TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUSTAFA CAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5874)
Karar Tarihi: 10/3/2015
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Raportör Yrd.
:
Gizem Ceren DEMİR KOŞAR
Başvurucu
:
Mustafa CAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, hizmetsürelerinin tespiti istemiyle 9/2/2010 tarihinde açtığı davanın hatalıdeğerlendirme ve eksik inceleme sonucunda reddedilmesi ve yargılamanın makul süredetamamlanmaması nedenleriyle, adil yargılanma ve sosyal güvenlik hakları ile hakarama özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüş, yeniden yargılanma vetazminat talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 31/7/2013 tarihindeİnegöl 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede dosyanın Komisyonasunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinciKomisyonunca, 31/10/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölümtarafından yapılmak üzere dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetleşöyledir:
5. Başvurucu, hizmetsürelerinin Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) eksik bildirildiğini ileri sürerek,1/1/1986–30/9/1987 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerindeçalıştığının tespit edilmesi istemiyle, 9/2/2010 tarihinde İnegöl 1. AsliyeHukuk Mahkemesinde (İş Mahkemesi sıfatıyla) SGK ve işveren M.Y. aleyhine davaaçmıştır.
6. Mahkeme, dinlenilen tanıkifadeleri ve toplanan delilleri değerlendirerek 4/7/2011 tarih ve E.2010/66,K.2011/433 sayılı kararı ile davanın kabulüne hükmetmiştir.
7. Tarafların temyiz istemiüzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 8/10/2012 tarih ve E.2011/16741,K.2012/17927 sayılı ilâmı ile söz konusu karar, “davacının [başvurucu] uyuşmazlığa konu dönemde yaklaşık 12 yaşındaolması, 30/9/1987-30/9/1990 tarihleri arasında aynı işyerinde çırak olarakçalıştığına dair sözleşme, Halk Eğitim Merkez Müdürlüğünün yazıları ve tanıkbeyanları karşısında; uyuşmazlığa konu olan tarihlerdeki çalışmanın tüm sigortakollarına tabi bir çalışma olduğunu kabul etmenin mümkün olmadığı” gerekçesiylebozulmuştur.
8. Mahkeme bozma ilâmınauyarak; 7/3/2013 tarih ve E.2012/775, K.2013/141 sayılı kararı ile yapılanyargılama, taraf beyanları, tanık anlatımları, dosyaya celp edilen SGKkayıtları, şahsi işyeri dosyası ve alınan bilirkişi raporunu hep birliktedeğerlendirmiş, 17/07/1964 tarihve 506 sayılı [mülga] Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 3. maddesinin (II) numaralıfıkrasının (B) bendi uyarınca özel kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilençıraklar hakkında çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malullük,yaşlılık ve ölüm sigortaları uygulanmadığı, uyuşmazlık konusu dönemdeyürürlükte bulunan 20/6/1977 tarih ve 2089 sayılı [mülga] Çırak Kalfa veUstalık Kanunu’nun 4. maddesinde, bu kanuna tabi bir sanatı o sanat içindüzenlenen tarih ve pratik öğrenim programına göre o işyerinde öğrenmekamacıyla bir çıraklık sözleşmesi ile bir işyeri sahibinin hizmetine girenkimseye çırak deneceğinin düzenlendiğini belirtilerek, “dosyadaki kayıt ve belgelere göre; … davacının30/9/1987-30/9/1990 tarihleri arası dönemde kaynakçılık meslek dalında çıraköğrenci statüsünde eğitim gördüğü; davacı ile davalı işveren arasında 24/9/1986tarihli çıraklık sözleşmesi imzalandığının anlaşıldığı, dinlenen tanıkların,davacının, talebe konu dönemde çırak olarak çalıştığını beyan ettikleri,uyuşmazlığa konu olan 1/1/1986-30/9/1987 tarihleri arası dönemdeki çalışmanıntüm sigorta kollarına tabi bir çalışma olmadığı” gerekçesiyledavanın reddine karar vermiştir.
9. Başvurucu tarafından temyizedilen karar, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 6/6/2013 tarih ve E.2013/10598,K.2013/12631 sayılı ilâmıyla onanmıştır.
10. Onama kararı başvurucuya31/7/2013 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu aynı tarihte bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
11. 12/1/2011 tarih ve 6100sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi ve 447. maddesinin (1)numaralı fıkrası, 30/1/1950 tarih ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1.maddesinin birinci fıkrası, 7. maddesinin birinci fıkrası ve 15. maddesi (Bkz. B.No: 2013/6792, 18/6/2014, §§16–20).
12. 506 sayılı mülga Kanun’un “Sigortalı sayılmayanlar” başlıklı 3.maddesinin (II) numaralı fıkrasının (B) bendi şöyledir:
“Özel kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilençıraklar hakkında, çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malullük,yaşlılık ve ölüm sigortaları ile bu kanunun 35 inci maddesi hükümleriuygulanmaz.”
13. 2089 sayılı mülga Kanun’un4. maddesi şöyledir:
“Bu Kanuna tabi bir sanatı, o sanat içindüzenlenen teorik ve pratik öğrenim programına göre o işyerinde öğrenmek amacıile bir çıraklık sözleşmesi ile bir işyeri sahibinin hizmetine giren kimseyeçırak denir. Ancak, aynı maksatla veli veya vasisinin yanında çalışanlardan çıraklıksözleşmesi aranmaz.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
14. Mahkemenin 10/3/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 31/7/2013 tarih ve 2013/5874numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
15. Başvurucu, hizmet tespiti istemiyle 9/2/2010 tarihinde açtığı davada,tanıkların yaptıkları çırak nitelemelerinin gündelik dilde kullanılan anlamdaolmasına karşın Mahkemenin bu ifadeleri yanlış değerlendirdiğini, bunun üzerinetanıkların tekrar dinlenmesini talep ettiğini ancak bu talebininkarşılanmadığını, tanıklara soru sormasına izin verilmediğini belirterek, adilyargılanma ve sosyal güvenlik hakları ile hak arama özgürlüğünün, yargılamanınmakul sürede tamamlanmaması nedeniyle ise adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
16. Başvuru dilekçesi ve ekleriincelendiğinde başvurucunun; açtığı hizmet tespiti davasında delillerin hatalıdeğerlendirilmesi sonucunda davanın reddedilmesi nedeniyle, sosyal güvenlikhakkı, adil yargılanma hakkı ve hak arama özgürlüğünün ihlal edildiğini ilerisürdüğü anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarınailişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar.Başvurucunun anılan iddiaları yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığınayönelik olup, bu iddialar adil yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamındadeğerlendirilmiştir. Başvurucunun, tanıklarının yeterince dinlenmemesi vetanıklara soru sormasına izin verilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkınınihlali iddiaları ile makul sürede yargılama yapılmaması nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlali iddiası ayrıca değerlendirilmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. YargılamanınSonucu İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası
17. Başvurucu, başvuruya konu davada, tanıkların yaptıkları çıraknitelemelerinin gündelik dilde kullanılan anlamda olmasına karşın Mahkemenin buifadeleri yanlış değerlendirdiğini ileri sürmüştür.
18. Anayasa'nın 148. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
"Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz."
19. 30/3/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir."
20. 6216 sayılı Kanun'un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvurularınMahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa'nın148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurularkapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkinşikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
21. Anılan kurallar uyarınca,ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay veolguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarınınyorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgilivarılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilikiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkçaAnayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
22. Başvurucunun çalışmasürelerinin SGK’ya eksik bildirildiği iddiasıylaaçtığı hizmet tespiti davasında yapılan yargılama sonucunda Mahkeme,uyuşmazlığa konu dönemde başvurucunun çırak olarak çalıştığı ve bu dönemdeyapılan çalışmanın tüm sigorta kollarına tabi bir çalışma olmadığı gerekçesiyledavanın reddine karar vermiştir (§§ 7, 8). Başvurucu, Mahkemenin tanıkifadelerini yanlış değerlendirmesi nedeniyle davanın reddine hükmedildiğiniileri sürmektedir.
23. Mahkemenin gerekçesi vebaşvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesitarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmış olup, Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veyaaçık keyfilik oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.
24. Açıklanan nedenlerle,başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğindeolduğu, Derece Mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık keyfilik deiçermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin "açıkçadayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
b. Tanık Dinletme Hakkının İhlal Edildiği İddiası
25. Başvurucu, yargılamasürecinde tanıkların yeterince dinlenmediği ve tanıklara soru sormasına izinverilmediğini ileri sürmüştür.
26. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“…Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
27. 6216 sayılı Kanun'un 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
28. Anılan Anayasa ve Kanunhükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup buyola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasışarttır.
29. Temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygundavranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.
30. Bireysel başvurunun ikincilniteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğiiddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüneuygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bumercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek içingerekli özeni göstermiş olması gerekir (B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 19).
31. Bireyselbaşvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde ileri sürülmeyen iddialar AnayasaMahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceği gibi genel mahkemelere sunulmayanyeni bilgi ve belgeler de Anayasa Mahkemesine sunulamaz (B. No:2012/946, 26/3/2013, § 20).
32. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılamadosyası içeriğinden, somut olayda başvurucunun, tanıkların yeterincedinlenilmediği ve tanıklara soru sormasına izin verilmediği yönündeki iddialarınıtemyiz incelemesi aşamasında ileri sürmediği tespit edilmiştir. Başvurucunun,delillerin toplanması ve değerlendirilmesi aşamasında eksik yapıldığını iddiaettiği hususları öncelikle olağan kanun yollarını tüketerek temyiz merci önündeileri sürmesi gerekirken bu yola başvurmadan bireysel başvuruda bulunduğuanlaşılmaktadır.
33. Açıklanan nedenlerle, hukuk sisteminde düzenlenen başvuruyolları usulüne uygun olarak tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlaledildiği iddiasının bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından,başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin “başvuru yollarınıntüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı İddiası
34. Başvurucu, 9/2/2010tarihinde açtığı hizmet tespiti davasının makul sürede tamamlanmadığınıbelirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
35. 6216 sayılı Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
36. Anayasa ve Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hakihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesimümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanmahakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36.maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığındayorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
37. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
38. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusuolayda, hizmet tespiti istemli bir davanın söz konusu olduğu görülmekle, 5521sayılı Kanun ile 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülensomut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan biryargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).
39. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 9/2/2010tarihidir.
40. Sürenin bitiş tarihi ise,yargılamanın sona erme tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Somut olaydayargılamanın sona erdiği tarihin, İnegöl 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararınınYargıtay 10. Hukuk Dairesi tarafından onandığı 6/6/2013 tarihi olduğuanlaşılmaktadır.
41. Makul sürede yargılanmahakkına ilişkin olarak yapılan değerlendirmede önemli bir ölçüt olanbaşvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği kriteriçerçevesinde, bireylerin ekonomik geleceği ile çalışma barışı açısından arzettiği önem nazara alındığında, iş uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesihususunda yargı organlarının özel bir itina göstermesi gerekmektedir. Bunedenle kanun koyucu iş hukukunun çalışanı koruyucu niteliğini ve işdavalarının özelliklerini dikkate alarak genel mahkemelerin dışında, sözlüyargılama usulüne tabi özel bir iş yargılaması sistemi ihdas ederek işdavalarının, konunun uzmanı mahkemelerce, mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuzbir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır (B. No: 2013/772, 7/11/2013, §59).
42. 6100 sayılı Kanun’un 447.maddesiyle, daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seriyargılama usulleri kaldırılmış ve bunun yerine iş hukuku uyuşmazlıklarına dauygulanmak üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Basit yargılama usulüyazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa birincelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecekdava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür (B. No: 2013/772,7/11/2013, §§ 64-65).
43. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin iş mahkemesi önündegörüldüğü anlaşılmakla, 5521 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ilemedeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılamafaaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve 5521sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile 6100 sayılı Kanun’un 30.maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortayakoyduğu anlaşılmaktadır (§ 11).
44. Anayasa Mahkemesinin, derecemahkemelerinin yargılama sürelerine riayetlerine ilişkin yerel mevzuatı nasılyorumladıklarını ve uyguladıklarını denetleme görevi bulunmamakta olup Mahkeme,davaların “makul süre” içerisindetamamlanıp tamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılama süresinin bütününüele alarak, bu sürenin Anayasa’nın 36. maddesine uygun olup olmadığıyla sınırlıbir inceleme yapmaktadır.
45. Başvuruya konu dava süreciincelendiğinde, ilk karar tarihine kadar geçen yaklaşık bir yıl beş aylık sürezarfında yapılan dokuz duruşma süresince, tanıkların dinlendiği, bilirkişiraporu alındığı ve delillerin toplandığı anlaşılmaktadır. Bozma kararı üzerineMahkemenin, yaklaşık beş aylık sürenin sonunda hüküm verdiği ve söz konusukararın Yargıtay tarafından üç ay içinde onanarak kesinleştiği görülmektedir.Böylece davanın, iki dereceli bir yargılama sisteminde toplam üç yıl üç ayyirmi yedi gün sonunda karara bağlandığı anlaşılmaktadır.
46. Yargılama süresinin bütünüdikkate alındığında İlk Derece Mahkemeleri ve Yargıtaydakiyargılama sürecinde başvurucunun haklarını ihlal edecek şekilde gecikme olmadığısonucuna ulaşılmıştır.
47. Açıklanan nedenlerle,başvuruya konu yargılamanın makul süreyi aşmadığı ve başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makulsürede yargılanma hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğuanlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,
2. Tanıkdinletme hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “başvuru yollarının tüketilmemesi”,
3. Makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,
nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerine bırakılmasına,
10/3/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.