TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MÜSLÜM TURFAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2516)
Karar Tarihi: 18/11/2015
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Hasan Tahsin GÖKCAN
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Akif YILDIRIM
Başvurucu
:
Müslüm TURFAN
Vekili
:
Av. İbrahim ERGÜN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, işkence sonucu elde edilen delillere dayanılarakmahkûmiyete karar verilmesi ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmamasınedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 1/4/2013 tarihinde İstanbul11. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engelteşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 31/10/2014tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 18/12/2014tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Bakanlığın yazılı görüşü 13/2/2015tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulmuştur.
6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 2/12/2013tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne beyanlarını 24/3/2015 tarihinde sunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUYAP sisteminden temin edilen ek bilgilere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, "yasadışı silahlı örgüte üye olmak"suçunu işlediği iddiasıyla 12/11/1998 tarihindegözaltına alınmış; 15/11/1998 tarihinde tutuklanmış ve 13/4/2001 tarihindeserbest bırakılmıştır.
9. Gözaltına alındığı tarihte düzenlenen adli tıp raporuna görebaşvurucunun vücudunda herhangi bir darp izine rastlanmamıştır. Gözaltı süresisonunda Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporda başvurucunun gözaltısırasında dayak, basınçlı soğuk su tutma, cinsel organına baskı yapma vepsikolojik işkenceye maruz kalma iddialarına yer verilmiş ve vücudunda kısmeniyileşmiş sıyrık ve kabuklu yaraların olduğu tespit edilmiştir. Başvurucuya beşgünlük iş göremezlik raporu verilmiştir. Başvurucu, 15/11/1998tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği ifadede, gözaltında ikenişkence altında ifade verdiğini beyan etmiştir.
10. Başvurucu hakkında 24/11/1998 tarihliiddianame ile yasa dışı silahlı örgüte üye olmak suçlamasıyla İstanbul 3 No.luDevlet Güvenlik Mahkemesinde E.1998/382 sayılı dava açılmıştır.
11. Başvurucu, işkenceye uğradığı iddiasını 3 No.lu Devlet GüvenlikMahkemesindeki yargılamada dile getirmiş ve Mahkeme konunun araştırılmasıamacıyla 12/7/1999 tarihinde Savcılığa ihbardabulunmuştur.
12. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 4/7/2000tarihli ve 2000/36731 sayılı iddianame ile başvurucuya işkence yaptığı iddiaedilen kamu görevlileri hakkında İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinde davaaçılmıştır.
13. Mahkeme tarafından 30/9/2004tarihli ve E.2000/203, K.2004/306 sayılı kararla kamu görevlileri hakkındaberaat kararı verilmiştir. Anılan karar Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 24/4/2006 tarihli ve E.2005/2802, K.2006/3712 sayılıkararıyla bozulmuştur. Bozma gerekçesi şöyledir:
“Dosyadaki bilgi ve belgelere göre; yasadışıörgüt üyesi olmak suçundan gözaltına alınan müteakiben de sevkedildiklerindeverilen doktor raporlarında, mağdur Dinçer E.’ningözündeki darp izi dışında bedenlerinde herhangi bir darp ve cebir asarıbulunmadığı bildirilen tüm mağdurların, daha sonra gözaltındançıkarıldıklarında ise şikayetleriyle uyumlu bilgileriçeren 15.11.1998 tarihli hekim raporlarından hayati tehlikeye maruzkalmaksızın mağdur Dinçer E.’nin 3 gün, diğermağdurlar Ahmet T. ile Müslim Turfan’ın[Başvurucu]5’er gün mutad iştigallerinden kalacakşekilde yaralandıklarının belirlenmiş olması ve bu yaralanmalarının da15.11.1998 tarihinden yaklaşık 3-6 gün önce meydana geldiğinin, İstanbulÜniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalında görevli üçöğretim üyesi tarafından verilen 5.7.1999 tarihli raporda açıklanmasıkarşısında, gözaltında bulundukları sırada mağdurlara işkence yapıldığınınkanıtlanmasına göre, mağdurların sorgularına katılan ve polis memuru olansanıkların hangisinin hangi mağdura yönelik eylemde bulunduklarının ayrı ayrıve açıkça belirlenerek atılı suçtan mahkumiyetleri yerine dosya içeriğine uymayanbir gerekçeyle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş katılanlar vekilinintemyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepden dolayı (BOZULMASINA), 26.4.2006 günündeoybirliğiyle karar verildi.”
14. İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/12/2006tarihli ve E.2000/229, K.2006/274 sayılı kararıyla kamu görevlilerine isnatedilen suça ilişkin davanın, zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine kararverilmiştir.
15. Bu arada İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 28/11/2011 tarihli ve E.1998/382, K.2001/338 sayılıkararıyla 21/12/2000 tarihli ve 4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadarİşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların ErtelenmesineDair Kanun'un 169. maddesi gereğince başvurucu hakkındaki kamu davasının kesinhükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilmiştir.
16. Başvurucu hakkında verilen erteleme kararının temyiziüzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 28/5/2002 tarihli ve E.2002/436,K.2002/1184 sayılı ilamı ile “Sanıkların faaliyetlerininyoğunluğu ve çeşitliliği, kod adı ve sanık Servet'in sahte kimlik kullanması,semt komitesinde yer almaları, evlerinde ele geçirilen doküman malzemeler,sahte kimlik ve sair belgeler ile diğer sanıkların beyanları ve tüm dosyakapsamına göre TCK.nun168/2.maddesi ile cezalandırılmaları yerine, suç vasfında yanılgıya düşülerekyazılı şekilde hüküm tesis” edildiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
17. Bu arada başvurucu ve diğer sanık A.T.,gözaltı sırasında polis karakolunda işkence ve kötü muameleye maruzkaldıklarını ve şikâyetlerini sunmak için etkili bir başvuru yolununbulunmadığını belirterek Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 3. ve13. maddelerinin; kararın işkence altında alınan ifadelere dayandığını ve ilksoruşturma sırasında avukat tarafından temsil edilmediklerini, bu sebepleSözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürerek Avrupa İnsan HaklarıMahkemesine (AİHM) 25/10/2002 tarihinde başvurmuşlardır. Başvurucu, kamugörevlileri yönünden düşme kararı verilen (mağdur sıfatıyla yer aldığı)yargılama ile hakkında “yasa dışı örgüt üyesi olmak” suçundan yürütülenyargılamayı başvuru konusu yapmıştır.
18. İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi 21/1/2004 tarihli ve E.2002/206, K.2004/3 sayılı ilamıyla Yargıtayın bozma kararına uyarak başvurucunun 12 yıl 6 ayhapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.
19. Temyiz üzerine İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin21/1/2004 tarihli kararı, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin1/7/2004 tarihli ve E.2004/2658 sayılı ilamı ile “Müslüm Turfan'a kolluk görevlilerinin kötü muamelede bulunduklarıiddiasıyla açılan davanın akıbeti beklenmeden hüküm tesis” edildiği gerekçesiyleyeniden bozulmuştur.
20. 16/6/2004 tarihli ve 5190 sayılıKanun'un geçici 1. maddesi ile Devlet Güvenlik Mahkemelerinin görev veyetkilerine son verilmiş; aynı Kanun'un geçici 2. maddesi gereğince başvurucuhakkındaki yargılama, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesine devredilmiştir.
21. Bu arada, yapılan başvuru hakkında AİHM, 15/12/2009tarihinde Sözleşme'nin 3, 6/1 ve 6/3-c maddelerinin ihlal edildiğine kararvermiştir. İlgili kararın özet çevirisinde; başvurucunun 12/11/1998tarihinde sahte kimlik bulundurması nedeniyle evinde yakalandığı ve yasa dışıörgüt üyesi olmak suçlamasıyla gözaltına alındığı, gözaltına alınmadan öncealınan sağlık raporunda başvurucunun vücudunda herhangi bir darp ve cebir izinerastlanılmadığı belirtilmiştir. Anılan kararda ayrıca AİHM, başvurucularınmağdur oldukları eylemleri savcılığın işkence olarak nitelendirdiğinibelirterek Sözleşme'nin 3. maddesinin esas bakımından ihlal edildiğini, AğırCeza Mahkemesinin dosyanın zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle yargılamaya sonvermesi nedeniyle de Sözleşme'nin 3. maddesinin usul açısından ihlal edildiğinibelirtmiştir. AİHM, başvurucu hakkında Devlet Güvenlik Mahkemesinde yürütülenyargılamada, gözaltı sırasında baskı altında alındığı ileri sürülen başvurucuifadesinin, başvurucuların mağduriyetine dayanak oluşturan unsurlardan biriolduğunu tespit etmiştir. Buna dayanarak AİHM, Sözleşme’nin 6/1 ve 6/3-cmaddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
22. Başvurucuya yönelik işkence iddialarıyla ilgili yürütülenyargılamanın sonucunu bekletici mesele yapan İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 13/10/2010 tarihli ve E.2004/258, K.2010/296 sayılı kararıile başvurucu ve sanık S. P.nin her birinin 6 yıl 3ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Gerekçeli kararınilgili kısmı şöyledir:
“DELİLLERVE GEREKÇE:
Sanık Müslüm Turfan yönünden:
Dizi 12 Kira kontratosu
Dizi 15 Yakalama ve zaptetmetutanağı,
Dizi 18 Eşya tespit tutanağı,
Dizi 37 Yasemin Derman'ın emniyet ve savcılıkifadesi.
Dizi 47 ifadeli yüzleştirme tutanağı (Sanıklarbirbirlerini teşhis etmişler.),
Dizi 57 tutanak,
Adlı rapor. (5 gün iş ve güçten kalacakşekilde darp cebir izi vardır.),
İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2006/229Esas sayılı kararı ve AİHM’in 1413/03 başvurunumaralı 15 Aralık 2009 tarihli kararı,
….
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE :
Yukarıda özetlenen sanık anlatımları ve tümdosya kapsamından;
Sanıklardan Müslüm Turfan'ınBursa'da tanıdığı, Fatma Hoca tarafından 03 Kasım 1997 tarihinde Susurlukmitingine götürüldüğü, Cemal kod olan tanıtan kişi tarafından İstanbul'açağırıldığı, burada bir süre Şirinevler’de daha sonra Esenyurt’takiörgüt evinde kaldığı, evinin masraflarının Ali Haydar kod tarafındankarşılandığı, evinde zaman zaman toplantılar yapıldığı, ve bir süre Dinçer E.ve Yasemin D.'nin de kaldığı, Esenyurt’tayazılama ve bildiri dağıtma,afişyapıştırma eylemlerine katıldığı, 31 Ekim 1998 tarihinde Sekaişçilerinin gösterisine katılıp slogan attığı, evinde örgüte ait dokümanlar vesahte nüfus cüzdanı ve afişlerin bulunduğu,
…
Sanıklar MÜSLÜM TURFAN ve S. P.’nin işkence gördüğü ileri sürülmüş olması karşısında busanıkların polis ifadeleri delil olarak kabul edilmeyip, dosyadaki diğerdelillerden yakalama tutanakları, sanık S. P.’de elegeçen sahte kimlik, buna ait ekspertiz raporu, Ahmet T.,Dinçer E. hakkında daha önce verilen ve Yargıtaycakesinleşen karar ve Sanıklar hakkında anlatımda bulunan şahısların beyanları,teşhis tutanakları ve diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde,
Sanıkların yasadışı EKİM isimli silahlı terörörgütünün üyesi oldukları anlaşıldığından sanıkların kastları, bunun toplumdadoğuracağı tehlikede dikkate alınarak eylemine uyan ve lehe olan 5237 SayılıTCK ' nun 314/2 maddesi, 3713 sayılı yasanın5.maddesi gereğince cezalandırılmalarına karar verilerek aşağıdaki şekildehükmü kurmak gerekmiştir.”
23. Temyiz üzerine İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 13/10/2010 tarihli kararı, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 8/1/2013tarihli ve E.2012/8766. K.2013/235 tarihli ilamı ile onanmıştır.
24. Onama kararı 27/3/2013 tarihindebaşvurucuya tebliğ edilmiştir.
25. Başvurucu 1/4/2013 tarihindebireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
26. 5190 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte Devletgüvenlik mahkemeleri ve Devlet güvenlik mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılıklarınınyetki ve görevleri sona erer.”
27. 5190 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun yayımı tarihinde görev ve yetkileri sona erenDevlet güvenlik mahkemelerinde ve Devlet güvenlik mahkemeleri CumhuriyetBaşsavcılıklarında mevcut dava ve soruşturma dosyaları ayrıca bir karar verilmesinegerek kalmaksızın durumlarına, mahiyetlerine ve kanun hükümlerine göre,bulundukları aşamadan itibaren yargılama ve soruşturmaya devam edilmek üzeregörevli ve yetkili ağır ceza mahkemelerine ve bu mahkemelerin bulunduklarıillerin Cumhuriyet Başsavcılıklarına devredilir.
Bu Kanun kapsamına girmeyen suçlar nedeniyle;
a) Hazırlık soruşturma safhasında bulunan dosyalar hakkındailgili Cumhuriyet Başsavcılıklarınca,
b) Son soruşturma safhasında bulunan dosyalar hakkında ağırceza mahkemelerince dosya üzerinden,
Kanun hükümlerine göre gerekli kararlar verilmek suretiyle,dosyalar görevli ve yetkili Cumhuriyet Başsavcılıklarına veya mahkemeleregönderilir.”
28. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunu’nun “İfade vesorgunun tarzı” kenar başlıklı 147. maddesi şöyledir:
“(1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında veyasorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:
…
c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukîyardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veyasorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumdaolmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisinebaro tarafından bir müdafi görevlendirilir.”
29. 5271 sayılı Kanun’un “İfadealma ve sorguda yasak usuller” kenar başlıklı 148. maddesi şöyledir:
“(1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesinedayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme,yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibibedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.
…
(3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmişolsa da delil olarak değerlendirilemez.
(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkimveya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esasalınamaz.”
30. 5271 sayılı Kanun’un “Delilleritakdir yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurundatartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyleserbestçe takdir edilir.
(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş hertürlü delille ispat edilebilir.”
31. 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılımülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 138. maddesi şöyledir:
“Yakalanan kişi veya sanık müdafi seçebilecek durumdaolmadığını beyan ederse talebi halinde baro tarafından kendisine bir müdafitayin edilir. Yakalanan kişi veya sanık onsekizyaşını bitirmemiş yahut sağır veya dilsiz veya kendisini savunamayacak derecedemalul olur ve bir müdafi'de bulunmazsa talebiaranmaksızın kendisine müdafi tayin edilir.”
32. 1412 sayılı mülga Kanun’un 94. maddesi şöyledir:
"Bir suç işlemek veya buna iştirak veyahut yataklıketmek şüphesi altında bulunan kimsenin evi ile ona ait sair mahallerde aranmayapılabileceği gibi gerek üzeri ve gerek eşyası dahi aranabilir.
Bu arama şüphe altında bulunan kimsenin yakalanması maksadiyle yapılabileceği gibi sübut delillerinin meydanaçıkarılması umulan hallerde dahi yapılabilir."
33. 1412 sayılı mülga Kanun’un 97. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:
"Hakim veya Cumhuriyet Müddeiumumisi hazır olmaksızın süknada veya iş görmeğe mahsus mahaller ile kapalı yerlerdearamada bulunabilmek için o mahal ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişibulundurulur."
34. Yüce Divanın 19/12/2012 tarihli veE.2011/1, K.2012/1 sayılı kararında konuya ilişkin şu ifadelere yerverilmiştir:
"…Çağdaş hukuk sistemlerinde, hukukaaykırı delillerin ceza yargılamasında hükme esas alınıp alınamayacağı hususundaiki ayrı görüş bulunmaktadır. Bunlardan birincisine göre, maddi gerçeğin ortayaçıkarılmasındaki kamu yararı ile kişinin hukuka aykırı olarak delil toplanmasısırasında ihlal edilen hakkının dengelenmesi, kamu yararının ağır basmasıhâlinde hukuka aykırı olarak toplanmış olan delillerin hükme esas alınması,aksi hâlde bunların hükme esas alınmaması gerekir. İkinci görüşe göre isedelillerin hukuka aykırı olarak toplanması sırasında kişilerin temel hak vehürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği, maddi gerçeğin araştırılmasındaki kamuyararının ağırlığı dikkate alınmaksızın elde edilen hukuka aykırı delillerhükme esas alınmamalıdır.
Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında,"Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular delil olarakdeğerlendirilemez."; 5271 sayılı Kanun'un 217. maddesinin (2) numaralıfıkrasında, "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlüdelille ispat edilebilir" denilmiştir. Aynı Kanun'un206. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ortaya konulması istenilen bir delilinkanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı;230. maddesinde (1) numaralı fıkrasında ise mahkûmiyet hükmünün gerekçesindehükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtileceği, bu kapsamda dosyaiçerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıcave açıkça gösterileceği kurala bağlanmıştır. Söz konusu kurallar dikkatealındığında, hukukumuzda toplanmaları sırasında kişilerin temel hak veözgürlüklerinin ihlal edilip edilmediğine bakılmaksızın hukuka aykırıdelillerin ceza yargılamasında kullanılması yasaklanarak ikinci görüşünbenimsendiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte doktrinde ve kimi Yargıtay CezaGenel Kurulu kararlarında belirtildiği üzere, delillerin toplanması içinyapılan işlemlerin geçerliliğini etkilemeyen şekle ilişkin basit usul hatalarınınbu kapsamda değerlendirilmemesi gerekir."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
35. Mahkemenin 18/11/2015 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvurucunun 1/4/2013 tarihli ve 2013/2516 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
36. Başvurucu, diğer sanıkların kolluk tarafından işkenceyle veavukatlarının katılımı sağlanmaksızın alınan ifadelerinin kendisi aleyhinedelil kabul edildiğini, kendisinin işkence sonucu verdiği ifadelerinin demahkûmiyete esas alındığını, bu hususun AİHM’inkendisi hakkında verdiği ihlal kararı (B. No: 1413/03, 15/12/2009)ile de sabit olduğunu, hukuka aykırı yolla elde edilen delillere dayanılarakmahkûm edildiğini, yargılamasının uzun sürdüğünü belirterek Anayasa’nın 36.maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; yargılamanın yenilenmesi ve tazminattalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
37. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda, açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
a. Adil YargılanmaHakkının İhlali İddiası
38. Başvurucu; diğer sanıkların, kolluk tarafından işkenceyle veavukatın katılımı sağlanmaksızın alınan ifadelerinin kendisi aleyhine delilkabul edilerek kanuna aykırı bir şekilde hükme esas alındığını, diğerdelillerin de soruşturma evresinde işkence altında alınan beyanlardoğrultusunda oluşturulmuş tutanaklar olduğunu ve bu şekilde adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
39. Bakanlık görüş yazısında, sunulandelillerin kabul edilebilir olup olmadığına karar verme usulünü düzenleyen vehangi delillerin kabul edilebilir ve hangilerinin kabul edilemez olduğunubelirleyen bir kuralın bulunmadığını; AİHM’in,delillerin elde edilme yöntemi de dâhil, yargılamanın bir bütün olarak adilolup olmadığı sorusuna cevap aradığını, zorlama, baskı ve tuzak gibiyargılamayı lekeyebilecek nitelikli ve kaynaklıolması hâlinde hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin adil yargılamastandartlarına uymadığını, kişinin ikrarının işkence veya kötü muamele sonucuelde edilmesi hâlinde bu durumun yargılamayı adil olmaktan çıkardığını, somutolayda işkence gördüğü ileri süren sanıkların kolluk ifadelerinin delil olarakkabul edilmediğini belirtmiştir.
40. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde başvuruformunda belirttiği iddiaları tekrarlamıştır.
41. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta veyollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
42. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fırkasışöyledir:
“1. Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun veaçık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir. ...”
43. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşruvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veyadavalı olarak iddia, savunma ve adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğindenbu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesindebelirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).
44. Belirli bir davaya ilişkinolarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgiliolup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcutyargılamada sunulan delilin geçerli olup olmadığını ve delil sunma ve incelemeyöntemlerinin yasaya uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesiningörevi kapsamında olmayıp Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanınbütünlüğü içinde adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat TaahhütMadencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213,4/12/2013, § 27).
45. Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında, kanuna aykırıolarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükmebağlanmıştır.
46. Ancak bu yönüyle AnayasaMahkemesinin görevi, belirli delil unsurlarının kanuna uygun şekilde eldeedilip edilmediklerini tespit etmekten ziyade bu türden "kanuna aykırılığın" Anayasa'dakorunan başka bir hakkın ihlali ile sonuçlanıp sonuçlanmadığını ve bu "kanuna aykırılığın" bir bütünolarak yargılamanın adil olup olmamasına etkisini incelemektir (Yaşar Yılmaz, B. No: 2013/6183, 19/11/2014, § 46; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ramanauskas/Litvanya [BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008,§ 52). Bu yapılırken delillerin elde edildiği koşulların, onlarıngerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığının dikkatealınması gereklidir (Güllüzar Erman, B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 61).
47. Adil yargılanma hakkı kapsamında güvence altına alınanhakların etkili bir şekilde korunması gereklidir. Bu itibarla işkence ve kötümuamele yasağına aykırı eylemler sonucunda elde edilen delillerin kullanılmasıda yargılamanın adilliğine yönelik ciddi sorunlar ortaya çıkarır. Zira işkenceve kötü muamele sonucunda elde edilen delillerin kabul edilebilirliğine kararverilmesi, mutlak surette yasaklanan işkence ve kötü muameleye yönelik birtolerans olarak değerlendirilme ve bu noktada ilgili kamu görevlerinin buyöntemlere başvurmalarını teşvik gibi sonuçlar doğurabilir (Güllüzar Erman, § 64; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Gafgen/Almanya, B. No: 22978/05, 1/6/2010, § 178).
48. Özetle, hüküm kurulurken işkence, insanlık dışı ve onurkırıcı muamele ile toplanan delillere dayanılması, hakkaniyete uygun yargılamahakkı ile bağdaşmamaktadır. Öte yandan ikrar içeren ifadelerin müdafi huzurundaalınmış olması da önemli olup müdafiin hazırbulunmadığı ifadelerin hükme esas alınabilmesi için kovuşturma aşamasında buifadelerin baskı altında alınıp alınmadığını kontrol edecek yeterlimekanizmaların mevcut olup olmadığı hususu önem kazanmaktadır (Güllüzar Erman, §§ 65, 67).
49. Ayrıca ikrarın kişinin hür iradesine dayalı olupolmadığının, kovuşturma aşamasında, çelişmeli bir usulle yargılama makamıtarafından irdelenip değerlendirilmiş olması da gereklidir. Dahası özelliklesanığın soruşturma aşamasındaki ikrarını, kötü muamele veya işkence altındaverdiğini belirterek hâkim önünde reddetmesi hâlinde işin esasına geçilmeksizinöncelikle bu konunun açıklığa kavuşturulması gerekli olup aksi yöndekiuygulamalar, hakkaniyete uygun yargılama hakkı bakımından önemli eksiklikoluşturur (Güneş/Türkiye, B. No:28490/95, 19/6/2003, § 91).
50. Başvurucunun gözaltına alınırken ve emniyette tutulduğusırada manevi baskı ve işkenceye uğradığı Adli Tıp Kurumu raporuyla Yargıtay 8.Ceza Dairesi kararındaki gerekçeyle ve AİHM kararıyla maddi bir vakıa hâlinialmıştır. İlk Derece Mahkemesi de başvurucu ve sanık S.P.ninifadelerini "işkence gördüklerini ilerisürdükleri için" delil olarak kabul etmediğini vurgulamıştır(bkz. § 23; gerekçeli karar, s.6)
51. Başvurucu, polisler tarafındandüzenlenen "kendisini ve bazı kişilerisuçlayıcı ifadeler içeren" tutanakları imzalamak zorundakaldığını ifade etmiş; soruşturma evresinden itibaren bu beyanların kendisineait olmadığını belirtip itiraz etmiştir. İfadede isimleri geçen diğer sanıklarda ifadedeki suçlamaları kabul etmemişlerdir.Gerekçeli karar incelendiğinde bu beyanlara dayalı olarak tanzimedilmiş tutanakların delil olarak kullanıldığı görülmektedir.
52. Gerekçeli kararda delil olarak gösterilen “eşya tespit tutanağı”, başvurucununeşyalarının ev sahibine teslimine ilişkindir. “Yüzleştirmetutanağı”, başvurucunun işkence gördüğü dönemde tanzim edilmiş, müdafii olmaksızın düzenlenmiş, başvurucu ile diğersanıkların birbirlerini tanıdıklarına ilişkin bilgileri içerir bir belgedir. Delilolarak sıralanan ve dizi 57’de olduğu belirtilen belge, adli raporda belirtilenbilgilerin doğru olmadığına ilişkin kolluk tarafından tanzim edilmiş birtutanaktır. A.T. ve D.E. hakkında daha önce verilen ve Yargıtaycakesinleşen karar ise AİHM tarafından (bkz. § 21) A.T. ve başvurucunun, müdafii hazır olmaksızın savunmalarının alındığı ve işkenceyasağının ihlal edildiği gerekçeleriyle hak ihlali tespit edilmiş veyenilenmesi gerektiği belirtilen bir yargılamaya ilişkin karardır.
53. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 1/7/2004tarihli ve E.2004/2658 sayılı bozma ilamında“Müslüm Turfan'a kolluk görevlilerinin kötü muamelede bulunduklarıiddiasıyla açılan davanın akıbeti beklenmeden hüküm tesis”edildiği gerekçesi yer almaktadır. Diğer bir ifadeyle Yargıtay, mahkûmiyethükmüne dayanak yapılan yüzleştirme, yer gösterme gibi belgeleri hükmünonanması için yeterli görmemiş; kötümuamele iddiasına ilişkin davanın sonucunun beklenilmesinin yargılamanınsonucunu etkileyeceğine vurgu yapmıştır.
54. 5271 sayılı Kanun’un 148. maddesinin (3) numaralı fıkrasınagöre müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkemehuzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz.Gerekçeli kararda başvurucunun aleyhinde delil olarak gösterilen Y.D.ye aitolan ve müdafii olmaksızın alınmış ifadeler isemuhatabınca kovuşturma evresinde reddedilmiş ve korkudan imzalamak zorundakalındığı ifade edilen beyanlardır. Son olarak yakalama ve zapt etme tutanağıise başvurucunun evinde icra edilen aramada örgüte ait dokümanlar, sahte nüfuscüzdanı ve afişlerin ele geçirildiğine ilişkindir. Aramada, başvurucu dışındayer gösteren sıfatıyla sanık D.E. de hazır bulunmuş; kanunda belirtilen, işlemtanıkları hazır olmaksızın arama icra edilmiştir. Her iki sanık da anılantutanağı imzalamıştır.
55. Başvurucu hakkındakiyargılama; arama esnasında elde edilen “eşyalar”, başvurucunun işkence gördüğü dönemeilişkin olarak müdafii olmaksızın alınmış beyanlaradayalı olarak tanzim edilmiş “tutanaklar”ve kollukça müdafii olmaksızın alınan diğer sanıklarca doğrulanmamış “beyanları” üzerine bina edilmiştir. İlkderece Mahkemesinin mahkûmiyet gerekçesiincelendiğinde başvurucu aleyhinde beyanda bulunan diğer sanık beyanları,teşhis tutanakları ve aramada ele geçirilen deliller mahkûmiyete esasalınmıştır. “Diğer sanık beyanları”olarak hükme esas alınan ifadelerin bir kısmının AİHM tarafından (bkz. § 21)işkence altında alındığının belirlendiği, diğer kısmının ise sanıklartarafından Mahkeme huzurunda doğrulanmadığı ve müdafi hazır olmaksızınsoruşturma evresinde alınmış beyanlar olduğu görülmektedir (bkz. §§ 51, 53,55). Adli aramaya ilişkin tutanak ise kovuşturma evresinde işkence altındaimzalandığı gerekçesiyle sanıklarca kabul edilmemiştir. Kaldı ki adli arama da usulüne uygun yapılmamıştır.
56. Belirli bir davaya ilişkin olarakdelilleri değerlendirme yetkisi kural olarak yargılamayı yürüten mahkemeye aitolmakla birlikte somut olayda, mahkûmiyete esas alınan delillerdeki hukukaaykırılıkların bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelediği,delillerin elde edildiği koşulların, onların gerçekliği ve güvenilirliğiüzerinde şüphe doğurduğu ve mahkeme huzurunda sanıklar tarafından doğrulanmayanbeyanlara ilişkin "kanunaaykırılıkların" yargılamanınbütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal eder nitelikte olduğu kanaatinevarılmıştır.
57. Bu sebeplerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesindegüvence altına adil yargılanma hakkını ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
b. Makul Sürede Yargılanma Hakkı
58. Başvurucu, hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmanınmakul süre içinde sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
59. Bakanlık tarafından, benzer nitelikteki başvurulara ilişkindaha önce bildirilmiş olan görüşlere atıfta bulunularak görüş sunulmasına gerekgörülmediği bildirilmiştir.
60. Sözleşme’nin ortak koruma alanıdışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortayaçıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar,Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır.AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararındailgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamaksuretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36.maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makulsürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanmahakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).
61. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (GüherErgun ve diğerleri, §§ 41–45).
62. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncakişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul süredekarara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, cezakanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukununkuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızınkendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No:2012/625, 9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda başvurucu hakkında " terör örgütüne üye olma" suçunuişlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunansuçlar 5237 sayılı Kanun’un ilgili maddesinde hapis cezasını gerektirir şekildetanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalıyargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına girdiği konusundakuşku bulunmamaktadır (B.E.,§ 32).
63. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığıdeğerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasınınyetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiğiarama ve gözaltı gibi bir takım tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuruaçısından bu tarih, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucunun gözaltınaalındığı 12/11/1998’dir. Ceza yargılamasında sürenin sonaerdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı, yargılaması devameden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgilikararını verdiği tarihtir (Ersin Ceyhan,B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35).
64. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesindeAnkara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 12/11/1998 tarihinde başvurucunun gözaltına alınarak15/11/1998 tarihinde tutuklandığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 24/11/1998tarihli iddianamesi ile başvurucu ve diğer şüpheliler hakkında açılan kamudavası sonunda İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesince 13/10/2010 tarihinde verilenmahkûmiyet kararının, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 8/1/2013 tarihli ilamıylaonandığı anlaşılmıştır.
65. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabimahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesitarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlarverilmiştir (B.E.,§§ 23-41; Ersin Ceyhan, §§24-40).
66. Başvuruya konu davanın mahiyetinedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği, başvuruya konuyargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte davaya bütün olarakbakıldığında somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecekbir yön bulunmadığı ve yaklaşık on dört yıldır devam eden yargılama sürecindemakul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
67. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
68. Başvurucu, yargılama makul sürede sonuçlandırılmadığı için30.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasanın Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
70. Başvurucunun tarafı olduğu, uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık ondört yıldır devam eden yargılama süresi nazara alındığında yargılamafaaliyetinin uzunluğu sebebiyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararları karşılığında başvurucuya net 14.950 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir.
71. Başvurucu, delillerin değerlendirilmesine ilişkin esaslarçerçevesinde adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası ile yargılamanınyenilenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
72. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden tespit edilenihlal, bir mahkeme kararından kaynaklanmakta olup ihlalin ve sonuçlarınınortadan kaldırılması bakımından hukuki yarar bulunduğundan yeniden yargılamayapılmak üzere kararın ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
73. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500TL vekâlet ücretinden oluşan 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A.Başvurucunun,
1.Adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B.Başvurucunun,
1.Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamındahakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında makulsürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C.Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden, ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması bakımından yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgilimahkemeyeGÖNDERİLMESİNE,
D.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle başvurucuya net14.950 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, tazminatailişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E.198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TLyargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F.Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvurutarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlindebu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faizuygulanmasına
18/11/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE kararverildi.