TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUSTAFA BAYRI BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5718)
Karar Tarihi: 20/3/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Bahadır YALÇINÖZ
Başvurucu
:
Mustafa BAYRI
Vekili
:
Av. Nazım ATA
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, 1/7/2002tarihinde hareket halindeki bir trenden kopan parçanın eşinin başına çarpmasıüzerine hayatını kaybetmesinden dolaylı uğradığı maddi ve manevi zararlarıntazmini istemiyle açtığı davanın makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyleAnayasa’nın 36. ve 40. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve 100.000 TLmanevi tazminat talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, başvurucu vekilitarafından 26/7/2013 tarihinde Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıylayapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede belirlenen eksikliklertamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca, 21/11/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 19/12/2013tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,Adalet Bakanlığınca 22/1/2014 tarihli yazı ile görüş sunulmayacağıbildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucunun eşi, Eskişehirili Sivrihisar ilçesi Biçer köyü hudutları içinde ve demiryolu kenarında yeralan tarlada çalışmakta iken Eskişehir-Ankara istikametinde seyreden DoğuEkspresinin geçişi sırasında trenden kopan balatanın başına isabet etmesisonucu 1/7/2002 tarihinde hayatını kaybetmiştir.
8. Başvurucu ve çocukları olaynedeniyle uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmini istemiyle TCDD GenelMüdürlüğüne karşı 22/7/2002 tarihinde Ankara 30. Asliye Hukuk Mahkemesinde davaaçmışlardır.
9. Davalı idare vekilincesunulan birinci savunma dilekçesinde davanın idari yargı yerinde görülmesigerektiği gerekçesiyle görev itirazında bulunulmuştur.
10. Asliye Hukuk Mahkemesi16/10/2002 tarihinde görev itirazını reddederek görevlilik kararı vermiş, davalıidare vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması talebinde bulunmasıüzerine dava dilekçesi ve eklerini Danıştay Başsavcılığına göndermiştir.
11. Danıştay Başsavcılığı,uyuşmazlığa konu olayda idari yargı yerinin görevli olduğu düşüncesiyle UyuşmazlıkMahkemesine başvurmuştur.
12. Uyuşmazlık Mahkemesi,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından düşüncesini sunmasını istemiş,Başsavcılık, Danıştay Başsavcılığının başvurusunun kabul edilmesi gerektiğiyönünde düşüncesini bildirmiştir.
13. Uyuşmazlık Mahkemesi28/4/2003 tarih ve E.2003/14, K.2003/21 sayılı kararı ile davanın çözümündeidari yargının görevli olduğuna karar vermiş ve Asliye Hukuk Mahkemesiningörevlilik kararını kaldırmıştır.
14. Diğer yandan Asliye HukukMahkemesi görev uyuşmazlığı çözülmeden önce dava hakkında işlemden kaldırmakararı almış, daha sonra Uyuşmazlık Mahkemesi kararının dosyaya ibrazedilmesine rağmen 2/7/2003 tarihinde davanın açılmamış sayılmasına kararvermiş, bu karar 17/6/2004 tarihinde kesinleşmiştir.
15. Bunun yanında başvurucu veçocukları 19/6/2003 tarihinde davalı idareye başvuru yaparak zararıngiderilmesini istemişler, idare bu talebe cevap vermeyerek zımnen reddetmiş,zımni ret tarihinden itibaren 60 gün içinde dava açılmamış, ancak başvuru tarihindenyaklaşık 6 ay sonra idarenin 28/1/2004 tarihli olumsuz cevabının 5/2/2004tarihinde tebliğ edilmesinden itibaren 60 gün içinde 1/4/2004 tarihindeEskişehir İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.
16. Mahkeme, 14/10/2004 tarih veE.2004/956, K.2004/1272 sayılı kararı ile davayı süre aşımı nedeniylereddetmiştir.
17. Başvurucu ve çocuklarıtarafından bu kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onuncu Dairesi “… İdare Mahkemesince, 2577 sayılı Yasanın 9. maddesiuyarınca Ankara 30. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararının kesinleşmesinden önceaçılan bu davanın süresinde olduğu kabul edilerek, işin esası incelenmesigerekirken, süre aşımı bulunduğu gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilentemyize konu kararda hukuki isabet görülmemektedir” gerekçesine yervererek 27/2/2008 tarih ve E.2005/1113, K.2008/947 sayılı kararıyla Mahkemekararını bozmuş ve TCDD Genel Müdürlüğünün yaptığı karar düzeltme talebini dereddetmiştir.
18. Bu karar üzerine 9/3/2009 tarihindedava dosyası Eskişehir 1. İdare Mahkemesi kayıtlarına yeniden girmiş, MahkemeDanıştay kararına uyarak dava dosyasının tekemmülünü sağlamış, 17/06/2009tarihli ara kararı ile davalı idareden tüm bilgi ve belgeleri içeren işlemdosyasının gönderilmesi, 16/10/2009 tarihli ara kararı ile SivrihisarCumhuriyet Başsavcılığından soruşturma dosyasının gönderilmesi, 10/12/2009tarihli ara kararı ile Sivrihisar Asliye Ceza Mahkemesinden ceza davasıdosyasının gönderilmesi istenmiş, 2/6/2010 tarihinde bilirkişi incelemesiyaptırılmasına karar verilmiş, hazırlanan bilirkişi raporu 13/8/2010 tarihindetebliğe çıkarılmış, davalı idare 25/8/2010 tarihinde bilirkişi raporuna itirazetmiştir.
19. Eskişehir 1. İdare Mahkemesi8/10/2010 tarih ve E.2009/157, K.2010/707 sayılı kararı ile “Açıklanan nedenlerle; davacılardan MustafaBayrı'nın maddi tazminat talebinin kabulü, manevi tazminat talebinin ise kısmenkabulü ile 10.000.TL maddi, 7.000.TL manevi tazminat tutarının ve diğerdavacılar Savaş, Mutlu ve Gökhan Bayrı'nın manevi tazminat taleplerinin kabulüile adı geçen davacıların herbiri yönünden 7.000. TLmanevi olmak üzere toplam 10.000.TL maddi 28.000.TL manevi tazminat tutarınınilk kez görevsiz yargı merciinde davanın açıldığı 22/07/2002 tarihindenitibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacılaraödenmesine, davacılardan Mustafa Bayrı'nın fazlaya ilişkin manevi tazminatisteminin ise reddine…” şeklinde karar vermiştir.
20. TCDD Genel Müdürlüğütarafından 11/1/2011 tarihinde yapılan temyiz başvurusu, Danıştay OnuncuDairesinin 29/4/2013 tarih ve E.2011/3900, K.2013/3780 sayılı kararı ilereddedilmiş ve Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir.
21. Bu karar başvurucu vekiline17/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiş, 26/7/2013 tarihinde de bireysel başvuruyapılmıştır.
22. Mahkemenin karar verdiğitazminat tutarı TCDD Genel Müdürlüğünce 1/8/2013 tarihinde ödenmiştir.
23. Diğer yandan Danıştay OnuncuDairesinin temyiz hakkında verdiği karara karşı TCDD Genel Müdürlüğü 23/8/2013tarihinde karar düzeltme talebinde bulunmuş olup, halen bu konuda bir kararverilmiş değildir.
B. İlgiliHukuk
24. 6/1/1982 tarih ve 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Kapsam ve nitelik” kenar başlıklı 1. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri vevergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve inceleme evraküzerinde yapılır.”
25. 2577 sayılı Kanun’un “Dilekçeler üzerine ilk inceleme”kenar başlıklı 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:
“(3) Dilekçeler, Danıştayda dairebaşkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idareve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üyetarafından:
a) Görev ve yetki,
b) İdari merci tecavüzü,
c) Ehliyet,
d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken birişlem olup olmadığı,
e) Süre aşımı,
f) Husumet,
g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları,
Yönlerinden sırasıyla incelenir.
(4) Dilekçeler bu yönlerden kanuna aykırı görülürse durum;görevli daire veya mahkemeye bir rapor ile bildirilir. Tek hakimle çözümlenecekdava dilekçeleri için rapor düzenlenmez ve 15 inci madde hükümleri ilgili hakim tarafından uygulanır. 3 üncüfıkraya göre yapılacak inceleme ve bu fıkra ile 5 inci fıkraya göre yapılacakişlemler dilekçenin alındığı tarihten itibaren en geç onbeşgün içinde sonuçlandırılır.”
26. 2577 sayılı Kanun’un “Dosyaların incelenmesi”kenar başlıklı 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:
“Danıştay, bölgeidare, idare ve vergi mahkemelerinde dosyalar, bu Kanun ve diğer kanunlardabelirtilen öncelik veya ivedilik durumları ile Danıştay için BaşkanlarKurulunca; diğer mahkemeler için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca konuitibariyle tespit edilip Resmi Gazete'deilan edilecek öncelikli işler gözönünde bulundurulmaksuretiyle geliş tarihlerine göre incelenir ve tekemmül ettikleri sıra dahilindebir karara bağlanır. Bunların dışında kalan dosyalar ise tekemmül ettiklerisıraya göre ve tekemmül tarihinden itibaren en geç altı ay içindesonuçlandırılır.”
27. 2577 sayılı Kanun’un “Kararın bozulması”kenar başlıklı 49. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kararın bozulmasıhalinde dosya, Danıştayca kararı veren mahkemeye gönderilir.Mahkeme, dosyayı diğer öncelikli işlere nazaran daha öncelikle inceler ve varsagerekli tahkik işlemlerini tamamlayarak yeniden karar verir.”
28. 2577 sayılı Kanun’un “Tebliğ işleri ve ücretler”kenar başlıklı 60. maddesi şöyledir:
“Danıştay ile bölgeidare, idare ve vergi mahkemelerine ait her türlü tebliğ işleri, TebligatKanunu hükümlerine göre yapılır. Bu suretle yapılacak tebliğlere ait ücretlerilgililer tarafından peşin olarak ödenir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
29. Mahkemenin 20/3/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 26/7/2013 tarih ve 2013/5718numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
30. Başvurucu, davanın makulsürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 36 ve 40. maddesi ile AİHS’in 6. ve 13. maddelerinde yer alan adil yargılanma veetkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmekte ve uğradığını ilerisürdüğü manevi zarara karşılık 100.000 TL’nin tazminine karar verilmesiniistemektedir.
B. Değerlendirme
31. Başvurucunun şikâyetleriadil yargılanma hakkı ile etkili başvuru hakkının ihlaline yönelik olduğundanbu şikâyetlerin ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. EtkiliBaşvuru Hakkının İhlal Edildiği İddiası
32. Başvurucu, açtığı davadaAnayasa'nın 40. ve AİHS’in 13. maddesinde güvencealtına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
33. 6216 sayılı Kanun'un, "Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi" kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
"Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir. "
34. Anayasa Mahkemesiİçtüzüğünün "Bireysel başvuru formu veekleri" başlıklı 59. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d)bendinde, bireysel başvuru formunda bireysel başvuru kapsamındaki haklardanhangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillereait özlü açıklamaların yer alacağı belirtilmiştir.
35. Başvuruya konu ihlaliddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasahükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukukiiddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen, başvurucutarafından soyut şekilde etkili başvuru hakkının ihlal edildiği ilerisürülmekte olup, bu hakkın nasıl ihlal edildiğine ilişkin bir açıklama vekanıtlamada bulunulmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması"nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir (B. No: 2013/2103,14/1/2014, § 40).
b- Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığıİddiası
36. Başvurucu, açtığı davanınmakul sürede sonuçlandırılamadığı gerekçesiyle Anayasa'nın 36. ve AİHS’in 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
37. Başvuru konusu dava, AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlama tarihi olan 23/9/2012’den önceaçılmış olup, başvuru tarihi itibarıyla derdest olduğu anlaşılmakla, başvurununincelenmesi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi dâhilindedir. Ayrıca,bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuruyollarının tamamının tüketilmiş olması gerekmekle birlikte, hukuk sistemimizde,yargılamanın uzamasını önleyici etkiye sahip olan veya yargılamanın makulsürede yapılmaması sonucunda oluşan zararları tespit ve tazmin edici niteliktaşıyan bir idari veya yargısal başvuru yolunun bulunmadığı anlaşıldığından,başvuru kanun yollarının tüketilmesi yönünden kabul edilebilir niteliktedir.(B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 21-30).
38. Açıklanan nedenlerle, açıkçadayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmayan başvurunun bu kısmının kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
39. Başvurucu 22/7/2002tarihinde açmış olduğu davaya ilişkin yargılamanın makul süredesonuçlandırılmayarak Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
40. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkınAnayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamınada girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak korumaalanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
41. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
42. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
43. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul birsüre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemehakkına sahiptir.”
44. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında,ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamaksuretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıylaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
45. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesindegöz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).
46. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
47. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığınıntespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13,2/7/2013, §§ 41–45).
48. Ancak belirtilenkriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyicideğildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespitiile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 46).
49. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesigereklidir.
50. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarınmakul sürede karara bağlanması gerekmektedir Başvuruya konu davanın,başvurucunun, TCDD Genel Müdürlüğü bünyesinde bulunan bir trenden kopan parçanedeniyle eşinin ölümünden dolayı uğradığı maddi ve manevi zararın tazminiistemini konu alan bir uyuşmazlık olduğu görülmekle, bu sorunun çözümüneyönelik olan ve 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülensomut yargılama faaliyetinin medeni hak ve yükümlülükleri konu alan biryargılama olduğunda kuşku yoktur.
51. Medeni hak ve yükümlülüklerleilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcıkural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeyebaşlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somutbaşvuru açısından 22/7/2002 tarihidir.
52. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıçtarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).
53. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinindevamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esasalınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).
54. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinden, başvurucunun eşinin Doğu Ekspresinin geçişisırasında trenden kopan fren balatasının başına isabet etmesi sonucu 1/7/2002tarihinde hayatını kaybettiği iddiasıyla başvurucu ve çocukları uğradıklarımaddi ve manevi zararların tazmini istemiyle TCDD Genel Müdürlüğüne karşı22/7/2002 tarihinde Ankara 30. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açtıklarıanlaşılmaktadır. Davalı idare birinci savunmasında, davanın idari yargıdagörülmesi gerektiği yönünde itirazda bulunmuş, Asliye Hukuk Mahkemesi16/10/2002 tarihinde görev itirazını reddetmiş, davalı idarenin olumlu görevuyuşmazlığı çıkarılması talebinde bulunması üzerine dava dilekçesi ve ekleriDanıştay Başsavcılığına gönderilmiş, anılan Başsavcılık uyuşmazlığa konu olayınçözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu düşüncesiyle UyuşmazlıkMahkemesine başvurmuş, Uyuşmazlık Mahkemesi 28/4/2003 tarihli kararı iledavanın çözümünde idari yargının görevli olduğuna karar vermiş ve Asliye HukukMahkemesinin görevlilik kararını kaldırmış, Asliye Hukuk Mahkemesi ise görevuyuşmazlığı çözülmeden önce dava hakkında işlemden kaldırma kararı almış, dahasonra Uyuşmazlık Mahkemesi kararının dosyaya ibraz edilmesine rağmen 2/7/2003tarihinde davanın açılmamış sayılmasına karar vermiş, bu karar 17/6/2004tarihinde kesinleşmiştir.
55. Diğer taraftan başvurucu veçocukları 19/6/2003 tarihinde davalı idareye başvuru yaparak zararın giderilmesiistemişler, idare bu talebi cevap vermeyerek zımnen reddetmiş, zımni rettarihinden itibaren 60 gün içinde dava açılmamış, ancak 28/1/2004 tarihindeidarenin olumsuz cevabının tebliğinden itibaren 60 gün içinde 1/4/2004tarihinde Eskişehir İdare Mahkemesinde dava açılmıştır. Mahkeme, 14/10/2004tarihli kararı ile davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiş, Danıştay OnuncuDairesi 27/2/2008 tarihli kararıyla, davanın süresinde açıldığı gerekçesiyleMahkeme kararının bozulmasına karar vermiş, TCDD Genel Müdürlüğünün yaptığıkarar düzeltme talebinin de reddedilmesinin ardından dava dosyası 9/3/2009tarihinde Eskişehir 1. İdare Mahkemesi kayıtlarına girmiş, Mahkeme, Danıştaykararına uyarak dava dosyasının tekemmülünü sağlamış, 17/6/2009 tarihli ara kararıile davalı idareden tüm bilgi ve belgeleri içeren işlem dosyasının, 16/10/2009tarihli ara kararı ile Sivrihisar Cumhuriyet Başsavcılığından soruşturmadosyasının, 10/12/2009 tarihli ara kararı ile Sivrihisar Asliye CezaMahkemesinden ceza davası dosyasının gönderilmesini istemiş, 2/6/2010 tarihindebilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiş, hazırlanan bilirkişi raporu13/8/2010 tarihinde tebliğe çıkarılmış, davalı idare 25/8/2010 tarihindebilirkişi raporuna itiraz etmiş, Mahkeme 8/10/2010 tarihinde maddi ve manevitazminat istemlerini kısmen kabul ederek davayı sonuçlandırmıştır.
56. Bu karara karşı davalı idaretarafından 11/1/2011 tarihinde yapılan temyiz başvurusu 13/3/2011 tarihindeDanıştay Başkanlığına gönderilmiş, Danıştay Onuncu Dairesinin 29/4/2013 tarihlikararı ile reddedilerek Mahkeme kararı onanmış, bu karara karşı davalı idaretarafından 23/8/2013 tarihinde karar düzeltme başvurusu yapılmış, dava dosyası23/10/2013 tarihinde Danıştay Onuncu Dairesine gönderilmiş olup, halen bu talephakkında bir karar verilmiş değildir.
57. Bunun yanında 26/7/2013tarihinde yapılan bireysel başvurudan sonra Eskişehir İdare Mahkemesince hükümaltına alınan tazminat tutarı 1/8/2013 tarihinde başvurucuya ödenmiştir.
58. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, 22/7/2002 tarihinde adli yargı yerinde açılan davada görevliyargı yerinin 28/4/2003 tarihinde belirlendiği, 1/4/2004 tarihinde görevliidare mahkemesinde açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddine dair kararınDanıştay tarafından bozulması ve karar düzeltme talebinin de reddedilmesiüzerine 9/3/2009 tarihinde dava dosyasının yeniden Mahkeme kaydına girdiği vedosyanın tekemmül ettirilmesinin ardından, 25/5/2009 tarihinde esastanincelemeye geçildiği, uyuşmazlığın çözümü için 17/6/2009, 16/10/2009,10/12/2009 tarihli ara kararlar ile ölüm olayına ve bu olay nedeniyle açılanceza soruşturması ve davasına ilişkin bilgilerin istendiği, 2/6/2010 tarihliara kararı üzerine yaptırılan bilirkişi incelemesinden sonra 8/10/2010tarihinde esastan karar verildiği anlaşılmaktadır. Uyuşmazlığın başladığı22/7/2002 tarihinden itibaren yaklaşık bir yıl dokuz ay sonra görevli yargıyerinde davanın görülmesine geçildiği ve bu tarihten yaklaşık dört yıl on biray sonra dava dosyasının tekemmülünün sağlanmaya başlandığı ve uyuşmazlığınbaşladığı tarihten itibaren toplam sekiz yıl iki ay on altı gün sonra davahakkında ilk derece Mahkemesince esastan karar verildiği görülmektedir.
59. Kanun yolu incelemesinde yeralan süreçlerin değerlendirilmesinde, ilk derece Mahkemesinin davanın süresindeaçılmadığına dair kararının temyiz edilmesi üzerine, temyiz mercii tarafındanyaklaşık üç yıl sonra, davanın süresinde açıldığı gerekçesiyle bozma kararı tesisedildiği, bu karara yapılan düzeltme talebinin de yaklaşık bir yıldasonuçlandırıldığı, İlk Derece Mahkemesince verilen esasa ilişkin kararın tekrartemyiz edilmesi üzerine iki yıl bir ay sonra onama kararının verildiği, bukarara karşı davalı idare tarafından yapılan karar düzeltme talebinin23/10/2013 tarihinde Danıştay Onuncu Dairesine gönderildiği ve bu sürecin halendevam etmekte olduğu anlaşılmaktadır.
60. Yargılama sürecininuzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratlesonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesindenkaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden deileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlamayükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerinegetirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 44).
61. Bu kapsamda, yargısisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar,hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerinegönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki gecikmeler, yargıç ve personelsayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul süreninaşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Foti ve Diğerleri/İtalya, B. No: 7604/76, 10/12/1982, § 61; Neumeister/Avusturya, B. No: 8163/07, 2/4/2013, §20-21; Zimmermann-Steiner/İsviçre, B. No: 8737/79, 13/07/1983, §29-32; Reilly/İrlanda, B. No: 21624/93, 22/2/1995, §65-66; Eckle/Almanya, B. No: 8130/78, 15/07/1982, §84).
62. Başvuru konusu yargılamasüreci değerlendirildiğinde, görevli yargı yerinin belirlenmesinde, ilk dereceMahkemesince ilk önce davanın süre aşımı nedeniyle reddedilmesi sonucu davanınesastan görüşülmeye geçilmesinde ve farklı tarihlerde verilen ara kararlarınedeniyle davanın çözüme kavuşturulmasında gecikmelerin yaşandığı, kanun yoluincelemesinde de benzer şekilde kararın alınması noktasında aksamalar olduğutespit edilmekle beraber, yukarıda yer verilen tespitler ışığında, özellikleyargı sisteminin yapısından kaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğininsomut başvuruya ilişkin yargılama süresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiyesahip olduğu anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6.maddesi gereğince, yargılama sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süreiçinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılamakoşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesini zorunlu kıldığından,hukuk sisteminde var olan yapısal ve organizasyona ilişkin eksikliklerinyargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilmemesine mazeret sayılamaz.
63. Başvurucunun tutumununyargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.
64. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, başvuruya konu uyuşmazlığın TCDD Genel Müdürlüğüne ait bir trendenkopan parçanın başvurucunun eşinin ölümüne sebebiyet vermesi sonucu başvurucuve çocuklarının uğradığı maddi ve manevi zararın tazminine yönelik olmasına vedavanın esastan çözümünün ise İlk Derece Mahkemesince yaklaşık bir yıl yedi ayiçinde tamamlanmış olmasına karşın görevli yargı yerinin tespiti ile davanınsüresinde açıldığının ortaya konulmasının yaklaşık altı yıl sekiz ay sürmesi vehenüz sonuçlandırılmayan davanın on bir yıl sekiz aydır devam ediyor olmasışikâyete konu yargılamada makul olmayan bir gecikmenin olduğunu ortaya koymaktadır.
65. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
66. Başvurucu, yargılamanınmakul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle maruz kaldığı manevi zararkarşılığında 100.000 TL tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
67. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
68. Başvurucunun tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin yaklaşık on bir yıl sekiz aylık yargılama süresi nazaraalındığında, başvurucunun yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuyatakdiren 15.150,00 TL manevi tazminat ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
69. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
70. Başvuruya konu yargılamanınyaklaşık on bir yıl sekiz ay sürdüğü ve bu hususun makul sürede yargılanmahakkını ihlal ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olanbir yargılama dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğüzararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısasürede sonuçlandırılmasını teminen, kararın birörneğinin ilgili Danıştay dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun
1.Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlaledildiği yönündeki iddiasının "açıkçadayanaktan yoksun olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya 15.150,00 TL MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
D. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeHazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
G. Kararın bir örneğinin 6216sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca, ihlalinve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla ilgili Danıştay dairesinegönderilmesine,
20/3/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.