TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUSA ERDEM VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1845)
Karar Tarihi: 7/11/2013
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Mehmet ERTEN
Zehra Ayla PERKTAŞ
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Özcan ÖZBEY
Başvurucular
:
1) Musa ERDEM
2) Hacer ERDEM
3) Serkan ERDEM
4) Sema ERDEM
Vekilleri
:
Av. Berrin DEMİR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucular, yakınları olanSelin Erdem’in çalışma saatlerinde geçirmiş olduğu trafik kazası sonucuyaşamını yitirmesi üzerine, bünyesinde çalıştığı şirket ile kazaya karışanaracın bağlı olduğu firma yetkilileri hakkında İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığınca etkili bir soruşturma yürütülmeden “kovuşturmaya yer olmadığı” kararı verilmesi nedeniyleAnayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan yaşam hakkı ile 36. maddesinde güvencealtına alınan hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 22/2/2013 tarihinde İstanbul8. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 17/6/2013tarihinde başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAYLAR VE OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucular Musa Erdem ve Hacer Erdem’in kızı, diğer başvurucularınkardeşi olan Selin Erdem, prodüksiyon şirketi olan B.Limited Şirketi tarafından çekilmekte olan “ArkaSıradakiler” adlı dizi filminde sanat asistanı olarak işe girmiştir.
6. Selin Erdem, 1/5/2012 tarihinde diziçekimine ara verildiği sırada, sigara içmek amacıyla set olarak kullanılanbinaya bitişik sokaktaki kaldırımda bulunduğu esnada, film setine yemek tedarikeden A. C. adlı firmaya ait aracın çarpması sonucu hayatını kaybetmiştir.
7. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca olayla ilgili olarak aynıgün başlatılan soruşturma sonucunda 4/5/2012 tarihliiddianame ile araç sürücüsü İ. F. hakkında “taksirleöldürme” suçundan açılan kamu davası üzerine, İstanbul 28. AsliyeCeza Mahkemesince 4/12/2012 tarihinde verilen kararla İ. F. 4 yıl hapiscezasına mahkum edilmiştir.
8. Diğer yandan, Selin Erdem’in çalıştığı şirket ve kazaya nedenolan aracın bağlı olduğu firma sorumluları hakkında aynı Savcılıkça yürütülensoruşturmada ise, söz konusu kişilerin eylem ve davranışları ile meydana gelenölüm olayı arasında cezai anlamda kişilere atfı kabil kasıt, kusur ve illiyetbağı bulunmadığı gerekçesi ile 8/10/2012 tarihinde “kovuşturmaya yer olmadığına” kararverilmiştir.
9. Başvurucular tarafından bu karara itiraz edilmesi üzerine,Bakırköy 3. Ağır Ceza Mahkemesince 22/11/2012tarihinde itiraz reddedilmiş ve bu karar başvuruculara 24/1/2013 tarihindetebliğ edilmiştir. Başvurucular, 22/2/2013 tarihlidilekçeleri ile 30 gün içinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
B. İlgiliHukuk
10. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar”kenar başlıklı 172. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“(1)Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması içinyeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağınınbulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar,suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliyebildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.
11. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Taksirle öldürme” kenar başlıklı 85.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Taksirlebir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
12. Mahkemenin 7/11/2013 tarihinde yapmışolduğu toplantıda, başvurucuların 22/2/2013 tarih ve 2013/1845 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
13. Başvurucular, yakınları olan kişinin iş saatleri içinde hayatınıkaybettiğini, olayın bir iş kazası olarak değerlendirilmesi gerekirkenSavcılıkça bu durumun göz ardı edildiğini, anılan firma sorumlularına yöneliketkili bir soruşturma yapılmayarak gerekçesiz bir şekilde kovuşturmaya yerolmadığı kararı verilmesi ve sadece araç sürücüsü hakkında dava açılmışolmasının Anayasa’nın 17. ve 36. maddelerinde tanımlanan yaşam hakkı ile hakarama hürriyetini ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
1. Anayasa’nın17. Maddesi Yönünden
14. Başvurucular, yakınlarının ölümüyle sonuçlanan trafik kazasındabir üçüncü kişinin kusurunun yeterince ve etkili bir şekilde soruşturulmamasınedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
15. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 30/3/2011tarih ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralıfıkraları uyarınca, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlaledildiğini iddia eden kişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkıtanınmıştır.
16. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.”
17. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi” kenarbaşlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
18. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncelve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru hakkına sahipoldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamınıkaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölümolayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafındanyapılabilecektir. Başvurucular, başvuru konusu olayda ölen kişinin anne, babave kardeşleridirler. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklikbulunmamaktadır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41).
19. Bütün diğer haklar için bir temel oluşturan yaşam hakkı,Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmış ve bu maddede belirlenenistisnalar dışında hiç kimsenin yaşamına kasten son verilemeyeceğibelirtilmiştir. Devletin yaşam hakkına saygı gösterme yükümlülüğü önceliklekamu otoritelerinin yaşam hakkına müdahale etmemelerini, yani maddedebelirtilen istisnalar dışında kişilerin ölümüne neden olmamalarını gerektirir.Bu, devletin yaşam hakkından kaynaklanan negatif ödevidir. Yaşam hakkına saygı,ikinci olarak devletin üçüncü kişilerden gelecek tehlikelere karşı bireylerinhayatını korumasını gerektirir. Bir kimsenin hayatına yönelik çok özel ve ciddibir tehdidin varlığı kanıtlanmışsa, devletin bu tehdide karşı bireyin hayatınıkorumak için makul tedbirleri alması gerekir. Bu, yaşam hakkından kaynaklanandevletin pozitif yükümlülüğüdür. Bir ölüm meydana gelmişse, devletin pozitifyükümlülüğü kapsamında ölümün nedenlerini soruşturma ve sorumluları tespitederek cezalandırma ödevi de vardır. Bu usul yükümlülüğünün gerektiği şekildeyerine getirilmemesi halinde devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerinegerçekten uyup uymadığı tespit edilemez. Bu nedenle, devletin bu maddekapsamındaki negatif ve pozitif yükümlülüklerinin güvencesini, soruşturmayükümlülüğü oluşturmaktadır (B. No: 2012/1017, 18/9/2013,§ 29).
20. Bireyin, bir devlet görevlisi ya da özel bir kişi tarafındanhukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde birmuameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunmasıhalinde, Anayasa’nın 17. maddesi, “Devletintemel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genelyükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmi bir soruşturmanınyapılmasını gerektirir (B. No: 2012/1017, 18/9/2013, §30).
21. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında dabelirtildiği gibi yürütülecek cezasoruşturmaları, sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecekşekilde etkili ve yeterli olmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundansöz edebilmek için, soruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölümüaydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleritoplamaları gerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu kişilerinortaya çıkarılması imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütmekuralıyla çelişme riski taşır (B. No: 2012/752, 17/9/2013,§ 57). (Benzer yöndeki AİHM kararları içinbkz. Hugh Jordan/Birleşik Krallık, 24746/94, 4/5/2001, § 109; Dink/Türkiye,2668/07, 6102/08, 30079/08, 7072/09 ve 7124/09, 14/9/2010, § 78).
22. Yürütülecek cezasoruşturmalarının etkinliğini sağlayan hususlardan biri de, teoride olduğu gibipratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için, soruşturmanın veyasonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölenkişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğuölçüde katılmaları sağlanmalıdır (B. No: 2012/752, 17/9/2013,§ 58. Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hugh Jordan/Birleşik Krallık, 24746/94,4/5/2001, § 109).
23. İhmal nedeniyle meydana gelenölüm olaylarına ilişkin davalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesigerekir. Buna göre, yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kastensebebiyet verilmemiş ise, “etkili biryargısal sistem kurma” yönündeki pozitif yükümlülük her olaydamutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hattadisiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (B. No:2012/752, 17/9/2013, § 59. Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Vo/Fransa[BD],53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya, 32967/96,17/1/2002, § 51).
24. Diğer taraftan, etkili bir başvurudan söz edebilmek için,başvuru yolunun sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp, bu yolunuygulamada fiilen de etkili olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünüele alma yetkisine sahip bulunması gerekir. Başvuru yolunun bir hak ihlaliiddiasını önleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hakihlalini karara bağlayabilme ve bunun için uygun bir giderim (tazminat) sunabilmesi halinde ancaketkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yine, vuku bulmuş bir hak ihlaliiddiası söz konusu olduğunda, tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumlularınortaya çıkarılması bakımından da yeterli usuligüvencelerin sağlanması gerekir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ramirez Sanchez/Fransa, 59450/2000,4/7/2006, §§ 157, 160;Aksoy/Türkiye, 21987/93, 18/12/1996, § 95).
25. Somut olayda başvurucular, yürütülen soruşturmanın yetersizolduğunu, sadece kazaya karışan araç sürücüsü hakkında dava açıldığını, oysaolayın trafik kazası kapsamında değil iş kazası kapsamında değerlendirilerek,ölenin bağlı olduğu şirket ile aracın ait olduğu firma sorumluları hakkında daceza davası açılması gerektiğini, ancak Savcılıkça taleplerinin dikkatealınmadığını iddia etmişlerdir.
26. Bireylerin cezai sorumluluklarının kapsamının belirlenmesineyönelik hukuki sorunların incelenmesi kural olarak Anayasa Mahkemesinin yetkisikapsamında olmayıp, suçluların tespiti ve cezalandırılması derece mahkemeleringörev ve yetkisindedir. Ancak yukarıda belirtilen yaşam hakkına yönelikmüdahaleleri soruşturma yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediği Mahkemeceincelenmelidir.
27. Savcılığın sonuç kararı bu açıdan değerlendirildiğinde; ölenindizi çekimi sırasında verilen ara esnasında sigara içmek amacıyla set olarakkullanılan bina önündeki sokağa çıktığı, kaldırımda bulunduğu sırada filmsetine yemek tedarik eden aracın kendisine çarpması sonucu hayatını kaybettiği,başvurucuların iddiaları kapsamında “taksirleöldürme” suçundan dolayı soruşturmanın derhal başlatıldığı, kazayasebebiyet veren araç sürücüsü hakkında davanın açıldığı ve yargılama sonucundamahkûm edildiği, öte yandan anılan firma yetkililerinin eylem ve davranışlarıile meydana gelen ölüm olayı arasında cezai anlamda bu kişilere atfı kabilkasıt, kusur ve illiyet bağı tespit edilememesi gerekçesiyle haklarında “kovuşturmaya yer olmadığına” kararverildiği, bu bağlamda gerekli delillerin toplanarak soruşturmanın makul süredetamamlandığı ve başvurucuların soruşturmaya etkin bir şekilde katıldıklarıgörülmüştür.
28. Diğer taraftan, haklarında etkili bir şekilde soruşturma yapılankişilerle ilgili mutlaka dava açılması ya da açılmışsa cezalandırılmasıgerektiği yönündeki bir beklenti korunması gerekli olan bir hak değildir.Ayrıca, her ne kadar söz konusu şirket temsilcilerinin cezai sorumluluklarıtespit edilmemiş ise de, anılan şirketler aleyhine iş hukukuna dayalı olaraktazminat davası açılmasına hukuken bir engel de bulunmamaktadır. Nitekim AİHMde, yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyetverilmemiş ise, “etkili bir yargısal sistem” oluşturma şeklindeki pozitifyükümlülüğün her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmediği vemağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açıkolmasının yeterli olabileceği sonucuna varmıştır (bkz. § 24).
29. Buna göre başvuru dosyasında oluşa ilişkin belge ve bilgiler dikkatealındığında, sorumluların tespitine yönelik soruşturmanın yetersiz olduğundanve kararın somut kanıtlarla çelişecek biçimde ve açıkça hukuka aykırılıkoluşturacak şekilde gerekçesiz ve keyfi verildiğinden söz edilemeyeceği gibi,bu konuda ihmali bir davranış veya yetkililere yüklenebilecek bir eksikliğin desaptanmadığı görülmüştür. Dolayısıyla, kişinin yaşam hakkının korunması kapsamındayürütülen cezai soruşturmanın etkisiz olduğuna ilişkin bir sonuca varılmasınıgerektirecek bir husus tespit edilememiştir.
30. Açıklanan gerekçelerle, CumhuriyetSavcılığınca yürütülen soruşturma sonucunda verilen karar nedeniylebaşvurucuların yaşam hakkına yönelik bir ihlal açıkça tespitedilmediğinden, başvurunun “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2.Anayasa’nın 36. Maddesi Yönünden
31. Başvurucular, şikâyetlerinde belirttikleri firma sorumlularınayönelik olarak Savcılıkça dava açılmayarak, kovuşturmaya yer olmadığı kararıverilmesi ve iddialarının bir yargı yeri önünde dinlenilmemesi suretiyleAnayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti ve adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
32. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre (§ 15), Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurununesasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddiaedilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve AİHS’nin ortakkoruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
33. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes,meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
34. AİHS’nin “Adil yargılanmahakkı” kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:
“1. Herkesmedeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alandakendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuşbağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”
35. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru vasıta veyollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğindenbu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesindebelirlenmesi gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
36. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkınıdüzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların”ve bir “suç isnadının”esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Buifadeden, hak arama hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireyselbaşvuruda bulunabilmek için, başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyleilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadıhakkında karar verilmiş olması gerektiği anlaşılmaktadır (B. No: 2012/917, 16/4/2013, § 21).
37. AİHM içtihatlarına göre, bir ceza davasında üçüncü kişilerinsuçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar gören,şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler, Sözleşme’nin 6. maddesinin korumaalanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medeni hak talebineimkân veren bir sistemin benimsenmiş veya ceza davası sonucunda verilen kararınhukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir (Perez/Fransa, 47287/99, 12/2/2004,§ 70).
38. 5271 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesindeşahsi hak iddiasında bulunma imkânı ortadan kalkmıştır. Dolayısıylabaşvurucuların ceza muhakemesi sürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânıbulunmamaktadır. Ayrıca somut olayda verilen kovuşturmaya yer olmadığına dairkararın etkileri ceza muhakemesi süreci ile sınırlı olup, hukuk mahkemeleri açısındanbağlayıcı bir etkisi bulunmamaktadır.
39. Başvurucular, suç işlediğini düşündükleribir üçüncü kişi hakkında soruşturma açılmasını sağlamak amacıyla suçduyurusunda bulunmuş olup, talepleri üçüncü kişilerin cezalandırılmalarıylasınırlıdır. Başvurucular, üçüncü kişilerin fiilleri nedeniyle medeni haklarınayönelik bir müdahalenin bulunduğunu düşünüyor ve buna ilişkin zararınıngiderilmesini istiyorlarsa, hukuk mahkemeleri önünde dava açma imkânlarıvardır.
40. Sonuç itibarıyla,başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesine dayanan ihlal iddialarının konusu, Anayasa’dagüvence altına alınmış ve AİHS kapsamında olan temel hak ve özgürlüklerinkoruma alanı dışında kalmaktadır.
41. Açıklanan gerekçelerlebaşvurunun bu kısmının da “konu bakımındanyetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
A. Açıklanan nedenlerle;
1. Anayasa’nın 17.maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddiaların “açıkça dayanaktan yoksun olması”,
2. Anayasa’nın 36.maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddiaların ise “konu bakımından yetkisizlik”,
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerininbaşvurucular üzerinde bırakılmasına,
7/11/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLEkarar verildi.