TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUSTAFA ALİ BALBAY BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/1272)
Karar Tarihi: 4/12/2013
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Mehmet ERTEN
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Mustafa BAYSAL
Başvurucu
:
Mustafa Ali BALBAY
Vekili
:
Av. Mehmet İPEK
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, tutuklanmasınıhaklı gösterecek somut olay, olgu ve bilgi olmadığı halde tutuklandığını,tutukluluğun makul süreyi aştığını, adil yargılanma ve siyasal katılım hakkıylaifade hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 26/12/2012tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmışve başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. Birinci Bölüm BirinciKomisyonunca, 27/5/2013 tarihinde, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve dosyanın Bölüm’e gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 6/6/2013 tarihinde yapılan toplantıda, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b)bendi uyarınca, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasınave başvurunun bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine kararverilmiştir.
5. Adalet Bakanlığı görüşünü 29/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafındanAnayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 31/7/2013tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, diyeceklerini süresi içinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
1. Başvuru ve ekindeki belgelerde ifadeedildiği şekliyle:
7. Başvuru dilekçesi veeklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığıncayürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında 1/7/2008tarihinde gözaltına alınmıştır.
9. Gözaltı süresi dolduktan sonra savcılıkça ifadesi alınmışve tutuklanması talebiyle 5/7/2008 tarihinde mahkemeyesevk edilmiştir. Mahkeme, aynı tarihte başvurucunun tutuklanması talebinireddetmiş, ancak adli kontrol uygulanmasına karar vermiştir. Bu karara karşıyapılan itiraz reddedilmiştir.
10. Başvurucu aynı soruşturma kapsamında bu defa 5/3/2009 tarihinde Ankara’da gözaltına alındıktan sonraİstanbul’a götürülmüştür. Savcılık ifadesinin ardından tutuklanması talebiyle 6/3/2009 günü mahkemeye sevk edilmiştir.
11. Nöbetçi mahkeme, sorgunun ardından başvurucununtutuklanmasına karar vermiştir. Tutuklamaya gerekçe olarak, “atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu,kuvvetli suç şüphesinin varlığı, suçun CMK. 100/3 maddesinde sayılı suçlardanolması, kaçma ve delilleri karartma şüphesi” gösterilmiştir.
12. Başsavcılık, 8/3/2009 tarihindeşüphelileri arasında başvurucunun da bulunduğu iddianameyle dava açmıştır.İddianamede başvurucunun isnat edilen suçlardan cezalandırılması talep edilmişve delil olarak, “hukuka aykırı olarakçekilmiş görüntülere”, “kitaplarında kullanılan belgelere”, “bilgisayarındansildiği halde teknolojik imkanlarla geri getirilenverilere”, “kendisinin yaptığı telefon görüşmelerine” “üçüncü şahısların kendiaralarında yapmış oldukları telefon görüşmelerine” yer verilmiştir.
13. Başvurucunun savunması, 14/12/2009tarihinde alınmıştır.
14. Başvurucu 12/6/2011 tarihinde yapılangenel seçimlerde 24. Dönem milletvekili seçilmiş ve 20/6/2011 tarihindemazbatasını almıştır. Bu durumun dikkate alınarak tahliyesine karar verilmesinitalep etmiş, fakat bu talebi 13.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 23/6/2011 tarihindereddedilmiştir. Bu kararın ilgili bölümleri şöyledir:
“Yasamadokunulmazlığı yasama organı üyelerinin korkusuzca görev yapabilmelerinisağlamak, fonksiyonları nedeniyle suçlanmalarını engellemek, basit suçatmalarla görevden kalmalarını önlemek amacıyla belirli bir siyasal süreçiçerisinde oluşmuş bulunan bir Anayasa kuralıdır.
Yasamasorumsuzluğu Anayasamızın 83. maddesinde "Yasama Dokunulmazlığı"başlığı altında düzenlenmiştir. Yargıtay'ın bir kararına göre; Yasamasorumsuzluğu ne şahsa bağlı bir imtiyaz sağlar, ne de mutlaktır.(Yargıtay 4. HD. E. 2003/1548, K.2003/6601).Aynı şekilde yasama dokunulmazlığı da şahsa bağlı mutlak bir hak olmayıp,nispidir ve kamu yararı gözetilerek Anayasamıza konulmuş kamu düzenine ilişkinbir mekanizmadır. Bu hakların nasıl ve ne şekilde sınırlanacağı Anayasamızın83. maddesinde düzenlenmiştir.
Yasamadokunulmazlığının mahiyeti hakkındaki bu kısa açıklamadan sonra hangi suçlarındokunulmazlık kapsamı dışında tutulacağının belirlenmesi önem arz etmektedir.
Günümüzhukuk sistemlerindeki genel uygulama, milletvekillerinin yasama faaliyetlerinekatılmalarını, meclis çalışmalarını ve muhalefet işlevlerini rahatlıkla yerinegetirmelerini engelleyebilecek cezai işlemlerin yasama dokunulmazlığıkapsamında olduğudur.
Kuralolarak bütün çağdaş Anayasalar, Ağır cezayı gerektiren suçüstü halini yasamadokunulmazlığı kapsamı dışında tutmuştur. Ağır cezayı gerektiren suçüstühalinin yasama dokunulmazlığından ayrık tutularak kapsam dışına çıkarılması,çağdaş hukuk sistemlerinin benimsediği bir uygulamadır.
1982tarihli 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında da benzer bir düzenlemebulunmaktadır.
2709sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Ağır cezayı gerektiren suçüstü haline ekolarak, Anayasa'nın "Temel Hak ve Hürriyetlerin KötüyeKullanılamaması" başlığını taşıyan 14 üncü maddesi kapsamına girendurumları da yasama dokunulmazlığının istisnaları arasında saymıştır.
Anayasanın 83.maddenin devamında, ağır cezayı gerektiren suçüstühâli ile seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14üncü maddesindeki durumları istisna tutmuş, yasama dokunulmazlığı kapsamıdışına çıkarmış, bu gibi hallerde milletvekili ile ilgili yargılama sürecine devamedilerek milletvekilinin meclisteki çalışmalara katılmasınınengellenebileceğini öngörmüş, ancak her iki halde de mahkemeye durumugecikmeksizin ve doğrudan Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorunluluğugetirmiştir.
"Temelhak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması" başlıklı Anayasa'nın 14 üncümaddesinin birinci ve ikinci fıkrasında, "Anayasada yer alan hak vehürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünübozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadankaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devleteveya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesiniveya Anayasada belirtilenden daha geniş sınırlandırılmasını amaçlayan birfaaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz" hükmü yeralmaktadır.
…
YineAnayasamızın 6/3. maddesine göre,"Hiçbir kimseveya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.Mahkememizde buna dâhildir. Anayasamızda ve CMK'nun100 ve devamı maddelerinde tahliye nedeni olarak sayılmayan bir nedenden dolayıtahliye şartları oluşmayan tutuklu sanığın tahliye edilmesi durumundamahkememiz, yasalarımızın tanımadığı bir yetkiye dayanarak sanığı tahliye etmişolacaktır ki, böyle bir işlemi kimse mahkememizden beklememelidir. Dolayısıyla,tahliye şartları oluşmayan tutuklu sanıkların tutukluluk hallerinin devamınakarar verilmesi, Anayasamızın lafzına ve ruhuna uygun düşen bir karardır.
Ağırcezayı gerektiren suçüstü halinde yakalanan veya seçimden önce soruşturmasınabaşlanmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki suçları işlediği iddiaolunan milletvekilinin isnat edilen suç nedeniyle dokunulmazlığı söz konusuolmayacaktır. Anayasanın 83 üncü maddesinde belirtilen dokunulmazlık kapsamıdışında bırakılan hususlardan birinin varlığı halinde, milletvekili seçilenkişinin soruşturma ve kovuşturma kapsamında tutuklanması veya tutuklu olanmilletvekilinin tutukluluk halinin devamına karar verilmesi için Mecliskararına gerek yoktur. Hangi tür karar verilirse verilsin, verilen kararınmeclise bildirilmesi yeterli olacaktır.
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 83/2. maddesi birincicümlesinde “Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen birmilletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemeztutuklanamaz ve yargılanamaz." şeklinde bir düzenleme mevcut ise de, aynımaddenin ikinci cümlesinde "Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali veseçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncümaddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkilimakam durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmekzorundadır." biçimindeki düzenleme ile bunun istisnasına yer verildiği,Anayasanın 14 maddesinde ise milletvekili dokunulmazlığına sınırlamagetirildiği görülmektedir.
Anayasa'nın83 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre, yasama dokunulmazlığının Anayasa'nın14 üncü maddesiyle yasaklanmış amaçlar doğrultusunda işlenen suçlardaöncelikle,
-Soruşturmayaseçimden önce başlanılmalı
-Anayasanın14 üncü maddesinde belirlenen durumlar bulunmalıdır.
Buhükme göre, bir milletvekilinin yasama dokunulmazlığı kapsamında sağlanankorumadan faydalanmasının bir istisnası, soruşturmasına seçimden öncebaşlanılan ağır cezalık kapsamda bir suçun olması ve isnat edilen bu suçunAnayasanın 14 üncü maddesi kapsamında değerlendirilmiş bulunmasıdır.
Anayasanın14 üncü maddesinde, doğrudan doğruya belli suç tiplerinden bahsedilmemiş,sadece birtakım kavramlar, ilkeler ve faaliyetler belirtilmiştir.
Maddede"Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insanhaklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı" ve"Devlete veya kişilere, Anayasa'yla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yokedilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekildesınırlandırılmasını" amaçlayan faaliyetlerden söz edilmektedir. Budüzenleme, fiili ya da suç tipini değil, amacı esas almaktadır.
Doktrindekigörüşlere göre, Anayasanın 14 üncü maddesinde "kötüye kullanma"olarak değerlendirilen eylemler;
1-Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak,
2-İnsan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayıamaçlayan faaliyetlerde bulunmak,
3-Devletin veya kişilerin, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yokedilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasınıamaçlayan bir faaliyette bulunma şeklinde ifade edilebilir.
Yapılandeğerlendirmede, gerçekleştirilen eylemin maddede belirtilen amaçlardoğrultusunda işlenip işlenmediğine ve bu konuda ceza kanununda düzenlenmiş suçtipi olup olmadığına bakılmalıdır.
Buanlamda, Türk Ceza Kanununa bakıldığında ise;
-DördüncüBölümde "Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar" başlığı altındadüzenlenen suçlar (TCK madde 302 ilâ 308),
-BeşinciBölümde "Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar"başlığı altında düzenlenen suçlar (TCK madde 309 ilâ 316),
-AltıncıBölümde "Milli Savunmaya Karşı Suçlar" başlığı altında düzenlenensuçlar (TCK madde 317 ilâ 325),
-YedinciBölümde "Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk" başlığı altındadüzenlenen suçlar (TCK madde 326 ilâ 339),
Anayasanın14 üncü maddesi kapsamında değerlendirilmelidir.
TürkCeza Kanununun bu bölümlerinde düzenlenmiş olan suçlar da, genel olarak;
Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak, Anayasal düzeni veanayasal düzenin işleyişini yıkmak, Cebir ve şiddet kullanarak, TürkiyeCumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzenyerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeyeteşebbüs etmek, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini veTürkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük MilletMeclisinin ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin görevini kısmen veya tamamenyapmasını engellemeye teşebbüs etmek ifade edilmektedir.
Anayasanın14 üncü maddesi kapsamında yasaklanan amaçlar doğrultusunda faaliyet gösterip,ceza kanunlarının suç saydığı fillerden birini işleyen milletvekili hakkındamuhakeme (soruşturma ve kovuşturma) işlemlerinin yapılabilmesi, eylemin"seçimden önce işlenmiş ve soruşturmasına seçimden önce başlanmışolması" şartıyla mümkündür.
Buşartların olması durumunda, milletvekili hakkında seçilmeden önce başlayanmuhakeme işlemlerine seçimden sonra da devam edilecektir.
Birbaşka anlatımla, istisna hükmünün uygulanması durumunda milletvekili, seçimdenönce soruşturmasına başlanmış olmak kaydıyla Anayasa'nın 14 üncü maddesindekisuçlardan biri nedeniyle tutulabilecek, sorguya çekilebilecek, tutuklanabilecekve yargılanabilecektir. Bu hallerde artık milletvekili, söz konusu suçnedeniyle yasama dokunulmazlığının sağlamış olduğu korumadanfaydalanamayacaktır.
Yargıtay emsal kararlarından da anlaşılacağı üzere, Anayasanın 83üncü maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen ağır cezayı gerektiren suçüstühâlinde yakalanan veya seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıylaAnayasanın 14 üncü maddesinde yasaklanan amaçlar doğrultusunda faaliyetgösterip suç işleyen milletvekilleri, milletvekili seçilmeleri durumunda sözkonusu suçla sınırlı olmak üzere yasama dokunulmazlığından faydalanamayacaktır.
Anayasamızın14 üncü maddesi, Türkiye Cumhuriyetinin varlığı için olmazsa olmaz unsurlarıortaya koymaktadır. Bu noktadan hareketle, kanunkoyucu,milletvekilinin, Türkiye Cumhuriyetinin varlığına kasteden bir suçu işlemeklesuçlanmasına rağmen, dokunulmazlıktan yararlanmaya devam etmesini kamu yararınaaykırı görmüştür. Başka bir deyişle kanunkoyucu,Anayasamızın 14.ve 83. Maddelerinde yasama dokunulmazlığına istisna getirerekbu kamu yararından vazgeçmiş, maddede sayılan fiilleri işlediği konusunda ciddiisnatlar bulunan kişilerin CMK.'daki genel hükümleruyarınca yargılanmasına öncelik ve önem vermiştir.
Sanıklarınyargılandıkları dava ile ilgili soruşturmaya, 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan24. dönem Milletvekili Genel seçimlerinden çok önce başlanılmış ve haklarındakisevk maddeleri ağır cezalık ve CMK.250 maddesi kapsamında kalan suçlara ilişkinolup kuvvetli suç şüphesini içeren isnatlardır.
Tutuklusanıklar M.H. ve Mustafa Ali BALBAY'ın milletvekiliseçilmekle kaçma şüphelerinin kalmadığı savı, sübjektif bir değerlendirmedir.Bunun yanında mahkememizin bugüne kadar ki tutukluluğun devamı yönündekikararları, yalnızca kaçma şüphesine de dayandırılmamıştır.
Dosyadakisanık sayısının çokluğu nedeniyle delillerin tamamı toplanamamıştır.İddianamede, talep eden sanıklarla irtibatlı olduğu iddia edilen diğersanıkların savunmalarının alınması tamamlanamamış olup daha sonra tanıklarındinlenmesine ve kovuşturmanın diğer aşamalarına geçilecektir.
…
Yukarıdagerekçeleri açıklandığı üzere yasal bir mesnede dayanmayan “milletvekiliseçilmenin tahliye sonucunu doğuracağı" savına itibar ederek, sırf bunedenle milletvekili seçilen sanıkların tahliye edilmesi, milletvekiliseçilemeyen ve sair tutuklu sanıkların ise mevcut hallerinin devam ettirilmesihiçbir hak ve nesafet ilkesi ve eşitlik kuralı ilebağdaşmaz. Böylesi bir tahliye kararı, sınıf ve statü dikkate alınarak, kararverilmesi anlamına gelir ki bu durumun mahkemelerin güvenilirliğini ve adaleteolan inancı derinden sarsan bir sonuç doğuracağı ve kamu vicdanını yaralayacağıaçıktır.
Talepeden tutuklu sanıkların Milletvekili olarak seçilmelerinin, isnat edilen suçlarkapsamında tutukluluk durumlarını etkileyen bir husus olmadığı kanısına varılmıştır.”
15. Bu karara itiraz üzerine incelemeyi yapan İstanbul 14.Ağır Ceza Mahkemesi, 29/6/2011 tarihli kararlaitirazın reddine karar vermiştir. Kararda “atılısuçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, dosya kapsamı, kaçma ve delillerikarartma şüphesi ile atılı suçun CMK. 100/3 maddesinde sayılan katalogsuçlardan oluşu nazara alınarak 13. Ağır Ceza Mahkemesi kararında usul veyasaya aykırı herhangi bir isabetsizlik görülmediği” belirtilmiştir.
16. Tutukluluk halinin 2/7/2012tarih ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla BazıKanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkinDava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun kapsamında yenidendeğerlendirilmesi talebi Mahkemece 27/7/2012 tarihli kararla reddedilmiştir.Kararın gerekçe bölümü şöyledir:
"a-Sanık hakkında 06.03.2009 tarihli tutuklamasebeplerinin henüz ortadan kalkmamış olması,
b-Tanık beyanlarının mahkemece alınmasınınhenüz tamamlanmamış olması, soruşturma ve kovuşturma aşamasında bazı sanıklartarafından tanıklar ve itirafçı sanıklara yönelik beyanlarınıdeğiştirmeleri konusunda menfaat, baskı ve tehdit uyguladıkları yönündesoruşturma ve bulguların bulunması nedeniyle de delilleri karartmaşüphesinin devam ettiği,
c-Mahkememizce yargılaması yapılan, örgütyöneticisi ve örgüt üyesi oldukları iddia edilen bir kısmı sanıklarınhaklarında henüz tahkikat başlamadan, bir kısmının da soruşturma ve kovuşturmaaşamasında yurt dışına kaçarak firari durumunda olması ve firar etmeye teşebbüsiddiasıyla soruşturma açılmış olması nedeniyle, aynı örgüt kapsamındayargılanan ve hakkında ağır cezai yaptırımlar istenen sanığın da kaçmaşüphesinin bulunduğu,
d-Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5.maddesinde tutuklu yargılama için azami bir süre şartı getirilmediği, Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi uygulamasının da buna uygun olduğu, makul sürenin herbir dava, özellikle bu dava gibi karmaşık kabul edilebilecek davalar için özelolarak belirlenmesi gerektiği, görülmekte olan davanın kendine özgü yapısı, nitelikve nicelik olarak ulaştığı devasa boyut, birleşen dava ve sanık sayısı, sanığaatılı suçun CMK 100. maddesinde düzenlenen ve katalog suçlar kapsamında kabuledilen Devletin güvenliğine karşı suçlar ve Anayasal düzene ve bu düzeninişleyişine karşı suçlar ile ayrıca Terörle Mücadele Kanunu kapsamında olduğu,bu suçlar için kanunda öngörülen tutukluluk suresinin üst sınırının 10 yılolması, atılı suçların kanunda düzenlenen ceza miktarının alt ve üst sınırları,sanığın tutuklulukta geçirdiği süre ve benzer yargılamalardaki uygulamalar dagöz önüne alındığında, tutuklu kalınan bu sürenin makul olduğu,
e-Dosyadaki toplam sanık sayısı, davanınbaşlangıcındaki tutuklu sanık sayısı ile halen tutuklu olan sanık sayısıdikkate alındığında, mahkememizin şimdiye kadarki uygulamalarında, tutuksuzyargılamanın asıl olup, tutukluluğun istisna olarak uygulandığının görüldüğü,
f- Sanık hakkında tutuklama gerekçelerinin çokayrıntılı, somut olarak ve delillerin tartışılması suretiyle belirtilmesihalinde ihsas-ı rey itirazlarının söz konusu olabileceği, bu nedenle suçşüphesinin tespitinde bu durumun göz önünde bulundurulduğu,
g- Dosyamızda mevcut yakalama ve aramatutanakları, inceleme raporları, telefon kayıtları, ses ve görüntü kayıtları,sanığa ait bilgisayarda ve diğer sanıkların bilgisayarlarında ele geçen bilgive belgeler, sanığa ait aşama ifadeleri ile diğer sanık ve tanık beyanları dagöz önüne alındığında, sanığın atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suçşüphesinin bulunduğu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi uygulamalarında tutuklulukiçin makul suç şüphesinin dahi yeterli görüldüğünün Mahkeme içtihatlarında dabelirtildiği, bu nedenlerle atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesibulunan sanık hakkında daha hafif koruma tedbiri olan adli kontrol tedbiriuygulanmasının yetersiz kalacağı, anlaşıldığından tahliye taleplerinin reddiile tutukluluk halinin devamına".
17. 18/9/2012 tarihli tutukluluğun devamına dairkarara karşı yapılan itiraz 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 21/11/2012 tarihindereddedilmiştir.
2. Adalet Bakanlığı görüşündeifade edildiği şekliyle:
a. Ergenekon Soruşturma Süreci
18. 12 Haziran 2007 tarihinde,Trabzon İl Jandarma Komutanlığı'na telefonla yapılan bir ihbar üzerine,İstanbul'un Ümraniye ilçesinde bir gecekonduda polis tarafından aramayapılmıştır. Bu arama esnasında, askeri bir sandık içerisinde toplam 27 adet elbombası bulunmuştur. Söz konusu gecekonduda kiracı olarak yaşayan A.Y. ve A.Y.'nin babasının ifadeleri alınmıştır. Bu kişilerifadelerinde, 27 el bombasının bulunduğu sandığı eve getiren kişinin TürkSilahlı Kuvvetleri'nden emekli olmuş bir astsubay olan Oktay Yıldırım olduğunubelirtmişlerdir. Bu ifadeler üzerine Oktay Yıldırım’ın işyeri ve evinde 13Haziran 2007 tarihinde arama yapılmıştır. Bu aramalarda bir adet tabanca,şarjör ve mermiler ile bir bıçak ve bilgisayar belleği ile bir adet flaşbelleğe el konulmuştur. Flaş bellekte yapılan incelemede "Lobi, Çok Gizli - Aralık 1999/İstanbulisimli bir belgeye rastlanmıştır. Bu belgenin "Giriş"bölümünde, "(...) Türk SilahlıKuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren ‘Ergenekon’a bağlı olarak ‘SivilUnsurların’ örgütlenmesi zorunluluğu kaçınılmaz bir gerçektir"ifadelerinin bulunduğu tespit edilmiştir.
19. Oktay Yıldırım'da elegeçirilen söz konusu belge, içeriği ve el bombalarının ciddiyeti dikkatealınarak soruşturma genişletilmiştir. Bu çerçevede, Ergenekon adı verilendavada yargılanan birçok kişinin ev ve işyerlerinde aramalar yapılmış, bukişiler gözaltına alınmış ve bazıları da yetkili mahkemelerce tutuklanmıştır.Yapılan aramalarda ve ilgililerin bilgisayarlarında çok sayıda örgütsel dokümanve örgütün yapısını gösteren belgeler ele geçirilmiştir.
20. Soruşturmaya konu bir başkaşahsın evinde yapılan aramada 12 adet el bombası, çok sayıda silah, TNTkalıpları ve diğer patlayıcı maddeler ile değişik gizli askeri belgelerbulunmuştur.
21. Yine bir kısım yerlerdeyapılan aramalarda suç oluşturan birçok delil elde edilmiştir. Bu delillerarasında, kamu görevlilerine ve üst düzey bürokratlara yönelik fişlemeler, TürkSilahlı Kuvvetleri içerisinde illegal örgütlenmeye yönelik belgeler ileYargıtay binasını ayrıntılı olarak gösteren ve kaçış yollarının belirtildiğibir kroki bulunmuştur. Soruşturma kapsamında bir kısım belgelerin farklışüphelilerde ele geçirildiği iddianamelerde belirtilmiştir.
22. Ergenekon Soruşturmasınınbaşlangıç evresinde elde edilen delillerden yola çıkılarak soruşturmaCumhuriyet Başsavcılığınca genişletilmiş ve bu süreçte özellikle bazı emekliveya muvazzaf general ve subaylar soruşturmaya dâhil edilmiştir. Bu kişilerinev ve/veya işyerlerinde yapılan aramalarda örgütün hiyerarşik yapısınıgösterdiği iddia edilen deliller ile Hükümeti zorla yıkmak için yapıldığı iddiaedilen bazı planlar ele geçirilmiştir. Ortaya çıkarılan planlar arasında "Sarıkız", "Yakamoz","Eldiven", "Ayışığı","Kafes" ve "İrticaile Mücadele" isimli eylem planları bulunmaktadır.
23. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamelerde Sarıkız, Kafes ve İrticaile Mücadele Eylem Planı isimli eylem planlarının askeri darbedenönceki sürece ilişkin oldukları ve bu planlardaki temel amacın yapılacak askeridarbeye zemin hazırlamak olduğu; Yakamozisimli eylem planının askeri darbenin uygulanmasına ilişkin olduğu; Eldiven isimli eylem planının ise askeridarbeden sonraki süreçte devletin ve siyasi kurumların yenidenyapılandırılmasına ilişkin planları içerdiği belirtilmiştir.
24. Dönemin kuvvet komutanlarıolan A.Y., Ö.Ö. ve İ.F. ile Jandarma Genel KomutanıM.Ş.E. tarafından hazırlandığı iddia edilen "Sarıkız" isimli eylem planı, Hükümete karşı halktagenel bir hoşnutsuzluk olduğu inancını yaymak için yapılacak faaliyetleri ve buçerçevede basını yönlendirmeyi amaçlamıştır. Bu plan, özellikle öğrencilerin,sivil toplum mensuplarının ve sendika üyelerinin, Hükümete karşı protestogösterileri düzenlemeleri konusunda yönlendirmesini ve ulusal seviyedegösteriler yapılmasını da öngörmektedir.
25. Kafes Eylem Planı'nda,Türkiye'deki gayrimüslimlere yönelik yapılacak çalışmalar "operasyon" olaraknitelendirilerek, bu operasyonun değişik aşamalardan oluştuğu ifade edilmiştir. Hazırlık aşamasında, Türkiye'dekigayrimüslimlerin isim, adres ve toplandıkları yer ve günlerin tespiti içinçalışmalar yapılacağı belirtilmiştir. Korkuoluşturma safhasında, tespit edilen AGOS Gazetesi abone listesinininternet üzerinden yayınlanacağı, abonelere tehdit telefonlarının açılacağı,İstanbul Adalar bölgesinde duvarlara tehdit içerikli mesajlarının yazılacağıifade edilmiştir. Kamuoyu oluşturmasafhasında, ulusal basın ve web siteleri kullanılarak bu eylemlerinsorumlusunun Ak Parti iktidarı olduğu ve bu partinin azınlıklar konusundavurdumduymaz davrandığı inancının oluşturulacağı belirtilmiştir. Eylem safhasında ise, İstanbul'daözellikle gayrimüslimlerin yaşadığı bölgelerde bomba patlatılması, AGOSGazetesi'nin bulunduğu yer ile benzeri yerlerde ses bombası patlatılması,gayrimüslim mezarlıklarına yönelik saldırılar düzenlenmesi ve onların ev,işyeri ve araçlarının kundaklanmasının planlandığı ifade edilmiştir.
26. İrtica ileMücadele Eylem Planı, yine kitle iletişim araçları (medya organları) kullanılarak,halkın iktidardaki Ak Parti'ye olan desteğini ortadan kaldırmak için yanıltıcıhaberler yapılmasını içermektedir. Bu planla, Ergenekon soruşturmasındatutuklanan askerlerin masum olduğu yönünde propaganda yapılarak, karapropaganda yoluyla halkın iktidar partisine olan desteğinin yok edilmesiamaçlanmıştır.
27. Ayışığı isimli eylem planı ise,öncelikle, her türlü anti demokratik eyleme karşı olmakla tanınan döneminGenelkurmay Başkanı H.Ö.'nün etkisiz halegetirilmesini veya görevinden ayrılmaya zorlanmasını hedeflemiştir. Bu plan, AkParti üyesi bir kısım milletvekillerinin bu partiyi terk etmesini sağlamayı daamaçlamıştır. Ayrıca, hükümet aleyhine yapılacak bir askeri darbe içinCumhurbaşkanı'nın desteğini almayı veya onun tarafından gelecek muhalefetietkisiz kılmayı da hedeflemiştir.
28. Yakamoz isimli eylem planınagelince, bu plan özellikle yapılacak askeri darbenin uygulanmasına ve hükümetindevrilmesinden sonra kurulacak hükümete ilişkin planları içermektedir.
29. Eldiven eylem planı, planlananaskeri darbenin gerçekleştirilmesinden sonra alınacak özel önlemlereilişkindir. Bu eylem planında, medyanın ve siyasi oluşumların yenidenyapılandırılması, silahlı kuvvetlerin yeniden organize edilmesi, yeni birCumhurbaşkanının seçilmesi, bazı yürütme organlarının yeniden düzenlenmesi vedış politikanın yeniden belirlenmesi konularında planlara yer verilmiştir.
30. "ErgenekonSoruşturması" olarak adlandırılan soruşturma sürecinde, bazı suikast planlarıele geçirilmiştir. Bazı şüpheliler, gerçekleştirilen birkaç suikast olay veyaplanının faili oldukları gerekçesiyle, elde edilen delillere de dayanılarak,savcılıkça bu soruşturmaya dâhil edilmiştir.
31. Soruşturmada elde edilendelillere dayanılarak, Cumhuriyet Gazetesi merkez binasına yapılan saldırıolayı ile Danıştay olayına ilişkin dava İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önündeyürütülen ve Ergenekon ismi verilen dava ile birleştirilmiştir. İlgilisanıklar, halen Ergenekon davası çerçevesinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesiönünde yargılanmaya devam etmektedir.
32. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığının 8 Mart 2009 tarihli İddianamesinde (s. 78) soruşturma kapsamındaelde edilen delillerden Ergenekon isimli davada yargılanan bazı sanıklarınözellikle PKK, DHKP-C ve Hizbullah isimli terör örgütleriyleilişkilerinin olduğunun saptandığı, hatta bu örgütlerin, söz konusu davanınsanıkları tarafından kontrol altına alındığı ve yönlendirildiği iddiaedilmiştir
33. Bazı sanıklarda elegeçirilen "Ergenekon - Analiz YeniYapılanma Yönetim ve Geliştirme Projesi" isimli belgede,medyanın işlevi ve toplum üzerindeki etkileri incelenerek, örgütün kendi medyakuruluşlarını oluşturması ve mevcut medya kuruluşlarını da kontrol altınaalması gerektiği ifade edilmiştir.
34. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığının 26 Ağustos 2011 tarihli iddianamesinde (s. 5) bazı sanıkların evve/veya işyerlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen "Ulusal Medya 2001" isimli belgenin,yukarıda ifade edilen amacın gerçekleştirilmesi için hazırlandığı iddiaedilmiştir.
b. Başvurucunun Gözaltına Alınması, Hakkında Yürütülen Soruşturma veAçılan Davanın Seyri
35. 1 Temmuz 2008 tarihinde,başvurucu adı geçen örgütle bağlantılı olduğu gerekçesiyle gözaltınaalınmıştır.
36. 5 Temmuz 2008 tarihindeCumhuriyet savcılığında ifadesi alınmış, aynı gün tutuklanması istemiylenöbetçi mahkemeye sevk edilmiş, mahkemece hakkında adli kontrol kararıverilerek serbest bırakılmıştır.
37. Başvurucunun bilgisayarınınbelleğinde yapılan incelemede, yukarıda belirtilen darbe planlarına ilişkinbilgilere rastlanmıştır. Günlük şeklinde kaleme alınan yazılarda, "2003 ile 2004 yıllarını kapsayan darbehazırlıklarına ilişkin anekdotlara"rastlanmıştır. Bu notlarda, belirtilen darbe planlarıyla paralellik oluşturanbilgilerin yer aldığı görülmüştür.
38. Soruşturmanın devamında eldeedilen yeni deliller üzerine başvurucu, Ergenekon Terör Örgütü üyesi olduğuiddiası ile 5 Mart 2009 tarihinde tekrar gözaltına alınmıştır.
39. Aynı gün başvurucununCumhuriyet savcılığında ifadesi alınmış, tutuklanması istemiyle sevk edildiğimahkemece 6 Mart 2009 tarihinde tutuklanmıştır.
40. Toplam 56 şüphelinin yeraldığı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 8 Mart 2009 tarihli iddianamesindebaşvurucuya, "Silahlı terör örgütüneüye olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya göreviniyapmasını engellemeye teşebbüs etme, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleritahrip etme, amacı dışında kullanma, hile ile alma, çalma, Türkiye CumhuriyetiHükümetine karşı silahlı isyana tahrik, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni ortadankaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, Devletin güvenliğineilişkin gizli belgeleri temin etme, açıklanması yasaklanan gizli bilgileritemin etme" suçları isnat edilerek cezalandırılması talepedilmiştir.
41. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi'nesunulan bu iddianamede başvurucu, Ergenekon adıyla bilinen suç örgütünün üstyönetiminde yer alan özel vazifeyi haiz üyesi olmakla itham edilmiştir (s. 850vd.). İddianameye göre başvurucu üst düzey kişilerin koordinasyonundansorumludur ve içinde Devlete ait gizli bilgi ve belgelerin bulunduğu birçokgizli belgeyi elde edip bulundurmuştur. Başvurucu, gazetecilikkimliğiyle elde edilmesi mümkün olmayan çok sayıda ve farklı Devlet birimlerineait, çoğunluğu Devletin güvenliğine ait önemdeki belgeleri örgütün üyeleri veüst düzey yöneticilerinden elde etmiştir. Başvurucu, yürütme organını devirmeyeteşebbüs eylemlerinin her aşamasında aktif olarak yer almıştır. Bu iddialarıdesteklemek üzere Savcılık, Ağır Ceza Mahkemesi'ne ilgilinin ve suç ortaklarınınevlerinde gerçekleştirilen aramalar esnasında el konulan belgeleri, DVD vebilgisayar kayıtlarını, ayrıca telefon dinleme raporlarını delil unsurlarıolarak sunmuştur.
42. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığı'nın başvurucu ve diğer sanıklar hakkında düzenlediği 8 Mart 2009tarihli iddianamesi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 25 Mart 2009tarihinde kabul edilmiş; "Ergenekon"ana dosyası ile aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunması nedeniyle davadosyalarının birleştirilmesine karar verilerek, başvurucunun yargılanmasınabaşlanılmıştır.
43. Bakanlık görüşününhazırlandığı tarih itibarıyla, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi önünde devameden yargılamada toplam 320 ayrı celse yapılmıştır.
44. 22 ayrı iddianameyle açılandavalar, aralarında fiili ve hukuki irtibat nedeniyle İstanbul 13. Ağır CezaMahkemesi'nin 2008/191 Esas sayılı "Ergenekon"ana dosyasında birleştirilmiştir.
45. Başvurucunun yargılamasınındevam ettiği dava dosyasının 21 Haziran 2013 tarihli 320. celsesinde mahkeme,"Hükmün hazırlanıp açıklanması amacıyladosyanın kapsamlı ve sanık sayısının çokluğu dikkate alınarak oturumun 5Ağustos 2013 günü saat 09:00 a bırakılmasına"karar vermiştir.
3. 5/8/2013Tarihinde Tefhim Edilen Kısa Karar
46. UYAP vasıtasıyla elde edilen5 Ağustos 2013 tefhim tarihli kısa kararda başvurucu hakkında;
i. Hakkında 5237 sayılı TCK 314/2, 311/1, 312/1 ve 313/1 maddelerigereğince ayrı ayrı cezalandırılması için kamu davası açılmış ise de, sanığıneylemlerinin bir bütün halinde 5237 sayılı TCK 312/1 ve 765 sayılı TCK 147maddelerindeki suçu oluşturduğu, suç içinelverişli eylemlerin gerçekleştirildiği tarihin 1 Haziran 2005 tarihinden önceolması dikkate alınarak, suç tarihinde yürürlükte olan ve lehine olan 765sayılı TCK 147 maddesinde yazılı "TürkiyeCumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini Cebren Iskat veya Vazife Görmekten CebrenMen Etmek" suçunu işlediği sabit olduğundan, eylemine uyan 765sayılı TCK 147. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıylacezalandırılmasına; eylemin teşebbüs aşamasında kalması nedeniyle anılanKanun’un ve 61/1 maddesi gereğince cezasında indirim yapılmak suretiyle takdiren ve neticeten 16 yıl hapis cezasıylacezalandırılmasına,
ii. TCK 135. maddesi gereğince cezalandırılması talebi ile davaaçılmış ise de, sanığın iddianamede anlatılan eyleminin TCK 136. maddedeki suçuoluşturduğu anlaşılmakla; eylemine uyan TCK 136/1 maddesi gereğince takdiren üst sınırdan ceza tayini ile 4 yıl hapis cezasıile cezalandırılmasına; sanığın zincirleme şekilde suç işlediği anlaşıldığındanTCK 43/1-2 maddesi gereğince, verilerin sayısı dikkate alınarak takdiren 3/4 oranında cezasında artırım yapılarak neticeten7 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,
iii. TCK 326. maddesi gereğince cezalandırılması talebi ile kamudavası açılmış ise de, sanığın eyleminin TCK 327. maddedeki suçu oluşturduğuanlaşıldığından, eylemine uyan TCK 327/1 maddesi gereğince takdirenalt sınırdan ayrılmak suretiyle 6 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,sanığın zincirleme şekilde suç islediği anlaşıldığından TCK 43/1 maddesigereğince, suça konu bilgi ve belgelerin sayısı dikkate alınarak takdiren 1/2 oranında cezasında artırım yapılarak,neticeten 9 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,
iv. Yasaklanan bilgileri temin etme suçunu islediği sabitolduğundan, eylemine uyan TCK 334/1 maddesi gereğince takdirenalt sınırdan ayrılmak suretiyle 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına,sanığın zincirleme şekilde suç işlediği anlaşıldığından, TCK 43/1 maddesigereğince, suça konu bilgi ve belgelerin sayısı dikkate alınarak, takdiren 1/3 oranında cezasında artırım yapılarak,neticeten 2 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,
ayrıca5237 sayılı TCK’nun 53.,58/9 ve 63. maddelerinin uygulanmasına hükmedilmiştir.
47. Başvurucu hakkındaki davanıntemyiz aşamasında olduğu anlaşılmaktadır.
B. İlgiliHukuk
1. Anayasa
48. Anayasa’nın “Yasama dokunulmazlığı” başlıklı 83.maddesi şöyledir:
“Türkiye Büyük MilletMeclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ilerisürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışındatekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.
Seçimden önce veyasonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararıolmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağırcezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmışolmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır.Ancak, bu halde yetkili makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye BüyükMillet Meclisine bildirmek zorundadır.
Türkiye Büyük MilletMeclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmününyerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresincezamanaşımı işlemez.
Tekrar seçilenmilletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yenidendokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.
Türkiye Büyük MilletMeclisindeki siyasî parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşmeyapılamaz ve karar alınamaz.”
49. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması”başlıklı 14. maddesi şöyledir:
“Anayasada yer alanhak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmezbütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyetiortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz.
Anayasa hükümlerindenhiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerinyok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekildesınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekildeyorumlanamaz.
Bu hükümlere aykırıfaaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir.”
2. 1/3/1926 tarihve 765 sayılı Türk Ceza Kanunu
50. Kanun’un 147. maddesişöyledir:
“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunlarıteşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapiscezası hükmolunur …”
51. Aynı Kanun’un 61. maddesi,işlendiği zamanda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçunteşebbüs aşamasında kalması halinde failin on beş yıldan yirmi yıla kadar hapiscezası ile cezalandırılmasını öngörmektedir.
3. 26/9/2004 tarihve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu
52. Kanun’un 136. maddesişöyledir:
“Kişisel verileri,hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişi, biryıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
53. Kanun’un 137. maddesişöyledir:
“Yukarıdakimaddelerde tanımlanan suçların;
a) Kamu görevlisitarafından ve görevinin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle,
b) Belli bir meslekve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanmak suretiyle,
İşlenmesi halinde,verilecek ceza yarı oranında artırılır.”
54. 311. maddenin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisiniortadan kaldırmaya veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevlerini kısmen veyatamamen yapmasını engellemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapiscezasıyla cezalandırılırlar.”
55. 312. maddenin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetiniortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeyeteşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.”
56. 313. maddenin (1) numaralıfıkrası şöyledir:
“Halkı, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı birisyana tahrik eden kimseye onbeş yıldan yirmi yılakadar hapis cezası verilir. İsyan gerçekleştiğinde, tahrik eden kişi hakkındayirmi yıldan yirmibeş yıla kadar hapis cezasınahükmolunur.”
57. 314. maddenin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldanon yıla kadar hapis cezası verilir.”
58. 326. madde şöyledir:
“(1) Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasalyararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok eden, tahripeden veya bunlar üzerinde sahtecilik yapan veya geçici de olsa, bunları tahsisolundukları yerden başka bir yerde kullanan, hileyle alan veya çalan kimseyesekiz yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Yukarıdaki yazılı fiiller, savaş sırasında işlenmiş veyaDevletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerinitehlikeye koymuş ise müebbet hapis cezası verilir.”
59. 327. madde şöyledir:
“(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarıbakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri temin edenkimseye üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiil, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaşhazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeyekoymuşsa müebbet hapis cezası verilir.”
60. 334 madde şöyledir:
“(1)Yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemlere göreaçıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gerekenbilgileri temin eden kimseye bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiil, Devletin savaş hazırlıklarını veya savaşetkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmış isefaile beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.”
4. 12/4/1991 tarihve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu
61. Kanun’un 5. maddesininbirinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“3 ve 4 üncü maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkındailgili kanunlara göre tayin edilecek hapis cezaları veya adlî para cezalarıyarı oranında artırılarak hükmolunur. Bu suretle tayin olunacak cezalarda,gerek o fiil için, gerek her nevi ceza için muayyen olan cezanın yukarı sınırıaşılabilir. Ancak, müebbet hapis cezası yerine, ağırlaştırılmış müebbet hapiscezasına hükmolunur.
Suçun, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olmasıdolayısıyla ilgili maddesinde cezasının artırılması öngörülmüşse; sadece bumadde hükmüne göre cezada artırım yapılır. Ancak, yapılacak artırım, cezanınüçte ikisinden az olamaz.
…”
5. 4/12/2004 tarihve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu
62. Kanun’un 100. maddesişöyledir;
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların vebir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphesebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yeralan; (1)
…
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizincifıkralar hariç, madde 220),
10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304,307, 308),
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
…
(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadeceadlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazlaolmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.”
63. “Adli kontrol” başlıklı 109. maddesi şöyledir:
“(1) (Değişik: 2/7/2012-6352/98 md.) Bir suç sebebiyle yürütülen soruşturmada,100 üncü maddede belirtilen tutuklama sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinintutuklanması yerine adlî kontrol altına alınmasına karar verilebilir.
(2) Kanunda tutuklamayasağı öngörülen hallerde de, adlî kontrole ilişkin hükümler uygulanabilir.
(3) Adlî kontrol,şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe tabitutulmasını içerir:
a) Yurt dışınaçıkamamak.
b) Hâkim tarafındanbelirlenen yerlere, belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.
c) Hâkimin belirttiğimerci veya kişilerin çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkinveya eğitime devam konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.
d) Her türlütaşıtları veya bunlardan bazılarını kullanamamak ve gerektiğinde kaleme, makbuzkarşılığında sürücü belgesini teslim etmek.
e) Özellikleuyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmakamacıyla, hastaneye yatmak dahil, tedavi veya muayenetedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek.
f) Şüphelinin parasaldurumu göz önünde bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çoktaksitlerle ödeme süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimcebelirlenecek bir güvence miktarını yatırmak.
g) Silâh bulunduramamakveya taşıyamamak, gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlîemanete teslim etmek.
h) Cumhuriyetsavcısının istemi üzerine hâkim tarafından miktarı ve ödeme süresi belirlenecekparayı suç mağdurunun haklarını güvence altına almak üzere aynî veya kişiselgüvenceye bağlamak.
i) Aileyükümlülüklerini yerine getireceğine ve adlî kararlar gereğince ödemeye mahkûmedildiği nafakayı düzenli olarak ödeyeceğine dair güvence vermek.
j) (Ek: 2/7/2012-6352/98 md.) Konutunu terk etmemek.
k) (Ek: 2/7/2012-6352/98 md.) Belirli bir yerleşim bölgesini terketmemek.
l) (Ek: 2/7/2012-6352/98 md.) Belirlenen yer veya bölgelere gitmemek.
(4) (Ek: 25/5/2005 – 5353/14 md.; Mülga: 2/7/2012-6352/98 md.)
(5) Hâkim veyaCumhuriyet savcısı (d) bendinde belirtilen yükümlülüğün uygulamasındaşüphelinin meslekî uğraşılarında araç kullanmasına sürekli veya geçici olarakizin verebilir.
(6) Adlî kontrolaltında geçen süre, şahsî hürriyeti sınırlama sebebi sayılarak cezadan mahsupedilemez. Bu hüküm, maddenin üçüncü fıkrasının (e) bendinde belirtilen hallerdeuygulanmaz.
(7) (Ek: 6/12/2006 – 5560/19 md.) Kanunlarda öngörülen tutukluluk sürelerinindolması nedeniyle salıverilenler hakkında (…) adlî kontrole ilişkin hükümleruygulanabilir.”
64. Kanun’un 260. maddesi şöyledir:
“(1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşıCumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almışolanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılansıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yollarıaçıktır.
(2) Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları,mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin; ağır ceza mahkemelerindebulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliyeve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyetsavcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarınabaşvurabilirler.
(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanunyollarına başvurabilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
65. Mahkemenin 4/12/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun26/12/2012 tarih ve 2013/1272 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
66. Başvurucu, tutuklanmasınıhaklı gösterecek somut olay, olgu ve bilgi mevcut olmadığını, basmakalıp vedolayısıyla gerekçesiz kararlarla uzatılan tutukluluğun makul süreyi aştığını,yargılamayı yapan mahkemenin tabii hâkim ilkesine aykırı olduğunu, gazetecilikfaaliyetleri nedeniyle yargılandığını, milletvekili olmasına rağmen bu göreviyerine getiremediğini ve yasama dokunulmazlığından faydalanamadığını belirterekAnayasa’nın 19., 28., 37., 83. ve 141. maddeleriyleAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5., 6., 10. ve 1 No’luProtokolün 3. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
67. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, herkesin, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ekTürkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabileceğihükmüne yer verilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının devamında,başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasının şartolduğu, dördüncü fıkrasında ise bireysel başvuruda kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamayacağı belirtilmiştir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Tutukluluğun hukuki olmadığı iddiası
68. Başvurucu, tutukluluğunagerekçe olarak gösterilebilecek ve objektifgözlemciyi ikna edecek derecede somut olay, olgu ve bilgi mevcut olmadığı haldegazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklandığından ve tutukluluğunsürdürüldüğünden şikâyet etmiştir.
69. Adalet Bakanlığı görüşündebu şikâyetle ilgili ayrı bir değerlendirme yapmamıştır.
70. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartlarıve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktanyoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
71. Anayasa’nın 19. maddesininbirinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğuilke olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartlarıkanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceğidurumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlikhakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenendurumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B. No:2012/239, 2/7/2013, § 43).
72. Anayasa’nın 19. maddesininüçüncü fıkrasında, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin, ancakkaçmalarını, delillerin yokedilmesini veyadeğiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılanve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükmebağlanmıştır. Buna göre bir kişinin tutuklanabilmesi öncelikli olarak suçişlediği hususunda kuvvetli belirti bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiriiçin aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın kuvvetlisayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delilsayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın kendineözgü şartlarına bağlıdır.
73. Ancak bu nitelemeye bağlıolarak kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anındadelillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Ziratutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinintutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veyaortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Bunagöre, suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ileceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyetegerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (AİHMkararları için bkz. Murray/ Birleşik Krallık, B.No.14310/88, 28/10/1994, § 55; Talu/Türkiye (KE), B.No. 2118/10,4/12/2012, § 25).
74. Tutukluluk, 5271 sayılıKanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişiancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösterenolguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddedetutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheliveya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgularvarsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1)delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkalarıüzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüpheoluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiğikonusunda kuvvetli şüphe bulunması halinde tutuklama nedenininvarsayılabileceği suçlar bir liste halinde belirtilmiştir (B. No: 2012/239,2//7/2013, § 46).
75. Diğer yandan, Anayasa’da yeralan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerininkararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlarbireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanunhükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdiryetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırıyorumlar ile delillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak ve özgürlükihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesigerekir. Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz (B.No: 2012/239, § 49).
76. Somut olayda başvurucu,hakkında yürütülen soruşturma kapsamında 5/3/2009tarihinde göz altına alınmış ve 6/3/2009 tarihinde İstanbul Ağır CezaMahkemesi’nde Nöbetçi Hâkim tarafından tutuklanmıştır. Tutuklamaya gerekçeolarak, “atılı suçun vasıf ve mahiyeti,mevcut delil durumu, kuvvetli suç şüphesinin varlığı, suçun CMK. 100/3maddesinde sayılı suçlardan olması, kaçma ve delilleri karartma şüphesi”gösterilmiştir. Başsavcılık, 8/3/2009 tarihindeşüphelileri arasında başvurucunun da bulunduğu iddianameyle dava açmıştır.İddianamede başvurucunun isnat edilen suçlardan cezalandırılması talep edilmişve delil olarak, “hukuka aykırı olarakçekilmiş görüntülere”, “kitaplarında kullanılan belgelere”, “bilgisayarındansildiği halde teknolojik imkanlarla geri getirilenverilere”, “kendisinin yaptığı telefon görüşmelerine” “üçüncü şahısların kendiaralarında yapmış oldukları telefon görüşmelerine” yer verilmiştir(§§ 11,12). Dosyanın incelenmesinden başvurucunun evinde ve işyerinde yapılanaramalarda devletin güvenliği, iç veya dış siyasal yararları bakımındanniteliği itibarıyla gizli kalması gereken 436 adet belgenin bulunduğu,bilgisayarının belleğinde yapılan incelemede darbe planlarına ilişkin bilgilererastlandığı ifade edilmiştir. Ayrıca Başsavcılık tarafındansunulan esas hakkındaki mütalaada, devletin iç ve dış siyasal yararlarıgereğince gizli kalması gereken çok sayıda belgeyi başvurucunun gazetecisıfatıyla değil, Ergenekon Terör Örgütünün temel amaçlarından biri olanbilginin paraya çevrilebilirliği ve istihbarat toplamanın örgütsel açıdanönemine binaen ve örgütsel çalışmalar gereği irtibat kurduğu kişilerden eldeettiği, çoğunluğu devletin güvenliğine ilişkin bu belgelerin içerik vemiktarları göz önüne alındığında başvurucunun bunları gazetecilik kimliği ileelde etmesinin mümkün olmadığı, mensubu olduğu örgüt üyelerinden elde ettiğibelirtilmiştir.
77. Bu durumda başvurucunun, suçişlediğinden şüphelenilmesi için inandırıcı nedenlerin bulunmadığı halde saltgazetecilik faaliyetleri nedeniyle tutuklandığı ve tutukluluğun sürdürüldüğüiddiasının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Tutuklama ve tutukluluğundevamı kararlarında mahkemelerin bu konudaki hukuki yetki ve görevleriçerçevesinde kararlarını verdikleri anlaşılmaktadır. Başvuru kapsamında bununaksini ifade eden bir husus da yer almamaktadır. Tutukluluğun devamına dairkararların ilgili ve yeterli olup olmadığı meselesinin isetutukluluğun makul olup olmadığının incelenmesi sırasında ele alınması gerekir
78. Açıklanan nedenlerlebaşvurunun bu kısmının açıkça dayanaktanyoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası
79. Başvurucu, hakkındakidavanın tabii hâkim ilkesine aykırı olarak olağanüstü bir mahkeme tarafındangörüldüğünü, bu nedenle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
80. Bakanlık, başvurucu aleyhineaçılan kamu davasının ilk derece mahkemesinde derdest olduğunu, makul süredeyargılanmaya ilişkin olanlar hariç adil yargılanma hakkına dair şikâyetlerkonusunda kanun yolları henüz tüketilmediği için başvurunun bu aşamadadinlenemeyeceğini ifade etmiştir.
81. Başvurucu bu görüşe karşılıkherhangi bir itiraza yer vermeden, davaya bakan mahkemenin bağımsız vetarafsızlığına ilişkin başvuru formundaki iddialarını kısaca tekrarlamaklayetinmiştir.
82. 6216 sayılı Kanun’un 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
83. Bu hüküm uyarınca AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilenişlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmişolması gerekir.
84. Zira temel hak veözgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup builkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikleyetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. AnayasaMahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak veözgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerindeolağan kanun yolları vasıtasıyla çözüme kavuşturulması gerekir. Bireyselbaşvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizmasıiçinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (B. No: 2012/946, §§ 17, 18, 26/3/2013).
85. Başvurucu hakkındaki davaderdest olup, temyiz aşamasındadır. Bu şikâyet bakımından olağan kanun yollarıtüketilmemiştir. Bu nedenle başvurunun bu kısmının “başvuru yollarınıntüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
c. İfade hürriyetinin ihlal edildiği iddiası
86. Başvurucu gazetecilikfaaliyetleri nedeniyle yargılandığını ve bu kapsamda tutuklu bulunduğunu ilerisürerek ifade hürriyetinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
87. Adalet Bakanlığı, devletingüvenliği, iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizlikalması gereken 436 adet belgenin evinde ve işyerinde yapılan aramalardabulunduğu, bilgisayarının belleğinde yapılan incelemede darbe planlarınailişkin bilgilere rastlandığı iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca2009/188 sayılı iddianameyle başvurucu hakkında dava açıldığını; Başsavcılıktarafından sunulan esas hakkındaki mütalaada, devletin iç ve dış siyasalyararları gereğince gizli kalması gereken çok sayıda belgeyi başvurucunungazeteci sıfatıyla değil, Ergenekon Terör Örgütünün temel amaçlarından biriolan bilginin paraya çevrilebilirliği ve istihbarat toplamanın örgütsel açıdanönemine binaen ve başvurucunun örgütsel çalışmalar gereği irtibat kurduğu kişilerdenelde ettiğinin iddia edildiğini, çok sayıda ve farklı devlet birimlerine aitayrıca çoğunluğu devletin güvenliğine ait önemdeki bu belgelerin içerik vemiktarları göz önüne alındığında başvurucunun bunları gazetecilik kimliği ileelde etmesinin mümkün olmadığından mensubu olduğu örgüt üyelerinden eldeettiğinin mütalaa edildiği ifade edilmiştir.
88. Bakanlık, ayrıca,başvurucunun ileri sürdüğü ifade özgürlüğü ihlallerinin ne surette ve nasılgerçekleştiğinin tam olarak anlaşılamadığını, Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi’nin Trofımchuk/Ukrayna, B. no.4241/03, 28/10/2010 ve Baillard/Fransa, B.no. 51575/99, 26/3/2002 kararlarına atıfla, birbaşvuruda başvurucunun Sözleşme'deki bir veya birkaçmaddenin ihlal edildiğini belirtmekle yetinmesinin yeterli olmadığını, bumaddelerin nasıl ihlal edildiğine ilişkin bir açıklamada bulunması gerektiğini,aksi takdirde başvurunun kabul edilemez bulunduğunu; somut olayda da ifade hürriyetinin nasıl ihlal edildiğine dair biraçıklama bulunmadığından başvurunun açıkça temelden yoksun olduğunuifade etmiştir.
89. Başvurucu, Bakanlığıngörüşünde yer verdiği Savcılık değerlendirmelerinde bahsi geçen "delillerin” bugüne kadar kendisiningazetecilik faaliyeti çerçevesinde elde ettiği ve kitaplarında kullandığıbelgeler ile Cumhuriyet gazetesinde çıkan haber ve yazılardan ibaret olduğunu,gazeteci kimliği ile yaptığı görüşmeler ve yazdığı yazılar nedeniyleiddianamedeki sevk maddeleriyle yargılandığını ileri sürmüştür. Yapmış olduğugörüşmeler, gazetedeki yazıları, televizyon ve radyo programları ve kendisinegönderilen veya kendisinin doğrudan veya dolaylı olarak açıklamayazorlanamayacağı haber kaynaklarından aldığı bilgi veya belgeler nedeniylekendisine suç isnat edilmesinin hukuken mümkün olmadığını iddia etmiştir. Başvurucu, yaptığı görüşmelerin birçoğunu yazılmamak kaydı ileyaptığı için bu görüşmelerden elde ettiği bilgileri bir gazetecilik süzgecindengeçirerek köşe yazılarında ele aldığını veya haber olarak kullandığını;kendisinden arama sonucu elde edildiği ileri sürülen tüm bilgi ve belgelerinişyerinde yapılan aramada elde edildiğini, evinde yapılan aramada ve evindekibilgisayarlarında hiçbir bilgi ve belgenin bulunmadığının iddianamenineklerinde açıkça belirtildiğini savunmuştur. Kendisinden elde edilen bilgive belgelerin gazetedeki köşesinde veya "İranRaporu", "Suriye Raporu", "Irak Bataklığında Türk -Amerikan İlişkileri" ile "Devletve İslam" adlı kitaplarında kullanıldığını öne sürmüştür.Dolayısıyla, bir gazeteci olarak elde ettiği veya kendisine ya da CumhuriyetGazetesi'ne gönderilen belgelerin suç unsuru olarak nitelendirilmesininAnayasa'nın 28. maddesiyle AİHS'in 10. maddesineaykırı olduğunu ileri sürmüştür.
90. 6216 sayılı Kanun’un 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
91. Bu hüküm uyarınca AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilenişlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmişolması gerekir.
92. Başvurucunun hakkındaki davaderdest olup, temyiz aşamasındadır. Bu şikâyet bakımından olağan kanun yollarıtüketilmemiştir. Bu nedenle başvurunun bu kısmının “başvuru yollarınıntüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
d. Diğer şikayetler
93. Başvurucunun gerekçesiz veformül kararlarla uzatılan tutukluluğun makul süreyi aştığına dair şikâyeti ileseçilme hakkının ihlal edildiğine dair şikayeti açıkçadayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni debulunmadığı için başvurunun bu şikâyetlere ilişkin kısmının kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esasİnceleme
a.Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği iddiası
94. Başvurucu, tahliyetaleplerinin sürekli olarak aynı ve yasal olmayan gerekçelerle reddedilmesinedeniyle tutukluluğun makul süreyi aştığını ileri sürmüştür. Başvurucu, AİHM’in Sözleşme’nin 5. maddesinin (3) numaralı fıkrasıkonusundaki yerleşmiş içtihatlarına göre, mahkemelerin kararlarında, suçsuzlukkarinesini de göz önünde tutarak kişi özgürlüğüne istisna getirmeyi meşru kılanbir kamu yararının varlığını, kaçmaya ilişkin tehlikenin varlığını vetutuklamaya alternatif tedbirlerin neden uygulanmadığını tartışmak vegerekçelendirmek durumunda olduklarını, “isnat olunan suçun vasfı” ve“delillerin durumu” gibi gerekçelerin çok uzun süren tutukluluk hali içinyeterli görülmediğini, Anayasa’nın 141. maddesinde de bütün mahkemelerin hertürlü kararlarının gerekçeli yazılmasının emredildiğini, buna göre tutuklulukhalinin, tutuklamanın gerekçesiz olması nedeniyle Anayasa’nın 141., tutuklama şartlarının olmaması nedeniyle 19. maddesiyle AİHS’in 5. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
95. Adalet Bakanlığı görüşünde,başvurucunun, "Silahlı terör örgütüneüye olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ni ortadan kaldırmaya veya göreviniyapmasını engellemeye teşebbüs etme, Devletin güvenliğine ilişkin belgeleritahrip etme, amacı dışında kullanma, hile ile alma, çalma; Türkiye CumhuriyetiHükümeti'ne karşı silahlı isyana tahrik etme; Türkiye Büyük Millet Meclisi'niortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme; Devletingüvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etme ve açıklanması yasaklanan gizlibilgileri temin etme" suçlarını işlediği iddiasıyla 5237 sayılıTürk Ceza Kanunu ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun ilgili hükümleriuyarınca cezalandırılması talebiyle açılan bir dava kapsamında tutuklu olarakyargılandığını ifade etmiştir.
96. Bakanlık, İstanbul 13. AğırCeza Mahkemesi’nin 2009/191 Esas sayılı dosyası üzerinden görülen davanın, 22ayrı iddianame ile açılan farklı davaların aralarındaki fiili ve hukuki irtibatnedeniyle birleştirilmesi sonucu kapsamlı bir dava olduğunu, bu davadabaşvurucu ile beraber toplam 275 sanığın yargılandığını ve dava dosyasınınyaklaşık 3.500 ek delil klasöründen oluştuğunu; davaya bakan Mahkeme’ninhaftanın dört günü duruşma yaptığını, AİHM'inbaşvurucu ile aynı davada yargılanan bir kişinin başvurusu üzerine verdiği kabuledilemezlik kararında (Gazi Güder/Türkiye,B. No. 24695/09, 30/4/2013, [KK], § 54), ağır organizesuçlara ilişkin olarak çok sayıda sanık hakkında yürütülen ceza davasınınkarmaşıklığına ve kapsamına nazaran, somut olayda yargılama makamlarınaatfedilecek ve yargılama sürecini uzatan bir hareketsiz kalma sürecininbulunmadığını tespit ettiğini, buna göre başvuru konusu yargılamada süreciuzatan bir durumun bulunmadığını savunmuştur.
97. Bakanlık, mahkemenintutukluluğun devamına karar verirken belirli bir süre "suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve evrakkapsamına göre adli kontrol tedbirinin de yetersiz kalacağı, yüklenen suçunCMKI00/3-a maddesinde sayılan suçlardan olması" şeklindekigerekçelere dayandığını, ancak, 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352sayılı Kanun’dan sonraya tekabül eden 27 Temmuz 2012 tarihli 210. celsede,başvurucunun tahliye talebini ayrı ve ayrıntılı biçimde değerlendirdiğini, sonrakitutukluluk değerlendirilmelerinde de anılan karara atıfta bulunmak suretiylebaşvurucunun tutukluluğunun devamına dair gerekçelerin devam ettiğinikararlarında gösterdiğini ifade etmiştir.
98. Bakanlık, ayrıca, yetkilimahkemelerin tutukluluğun devamına karar verirken adli kontrol tedbirlerindenherhangi birine başvurmanın yerinde olup olmayacağını da kararlarında tartıştıklarını,dolayısıyla başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığı şikâyetini kabuledilebilirlik şartları ve esas yönünden değerlendirmesinin, başvuranınyargılandığı davanın kapsamı ve kendine özgü karmaşıklık düzeyi, sanığa isnatedilen eylemlerin ciddiyeti ve alması muhtemel cezaların ağırlığı, yargılamamakamının yargılamayı kendinden beklenen her türlü dikkat ve özeni gösterirşekilde sürdürüp sürdürmediği, başvurucunun tutuklu kaldığı süre, yerelmahkemenin başvuranın tutukluluğunun devamına yönelik olarak ve özellikle 27Temmuz 2012 tarihinden beri kullandığı gerekçelerin AİHM'inyukarıda belirtilen kararları da göz önüne alınmak suretiyle AnayasaMahkemesi’nin takdirinde olduğunu ifade etmiştir.
99. Başvurucu, Bakanlığın budeğerlendirmelerine karşı çıkmıştır. Başvurucuya göre, tahliye talepleri genelnitelikteki şablon gerekçelerle reddedilmiştir. Tutukluluk tedbiri içinyalnızca suç işleme konusundaki makul şüphe yeterli olmayıp, sanığın kaçma,saklanma, delilleri karartma, yargılamayı etkileme, kamu düzenini bozma veyayeni bir suç işleme yönünde şüphe oluşturması da gerekmektedir. 1/7/2008 tarihinde soruşturma kapsamında ilk kez gözaltınaalındıktan sonra tutuklama istemiyle nöbetçi mahkemece tutuklanmamış vehakkında adli kontrol tedbiri uygulanmıştır. Bu dönemde kaçma, saklanma,delilleri karartma veya yeni bir suç işleme yönünde şüphe oluşturmasına nedenolacak hiçbir olay yaşanmamıştır. Milletvekili seçildikten sonraki dönembakımından da kaçma, saklanma, delilleri karartma veya yeni bir suç işlemeyönünde şüphelerin varlığı iddia edilemez. 4 yıl 5 aya yaklaşan tutukluluksüresi boyunca hangi nedenlerle adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacağınıöğrenebilme şansı da olmamıştır. Tutukluluğun devamı kararları, şartlarıgerçekleşmeden gerekçesiz olarak verilmiştir.
100. Her ne kadar başvurucu,tahliye taleplerinin sürekli olarak aynı ve yasal olmayan gerekçelerlereddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 141. maddesindeki hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüş ise de, şikâyetin ifade biçimine göre incelemenin Anayasa’nın 19.maddesinin yedinci fıkrası kapsamında yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.
101. Anayasa’nın 19. maddesininyedinci fıkrası şöyledir:
“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı vesoruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasınıveya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”
102. Bu hükümle, bir cezasoruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul süredebitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayıisteme hakları güvence altına alınmıştır.
103. Tutukluluk süresinin makulolup olmadığı her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.Anayasanın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmensabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde ifadesinibulan masumiyet karinesi, yargılama süresince kişinin hürriyetinin esas,tutukluluğun ise istisna olmasını gerektirmektedir. Masumiyet karinesine rağmentutukluluğun devamı, ancak kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına nazaran dahaağır bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı görülebilir (B. No:2012/237, 2/7/2013, § 61). Bu nedenle bir davadatutukluluğun makul süreyi aşmamasını gözetmek, öncelikle derece mahkemeleriningörevidir. Bu amaçla, belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olaylarınderece mahkemeleri tarafından değerlendirilmesi ile serbest bırakılmataleplerine ilişkin kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir(B. No: 2012/237, 2/7/2013, § 62).
104. Tutuklama tedbirine,kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bukişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemekmaksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli birsüreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süregeçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devamettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde, yargılama sürecinin özenliyürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organizesuçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişindegösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. (B. No: 2012/237, 2/7/2013, § 63). Tüm bu unsurların birliktedeğerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonucaulaşılabilir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Contrada/İtalya, B. No. 27143/95, 24/8/1998, § 66-67; Chraidi/Almanya, B. No. 65655/01,26/10/2006, § 42-45).
105. Diğer taraftan kişiözgürlüğü, adli makamlarla güvenlik görevlilerinin özellikle organize suçlarlaetkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecekbiçimde yorumlanmamalıdır. Nitekim AİHM, Sözleşme’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının(c) bendinin, Sözleşme’ye taraf devletlerin güvenlikgörevlilerinin bilhassa organize olanlar olmak üzere suçlulukla etkili olarakmücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebep olabilecek biçimdeuygulanmaması gerektiğini vurgulamaktadır (bkz. Dinç ve Çakır/Türkiye, B. No. 66066/09, 9/7/2013,§ 46).
106. Makul süreninhesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun daha önce yakalanıp gözaltınaalındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklamatarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı tarihtir.Ancak kişinin, tutuklu olarak yargılanmakta olduğu davada mahkumiyetine kararverilmiş ise mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hali sona erer (B. No:2012/237, 2/7/2013, §§ 66, 67).
107. Somut olayda başvurucu 5/3/2009 tarihinde Ankara’da gözaltına alınmış ve 6/3/2009tarihinde İstanbul’da tutuklanmıştır. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, 5/8/2013 tarihinde başvurucu hakkında mahkumiyet hükmü tesisetmiştir. Bu durumda makul süre açısından dikkate alınması gereken tutukluluksüresi 4 yıl 5 aydır.
108. Başvurucu ve AdaletBakanlığı tarafından sunulan tutukluluğa ilişkin kararlar incelendiğinde, 6/3/2009 tarihli ilk tutuklama kararında “atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu,kuvvetli suç şüphesinin varlığı, suçun CMK. 100/3 maddesinde sayılı suçlardanolması, kaçma ve delilleri karartma şüphesi” gerekçesine yerverildiği görülmektedir. 25/12/2009 tarihli 28.celsede alınan kararda gerekçe olarak “Dosyakapsamı, her sanığa iddianamede ayrı ayrı isnat olunan suçlamalar ve bunlarlailgili sevk maddeleri, delillerin tamamen toplanmamış ve sanıkların halensavunmalarının bitmemiş olması, atılı suçların işlendiği hususunda kuvvetlişüphe sebeplerinin varlığının devam etmekte ve bu suçların CMK’nun100/3. maddesinde sayılan suçlardan olması” nedenlerinedayanılmıştır.
109. Başvurucunun 12/6/2011 tarihinde yapılan genel seçimlerde 24. Dönemmilletvekili seçilmesi üzerine, bu durumun dikkate alınarak tahliyesine kararverilmesi talebine karşılık 13. Ağır Ceza Mahkemesi 23/6/2011 tarihinde vermişolduğu ret kararında, Anayasa’nın 83. ve 14. maddeleri ile Yargıtay 9. CezaDairesi’nin bu konudaki emsal kararları dikkate alınmak suretiyle başvurucuhakkındaki soruşturmanın seçimlerden önce başlatıldığını ve durumununAnayasa’nın 14. maddesine uyduğunu, milletvekili seçilmesinin başlı başınatahliye nedeni teşkil etmediğini belirterek, “sevkmaddelerinin ağır cezalık ve CMK 250. maddesi kapsamında kalan suçlara ilişkinolduğu, isnatların kuvvetli suç şüphesini içerdiği, başvurucunun milletvekiliseçilmekle kaçma şüphesinin kalmadığı savının sübjektif bir değerlendirmeolduğu, dosyadaki sanık sayısının çokluğu nedeniyle delillerin tamamının toplanamamışolduğu, iddianamede başvurucuyla irtibatlı olduğu iddia edilen diğer sanıklarınsavunmalarının alınmasının tamamlanamamış olduğu, tanıkların dinlenmesine isehenüz geçilemediği” gerekçeleriyle tutukluluk halinin devamına kararvermiştir. Bu karara itiraz üzerine incelemeyi yapan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi,29/6/2011 tarihli kararla, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ninkararında usul ve yasaya aykırı herhangi bir isabetsizlik görülmediğinibelirterek itirazın reddine karar vermiştir.
110. Anayasa’nın 67. maddesiseçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını güvenceye almaktadır. 67.maddenin birinci fıkrasına göre, “Vatandaşlar,kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veyabir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılmahakkına sahiptir”. Seçimler ve siyasi haklar Anayasa’nın 2.maddesinde ifadesini bulan demokratik devletin vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasihaklar, seçimlerde oy kullanma, aday olma ve seçilme haklarının yanında siyasifaaliyette bulunma hakkını da kapsar.
111. Seçilme hakkı sadeceseçimlerde aday olma hakkını değil, aynı zamanda seçildikten sonra milletvekiliolarak parlamentoda bulunma hakkını da ihtiva etmektedir. Bu da hiç kuşkusuz,kişinin seçildikten sonra milletvekili sıfatıyla temsil yetkisini fiilenkullanabilmesini gerektirir. Bu bağlamda seçilmiş milletvekilinin yasamafaaliyetine katılmasına yönelik müdahale, sadece onun seçilme hakkına değil,aynı zamanda seçmenlerinin serbest iradelerini açıklama hakkına da yönelik birmüdahale teşkil edebilir (aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Sadak ve Diğerleri/Türkiye, B.No. 25144/94, 26149/95, 26154/95, 27100/95, 27101/95, 11/6/2002, § 33, 40). AİHM, milletvekili-seçmen ilişkisindenhareketle, ifade özgürlüğünün halkın seçilmiş temsilcileri için özellikleönemli olduğunu, zira milletvekilinin seçmeni temsil ettiğini, onlarıntaleplerine dikkat çekerek menfaatlerini savunduğunu, dolayısıyla bir muhalifmilletvekilinin ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin daha sıkı bir denetimigerektirdiğini vurgulamıştır (bkz. Castells/İspanya, B.No. 11798/85, 23/12/1992, § 42).
112. Anayasa’nın 83. maddesi,milletvekillerinin hiç bir baskı ve tehdit altında kalmadan serbestçe yasamafaaliyetlerini yürütebilmelerini temin etmek için yasama sorumsuzluğu vedokunulmazlığı kurumlarına yer vermiştir. Bu bağlamda milletvekillerine yasamafaaliyetleri sırasındaki oy ve sözleri nedeniyle mutlak bir sorumsuzluktanınmıştır. Ayrıca milletvekillerinin işledikleri iddia edilen suçlarnedeniyle tutulma, tutuklanma, sorgulanma ve yargılanmaya karşı, yasamafaaliyetlerine aksatmadan katılmalarını temin etmek maksadıyla dokunulmazlıkyoluyla koruma altına alınmışlardır. Bu güvenceler, milletvekillerine tanınanbir ayrıcalık ya da imtiyaz olmaktan ziyade, temsil ettikleri seçmenleriningörüş ve düşüncelerinin siyasal alanda gereği gibi yansıtılmasını sağlamayadönük koruyucu tedbirlerdir. Nitekim Anayasa Mahkemesi 30/12/1997tarihli kararında dokunulmazlığın amacını “yasama organı üyelerini, görevlerinitam olarak yerine getirmelerini engelleyecek gereksiz suçlamalardan korumak”şeklinde ifade etmiştir (AYM, E. 1997/73, K. 1997/73, K.T: 30.12.1997).
113. Bununla birlikte Anayasa’nın83. maddesinde yasama dokunulmazlığına bazı istisna ve sınırlamalargetirilmiştir. Buna göre dokunulmazlık kural olarak milletvekilliği süresiylesınırlıdır. Yine bu süre içerisinde, seçimden önce veya sonra herhangi bir suçişlediği iddiasıyla bir milletvekilinin dokunulmazlığının Meclis kararıylakaldırılabilmesi mümkündür. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ile seçimdenönce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa’nın 14. maddesindekidurumlar ise dokunulmazlık kapsamı dışında tutulmuştur. Davaya bakan mahkemeningerekçesinden, başvurucunun durumunu Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında kaldığıyönünde değerlendirdiği anlaşılmaktadır.
114. Anayasa’nın 83. maddesinde14. maddeye atıfla getirilen istisna, Anayasa’nın 67. maddesindeki seçilmehakkı da dikkate alındığında dar ve özgürlük lehine yorumlanmalıdır. Bu nedenletutukluluğunun devamı hakkında karar verilen kişi milletvekili olduğu takdirde,çatışan değerlere bir yenisi eklenmekte ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınyanında, seçilmiş milletvekilinin tutuklu olması nedeniyle yasama faaliyetinekatılamaması sonucu mahrum kalınan kamu yararının da dikkate alınmasıgerekmektedir. Bu çerçevede mahkemelerin milletvekili seçilen kişilerintutukluluğunun devamına karar verirken hem kişi hürriyeti ve güvenliğihakkından hem de seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının kullanılmasındankaynaklanan yarardan çok daha ağır basan korunacak bir yararın varlığını somutolgulara dayanarak göstermeleri gerekir. Bunun sonucu olarak makul süreninaşılıp aşılmadığı incelenirken, başvurucunun milletvekili seçilmesiyle birlikteileri sürmüş olduğu iddiaların tutukluluğun devamına ilişkin kararlardagerektiği gibi değerlendirilip değerlendirilmediğine de bakılmalıdır.Dolayısıyla, başvurucunun seçilmiş bir milletvekili olarak siyasi faaliyettebulunma ve temsil hakkı ile davanın tutuklu sürdürülmesindeki kamu yararıarasında ölçülü bir denge kurulduğu takdirde, tutukluluğun devamına ilişkingerekçelerin ilgili ve yeterli oldukları sonucuna varılabilir.
115. Bu nedenle, seçimden öncesoruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasa’nın 14. maddesi kapsamındakibir suç isnadıyla yargılanan bir milletvekilinin tutukluluk halinin incelenmesisırasında, bu koruma tedbirinin seçilme hakkını işlevsiz hale getirebileceğigöz ardı edilmemelidir. Bütün Milleti temsil etmek üzere belli bir süre içinseçilen milletvekilinin, şayet varsa, bu hakkını kullanmasına engel olmayacakkoruma tedbirlerinin uygulanabilirliği üzerinde özenle durulmalıdır. 5271sayılı Kanun’un 109. maddesinin (3) numaralı fıkrasında buna imkân tanıyanhükümlere yer verildiği, maddede 6352 sayılı Kanun’la yapılan değişikliklersonucunda bunların sayısının artırıldığı görülmektedir (§ 63).
116. Tutuklamanın devamına kararverilirken, davanın genel durumu yanında, tahliyesini talep eden kişinin özeldurumunun dikkate alınması ve bu anlamda tutukluluk gerekçelerininkişiselleştirilmesi bir zorunluluktur. Başvurucunun tahliye talepleriniinceleyen mahkemeler, bu talepleri reddederken gerekçelerini yeterincekişiselleştirmemiş, aynı zamanda milletvekili seçilmiş olan başvurucununkaçacağına ya da delilleri karartacağına dair inandırıcı somut olgular ortayakoyamamıştır.
117. Mahkemenin, 6352 sayılıKanun kapsamında tutukluluk halinin yeniden değerlendirilmesi talebi üzerineverdiği 27/7/2012 tarihli kararında yer alan, davakapsamında yargılanan sanıklardan birkaçının kaçması ya da kaçmaya teşebbüsetmesi, yine bazı sanıkların delilleri karartma girişiminde bulunmasışeklindeki gerekçeleri, diğer sanıkların da bunları yapabileceğine dair karineolarak değerlendirilemez. Aksi takdirde masumiyet karinesi ve bununlabağlantılı olarak kişi hürriyetine ilişkin ilkelerin zedelenebileceği açıktır.Bu nedenle, aynı davada yargılanan bazı sanıkların durumlarından hareketlegenelleme yapılarak diğerlerinin de aynı davranışta bulunabileceğini varsaymak,kişiselleştirmeyi engellediği gibi, özgürlüğün esas, tutukluluğun istisnaolduğu yönündeki anlayışla da bağdaşmaz. Bu çerçevede tutukluluğun devamınailişkin kararlarda ileri sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğusöylenemez.
118. Milletvekili seçildiktensonra yapmış olduğu tahliye talebi ile ilgili karar ve bu karara itiraz üzerineverilen karar tarihinde başvurucu yaklaşık olarak 2 yıl dört ay tutuklukalmıştır. Özellikle 5271 sayılı Kanun’un 109. maddesinin (3) numaralıfıkrasında tutuklama yerine öngörülen adli kontrol hükümlerinin 6352 sayılıKanunla yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği 5/7/2012tarihinden itibaren başvurucu lehine de uygulanma imkanı ortaya çıkmıştır. Bunarağmen, anılan kararlarda hedeflenen meşru amaçla yapılan müdahale arasındagözetilmesi gereken denge açısından, mevcut adli kontrol tedbirlerininyeterince dikkate alınmadığı sonucuna varılmıştır. Bu sonuç, 6352 sayılıKanun’un yürürlüğe girdikten sonraki tahliye talepleri üzerine verilen kararlarbakımından daha belirgindir. Bu durumda, tutukluluğun devamına karar verilirkenyargılamanın tutuklu sürdürülmesinden beklenen kamu yararı ile başvurucununseçilme ve milletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma hakkı arasında ölçülübir denge kurulmadığı ve bu nedenle tutuklu kaldığı sürenin makul olmadığısonucuna varılmıştır.
119. Açıklanan nedenlerleAnayasa’nın 67. maddesinin birinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 19. maddesininyedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
b. Anayasa’nın 67. maddesinin birinci fıkrasının ihlal edildiği iddiası
120. Başvurucu milletvekiliseçilmesine rağmen, milletvekili dokunulmazlığından yararlandırılmadığını vetahliye edilmediğini, oysa yargılandığı dosyada kendisinin suç işlediğinigösteren bir delil olmadığını, ayrıca milletvekili seçildikten sonra delillerikarartma ve kaçma şüphesi gibi tutuklama nedenlerinin de ortadan kalktığıgözetilmeksizin tahliye taleplerinin reddedildiğini, bunun sonucu olarakmilletvekilliği görevini yerine getiremediğini, bu nedenle siyasi faaliyetözgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
121. Adalet Bakanlığı,başvurucunun bu başlık altındaki şikâyetlerinin AİHS’eEk 1 Nolu Protokol’ün 3. maddesi ile Anayasa’nın 83.maddesinin ikinci fıkrası ve 14. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiğinibelirtmiştir. AİHM kararlarına atıfla seçme ve seçilmehakkının mutlak olmadığını, bu alandaki düzenlemelerde taraf devletlerin genişbir takdir yetkisine sahip olduklarını, başvurucu hakkındaki sorunun seçilmehakkıyla değil fakat tutuklu olması nedeniyle yasama dokunulmazlığındanyararlanıp yararlanmayacağına ilişkin olduğunu, bu anlamda tutukluluğundevamına ilişkin kararla siyasi faaliyet özgürlüğüne getirilen sınırlamanınölçülü olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.
122. Başvurucu Bakanlık görüşünekatılmamış, Mahkemenin tutukluluğun devamına ilişkin hukuki dayanaktan yoksunkararı dışında kendisinin milletvekilliği görevini yerine getirememesini meşrugösterecek hiçbir dayanağın Bakanlık görüşünde ileri sürülmediğini ifadeetmiştir.
123. Milletvekili seçilmesinerağmen tahliye edilmediği için bu görevi yerine getiremediğini ileri sürenbaşvurucunun bu şikâyetinin, esas itibarıyla seçilme hakkıyla ilgili olduğu veAnayasa’nın 67. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
124. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerinegöre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme veTürkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasave Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasınıiçeren başvurunun esasının incelenmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
125. Anayasa’nın “Seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakları”başlıklı 67. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak,seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasî parti içinde siyasîfaaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.”
126. AİHS’e Ek Protokol 1’in 3. maddesişöyledir:
“Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yasama organının seçilmesindehalkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak şartlar içinde, makularalıklarla, gizli oyla serbest şeçimler yapmayıtaahhüt ederler.”
127. Anayasa’nın 67. maddesindeseçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasîfaaliyette bulunma hakkı güvence altına alınmıştır. Çoğulcu demokratikrejimlerin vazgeçilmez unsurları olarak kabul edilen siyasi partiler, milliiradenin oluşumu, anayasal rejimin işleyişi, siyasal düzeninin varlığı içinbelirleyici rol oynayan kuruluşlardır. Parlamenter demokraside halk ile yönetimarasındaki bağlantıyı ve parlamentonun siyasi meşruiyetini, demokratik usul veesaslara göre belirlenen seçimler aracılığıyla halkın temsilcisi olarak seçilenmilletvekilleri gerçekleştirirler.
128. Yasama yetkisinin sahibiolan parlamento ve onu oluşturan milletvekilleri anayasal sınırlar içindetoplumda var olan farklı siyasi görüşlerin temsilcileridirler. Serbestseçimlerle halkın adına karar alma yetkisi verilen milletvekillerinin asligörev alanı parlamento olup, sahip oldukları görev alanı üstün kamusal yarar veönem içermektedir.
129. Siyasi faaliyetlerde herülkenin kendi koşulları içinde yasalar ile sınırlamalar getirilebileceğisöylenebilirse de, milletvekillerinin yasama faaliyetlerinde anayasal birkoruma alanına sahip olduğu açıktır. Aslolan halkınsiyasi iradesinin engellenmemesi ve hakkın özünün etkisiz halegetirilmemesidir. Seçilmiş milletvekillerinin yasama faaliyetlerini yerinegetirmelerini engelleyecek ölçüsüz müdahaleler halk iradesiyle oluşan siyasaltemsil yetkisini ortadan kaldıracak, seçmen iradesinin parlamentoya yansımasınıönleyecektir.
130. AİHM “serbest seçim hakkı”nı Avrupa kamu düzeninin temel unsuru olandemokrasinin en önemli ilkelerinden biri olarak kabul etmektedir. AİHM, Sözleşme'ye Ek 1 Nolu Protokol’ün3. maddesinin koruduğu hakların, hukukun üstünlüğüne dayanan etkili ve anlamlıbir demokrasinin temellerinin kurulması ve sürdürülmesi için hayati öneme sahipolduğunu belirtmiştir (bkz. Mathieu-Mohin ve Clerfayt/Belçika,B.No. 9267/81, 2/3/1987, §47; Ždanoka/Letonya[BD], B. No. 58278/00, 16/3/2006, § 103;Yumak ve Sadak/Türkiye [BD], B.No.10226/03, 8/7/2008 § 105).
131. Öte yandan, seçilme hakkı,mutlak olmayıp meşru amaçlarla sınırlanabilir. Nitekim,Anayasa’nın 67. maddesinde siyasi haklara “kanunda gösterilen şartlara uygun”olarak sahip olunacağı belirtilmiş, maddede bazı özel sınırlamalara yerverilmiş ve Anayasa’nın diğer maddelerinde de bu hakların kullanılmasınayönelik bazı sınırlamalar öngörülmüştür. Anayasa'da belirtilen sebepleredayanılarak kanunla getirilen sınırlamaların Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen şartlara uygun olması gerekmektedir. Benzer şekilde, AİHM de buhakların sınırlandırılabileceğini kabul etmekte, ancak bu sınırlamaların "yasama organının seçiminde halkın görüşlerininserbestçe açıklanması”nıve bu anlamda belli kişilerin veya grupların ülkenin siyasal hayatınakatılımlarını engelleyici, söz konusu hakkın özünü zedeleyecek ve etkisiniortadan kaldıracak ölçüde olmaması ve öngörülen amaçla orantılı olmasıgerektiğini belirtmektedir. (bkz. Mathieu-Mohin ve Clerfayt/Belçika, B.No.9267/81, 2/3/1987, § 52; Tanase/ Moldova [BD], B.No: 7/08, 27/4/2010,§ 157, 158, 161)
132. Somut olayda başvurucuhakkındaki soruşturma, milletvekili seçilmeden çok önce başlatılmış, tutukluolarak yargılanırken 12 Haziran 2011 tarihinde yapılan genel seçimdemilletvekili seçilmiştir. Bu yönüyle gerek yürütülen kovuşturma, gereksebaşvurucunun tutukluluk hali başvurucunun milletvekili seçilmesine engel teşkiletmemiştir. Bu anlamda başvurucunun seçilme hakkına bir müdahale söz konusuolmadığı gibi, buna yönelik bir iddia da ileri sürülmemiştir. Bununla birliktebaşvurucu, milletvekili seçildikten sonra tahliye edilmediğinden Türkiye BüyükMillet Meclisi’nde yemin edememiş ve milletvekilliği görevini fiilen yerinegetirememiştir. Bu görevin yerine getirilmesine engel olan tutukluluk halininmilletvekili olarak siyasi faaliyet ve temsil hakkını engellemesi nedeniyleseçilme hakkına bir müdahale teşkil ettiği açıktır.
133. Yukarıda açıklandığı üzere,başvurucunun milletvekili seçildikten sonraki tahliye talepleri ilgilimahkemeler tarafından reddedilmiştir. Önceki başlıktaki inceleme sonucunda başvurucununmilletvekili seçildikten sonraki tahliye taleplerinin reddine ilişkinkararlarda başvurucunun seçilme ve temsil hakkıyla yargılamanın tutuklu olaraksürdürülmesindeki kamu yararı arasında makul bir dengenin gözetilmediği,dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğinekarar verilmiştir (§ 94-119). Başvurucunun makul olmayan bir şekilde tutuklukalması, yasama faaliyetlerine katılmasını engellemiştir. Başvurucununmilletvekili olduktan sonra tutuklu kaldığı süre de gözetildiğinde, seçilme vemilletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik bu ağırmüdahalenin ölçülü ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğusöylenemez.
134. Açıklanan nedenlerleAnayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 67. maddesininbirinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
135. Başvurucu miktar ve türünedeğinmeksizin tazminat talebinde bulunmuştur.
136. Adalet Bakanlığı, başvurucununtazminat talebine ilişkin görüş bildirmemiştir.
137. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş;ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğindekarar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
138. Başvuruda Anayasa'nın 19.maddesinin yedinci fıkrası ile 67. maddesinin birinci fıkrasının ihlal edildiğisonucuna varılmıştır. Hakkında mahkûmiyet kararı verilmekle başvurucununtutukluluk hali sona ermiştir.
139. Başvurucunun, yalnızca ihlaltespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya takdiren 5.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
140. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 172,50 harç ve 2.640,00 TL vekâletücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin başvurucularaödenmesine karar verilmesi gerekir.
141. Gereği için kararın birörneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Başvurunun,
A- 1. a) Tutuklanmayı haklı göstereceksomut olay, olgu ve bilgi mevcut olmadığı halde tutuklandığı iddiası yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması”,
b) Adilyargılanma hakkı ile ifade hürriyetinin ihlal edildiği iddiaları yönünden “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Seçilme hakkının ihlal edildiği iletutukluluğun makul süreyi aştığı iddiaları yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B- 1. Tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasıyla ilgili olarakAnayasa’nın 67. maddesinin birinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 19. maddesininyedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2.Seçilme hakkının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak Anayasa’nın 19.maddesinin yedinci fıkrasıyla bağlantılı olarak 67. maddesinin birincifıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C- Başvurucuya 5.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
D- Başvurucu tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 2.640,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E- Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeHazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
F- Kararın bir örneğinin gereği için Mahkemesine gönderilmesine,
4/12/2013 tarihinde OYBİRLİĞİYLEkarar verildi.