir.Mahkemece anılan madde hükmü çerçevesinde değerlendirme yapılıp ileri sürülentalepler hakkında karar verilmesi gereği gözetilmeksizin hüküm tesis edilmesi”gerekçesiyle bozma kararı verilmiş, bozmaya uyan mahkemenin davanın reddineilişkin kararı aynı Dairece onanmıştır.
4. Anayasanın 60. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes,sosyal güvenlik hakkına sahiptir" denilmektedir. Mahkememiz kararlarındabelirtildiği üzere Sosyal güvenlik hakkını düzenleyen bu hüküm bireylereyaşlılık, hastalık, kaza, ölüm ve malullük gibi sosyal riskler karşısında insanonuruna yaraşır asgari ölçüde bir yaşam düzeyi sağlamayı amaçlamaktadır. Aynımaddenin ikinci fıkrasında da "Devlet, bu güvenliği sağlayacak gereklitedbirleri alır ve teşkilatı kurar." denilerek bu görevin devlettarafından oluşturulacak kuruluşlar yoluyla yerine getirilmesi öngörülmektedir.Sosyal güvenlik hakkını gerçekleştirmeyiamaç edinen Kurumda (SGK)iştirakçi olanlar, aktif çalışma yaşamları boyuncamiktarı ve süresi yasa tarafından belli edilmiş primleri ödemekte ve belli yaşageldikten sonra da emekli statüsüne geçerek bu statünün sağladığı, baştayaşlılık aylığı olmak üzere çeşitli sosyal haklardan yararlanmaktadırlar.Primli rejime dayalı sosyal güvenlik sisteminin esası da,önceden alınan payın (primin) yeniden dağıtımına dayanmaktadır (bkz. AYM6.1.2011, 2009/19 E.- 2011/4 K.)
5. Yaşlılık aylığı sigortalılar için önemli bir sosyal güvenlikhakkı güvencesidir. Bu aylığa yasal olarak hak edinildiği an sigortalı yönündenbir mülkiyet hakkından da söz edilmelidir. Kanunlarda bu hakkın kullanımşartları ve Kurumun zarar görmemesi için bazı tedbirler öngörülebilmektedir.Nitekim uyuşmazlık döneminin son yılında yürürlüğe giren 5510 sayılı SSGSSKanununun 97/4. maddesinde “bağlanan gelir ve aylıklarını 12 ay boyunca tahsiletmeyenlerin gelir ve aylık bağlama şartlarının devam edip etmediğinin tespitiamacıyla durdurulur” hükmü yer almaktadır. Ancak bu hükümde durdurma nedeni,aylık bağlama şartlarının denetimi amacıyladır. Şartlarda yasaya aykırılıkbulunmadığında bu durdurmanın sigortalının ve mirasçılarının haklarını ortadankaldırma etkisinden söz edilemez. Aynı maddenin ilk fıkrasında yer alanzamanaşımı kuralı ise “iş kazası, meslek hastalığı, vazife malullüğü ve ölümhâllerinde bağlanması gereken gelir ve aylıklar” hakkındadır. Üçüncü fıkradakibeş yıllık zamanaşımı kuralı da kısa vadeli sigorta kolları ve ölümsigortasıyla sınırlıdır. Yine 97/5. maddedeki zamanaşımı da genel sağlıksigortasıyla ilgilidir.
6. Prim süresini doldurarak emekli aylığını talep edensigortalının bağlanan aylığını durdurmasıyla ilgili olarak 2004 tarihindedayanak yasal temel bulunmadığı gibi idari bir tedbir olarak yapılacakdurdurmanın da ancak aylık bağlama şartlarının kontrolünü sağlama amacı dışındabir hukuki sonucu doğuracağı söylenemez. Sosyal güvenlik primlerini yıllariçinde ödeyerek tamamlayan bir sigortalının talebi olmasa dahi yaşlılıkaylığını hak etmeye ilişkin bir mülkiyet hakkının varlığından veya en az meşrubeklentisinden söz etmek gerekir. Elbette yasa koyucunun Kurum bütçesininöngörülebilirliği gibi bazı nedenlerle makul bir süre öngörerek zamanaşımıdüzenlemesi yapması da mümkündür. Ancak aylığı bağlanmış ve artık hukukenyaşlılık aylığı güvencesinden istifade eden durumundaki sigortalının şahsibanka hesabında hareket olmadığı gerekçesiyle mülkiyet hakkının ortadankaldırılması bir hukuk devletinde öngörülebilir bir sonuç olmasa gerektir.
7. Diğer taraftan mahkeme kararlarında uygulamaya dayanakgösterilen kurallarda, "aylık bağlama şartlarını denetim amaçlı"olarak ödeme tedbiren durdurulsa dahi bağlanmış biryaşlılık aylığının zamanaşımına uğrayacağına ilişkin açık bir düzenleme yeralmamaktadır. Uygulamaya temel alınan söz konusu kural ise, sigortalıtarafından Kurumdan ilk kez talep edilmemiş aylık alacaklarıyla ilgilidir.Nitekim Yargıtay 21 ve 10. Hukuk Dairelerinin ilgili tüm kararlarında anılan99/3. maddedeki “almayanların” ibaresi ‘talep’ veya ‘istem’ olaraknitelenmektedir. Buna karşın ilgili hükmün bütününün somut olaya dairuygulaması kanun metnini aşan ve mülkiyet hakkını ihlal eden bir yorum şeklinebürünmektedir. Düşüncemize göre yorum yoluyla kanun metninde olmayan bir hukukisonucun benimsenip bu durumun yıllar içinde istikrar kazanması, bariz takdirkusuru olmasını önlemeyecektir. Nitekim Mahkememiz bir başvuruda ilgili kanununsavunmaya imkan tanımaz biçimdeki müstekaryorumunun somut uyuşmazlıkta sürdürülmesinin masumiyet karinesi ilkesini ihlalettiğine karar vermiştir (Ahmet Altuntaş ve diğerleri B. No: 2015/19616,17/5/2018). Sonuç olarak kanunda hak edilmiş ve ödemesi başlamış yaşlılıkaylığının zamanaşımına uğramasını gerektiren açık bir düzenleme bulunmamasına karşın,kanun metninin anayasanın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkınıortadan kaldırır biçimde yorumlanması başvurucunun mülkiyet hakkını ihlaletmiştir.
Başkan
Hasan Tahsin GÖKCAN