TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUSTAFA ASİLER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3578)
Karar Tarihi: 25/2/2015
R.G. Tarih-Sayı: 27/5/2015-29368
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Raportör
:
Selami ER
Başvurucu
:
Mustafa ASİLER
Vekili
:
Av. Lale İNCESU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, hisseli arazisiüzerinden iki ayrı enerji nakil hattı geçirilmesi üzerine açtığıkamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının makul süreyi aşarak 10yılda tamamlanması, bu süre zarfında taşınmazını kullanamaması ve satamamasıile taşınmazına hukuksuz olarak el atılması nedenleriyle mülkiyet ve adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 29/5/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm BirinciKomisyonunca, 27/6/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından2/10/2014 tarihinde kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine kararverilmiştir.
5. Adalet Bakanlığı’nın1/12/2014 tarihli görüş yazısı 9/12/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğedilmiş, başvurucu vekili Adalet Bakanlığı cevabına karşı beyanlarını yasalsüresi içinde 18/12/2014 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru dilekçesi veeklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucunun Ankara ili,Mamak ilçesi, Çiğiltepe, 38043 ada, 6 parselde yer alan ve 285/342 hissesi (285m²) bulunan taşınmazı üzerinden 1977 yılında iki ayrı enerji nakil hattıgeçirilmiştir.
8. Başvurucu 14/8/2003tarihinde TEİAŞ Genel Müdürlüğü aleyhine Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesindekamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır. Davalı TEİAŞ cevapdilekçesinde zamanaşımı defi ile kendisine husumet yöneltilemeyeceğini ilerisürmüştür.
9. Mahkeme, 23/12/2004 tarih veE.2003/712, K.2004/583 sayılı kararı ile davayı kısmen kabul ederek %75 değerazalışı üzerinden hissesi oranında tazminat bedelinin başvurucuya ödenmesinekarar vermiştir.
10. Mahkemenin kararı temyizedilmiş, temyiz incelemesi yapan Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 5/7/2010 tarih veE.2006/3173, K.2010/13165 sayılı kararı ve 5999 sayılı Kanunla 2942 sayılıKanuna eklenen geçici 6. maddeye göre önce uzlaşma yönteminin denenmesigerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.
11. Karar düzeltme talebiniinceleyen Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 18/1/2011 tarih ve E.2010/17011,K.2011/473 sayılı kararıyla uzlaşmanın sağlanamayacağının anlaşıldığı, taşınmazınyüzölçümü, geometrik durumu ve enerji nakil hattı güzergâhı dikkate alınaraktamamının bedeli üzerinden başvurucunun hissesi oranında tazminata hükmedilmesive başvurucunun taşınmazdaki payının iptal edilerek idare adına tesciligerekirken %75 değer azalışının kabul edilmesinin ve taşınmazın tamamının idareadına tescilinin yerinde olmadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararınıbozmuştur.
12. Mahkeme davayı tekrar elealmış, kendilerine husumet yöneltilen davalı EnerjisaBEDAŞ cevap dilekçesinde özelleştirme sonrası dağıtım tesislerinin TEDAŞ’takaldığını iddia ederek husumetin kendisine yöneltilemeyeceğini ifade etmiştir.Kendisine husumet yöneltilen davalı TEDAŞ ise, 6100 sayılı Kanun’un 124.maddesine göre bozma kararı sonrası taraf değişikliğinin kabul edilemeyeceğini,davanın süresinde açılmadığını ve davanın esastan incelenmesi halindetaşınmazın yalnız küçük bir bölümünde irtifak hakkı kurulması gerektiğinibelirtmiştir.
13. Mahkeme, bozma kararınauyarak 3/10/2012 tarih ve E.2011/362, K.2012/444 sayılı kararı ile bilirkişiraporu doğrultusunda TEDAŞ’ı sorumlu tutarak arsa vasıflı taşınmazakamulaştırmasız el atılması nedeniyle 85.500,00 TL tazminat bedelinin 14/8/2003tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine vetaşınmazın başvurucuya ait olan payının iptal edilerek TEDAŞ adına tescilinekarar vermiştir.
14. Temyiz taleplerini inceleyenYargıtay 5. Hukuk Dairesi, 28/3/2013 tarih ve E.2013/1961, K.2013/5762 sayılıkararıyla ilk derece mahkemesi kararını onamıştır.
15. Karar, başvurucu vekiline30/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiş ve karar düzeltme talebinde bulunulmamasıüzerine 16/5/2013 tarihinde kesinleşmiştir.
16. Başvurucu 29/5/2013tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
17. 4/11/1983 tarih ve 2942sayılı Kamulaştırma Kanunu’na 18/6/2010 tarih ve 5999 sayılı Kanunla ilaveedilen geçici 6. maddenin 24/5/2013 tarih ve 6487 sayılı Kanun’un 21.maddesiyle değişmeden önceki birinci ve altıncı fıkraları şöyledir:
“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırmasıhiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasındafiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsisedilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veyatamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızınfiili olarak el konulması sebebiyle, malik tarafından ilgili idareden tazminattalebinde bulunulması halinde, öncelikle uzlaşma yoluna gidilmesi esastır.
…
İdare ve malik arasında uzlaşma sağlanamadığı takdirde,uzlaşmazlık tutanağının tanzim edildiği veya ikinci fıkradaki sürenin uzlaşmayadavet olmaksızın sona erdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde maliktarafından sadece tazminat davası açılabilir. Dava açılması halinde, fiilen elkonulan taşınmazın veya üzerinde tesis edilen irtifak hakkının müracaat tarihindekideğeri, ikinci fıkranın birinci cümlesindeki esaslara göre mahkemece tespit vetaşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine ve malike tazminatödenmesine hükmedilir. Tescile veya terkine ilişkin hüküm kesin olup taraflarınhükmedilen tazminata ilişkin temyiz hakkı saklıdır.”
18. 13/2/2011 tarih ve 6111sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması İle Sosyal Sigortalar ve GenelSağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde KararnamelerdeDeğişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un iptal edilen geçici 2. maddesi şöyledir:
"Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş yıl süreyle geçerli olmak üzere; 4/11/1983 tarihli ve2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun geçici 6 ncı maddesi hükmü, 4/11/1983 tarihinden sonrakikamulaştırmasız el koyma işlemlerine de uygulanır. Ancak, bu tarihten sonrakikamulaştırmasız el koyma işlemleri sebebiyle açılan tazminat davalarındaverilen ve kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden 2942 sayılı Kanunun geçici 6 ncı maddesinin yedinci fıkrasıuyarınca ödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması halinde, idarelerin yılıbütçelerinde sermaye giderleri için öngörülen ödeneklerden ayrıca yüzde beş payayrılır.”
19. 2942 sayılı Kanun’un AnayasaMahkemesinin 1/11/2012 tarih ve E.2010/83, K.2012/169 sayılı Kararı ileiptalinden sonra 24/05/2013 tarih ve 6487 sayılı Kanunla değişik geçici 6.maddesinin 1., 8. ve 13. fıkraları şöyledir:
“Kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırmasıhiç yapılmamış olmasına rağmen 9/10/1956 tarihi ile 4/11/1983 tarihi arasındafiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyaca tahsisedilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazlara veya kaynaklara kısmen veyatamamen veyahut irtifak hakkı tesis etmek suretiyle malikin rızası olmaksızınfiili olarak el konulması sebebiyle, mülkiyet hakkından doğan talepler, bedeltalep edilmesi hâlinde bedel tespiti ve diğer işlemler bu madde hükümlerinegöre yapılır. Bu maddeye göre yapılacak işlemlerde öncelikle uzlaşma usulününuygulanması dava şartıdır.
…
Kesinleşen mahkeme kararlarına istinaden bu madde uyarıncaödemelerde kullanılmak üzere, ihtiyaç olması hâlinde, merkezi yönetim bütçesinedâhil idarelerin yılı bütçelerinde sermaye giderleri için öngörülenödeneklerinin (Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve SahilGüvenlik Komutanlığı bütçelerinin güvenlik ve savunmaya yönelik mal ve hizmetalımları ile yapım giderleri için ayrılan ödeneklerin) yüzde ikisi, belediye veil özel idareleri ile bağlı idareleri için en son kesinleşmiş bütçe gelirleritoplamının, diğer idareler için en son kesinleşmiş bütçe giderleri toplamınınen az yüzde ikisi oranında yılı bütçelerinde pay ayrılır. Kesinleşenalacakların toplam tutarının ayrılan ödeneğin toplam tutarını aşması hâlinde,ödemeler, sonraki yıllara sâri olacak şekilde, garametenve taksitlerle gerçekleştirilir. Taksitlendirmede, bütçe imkanları ilealacakların tutarları dikkate alınır. Taksitli ödeme süresince, 3095 sayılıKanuna göre ayrıca kanuni faiz ödenir. İdare tarafından, mahkeme kararıgereğince nakdi ödeme yerine, üçüncü fıkrada belirtilen diğer uzlaşma yollarıda teklif edilebilir ve bu maddenin uzlaşmaya ilişkin hükümlerine göre işlemyapılabilir.
…
4/11/1983 tarihinden bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihekadar kamulaştırma işlemleri tamamlanmamış veya kamulaştırması hiç yapılmamışolmasına rağmen fiilen kamu hizmetine ayrılan veya kamu yararına ilişkin bir ihtiyacatahsis edilerek üzerinde tesis yapılan taşınmazların idare tarafındankamulaştırılması hâlinde kamulaştırma bedeli ve mahkemelerce malikleri lehinehükmedilen tazminat ile bu davalara ilişkin mahkeme ve icra vekalet ücretleride, idarelerce bu maddenin sekizinci fıkrasına göre bütçelerden ayrılacakpaydan ve aynı fıkrada belirtilen usule göre ödenir ve işlem yapılır. Bualacaklar için de bu maddenin on birinci fıkrası, bu fıkra kapsamında kalantaşınmazlar hakkında açılan her türlü davalarda ise yedinci fıkra hükümleriuygulanır. Bu fıkra hükmü, bu fıkra kapsamında kalan taşınmazlar hakkındaaçılan ve kesinleşmeyen davalarda da uygulanır…”
20. 10/12/2003 tarih ve 5018sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun “Ödenemeyen giderler ve bütçeleştirilmişborçlar” kenar başlıklı 34. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarışöyledir:
“Ödeme emri belgesine bağlandığı halde ödenemeyen tutarlar,bütçeye gider yazılarak emanet hesaplarına alınır ve buradan ödenir. Ancak,malın alındığı veya hizmetin yapıldığı malî yılı izleyen beşinci yılın sonunakadar talep edilmeyen emanet hesaplarındaki tutarlar bütçeye gelir kaydedilir.Gelir kaydedilen tutarlar, mahkeme kararı üzerine ödenir.
Kamu idarelerinin nakit mevcudunun tüm ödemelerikarşılayamaması halinde giderler, muhasebe kayıtlarına alınma sırasına göreödenir. Ancak, sırasıyla kanunları gereğince diğer kamu idarelerine ödenmesigereken vergi, resim, harç, prim, fon kesintisi, pay ve benzeri tutarlara,tarifeye bağlı ödemelere, ilama bağlı borçlara, ödenmemesi halinde gecikmecezası veya faiz gibi ek yük getirecek borçlara ve ödenmesi talep edilen emanethesaplarındaki tutarlara öncelik verilir.”
21. 16/5/1956 tarih ve 1956/1-6sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı şöyledir:
“Taşınmazına kamulaştırmasız el konulan malik, el atmanınönlenmesi davası açabileceği gibi, bu eylemli duruma razı olduğu takdirdetaşınmaz bedelini isteme hakkı da bulunmaktadır. Taşınmaz sahibinin el konulantaşınmazın bedelini talep ederek dava açması halinde, taşınmazın el koymatarihindeki bedeli değil, mülkiyet hakkının devrine razı olduğu tarih olan davatarihindeki değerinin belirlenerek tahsiline karar verilir.”
22. 12/1/2011 tarih ve 6100sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesişöyledir:
“Hâkim, yargılamanınmakul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gideryapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
23. Mahkemenin 25/2/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 29/5/2013 tarih ve 2013/3578numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
24. Başvurucu, 285/342 hissesibulunan taşınmaz üzerinden 1977 yılında Anayasa’nın 46. maddesine aykırıbiçimde kamulaştırma yapılmaksızın ve kendisine haber verilmeksizin el atılarakiki ayrı enerji nakil hattı geçirildiğini, 2003 yılında açtığı kamulaştırmasızel atma nedeniyle tazminat davasının makul süreyi aşarak yaklaşık 10 yıldatamamlandığını, bu süre zarfında taşınmazını kullanamadığını, taşınmazındanyararlanamadığını ve taşınmazı satamadığını, bu sebeplerle mülkiyet ve adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek 100.000,00 TL maddi ve100.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
25. Başvurucunun şikâyetleriaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyetler için diğer kabuledilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvuruhakkında kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
i. Mülkiyet Hakkı
26. Başvurucu, 285/342 hissesibulunan taşınmazı üzerinden 1977 yılında Anayasa’nın 46. maddesine aykırıbiçimde kamulaştırma yapılmaksızın ve kendisine haber verilmeksizin hukuksuzolarak el atılarak iki ayrı enerji nakil hattı geçirilmesi ile dava sürecindetaşınmazını kullanamaması, taşınmazından yararlanamaması ve taşınmazısatamaması nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
27. Adalet Bakanlığı görüşyazısında, kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasında başvuruculehine verilen kararın kesinleşmesiyle zararın karşılandığı, bu durumunbaşvurucunun mağdur statüsünün bulunup bulunmadığının değerlendirilmesisırasında göz önünde bulundurulması gerektiği bildirilmiştir.
28. Başvurucu, Adalet Bakanlığıgörüşüne karşı beyanında, zararının tazminat faiziyle karşılanamayacağını, ziraAnayasa’nın 46. maddesinde yer alan gerçek değerin peşin ödenmesi hükmününihlal edildiğini, kendisine haber dahi verilmeden ve kamulaştırma yapılmadantaşınmazına el atıldığını, tazminatın ise uzun süren dava sonunda kendisineödendiğini belirterek iddialarını yinelemiştir.
29. Anayasa’nın “Mülkiyet hakkı” kenar başlıklı 35. maddesişöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz.”
30. Anayasa'nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülükilkesine aykırı olamaz.”
31. Anayasa'nın “Kamulaştırma” kenar başlıklı 46. maddesişöyledir:
“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararının gerektirdiğihallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunantaşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas veusullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmayayetkilidir.
Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedelinakden ve peşin olarak ödenir. … Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği buhallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşitolarak ödenir.
…
32. Sözleşmeye Ek (1) No.luProtokol’ün “Mülkiyetin korunması”kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığınasaygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararısebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genelilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararınauygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkılarınveya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasalarıuygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
33. Anayasanın 35. maddesi ve(1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yervermiştir. İki düzenlemenin ilk cümleleri herkese mülkiyet hakkını tanımakta,ikinci cümleleri ise kişilere ait mülkiyet hakkının hangi koşullarlasınırlandırılabileceğini ya da kişilerin mülkünden yoksun bırakılabileceğinihüküm altına almaktadır(B. No: 2013/817, 19/12/2013, §29).
34. Anayasa’nın 35. maddesindemülkiyet hakkının mutlak bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıylasınırlandırılabileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 13. maddesi temel hak vehürriyetleri sınırlandırmada genel ilkeleri tespit ederken Devlet ve kamu tüzelkişilerine özel mülkiyette bulunan taşınmazları kamulaştırma yetkisi veren vekamulaştırma ilkelerini belirleyen Anayasa’nın 46. maddesi mülkiyet hakkınınsınırlandırılmasına ilişkin özel hükümler içermektedir. Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, başvurunun değerlendirilmesinde Anayasa’nın 35.maddesiyle birlikte 13. ve 46. maddelerinin de göz önünde bulundurulmasıgerekmektedir (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 28).
35. Anayasa’nın 35. maddesindebir temel hak olarak güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiyebaşkasının hakkına zarar vermemek ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymakkoşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanmave tasarruf etme olanağı veren bir haktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamuyararı nedeniyle ve kanunla sınırlama getirilebilir. Anayasa’nın 46. maddesinegöre özel mülkiyetteki bir taşınmaz kamu yararı amacıyla ihtiyaç duyulmasıhalinde gerçek karşılığı peşin ödenmek ve koşulları yasayla belirlenmekşartıyla kamulaştırılarak kamu hizmetine tahsis edilebilir veya irtifak hakkıkurularak kamu yararı amacıyla kullanımı sınırlandırılabilir. (Bkz. E.1988/34,K.1989/26, K.T. 21/6/1989; E.2011/58, K.2012/70, K.T. 17/5/2012 ve E.2004/25,K.2008/42, K.T. 17/1/2008)
36. Çağdaş demokrasiler, temelhak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde sağlanıp güvence altına alındığırejimlerdir. Temel hak ve özgürlükleri büyük ölçüde kısıtlayan ve kullanılamazhale getiren sınırlamalar hakkın özüne dokunur. Temel hak ve özgürlükleregetirilen sınırlamaların yalnız ölçüsü değil, koşulları, nedeni, yöntemi,kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yolları gibi güvencelerin tamamı demokratiktoplum düzeni kavramı içinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle, temel hak veözgürlükler, istisnai olarak ve ancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratiktoplum düzeninin gerekleri için zorunlu olduğu ölçüde ve ancak kanunlasınırlandırılabilirler. Demokratik bir toplumda temel hak ve özgürlükleregetirilen sınırlamanın, bu sınırlamayla güdülen amacın gerektirdiğinden fazlaolması düşünülemez. Demokratik hukuk devletinde güdülen amaç ne olursa olsun,kısıtlamaların, bu rejimlere özgü olmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli birözgürlüğün kullanılmasını önemli ölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracakdüzeye vardırılmaması gerekir (AYM, E.2012/108, K.2013/64, K.T.22/5/2013).
37. Anayasa’nın 35. maddesindemülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunlayapılması gerektiği hüküm altına alınırken (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesimülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararıyla, yasada öngörülen koşullarla veuluslararası sözleşmelere uygun olarak yapılabileceğini öngörmektedir. AİHM,yasada öngörülen koşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarakistikrar kazanmış yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmişilkelerin de hukukilik şartını karşılayabildiğini kabul ederken (bkz. Malone/Birleşik Krallık, B. No: 8691/79,2/8/1984, §§ 66-68) Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunlayapılacağını öngörerek Sözleşme’den daha geniş birkoruma sağlamaktadır (B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 31).
38. Hak ve özgürlüklerin vebunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi buhaklara ve özgürlüklere keyfi müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğinisağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir. Bununlaberaber kanunla düzenleme zorunluluğu, hakka yapılacak müdahaleninuygulanmasının kanun çerçevesini aşmayacak şekilde tüzük, yönetmelik, tebliğ vegenelge gibi yürütme organının çıkardığı ikincil düzenlemelerle yapılmasına mani değildir (B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).
39. Hukuki güvenlik ilebelirlilik ilkeleri, hukuk devletinin önkoşullarındandır. Kişilerin hukukigüvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarınınöngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güvenduyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyiciyöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasaldüzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya vekuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını,ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesiniifade etmektedir. (AYM, E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).
40. Kamulaştırma yapmaya yetkiliolan Devlet, kamu tüzel kişileri, kamu kurumları veya kamu yararı bulunmasıhalinde yararlarına kamulaştırma yapılabilecek gerçek ve özel hukuk kişileritarafından, Anayasa’nın 46. maddesi ve 2942 sayılı Kanuna aykırı şekilde, özelmülkiyete konu taşınmazlara kısmen veya tamamen, fiilen veya hukuken bedelsizolarak yapılan el koyma işlemi “kamulaştırmasızel atma” olarak tanımlanmaktadır (B. No: 2012/1436, 6/3/2014, § 55).
41. Kamulaştırmasız el atma,kamulaştırma ile kıyaslandığında daha az güvence sunan ve hukuki olmayan biryöntemdir. Şöyle ki, 2942 sayılı Kanun’a göre, kamulaştırma kararıverilebilmesi için öncelikle taşınmazın değerinin idare tarafından tespitettirilmesi, uyuşmazlık halinde idarenin mahkemeye başvurarak bedel tespitiniistemesi gerekmektedir. Tespit edilen bedelin peşin olarak bankayayatırılmasıyla kamulaştırma kararı kesinleşmektedir. Bu nedenle bir kamuidaresi kamulaştırma bedelini ödeyecek yeterli ödeneği olmadıkça kamulaştırmakararı alamayacaktır. Diğer taraftan, kamulaştırmasız el atılan taşınmazlarlailgili olarak uzlaşma ve dava yoluna başvurma külfeti maliklere yüklenmiştir.Bu nedenle dava harçlarını ödeme yükümlülüğü de maliklerin üzerindedir (Bkz.AYM, E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012).
42. Kamulaştırmasız el atma,idareye, taşınmazı kullanma ve kamulaştırma işlemi yapmadan taşınmazı elde etmeimkânı sağlamaktadır. Böyle bir kamulaştırma işlemi olmadığından, kullanılantaşınmazın devrini meşrulaştırma ve belli bir hukuki güvence sağlama imkânısunan tek unsur, idare tarafından kullanımın yasal olmadığını tespit eden vebireylere “kamulaştırmasız el atma nedeniyletazminat” ödenmesine hükmeden mahkeme kararıdır. Kamulaştırmasız elatma uygulaması, hukuki planda taşınmazların maliki olarak kalan başvuranları,herhangi bir kamu yararı gerekçesi ile eylemini haklı kılmayan idareye karşıdava açmak zorunda bırakmaktadır. Böyle bir kamu yararı gerekçesinin gerçekliğiancak daha sonra mahkemeler tarafından değerlendirilmektedir. Başka birdeyişle, kamulaştırmasız el atma, her ne olursa olsun, idare tarafındanisteyerek oluşturulmuş kanuna aykırı bir durumu hukuki olarak kabul etmeye veidareye, kanuna aykırı davranışından fayda sağlama imkânı sunmaya yolaçmaktadır. İdareye resmi kamulaştırma kurallarının ötesine geçme imkânısağlayan böyle bir uygulama, kişilerin öngörülemez ve keyfi durumlarlakarşılaşma tehlikesi taşımaktadır. Söz konusu uygulama, yeterli derecede hukukigüvence temin edecek ve gerektiği şekilde gerçekleştirilen bir kamulaştırmanınalternatifini oluşturacak nitelikte değildir (Aynı yöndeki AİHM kararı içinbkz. Sarıca ve Dilaver/Türkiye,11765/05, 27/5/2010, §§ 40, 43, 45).
43. Anayasa’nın 35. ve 46.maddeleri, taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakkına son veren müdahalelerin yasalolmasını zorunlu tutmaktadır. Bu zorunluluk hukuk devletinin gereğidir.Anayasa’nın 46. maddesi hükmü ve 2942 sayılı Kanun gereği asıl olankamulaştırma işlemi yapmak suretiyle idarenin taşınmazı iktisap etmesidir.Yöntem olarak Anayasa ve yasalara uygun bir kamulaştırma işlemi yapılması sözkonusu iken, dayanağını Anayasa ve yasalardan almayan, bireylerin mülkiyethakkına son veren bir uygulama olan kamulaştırmasız el atma yasalara uygun birkamulaştırma ile aynı hukuki çerçeve içinde değerlendirilemez. İdarelere resmikamulaştırma kurallarının ötesine geçme imkânı sağlayan böyle bir uygulama,taşınmaz sahipleri için öngörülemeyen ve hukuki olmayan müdahale riskinitaşımaktadır (B. No: 2012/1436, 6/3/2014, § 58).
44. Başvuru konusu olayda idarebaşvurucunun 285/342 hissesi bulunan taşınmazı üzerinden 1977 yılında iki ayrıenerji nakil hattı geçirmek suretiyle, yani meşru kamu yararı amacıylabaşvurucunun hisseli taşınmazına kamulaştırmasız olarak el atmış ve Mahkemenintespitiyle el atma sonrası taşınmazda %100 değer düşüklüğü meydana gelmiştir.Bu durumda Anayasanın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırı biçimde 2942 sayılıKanunda belirlenmiş süreçler takip edilmeden başvurucunun mülkiyetinde bulunantaşınmaza kamulaştırmasız olarak el atıldığı mahkeme kararıyla sabittir.
45. Sonuç olarak başvurucunun285/342 hissesi bulunan taşınmazı üzerinden 1977 yılında iki ayrı enerji nakilhattı geçirmek suretiyle taşınmaza kamulaştırmasız el atmanın Anayasa’nın 13.,35. ve 46. maddeleriyle 2942 sayılı Kanun’da belirtilen usule uymayan birmüdahale olduğu ve mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilik ilkesiniihlal ettiği kanaatine ulaşılmıştır.
46. Belirtilen nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkınınihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
ii. Makul Sürede Yargılanma Hakkı
47. Başvurucu, 2003 yılındaaçtığı kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davasının iki dereceliyargılama sonucunda 2013 yılında kesinleştiğini ve 10 yıllık yargılamasürecinin makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.
48. Anayasa ve Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hakihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesimümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanmahakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36.maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçokkararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığındayorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
49. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
50. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusuolayda, asliye hukuk mahkemesi nezdinde açılan bir kamulaştırmasız el atmanedeniyle tazminat davasının söz konusu olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’dayer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medenihak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 49).
51. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olup, somut başvuru açısından bu tarih 4/8/2003 tarihidir.
52. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52). Bu kapsamda, somut yargılamafaaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin, başvurucunun temyiz talebihakkında verilen Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin E.2013/1961, K.2013/5762 sayılıkarar tarihi olan 28/3/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.
53. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başvurucuya ait hisselitaşınmaza kamulaştırmasız el atılması nedeniyle tazminat talebi olduğu,4/8/2003 tarihinde açılan davada Mahkemenin 23/12/2004 tarihinde karar verdiği,ancak bu kararın temyiz incelemesi neticesinde 28/6/2010 tarihinde bozulduğu,bozma kararını takiben Mahkemenin verdiği 3/10/2012 tarihli kararın ise temyizincelemesi neticesinde 28/3/2013 tarihinde onandığı ve karar düzeltmeyegidilmemesi neticesinde kararın kesinleştiği, iki dereceli yargılama sürecindedavanın yaklaşık on yılda tamamlandığı anlaşılmaktadır.
54. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin asliye hukuk mahkemesiönünde sürdüğü görülmekle, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarıkonu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usulihükümler içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusuolduğu ve 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul süredeçözümlenmesi gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 22).
55. 6100 sayılı Kanun’unöngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makulsürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusuyapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle yargılamada sürati teminetmeye hizmet eden özel usul hükümlerinin nazara alınmadığı göz önündebulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararverilmiş olup (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 54-64), başvuruya konu davada yeralan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerininniteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymaklabirlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından farklı birkarar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu yaklaşık onyıllık yargılama sürecinde makulolmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
56. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
57. Başvurucu, 285/342 hissesibulunan taşınmaz üzerinden 1977 yılında kamulaştırma yapılmaksızın iki ayrıenerji nakil hattı geçirilmesi üzerine 2003 yılında açtığı kamulaştırmasız elatma nedeniyle tazminat davasının makul süreyi aşarak 10 yılda tamamlanması, busüre zarfında taşınmazını kullanamaması ve satamaması ile taşınmazına hukuksuzolarak el atılması nedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürerek 100.000,00 TL maddi ve 100.000,00 TL manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
58. Adalet Bakanlığı görüşyazısında, makul süre şikâyeti yönünden Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarınave bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüş sunulmayacağı,mülkiyet hakkı yönünden ise kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminatdavasında başvurucu lehine verilen kararın kesinleşmesiyle zararınkarşılandığı, bu durumun başvurucunun mağdur statüsünün bulunup bulunmadığınındeğerlendirilmesi sırasında göz önünde bulundurulması gerektiği, bir ihlaltespit edilmesi halinde ise hakkaniyete uygun bir tazminata karar verilmesininyerinde olacağı bildirilmiştir.
59. 6216 sayılı Kanun’un“Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
60. Başvurucunun 285/342 hissesibulunan taşınmazı üzerinden 1977 yılında kamulaştırma yapılmaksızın iki ayrıenerji nakil hattı geçirilmesi nedeniyle Anayasa ve 2942 sayılı Kanun’daöngörülmeyen kamulaştırmasız el atma şeklindeki müdahalenin mülkiyet hakkınınkanunilik ilkesini ihlal ettiği yönünde karar verilmiştir.
61. Bunun yanında bahsedilenmüdahale kapsamında, enerji nakil hattı tesis ederek elektrik iletiminisağlamak şeklinde ulaşılmak istenen kamu yararıyla başvurucunun mülkiyet hakkıarasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu denge başvurucuya elatılan taşınmaz bölümünün mahkemece tespit edilen gerçek karşılığı ödenereksağlanmaktadır. Mahkemelerin kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminatödenmesine karar vermeleri kamu yararıyla kişi yararı arasında adil dengeyisağladığı gibi, idare tarafından kullanımın yasal olmadığını tespit ederekbelli bir hukuki güvence de sağlamaktadır (B. No: 2012/1436, 6/3/2014, § 67).
62. Başvurucu, dava süresincetaşınmazı kullanamadığı ve satamadığı için maddi zararının doğduğunu iddiaetmektedir. Başvurucu taşınmazı ne şekilde kullanacağını ve gelir eldeedeceğini açıklamamaktadır. Başvurucu dava sürecinde başvuruya konu taşınmazıtarım amaçlı kullanmak ve gelir elde etmek için bir faaliyette bulunduğunu vebunun engellendiğini ortaya koymamaktadır. Bahsedilen taşınmazı arsa vasfıylakullanarak gelir elde etmekten kastın ne olduğu da ortaya konmamıştır. Buiddiadan kasıt, bina yaparak kiralamak veya satmak ise, üzerinden enerji nakilhattı geçen ve Mahkemece değer düşüklüğü %100 olarak belirlenen bir taşınmazdabunun mümkün olmadığı da açıktır. Bunun yanında başvurucunun açtığı davanınamacı da kanunilik ilkesine aykırı olarak el atılan taşınmazın bedelininkendisine ödenmesi talepli olup, taşınmaz hissesinin idare adına tescilikarşılığında bu bedel kendisine ödenmiştir. Başvurucunun iddia ettiği gibibaşvuru konusu taşınmaz 2942 sayılı Kanuna göre kamulaştırılmış olsa da davasürecinde taşınmazın arsa vasfıyla kullanılarak gelir elde edilmesi veyasatılması şartlarında başvurucu lehine nasıl bir değişiklik olacağı ortayakonamamıştır.
63. Nitekim AİHM,kamulaştırmasız el atma nedeniyle yapılan başvurularda maddi tazminattaleplerini mahkeme tarafından ödemenin etkin olarak yapıldığı tarihe kadargeçen süre içindeki paranın uğradığı değer kaybını telafi edebilecek nitelikteolup olmadığı sorunu ile sınırlandırmakta ve yapılan ödemenin değer kaybıtelafi edilmişse ayrıca bir zarara daha uğramadıkları sonucuna ulaşarak madditazminat taleplerini reddetmektedir (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Sarıca ve Dilaver/Türkiye, 11765/05,27/5/2010, § 65).
64. Başvurucu taşınmazın değerikonusunda Mahkemenin verdiği karardan şikâyet etmemektedir. Bu durumdabaşvurucuya el atılan arsa vasıflı hisseli taşınmazda bulunan 285/342 hissesinekarşılık 2942 sayılı Kanun’da öngörülen bedel tespiti prensiplerine uygunolarak dava tarihine göre belirlenen kamulaştırma bedeli dava tarihindenitibaren işleyen faiziyle ödenerek ulaşılmak istenen kamu yararıylabaşvurucunun müdahale edilen mülkiyet hakkı arasında makul bir orantınınkurulduğu, dolayısıyla başvurucunun kendisinin de şikâyetçi olmadığıtaşınmazının satış değerini faiziyle birlikte Mahkeme kararıyla tahsil ettiğive kanuni olmayan el atma hakkında ihlal kararı verildiği göz önündebulundurulduğunda başvurucuya ayrıca maddi tazminat ödenmesine gerekbulunmadığı yönünde karar verilmesi gerekir.
65. Başvurucunun tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin yaklaşık on yıllık yargılama süresi nazara alındığında,yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında 8.300,00 TL, başvurucununtaşınmaz hissesine Anayasa ve 2942 sayılı Kanunda öngörülen kamulaştırmausulüne uyulmadan üzerinden enerji nakil hattı geçirilerek kanunilik ilkesineaykırı olarak el atılması ve hakkını elde etmek için dava açmak zorundabırakılması sonucu ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararıkarşılığında ise 5.000,00 TL olmak üzere, başvurucuya takdirennet 13.300,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
66. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucunun Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde güvence altınaalınan mülkiyet ve adil yargılanma haklarının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 13.300,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,
D. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
G. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,
25/2/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.