TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MÜRÜVET CERANOĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/582)
Karar Tarihi: 17/5/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Muammer TOPAL
Raportör
:
Kamil KAYA
Başvurucu
:
Mürüvet CERANOĞLU
Vekili
:
Av. Halil ÖZKAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, aile konutu üzerinde intifa veya oturma hakkı tesisiiçin açılan davada delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucunda adil olmayanbir karar verilmesi ve dosyaya sunulan sözleşmenin derece mahkemelerininkararlarında tartışılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 14/1/2014 tarihinde Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 18/12/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucunun eşi muris H.C.nin31/7/2007 tarihinde ölümü üzerine Konya 5. Noterliğinde, başvurucunun daaralarında bulunduğu tüm mirasçıların katılımıyla 10/9/2007tarihli düzenlemeşeklinde miras taksim sözleşmesi imzalanarak murise ait menkul vegayrimenkuller mirasçılar arasında paylaşılmıştır.
6. Bu taksim sözleşmesinde başvurucuya, murisin tarla vasfındabir taşınmazında 1/15 oranında hisse verilmesi, Konya ili Meram ilçesi Topraksarnıç Mahallesi'nde kain, üzerinde başvurucununoturduğu bina bulunan ancak tapunun 2256 ada 88 parsel sırasında arsa vasfıylakayıtlı olan (dava konusu) taşınmaz ile diğer taşınmazların mirasçılardan A.C.,H.G. ve E.T.ye bırakılması kararlaştırılmıştır.
7. Anılan sözleşmede "...murise ait olan menkul ve gayrimenkulleri aşağıda yazıldığı şekilde taksimettik ... işbu miras taksim sözleşmesi ile, murisimizin bilumum menkul vegayrimenkullerinin taksimi sebebi ile, birbirimizde hiçbir hak ve alacağımızınkalmadığını, birbirimizi karşılıklı olarak ibra ettiğimizi, kabul, beyan veikrar ederiz." şeklinde bir beyan bulunduğu görülmüştür.
8. Öte yandan noter huzurunda yapılan miras taksim sözleşmesiyleaynı tarihte, tüm mirasçıların katılımıyla imzalanan "Sözleşmedir" başlıklı adi yazılı belge ile davakonusu taşınmazdaki dairelerin paylaşımı yapılmıştır. Sözleşmede, başvurucununoturduğu zemin kattaki dairenin H.G. ve E.T. isimli mirasçılara ait olacağıkararlaştırılarak başvurucunun bu dairede ölünceye kadar kira ödemeden ikametedeceği belirtilmiştir. Anılan sözleşmenin ilgili kısmı şöyledir:
"Meskenin zemin katında murisin eşi Mürü[v]etCeranoğlu oturmak[t]a olup ölünceye kadar bu meskendeikamet edecek bundan dolayı mirasçılar tarafından herhangi bir kira talebindebulunulmayacak, ayrıca halen mesken içerisinde bulunan demirbaşlar aynenbulunduğu şekilde mirasçılar H.G. ve E.T.ye aynı şekilde teslimedilecektir"
9. Dava konusu taşınmazın satılarak ortaklığının giderilmesiiçin 8/10/2007 tarihinde Konya 3. Sulh Hukuk Mahkemesinde paydaşlar arasındadavanın görülmeye başlanması üzerine başvurucu 20/5/2008 tarihinde, Konya 3.Aile Mahkemesinde (Mahkeme) eşinin diğer mirasçıları aleyhine dava açarak eşiile birlikte oturduğu konutun ölünceye kadar kendisine tahsisine kararverilmesini talep etmiştir.
10. Dava kapsamında taraflarca bildirilen tanıklar dinlenmiş,dava konusu taşınmaz üzerinde keşif yapılarak bilirkişiden rapor alınmıştır.Mahkeme, başvurucu tarafından dosyaya sunulan "Sözleşmedir"başlıklı adi yazılı belgede imzası bulunan davalıları duruşmada dinleyerekbelge hakkında beyanlarını almıştır.
11. Yapılan yargılama sonunda Mahkeme 18/10/2012 tarihli veE.2008/466, K.2012/1052 sayılı kararı ile davanın reddine karar vermiştir.Gerekçeli karar şöyledir:
"Davacı vekili mahkememize vermiş olduğudava dilekçesi ile müvekkilin eşi H.C.nin vefat etmişolduğunu ve mirasçılarla müvekkilin sözleşme yaptığını ve eşi ile birlikteoturduğu ve halen kendisinin oturmuş olduğu konutun ölünceye kadar müvekkiletahsis edildiğini ve ölünceye kadarda kira talep edilmeyeceği belirtildiğiancak davalılar E. ve H.nin izaleişuyu davası açmış olduklarını bahse konu konutunsatılma ihtimalinin bulunduğunu belirterek müvekkilin oturmuş olduğu konutunölünceye kadar müvekkile tahsisine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
...
Davalılar A. ve M. davacının bahsetmiş olduğu sözleşmeyi kabulledavacının bahse konu konutta ölene kadar oturmasına karar verdiklerinisözleşmeyi birlikte imzaladıklarını ancak daha sonra bazı mirasçıların bundanvazgeçtiğini beyan etmişlerdir.
M.K. 240 maddesine göre katılım alacağınamahsuben intifa veya oturma hakkı verilmesine dair açılan davada; ilgilitaşınmaz[ın] muris ve davacı tarafça aile konutuolarak kullanıldığı sabit olup murisin ölümü sonrasında taşınmaz davacının daaralarında bulunduğu mirasçılara intikal etmiş olup ancak sonrasında 10.09.2007tarihinde malikler arasındaki Noterde yapılmış miras taksim sözleşmesine görepaylaşılıp bu paylaşımda davacıda yer alıp bu sözleşme ile taraflarbirbirlerinden miras nedeniyle ibrada bulunup diğer haklarından feragatleriniiçerip, eldeki dava katılma alacağına dayalı M.K. 240 maddesi kapsamında olup,davacı yukarıdaki taksim sözleşmesi ile ilgili taşınmazdaki haklarındanvazgeçerek bu taşınmazla ilgili katılma alacağınındasöz konusu olmadığından talebinin gerekçesi ortadan kalkmakla davanın malikolan davalılar bakımından reddine, malik olmayan davalı M. bakımındanhusumetten reddine karar [verilmiştir].
12. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay 8. HukukDairesinin 7/5/2013 tarihli ve E.2013/432, K.2013/6665 sayılı ilamıyla "dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılamatutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek kararverildiğine göre takdirde bir isabetsizlik bulunmadığı"gerekçesi ile onanmıştır.
13. Başvurucunun karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 9/12/2013tarihli ve E.2013/14585, K.2013/18540 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.
14. Nihai karar, başvurucuya 6/1/2014 tarihinde tebliğedilmiştir.
15. Başvurucu 14/1/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 22/11/2011 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Aile Konutu ve ev eşyası" kenarbaşlıklı 240. maddesi şöyledir:
“Sağ kalan eş, eski yaşantısını devamettirebilmesi için, ölen eşine ait olup birlikte yaşadıkları konut üzerindekendisine katılma alacağına mahsup edilmek, yetmez ise bedel eklenmek suretiyleintifa veya oturma hakkı tanınmasını isteyebilir; mal rejimi sözleşmesiyle kabuledilen başka düzenlemeler saklıdır.
Sağ kalan eş, aynı koşullar altında ev eşyasıüzerinde kendisine mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir.
Haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalaneşin veya ölen eşin yasal mirasçılarının istemiyle intifa veya oturma hakkıyerine, konut üzerinde mülkiyet hakkı tanınabilir.
...”
17. 4721 sayılı Kanun'un "AileKonutu ve ev eşyasının sağ kalan eşe özgülenmesi" kenarbaşlıklı 652. maddesi şöyledir:
“Eşlerden birinin ölümü halinde tereke mallarıarasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş,bunlar üzerinde kendisine miras hakkına mahsuben mülkiyet hakkı tanınmasınıisteyebilir.
Haklı sebeplerin varlığı halinde, sağ kalaneşin veya mirasbırakanın diğer yasal mirasçılarındanbirinin istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına dakarar verilebilir.
...”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 17/5/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu; eşinin ölümü üzerine tüm mirasçılarla birliktenoter huzurunda miras taksim sözleşmesi yaptıklarını, bu taksim sözleşmesi ileaynı tarihte düzenledikleri adi yazılı sözleşmede ise eşi ile birlikte oturduğuve hâlen ikamet ettiği konutun ölünceye kadar kendisine tahsis edilip kiratalep edilmeyeceğinin kararlaştırıldığını, bu anlaşmaya rağmen oturduğudairenin bulunduğu taşınmazın satılarak ortaklığının giderilmesi için davagörülmesi üzerine bahsi geçen adi yazılı sözleşme ve 4721 sayılı Kanun'un 240.maddesi gereğince oturduğu daire için tapuya ölünceye kadar intifa veya oturmahakkı şerhi verilmesi talebiyle dava açtığını, noter huzurunda yapılan taksimsözleşmesinde dava konusu taşınmaz ile ilgili haklarından feragat ettiğigerekçesiyle Mahkemece davanın reddine karar verildiğini, taksim sözleşmesinde4721 sayılı Kanun'un 240. maddesi gereği sahip olduğu haklardan feragatettiğinin yazılı olmadığını, ayrıca oturma hakkının sadece Kanun'dan değil aynızamanda dosyaya sunduğu adi yazılı sözleşmeden kaynaklanan bir hak olduğunu,Mahkemece bu sözleşmenin göz ardı edilerek sadece noter tarafından düzenlenentaksim sözleşmesine göre değerlendirme yapıldığını, gerekçeli kararda sözkonusu belgenin tartışılmadığını, bu durumun söz konusu belgeyi Mahkemeningörmediği ve incelemediğine işaret ettiğini, Yargıtay ilamında da bu belgenintartışılmadığını belirterek somut bir anayasal hak veya hükme dayanmadankararın Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmüş ve yargılamanın yenilenmesitalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
20. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
21. Başvurucu, somut bir anayasal hak veya hükme dayanmadankararın Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucunun şikâyetininözü, açtığı davada delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucunda adil olmayanbir karar verildiği ve dosyaya sunduğu sözleşmenin gerekçeli karardatartışılmadığına ilişkin olduğundan başvurucunun iddialarının adil yargılanmahakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
1. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia İddia
22. Başvurucu, dosyaya sunduğu adi yazılı sözleşmenin gerekçelikararda tartışılmadığını, bu durumun söz konusu belgeyi Mahkemenin görmediği veincelemediğine işaret ettiğini, Yargıtay ilamında da bu belgenintartışılmadığını ileri sürmüştür.
23. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
24. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararlarıgerekçeli olarak yazılır.”
25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
26. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme'ninlafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibiilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 38).
27. Hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru olan gerekçelikarar hakkı, Anayasa’nın 141. maddesinin birinci fıkrası uyarınca mahkemelerinuyması gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir. Bir muhakemede usuleilişkin koruma sağlayan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri olangerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı vedenetlemeyi amaçlamaktadır (Sencer Başat vediğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 31).
28. Anayasa'daki hakların etkili bir biçimde korunması içindavaya bakan mahkemelerin Anayasa'nın 36. maddesine göre “tarafların dayanaklarını, iddialarını vedelillerini etkili bir biçimde inceleme görevi” vardır (Benzeryöndeki AİHM kararı için bkz. Dulaurans/Fransa,B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM içtihatlarına göre bir mahkemenindavaya yaklaşımının, anılan mahkemenin başvurucuların iddialarına yanıtvermekten ve başvurucuların temel şikâyetlerini incelemekten kaçınmasına nedenolması hâlinde Sözleşme'nin 6. maddesi, davanın hakkaniyete uygun bir biçimdeincelenmesi hakkı bakımından ihlal edilmiş olur (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85).
29. Mahkemeler “kararlarınıhangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme”yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkınıkullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra (Benzer yöndeki AİHM kararıiçin bkz. Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992,§ 33) tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallarauygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri, ayrıca demokratik birtoplumda toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebepleriniöğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (SencerBaşat ve diğerleri, § 34).
30. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra kanun yolumahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da her zaman buhakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerinceverilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilengerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olupbu durumda üst dereceli mahkeme tarafından öncekimahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabul edilmelidir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt MadencilikGıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213,4/12/2013, § 26).
31. Başvuru konusu olayda başvurucu, ölümünden önce eşi ileoturduğu konutun ölünceye kadar kendisine tahsis edilmesi talebiyle davaaçmıştır.
32. Eşlerden birinin ölümü hâlinde sağ kalan eş, ölen eşiyleyaşadığı konut üzerinde kendisi lehine intifa veya oturma hakkı ya da mülkiyethakkı tanınmasını talep edebilir. Bu hakkın edinilmiş mallara katılma malrejiminde katılma alacağına mahsuben tanınması talebi 4721 sayılı Kanun'un 240.maddesinde, miras hakkına mahsuben tanınması talebi ise 652. maddesindedüzenlenmiştir (bkz. §§ 16, 17).
33. Başvurucu, vefat eden eşine ait olan konutta kendisi lehineintifa veya oturma hakkı tanınması istemiyle dava açarken iddiasını, diğermirasçılarla aralarında yaptıkları "Sözleşmedir"başlıklı adi yazılı belgeye dayandırmış ancak davayı 4721 sayılı Kanun'un 240.maddesine dayanarak açmıştır. Dolayısıyla iddianın edinilmiş mallara katılmamal rejiminde katılma alacağına mahsuben ileri sürüldüğü anlaşılmaktadır.Başvurucunun davasını aile mahkemesinde açmış olması da bu tespitidoğrulamaktadır.
34. Mahkeme, davanın 4721 sayılı Kanun'un 240. maddesinedayanılarak açıldığı tespitinden hareket etmek suretiyle başvurucunun davakonusu taşınmazda katılma alacağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddinekarar vermiştir. Mahkeme ayrıca başvurucunun miras taksim sözleşmesiylemuristen intikal eden mallar üzerindeki haklarından vazgeçmiş olması nedeniylemiras hakkı yönünden de talebin dayanağı bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.
35. Başvurucu; dosyaya sunduğu 10/9/2007 tarihli adi yazılısözleşmede oturduğu konutun ölünceye kadar kendisine tahsis edilip kira talepedilmeyeceğinin kararlaştırıldığını, konutta oturma hakkının sadece Kanun'dandeğil aynı zamanda delil olarak sunduğu bu sözleşmeden kaynaklanan bir hakolduğunu, Mahkemenin bu belgeyi görmeden ve incelemeden karar verdiğini vebelgeyi gerekçeli kararında tartışmadığını ileri sürmüştür.
36. Başvurucu tarafından dava dosyasına sunulan "Sözleşmedir" başlıklı adiyazılı belgede imzası bulunan davalıların duruşmada dinlenerek belge hakkındabeyanlarının alındığı, gerekçeli kararda da başvurucunun ve davalılarınbeyanları özetlenirken bu belgeden bahsedildiği görülmüştür (bkz. §§ 10, 11). DolayısıylaMahkemenin söz konusu belgenin varlığından haberdar olduğu ve karar verirkenbelgeyi değerlendirdiği anlaşılmaktadır.
37. Öte yandan başvurucunun dayandığı adi yazılı sözleşmede,başvurucunun dava konusu dairede ölünceye kadar ikamet edeceği ve kendisindenherhangi bir kira talebinde bulunulmayacağının belirtildiği ancak başvurucuyaintifa veya oturma hakkı gibi bir sınırlı ayni hak tanınacağına dair taahhütbulunmadığı anlaşılmaktadır (bkz. § 8). Bu nedenle davanın edinilmiş mallarakatılma mal rejiminde katılma alacağına dayalı olarak açıldığı da dikkatealındığında başvurucunun dayandığı bu belgenin davanın sonucunu etkileyebileceknitelikte olmadığı ve Mahkemenin bu belge konusunda açık bir yanıt vermesiningerekli olmadığı kanaatine varılmıştır.
38. Bu itibarla karar gerekçesinin, davaya konu olay veolguların Mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere vehukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ilehüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olduğu; temyiz mercinin onama kararında, İlk Derece Mahkemesi kararındakigerekçenin benimsendiği ve temyiz itirazlarının hangi nedenle reddedildiğininaçıklandığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan Derece Mahkemelerinin kararlarındayeterli gerekçe bulunduğu sonucuna varılmıştır.
39. Açıklanan nedenlerle gerekçeli karar hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
Osman Ali Feyyaz PAKSÜT ve Muammer TOPAL bu görüşekatılmamıştır.
2. Yargılamanın SonucununAdil Olmadığına İlişkin İddia
40. Başvurucu; aile konutu üzerinde intifa veya oturma hakkıtesisi için açtığı davanın noter huzurunda yapılan taksim sözleşmesinde davakonusu taşınmaz ile ilgili haklarından feragat ettiği gerekçesiylereddedildiğini, taksim sözleşmesinde 4721 sayılı Kanun'un 240. maddesi gereğisahip olduğu haklardan feragat ettiğinin yazılı olmadığını, ayrıca oturmahakkının sadece Kanun'dan değil aynı zamanda dosyaya sunduğu adi yazılı sözleşmedenkaynaklı bir hak olduğunu, Mahkemenin bu sözleşmeyi göz ardı edip, sadece notertarafından düzenlenen taksim sözleşmesine göre değerlendirme yaparak hatalı birkarar verdiğini ileri sürmüştür.
41. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
42. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
43. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaaçıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine kararverilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasındaise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanunyolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvurudaincelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
44. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve budurumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlaletmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,derece mahkemesikararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlikiçermedikçe Anayasa Mahkemesince incelenemez (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
45. Somut olayda başvurucu, vefat eden eşi ile oturduğu konutunölünceye kadar kendisine tahsis edilmesi talebiyle eşinin diğer mirasçılarıaleyhine dava açmıştır. Dava kapsamında taraflarca bildirilen tanıklar dinlenmiş,dava konusu taşınmaz üzerinde keşif yapılarak bilirkişiden rapor alınmıştır.Mahkeme, başvurucu tarafından dosyaya sunulan "Sözleşmedir"başlıklı adi yazılı belgede imzası bulunan davalıları duruşmadadinleyerek belge hakkında beyanlarını almıştır (bkz. § 10).
46. Mahkemece yapılan değerlendirme sonucunda başvurucunun daaralarında bulunduğu tüm mirasçıların katılımıyla noter huzurunda yapılan mirastaksim sözleşmesine göre muristen intikal eden malların taksim edildiği ve busözleşme ile tarafların birbirlerini miras nedeniyle ibra edip diğerhaklarından feragat ettikleri, başvurucunun da dava konusu taşınmazdakihaklarından vazgeçtiği, ayrıca bu taşınmazla ilgili katılma alacağı dabulunmadığı gerekçeleriyle davanın dayanağının ortadan kalkması sebebiyledavanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır (bkz. § 11).
47. Mahkemenin, noterce düzenlenmiş miras taksim sözleşmesindemirasçıların birbirlerinden hiçbir hak ve alacaklarının kalmadığına, birbirlerinikarşılıklı olarak ibra ettiklerine yönelik beyanlarını (bkz. § 7) vebaşvurucunun bu taksim sözleşmesiyle taşınmazdaki haklarından vazgeçtiğinidikkate alarak, ayrıca başvurucunun dava konusu taşınmazla ilgili katılmaalacağı bulunmadığını da tespit ederek yaptığı değerlendirme ve ulaştığı sonuçyönünden herhangi bir keyfîlik tespit edilmemiştir.
48. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddialarıincelendiğinde iddiaların özünün Derece Mahkemeleri tarafından delillerindeğerlendirilmesinde ve yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıylayargılamanın sonucuna ilişkin olduğu görülmektedir.
49. Başvurucu; yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğudeliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini veiddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere veiddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ilişkin bir bilgiya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açıkbir keyfîlik oluşturan herhangi bir durum da tespitedilmemiştir.
50. Açıklanan nedenlerle yargılamanın sonucunun adil olmadığınailişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
Osman Ali Feyyaz PAKSÜT ve Muammer TOPAL bu görüşekatılmamıştır.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
17/5/2016 tarihinde Osman Ali Feyyaz PAKSÜT ve Muammer TOPAL'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLAkarar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1. Başvurucunun eşi ve murisi H.C.’nin31/7/2007 tarihinde ölümü üzerine 10/9/2007 tarihinde başvurucunun daaralarında bulunduğu tüm mirasçılar arasında Konya 5. Noterliğinde düzenlemeşeklinde miras taksim sözleşmesi imzalandığı, bu taksim sözleşmesindebaşvurucuya murisin tarla vasfında bir taşınmazında 1/15 oranında hisseverildiği, tapuda arsa vasfında görülmekle birlikte başvurucunun önceden berieşiyle birlikte oturduğu ve aile konutu niteliğinde olan evin ise mirasçılardanA.C., H.G. ve E.T.ye bırakıldığı, ancak noter huzurunda yapılan miras taksimsözleşmesiyle aynı tarihte tüm mirasçıların katılımıyla imzalanan adi yazılıbelge niteliğindeki sözleşme ile de dava konusu taşınmazdaki dairelerinpaylaşımının yapıldığı, başvurucunun oturduğu zemin kattaki dairenin H.G. veE.T. isimli mirasçılara bırakılmakla beraber murisin eşi başvurucu M.C.’nin ölünceye kadar bu meskende ikamet edeceğinin, bundandolayı diğer mirasçılar tarafından her hangi bir kira talebindebulunulmayacağının imza altına alındığı, başvuru dosyası ve bireysel başvurukapsamında incelenen Konya 3. Aile Mahkemesi dava dosyası kapsamındananlaşılmaktadır.
2. Başvurucunun murisi olan eşiyle birlikte oturduğu ve diğermirasçılarla yaptığı anlaşma gereğince ölünceye kadar ikamet hakkını eldeettiği dairenin satılarak ortaklığın giderilmesi talebiyle paydaşlar tarafından8/10/2007 tarihinde Konya 3. Sulh Hukuk Mahkemesinde dava açılması üzerinebaşvurucunun da konutunu yitireceği kaygısıyla 20/5/2008 tarihinde Konya 3.Aile Mahkemesinde eşinin diğer mirasçıları aleyhine dava açarak eşi ilebirlikte oturduğu konutun ölünceye kadar kendisine tahsisine karar verilmesinitalep ettiği, yapılan yargılama sonucu mahkemenin 18/10/2012 tarihi kararıylabaşvurucunun davasını reddettiği, başvurucunun temyizi üzerine kararın Yargıtay8. Hukuk Dairesinin 7/5/2013 tarihli kararıyla onandığı, karar düzeltmetalebinin de aynı Dairenin 9/12/2013 tarihli ilamıyla reddedildiği, nihaikaradan 6/1/2014 tarihinde yapılan tebligatla haberdar olan başvurucunun süresiiçerisinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.
3. Başvurucunun iddiaları Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümünce“gerekçeli karar hakkı” ve “yargılamanın sonucunun adil olmadığı” yönlerindenincelenmiş ve her iki iddianın “açıkça dayanaktan yoksun” olması nedeniylekabul edilemez olduğuna oyçokluğuyla karar verilmiştir. Bu karara muhalifkalışımızın nedenleri aşağıdaki maddelerde açıklanmaktadır.
4. Başvuruya konu olayın, derece mahkemelerindeki yargılamanınve bireysel başvurunun temelini, başvurucunun murisi olan eşiyle birlikteoturduğu apartman dairesinde hayatının geri kalan kısmında oturma istek vearzusu oluşturmaktadır. Nitekim başvuru formunun (C) bölümünde (Başvurucunungüncel ve kişisel bir hakkının doğrudan zedelendiği iddiasının açıklanması)ihlal edilen temel hakkın “… müvekkilin öleneşi ile birlikte oturmakta olduğu müşterek hanede oturma hakkı doğrudan zedelenmiştir”denilmeksuretiyle bireysel başvuru yoluyla giderim sağlanmaya çalışılan temel hakkınkonuta ilişkin olduğu açıklanmıştır.
5. Kişinin konutunda herhangi bir haksızlığa uğratılmadan huzuriçinde oturma hakkı, Anayasanın 20. maddesinde yer alan özel hayatın gizliliğikapsamındadır. Anayasanın 20. maddesinde “Herkes,özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir.Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz” denilmeksuretiyle güvence altına alınan bu hak aynı zamanda Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesinin 8. maddesinde de yer almaktadır. Bu nedenle başvurucunun, AnayasaMahkemesine, yapılan bir yargılamanın adil olmadığı iddiasından ziyade ve esasitibariyle, aile konutunun elinden alınması suretiyle karşılaştığı, özelhayatına yönelik ihlalin giderimi için başvurduğu açıktır.
6. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifinikendi takdir eder (Tahir Canan, 2012/969).Bunedenle, başvurucunun iddialarının, asıl hakkının ihlaline yol açan yargılamasüreçlerine ilişkin olaylar, yargı süreçleri ve kararlar yönünden değil,ihlalin özünü teşkil eden konut hakkı yönünden özel yaşama saygı hakkı altındaincelenmesi gerekir.
7. AİHM’nin kararlarında olduğu gibi, Anayasa Mahkemesikararlarında da kişinin özel yaşama saygı çerçevesinde devletçe yapılabilecekmüdahalelere, bu bağlamda çevresel sorunlara karşı konutunda huzur içindeoturma hakkı olduğu kabul edilmektedir (HüseyinTunç Karlık ve Zahide Karlık, 2013/6587; Powell ve Rayner/Birleşik Krallık, 9310/81).
8. Özel yaşama saygı hakkı kapsamında somut olay incelendiğindeher ne kadar başvurucunun özel yaşamına saygı kapsamındaki aile konutundayaşamını sürdürme hakkına kamu gücü tarafından doğrudan bir müdahaleyapıldığından söz etmek mümkün değil ise de; devletin sadece konuta kendisimüdahale etmemek değil, kuracağı adil ve insan haklarına saygılı hukuk düzeniile bireylerin konut hakkını da gözetecek düzenlemeler yapmak ve bireyin buhakkına diğer özel kişilerce yapılabilecek müdahaleleri önleyici yargısalmekanizmaları da sağlamak yükümlülüğü bulunmaktadır.
9. Türk Medeni Kanununun 240.maddesindeki aile konutuna ilişkin düzenleme de bu kapsamdadır. Ancak budüzenlemenin uygulamada kişilere somut bir yarar sağlamayacak, biçimselnedenlere ve katı yorumlara tabi tutularak zafiyete uğratılarak, kısıtlı birkapsamda uygulanması, bu madde ile korunmak istenen temel hakkın amacına aykırıolacaktır. Nitekim yasa koyucunun aile konutuna ilişkin hukuk kuralınıyasalaştırmaktaki amacının, sağ kalan eşe, diğer mirasçılara karşı bir korumasağlamak olduğu açıktır.
10. Başvurucunun Konya 3. Aile Mahkemesinde açtığı davadamahkemece, aynı gün düzenlenmiş olan noter sözleşmesi ile adi belgeniteliğindeki sözleşme değerlendirilirken, “…davacı yukarıdaki taksim sözleşmesi ile ilgili taşınmazdaki haklarındanvazgeçerek bu taşınmazla ilgili katılma alacağının da söz konusu olmadığındantalebinin gerekçesi ortadan kalkmakla davanın … reddine” şeklindekibir gerekçeye yer verilmiş olmasından, noter sözleşmesinin öncelikle geçerli vebağlayıcı olduğu kanaatine varıldığı anlaşılmaktadır. Halbuki iki sözleşme deaynı tarihte düzenlendiği ve hangisinin önce imzalandığı hususunda birbelirleme yapılmadıkça, adi belge niteliğinde olan sözleşmedeki “Meskenin zemin katında murisin eşi Mürüvet Ceranoğlu oturmakta olupölünceye kadar bu meskende ikamet edecek, bundan dolayı mirasçılar tarafındanherhangi bir kira talebinde bulunulmayacak …” hükmünün noterdeyapılan sözleşme ile taşınmazdaki haklarından vazgeçmenin ön koşulu olduğusonucuna da varmak mümkündür. Adi belge niteliğindeki sözleşmenin içeriğinin vealtındaki imzaların davalılarca inkar edilmemiş olmasıkarşısında, noter senedindeki paylaşımın, tarafların gerçek iradesiniyansıtması yönünden “Sözleşme” başlıklı belgeye üstün tutulmasının haklı bir nedenibulunmamaktadır. Dolayısıyla, başvurucunun murisi olan eşiyle yıllar boyuoturduğu konuttan çıkmaya peşinen razı olduğunun kabulünde isabet yoktur.
11. Sonuç olarak başvurucunun özel hayatına saygı hakkıkapsamındaki aile konutundan yararlanma hakkı, mahkemece delillerin veolguların isabetli takdir edilememesi ve hükmün Yargıtay’ca onanarakkesinleşmesi sonucu ihlal edilmiştir. Bu nedenle çoğunluk görüşünekatılmıyoruz.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Üye
Muammer TOPAL