TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MUSTAFA ÖZER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/4683)
Karar Tarihi: 21/1/2015
R.G. Tarih- Sayı: 3/6/2015-29375
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Elif KARAKAŞ
Başvurucu
:
Mustafa ÖZER
Vekili
:
Av. Halil ÖZTÜRK
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, uzman erbaş statüsünde yürüttüğü görevi sırasındakatıldığı operasyon sonucunda oluşan fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklarınedeniyle ilgili idare aleyhinde açtığı tam yargı davasında, bilirkişi raporunayaptığı itirazın reddedildiğini, davanın kısmen kabul kısmen retlesonuçlanmasıyla reddedilen tazminat miktarı üzerinden idare lehine vekâletücreti ödenmesine hükmedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde güvencealtına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalintespiti ile tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 4/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/5/2014 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 11/7/2014 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğiningörüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir
5. Bakanlığın 21/7/2014 tarihli yazısı ile benzernitelikteki başvuruya ilişkin Anayasa Mahkemesi kararına atıfta bulunularakayrıca görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAYLAR VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru dilekçesinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucunun, Şırnak/İkizce 2. Komando Tugay Komutanlığıemrinde sözleşmeli uzman erbaş statüsünde görev yapmakta iken 21/7/2009tarihinde katıldığı bir operasyonda, terör örgütü mensuplarınca daha öncedendöşenen patlayıcı düzeneğin kendisine yakın bir mevzide patlaması sonucu birasker ağır yaralanmış, başvurucu yaralı askerle birlikte helikopterle ŞırnakAsker Hastanesine sevk edilmiştir.
8. Helikopterle tahliye sırasında ağır yaralı olan ve aynızamanda başvurucunun çocukluk arkadaşı olan asker şehit düşmüş, bu olayımüteakip başvurucu sıkıntı, huzursuzluk ve bunaltı yakınmalarıyla 23/7/2009tarihinde muayene olmuş ve kendisine ''AkutStres Bozukluğu'' teşhisi konularak ilaç tedavisi önerilip yirmi günistirahat verilmiştir.
9. Başvurucunun 27/7/2009 tarihli muayenesinde, önerilenilaç tedavisinin aşırı sedasyon nedeniyle kesilerekbaşka bir ilaç tedavisine başlanıldığı, 31/7/2009 tarihli muayenesinde, her ikikulağında, yüksek frekanslarda orta derecede sensorinöralişitme kaybı olduğu teşhisi konulmuştur.
10. Başvurucu, izleyen aylarda ''Postravmatik Stres Bozukluğu''ve ''BTA AnksiyeteBozukluğu'' teşhisiyle ayakta ve yatarak tedavi görmüş, son bir yıliçinde üç aydan fazla hava değişimi ve istirahat aldığından bahisle sağlıknedeniyle 16/7/2010 tarihinde sözleşmesi feshedilmiştir.
11. Başvurucu, 14/7/2010 tarihinde idareye başvurarak maddive manevi tazminat talebinde bulunmuş, ancak başvurusuna yasal süresi içindecevap verilmemiştir.
12. Başvurucu, zımni ret işlemi üzerine 250.000,00 TL maddive 50.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi istemiyle MilliSavunma Bakanlığı aleyhine tam yargı davası açmış, AYİM İkinci Dairesi,11/9/2013 tarih ve E.2010/1311, K.2013/1082 sayılı kararıyla davayı kısmenkabul ederek “25.377,00 TL maddi, 5.000,00TL manevi tazminat verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, 3.641,00 TLavukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, 659 sayılıKanun Hükmünde Kararname'nin 6. ve 14. maddeleri ile Avukatlık Asgari ÜcretTarifesinin 10. ve 12. maddeleri dikkate alınarak 18.527,00 TL avukatlıkücretinin davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine” karar verilmiştir.
13. Başvurucu karar düzeltme yoluna başvurmuş ise de AYİMİkinci Dairesinin 26/2/2014 tarih ve E.2014/341, K.2014/256 sayılı kararı ileistemi reddedilmiştir.
14. Karar başvurucuya 24/3/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu tarafından 4/4/2014 tarihinde süresi içindebireysel başvuruda bulunulmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:
“İdare, kendi eylemve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.”
17. 659 sayılı KHK’nin “Davalardakitemsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı”kenar başlıklı 14. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ileicra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlartarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehineneticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerdeilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehinevekalet ücreti takdir edilir.”
18. 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfadeÖzgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiile 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen ve 30/4/2013tarihi itibarıyla yürürlüğe giren cümle şöyledir:
“Ancak, tam yargı davalarında davadilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizinnihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmaküzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içindecevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
19. Mahkemenin 21/1/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 4/4/2014 tarih ve 2014/4683 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
20. Başvurucu, görevi gereği katıldığı operasyon sonucuoluşan fiziksel ve psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle tarafına tazminatödenmesi istemiyle açtığı davada hazırlanan ilk bilirkişi raporunda meslektekazanma gücünün %45 olarak belirtildiğini, bir yıl üç ay sonra yapılan tetkikve muayenesinde ise meslekte kazanma gücünden kaybetme oranı tespitine mahalarızasının bulunmadığının belirtildiğini, bu tespitin tıp ilmine ve hayatınolağan akışına aykırı olduğunu, AYİM tarafından hazırlattırılan üçüncü raporunda ikinci raporla aynı yönde olduğunu, anılan rapora yaptığı itirazlarınreddedilerek üçüncü raporun karara esas alındığını; dava sonucunda, davaaçıldığı zaman yürürlükte olmayan bir düzenlemeye dayanılarak, reddedilenmiktar üzerinden nispi olarak hesaplanan 18.527,00 TL vekâlet ücreti ödemeyemahkûm edildiğini, böylece lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminatın önemlibir bölümünün vekâlet ücreti olarak idareye geri verildiğini belirterekAnayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
21. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucunun,yargılama sırasında, delillerin hatalı değerlendirilmesi ve kararın adilolmaması nedeniyle eşitlik ve sosyal hukuk devleti ilkeleri ile adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucununihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukukinitelendirmeyi bizzat yapar. Buna göre, eşitlik ve sosyal hukuk devletiilkelerinin ihlal edildiği iddiaları, delillerin değerlendirilmesi ve Mahkemeceverilen kararın adil olup olmamasına ilişkin olduğundan, bu iddialar adilyargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında değerlendirilmiştir. Öte yandanbaşvurucunun, reddedilen kısım üzerinden davalı idare lehine vekâlet ücretinehükmedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiası ayrıcaincelenmiştir.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığıİddiası
22. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
"Bireysel başvuruda, kanun yolundagözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz."
23. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
"Mahkeme, .açıkçadayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."
24. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğinekarar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncüfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilenkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireyselbaşvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
25. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğindenbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Buçerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatasıveya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
26. Somut olayda başvurucu, görevi gereği katıldığı operasyonsonucu oluşan fiziksel ve psikolojik rahatsızlıkları nedeniyle tarafınatazminat ödenmesi istemiyle açtığı davada hazırlanan ilk bilirkişi raporundameslekte kazanma gücünün %45 olarak belirtildiğini, bir yıl üç ay sonra yapılantetkik ve muayenesinde ise meslekte kazanma gücünden kaybetme oranı tespitinemahal arızasının bulunmadığının belirtildiğini, bu sonucun tıp ilmine vehayatın olağan akışına aykırı olduğunu, hazırlatılan üçüncü raporun da ikinciraporla aynı yönde olduğunu, anılan rapora yaptığı itirazların reddedilereküçüncü raporun karara esas alındığını, bu nedenle düşük miktarda tazminatahükmedildiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
27. AYİM ara kararı üzerine üç hekimden oluşan bir heyettarafından düzenlenen 6/7/2011 tarihli GATA Adli Tıp raporuna göre başvurucunun%45 oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiğinin belirtildiği, anılanrapordan yaklaşık bir yıl üç ay sonra başvurucunun tekrar GATA Adli Tıp’a sevkedildiği, burada tek hekim tarafından yapılan 29/11/2012 tarihli tetkik ve muayenesisonucunda başvurucunun meslekte kazanma gücünden kaybetme oranı tespitine mahalarızasının bulunmadığı yönünde rapor verildiği, başvurucunun ikinci raporaitirazı üzerine ve her iki rapor arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıylaAYİM tarafından yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği,dosyayı inceleyen Adli Tıp Anabilim Dalı ve Psikiyatri Anabilim Dalı öğretimüyelerinden oluşan beş kişilik heyet tarafından düzenlenen üçüncü raporda, heriki raporun da doğru olduğu, başvurucunun ilk muayenesinde %45 oranındameslekte kazanma gücü kaybının olduğunun tespit edildiği, ikinci muayenede isehastalığın bulgularının tıbben gerilemesi nedeniyle meslekte kazanma gücükaybetme oranı tespitine mahal arızasının bulunmadığının tespit edildiğiyönünde görüş bildirildiği; başvurucu tarafından beş kişilik bilirkişiheyetinden üçünün daha önceki raporlarda imzasının bulunduğundan bahisle anılanrapora itiraz edildiği, AYİM tarafından söz konusu raporda imzası bulunanlardaniki uzmanın başvurucunun %45 meslekte kazanma gücü kaybı bulunduğu yönündekiilk raporda, bir uzmanın meslekte kazanma gücü kaybı bulunmadığı yönündekiikinci raporda imzasının bulunduğu, bunların dışında başvurucununrahatsızlığıyla ilgili Anabilim Dallarıyla ilgili iki öğretim üyesinin dahaimzasının olduğu ve raporun yeterli açıklıkta değerlendirildiği belirtilerekbaşvurucunun itirazının reddedildiği ve anılan rapor esas alınmak suretiylemaddi tazminat isteminin; takdiren de manevi tazminatisteminin kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin talepler yönünden ise davanınreddine karar verildiği görülmektedir.
28. AYİM’in gerekçesi ve başvurucununiddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafındandelillerin değerlendirilmesinde isabet olmadığına ve esas itibarıylayargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
29. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğudeliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini veiddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere veiddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya dauyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesitarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibiMahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangibir durum da tespit edilememiştir.
30. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararınınbariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği anlaşıldığından,başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması"nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. 659 Sayılı KHK Hükümlerine DayanılarakAleyhe Vekalet Ücretine Hükmedildiği Şikâyeti
31. Başvurucunun, aleyhine hükmedilen vekâlet ücretinin çokyüksek olduğu, dolayısıyla mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönündekişikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmayıp, başka bir kabul edilemezlik nedeni debulunmadığından, bu şikâyet yönünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
32. Başvurucu, haksız çıkan tarafa nispi vekâlet ücretinehükmedilmesine yönelik bir düzenlemenin olmadığı dönemde dava açtığını ve davadevam ederken yürürlüğe giren 659 sayılı KHK’deki düzenleme ile öngörmediği birşekilde vekâlet ücreti ödemeye mahkûm edildiğini, dolayısıyla Mahkemece lehinetazminata hükmedilmesinin önemli ölçüde anlamını yitirdiğini, bu durumun adilyargılanma hakkını kısıtladığını iddia etmiştir.
33. Bakanlık görüşünde, benzer konunun daha önce AnayasaMahkemesi önüne getirildiği, Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun görülerek kabuledilemezlik kararı verildiği, somut başvuru açısından bu kriterlerden ayrılarakfarklı bir neticeye ulaşmayı gerektirecek herhangi bir neden bulunmadığındanayrıca görüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.
34. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmekanlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkemekararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemliölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (B.No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).
35. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına görekazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkememasraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkınamüdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksuntalepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.Ancak, bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru biramaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamuyararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adildengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememişolması gerekir (B. No: 2012/791, 7/11/2013, §§ 61-62).
36. Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara vekâletücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkınayönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesiiçin kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olmasıgerekir. Başvuru konusu olayda dava açıldıktan sonra 2/11/2011 tarihindeyayımlanarak yürürlüğe giren 659 sayılı KHK ile idarenin taraf olduğudavaların, idarenin bünyesinde görev yapan kadrolu hukuk müşavirleri veavukatlar tarafından takibi öngörülmüş olup, davanın reddi halinde idare lehinevekalet ücretine hükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır. Gereksizbaşvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerinfuzuli yere meşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıylabaşvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamınıbelirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülenyükümlülükler dava açmayı imkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derecezorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez.Dolayısıyla davayı kaybetmesi halinde başvurucuya yüklenecek olan vekâletücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, §§ 38 - 39).
37. Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyan başvurucuların, reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplananvekâlet ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu,belirli dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya damahkemeye başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda,davanın özel koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı,mahkemeye erişim hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir (B. No: 2012/791,7/11/2013, § 54).
38. Başvurucunun tam yargı (tazminat) davasını açtığı22/10/2010 tarihi itibarıyla 1602sayılı Kanun’da, dava dilekçesinde belirtilen talep konusu miktarın sonradanıslah yoluyla değiştirilmesine veya dava sonucunda haksız çıkan davacının, her halükarda davalı idare lehine reddedilen miktar üzerindennispi vekâlet ücreti ödenmesini öngören bir düzenlemenin bulunmadığıanlaşılmaktadır.
39. Tazminat alacağının miktarı, ancak bilirkişi incelemesive benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesindebelirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hakkazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veyaöngörülmesi mümkün değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bubelirsizliğin, talep miktarının sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluyla aşılmasıda 1602 sayılı Kanun gereği (§18) 30/4/2013 tarihi öncesinde mümkünolmadığından, hak kaybına uğramak istemeyen davacılar için, tazminattaleplerine ilişkin miktarları yüksek tutmaktan başka seçenek bulunmamaktadır(B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 56).
40. Başvurucu da, bu şartlar altındadüzenlediği dilekçe ile idare aleyhine tam yargı davası açarak 250.000,00 TLmaddi, 50.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. AYİM önündekidavalarda haksız çıkan davacı aleyhine ve davalı idare lehine vekalet ücretiödenmesine ilişkin 659 sayılı KHK’nin 14. maddesindeki düzenleme, 2/11/2011tarihinde yürürlüğe girmiş ve bu düzenlemeyi dikkate alan AYİM de başvuruculehine toplam 30.377,00 TL tazminata hükmettikten sonra başvurucunun,reddedilen fazlaya ilişkin tazminat talepleri üzerinden davalı idareye18.527,00 TL vekalet ücreti ödemesine karar vermiştir.
41. Buna göre, başvurucunun dava açtığı sırada ıslahimkânının olmaması nedeniyle hak kaybına uğramamak amacıyla talebini yüksektuttuğu, hak kazandığı 34.018,00 TL tazminat ve vekâlet ücreti karşısında18.527,00 TL de bir vekâlet ücreti ödeme yükümlülüğü altına girdiğianlaşılmaktadır. Dolayısıyla, başvurucunun dava açtığı tarihten sonra, 659sayılı KHK’nin 14. maddesi ile yapılan düzenleme uyarınca, reddedilen davakonusu miktar üzerinden nispi vekâlet ücreti ödeme zorunluluğu ile karşıkarşıya kaldığı görülmektedir.
42. Dava devam ederken başvurucuların aleyhine yapılan budeğişikliğin, başvurucular tarafından önceden öngörülmesi beklenilemez. Bununlabirlikte, anılan bu düzenlemenin tek başına mahkemeye erişim hakkını ihlalettiği de söylenemez. Bu düzenleme sonucu gerçekleşen müdahalenin ölçülü olupolmadığının da incelenmesi gerekir.
43. Somut olayın koşulları bir bütün halinde değerlendirildiğinde,başvurucunun maddi durumunun elverişsiz olması nedeniyle lehine adli yardımkararı verildiği, ayrıca dava açıldığı sırada ıslah imkânının olmamasınedeniyle hak kaybına uğramamak amacıyla talebini yüksek tuttuğu ve hakkazandığı tazminatın 1/2’sinden fazlasını vekâlet ücreti adı altında davalıidareye geri ödemek zorunda bırakıldığı ve açılan tazminat davasının bu şekildebaşvurucu açısından anlamsız hale geldiği dikkate alındığında yapılanmüdahalenin ölçülü olduğu söylenemez.
44. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
45. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
46. Başvuru konusu olayda, tespit edilen ihlalin sonuçlarınınortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmadığından salt ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında başvurucuya takdiren net 13.000,00 TLmanevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
47. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.706,00 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Yargılamanın sonucunun adilolmadığı iddiasının "açıkça dayanaktanyoksun olması" nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Mahkemeye erişim hakkınınİHLAL EDİLDİĞİNE,
B. Başvurucuya net 13.000,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
C. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,00 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
21/1/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.