TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUSTAFA KAHRAMAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/2388)
Karar Tarihi: 4/11/2014
R.G. Tarih-Sayı: 13/1/2015-29235
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Murat AZAKLI
Başvurucu
:
Mustafa KAHRAMAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, Antalya Büyükşehir Belediye Meclisi kararı ileyapılan imar planında, taşınmazının bulunduğu alanda akaryakıt istasyonukurulmasına izin verildiğini, Antalya Valiliği tarafından açılan ve fer’i müdahil olarak katıldığı davada Antalya 2. İdareMahkemesince kararın iptal edildiğini, temyiz üzerine Danıştay tarafındanAntalya Valiliğinin taraf ehliyeti olmadığı halde bu yönden değerlendirmeyapılmaksızın hükmün onandığını belirterek, Anayasa'nın 123. ve 127.maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalintespiti ile Derece Mahkemesi ve Danıştay kararlarının ortadan kaldırılmasını,tazminat ödenmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 24/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesindeKomisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 27/6/2014 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4.İkinci Bölümün 14/7/2014 tarihli ara kararı gereğince, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüşiçin Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının 12/9/2014 tarihli görüş yazısı başvurucuyatebliğ edilmiş, başvurucu süresi içinde, Adalet Bakanlığı görüşüne karşıbeyanlarını sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılamadosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Antalya Büyükşehir Belediye Meclisinin 16/4/2008 tarih ve178 sayılı kararıyla, Antalya ili, Merkez Muratpaşa190 numaralı, imar paftasında 10548 ada ile 10552 ada sayılı parsellerin konutalanından ticaret alanına ve akaryakıt, LPG servis istasyonu alanınadönüştürülmesine yönelik olarak 1/5000 nazım imar planı değişikliği yapılmasınakarar verilmiştir.
8. Antalya Valiliği tarafından Antalya Büyükşehir BelediyeBaşkanlığına karşı söz konusu kararın iptali istemiyle 9/5/2008 tarihinde Antalya2. İdare Mahkemesinde dava açılmış, başvurucu, 7/8/2008 tarihinde davalı idareyanında davaya fer’i müdahil olmuştur.
9. Antalya 2. İdare Mahkemesinin 12/2/2009 tarih veE.2008/783, K.2009/213 sayılı kararıyla, 3194 sayılı İmar Kanunu uyarınca alt ölçekliimar planının üst ölçekli planlara aykırı olamayacağı, olayda, üst ölçekli imarplanı olan 1/25000 ölçekli nazım imar planında dava konusu edilen yerinkullanım şeklinin “konut yerleşim bölgesi”olarak belirlendiği ve bu planda herhangi bir değişiklik yapılmadığı, budurumda, alt ölçekteki plan olan 1/5000 ölçekli nazım imar planında söz konusuyerin kullanım şeklinin ticaret ve akaryakıt, LPG servis istasyonu alanı olarakdeğiştirilmesi yönünde alınan kararın, alt ölçekli planın üst ölçekli planla uyumluolması kuralına, planlama ilke ve esaslarına, imar mevzuatı hükümlerine aykırıolduğu, davalı idare tarafından plan notunda konut alanlarına hizmet verensosyal ve teknik alt yapı alanlarının yer alabileceğinin düzenlendiği iddiaedilmişse de arazi kullanım şekillerinin plan notu ile değiştirilmesinin mümkünolmadığı gerekçesiyle dava konusu işlem iptal edilmiştir.
10. Başvurucu ve davalı Antalya Büyükşehir BelediyeBaşkanlığının temyizi üzerine, Danıştay 6. Dairesinin 24/4/2013 tarih veE.2010/6299, K.2013/2831 sayılı kararıyla, Mahkemece verilen kararın dayandığıgerekçe hukuk ve usule uygun olup bozulmasını gerektirecek bir sebepolmadığından hüküm onanmış, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karardüzeltme yolunun açık olduğuna karar verilmiştir.
11. Davalı idare ve müdahil sıfatıyla başvurucu karardüzeltme isteminde bulunmuşlar, Danıştay 6. Dairesinin 4/12/2013 tarih veE.2013/8038, K.2013/7860 sayılı ilâmıyla; onama kararının davalı İdareye24/6/2013 tarihinde tebliğ edildiği, ancak 15 günlük karar düzeltme süresigeçirildikten sonra 6/9/2013 tarihinde karar düzeltme isteminde bulunulduğuanlaşıldığından davalı İdarenin karar düzeltme isteminin süre aşımı nedeniylereddine; başvurucu müdahilin ise davada taraf olmadığı, davalı idare yanındadavaya katıldığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 31. maddesininatıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 68. maddesine göremüdahilin, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia ve savunmavasıtalarını ileri sürebileceği, onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayanher türlü usul işlemlerini yapabileceği, müdahilin davalı yanında davayakatıldığı, ancak davalı süresi içinde karar düzeltme isteminde bulunmadığındanmüdahilin karar düzeltme isteminin incelenmesinin mümkün olmadığı gerekçesiylebaşvurucunun karar düzeltme isteminin incelenmeksizin reddine kararverilmiştir.
12. Anılan karar, 7/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
13. Başvurucu, 24/2/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
14. 6/1/1982 tarih ve 2577sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi şöyledir:
“1. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet,üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri,feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti,yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında taraflarınmahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacakhareketlerine karşı yapılacak işlemler ile elektronik işlemlerde Hukuk UsulüMuhakemeleri Kanunu hükümleri uygunlanır. (Ek cümle:5/4/1990 - 3622/11 md.;Değişik:10/6/1994-4001/14 md.) Ancak, davanın ihbarıve bilirkişi seçimi Danıştay, mahkeme veya hakimtarafından re'sen yapılır.
2. Bu Kanun ve yukarıdaki fıkra uyarınca Hukuk UsulüMuhakemeleri Kanununa atıfta bulunulan haller saklı kalmak üzere, vergiuyuşmazlıklarının çözümünde Vergi Usul Kanununun ilgili hükümleri uygulanır.”
15. 19/6/1927 tarih ve 1086 sayılı mülga Hukuk UsulüMuhakemeleri Kanunu’nun 53. maddesi şöyledir.
“Hakkı veya borcu birdavanın neticesine bağlı olan üçüncü şahıs iki taraftan birine iltihak içindavaya müdahale edebilir.”
16. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 51. maddesi şöyledir:
“Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine görebelirlenir.”
17. 6100 sayılı Kanun’un 66. maddesi şöyledir:
“(1) Üçüncü kişi, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunantaraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabilir.”
18. 6100 sayılı Kanun’un 68. maddesi şöyledir:
“(1) Müdahale talebinin kabulü hâlinde müdahil, davayı ancakbulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil, yanında katıldığı tarafınyararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri sürebilir; onun işlem veaçıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemlerini yapabilir.
(2) Mahkeme,katıldığı noktadan itibaren, taraflara bildirilen işlemleri müdahile de tebliğeder.”
19. 3/7/2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Meclis kararlarının kesinleşmesi” kenarbaşlıklı 23. maddesi şöyledir
“Belediye başkanı, hukuka aykırı gördüğümeclis kararlarını, gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek üzere beş güniçinde meclise iade edebilir.
Yeniden görüşülmesi istenilmeyen kararlar ileyeniden görüşülmesi istenip de belediye meclisi üye tam sayısının saltçoğunluğuyla ısrar edilen kararlar kesinleşir.
Belediye başkanı, meclisin ısrarı ilekesinleşen kararlar aleyhine on gün içinde idarî yargıya başvurabilir.
Kararlar kesinleştiği tarihten itibaren en geçyedi gün içinde mahallin en büyük mülkî idare amirine gönderilir. Mülkî idareamirine gönderilmeyen kararlar yürürlüğe girmez.
(İptal beşinci fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin4/2/2010 tarihli ve E.: 2008/27, K.: 2010/9 sayılı Kararı ile.)
Kesinleşen meclis kararlarının özetleri yedi gün içindeuygun araçlarla halka duyurulur.”
20. 10/7/2004 tarih ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun “Meclis kararlarının kesinleşmesi” kenarbaşlıklı 14. maddesi şöyledir:
“Büyükşehirbelediye başkanı, hukuka aykırı gördüğü belediye meclisi kararlarını, yedi güniçinde gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek üzere belediye meclisineiade edebilir.
Yeniden görüşülmesi istenilmeyen kararlar ileyeniden görüşülmesi istenip de büyükşehir belediye meclisi üye tam sayısınınsalt çoğunluğuyla ısrar edilen kararlar kesinleşir.
Büyükşehir belediye başkanı, meclisin ısrarıile kesinleşen kararlar aleyhine (...)(2) idarîyargıya başvurabilir.
(Değişik dördüncü fıkra: 6/3/2008-5747/3 md.) Büyükşehir belediye meclisi ve ilçe belediye meclisikararları, kesinleştiği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde mahallin enbüyük mülkî idare amirine gönderilir. Mülkî idare amirine gönderilmeyenkararlar yürürlüğe girmez.
(İptal beşinci fıkra: Anayasa Mahkemesi’nin4/2/2010 tarihli ve E.: 2008/28, K.: 2010/30 sayılı Kararı ile.)
(Mülgaaltıncı fıkra: 6/3/2008-5747/3 md.)
(Mülga yedinci fıkra: 6/3/2008-5747/3 md.)
Büyükşehir kapsamındaki ilçe (…) (1) belediyemeclisleri tarafından alınan imara ilişkin kararlar, kararın gelişindenitibaren üç ay içinde büyükşehir belediye meclisi tarafından nazım imar plânınauygunluğu yönünden incelenerek aynen veya değiştirilerek kabul edildikten sonrabüyükşehir belediye başkanına gönderilir. (Ek cümle: 6/3/2008-5747/3 md.) Üç ay içinde büyükşehir belediye meclisindegörüşülmeyen kararlar onaylanmış sayılır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
21. Mahkemenin 4/11/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 24/2/2014 tarih ve 2014/2388numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu, AntalyaBüyükşehir Belediye Meclisi kararıyla yapılan 1/5000 ölçekli imar planındataşınmazının bulunduğu yerde akaryakıt ve LPG istasyonu kurulmasına izinverildiğini, Antalya Valiliği tarafından Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığıaleyhine açılan iptal davasına müdahil olarak katıldığını, Mahkemece, imarplanının 1/25000 ölçekli üst imar planına aykırı olduğu zira taşınmazınbulunduğu kısmın konut alanı olarak gösterildiği gerekçesiyle iptal edildiğini,Anayasa Mahkemesinin 4/2/2010 tarihli kararıyla 5393 sayılı Kanun'un 23.maddesinin beşinci fıkrasının iptal edilmesinden sonra davacı Valiliğin davaehliyeti kalmadığını, Danıştay tarafından bu hususun dikkate alınmadığını, Danıştayın benzer konularda Anayasa Mahkemesinin iptalkararı doğrultusunda hukuki durumun tespiti ile ehliyet yönünden davanın reddigerektiğini belirterek bozma kararları verdiğini, ancak aleyhine verilen iptalkararını onadığını, 1/25000 ölçekli imar planının plan notunda, ihtiyaçduyulduğunda 1/5000 ölçekli imar planlarında gösterilmek kaydıyla konutalanlarına hizmet veren sosyal ve teknik alt yapı alanlarının yeralabileceğinin düzenlendiğini, dolayısıyla imar planı değişikliğinin anılanplan notuna uygun olduğunu, bu yüzden olayda üst plan alt plan uyuşmazlığıbulunmadığını, Derece Mahkemelerinin plan notundaki bu düzenlemeyi dikkatealmadığını, yeterince inceleme yapmadan karar verdiklerini, bilirkişiincelemesi ve keşif yapılmadığını, davacı Antalya Valiliğinin karar düzeltmeisteminin süresinde yapılmadığı gerekçesiyle reddedilmesi üzerine kendisitarafından süresinde yapılan karar düzeltme isteminin incelenmeksizinreddedildiğini belirterek, Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerinde yer alan haklarınınihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
23. Başvuru dilekçesi ve ekleriincelendiğinde, başvurucunun, Danıştay onama kararının gerekçesiz olduğunu veDanıştay tarafından karar düzeltme talebinin reddedildiğini belirterek,Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerinde düzenlenen haklarının ihlal edildiğiniileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi başvurucunun ihlal iddialarınailişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar.Başvurucunun anılan iddiaları, Danıştay onama kararının gerekçesiz olmasınedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası kapsamında kabuledilerek bu yönden değerlendirme yapılmıştır. Başvurucunun, Antalya 2. İdareMahkemesince yeterli inceleme ve araştırma yapılmadan iptal kararı verildiğineyönelik ihlal iddiaları ise yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığıiddiası kapsamında ayrıca incelenmiştir.
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası
24. Başvurucu, Danıştay onama kararının gerekçesiz olduğunubelirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini iddia etmiştir.
25. Başvurucunun, Danıştay onama kararının gerekçesiz olmasınedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin başvurununaçıkça dayanaktan yoksun olmaması ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmaması nedeniyle başvurucunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığıİddiası
26. Başvurucunun, yargılamanın sonucu itibarıyla adilolmadığı yönündeki iddiası, gerekçeli karar hakkının ihlali iddiasının esasyönünden incelenmesinden sonra değerlendirilmiştir.
2. Esas Yönünden
a. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası
27. Başvurucu, Antalya Valiliği tarafından Antalya BüyükşehirBelediye Başkanlığı aleyhine açılan iptal davasına müdahil olarak katıldığını,Mahkemece, imar planının 1/25000 ölçekli üst imar planına aykırı olduğu zirataşınmazın bulunduğu kısmın konut alanı olarak gösterildiği gerekçesiyle iptaledildiğini, Anayasa Mahkemesinin 4/2/2010 tarihli kararıyla 5393 sayılıKanun'un 23. maddesinin beşinci fıkrasının iptal edilmesinden sonra davacıValiliğin dava ehliyeti kalmadığını, Danıştay tarafından bu hususun dikkatealınmadığını, Danıştayın benzer konularda AnayasaMahkemesinin iptal kararı doğrultusunda hukuki durumun tespiti ile ehliyetyönünden davanın reddi gerektiğini belirterek bozma kararları verdiğini, ancakaleyhine verilen iptal kararını onadığını belirterek, gerekçeli karar hakkıkapsamında Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini iddia etmiştir.
28. Adalet Bakanlığı görüşyazısında, başvurucunun iddialarının adil yargılanma hakkının ihlali iddiasıkapsamında değerlendirildiğini, Antalya Valiliği tarafından Antalya BüyükşehirBelediye Başkanlığı aleyhine Antalya 2. İdare Mahkemesinde açılan davadadelillerin ve hukuk kurallarının yorumlanması sonucu davanın reddine kararverildiğini, başvurucunun, davalı İdare yanında müdahil olarak davayakatıldığını, hükmün Danıştay tarafından onandığını, müdahilin karar düzeltmeisteminin incelenmeksizin reddedildiğini, Danıştayın,“uygulama imar planı değişikliği işlemininiptali ile ilgili açılan iptal davalarında, alt ölçekli imar planının üstölçekli imar planına uygun olması gerektiği” şeklindeki yerleşikiçtihadını uyguladığını, bireysel başvurunun bu yönlerden değerlendirilmesigerektiğini, başvurucunun, Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerinin ayrıcaincelenmesine gerek olmadığını bildirmiştir.
29. Başvurucu, Adalet Bakanlığı görüşüne karşı, başvurudilekçesindeki iddialarını tekrar etmiş, Antalya Valiliğinin dava açma ehliyetininbulunmadığını, mülkiyet hakkını ilgilendiren bir davada müdahil olarak yeralması ve müdahil olduğu için karar düzeltme isteminin ve diğer taleplerininreddedilmesinin adil yargılanma ve mülkiyet haklarını ihlal ettiğinibelirtmiştir.
30. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
31. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerinher türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”
32. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgiliuyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusundakarar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
33. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhilolmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkınınunsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamındakabul edilmekte olup, bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul süredeyargılanma hakkı gibi adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. AnayasaMahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında,ilgili hükmü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesi veAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,gerek Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahlarıneşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 38).
34. Mahkeme kararlarınıngerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber,bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekildeyanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe göstermezorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birliktebaşvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dairiddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (B.No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26). Gerekçenin ayrıntısı davanın niteliğine göredeğişmekle birlikte kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak hukuki birgerekçenin kısa ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır (B. No:2012/1034, 20/3/2014, § 33).
35. Kararların gerekçeli olması,davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genelolarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi, tarafların kanun yoluna etkilibaşvuru yapmalarını mümkün hale getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesibilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkünolmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olmasıbeklenemez (B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 34).
36. AİHM’e göre mahkemeler veyargı mercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidirler. Gerekçegösterme yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konuolayın içinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (bkz. Higgins ve Diğerleri /Fransa, B. No: 134/1996/753/952, 19/2/1998, § 42).
37. Kanun yolu mahkemelerinceverilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesikararlarında yer verilen gerekçelerin onama kararlarında kabul edilmiş olduğuşeklinde yorumlanmakla beraber (B. No: 2012/1269, 8/5/2014, § 53),başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de tartışmadığıesaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların usuli haklarının ihlal edildiğine yönelik somutşikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileritarafından resen dikkate alınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızınuygulanmaması gerekçeli karar hakkının ihlali olarak görülebilir.
38. Somut olayda, AntalyaValiliği tarafından Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı (Belediye) aleyhineaçılan davada, başvurucunun taşınmazının bulunduğu parsellerin konut alanındanticaret alanına ve akaryakıt ve LPG servis istasyonuna dönüştürülmesine ilişkinhazırlanan 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliğinin kabulüne dairBüyükşehir Belediye Meclisi kararının iptali talep edilmiştir. Başvurucu,davalı Belediye yanında müdahil sıfatıyla davaya katılma talebinde bulunmuş,Mahkemece 7/8/2008 tarihinde, 1086 sayılı mülga Kanun’un 53. maddesi gereğibaşvurucunun davalı yanında müdahil olma talebinin kabulüne karar verilmiştir.
39. Davaya müdahale, asli veya fer'i müdahale olmak üzere iki şekilde gerçekleşebilir. Birdava sonunda verilen hüküm, üçüncü bir kişinin hukuki durumunu etkileyebilir.Bu hallerde, üçüncü kişinin o davaya katılmasında hukuki yararı vardır. Fakatüçüncü kişi davaya bir taraf gibi katılamaz. Bilakis taraflardan birininyanında ve onun yardımcısı olarak davaya katılabilir. Bu durumda davaya katılanüçüncü kişi fer’i müdahil olarak katılmış olur(Yargıtay 16. H.D. E.2005/13089, K.2005/13834, K.T. 29/12/2005).
40. 2577 sayılı Kanun’un 31.maddesinin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Kanun’un 68. maddesine göre, müdahil,yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ilerisürebilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usulişlemlerini yapabilir.
41. Somut olayda davalı vebaşvurucu, davanın reddini istemiş, Mahkemece, 12/2/2009 tarihinde davanınkabulüne ve davalı Belediye tarafından yapılan işlemin iptaline, başvurucununyaptığı yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir.Karar, davalı Belediye ile başvurucu tarafından temyiz edilmiş, DanıştayAltıncı Dairesince 24/4/2013 tarihinde, “Antalya2. İdare Mahkemesince verilen karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygunolup, bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığından, temyiz istemininreddi ile kararın onanmasına, dosyanın adı geçen Mahkemeye gönderilmesine, bukararın tebliğini izleyen günden itibaren 15 gün içerisinde kararındüzeltilmesi yolu açık olmak üzere 24/4/2013 tarihinde karar verildi”şeklinde hüküm kurulmuştur.
42. Onama kararının tebliğindensonra davalı ve fer’i müdahilin ayrı ayrıdilekçelerle karar düzeltme yoluna başvurduğu anlaşılmıştır.
43. Karar düzeltme istemisonucu, Danıştay Altıncı Dairesi tarafından, davalı Belediyenin, onamakararının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme istemindebulunmadığı gerekçesiyle karar düzeltme isteminin süre aşımı nedeniyle reddinekarar verilmiştir. Fer’i müdahil başvurucunun karar düzeltme istemininincelenmesinde ise fer’i müdahilin davada tarafolmadığı, davalı Belediye yanında davaya katıldığı, ancak davalı süresi içindekarar düzeltme isteminde bulunmadığından, davalının yanında müdahilin istemininincelenmesine olanak bulunmadığı gerekçesiyle müdahil başvurucunun karardüzeltme isteminin incelenmeksizin reddine karar verilmiştir.
44. Yukarıda da belirtildiğiüzere, 6100 sayılı Kanun’un 51. maddesinde belirtilen dava ehliyeti, kişininbizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etmeve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir ve medenihakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir (Yargıtay HukukGenel Kurulunun 14/3/2012 tarih ve E.2011/12-850, K.2012/147). İdari yargılamalardadava ehliyeti konusunda, 2577 sayılı Kanun’un 31. maddesindeki atıf nedeniyle6100 sayılı Kanun’un 51. maddesi uygulanmaktadır.
45. Dava ehliyeti dava şartıdır.Dava şartı olduğu için karar kesinleşinceye kadar her aşamada taraflarca ilerisürülebileceği gibi, mahkeme veya temyiz mercileri tarafından da yargılamanınher aşamasında resen değerlendirilmesi gerekir.
46. 5216 sayılı Kanun’un 14.maddesinin beşinci fıkrasının Anayasa Mahkemesinin 4/2/2010 tarih ve E.2008/28,K.2010/30 sayılı iptal kararından önceki hali şöyledir:
“Mülkî idare amiri hukuka aykırı gördüğü kararlar aleyhineidari yargıya başvurabilir.”
47. 5216 sayılı Kanun’un 14.maddesinin beşinci fıkrası, Anayasa Mahkemesinin 4/2/2010 tarihli kararıylaiptal edilmiş, iptal kararının Resmi Gazetedeyayımlanmasından itibaren bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir.Anılan iptal kararı 21/6/2010 tarihli 27619 sayılı ResmiGazetede yayımlanmış, bir yıllık süre ise 21/6/2011 tarihinde sona ermiştir.İptal kararının yürürlüğe girmesi için kararlaştırılan bir yıllık süredeherhangi bir düzenleme yapılmadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla anılan iptalkararının yürürlüğe girdiği 21/6/2011 tarihinden itibaren mülki idareamirlerinin, hukuka aykırı gördüğü büyükşehir belediyesi kararları aleyhineidari yargıya başvurarak dava açması konusunda dava ehliyetinin bulunupbulunmadığının belirlenmesi gerekir.
48. Dava konusu olay ve kararabenzer nitelikteki davalarda Danıştay tarafından, 5393 sayılı Kanun’un 23.maddesinin beşinci fıkrasının ve 5216 sayılı Kanun’un 14. maddesinin beşincifıkrasının Anayasa Mahkemesince iptal edildiği hususu değerlendirilerek kararverildiği anlaşılmıştır. Nitekim Danıştay Altıncı Dairesi, 29/11/2010 tarih veE.2008/12077, K.2010/10560 sayılı kararında; “DanıştayAltıncı Dairesinin 18/2/2008 tarihli E.2008/61 sayılı ve 12/3/2008 tarihliE.2008/1528 sayılı kararları ile idarenin bütünlüğü ilkesinin sağlanmasınayönelik olarak, merkezi idarece yerel yönetimler üzerinde Anayasa ile tanınanve çerçevesi çizilen idari vesayet yetkisinin, 5393 sayılı Kanun’un 23.maddesinin beşinci fıkrası ve 5216 sayılı Kanun’un 14. maddesinin beşincifıkrası ile yalnızca hukuka uygunluk denetimi şeklinde yargı eliylegerçekleştirilmesi yolundaki getirilen düzenlemeyle idarenin bütünlüğü ilkesininzayıflatıldığı, bu durumun ise Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerine aykırıolduğu sonucuna varılması üzerine Anayasa Mahkemesine yapılan başvuru sonucu,Anayasa Mahkemesinin 4/2/2010 tarih ve E.2008/27, K.2010/29 sayılı kararı veE.2008/28, K.2010/30 sayılı kararı ile başvuru doğrultusunda söz konusukuralların iptallerine, iptal edilen fıkraların dışındaki kısmın doğuracağıhukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görülerek iptal kararınınResmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesinekarar verilerek, 22/6/2010 tarihli 27619 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.Bu durumda, Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu bilindiği halde,görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanmış hükümler dikkatealınarak çözümlenmeleri, Anayasa’nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine aykırıolduğu gibi temyiz incelemesinin Anayasa’ya aykırılığı belirlenerek iptaledilen kurallara göre yapılması mümkün olmadığından, İdare Mahkemesince sözkonusu karar göz önünde bulundurulmak suretiyle yeniden karar verilmesigerekmektedir. Açıklanan nedenlerle Antalya 1. İdare Mahkemesi kararınınbozulmasına karar verilmiştir.” şeklinde sonuca ulaşmıştır.
49. Yine Danıştay AltıncıDairesi, 20/4/2012 tarih ve E.2009/8743, K.2012/1916 sayılı kararında; “5393 sayılı Kanun’un 23. maddesinin beşinci fıkrasıile 5216 sayılı Kanun’un 14. maddesinin beşinci fıkrası Anayasa Mahkemesinin4/2/2010 tarih ve E.2008/27, K.2010/29 ve E.2008/28, K.2010/30 sayılı kararlarıile iptal edilmiştir. Bir kanunun Anayasa Mahkemesince Anayasa’ya aykırıbulunarak iptal edilmesi halinde, bu tarihten önce açılmış ve görülmekte olandavaların Anayasa’ya aykırılığı saptanmış olan kurallara göre görüşülüpçözümlenmesi Anayasa’nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkelerine aykırıdüşecektir. Anayasa Mahkemesinin verdiği iptal kararları, bu kararlardan önceaçılmış ve henüz sonuçlanmamış bakılmakta olan davalarda uygulanmalıdır. Budurumda, bakılmakta olan Antalya Valiliğinin, Antalya Büyükşehir BelediyeMeclisi kararının iptali istemiyle dava açabilmesinin yasal dayanağı ortadankalkmış olduğundan dava ehliyetinin de kalmadığının kabulü gerekir. Hal böyleolunca, açıldığı tarih itibarıyla ‘dava ehliyeti’ sorunu bulunmayan iş budavanın, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararı ile oluşan hukuki durumnedeniyle ehliyet yönünden reddi gerektiğinden, dava konusu işlemin iptaliyolunda verilen idare Mahkemesi kararının bozulması gerekir.”şeklinde sonuca ulaşmıştır.
50. 6100 sayılı Kanun’un 33.maddesi şöyledir.
“Hâkim, Türk hukukunu resen uygular.”
51. Başvuru konusu olayda, Antalya Valiliği tarafından9/5/2008 tarihinde Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine açılan iptaldavasına başvurucu, 7/8/2008 tarihinde fer’i müdahilolarak katılmıştır. Mahkemece 12/2/2009 tarihinde davanın kabulüne, dava konusuişlemin iptaline karar verilmiştir. Kararın davalı ve başvurucu tarafındantemyizi üzerine Danıştay Altıncı Dairesince 24/4/2013 tarihinde hükümonanmıştır. Anılan tarihte, Anayasa Mahkemesinin 4/2/2010 tarihli kararı ileverilen 5216 sayılı Kanun’un 14. maddesinin beşinci fıkrasının iptaline dairkarar yürürlüğe girmiştir.
52. Yukarıda anılan Kanunhükümleri ve içtihatlar ışığında hukuk kurallarının mahkemeler tarafından resenuygulanması gerektiği dikkate alındığında mülki idare amiri konumunda olanAntalya Valiliğinin dava açma konusunda dava ehliyetinin bulunup bulunmadığınınAnayasa Mahkemesinin 4/2/2010 tarihli kararı ile verilen 5216 sayılı Kanun’un14. maddesinin beşinci fıkrasının iptali kararı doğrultusunda değerlendirilmesive sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir. Nitekim benzer davalarda 5216sayılı Kanun’un 14. maddesinin beşinci fıkrasının iptal edildiği hususu dikkatealınarak temyiz incelemesi yapıldığı anlaşılmıştır. Somut olayda ise Antalya 2.İdare Mahkemesince verilen 12/2/2009 tarihli karar tarihinde 5216 sayılıKanun’un 14. maddesinin beşinci fıkrası iptal edilmemişse de Danıştaytarafından 24/4/2013 tarihinde yapılan temyiz incelemesi sırasında 5216 sayılıKanun’un 14. maddesinin beşinci fıkrasının iptaline dair karar yürürlüğegirdiği halde Danıştay tarafından resen dikkate alınması gereken anılan iptalkararının ve dava şartı olan davacının dava ehliyetinin değerlendirilmesigerekirken, bu konuda hiçbir tartışma ve değerlendirme yapılmaksızın hükmünonandığı anlaşılmıştır.
53. O halde, Danıştay temyizincelemesi safhasında 5216 sayılı Kanun’un 14. maddesinin beşinci fıkrasınıniptal edildiği ve bu madde ile mülki idare amirlerine verilen dava açmayetkisinin iptal edildiği dikkate alındığında, Danıştay tarafından, AntalyaValiliği tarafından Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine açılandavanın dayanağı olan 5216 sayılı Kanun’un 14. maddesinin beşinci fıkrasınıniptal edildiği göz önünde bulundurularak, davacının, dava şartı olan ve davanınher aşamasında resen gözetilmesi gereken dava ehliyetinin bulunup bulunmadığıdeğerlendirilerek, benzer konularda temyiz incelemesi sonucu verilen kararlarile karşılaştırma yapılarak ve bu hususların tamamı tartışılarak sonucuna görebir karar verilmesi gerekirken, bu konular değerlendirilmeksizin vetartışılmaksızın onama kararı verilmesinin başvurucunun gerekçeli karar hakkınıihlal ettiği sonucuna varılmıştır.
54. Belirtilen nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanmahakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
b. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığıİddiası
55. Başvurucu, Antalya Valiliğitarafından Antalya Büyükşehir Belediye Başkanlığı aleyhine açılan iptaldavasına, davalı yanında müdahil olarak katıldığını, Mahkemece, imar planının1/25000 ölçekli üst imar planına aykırı olduğu zira taşınmazın bulunduğu kısmınkonut alanı olarak gösterildiği gerekçesiyle iptal edildiğini, 1/25000 ölçekliimar planının plan notunda, ihtiyaç duyulduğunda 1/5000 ölçekli imarplanlarında gösterilmek kaydıyla konut alanlarına hizmet veren sosyal ve teknikalt yapı alanlarının yer alabileceğinin düzenlendiğini, dolayısıyla imar planıdeğişikliğinin anılan plan notuna uygun olduğunu, bu yüzden olayda üst plan altplan uyuşmazlığı bulunmadığını, Derece Mahkemelerinin plan notundaki budüzenlemeyi dikkate almadığını, yeterince inceleme yapmadan karar verdiklerini,bilirkişi incelemesi ve keşif yapılmadığını belirterek, adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
56. Başvurucunun, Anayasa’nın36. maddesi kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine yönelikyukarıda yer verilen ilkeler ışığında, yargılamanın sonucu itibarıyla adilolmadığı yönündeki iddiasının bu aşamada değerlendirilmesine gerekgörülmemiştir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
57. Başvurucu, adil yargılanmahakkının ihlal edildiğinin tespitini, Derece Mahkemesi ve Danıştay kararlarınınortadan kaldırılmasını, 10.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesinitalep etmiştir.
58. Adalet Bakanlığı görüşyazısında, başvurucunun haklarının ihlal edildiğinin kabul edilmesi halindehakkaniyete uygun bir tazminata karar verilmesinin yerinde olacağınıbildirmiştir.
59. 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Kararlar" kenar başlıklı 50.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem veişlem niteliğinde karar verilemez.
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
60. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, gerekçeli karar hakkı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinin ihlaledildiği tespit edilmiş olmakla, 6216 sayılı Kanun'un (1) ve (2) numaralıfıkraları gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için dosyanınilgili Danıştay Altıncı Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
61. Başvurucu, adil yargılanmahakkının ihlali nedeniyle tazminat talebinde bulunmuş olup, mevcut başvurudaAnayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlali vesonuçlarını ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama yapmak üzere dosyanınilgili Danıştay Altıncı Dairesine gönderilmesine karar verildiği içinbaşvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
62. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun gerekçeli karar hakkı yönünden adil yargılanmahakkının ihlali iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosyanın Danıştay Altıncı Dairesine gönderilmesine,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. Başvurucu tarafından yapılan206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğinitakiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ayiçinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiğitarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
4/11/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.